TR

Osmanlı Devleti’nde Batılılaşma Anlayışı ve Aydınların Batılılaşmaya Bakışı

Osmanlı Devleti’nde batılılaşma ilk olarak askeri alanda görülür.Osmanlı, Batılılaşmayı bir ideoloji olarak değil bir zaruret sonucu seçmiştir. Batılılaşma; Almanya’da  bir aristokrasi sınıfıyla, Rusya’da ise  bir intelijansiya  oluşumuyla meydana gelmiştir.Osmanlı Devleti’nde ise savaşlarda alınan yenilgilerin sonucunda batılılaşma bir kurtuluş reçetesi olarak görülmüştür.Askeri alanda başlamıştır ve batıda olduğu gibi felsefesi yapılmamıştır.

Batıcılık, Lâle Devri’nde Batı gibi giyinmek,yaşamak ve eğlenmek olarak algılanmıştı.Tanzimat Dönemi ise bir kırılma noktası oluşturmuştur.Tanzimat Fermanıyla  birlikte padişahın sınırsız  yetkileri sınırlandırılmış.Bu dönemde sadece siyasi değil edebiyat ve kültür yaşamında da artık batılı tarzlar hayatın bir parçası olmuştu.Tanzimat dönemi kendi  aydın sınıfını ortaya çıkarmıştı.

Tanzimat’tan sonra Batı her derde deva bir öğretici olarak görüldü. Ancak Balkan Savaşları’ndan Dünya Savaşı’na ve Milli Mücadele’ye uzanan on yıllık evrede, Osmanlı-Türk aydınlarının gözünde Batı ciddi bir itibar kaybına uğramıştı.1908 Devrimi’nden sonra yükselen iyimserlik, Balkan Savaşları’nda ağır bir darbe yemişti.Mehmet Akif Ersoy, yazdığı İstiklal Marşı şiirinde “Medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar” şeklinde Batı’yı tanımlamıştır(Bora,2017:66).Böylelikle Batı artık mümeyyizlik sıfatını kaybetmiş ve tek dişi kalmış bir canavar olarak görülmekteydi.

Batı’nın öğretici olmadığı anlaşılmıştı ancak Osmanlı Devletinin kurtuluşunun anahtarı Batıda görülmekteydi.Tarık Tunaya’nın belirttiği üzere Batılılaşmayı istemek ve Batılı olmak arasında fark vardır. Dolayısıyla önce Batılılaşmanın mahiyetini tayin etmek gerekmekte; Batılılaşmanın bir teknik iktibas mı, bir medeniyet alanından diğerine geçmek mi, yoksa mevcut medeniyeti terk ederek Batı medeniyetini olduğu gibi kabul etmek mi olduğuna karar verilmelidir (Tunaya,2004: 18).

Ahmet Rıza , emperyalist ve sermaye peşindeki Avrupa’nın değil, aydınlanmacı,hür fikirli, sosyal Avrupa’nın örnek alınmasından  yanadır. Hüseyin Cahit Yalçın “zevk, safa, eğlence ve fezahat Avrupası” ile “bilim, uygarlık ve düşünce Avrupası’nı ayırmış ve ikincisinin alınması gerektiğini belirtmiştir. Ali Fuat Başgil ise öz-küspe ayrımını yapmıştır.Başgil’e göre Avrupa’nın sadece özü alınmalıydı.Hepsinin de ortak düşüncesi, şekilsel olarak değil zihinsel olarak bir dönüşüm yaşanmalıydı. Necip Fazıl ise bu görüşlerin aksine Batı medeniyetinin, müsbet bilgiler yığını olduğunu ve maddiyattan başka herhangi bir konuda rehberliği olamayacağını ifade etmiştir. Namık Kemal ve Ali Suvai de Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı’nın maddi gücünden yararlanmasını desteklemekteydi (Mardin,2004:89).

19. yüzyılda Şinasi’nin dile getirdiği ise “Asya’nın akl-ı piranesi ile Avrupa’nın bikr-i fikrini evlendirme” düşüncesidir. Batı’da özgün, yeni ama ham akıl vardır, Doğu’daysa olgun düşünce, derin tecrübe bulunmaktaydı. Ondan yaklaşık seksen yıl sonra, Peyami Safa, evlenme mecazını sürdürerek, Türkiye’nin, eril Avrupa ile dişi Asya’nın zifaf döşeği olduğunu söylemiştir (Bora,2017:69). İkisi de Doğu ve Batı’nın sentezinin yapılması gerektiğini vurgulamışlardır.

Ziya Gökalp ise ”Batı medeniyeti vardır;ama Türk medeniyeti de vardır;Batı kültürü pratik, kullanışlı ve yararlıdır ama Türk kültürü de tarihseldir ve işlevleştirilebilir.” diyerek bir şeyden vazgeçmemize gerek olmadığını belirtmiştir. Falih Rıfkı Atay, Amerika’da her alandaki liyakati  Kanuni dönemi ile eşleştirir.Halide Edip, Amerika’nın anayasaya verdiği değer ile Osmanlı arasında benzerlik kurmuştur.Mavi Anadolucular ise medeniyetin kökünün Eski Yunan değil Akdeniz olduğunu ileri sürmüşlerdir.Batılılaşmanın öze dönüş olduğunu vurgulayarak meşrulaştırmaya çalışmışlardır.

Osmanlı-Türk modernleşmesinin eleştirilen yönlerinden biri taklitçiliğidir.Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında hastasına ‘doğru rüya’ görmeyi telkin eden hekim, taklitçi bir Batılılaşma örneğidir.Bu durum Tanpınar’ın  taklitçi, yüzeysel, yapay Batılılaşmadan rahatsızlık duyduğunu gösterir.Ömer Seyfettin yazdığı ünlü “Efruz Bey” hikayesinde, milliyetsiz, kozmopolit, Batı hayranı, züppe aydın tipini çizmiştir. Batı hayranları, kör bir tutkunlukla kendilerini Batı’nın gösterişine kaptırmıştır (Bora,2017:72). Bu aşırı Batılılaşma, Batı’nın sadece görsel yönünün alınması pasif bir modernleşmedir.

YAZAR

2017 yılı Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü mezunu.Anadolu Üniversitesi , Maliye Bölümü mezunu.Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans öğrencisi.

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR