TR

Liberalizmin Ortaya Çıkışı, Türkiye’ye Olan Etkileri ve Turgut Özal Dönemi

4) SONUÇ

     Liberalizm çok farklı alanlarda yapılan tartışmaların, çeşitli yorum ve bakış açılarının sentezlenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Liberalizm tek bir düşünürün belirlediği tek bir boyutta gelişen bir felsefi akım olmak yerine birçok düşünürün birçok konuda hatta birbirleriyle farklılaşarak geliştirdikleri düşüncelerin ortaya çıkartıp geliştirdiği bir akımdır. Bu onu diğer sistemlerde var olan dogmatik değer yargılarına ve ilkelere saplanıp kalmaktan kurtarmıştır.

Düşünürlerin her biri ayrı ayrı açılardan olaya bakmakla beraber özgürlük, bireycilik, devlet sınırlılığı, doğal düzen, serbest girişim gibi liberalizmin temel ilkelerinde aynı çıkış noktalarına sahiptirler. Bu da liberalizme çok zengin bir felsefi altyapı oluşturmaktadır.

     Liberal düşünürlere göre siyasal kuruluşlar, siyasal ve toplumsal çıkarlardan bağımsız olarak kişisel çıkarların korunmasına yaptıkları katkılar bağlamında meşrulaşırlar. Liberal felsefeciler, hem her toplum ve kültürün kendi sonunu kendi içinde taşıdığı düşüncesine hem de siyasal ve toplumsal kuruluşların insanı daha iyiye doğru dönüştürme gibi bir amaç taşımaları gerektiği görüşüne karşı çıkarlar.

     1940’lardan sonra büyük bir güce sahip olmuş olan Keynesyen iktisatçıların ortaya koymuş oldukları politikalar 1960’lardan sonra meydana gelen genel iktisadi bunalımı aşmada yetersiz kalırken, neo-liberallerin serbest piyasa, serbest ekonomi ve bireysel özgürlük ilkelerinden kalkan görüşleri tekrar moda haline gelmiştir. Bu çerçevede başta Friedman ve Hayek olmak üzere ortaya konulan politikalar bunalımdan çıkış için tek çare ve bağlanılan umut olarak ABD ve İngiltere’de resmi politika haline gelmiştir. Bu çerçevede ortaya konulan görüşlere inanmış olanlar, yani bu akımın temsilcileri, neo-liberaller, yeni muhafazakarlar, yeni iktisatçılar ve yeni sağcılar olarak bilinmektedir.

     Dünya siyasetinde neo-liberal reformlarının ilk örnekleri; ABD ve İngiltere’de iktidarın liberal siyasete dönüşmesiyle görülmüştür. ABD’de ‘Reagan’, İngiltere’de ‘Thatcher’, ülkemizde ise 1980 darbesi ve sonrasında siyasal, ekonomik ve toplumsal alanlarda köklü değişimlere adım atılarak uygulanmak istenmiştir. Dünyada uygulanmak istenen neo-liberal politikalar ile kapitalizme alternatif olma özelliğini koruyan komünizmin çökmesi, soğuk savaşın sona ermesi ve küreselleşme yoluyla tüm dünyada etkinlik sağlanması amaçlanmıştır. Dünyada liberalleşme eğilimlerin güçlenmesi ve modern devlet yapısının yıpranmaya başlanması; demokratikleşme sürecini beraberinde getirmiş, dolayısıyla bu oluşum, ülkelerde yeniden yapılanma yolu açmıştır. Dünya kapitalizmin, gelişmekte olan ülkelerle doğrudan bütünleşmesi ve küreselleşme sürecinin de ortaya çıkmasıyla, ülkeler dışa açık bir yapıya büründürülerek, neo-liberal politikaları uygulamışlardır. Bu yapılanma sürecine girilmesindeki neden; özellikle, Doğu Avrupa, Rusya, eski sosyalist ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisine entegre olmak ve serbest piyasa mekanizmasını örgütleyerek, batıya açılmak istemesidir. Liberalizmin Türkiye’deki yansımasını Tanzimat, Meşrutiyet dönemlerinde, 1908-1910 yılları aralıklarında, 1946 dönüşümünde ve 1980 sonrası döneminde görmek mümkündür. Neo-liberal dönüşüm diye adlandırılan sürecin Türkiye’deki siyasi ve ekonomik alanlarda yenilik ve değişimlerine vücut veren siyasi aktörü; 45. ve 46. dönem hükümetlerinin Başbakanı Turgut Özal’dır. Özallı yıllar Türkiye’ye pek çok fayda sağlamasıyla beraber yapılan olumsuz eleştirilerden de yola çıkıldığında bu yılların ülkemiz üzerinde olumsuz nitelikte de pek çok etkisinin görüldüğünü söylememiz mümkündür. Liberalleşmeye yönelik en gerçekçi adımlar Özal döneminde atılmış, oldukça olumlu sonuçlar alınmıştır. Ancak bununla beraber, Türkiye’nin neo-liberal dönüşüme hazır olmaması olumsuz sonuçların daha ağır basmasına yol açmıştır. 1980 sonrası Türkiye’de kabul gören serbest piyasa ekonomisi, ülkeyi 1980’li yıllarda ekonomi alanında en hızlı kalkınan ülke konumuna getirmiştir. Ancak, bir takım kişi ve kuruluşlar tarafından suiistimale maruz kalması olumsuz gelişmelerin yaşanmasına sebep olmuştur. Bunun neticesinde, o dönemlerde Türkiye’de yolsuzluk iddiaları fazlasıyla gündem konusu olmuştur. Dolayısıyla zarar gören ekonomik yapı, halkın gelecek ümitlerinde karamsar bir tablonun oluşmasına yol açmıştır.

1980 sonrasında Türkiye’de neo-liberal dönüşümün gerçekleşmesinden sonraki süreçte; sosyal ve ekonomik çerçevede devlet küçültülmüş, piyasada serbestleşme hâkim kılınmış, özelleştirmeler yapılmış, dışa açılım sağlanmış, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği gerçekleştirilmiştir. Ancak, bunca olumlu gelişmenin gerçekleşmesine rağmen, Türkiye toplumsal ve ekonomik açıdan arzu edilen noktaya ulaştırılamamıştır.

1980’lerde neo-liberal dönüşüm için uygulanan politikalar, 1990 sonrasında neo-liberalizmin sonraki aşamasına büyük ölçüde etki etmiştir. Bu doğrultuda, 1990’lı yıllar 1980’li yılların devamı niteliğindedir. 1990 sonrası Türkiye’nin içinde barındırdığı çelişkiler, ülkeyi siyasi ve ekonomik alanlarda krizlere, ekonomik çıkmazlara sürüklemiştir. 1990’lı yıllarda yaşanan bu süreç; sadece Türkiye’yi değil, tüm dünya ülkelerini etkisi altında bırakmıştır. Bu dönemde, dünya ülkelerinin maruz kaldığı krizler, işsizliğin yaşanmasına neden olmuştur. Bu da beraberinde yoksulluğu getirmiştir. Böylelikle, toplum genelinde, yaşanan bu dönüşüme karşı olumsuz bir tavır oluşmuştur.

     Türkiye’de 1990 ile 2000 yılları arasındaki yaşanan süreç; ülkenin devlet yönetimi bakımından oldukça istikrarsız bir dönem olduğunu göstermektedir. Bu yıllar aralığında; artan işsizlik, yolsuzluklar, terör olayları, yükselen siyasal İslam ve siyasi koalisyonlar, ülkede neo-liberalizmin gelişimini sekteye uğratmıştır.

     Dolayısıyla söz konusu politikalar bir bakıma Türkiye’nin küreselleşme sürecine entegre olmasının sonucu olarak görülebilir. Aynı zaman diliminde gelişmiş kapitalist ülkelerde yaşanan strateji değişimi ve neo-liberalizm yükselişinin Türkiye’ye de yansıdığı açıktır. Türkiye’de liberalizme dönük adımlar, batı toplumda olduğu gibi demokratik ve özgür toplum yapısına büründürmek amacında olmamıştır. İktisadi alanda devlet müdahalesiyle gerçekleşen liberalizm, siyasi alanda daha güçlü, otoriter devleti gerektirmiştir. Türkiye’de kapitalist toplum yaratılmak istenildiği halde, batı tipi liberal bir devlet yapısına dönüşememiştir. Her ne kadar ciddi olumsuzluklar ile karşı karşıya gelindiği görülmekte ise de bütün olarak değerlendirildiğinde, Özal dönemi ve sonrasındaki sürecin Türkiye’nin gelişimi açısından önemli bir role sahip olduğu kanısına varılmaktadır. Hedef alınan konum ve politikaya ulaşılamamakla beraber ülkemizde liberalizm kavramı bireylerin hayatlarının bir parçası haline getirilmiştir.

5) KAYNAKÇA

 CİZRELİOĞULLARI, M. Necati. 2013, Türkiye’de Liberalizm (1980-1999): Neo-Liberal Politikaların Türk Politik-Ekonomisine Etkileri, Ankara: Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.

ÇETİN, Halis. Liberalizmin Temel İlkeleri”, Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, S-1.

DUMAN, M. Zeki. 2010, Türkiye’de Liberal-Muhafazakar Siyaset ve Turgut Özal, Ankara: Kadim Yayınları.

DUMAN, Fatih. 2009, “Modern Siyasal İdeolojiler”, Feodaliteden Küreselleşmeye, (ed.) Tevfik Erdem, Ankara: Lotus Yayınları.)

EŞTÜRK, Özlem. 2006, Türkiye’de Liberalizm: 1983-1989 Turgut Özal Dönemi, Hatay: Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.

HAYEK, F. August.  2009, Liberalizm, Liberal Düşünce Dergisi, çev. Ünsal Çetin, Ankara: Liberte Yayınları, S-55, ss-197-223.

HEYWOOD, Andrew. 2013, Siyasi İdeolojiler, İstanbul: Adres Yayınevi.

HEYWOOD, Andrew. 2012, Siyaset, Adres Yayınları.

YAYLA, Atilla. 2013, Hangi Liberalizm? , Liberte Yayınları.

YAYLA, Atilla. 1996, “Liberalizm Ne Değildir”, Diyalog Dergisi, Ankara: Türk Demokrasi Vakfı Yayınevi.

YAYLA, Atilla. 2005, “Piyasa Ekonomisi, Efsaneler ve Gerçekler”, Piyasa, S- 15, 16, ss- 83,86.

] }

AKADEMİK KAYNAK
 

 TR