3) TURGUT ÖZAL VE YENİLİKLERİ
20 Mayıs 1983’te kurulan Anavatan Partisinin genel başkanı olan Turgut Özal, partisinin ve yönetim kadrosunun belli bir ideolojik duruşu olmadığını fakat ANAP için, Adalet Partisi kadar muhafazakar, gelenekçiler kadar İslamcı, neo-faşistler kadar milliyetçi ve CHP kadar ortanın solu olduğunu söylemiştir. Özal bütün açıklamalarında partisinin, milliyetçi, muhafazakar, serbest rekabet, pazar ekonomisi ve sosyal adaletçi yönünü vurgulamaya çalışmıştır. (Duman, 2010: 174-176)
Özal, devlet hakkındaki görüşlerini şu şekilde dile getirmiştir. “1980’li yıllar bütün dünyada ortak bir kanaatler bütününden yani devletçi doktrinlerden, yeni bir bütüne, devletçilik karşıtı mücadeleye girişildiği yıllardır. Yeni görüşte devlet kavramının da mutasyona uğraması kaçınılmazdı.” Bir diğer görüş ise; “Ekonomik kalkınma sürecinde devlet fertle rekabete giremez, tersine ona gelişmesini, kalkınmasını kolaylaştıran akılcı hizmetler sunar. Devlet böyle bir yapılanmaya gitmelidir. “ Özal, devletle ilgili yeniden yapılanma çalışmalarını yetersiz bulmuş daha radikal düzenlemeler yapılmasını istemiştir fakat partisinden ve oylarla birlikte halktan, yeterli desteği alamadığı için bu düşüncesini gerçekleştirememiştir.
Özal, Türkiye’yi dünyadan kopuk askeri ve bürokratik yapı olmaktan çıkarıp, açık toplumcu demokrasiye dönüştürmek istemiştir. Bu anlayışla, Özal, alışılmış düşünce kalıbı olan devletçilik anlayışını değiştirmeyi başarmış ve böylelikle, ülkenin dünya ekonomisiyle bütünleşmesi yolunda önemli adımlar atmıştır. Bütünleşme, ülkeler arasındaki yapısal eşitliği kaldırarak, demokratik bir yapı içerisinde neo-liberal politikaların uygulanmasını sağlamaktır.
Özal’ın görüşleri liberalizmin sınırlı devlet anlayışına uygun düşmektedir. Devlet felsefesi, devletçilik karşıtı bir ekonomik düzene dayalı olmuştur. Özal’a göre, devletin ekonomik faaliyetlerinin bir sınırı olmalıdır, sanayi ve ticarete girmemelidir. Geri kalmış bölgelerde yatırım girişimlerinde bulunursa da kısa süre içinde millete devredilmelidir. Küçük ama güçlü bir devletin var olmasını isteyen Özal, ekonomik kalkınma için devlet tanzim ve teşvik edici yönünü kullanmalı görüşündedir. (Eştürk, 2006: 95)
Liberalizmin sınırlı devlet anlayışı ve devlete karşı bireyi ön planda tutan düşüncesi, ANAP iktidarı döneminde çokça tartışılan konulardan biriydi. Bu dönemde, ANAP uygulamak istediği politikalarla, bireyi devlete karşı ön planda tutan bir anlayış getirmek istemiştir. Ancak, bunu yaparken de devletin görevlerini sınırlamakta ve devleti bireyin hizmetine sunmak istemiştir. Böyle bir anlayış demokratikleşme yönünde büyük faydalar sağlayacaktır.
Türkiye 1980’lere gelene kadar dışa bağımlı bir ekonomiye sahipken Özal döneminde liberalleşme politikası sayesinde dışa bağımlılıktan kurtulmuştur. Özal, ihracata dayalı sanayileşmeye, ekonomik büyümeye, devletçilik anlayışından vazgeçilip ekonomik faaliyetlerin özel sektöre bırakılmasını ve en önemlisi de ekonominin doğal haline bırakılmasını söylemiştir. 150 yıllık modernleşme tarihimizde ilk defa Özal’ın dışa açılma politikasıyla ekonomik kalkınma, dünya ülkeleriyle rekabet etme ve ihracata dayalı gelişme anlayışı ortaya çıkmıştır. Turgut Özal’ın uyguladığı dışa açılma politikaları, geleneksel ekonomik politikaların yeniden yapılanmasına yol açarak, küreselleşmenin Türkiye’de hissedilmeye başlanmasını sağlamıştır. Bu süreç, Türkiye’nin küreselleşme olarak adlandırılan dünya ekonomisiyle bütünleşme sürecinin başlangıcıdır. Özal, serbest piyasa ekonomisi uygulamasını getirerek, neo-liberal ekonominin kabul görmesine imkân vermiştir. Bu dönemde yine milli sermayenin önü açılmış ve yerli sermaye gelişen dünya kapitalizmine entegre olmuştur. (Duman, 2010: 295-296)
Türkiye ekonomisinde o döneme kadar yetersiz sermaye ve teşebbüsü desteklemek zorunda kalan devletin, Cumhuriyet döneminden itibaren devam eden kontrolcü ve müdahaleci politikalar yerine vergi ve faiz politikalarını uygulamak istemiştir. İktisadi alanda yapılan bu yenilikler ile serbest ithalat ve ihracat teşvik edilerek, özel sektör güçlendirilmiştir. Ancak, KİT’ler ve üretimin özel sektöre devredilmesi ile birlikte devletin iktisadi sorumlulukları, altyapı, yatırım ve ekonominin bazı dönemlerinde yüksek enflasyon ve hakları kısıtlanan işçiler için olumsuz hale gelen çalışma koşulları gibi ciddi sorunlar baş göstermiştir. Türkiye’de neo-liberal dönüşümün belirleyicisi olan Turgut Özal’ın temel amacı, sermayenin önünde engel olarak görmeye başladığı devletin, ekonomiye müdahalesini minimal seviyeye indirerek devleti küçültmekti. Bunun içinde, Türkiye’de özelleştirme, vergi sistemi ve dış politikalar üzerinde reformlar yapmıştır.
Dış politikayı siyasi açıdan ele aldığımızda; ekonomi ve siyasette liberalizm ve farklılıkların bir arada olduğunu savunan Özal’ın, dış politikada da ABD politikalarına uyumlu bir Türkiye’nin kazançlı çıkacağını savunduğunu görmekteyiz.
Özal, liderliği süresinde dış politikanın gelişimi açısından Türkiye ile Batı ittifakının oluşturulmasına yönelik niteliksel değişiklikler meydana gelmesine öncülük etmiş ve AB veya ABD’den birine bağımlılığı önlemek maksadıyla da hem Avrupa hem de Amerika ile eşzamanlı olarak ilişkileri geliştirme amaçlı çabalar sarf etmiştir. Özal’ın bu çabalarının neticesinde Türkiye’nin Batı ile ittifakı güçlenmiş dolayısı ile de ülkenin pazarlık gücü artış göstermiştir. Önceki liderlerin iktidar dönemlerinde karmaşık bir seyir izleyen Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, Özal döneminde istikrar kazanmıştır.
Özal’ın 24 Ocak istikrar tedbirleri ile başlayan ekonomik reform çerçevesinde, dünya ekonomisiyle bütünleşme, serbest piyasa ekonomisi, özelleştirme, vergi sistemi ve döviz politikası alanlarında önemli adımlar atılması, ekonomide önemli gelişmelerin yaşanmasına neden olmuştur. AB’ye başvurulmasında bu gelişmeler, güven veren faktörler olmuştur. Türkiye’nin AB’ye üyelik hedef ve süreci, Turgut Özal ile ilerleme kazanmış, sonraki dönemlerde ise hissedilmeye başlanmıştır.
Sonuç olarak Turgut Özal’ın iktidara geldiği dönem, tüm dünyada çeşitli yeniliklerin olduğu bir dönemdir. Özal’ın devlet projesini anlamamız için öncelikle 1980’li yıllara bakmamız gerekir. Özal sayesinde küreselleşen dünyada değişen ekonomik, politik/siyasi, askeri, teknoloji gibi konular Türkiye’ye de ulaşmıştır.
