TR

Muhafazakârlık Nedir?

Das Kapital’in muhafazakâr bir dengi yoktur, ve Tanrı bilir asla da olmayacaktır

-Muhafazakâr entelektüel Russell Kirk

Muhafazakârlık, düşünsel kökenleri itibariyle Roma’lı düşünür Cicero’ya, hatta bir yönüyle Aristoteles’e kadar uzatılabilir. Modern anlamda ise 1789 Fransız Devrimi’nin ortaya çıkardığı siyaset ve devlet anlayışına ve Aydınlanma Felsefesi’nin ortaya koyduğu “insan aklı” projesine olan tepkiyle ortaya çıkmıştır.(Heywood, 2013: 83) Ortaya çıkışı ve düşünsel temellendirmeleri bazı olaylara karşı gösterdiği reaksiyonlara dayandırılsa da, muhafazakâr düşüncenin tamamiyle reaksiyoner bir nitelik taşıdığı söylenemez. Bu yazıda, kısaca  muhafazakâr düşüncenin üzerinde durduğu ana temalarla ve geçirdiği tarihsel evrimle ilgili bilgiler verilecektir.

İlk önce muhafazakârlığı diğer siyasî ideolojilerden ayıran bir özellik olarak, onun ülkeden ülkeye değişen algılanma biçimini belirtmek gerekir. Örneğin dünyanın her yerinde birey merkezli toplum, sınırlı devlet, serbest piyasa ekonomisi gibi kavramlar kullanıldığında liberal ideoloji veya toplumsal devrim, üretim araçlarının mülkiyeti, sınıfsız toplum gibi kavramlar kullanıldığında da Marksizm anlaşılırken, muhafazakâr düşünce için her yerde genel-geçerliliği olan kavramlar bulmak zordur. İngiliz muhafazakârlığında özgürlükler ön plandayken, Alman muhafazakârlığı daha otoriter, Fransız muhafazakârlığı ise daha reaksiyoner bir nitelik taşır. Türk muhafazakârlığı ise, biri liberal biri otoriter olmak üzere iki ana damardan beslenmektedir. Ancak yine de, muhafazakâr düşüncenin kendi içindeki akımlar bir kenara bırakıldığında, tüm muhafazakârların üzerinde uzlaştığı dört temel unsurdan bahsedilebilir.(Çaha, 2013: 141)

Birinci unsur insandır. Aydınlanma Felsefesi, ortaya çıkışı itibariyle insan aklına müthiş bir güven duymuş ve bilimsel bilginin de desteğiyle insan aklının evrenin bilinmeyen tüm sırlarını çözebileceğini ve en mükemmel siyasal/toplumsal yasaları ortaya koyabileceğini, içine doğduğu toplumu dönüştürebileceğini ileri sürmüştür. Muhafazakâr düşünce ise buna şiddetle karşı çıkarak insan denen varlığın ‘sınırlı’ bir varlık olduğunu, aklı ve bilgisi sınırlı olan insanın aklına sonsuz derecede güvenilemeyeceğini ve insanın çevresini değil, çevresinin insanı şekillendirdiğini dile getirmişlerdir. İkinci unsur olarak toplum, muhafazakârların üzerinde en fazla durduğu husustur. Feminizm için kadın neyse, muhafazakâr düşünce için toplum da odur diyebiliriz. Toplumu bireyin ve hatta devletin üzerinde konumlandıran, kendi içinde canlı ve karmaşık bir yapısı olduğunu ve geçmişten geleceğe uzanan kadim süreçte asla müdahale edilmemesi gerektiğini ileri süren muhafazakârlar, istikrarlı bir düzenin ancak bu şekilde yakalanabileceğini düşünürler. Birey değil ama toplum, sahip olduğu üstün özelliklerden dolayı önüne çıkan tüm problemleri çözebilecek tarihsel tecrübeye sahiptir.

Üçüncü unsur düzendir. Düzen, muhafazakârların en fazla sahip çıktığı ve dikkat ettiği öğedir. İnsan aklının yerine ‘tecrübe’yi ikâme eden muhafazakârlar, toplumun ancak geçmişten gelen tecrübeyi geleceğe aktarmasıyla istikrarlı bir düzen kurabileceğini belirtir. Bu noktada, sosyolojideki tabiriyle ‘ara kurumlar’ çok önemlidir. Din, gelenek, kültür, örf, adet, dil gibi bireyi topluma bağlayan ve yüzyıllar içinde ortaya çıkmış olan tarihî ve kadim ara kurumlar, düzenin oluşmasında anahtar bir role sahiptir. Bu yönüyle ‘kendiliğinden’ ortaya çıkan ara kurumların en ufak şekilde değiştirilmesi, müdahale edilmesi, dönüştürülmeye çalışılması veya tahribatı, düzeni ve toplumu derinden sarsacaktır. Bu da kaçınılmaz olarak istikrarın bozulması anlamına gelecektir. İşte tam da bu yüzden, geçmişten gelen tüm öğretileri, gelenekleri, kültürü; kısacası toplumun uzun bir süreçte ortaya koyduğu tüm ara kurumları yerle bir etmesinden dolayı Fransız Devrimi’ne ve bu türden toplumsal devrimlere şiddetle karşı çıkılır. Bilindiğinin aksine muhafazakârlar değişime karşı falan değildir; muhafazakârlar mevcut düzeni altüst eden radikal değişimlere  karşıdır. Onlara göre en iyi düzen, mevcut düzendir. Dördüncü ve son unsur olarak ise otorite/devlet karşımıza çıkar. Muhafazakârlar otoriteyi/devleti, örgütlü en üstün hiyerarşik yapı olarak görürler ve düzeni korumadaki en önemli öğe olarak ‘önemserler’. Devletin birey veya toplum için olmadığını, devletin ve bireyin/toplumun birbirini bütünleyen yapılar olması gerektiğini savunurlar. Düzeni bozacak türden toplumsal hareketliliklerin önünün kesilmesi için devleti gerekli, zorunlu ve iyi bir yapı sayarlar. Örneğin toplumu bir insan vücuduna benzetecek olursak, vücudun herhangi bir uzvunda çıkan bir kangrenin, vücudun tamamını riske atacak olmasından dolayı derhal o uzvun –devlet tarafından- kesilmesi gerektiğini savunurlar. Ancak bu noktada eğer devlet düzeni bozacak türden, ara kurumları istendik bir yapıya kavuşulması için tahribata uğratacak türden faaliyetler içine girerse, o zaman devlete de karşı çıkarlar. İşte bu yüzden siyaset denen faaliyet, muhafazakârlara göre son derece sınırlı bir faaliyet olmalı ve sadece yönetmekten ibaret olmalıdır.

Ortaya çıktığı dönem itibariyle muhafazakâr ideoloji, biri ‘liberal’ diğeri ‘otoriter’ olmak üzere iki gelenek üzerinden devam etmiştir (Çetin, 2012: 108). Daha çok Anglo-sakson ülkelerinde uygulama alanı bulan liberal-muhafazakârlık, tedricî değişime ve özgürlüklere daha fazla önem vermiştir. Diğer ismi İngiliz muhafazakârlığı olan liberal-muhafazakârlık, bu yönüyle daha esnek ve yumuşak bir anlayıştadır. Buna karşılık Kıta Avrupası muhafazakârlığı olarak da adlandırılan otoriter-muhafazakârlık ise, Fransız Devrimi’ne olan tepkiden ötürü daha değişime kapalı ve katı bir özelliktedir. Birinci geleneği David Hume ve Edmund Burke temsil ederken, ikincisini Joseph de Maistre ve Louis de Bonald gibi düşünürler temsil etmektedir.

Bu iki tür, muhafazakâr düşüncenin’klasik’ türünü temsil ederken, muhafazakârlığa yönelik esas ayrım klasik muhafazakârlık-yeni muhafazakârlık şeklindedir (Yayla, 2015: 92) İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra farklı entelektüel akımlardan etkilenen muhafazakârlık, 1970’li yıllardan itibaren Sovyet tehdidine karşı ABD’de liberallerin ve sosyal demokratların geniş bir koalisyonuna dayanan farklı bir politik duruş kazandı. Yeni muhafazakârlık (neo-conservatism) olarak da adlandırılan bu düşünce, 1980’li yıllarda ABD’de Ronald Reagan ve İngiltere’de Margaret Thatcher’ın iktidarları döneminde liberal ideolojinin bazı önermeleriyle de eklemlenerek Yeni Sağ ismiyle uygulama alanı da buldu. Ancak yeni muhafazakârlığın zirve yaptığı esas dönem ise ABD’de ikinci Bush dönemi olmuştur.

SONUÇ

“İnsan, toplum, düzen ve otorite” kavramları, muhafazakâr düşüncenin ana temaları olarak kabul edilebilir. Bunlara akıl, siyaset, bilim, ekonomi gibi bazı kavramlar da eklenebilir ancak hemen hemen tüm muhafazakârların üzerinde durduğu temel kavramlar, anılan ilk dört kavramdır. Türk muhafazakârlığı ise yazının amacına ve kapsamına dahil değildir ancak aşağıda verilen önerilerden hareketle Türk muhafazakârlığı ile ilgili okumalar da yapılabilir.

Muhafazakâr düşünce içindeki “klasik” akımlar olarak adlandırılabilecek ayrım, liberal-otoriter muhafazakârlık şeklindedir. Liberal muhafazakârlık daha değişime açıktır ve Anglo-sakson ülkelerinde temsil edilir. Otoriter muhafazakârlık ise Kıta Avrupası muhafazakârlığı olarak adlandırılır ve Fransa menşelidir. Bu muhafazakârlık türü ise Fransız Devrimi’nin yarattığı yıkıcı etki nedeniyle daha reaksiyonerdir ve değişime çok kapalıdır. Muhafazakârlık içindeki esas ayrım ise klasik-yeni muhafazakârlık şeklindedir. Yeni muhafazakârlık İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ve özellikle 1980’lı yıllardan sonra liberalizmle birleşerek Yeni Sağ adıyla uygulamaya geçen muhafazakârlık türüdür. Margaret Thatcher ve Ronald Reagan en önemli temsilcileridir.


Kaynakça:

Heywood, Andrew, Siyasal İdeolojiler: Bir Giriş, Adres Yayınları, 2013

Çaha, Ömer, Siyasi Düşüncelere Giriş, Dem Yayınları, 2013

Çetin, Halis, Siyaset Bilimi, Orion Yayınları, 2012

Yayla, Atilla, Siyaset Bilimi, Adres Yayınları, 2015

Kitap Önerileri

Bir hocamın daha önce söylediği gibi “iyi kitaplar iyi kitapları referans gösterir”. Ben de size bu düşünceyle konuyla alakalı birkaç “iyi” kitap önerisinde bulunuyorum. Sizler de bunların referans gösterdiği kaynaklara ulaşarak konuyla ilgili daha fazla “iyi” kitap okuyabilir, bilgi sahibi olabilirsiniz.

-Edmund Burke, Fransız Devrimi Üzerine Düşünceler, Kadim Yayınları.

-Birsen Örs, 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasi İdeolojiler içinde Muhafazakârlık bölümü, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

-Andrew Heywood, Siyasi İdeolojiler: Bir Giriş içinde Muhafazakârlık bölümü.

-Tanıl Bora, Türk Sağının Üç Hali: İslamcılık, Milliyetçilik, Muhafazakârlık, İletişim Yayınları

-Nuray Mert, Merkez Sağın Kısa Tarihi, Selis Kitaplar

-Tanıl Bora, Modern Türkiye’de Siyasal Düşünce içinde Muhafazakârlık cildi, İletişim Yayınları

-Bekir Berat Özipek, Muhafazakârlık: Akıl, Toplum, Siyaset, Liberte Yayınları

-Hasan Aksakal, Türk Muhafazakarlığı, Alfa Basım Yayın Dağıtım

-Tanıl Bora, Cereyanlar, İletişim Yayınları


Görsel: http://blog.milliyet.com.tr/muhafazakarlik-nedir

YAZAR

Kırklareli Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, Araştırma Görevlisi Genç Sosyal Bilimciler Derneği Y.K. Üyesi İlgi Alanları: Türk Siyasal Hayatı, Siyaset Sosyolojisi, İdeolojiler, Azınlıklar

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR