TR

Türkiye’de Kentsel Aile ve Kırsal Aile

Giriş

Ailenin evrensel bir tanımını yapabilmemiz oldukça zordur. Genellikle aile kavramını açıklarken ‘’anne, baba ve çocuklardan oluşan toplumsal birim’’ olarak ifade edilir. Fakat bu tanım aile kavramının ‘’çekirdek aile’’ kategorisini açıklamaktadır. Toplumun önemli bir parçasını oluşturan aile, bireyin doğumundan itibaren barınma, beslenme, eğitim gibi temel ihtiyaçlarının karşılandığı sosyal bir ortamdır. Toplumun sahip olduğu değer yargıları, normatif kurallar ve sosyalleşmenin en ciddi ve yoğun olarak yaşandığı toplumsal yapı ailedir (Sayın, 1990).

Ailenin kesin ve evrensel bir tanımını yapmanın güçlüğü nedeniyle farklı aile tanımları belirli özellikleri sınırlayan açıklamalar şeklinde tarihi bir yol izleyerek karşımıza çıkmakta ve yapılan her bir tanım aileyi farklı bir kategori içerisine yerleştirmekte ya da ailenin ön plana çıkan bir yönüne vurgu yapmaktadır (Aktaş, 2015).

Bu çalışma, ailenin iki türü olan kentsel aile ve kırsal aileyi Türkiye bağlamında açıklamayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda kentsel ve kırsal ailenin büyüklük, ekonomik yapı, otorite ilişkileri ve çocuğun konumu bakımından karşılaştırmaları yapılacaktır. Bu karşılaştırmalar yapılırken birçok kitap ve makaleden yardım alınarak çalışmanın tutarlı olması sağlanacaktır. Karşılaştırma dört başlıkta toplanmıştır.

Bazı kaynaklarda kentsel aile kavramı kent ailesi olarak kırsal aile de köy ailesi veya geleneksel aile kavramları ile kullanılmıştır. Bu çalışmada ise akademik literatürde sıkça kullanılan kentsel aile ve kırsal aile kavramları kullanılacaktır.

Büyüklük Açısından Kırsal Aile ve Kentsel Aile

Türkiye’de ailenin büyüklüğü belirli dönemlerde değişime uğramıştır. Küreselleşme ve teknolojinin ilerlemesi bu değişime doğrudan etki etmiştir. Toplamsal ve ekonomik yapı değişmeleri aile yapısında ve buna bağlı olarak işlevlerinde çeşitli değişmelere neden olmaktadır (Özbay, 1984). Özellikle Türkiye’ye 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan yardımlar (Truman Doktrini ve Marshall Planı) tarımda makineleşmeyi hızlandırmıştır (Ertem, 2009). Tarımda makineleşme hızlandıkça kırsal alanda yaşayan insan sayısına ihtiyaç azalmaya başlamıştır.

Kırsal kesimde yaşayan aileler için aile bireyinin sayısı oldukça önemliydi. Çünkü tarım işleri kol gücüne dayanan bir geçim kaynağıydı. Bu yüzden aile yapıları geleneksel geniş aile biçimindedir. Ailede anne, baba, çocuklar, babaanne, dede gibi bireylerden oluşmaktadır. Bu ailelerin akrabalık bağları çok güçlüdür.

Klasik tarım yapıldığı dönemde kol gücüne ihtiyaç olduğundan ailedeki işgücü önemlidir. 1948 yılında sadece 1756 olan traktör sayısı, 1955’te 40282’ye, 1960’ta 42136’ya 1965’te ise 54668’e çıkmıştır (Makal, 2001). Yaklaşık 15 sene içinde tarıma ciddi şekilde makinelerin girmesi kırsal ailenin yapısını da değiştirmiştir. Köylerde işsiz sayısı oldukça artmış ve köylerden kentlere yönelen göçler hızlanmıştır. Bu durumdan özetle kırsal ailede ailenin nüfusu önemini yitirmeye başlamış ve sonraki süreçte kırsal kesimde yaşayan geniş aileler çekirdek aile yapısına doğru evirilmeye başlamıştır.

Kırsal alandan kentlere göçen aileler ilk etapta yine geniş aile yapısındadır. Çünkü ekonomik koşullar aile bireylerinin hep bir arada yaşamalarını zorunlu kılmıştır. Bu tip aile biçimlerine genelde gecekondu ailesi denilmektedir. Gecekondu ailesi bir taraftan kırsal ailenin alışkanlıkları, tutumları ve değer yargılarıyla çevrilip diğer taraftan kent yaşantısının etkisinin altında kalan bir aile tipidir (Gökçe, 1990). Kente ilk göçen ailelerden birkaç kuşak sonrasında kurulan aileler kentsel ailelerin yapısına uyum sağlamaya başlamıştır.

Kentsel aile yapısında ise genellikle çekirdek ailelerden oluşmaktadır. Sanayileşmiş çağdaş toplumlarda özellikle kentlerde geniş aileler yerini giderek küçük ailelere bırakmıştır (T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Aile ve Tüketici Hizmetleri, 2011). Aileler genellikle anne-baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşmaktadır. Çocuk sayısı kırsal aileye göre daha azdır. Çocuklar evlendikten sonra aileleriyle birlikte yaşamayı bırakır ve ayrı bir yere yerleşerek yeni bir aile kurarlar. Kent ailesinde yakınlık ilişkileri de zayıflamıştır. Ailenin bireyleri üzerindeki denetim ve baskıları azalmıştır (Arslan, 2002).

Kentsel aileler anne, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aileden meydana gelmektedir. Türkiye’de kadınların da iş hayatına girmeden önceki dönemlerde Türk toplumundaki ataerkil yapının da etkisiyle baba, aile otoritesine karşı baskın durumdadır. Çünkü bu tip ailelerde eve gelir sağlayan babadır.

Kentsel ailelerde evlenme yaşı kırsal aileye göre daha yüksektir. Büyük kentlerde ortalama evlenme yaşı erkek için 28, kadınlar için ise 24’tür. Bunun nedeni de iş edinmek için gerekli olan uzun öğretim yıllarıdır (Özkalp, 2015).

 Ekonomi Açısından Kırsal Aile ve Kentsel Aile

Ailelerin barınma, beslenme gibi temel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi adına aile ekonomisi büyük önem arz etmektedir. Türkiye’de belirli bir döneme kadar ailenin gelirini sağlayan babaydı. Anne ise evin işleri (temizlik, çamaşır, ütü, yemek vb.) ve çocuklarla ilgilenirdi. Çoğu çekirdek aile ve geniş ailede roller bu şekilde paylaşılmaktaydı. Ekonomik ihtiyaçların artmasıyla birlikte kadınlar da iş hayatında yer almaya başlamıştır. Bu yüzden ailede eşlerin(karı-koca) her ikisinin de çalıştığı kariyer sahibi olduğu bir yapıya doğru değişim başlamıştır (Wallis & Pricethe, 2003).

Kırsal alanlarda geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Kırsal ailede aile bireylerinin neredeyse tamamı işe katılmaktadır. Kırsal aile yatay ve dikey boyuttaki kuşakların bir arada yaşadığı, ekonomik ve siyasal bir birlik olarak düşünülür (Arslan, 2002). Zaman içerisinde kırsal yerleşim alanlarındaki toprak mülkiyetlerinde yaşanan farklılık aile yapısını da etkilemektedir. Kırsal alanlardaki yoğun nüfus artışı, toprağın miras yoluyla parçalanması gibi nedenler, köylerden sürekli olarak kentlere göç edilmesinde etkili olmaktadır (Volkan Özbek, 2009).

Kentsel ailelerin ekonomik hayatı kırsal aileye göre daha karmaşıktır. Sanayileşmenin etkisiyle bireyler yapılan işin tamamında yer almak yerine iş bölümü yaparak çalışmaktadır. Bununla birlikte kendilerine verilen işlerde uzmanlaşmaya başlamışlardır. Ayrıca kadınlar da ev ekonomisine katkı sağlamak amacıyla çalışma hayatına atılmıştır.

Köyde aile aynı zamanda bir üretimi gerçekleştirirken, şehirde tarım dışı kesimlerde toplanan üretim faaliyetleri çok daha geniş kesimde örgütlenerek ailenin çevresini aşmaktadır (Volkan Özbek, 2009). Kentsel ailede aile bireyleri büyük oranda farklı işlerde ve birbirlerinden uzak yerlerde çalışmaktadır. Aile bireylerinin zamanlarının büyük bir bölümünü birbirlerinden uzakta geçirmeleri aile bağlarının gevşemesine neden olmaktadır (Arslan, 2002). Bu durum sonucunda da bireysellik ön plana çıkmaktadır.

Otorite Bakımından Kırsal Aile ve Kentsel Aile

Türk toplumlarında ailenin ataerkil yapıda olduğu bilinmektedir. Fakat modernleşen dünyada, kadının da iş hayatına girmesiyle birlikte aile yapısı içindeki roller de değişmeye başlamıştır. Kadının da iş hayatına adapte olmasıyla birlikte ev işleri karı-koca arasında paylaşılmaya başlamıştır.

Kırsal ailelerdeki evliliklerde eşler arasında duygusallığa ve romantizme fazla yer olmadığından geçimsizlik, aile içi kavgalar, anlaşmazlıklar, boşanmalar ve ayrılmalar düşük seviyededir (Kızılaslan, 2006). Kente uzak olmak insanların aile ilişkilerinde daha gelenekçi ve katı kuralcı olmalarına sebep olmaktadır (Köknel, 1981). Toplumsal değişimler sonucu aile yapılarında da değişmeler yaşanmıştır. Kırsal ailede erkeğin rolü, ailenin geçimini sağlamak üzere evin dışında çalışmak ve ailenin dışarıdaki ilişkilerini düzenlemek, kadının rolü ise aile içinde bireyler için üretim yapmak ve tüketimden bireyler arası ilişkilere kadar her şeyi düzenlemek idi (Kızılaslan, 2006).

Kentsel ailede de erkek egemen otorite anlayışı bulunmaktaydı. Fakat kadının da iş hayatına girmesi bu durumun değişmesine büyük katkı sağlamıştır. Kadınlar da erkekler kadar aile içi konularda söz sahibi olmaya başlamıştır. Özellikle son dönemlerde kadınların: evlilik ve eş seçiminde kısmen daha özgür hareket ettikleri, mesleki ve iş yaşamına katılımının arttığı, eğitim imkanlarından yararlanılabildiği, aile içi kararlara katılım konusunda daha geniş bir özerklik alanına sahip olmaktadır (Aktaş, 2015).

Tabi bu durum erkeğin giderek azalan egemenliğinin yanı sıra erkeğin bu sürece alışması sorununu da beraberinde getirmektedir. Bir taraftan geleneksel olarak kendisine atfedilen değer ve rolleri sergilemeye, bu yolla erkekliğini yeniden üretmeye cabalarken; öte yandan toplumsal dönüşümle gelen ve geleneksel erkeklik tanımlarına uymayan ev işleri, çocuk bakımı gibi sorumlulukları yerine getirmesi ve empati, hoşgörü, uzlaşım gibi kadınsı değerleri sergilemesi beklenmektedir (Bayer, 2013). Buna bağlı olarak erkek kimliğini üzerinde taşıyan öznenin kimliği ve benliği arasındaki gerilim daha da belirgin bir bicimde edimlere yansımaktadır. Böylece, sözü edilen gerilim günlük yaşamda, oldukça sorunlu ve bunalımlı erkeklik biçimlerinin görünmesinin de gerekçesi haline gelmektedir (Oktan, 2008).

Çocuğun Konumu Açısından Kırsal Aile ve Kentsel Aile

Çocuk, anne ve babadan sonra aileyi oluşturan önemli temel taşlardan birisidir. Aileler soylarını devam ettirebilmek adına çocuk sahibi olurlar. Ailelerde çocuğa atfedilen önem kentsel aile ve kırsal aile yapılarında farklılıklar arz etmektedir. Bunun dışında çocukları yetiştirme şekilleri ve eğitimleri onları geleceğe hazırlama noktasında her ailede farklı yöntemlerin kullanıldığı görülmektedir. Aile içi ilişkilerde çocuğun yerinin bilinmesi, aile dinamiğinin çözümlenmesi açısından önemlidir (Taylan, 1984).

Kırsal ailede çocuğun cinsiyetine göre farklı değerler oluşturmaktadır. Erkek çocuk daha çok ekonomik bir güvence olmakta, erkek çocuklar ebeveynler için gelecekte (yaşlılıkta ve her iki taraf için iş göremez durumlarında) birer güvence kaynağıdır (Taylan, 1984). Bu yüzden erkek çocukları kırsal aile için daha çok tercih konusu olmakla birlikte kız çocuklarına ayrı önem atfedilir. Genel olarak kırsal ailede çocuğun aile içi karar almada pek bir etkisi yoktur.

Kentsel ailelerde çocuk sayısı kırsal aileye göre daha azdır. Aslında çekirdek aile kavramının tam karşılığını yansıtmaktadır. Kentsel ailelerde ekonomik durumun daha az sayıda çocuk yetiştirmeye müsait olduğundan kent ailelerinde ortalama 2 çocuk bulunmaktadır.  Kentlerde genellikle erkek çocuk yetiştirme ile kız çocuk yetiştirme arasında pek fark görülmemektedir (Taylan, 1984). Kentsel ailede aile içi karar alma durumlarında çocuklar da zaman zaman yer almaktadır.

Günümüzde kırsal aile ve kentsel ailede de çocuğa cinsiyetçi olarak değer verilmesi etkisini yitirmeye başlamıştır. Günümüzde eğitimin, şehirleşmenin, kitle iletişim araçlarının etkisi gibi birçok nedenden ötürü, köy yerleşme alanlarında da kadınlara ve kız çocuklarına verilen değerin niteliğinin değiştiği gözlenmektedir. Özellikle aile içi ilişkilerde kız çocuklarının verilen değere bağlı olarak rol ve statüsünün değişim geçirdiği söylenebilir (Taylan, 1984).

 Sonuç

Türkiye’de yerleşim yerlerine göre yapılan ayrımda kırsal aile, ailenin büyüklüğü, doğurganlık, ailede karar verme yetkisi, otoritenin dağılımı, aile içi statü ve rolleri, erkek ve kız çoğuna verilen değer gibi aile içi ilişkiler içinde belirleyici konularda kentsel aileden farklıdır.  Fakat zaman içinde iletişim, haberleşme ve ulaşım gibi araçların gelişmesi ile kentler ve kırsal alanlar birbirine yakınlaşmış, buna bağlı olarak modernleşmenin ve eğitimin kırsal alanlara da gitmesiyle kırsal ailede aile içi ilişkilerde değişim görülmektedir. Türkiye’de görülen ataerkil toplum yapısının değişim gösterdiği, kadına ve kız çocuğuna verilen değerin eskiye dönemlere nazaran arttığı bilinmektedir.


Kaynakça

Aktaş, G. (2015). Türkiye’de Aile Sosyolojisi Çalışmalarına Genel Bir Bakış. Sosyoloji Konferansları, 419-441.

Aktaş, G. (2015). Türkiye’de Aile Sosyolojisi Çalışmalarına Genel Bir Bakış. Türkiye’de Sosyolojinin 100. Yılı (s. 419-441). İstanbul: İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi Metodoloji ve Sosyoloji Araştırmaları Merkezi.

Arslan, A. K. (2002). DEğişen Toplumda Aile ve Çocuk Eğitiminde Sorunlar. Ege Eğitim Dergisi, 1(2), 25-33.

Bayer, A. (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 10-129.

Ertem, B. (2009). Türkiye-ABD İlişkilerinde Truman Doktrini ve Marshall Planı. Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12(21), 377-397.

Gökçe, B. (1990). Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme. Aile Araştırma Kurumu Yayınları, 46-67.

Kızılaslan, N. (2006). Kente Uzaklığın Kırsal Aile Yapısına Etkileri. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2(3), 141-162.

Köknel, Ö. (1981). Ailede ve Toplumda Ruh Sağlığı. İstanbul: Hür Yayın.

Makal, A. (2001). Türkiye’de 1950-1965 Döneminde Tarım Kesiminde İşgücü ve Ücretli Emeğe İlişkin Gelişmeler. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 56(3), 103-140. Dergipark. adresinden alındı

Oktan, A. (2008). Türk Sinemasında Hegemonik Erkeklikten Erkeklik Krizine: Yazı-Tura ve Erkeklik Bunalımının Sınırları. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 152-166.

Özbay, F. (1984). Kırsal Kesimde Toplumsal ve Ekonomik Yapı Değişmeleri. Türk Sosyal Bilimler Derneği, Türkiye’de Ailenin Değişimi, Toplumbilim İncelemeleri, 35.

Özkalp, E. (2015). Aile ve Toplumsal Gruplar. E. Özkalp içinde, Davranış Bilimleri-I (s. 84-117). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.

Sayın, Ö. (1990). Aile Sosyolojisi. İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi.

T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Aile ve Tüketici Hizmetleri. (2011). Aile Yapısı. Ankara: T.C. Milli Eğitim Bakanlığı.

Taylan, H. H. (1984). Türkiye’de Köy Ailesinde Aile İçi İlişkiler. Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 117-138.

Volkan Özbek, F. K. (2009). Kırsal Kesimde ve Kentlerde Yaşayan Ailelerin Dayanıklı Tüketim Malları Satın Alma Kararlarının Karşılaştırılmasına Yönelik Bir Araştırma. Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12(21), 139-156.

Wallis, L., & Pricethe, T. (2003). Relationship Between Work-Family Conflict And Central Life Interests Among Single Working Mothers. SA Journal of Industrial Psychology, 26-31.

YAZAR

1995 Eskişehir'de doğdum. İlk ve Orta öğrenimimi Bilecik'te tamamladım. Lisans eğitimimi 2014/2018 yılları arasında Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde tamamladım. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu tarafından desteklenen (Bilecik’te Yaşayan Afgan Mültecilerinin Bilecik Halkına Sosyo-Ekonomik Etkileri) başlıklı proje kapsamında Bilecik Merkez’de yapılan alan araştırmasına katıldım.

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR