TR

Engellilere Yönelik İstihdam Politikaları

ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALARIN TARİHSEL GELİŞİMİ VE TÜRKİYE’DE UYGULANAN ENGELLİLERE YÖNELİK İSTİHDAM POLİTİKALARI

GİRİŞ

Dünya’da nüfusun hızlı yaşlanması, sağlık sorunlarındaki artışlar gibi nedenlerle engelli bireylerin sayısı gittikçe artmaktadır. 7.53 milyar olan Dünya nüfusunun, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre,1 milyardan fazlası çeşitli engellilik durumları mevcuttur. Dünya Sağlık Örgütü, dünya nüfusunun yaklaşık %15’ine denk gelen bu rakamın her yıl daha da arttığını önemle belirtmektedir. Ülkemizde ise TÜİK verilerine göre 9 milyon engelli birey bulunmaktadır. Bu bireylerin sosyal hayata, istihdama ve eğitime katılamamaları; bireylerin kendilerini dışlanmış hissetmelerine, toplumda yer bulamamalarına, daha büyük psikolojik ve sosyal yaralara yol açabilmektedir.

Bu çalışmada sayılan boyutlardan engellilere yönelik istihdam politikaları boyutu ele alınacaktır.  Bu çalışmada öncelikle özürlü, sakat, engelli kavramları tanımlanacaktır. Engel türlerine değinilecektir, Dünya’da ve Türkiye’de engellilere yönelik sosyal politikaların gelişimi incelenecek, daha sonra engellilerin çalışma yaşamına katılmasının gereği üzerinde durulacaktır. Engellilerin istihdamına yönelik uygulanan politikalar (çalışma yaşamına girmeden önce, çalışma yaşamına girmede ve çalışma yaşamına girdikten sonra uygulanan politikalar ) Türkiye özelinde açıklanacak, ülkemizde engelli çalıştırma yükümlülüğünü yerine getirmemenin cezası ve bu cezalardan elde edilen paraların hangi alanlarda kullanıldığı aktarılacaktır. Son olarak engelli bireylerin istihdamını teşvik uygulamalarına değinilecek ve Türkiye’de engelli istihdamına yönelik istatistikler analiz edilerek çalışma sonuç ve çözüm önerileriyle sonlandırılacaktır.

 1.)ÖZÜRLÜ, ENGELLİ SAKAT KAVRAMLARI

Literatürde farklı kavramlarla temsil edilseler de bu çalışmada ülkemizde T. C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın kullandığı  (Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nde olduğu gibi) ve 5378 sayılı Engelliler Kanunu’nda benimsenen “engelli” kavramı kullanılacaktır.

Engelli, özürlü, sakat kavramları ülkemizde geçmişten bugüne birbirlerinin yerine kullanılmıştır, kullanılmaya devam edilmektedir. Türkiye’de kullanım amaçlarına bakıldığında aralarında keskin ayrımlar yoktur, nüans farklılıkları mevcuttur.

Fakat Dünya Sağlık Örgütü’nün 1980’de geliştirmiş olduğu “Sakatlıklar, Yetersizlikler ve Engelliliklerin Uluslararası Sınıflandırılması” kodlama sisteminde engellilik olgusu 3 temel kategoride sınıflandırılmıştır. Bunlar;

-Sakatlık/Noksanlık (impairment)

-Fonksiyonel Engellilik /Yeti Yitimi (Disability)

-Sosyal ve Çevresel Engellilik /Sosyal Yetersizlik ve Dezavantajlılık (handicap)tır.

Özürlü: Doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yetilerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, normal yaşamın gereklerine uyamayan kişilerdir. (T. C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu 2011, s. XIII)

Engelli: Bir insanın bir iş yapmasını, özrüne bağlı olarak aksatan ya da tamamen kısıtlayan olguya maruz kalan kişidir.

Özürlülük ve engellilik arasındaki farka örnek; zihinsel gerilik bir özürdür, bu geriliğin oluşturduğu eğitsel aksaklıklar bir engeldir. (https://www.rehabilitasyon.com/makale/Engel_ve_Ozur_Aras-2_CpWsDW_36)

Sakat: Normal sosyal aktivite ve rolleri üzerinde bir tıbbi durum veya hastalıktan kaynaklanan sınırlamaların yüklenilmiş olduğu kişilerdir.(Uşan,1999: s.48)

2-)ENGELLİLİK TÜRLERİ

Engellilik türleriyle ilgili farklı sınıflandırmalar olsa da genel olarak kabul gören türler şunlardır:

2.1.)Zihinsel engelli

2.2.)Görme engelli

2.3.)İşitme ve konuşma engelli

2.4.)Ortopedik engelli

2.5.)Süreğen engelli

2.6.)Çoklu engelli

2.1.)Zihinsel engelli; doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrasında çeşitli nedenlere bağlı, genel zihinsel işlevlerde normallerden önemli derecede gerilik ve uyumsal davranışlarda yetersizlik gösterme durumuna sahip bireylerdir.

2.2.)Görme engelli: Tek veya iki gözünde tam veya kısmi görme kaybı veya bozukluğu olan kişidir. Görme kaybı ile birlikte göz protezi kullananlar, renk körlüğü, gece körlüğü (tavukkarası) olanlar da bu gruba girmektedir. (Şişman vd.2011: s.5)

2.3.)İşitme ve konuşma engelli:

İşitme engelli: Tek veya iki kulağında tam veya kısmi işitme kaybı olan kişidir. İşitme cihazı kullananlar da bu gruba girmektedir. Bu kişiler işitme engelinden dolayı özel eğitime ihtiyaç duyarlar. (Öztürk, 2013: s.26)

Konuşma Engelli: Herhangi bir nedenle konuşamayan veya konuşmanın hızında, akıcılığında, ifadesinde bozukluk olan ve ses bozukluğu olan kişidir. İşittiği halde konuşamayanlar, gırtlağı alınanlar, konuşmak için alet kullananlar, kekemeler, afazi, dil-dudak-damak çene yapısında bozukluk olanlar, CVA, Parkinson Hastalığı bu gruba girerler.(Şişman vd. 2011: s.5 ) (Öztürk,2013: s. 27)

2.4.)Ortopedik engelli: Doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrasında herhangi bir nedenle, iskelet (kemik), kas ve sinir sistemindeki yetersizlik, eksiklik ve fonksiyon kaybından dolayı bedensel yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan kişilerdir. (Öztürk, 2013: s. 39) Kol, ayak, bacak, parmak ve omurgalarda kısalık, eksiklik, fazlalık, yokluk, hareket kısıtlılığı, şekil bozukluğu, kas güçsüzlüğü, kemik hastalığı olanlar, felçliler, serebral palsi, [1] spastikler ve spida bifida[2] olanlar bu gruba girmektedir.

2.5.)Süreğen engelliler/ Süreğen Hastalık: Kişinin çalışma kapasitesi ve fonksiyonlarının engellenmesine neden olan, sürekli bakım ve tedavi gerektiren hastalıklardır. Kan hastalıkları, kalp-damar hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları, idrar yolları ve üreme yolları hastalıkları, cilt ve deri hastalıkları, kanserler, endokrin ve metabolik hastalıklar, ruhsal davranış bozuklukları, sinir sistemi hastalıkları, HIV bu gruba girer. Bazı kaynaklarda yatalak kişiler de (yani hastalığı yataktan kalkmasına engel olacak kadar ciddi durumda rahatsızlığı olan kişiler de) bu grupta kabul edilip süreğen engelliler adıyla anılırlar. (Öztürk,2013: s.63)

2.6.)Çoklu Engelliler: Birden fazla engel türüne aynı anda sahip olan kişilerin oluşturduğu gruptur.

3.)ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALARIN TARİHSEL GELİŞİMİ

Kadercilik anlayışının geçerli olduğu ilkçağlarda engelli bireyler, doğanın bir gereği olarak görülmüş, mükemmel olma idealine karşı bir tehdit olarak algılanmış bazen de tanrılar tarafından cezalandırılan kişiler olarak kabul edilmiştir.(Altan’dan aktaran: Şişman vd.,2013)

Toplumun gelişmesini engelleyen, günahkâr, suçlu, lanetlenmiş kişiler olarak görülen engelli bireylere bakış açısı çok canice olmuştur. Bu bireyleri diri diri yakma, toprağa gömme gibi yollarla kendilerine göre soruna çözüm bulup toplumun tamamen sağlıklı bireylerden oluşmasına çalışmışlardır.

Yerleşik hayata geçildikten sonra, dinsel inançlar gelişmeye başlamıştır. Özellikle din adamları önderliğinde engellilere yardım, hayırseverlik gibi düşünceler yayılmaya başlamıştır. Eski Yunan ve Roma uygarlıklarında engelli bireyler dışlanmışlar; Hindu, Asur, Babil, Eski Mısır’ da tanrı sevgisini kazanmak için engellilere yardım felsefesi yaygın olmuştur.

Tek tanrılı dinlerde engelliler gibi toplumdaki imkânlardan yararlanamayan kimselere yardım düşüncesi vardır. Tüm tek tanrılı dinlerde bu alana yönelik buyruklar mevcut olsa da özellikle Kur’an-ı Kerim’de açık buyruklar dile getirilmiştir. “Körü yedirin, elinden tutup yoluna götürün.” gibi hadisler İslamiyet’in engellilere verdiği önemi gösterir. Hz. Muhammed (s.a.v) …İyiliği emretmen, kötülüğü men etmen, insanların yolundan diken, taş ve kemik (gibi zarar veren şeyleri) kaldırman, görme özürlülere rehberlik etmen, sağır ve dilsize anlayacakları bir şekilde anlatman, ihtiyacı olanın hacetini tedarik etmesi için bildiğin yere delalet etmen, derman arayan dertliye yardım için koşuşturman, koluna girip güçsüze yardım etmen, bütün bunlar kendin için (yaptığın) sadaka çeşitlerindendir…” buyurmuştur.  (Karagöz,2005:s.76)

Ortaçağda özellikle Batı Avrupa’da engelli bireylere yardım görevi kilise tarafından üstlenilmiştir. Buna karşılık toplumda o dönemde nedeni tespit edilemeyen hastalıklardan muzdarip birçok insanın hastalığı cin, şeytan istilalarına bağlanmıştır ve bu engelli insanlara cadı muamelesi yapılmıştır. Cadı olarak nitelendirilen insanlar Engizisyon mahkemelerinde ölüm cezasına çarptırılmış, diri diri yakılmıştır.(Şişman vd, 2011:6-18)

Ortaçağdan sonra sosyal sorunları çözmede devletin de sorumluluğunun bulunduğu düşüncesi gelişmiştir. İngiltere’de 1601’de Yoksul Yasaları çıkarılmıştır. Bu yasa dinsellik ve yardımseverlik öğesinin ağır bastığı paternalistik düzenlemelerdir. Eski Yoksul Yasaları (1576,1589,1601),  Speenhamland Yasası (1795) ve Yeni Yoksul Yasası (1834) olarak üç döneme ayrılan yoksul yasaları sosyal politika açısından önemlidir.  Bu yasayla yaşlı, sağır, kör, diğer zihinsel ve fiziksel engellileri kişileri de koruyucu düzenlemeler yapılmıştır. (Çelik,2014: s.39)

17.ve 18. Yüzyıllarda toplum yapısında ekonomik gelişmelere bağlı değişimler yaşanmış; devlet kavramında da yeni gelişmeler yaşanmıştır. Yönetici soylu sınıf etkinliğini yitirmiş; karşısında yeni bir güç olarak sermaye sınıfı oluşmuştur. Sermaye sınıfı eşitlik, özgürlük, mülkiyet hakkı istemiş bu hakları güvence altına alacak devlet düşüncesi gelişmiştir. Sermaye sahibi olmayan yeni bir toplumsal sınıf; “işçi sınıfı” doğmuştur.

Sanayi Devrimi’nin yaşanması ve işçi sınıfının doğmasıyla; olumsuz çalışma koşulları (Makineleşmeyle birlikte işçi sınıfının ortaya çıkması, günde 20 saate varan çalışma süreleri, düşük ücretler, erkeklerin ücretinin evi geçindirmeye yetmemesi nedeniyle kadın ve çocukların da çalışma yaşamına katılması, havasız fabrikalarda çalışılması ve yorucu iş saatleri nedeniyle işçilerin uzuvlarını makinelere kaptırması gibi olumsuz gelişmeler ne yazık ki dönemin özelliklerindendir.)  ve iş ilişkileri sistemi doğmuştur. Aileler tüm bireyleri ile çalışma hayatına dâhil olmuşlardır. Bu düzen içinde çalışma şartları nedeniyle engellilerin sayısı da hızla artmıştır. Çalışmayan özürlüler ailelerin gelir-gider dengesini bozmaya başladığı için engellilere yönelik yardımsever tavır değişime uğramıştır.

19.yüzyılın son çeyreğinde sosyal sorunların çözülmesine yönelik kamu müdahaleleri zorunluluk olarak görülmüştür. I. Dünya Savaşı’na kadar dönemde engelli bireylerin özel ve temel eğitim hizmetlerinden olabildiğince yaygın bir biçimde yararlandırılmaları engellilere yönelik sosyal politikaların öncelikli hedefi olmuştur. I. Dünya Savaşı’nın hemen ardından birçok ülkede sayıları yüz binleri aşan engellinin, tıbbi ve mesleki yönden rehabilite edilmeleri için, rehabilitasyon merkezleri kurulmuştur. Bu merkezlerde engellilerin sağlam yeteneklerini değerlendirebilecekleri işler için hazırlanabilmelerine yönelik hizmetler verilmiştir. Ayrıca bu dönemde tüm engelli bireylerin istihdam edilmesine yönelik politikalar olmasa da harp malullerinin istihdamına yönelik ilk kez Almanya’da (1919), sonra Batı Avrupa’da engellilerin istihdamına yönelik politikalar uygulamaya konmuştur. (Uşan,1999,s. 90)      2.Dünya Savaşı’ndan sonra da yine sayıları yüz binlerle ifade edilen engelli bireyler ortaya çıkmıştır. Burada yeni koruma alanları sorgulanıp, yeni tekniklere yönelinmiştir. “Sosyal Refah Devleti” olarak adlandırılabilecek devletin görev alanını genişletici bir düşünce gelişmiştir. Bu düşünce ile devletler sosyal gelişmeyi hızlandırıcı, toplumdaki bütün grup ve sınıfları dikkate alan sosyal politikalara yönelmiş ve eğitim, istihdam, sağlık, gelir dağılımı, sosyal güvenlik ve sosyal hizmet politikalarıyla toplumun ekonomik ve sosyal refahını sağlayacak önlemleri almaya başlamıştır. Bu alandaki hukuki düzenlemeler İngiltere, Almanya, bazı Kuzey Avrupa ülkelerinde, Kanada ve Japonya’da yürürlüğe konmuştur. Bu konuda uluslararası alanda çeşitli BM çalışmaları da vardır. (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Zihinsel Engellilerin Haklarına Dair Bildirge vb. örnektir.)

4.)TÜRKİYE’DE ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALARIN TARİHSEL GELİŞİMİ

4.1.)Osmanlı Devleti Dönemi’nde Engellilik ve Sosyal Politikaların Tarihi

Osmanlı Devleti Dönemi’nde yardımlaşma, sıkı komşuluk ilişkileri, korumacılık, zekât müessesesi halk arasında çok yaygın olduğundan kurumsal anlamda sosyal politika uygulamaları da dolayısıyla gecikmiştir.Ahi teşkilatı Lonca Teşkilatına dönüşmüştür. Loncalarda, Lonca üyelerinden herhangi birisinin, engellilik, yaşlılık, hastalık ve ölüm gibi sosyal riskler ile karşılaşması durumunda, gereksinim duyulursa bu sandıktan ödemede bulunulmuştur.İlerleyen dönemlerde II. Abdülhamit tarafından ilk kez sağır, dilsiz ve kör çocuklar için okul kurulduğu (Demirci Akyol, 2014:39) ve engellilerin eğitiminin kamusal politikalara konu olduğu görülmüştür.  Genel olarak toplumun kendisine bir görev olarak gördüğü engellilere yönelik yardım politikaları ağırlıktadır.

 4.2.)Cumhuriyet Türkiye’sinde Engellilik ve Sosyal Politikaların Tarihi

Cumhuriyet Türkiye’sinde engellilere yönelik sosyal politikaların ilk ayağını “maluliyet sigortası” oluşturmuştur. Bu sigorta dalı  1957’de de 6900 sayılı Maluliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortası Kanunu ile kabul edilmiştir. Maluliyet sigortası tüm engellilere yönelik bir politika değildir. Örneğin; doğuştan sakatlığı bulunanlar kapsam dışıdır.

 Bu dönemde engelliliğin tıbbi olarak tespit edilmesine yönelik idari araçlar da ortaya çıktı. Bu araçların en önemlisi 1960’ların sonunda maluliyetin tıbbi olarak tespiti amacıyla oluşturulan Türk Sakatlık Baremiydi. (Altan’dan aktaran: Altuntaş, 2014: s.61)

 Daha sonra 1950’de “Altı Nokta Körler Derneği” ve 1960 yılında “Türkiye Sakatlar Derneği” kurulmuştur.1958 yılında Altı Nokta Körler Derneği’ne, ardından 1963 yılında Türkiye Sakatlar Derneği’ne kamu yararına çalışan dernek statüsü verildi.

1967’de 854 sayılı Deniz İş Kanunu, ardından 1971’de 1475 sayılı İş Kanunu’yla istihdamda engellilere yönelik devlet destekli olumlu ayrımcılık uygulaması yürürlüğe girdi.1475 sayılı yasaya göre 50 ve üzeri sayıda işçi çalıştıran işyerlerinde çalışanların %2’si oranında engelli çalıştırma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu, Türkiye sosyal politikası tarihinde ilk kez tek hedef grubu olarak engellilere işaret eden politika olmuştur. Maluliyet sigortası ile idari altyapısı oluşan engellilik kategorisi istihdamda engelli çalıştırma yükümlülüğü ile tam anlamıyla oluşturuldu. Engellilik kategorisi yükümlülük kapsamında tanınan istihdamda olumlu ayrımcılıktan faydalanılabilmesi için; kişinin, fiziksel ya da ruhsal bir engelinin bulunması, bu engelin tıbbi otoriteler tarafından tespit edilmesi ve engellilik derecesinin en az %40 düzeyinde olması gerekmektedir.

Engelli işçi çalıştırma yükümlülüğü ilk politika olmasına karşın yeterince etkin işletilememiştir. İşletilememesinin temel nedeni engelli çalıştırma yükümlülüğünün etkin işletilmesine yönelik güçlü bir siyasi iradenin mevcut olmamasıdır. Bunun göstergesi de engelli istihdam etmeyen işverenlere yönelik caydırıcı cezaların eksikliğidir. (Altuntaş, 2014: s.64)

Bir diğer önemli gelişme 1976 yılında çıkarılan 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’dur. Bu kanunla “engellilik maaşı” uygulaması başlanmıştır. Bu maaş iş gücü dışındaki engellilere bir avantaj sağlamıştır. Ancak maaşa hak kazananların hayatını idame ettiremeyecekleri kadar düşük olmasından dolayı da eleştirilmiştir. Aynı zamanda maaşa hak kazanabilmek için gerekli olan şartların ağırlığı dolayısıyla da eleştirilmiştir. Bu şartlar; herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmamak, asgari ücretin üçte birinin altında geliri bulunmak ve bakacak kimsesi bulunmamaktır. Bu kıstaslara bakılınca o dönemde devletin, engellilerin ihtiyaçlarını birincil olarak ailesi tarafından karşılanmasının beklendiği sonucuna varılıyor.

Engelli maaşına talep çok olduğundan yıldan yıla miktarı daha da azalmış, sembolik bir seviyeye gelmiştir.

Birleşmiş Milletler’in katkılarıyla Türkiye dâhil birçok ülkede engellilerin dayanak sağlaması hız kazanmıştır. Birleşmiş Milletler 1981 yılını “Dünya Engelliler Yılı” ilan etmiştir. Yine Birleşmiş Milletler’ in etkisiyle Türkiye’de Sakatları Koruma Milli Koordinasyon Kurulu kurulmuştur. 1986’da Türkiye Sakatlar Konfederasyonu kurulmuştur. Bu kurum gerçek bir politika değişikliğine yol açamamış; Türkiye’nin engellilik politikaları alanında uluslararası alanda temsil görevinden başka somut bir çalışma meydana getirememiştir.                                                                         

1994’te İBB, çeşitli işbirlikleriyle İstanbul Özürlüler Merkezi’ni kurmuştur.

Koalisyon Dönemi’nde engellilerin sorunları ulusal politika gündemine taşınmıştır. Engelli çalıştırma yükümlülüğüne uymayan işverenlere kesilen cezanın seviyesi artırılıp, yükümlülüğe uyulmaması durumu caydırıcı hale gelmiştir.

Yine Koalisyon Dönemi’nde 1997’de Özürlüler İdaresi Başkanlığı kurulmuştur. (ÖZİDA)

2002’den sonraki temel ilk gelişme Türkiye Özürlüler Araştırması’nın yapılması ve sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılması olmuştur. Bu araştırmanın TÜİK hane halkı anket sonuçlarıyla bir karşılaştırılmasıyla yapılan analize göre; Türkiye’de engellilerin eğitim düzeyi ve istihdam edilme oranı toplumun geneline oranla daha düşük, engelliler arasındaki işsizlik oranı ve sosyal güvenceden yoksunluk oranı ülke ortalamasına göre daha yüksektir.(Altuntaş, 2014: s. 68)

2005’te 5378 sayılı “Özürlüler Yasası” çıkartılmıştır. (Şimdiki adıyla “Engelliler Kanunu”) Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde engellilere yönelik sosyal politikalara önem verilmesi de kanunun çıkmasında etkili olmuştur. Kanunla birlikte TBMM 2008’de Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ni onaylayarak, engelli haklarına dair ulusal mevzuatının önemli bir uluslararası dayanağa kavuşmasını sağlamıştır. ÖZİDA 2011’de kapatılarak yetkileri Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne devredilmiştir.

Engelliler Kanunu ile “evde bakım aylığı” ve “engelli çocukların özel eğitim merkezlerinden ücretsiz yararlanması” gibi uygulamalar hayata geçirilmiştir.Yine Engelliler Kanunuyla engelli çalıştırmayan işverenlere uygulanacak cezalar artırılmıştır. Günümüzde 2003 yılında çıkarılan 4857 sayılı İş kanunu geçerlidir ve bu kanuna göre;  50 ve daha fazla işçi çalıştıran özel sektör kurumlarının en az işçi sayısının %3’ü, kamu kurumlarının ise %4 oranında engelli çalıştırma yükümlülüğü bulunmaktadır.

5.)ENGELLİLERİN ÇALIŞMA YAŞAMINA KATILMASI GEREĞİ

İnsanlar kendilerinin ve bakmakla yükümlü olduklarının varlıklarını sürdürebilmek için çalışmak zorundalardır. Engellilerin de bu nedenle çalışma yaşamına katılması bir zorunluluktur. Toplumsal refahın artırılmasının da ancak yüksek bir istihdam düzeyinin sağlanmasıyla mümkündür.

İnsanlar sadece gelir sahibi olmak için çalışmazlar. Bir işte çalışmak, aynı zamanda bireyleri mutlu eder. Kişiliklerini geliştirip kendilerine güvenlerini pekiştirirler. Bu nedenle engelli bireyin toplumsal yaşama istihdamla tam ve etkin katılabilmesi ve saygınlık kazanması, insan onuruna yaraşır bir yaşam düzeyine ulaşabilmesi ancak özgürce seçtiği bir işte çalışmasıyla mümkün olacaktır.

Yetersizlikleri ve çoğu zaman da toplumdaki önyargılar nedeniyle istihdam olanakları sınırlandırılmış bu kişilerin çalışma yaşamına girebilmesine yönelik ihtiyaç duyulan politikalar, sosyal adaletin temini ve sosyal devletin oluşumu açısından gerekli olduğu kadar, toplumsal huzurun sağlanması açısından da önemlidir.

6.)ENGELLİLERİN İSTİHDAMI

Engellilerin istihdamını öngören politikalar BM’nin belirlediği standart kurallara uygun bir biçimde engelliler işe yerleştirilmeden önce izlenmeye başlanır işe yerleştirmesinden sonra da sürerek devam eder. Engelli bireylerin eğitiminde zorluklar, eğitim seviyesinin düşük kalmasına, istihdam edilememeye ve düşük kaliteli istihdama neden olmaktadır.

6.1.)Engellilerin İstihdamına Yönelik Çalışma Yaşamına Girmeden Önce Uygulanan Politikalar

Tıbbi tedavi ve rehabilitasyon yapılır. Bu politika özel ve temel eğitimle mesleki eğitim ve mesleki rehabilitasyon hizmetlerini kapsar.

Rehabilitasyon: Kişinin günlük yaşama adaptasyonunu sağlayan her türlü tedaviye verilen addır. Rehabilitasyonda fizik tedavinin yanı sıra sosyal yaşama adaptasyon ve psikolojik tedavi yöntemleri de uygulanır.

Yine çalışma yaşamına girmeden önce özel ve temel eğitim verilir. Anayasamızın 42. Maddesinde de “ Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” ve “Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.” hükümleriyle engelliler için özel ve temel eğitimin önemine değinilmiştir.

 Engelliler Kanunu’nda da engellilere yönelik eğitim hizmetlerinin önemine değinilmiştir. 15. Maddede “Engelli çocuklara, gençlere ve yetişkinlere, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, bütünleştirilmiş ortamlarda ve engelli olmayanlarla eşit eğitim imkânı sağlanır.

Engelli bireylere yönelik çalışma yaşamına girmeden önce uygulanan politikalardan bir diğeri mesleki eğitim ve mesleki rehabilitasyon hizmetlerinin verilmesidir.. MEB ve İŞKUR’daki meslek edindirmeye yönelik düzenlemeler kurslar mesleki eğitim ve mesleki rehabilitasyon hizmetlerine örnektir. Ayrıca belediyelerin halk eğitim ve çıraklık eğitim merkezlerinde işbirliği yaparak verdikleri eğitimler de mesleki eğitim ve mesleki rehabilitasyon hizmetlerine örnektir.

6.2.)Engellilerin İstihdamına Yönelik Çalışma Yaşamına Girebilmede Uygulanan Politikalar

6.2.1.) Bağımsız Çalışmaya Yönlendirme

Engelli bireyler bu bağlamda parasal, ayni ya da hizmet niteliğindeki yardımlardan yararlandırılabilir. Örneğin; bir iş kurmak isteyen engelli bireylere, çok düşük faizli ya da faizsiz krediler, vergi bağışıklıkları, işyeri tahsisi, işyerinde kullanılacak ekipmanların sağlanması gibi parasal ya da ayni yardımlarda bulunulabilir.

6.2.2.)Bağımlı Statüde Çalışma

Engellilere yönelik 6 çeşit istihdam politikası uygulanmaktadır:

6.2.2.1.)Kota Yöntemi: Yasalarla belirlenen sayıda istihdam kapasitesi bulunan işverenlere, yasalarla saptanan oranda engelli çalıştırma yükümlülüğünün getirilmesini öngören istihdam yöntemidir.

Kota yöntemi ilk defa I. Dünya Savaşı Dönemi’nde Almanya’da ortaya çıkmıştır. Tüm engelli kişilerin istihdamına yönelik olmasa da harp malullerinin istihdamını kolaylaştırmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Zamanla kapsam genişletilmiş ve diğer engelli grupları da kota yönteminden yararlanabilmişlerdir.

Ülkemizde en çok uygulanan yöntemdir. Türkiye’de bu oran özel sektörde %3, kamu sektöründe %4’tür. Ülkemizde ilk kez 1967’de Deniz İş Kanunu’yla düzenlenmiştir. Çeşitli tarihlerde birçok düzenleme yapılmıştır. Konu son olarak 4857 sayılı İş Kanunu’nda ele alınmıştır.

6.2.2.2.)Tahsis Yöntemi: Çeşitli engelli gruplarının farklılıkları göz önünde bulundurularak bahçıvanlık, santral operatörlüğü gibi bazı iş ve mesleklerin kısmen veya tamamen engelliler için ayrılmasını öngören istihdam yöntemidir.

6.2.2.3.)Sınırlı Tahsis Yöntemi: Bazı iş ve mesleklerin tümü ile değil, yasalarla belirlenen işyerleri, çalışma kolu veya mevkiler için engellilere ayrılması yöntemidir.

6.2.2.4.)İşe Girmede Öncelik Tanınması Yöntemi: İşyerinde çalışırken engelli hale gelenlerin iyileşmesi halinde diğer isteklilere nazaran öncelikle işe alınmasını öngören yöntemdir.

6.2.2.5.)Korumalı İşyeri: Normal işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan engelliler için mesleki rehabilitasyon ve istihdam oluşturmak için; devlet tarafından teknik ve mali yönden desteklenerek çalışma ortamının özel olarak düzenlendiği işyerleridir. Korumalı işyerlerinde engellilere yönelik ergonomik düzenlemelere de yer verilir.

Korumalı işyeri açabilmek için; “Çalışan sayısının büyükşehir belediye sınırları içinde en az otuz, büyükşehir belediye sınırları dışında en az on beş olduğu ve çalışanların %75’ini yönetmelikte belirtilen şartlara (1- En az %40 oranında zihinsel, ruhsal-duyusal ve davranışsal engelli olmak veya diğer engel gruplarından ise %60 ve üzeri engelli olmak, 2- Kuruma kayıtlı olmak, 3- 15 yaşını bitirmiş olmak gerekir.) uygun engellilerin oluşturduğu işyeri işverenleri korumalı işyeri statüsünün oluşturulması için il müdürlüğüne başvuruda bulunur. Bu kapsamda çalıştırılacak işçi sayısının tespitinde belirsiz süreli iş sözleşmesine ve belirli süreli iş sözleşmesine göre çalıştırılan işçiler esas alınır. Kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanlar, çalışma süreleri dikkate alınarak tam süreli çalışmaya dönüştürülür. Oranların hesaplanmasında yarıma kadarki kesirler dikkate alınmaz, yarım ve daha fazla olanlar tama dönüştürülür.” (http://www.inemdip.sakarya.edu.tr/tr/docs/uzaktan_egitim/Engelliler%20ve%20%DDstihdam.pdf) Ülkemizdeki başarısı tartışılır olmakla birlikte 2005’ten itibaren “korumalı işyeri” kavramı 5378 sayılı Engelliler Kanunu ile hukuk sistemimize girmiştir.

 6.2.2.6.) Evde Çalıştırma: İşyerine gelemeyecek durumdaki engellilerin istihdamını kolaylaştırmaya yönelik bir uygulamadır.

6.3.)Engellilerin İstihdamına Yönelik Çalışma Yaşamına Girdikten Sonra Uygulanan Politikalar

Hukuki düzenlemelerle özürlülerin korunmasına yönelik ilkelere işlerlik kazandırmak amaçlanmıştır.

 Anayasamızın 50. Maddesinde “Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.” hükmüyle çalışma yaşamının engelliler açısından düzenlenmesine değinilmiştir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda konuyla ilgili düzenlemeler vardır.

Aynı zamanda 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda 122. Maddenin 1. Fıkrasında geçen “dil, ırk, renk, cinsiyet ibaresine engellilik ibaresi de eklenmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu’nda da Anayasa ve 5510 sayılı kanundaki hükümleri destekler nitelikte, “istihdamda ayrımcılığı” önlemeye yönelik hükümler mevcuttur.

7.)ENGELLİ ÇALIŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ YERİNE GETİRMEMENİN CEZASI

Cezai müeyyide İş Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde işverene veya işveren vekiline çalıştırmadığı her engelli ve çalıştırmadığı her ay için 2019 yılında 3250 TL’dir.

8.)CEZA PARALARININ KULLANILDIĞI ALANLAR

İş Kanunumuzun 30. maddesinin son fıkrasına göre çıkarılan “Özürlü ve Eski Hükümlü Çalıştırmayan İşverenlerden Ceza Olarak Kesilen Paraları Kullanmaya Yetkili Komisyonun Kuruluşu ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” hükümleri gereğince bu işverenlerden kesilerek İŞKUR’a aktarılan ceza paralarıyla engellilere ve eski hükümlülere yönelik mesleki eğitim ve rehabilitasyon programı düzenlenir. Bu eğitim ve rehabilitasyon programı engellilerin kendi işlerini kurmalarını, engellilerin iş bulmasını sağlayacak destek teknolojilerini ve bunun gibi projeleri kapsar. (Karabulut, 2007: s.77)

 9.)ENGELLİ BİREYLERİN İSTİHDAMINI TEŞVİK

Engelli istihdamının teşvik edilmesi amacıyla, çalışma gücünü %80’den fazla kaybetmiş engelliyi çalıştıran, kontenjan fazlası engelliyi çalıştıran, yükümlü olmadığı halde engelli çalıştıran işverenlerin bu şekilde çalıştırdıkları her bir engelli için sigorta primine ait işveren hisselerinin %50’si Hazinece karşılanır.

10.)TÜRKİYE’DE ENGELLİ İSTİHDAMINA YÖNELİK İSTATİSTİKLER

10.1.)Engelli Çalıştırmakla Yükümlü İşyerlerinde İşçi Olarak Çalışan Engelli Birey Sayısının Yıllara Göre Dağılımı

Yıllara göre dağılıma bakıldığında 2008’den bu yana ülkemizde çalıştırmakla yükümlü olunan engelli birey sayısı ve çalışan engelli birey sayısı kamu sektöründe incelendiğinde istihdam büyük ölçüde sağlanmış durumdadır Hatta 2018 Şubat istatistiğine göre, kamu sektöründe yükümlülük kapsamındaki kişilerin yanında 2479 engelli birey daha istihdam edilmektedir.  Fakat özel sektörde durum aksinedir. Son 10 yıllık istatistiklere göre özel sektörde hiçbir zaman yükümlülük tamamen yerine getirilmemiştir. 2018 Şubat istatistiklerinde de yükümlülükte çalıştırılmakla yükümlü olunan engelli birey sayısı 116.649 iken, 101.212 çalışan engelli birey mevcuttur. 15.437 engelli birey istihdam edilmek için gerekli şartları sağlar durumda iken bu haktan mahrum durumdadır.

10.2.) Kamu Kurumlarında ve Özel Sektörde Engelli Kotasından Başvuru Yapan ve İstihdam Edilen İşçilerin Yıllara Göre Dağılımı

Kamu kurumlarında ve özel sektörde engelli kotasından başvuru yapan ve istihdam edilen işçilerin yıllara göre dağılımı incelendiğinde; bir önceki tabloda istihdam edilen engelli birey sayısı yıldan yıla artış göstermiş olsa da 2002’de engelli kotasından başvuru yapan engelli birey sayısı 23.117 iken, bu kişilerin yaklaşık %50 si istihdama katılabilmiştir. Ancak bu oran yıldan yıla azalma göstermiştir.  Öyle ki 2017 de 100.201 kişi engelli kotasından işe başvurmuş bu bireylerin yaklaşık olarak %12.13’ü olan 12.151 engelli birey istihdama dâhil olabilmiş; oran %50’den %12.13’e düşmüştür. Daha sonrasında ise 2018’in Mart ayında 31.380 engelli bireyden 3.890’ı istihdama dâhil olma fırsatına kavuşmuştur. Bu oran %12.4 ‘e tekabül etmekte ve az da olsa istihdam oranını artırmaktadır.

SONUÇ

 Ülkemizde diğer Avrupa ülkeleriyle bir kıyaslama yapıldığında, sanayileşmenin etkisiyle ve geleneksel toplumsal yardım müesseselerinin oldukça etkin olması sebebiyle kamusal anlamda engellilerin istihdama katılmasına yönelik çabalar oldukça geç başlamıştır. Başladığı zaman da “çalıştırma yükümlülüğünü” ihlale karşı caydırıcı cezalar öngörülmemiştir. Ülkemizde engellilerin istihdama dâhil olmasıyla ilgili 6 yöntem kabul edilmiştir. (Kota Yöntemi, Tahsis Yöntemi, Sınırlı Tahsis Yöntemi, İşe Girmede Öncelik Tanınması Yöntemi, Korumalı İşyeri Yöntemi, Evde Çalıştırma Yöntemi ) Ülkemizde en yaygın olanı “kota yöntemi” dir. Kota yönteminde genellikle büyük kentlerde 50 işçi ve üzerinde istihdam eden işletmeler ağırlıkta olduğundan düzenlemeyle kırsalda yaşayan çoğu engelli göz ardı edilmiştir.MBu çalışmanın görüşü ilk düzenlemelere rağmen cezalar artırılmış olsa dahi daha caydırıcı seviyeye getirilip, teşviklerin de artırılmasıyla engellilerin istihdamına daha fazla katkı sağlanmış olacaktır.

Ülkemizde ve Dünya’da toplumdaki dezavantajlı gruplardan birisi olan engellilere yönelik istihdam politikaları ve diğer sosyal politikaların her sağlıklı insanın bir engelli adayı olduğu düşünülerek planlanmalı ve hayata geçirilmelidir.


Dipnotlar ve Kaynakça

[1] Serebral palsi; doğum öncesinde, doğum sırasında ve doğum sonrası erken dönemdeki, beyin hasarı sonucu ortaya çıkan, ilerleyici olmayan ancak yaşla birlikte değişebilen, hareketi kısıtlayıcı, kalıcı motor fonksiyon kaybı, postür ve hareket bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Serebral palside, beyinde oluşan hasar ilerleyici değildir. Serebral Palsi bulaşıcı, kalıtsal ve hayatı tehdit eden bir durum değildir.

[2] Spina bifida doğumda görülen omurga da açıklık, ayrıklık olma durumudur.

Altuntaş, B. (2014) Dezavantajlı Gruplar ve Sosyal Politika, 1.Basım,  Nobel Akademik Yayıncılık s.57-75

Altuntaş, B. ve Atasü- Topcuoğlu, R. (2016). Engelli Bakımı, Sosyal Bakım ve Kadın Emeği .(1. Baskı). Nika Yayınevi s.17

Çelik, A. (2014). Avrupa Birliği Sosyal Politikası ve Türkiye, 1. Basım, Kitap Yayınevi s.38-40

https://www2.diyanet.gov.tr/DiniYay%C4%B1nlarGenelMudurlugu/WebKutuphanesi/Halkkitaplar%C4%B1/engelli_hadis.pdf,(ErişimTarihi: 28/11/2018)

https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/9259/mod_resource/content/0/engelsiz%C5%9Fehirplanlama%20raporu.pdf (Erişim Tarihi: 30/10/2018)

https://www.amerikaninsesi.com/a/t%C3%BCrkiye-de-engellilerin-sorunlar%C4%B1-%C3%A7%C3%B6z%C3%BCm-bekliyor-/4684478.html,(Erişim Tarihi: 23/11/2018)

http://www.bursamuhasebe.net/2019-yili-50-ve-daha-fazla-isci-calistirilan-isyerlerinde-calistirilmasi-zorunlu-olan-engelli-ozurlu-teror.html?amp (Erişim Tarihi: 14/05/2019)

https://www.evrensel.net/haber/177935/engellilik-nedir-engelli-kimdir (Erişim Tarihi: 03/11/2018)

http://fizyoo.com/spina-bifida-nedir/ (Erişim Tarihi:11/12/2018)

http://www.inemdip.sakarya.edu.tr/tr/docs/uzaktan_egitim/Engelliler%20ve%20%DDstihdam.pdf  Erişim Tarihi: 17/10/2018) 

www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5378.pdf (Erişim Tarihi: 20/10/2018)

http://www.milliyet.com.tr/dunyadaki-engelli-sayisi-gun-dunya-2788055/ (Erişim tarihi:  05/11/2018)

https://www.rehabilitasyon.com/makale/Engel_ve_Ozur_Aras-2_CpWsDW_36 (Erişim tarihi:03/11/2018)

http://sercev.org.tr/serebral-palsi  (Erişim Tarihi:11/12/2018)

Orhan, S. (2013). Türkiye’de Özürlü Dostu İstihdam Politikaları (Durum Analizi ve Öneriler) (Erişim Tarihi: 08/10/2018)  T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi Yayınları

http://www.casgem.gov.tr/dosyalar/kitap/42/dosya-42-6486.pdf

Karabulut, A. (2007) Türkiye’deki İşsizliği Önlemede Aktif İstihdam Politikalarının Rolü ve Etkinliği, Uzmanlık Tezi s.77 ve s.92-94 (Erişim Tarihi:08/10/2018)

https://statik.iskur.gov.tr/tr/rapor_bulten/uzmanlik_tezleri/ALPASLAN%20KARABULUT%20%28T%C3%9CRK%C4%B0YE%E2%80%99DEK%C4%B0%20%C4%B0%C5%9ES%C4%B0ZL%C4%B0%C4%9E%C4%B0%20%C3%96NLEMEDE%20AKT%C4%B0F%20%C4%B0S.pdf

https://www.turkcebilgi.com/t%C3%BCrkiye’de_sosyal_g%C3%BCvenlik (Erişim Tarihi:05/11/2018)

http://www.uzmantv.com/rehabilitasyon-nedir (Erişim Tarihi: 05/11/2018)

Öztürk, M. (2013). Hayata Renk Katanlar “Engelli Grupları”, 1. Baskı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Yayınları s.21-63

Şişman, Y. , Kocabaş, F. ve Yazıcı, B. (2011). Özürlülerin Çalışma Yaşamına Katılması Gereği ve Türkiye’de Bu Bağlamda Uygulanan Sosyal Politikaların Genel Bir Değerlendirilmesi –Kota Yönteminin Uygulanmasına İlişkin Bir Eskişehir Örneği-. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları s.6-62

T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu. (2011). Özürlülerin Sorun ve Beklentileri Araştırması 2010. Ankara: Türkiye İstatistik Kurumu Matbaası s. XIII-XIV

Uşan, F. (1999) İş Hukukunda Sakat İstihdamı. Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi s.48-59

YAZAR

1996 yılında İstanbul'da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi İstanbul'da tamamladım. Lisans eğitimimi 2014-2018 yılları arasında Kırklareli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi- Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünde tamamladım. Eylül 2018'de Marmara Üniversitesi- Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimime başladım. Tez dönemi öğrencisiyim. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi-İnsan Kaynakları Yönetimi bölümünde öğrenciyim. İlgi Alanlarım: İstihdam,işsizlik, çalışma ekonomisi, çalışma ilişkileri, iş ve sosyal güvenlik hukuku, dezavantajlı gruplar

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR