TR

Köy Enstitülerinin Kuruluşuna Gidilen Süreç

30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesinin imzalanması ile Osmanlı Devleti İtilaf Devletleri ile olan savaş haline son vermiş ve mütarekenin imzalanmasından kısa bir süre sonra İstanbul, İtilaf Devletlerince işgal edilmiştir. İstanbul’un işgali ile başlayan işgal hareketleri giderek tüm yurda yayılmaya başlamış ve bu sırada da Anadolu’da Mustafa Kemal’in önderliğinde işgallere karşı bir direniş hareketi başlamıştır. Anadolu’da başlayan bu direniş hareketi İzmir’in işgali sonrası tüm ülkeyi etkisi altına almaya başlamış ve artık bir Kurtuluş Savaşına dönüşmüştür. 1920 yılına gelindiğinde ise işgallere hiçbir tepki göstermeyen İstanbul Yönetimi, Sevr antlaşmasını imzalayarak Türk milletini adeta kaderine terk etmiştir. Tüm bunlara rağmen Türk milleti tüm varlığı ile işgalcilere karşı koymuş bu sırada birçok genç evlatlarını bu uğurda feda etmiştir.

Mudanya Mütarekesi ve ardından Lozan Barış Antlaşması ile ülkede ki savaş hali son bulmuş artık sıra genç ülkenin yeniden yapılandırılmasına gelmiştir. 3 Mart 1924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimde birlik sağlanmıştır. 1 Kasım 1928’de Arap harfleri terk edilmiş ve yeni Türk alfabesi kabul edilmiştir. Bu yeni kanun ile Türkiye çağdaşı olan devletlerin birçoğunda kullanılan Latin harflerini kabul etmiştir. Genç ülkenin yöneticileri eğitim ile ilgili bir dizi kararlar almışlardır lakin bunlar yeterli değildir. Çünkü buradaki asıl sorun eğitimi ülke çapına yayabilmektedir. ‘’1924 yılında ülkemize gelip öğretmen yetiştirme konusunda bir rapor veren Eğitimci Prof. J. Dewey sadece siyasal, ekonomik ve kültürel gelişmede önderlik edeceklerin yetiştirilmesinin yetmeyeceğini, bütün vatandaşların buna hazırlanması gerektiğini belirtmiştir. Okulların toplumsal hayatın merkezi olması gerektiğini açıklayan Dewey, köylerin ihtiyacı düşünülmeden kurulan eğitim sisteminin kuramsal ve skolâstik bir nitelik kazanacağını ileri sürmüştür.’’[1]  

1927 nüfus sayımına göre Türkiye’nin toplam nüfusu 13,648,270’dir. Bu Nüfusun sadece 3,305,879’u il ve ilçe merkezlerinde yaşamakta iken geriye kalan 10,342,391 kişi belde ve köylerde yaşamaktadır. Yine aynı yılın nüfus sayımına göre Türkiye’de toplam belde ve köy sayısı 40,600’dür.[2] Yukarıdaki verilere bakıldığı zaman nüfusun %80’inin belde ve köylerde oturduğu anlaşılmaktadır. Bu dönemde Türk ekonomisinin hala tarıma dayandığı hatırlanırsa belde ve köylerdeki nüfusun eğitilmesinin ülke ekonomisi açısından da ne kadar hayati önem taşıdığı daha iyi anlaşılacaktır. Sözünü ettiğimiz yıllarda Türkiye sanayileşememiş, köyler ile il ve ilçe merkezi arasındaki ulaşım yeterli seviyeye çıkartılamamıştır. Bunun farkında olan yönetici kadro milli eğitimin köylere kadar yayılmasını sağlamak için çözüm yolları aramaktadır. 1935 Tarihinde Milli Eğitim Bakanlığına seçilen Saffet Arıkan Mustafa Kemal’e köye gönderecek öğretmen bulamamaktan yakınmıştır.

Atatürk ise Saffet Arıkan’a Türk Ordusu’nun yetiştirmiş olduğu çavuş ve erlerden yararlanmalarını, söz konusu bu çavuş ve erlere kısa bir eğitim verilerek sorunun çözülebileceğini ve bunlara Eğitmen Kursu denilebileceğini işaret etmiştir.[3] Atatürk’ün işareti ile işe koyulan Saffet Arıkan, İsmail Hakkı Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürlüğüne getirerek ilk adımı atmıştır. Saffet Arıkan ve İsmail Hakkı Tonguç’un çalışmaları neticesinde 1936 yılında Eskişehir Çiftelerde ilk eğitmen kursu açılmıştır. Çiftelerde 85 Eğitmen adayı Hesap, Türkçe, Yurt Yaşama, Tarih gibi bilgiye dayalı derslerin yanında tarla ziraatı, ziraat aletleri, tohum ve yem nebatları, hayvancılık, sebze ve meyvecilik, sütçülük ve süt ürünleri, arıcılık, tavukçuluk, böcekçilik, ziraat sanatları gibi dersler görmekte bunların yanı sıra inşaat işlerin de çalışmakta, köyde gerek duyulacak ve uygulama alanı bulacakları duvarcılık ve dülgerlik gibi dersleri de öğrenmekteydiler.[4] Çiftelerde gösterilen derslere bakıldığında köylere Eğitmen olarak gönderilecek olan kişilerin gittikleri köylerde sadece okuma yazma göstermek değil, köylünün günlük hayatında işine yarayan veya yaraması muhtemel olan bilgileri de köylüye öğretecek yapıda donatıldıkları görülmektedir. Zaten 11 Haziran 1937 de çıkarılan 3238 sayılı Köy Eğitmenleri Kanunun 1. Maddesine göre  ‘’ Nüfusları öğretmen gönderilmesine elverişli olmıyan köylerin öğretim ve eğitim işlerini görmek, ziraat işlerinin fenni bir şekilde yapılması için köylülere rehberlik etmek üzere köy eğitmenleri istihdam edilir.’’[5] Denmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere köylere gönderilmesi düşünülen Eğitmenlerin eğitmenlik vasfının yanı sıra köylüye bir kılavuz olması amacı güdülmektedir.

 Saffet Arıkan ve İsmail Hakkı Tonguç’un çalışmaları sonrasında ortaya çıkan Eğitmen Kursları daha sonra açılacak olan Köy Enstitülerinin alt yapısını oluşturmakta, adeta Köy Enstitülerine giden yolu açmaktadır. Zaten Köy Enstitülerinin Kurucuları dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel Ve Eğitmen kurslarının açılmasına yapmış olduğu önemli çalışmalarıyla katkı sağlayan İsmail Hakkı Tonguç olacaktır.

Dipnotlar ve Kaynakça

[1] Serkan Esen, Köy Enstitüleri, ( Basılmamış Yüksek Lisans Tezi ), Kilis 7 Aralık Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kilis, 2013

[2] TUİK, İstatistik Göstergeler 1923-2011

[3] Cihandar Arıkan, Neden Köy Enstitüleri ?, Markiz Yayınları, 2012, s. 53

[4] H. Nedim Şahhüseyinoğlu, Köylünün Güneşi, Ürün Yayınları, 2015, s. 55-56

[5] Dr. Niyazi Altunya, Köy Enstitüsü Sistemine Tolu Bir Bakış, İstanbul, 2005

İSTATİSTİK GÖSTERGELER Statistical Indicators 1923-2009 … – Tüik

www.tuik.gov.tr/yillik/Ist_gostergeler.pdf 24.02.2018

Kapak Görseli : http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/aydinlanma-mucadelesinin-ozgun-bir-ugragi-koy-enstituleri-219565   adresinden alınmıştır.

YAZAR

Eğitim Bilgileri: Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümü (2018) İlgi Alanları: Kurtuluş Savaşı Yılları, 2. Dünya Savaşı Yılları Türkiyesi, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Tarihi

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR