TR

Bir Soru Bir Cevap “Sanat Sosyolojisine Bakış”

Soru: Bir banka, bir ressama ileri bir tarihte düzenleyeceği resim sergisinde sergilemek üzere 10 adet resim sipariş eder. Oldukça yüksek bir ödeme yapacaktır. Ressamdan talebi “Kent Işıkları” temalı sergi için yapacağı resimlerde gizli ya da açık banka logosuna yer vermesidir. Ressamın bu talebi kabul etmesi ya da reddetmesi durumlarını sanat ve toplum bağlamında tartışınız ?

Gündelik hayat pratikleri içinde her alanda ve elimize aldığımız her nesnede sanatı görebiliriz. Çünkü kendi bedenimiz dahil doğada her şey belli bir nizam içinde sunulmuştur. Sanat, yaşam tarzının bir ifadesidir1 Buradan hareketle toplumsal alan içindeki bireyin davranışları ve yapıp ettikleri de sanatın içleminde yer aldığını söyleyebiliriz. Sanatı oluşturan birey yani “sanatçı” toplumsal alandaki diğer bireylerle aynı yeryüzünü paylaşır. Bu durumda sanatçı da yaşadığı toplumun özelliğini taşıyacağı gibi sanatı oluşturan diğer insanlarla fiziki şartlar bakımından eşdeğerdir. Sanat toplumların yaşadığı her zaman diliminde var olmuş bir olgudur. Bireylerin yaşam tarzlarıyla ortaya koydukları davranışlar, nesneler sanatın konusunu oluşturur. Çünkü toplumdaki bireylerin davranışları somut birer simgedir. Bu simgelerin kimi zaman estetik oluşu ya da tesadüfi bir araya gelişi sanatı oluşturur. Sanatın dallarını düşünecek olursak fotoğraf, resim, tuvale çizilen bir portre, edebi kaygılarla yazılan bir eser ya da tiyatro eseri sanatın birer dallarıdır. Toplumsal alan içinde yaşayan bireylerin halet-i ruhiyesini, dönemin zihniyetini, dünyayı algılayış ve yorumlayışlarını sanat yoluyla öğrenebiliriz. Bu önemli omurga ise sanatla oluşmaktadır. Çünkü bireyler dünyayı algılamaya başladıkları andan itibaren düşünürler yani çevrelerini sorgularlar. Sosyoloji burada devreye girmektedir. Pozitif bilimlerle beraber aklın ön plana çıkması neticesinde düşünen ve sorgulayan bireyler oluşmaya başlamıştır. Sorgulama beraberinde merak duygusu perçinlenmiştir. Sosyoloji yani en bilinen tanımıyla “toplum bilimi” bireyin davranışlarını incelemeye başlamıştır.

Max Weber’in verstehen (anlamacı) bakış açısıyla topluma yaklaşılması bilimsel ve teknik anlamda yeni bir çığır açmıştır. Sanatta ve diğer toplumsal kurumlarda metodolojik olarak bundan etkilenmiştir. Günümüzde “Gündelik Hayat Sosyolojisi” ve “Boş Zaman Sosyolojisi” adlı konuların oluşması tarihsel süreç içinde gelişen ve değişen toplum yapısının bir göstergesidir. Toplumsal dinamiklerden etkilenen sanat dönemsel olarak hakim paradigma ile şekillenmiştir. Toplumsal gelişmeler (siyasi, ekonomik, eğitim, dini) gelişen durumlar her dönem sanata yansımıştır. İçinde bulunduğu toplumdan bağımsız yaşamayan birey ve onun çalkantılı bilişsel dünyasını kendini ifade etme olarak sanatı bir “araç” olarak kullanmıştır.

Sanatın başlangıcına baktığımızda insan nesli kadar eski bir tarihçe ile karşı karşıya kalırız. Çünkü sanat önceleri sadece bireylerin kendini ifade etmede kullandıkları bir olgu olarak karşımıza çıkar. Fakat sanatın “sanat” olarak adlandırılması insanlık tarihinde bir hayli zaman alır. Bunu Koluaçık şöyle açıklar. Sanat, insanlık tarihiyle özdeş olarak gelişen bir olgudur. İnsanoğlu gelişim gösterdikçe sanatsal anlamda da gelişimler meydana gelmiştir. Buna bağlı olarak insanlık tarihinin ilk yıllarında sanat, toplumsal yaşamda uzmanlaşılmış bir alan olarak değerlendirilmemiştir2 Yazının başına bir atıf yapacak olursak Soykan, ‘sanatın yaşam tarzının bir ifadesidir’ derken aslında sanatın insanoğlunun var olduğu zamandan beri süregeldiğini yaşamla ve bireyle ne kadar iç içe olduğunu tekrar vurgulamak gerekir. Tarihsel süreç içinde de sanatın kendini var etme şekli değişmiştir. Bunu Dellaloğlu Kant’ın ereksiz ereklilik3 ilkesinden bahsederken eleştirmiştir.

“Frankfurt Okulu, Kant’ın bu ilkesini, sanatın verili olanın reel determinasyonlarından kurtulabilmesini tanımladığı için sahiplenmiştir. Ancak Frankfurt Okulu’na göre meta toplumu çağında Kant’ın bu ilkesi artık tersinden okunmalıdır: “erekli ereksizlik”. Çünkü meta olarak var olmak dışında neredeyse hiçbir varoluş şansı kalmayan sanat artık bir “erekli ereksizlik” olmak durumundadır. Daha üretim sürecinde kendisini gösteren sanatın meta olma karakteri, sanat ürününün bir değişim değeri olarak tasarlanmasını önceden belirlemektir”4

Buradan hareketle sorulan soruda da belirtildiği gibi bir banka bir ressama düzenleyeceği tarihte resim sergisinde kendi logosunun da yer alacağı şekilde bir iş teklifinde bulunması günümüz toplumlarında sanat kendi başına var olabilir mi? Sorgulamasını bizlere yaptırır. Sanatın kapitalizmin buyruğu altında varlığını sürdürmesi ve çeşitli sektörlere hizmet etmesi aslında kendi başına var olan sanatı ikincil konuma düşürmektedir. Sanatın özünde bir amaca hizmet etmesi durumu yokken tarihsel süreçte kapitalizmin çarkına girmesi onu kendi özünden uzaklaştırmış diyebiliriz. Kültür endüstrisi içerisinde sanat kapitalizmle harmanlanmıştır. Kendi varlık alanının bu denli daralması toplumsal alanda gelişen teknoloji bunun bir sonucudur. Kapitalizmle beraber sadece sanat değil doğada bulunan her nesne kapitalizm çarkına girmiştir.

Bunu Vandana Shiva şöyle açıklanmıştır. Tropik ormanlarda yaşayan insanları buna örnek vermiştir. Tropik ormanlarda yaşayan bu insanlar için orman ve ağacın önemli bir yere sahip olduğunu belirterek mevsim geçişlerinde biriken suları kontrol ettiklerini hayvanlarını otlattıklarını söyler. Tropikal ormanlarda büyüyen ağaçların kesilmesinin yöre halkı için geleneksel anlamda fazla önemli olmadığını ve biriken suların absorbe edilmesi için okaliptüs ağaçlarının kullanıldığını söyler.

Fazla yağış alan bu bölgede çok hızlı büyüyen okaliptüs ağaçları ekilmiştir. Bunun sonucunda ağaçların kesilip ticari bir değere dönüştürüldüğünden bahseder. Bunun sonucunda da tropikal ormanlarının yaratmış olduğu bu tropikal kültürün yerini okaliptüs monokültürleri5 almıştır. Shiva bunu aktarırken endüstriyel bir değer taşıyan bu ağaçların doğayı ve yöre insanını fakirleştirdiği tespitinde bulunur. Ve ona göre doğanın kendisi çeşitli kültürlere sahipken kapitalizmin çarkına girmiş üretme olgusunun tektipleştirmeyi getirdiğini ayrıca da eski çağlarda olan sömürgecilik sisteminin günümüzde gizil olarak işlevini hala sürdürdüğünü söyler. Buradan hareketle sanatın toplumdaki diğer olguların kapitalizmin buyruğu altına girdiğini söyleyebiliriz. Günümüzde kitap satış rakamlarına baktığımızda reklamı yapılan kitap reklamı yapılmayan kitaplara nazaran satılma oranları arasında bir fark görülür. Bu durumu kitapçı raflarında popüler kitaplar ya da çok satanlar raflarının daha çok müşteri çektiğini görebiliriz. Bunun yanı sıra akademik açıdan daha kaliteli kitapların reklamı az olduğu gibi talep oranı da diğer kitaplara nazaran düşüktür. Burada da karşımıza matbaa sektörünün kitap basma durumunu talep üzerinden işlediği bir sistem görmekteyiz. Reklam sektörü ile sanatın birleşmesi de bu durum ile benzerlik göstermektedir. Sanat kendi imgelemleriyle bireylere estetik açıdan bir sunuş gerçekleşmesini sağlar. Sanatın sanatçıya sunmuş olduğu materyallerle reklam/kapitalizm/kâr gibi olgular harmanlanır. Bu durumda sanat kapitalizm hegemonyası altında varlığını sürdürür. Dolayısıyla sanatın unique özelliği önemini kaybetmiştir. Halk arasında bir sanat eserinin biricik ve tek olması büyük bir sükse yaratırken günümüzde artık kapitalizm çarkına girmiş şirketlerin ürettiği nesneler bu sisteme dâhil olmuştur.

Buna bir örnek verecek olursak büyük bir şirketin (bu araba üreticisi olsun) ürettiği nesnenin reklamını yaparken “bu arabadan dünyada sadece 11 tane var” sloganıyla arz ve talep arasındaki dengeyi fahiş fiyatlarla sattığı ürün ile dengelediği söylenebilir. Sonuç olarak soruda verilmiş örnekle sanatın kapitalizmin hegemonyasına girdiğini ve araçsallaştığını söyleyebilir.

Ressamın bu durumu kabul etmesi günümüz toplumunda olasıdır. Fakat sanatın hiçbir olguya hizmet etmemesi gerektiğini düşünen ve sanatın sanat için yapılması gerektiğini düşünen bir ressam bu reklamı kabul etmeyecek ve reddedecektir.


KAYNAKÇA

1) Soykan, Ö. N. (Der.). (2019). Sanat Sosyolojisi. İstanbul:Bilge Kültür Sanat.

2) Koluaçık, İ. (2017). Eleştirel Teorisyenlerin kültür endüstrisi kavramı bağlamında sanata ve sinemaya yaklaşımları. Abant Kültürel Araştırmalar Dergisi, 2(3), 135-156.

3) Dellaloğlu, B. F. (2018). Frankfurt Okulunda Sanat ve Toplum, İstanbul:Say.

4) Shiva, V. (2014). İyilerin Yanında Çiftçi Haklarına Adanmış Bir Yaşam, Çağrı Ekiz (Çev.). İstanbul:Sinek Sekiz.

5) Gönç-Şavran, T. (2011). Klasik Sosyoloji Tarihi, Eskişehir:Anadolu Üniversitesi.

Kapak görseli https://www.artmarketmonitor.com/2015/01/26/sothebys-plumps-picabia-transparency-painting-for-london/ (9 Kasım 2019) adresinden alınmıştır.

YAZAR

2015'te Bozok Üniversitesi Sosyoloji bölümünü kazandı. Yozgat Bozok Üniversitesi bünyesinde Sosyoloji Araştırma Topluluğunda ve Halk oyunları topluluğunda görev aldı. 2017-2018 Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde Sosyoloji okumaya devam etti. 2019'da Yozgat Bozok Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Şuan Yozgat Bozok Üniversitesi Sosyoloji bölümü Yüksek Lisans öğrencisi.

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR