TR

Kitap İncelemesi : Erkek Kulübünde Siyaset

Kitabın Bibliyografik Künyesi

Erkek Kulübünde Siyaset                                   

Kadın Parlamenterlerle Sözlü Tarih

Serpil ÇAKIR,2013

Yayına Hazırlayan: Şirin TEKELİ

Grafik Tasarım:Özge KILIÇ

Kapak Uyguluma: Versus Kitap

1.Baskı,Aralık 2013

Versus Kitap: 143

ISBN : 978-605-5691-83-7VERSUS KİTAP

Caferağa Mahallesi Nailbey Sokak

Umut İşhanı No:15

Daire:8 Kadıköy/İstanbul

Tel: 0216 345 40 69

Baskı

Deniz Ofset: Gümüşsuyu Caddesi Odin İş Merkezi B Blok/403

Topkapı/İstanbul 

Sertifika No: 25001

ÖZET

     İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Serpil ÇAKIR’ ın bu kitabı kadınların sorunlarını ele alınıyor. Giriş bölümünde kadınların neden eşitlik yurttaşlık idealinin tam anlamıyla gerçekleşmediğinden ve bu bağlamda siyasal kurumlardaki eksik temsillerin neler olabileceği etrafında dönmektedir. Geleneksel siyaset teorisine, geleneksel siyasal teoride kadınların nasıl yer aldığı incelenmiş ve siyasal düşüncede kadının yokluğunu ele almıştır.

      Kitabın birinci bölümünde ise kadınların yurttaş olma mücadelesinin ilk örnekleri ve kat ettikleri yol’dan bahsetmektedir. Bu çalışmayı yaparken yazar 10 yılı aşkın bir süre içerisinde çalışma yapmış ve sözlü tarih çalışmalarından, arşiv taramalarından yararlanmıştır. Bence çalışmadaki asıl soru kadınların yaşam hakkı gibi bir evrensel değer için bile çabalarını incelemektedir. Kitap da Türkiye’de kadın hareketlerinin eril siyasete verdiği tepkiyi ortaya koymaktadır. Yazar bu araştırmada yazar siyasette kadının neden kalıcı olmadığına, siyasette neden kadınların sayısının çok olmadığına ve siyasetin neden erkek kulübü olduğuna dair sorular sormaktadır.Çünkü kadınların Türkiye’de karşı karşıya  kaldığı zihniyet Ali BULAÇ’ın kitapta da alıntılanan şu sözleri ile ifade edilebilir;

     “Bence kadının birinci görevi annelik ve ev hanımlığıdır. Zaruret varsa iş piyasasında öncelikle onun emeğini hak edecek kadar ücretle istihdam edilmesi gerekir. Liberal kapitalist piyasa ise kadını farklı çerçevede evin dışına çıkmaya zorluyor; anneliği ev hanımlığını itibarsızlaştırıyor; pozitif ayrımcılıkla kadın yuva kurmuyor; erkekler bu şekilde kışkırtılmış kadınlarla evlenmek istemiyor; sonuçta olan yine kadına oluyor. Birkaç tanesinin iyi durumuna karşılık yüz binlercesi iş aş peşinde koşturuyor, yalnızlık içinde hayatını sürdürüyor, bir süre sonra saçını başını yoluyor ama iş işten geçiyor. Erkeğin fıtri rolünü kaybetmesi onu kadına karşı acımasız şiddete, vahşi cinayetlere sürüklüyor, sonunda kadın devlete sığınıp kendini devletleştiriyor. Şimdi devlet her eve polis tayin edecek hale geldi. Bu çıkar yol değil ama ailede meydana getirdiği tahribattan iktidarı uyandıracak sesler maalesef kısık. Madem bizim kadınlar da bu modern tecrübeyi yaşamakta çok kararlı, yemekte oldukları ‘acı meyvenin sonucunu beklemekten başka çare yok.” (Zaman, 2013).

     Bunun gibi şiddeti meşrulaştıran sözler maalesef yazılı ve görsel medyada çok sık karşılaşıyoruz. Ancak bu çalışmada anlıyoruz ki farklı sosyal statüdeki kadınlar özünde aynı sorunların farklı şekillenmiş halini yaşamaktadırlar. Toplumda şu an var olan ataerkil yapı ailenin kız çocuğuna da, iş yerindeki yöneticiye de, evdeki anneye de parlamentodaki kadın milletvekiline de zorluk çıkarmaktadır.Kitabın kapağında da olan ve kitabın genelini kapsayan soru “meclise girmek için erkek olmak şart mı ?” sorusunun cevabına gelelim kendi ülkemizi baz alarak biraz Türkiye’de bu durumdan bahsetmek istedim. Türkiye de evet erkek olmak şart değil çünkü Türkiye’de kadınlar 1930’lardan beri itibaren seçilme hakkına sahip oldular. Hatta bence bu gelişmiş Avrupa’nın birçok ülkesinden daha önce elde etmemiz gurur verici. Fakat siyasetteki kadınların sayısı oldukça az maalesef. Çünkü hala siyasetin erkek işi olduğu görüşü toplumumuza hakimdir. Çalışma da yazarın kadın milletvekilleriyle yaptığı görüşmelerde kadınların milletvekili haklarını korumak için bile mücadele ettiğini erkek milletvekillerinden çok daha fazla çalıştığını görebilmekteyiz. Başka bir konu ise kadın milletvekillerinde ilkokul mezunu yoktur hatta lisans derecesini geçtim yüksek lisans ve doktorası olması beklenmektedir. Ek olarak birkaç dil bilmesi de gerekiyor tabi fakat erkek milletvekillerine baktığımızda birden fazla olduğunu görebilmekteyiz.

     “Siyasette erkeklerde olmayan vasıflar kadınlardan isteniyor. Bazen ‘Çince bilen var mı?’ diye aramızda dalga geçiyoruz.” (s.242).

     Bu sözünde yazar temel meselenin erkeklerden istenmeyen birçok özelliğin kadınlardan istenmesine vurgu yapmaktadır. Meclisteki kadın sayısını azlığı ve kadınların siyasette yaşadığı sorunlara ek olarak partiler genel olarak kadın sorunlarına ilgisi olan ve feminist söylemlere sahip olan kadınlara parti bünyesinde yer vermek istememektedir. Aynı şekilde de tabi ki milletvekilliği adaylığı olduğunda da sadece eş,dost kısaca partiyle yakın ilişki kuran kadın adayların tercih edilmesine de yazar kitabında vurgu yapmaktadır.Kısacası ben bu kitabı okuduğumda bir kez daha zihnime oturan düşünce bizlere ne kadar seçme ve seçilme hakkı verilse de maalesef çoğu ülkede olduğu gibi ülkemizde de kadınların siyasi kariyerlerinde bir cam tavan etkisi mevcuttur. Fakat her şeye rağmen siyasete girebilmiş kadın istediklerini başarmış güçlü bir kadındır. Aynı zamanda şanslı bir kadındır ve bu şansını bu gücünü yaşayamayan kadınlar için ne pahasına olursa olsun mücadele vermelidir. Kitap özetini ise en sevdiğim söz ile noktalamak istiyorum.

 

                                                           “Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa.”

İyi Okumalar…

 


AKADEMİK KAYNAK
 

 TR

blank