TR

Ekolojik Düşüncede Eğitim Anlayışı

GİRİŞ

Ekolojinin basit bir çevre sorunları öğretisi olmamakla birlikte derin bir felsefi alt yapıya sahiptir. Temelinde çevre sorunları kaynaklı savlar içerse de önerdiği ve gerçekleştirmek istediği ekolojik toplum yapısı çok yönlüdür. İdeal bir toplumun oluşturulması için yaşamın her alanına bir yaklaşım getiren ekolojik düşünce eğitim içinde aynı yola başvurmuştur.

Egemen sistemin verdiği eğitimin başarısızlığına dikkat çekerek, eğitime yeni bir anlayış kazandırır. Ve eğitimin ekolojik sorunları önlemek için önemli bir alan olduğu savunulmaktadır.

Bu çalışmada da ekolojik sorunların çözümü için ortaya çıkan ekolojik düşüncenin temel savları ele alınmıştır. Bu savların gerçekleştirilmesinde eğitimin nasıl bir rol oynadığı tespit edilmeye çalışılmış ve egemen eğitim sisteminin aksaklıkları ortaya konarak ekolojik eğitim anlayışı açıklanmaya çalışılmıştır.

EKOLOJİK DÜŞÜNCE

İnsanlığın varoluşundan bu yana doğa ile kurduğu ilişki sonucunda çevre sorunları ortaya çıkmıştır. Etkisi küçük olan çevre sorunları zaman geçtikçe büyüyerek çeşitlenmeye başlamıştır.

Büyüyen bu sorunlar karşısında doğal denge üzerine çalışmaya başlayan çevre bilimi, kısa sürede doğal dengenin giderek bozulduğunu fark ederek çalışmaların yoğunluğunu artırmıştır. Özellikle 1950’lerden sonra çevre bilimi artan dünya nüfusu, teknolojik gelişmeler ve sanayi toplumunun gelişmesiyle: çevre kirliliği, türlerin yok olması, kaynakların hızlı tükenmesiyle giderek büyüyen çevre sorunları çözümü ekolojik düşüncede bulmuştur. Ekolojik düşünce çevre bilimini incelemelerinden farklı olarak daha derinden bir inceleme ve düşünce yapısı ortaya koymuştur. Ekolojik düşüncenin esas amacı “kaybedileni kazanmak, geri getirmektir” (Mutlu, … : 6).  Bu yönüyle çevre korumacılıktan ayrılmakta ve daha geniş bir anlam kazanmaktadır.

Ekolojizm basit bir çevre sorunlarını ele alan bir düşünce değildir. Ekolojizm politik insanı sevgi ve kültürle donatılmış bir birey olarak görür, daha fazla sahip olmak yerine daha iyi olma kavramını koyar ekonomik büyümenin karşısına sosyal ilerlemeyi koyarak, üretim araçlarının mülkiyetini değil onların doğasını ve gelişimini sorgular (Sımonnet, 1990: 9-10).

Bu çevreci ekoloji gelişen bilim ve teknolojinin toplum ve onun yaşama şeklini irdeleyerek, gelişen bilim ve teknolojinin çağdaş toplumun gelişimini nasıl etkilediğini sorgular. Esas ele aldığı konu ise doğa toplum ilişkisidir. Doğasında kopmuş yaşadığı toplumda hapsolmuş insanı ele alır (Sımonnet, 1990: 10).

Ekolojik düşünce endüstri toplumlarındaki hâkim üretim, teknoloji ve bilim anlayışıyla beraber mekanik dünya görüşünü eleştirmektedir. Amacı ise insan ve tabiat arasında denge ve uyumun sağlanmasıdır.

Toplumsal ekoloji insanın-insan ve insanın-doğa üzerindeki hâkimiyetine karşı çıkmaktadır. Başta aile içinde yaş grupları ve cinsiyet, okullardaki hiyerarşik eğitim, toplumdaki etnik bölünme, bürokratik hâkimiyet, din kurumlarının baskısı… Kısacası insanın- doğa üzerindeki tahakkümünün insanın-insan üzerinde başladığını düşünür.

Ekoloji düşünce savunduğu düşünceleri açıklamak için hâkim paradigmaya karşı, çevreci paradigmalar ortaya koyarak düşüncelerini savunur. Bu karşı ürettiği düşünceler şöyle gösterilebilir.

Hâkim Sosyal Paradigma Alternatif Çevreci Paradigma
Merkezi Değerler Maddi değerleri esas alır ( Ekonomik büyüme )

Doğayı kaynak olarak değerli görür

Tabiata hâkimiyeti esas alır.                        

Maddi olmayan değerleri esas alır.(Kendini Geliştirme)

Tabii kaynaklar, bizatihi değerlidir

Tabiata hakimiyeti esas alır.

Ekonomi Pazar güçleri

Risk ve ödül

Başarıya ödül

Farklılık

Ferdiyetçi

Kamu girişimleri

Güvenlik

İhtiyaçla ilişkili gelir

Eşitlikçi

Toplumcu

Yönetim Biçimleri Otoriteryen yapı (Uzmanlaşma etkinliği )

Hiyerarşik

Kanun ve nizam

Merkezi

Büyük ölçekli

Kurumsal

Düzenli

Geniş-bol rezervler

Tabiat düşmanı

Değer -düşünce-his ayrımı

Katılmacı yapı (Vatandaş- işçi katılımı )

Hiyerarşik olmayan

Serbestlik

Merkezkaç

Küçük ölçekli

Komünal

Elastiki

Dünyanın kaynaklarının sınırlılığı

Tabiata karşı saygılı

Değer-düşünce-his birliği

Kaynak; Stephen COTGROVE; Andrew DUFF: “Environmentalism, Middle Class Redicalism and Politics”, Sociological Rewiev, Vol.28, No.2 1980, 333’den akt. Kemal GÖRMEZ. Çevre Sorunları Ve Türkiye. a.g.e, 92 ‘den Mutlu Ahmet, “Ekolojik Düşüncenin Toplum Kurgusu”,  s.3

Sürekli ilerleme ve büyüme düşüncesinin ortaya çıkardığı sorunlar, sadece çevre sorunları olarak değil insan yaşamının niteliği de bozulmaya başlamıştır. İşte bu noktada ekolojik düşünce ideal bir insan yaşamı ve toplum vurgusu yapmaktadır.

Ekoloji düşünceyi içeren iktisadi, devlet, insan ve toplum, teknoloji, bilim ve eğitim anlayışı öngörmektedir. Bunlar ekolojik düşüncenin sosyal hayatın değişik alanlarına getirdiği yorumlardır. Bu yorumlardan hareketle ekolojik düşünce toplum yapısında bir bütünlük sağlar.

İşte bu bütünlük içerisinde yer alan eğitim ekolojinin, ekolojik sorunları önlemek için yaptığı çalışmaların önemli bir ağıdır. Ekolojik düşünce eğitim anlayışını oluştururken egemen eğitim sistemini eleştirerek onun yerine ideal bir eğitim öngörmektedir.

EGEMEN EĞİTİM ELEŞTİRİSİ

Eğitim, toplumun devamlılığına ve gelişimine katkı sağlayan, kendini bilgi beceri ve tutum kazandırarak kendini gerçekleştiren, düşünen ve sorgulayan bireyler yetiştirmek yerine piyasanın ihtiyacını karşılayacak iktisadi bireyler yetiştirmeye başlamıştır. Eğitimin;

Bireysel İşlevi

Toplumsal İşlevi     yerine   Ekonomik  İşlevi  değer kazanmıştır.

Siyasal İşlevi

Felsefi İşlevi

Ekolojik düşünce, dünyada etkili olan egemen üretim ve tüketim anlayışıyla eğitimin temel işlevi olan bilimsel ve kültürel bilginin gelecek kuşaklara aktarılması düşüncesinin anlamı değişmiştir. Endüstriyelleşme ve teknolojinin gelişmesiyle mesleğe ve yeteneğe yönelik bir eğitim anlayışı benimsenmiş, Toplumdaki egemen gruplar okulun amaçlarını iş dünyasının talepleri doğrultusunda belirlenmeye başlanmıştır. İş dünyası ve sanayinin ihtiyaçları birdenbire eğitim sisteminin önde gelen amaçları olmuştur. Eğitimde amaç işe yarayacak iktisadi bireyler yetiştirmek olmuştur.

Okullarda bu anlayışla değiştirilmiştir. Herkese aynı eğitim ve müfredatla bir amaç belirlenmiş, sınavların bir ölçüm aracı olarak kullanıldığı bireylerin rekabet ve mücadele yetileri ile bezendiği, okullarda piyasanın işine yarayacak bölüm ve derslerin verildiği, diploma belgesine insanlara değer kazandıran bir işlev yüklenmiştir. Okul sayısı artırılmıştır ancak başarı konusunda aynı durum geçerli olmamıştır. Modern çağda okullara ulaşım kolaylaştırılmış ancak bilgiye ulaşmak zorlaştırılmıştır.

Eğitim alan çocuklar, başta aile, okul ve toplum tarafından geleceğe yönelik bir proje olarak görülmektedir. Bilginin tek değer olduğunu ve ekonomiye hizmet ederse bir anlam kazanacağını düşünen nesiller doğaya hükmederken de onu bir meta olarak görmeye başlamıştır.  Eğitim faydacı bir anlayışa indirgenmiştir.

Kısacası, egemen eğitim sisteminde, okul büyük bir üretim binası, eğitim; büyük bir üretim makinesi, öğretmen; makine sorumlusu, öğrenci ise makineye ham madde olarak giren ve bir ürün olarak çıkmaktadır. Ancak çıkan ürünün piyasada ekonomik bir karşığı varsa o zaman bir değer kazanacaktır.

Eğitim; Büyük Bir Üretim Makinesi

Okul: Üretim Binası

Öğretmen: Makine Sorumlusu

Öğrenci: Ham Madde___________Ürün (işe yarar)

Egemen eğitimde yetiştirilen çocuklar da mekanikleşmiş ve doğayı tanımayan ve ona hükmetmekten korkmayan nesiller olarak yetiştirilmektedirler. Ekolojik eğitim tam da bu noktaya dikkat çekerek,  yetiştirilen çocuklar ile doğa arasında ki bağın kopmadığı bir eğitim anlayışı öngörür.

EKOLOJİK EĞİTİM ANLAYIŞI

Oberlin Yüksekokulu’nda çevre çalışmaları profesörü olan David W. Orr, ekolojik krizin gelecek kuşaklara verdiğimiz eğitimde olduğunu iddia eder. Bugünkü baskın eğitim tarzı «insanın egemenliği adına bizi yaşamdan yabancılaştırıyor, birleştirmek yerine parçalıyor, başarıya ve kariyere aşırı önem veriyor, duyguları zihinden, pratiği kuramdan ayırıyor ve dünyaya, cehaletinden habersiz zihinler salıyor» demektedir (Louv, 2007: 265).

Bu ekolojik krizin çözümünü yine ekolojik eğitimde bulan Orr, bütün üniversite öğrencileri için ekolojik okuryazarlık hedefi belirlenmelidir. Çevre etiği, termodinamik yasalar, ekolojinin temel ilkesi, sürdürülebilir tarım ve ormancılık, enerji bilimi, teknolojinin sırları gibi konuların öğrencilerde ilgi uyandıracağını savunur (Louv, 2007: 266).

Ekolojik düşüncenin eğitim anlayışına dair bir fikir birliği yoktur. Kimi yazarlara göre derin bir felsefi konu olarak ele alınırken kimi yazarlarda eğitimde ekolojik anlayışın uygulanabilirliği noktasında düşünceler ortaya koymuştur. Bir fikir birliği bulunmamakla birlikte ekolojik eğitim anlayışının kavranmasına yardımcı olacak ortak görüşler mevcuttur.

Ekolojik düşünce bir kurum olarak eğitimin var olmasını kabul eder (Mutlu, 2007: 13). Ancak kurum anlayışı farklıdır. Tasarlanan okullar doğal ögeler içerir. Ekolojik düşünce duvarsız okullar öngörür. Ekolojik eşitliliği barındıran ders alanları aslında oyun alanları; yaban hayatı tabiatı, yürüme yolları, gezinti alanları, okul arazilerinin bitişiğinde doğal araziler, önce çocuklara yakın çevresi ırmak, park, gölet, yollar olabilir ( Louv, 2007: 246).

Öğretmenler çocukları dersliklerden azat etmelidir. Yöneten değil yönlendiren olarak, görevi sadece ırmağın rotasının akmasını sağlamaktır. Ayrıca eğitimde yol gösteren de sadece öğretmen değil veliler, uzmanlar, yerel yönetim yöneticileri herkes olabilir.

Öğretmen ve öğrenciler müfredatlarını kendileri oluşturmalı, programlar öğrenci merkezli olmalıdır. Gençlere demokratik deneyimler kazandıracak bir müfredat olmalıdır.

Okullar yaşamın demokratik olarak sürdürüldüğü bir yapı oluşturulmalı, öğrenci bilginin pasif bir müşterisi olmaktan çıkarılıp, bilginin asıl sahibi anlam yaratıcıları olmalıdır.

Eğitimde öğrenciler doğadan kendi istediği şeyleri öğrenmeye ihtiyaç duymalıdır (Mutlu, 2007: 14). Öğrenci serbest bırakılmalı çocuk ve doğanın bağ kurulmasına izni verilmeli bu şekilde çocuğun hayal gücü gelişir ve keşfeder. Ders mekânı öğrencilerin yaşadığı çevre olursa yaşadığı yerle bağ kurar ve eğitim bir anlam kazanır. Doğa tabanlı eğitim doğa yoksunluğunun panzehiri olacaktır. Ayrıca insan deneyimlediği bilgileri kolay kolay unutmazmış işte öğrenciler kendi deneyimleri ile öğrenecekler buda eğitimde kalıcılık sağlayacaktır.

Eğitimde bilim ve modern teknoloji kullanılmalıdır. Bunu yaparken toplumun yapısından soyutlanmamalıdır (Mutlu, 2007: 15).  Üretilen teknoloji doğayı tahrip etmek için değil doğa ile bütünleşerek yeni şeyler keşfetmek için kullanılmalıdır.

Deneyime dayanan eğitim sisteminde yapılan sınavlar anlamsızdır. Bilgi araç değil amaçtır bu yüzden sınav gibi bir ölçüt edinilen bilgiyi ölçemez.

Eğitimin maddi ve manevi değeri artırılmalıdır. Devlet bir sonraki kuşağın içine doğa tohumları ekmek için daha fazla kaynak ayırabilir. Eğitim sadece okulda öğretmen ve öğrenci arasında gerçekleşmemeli, birlikte toplumsal bir mesele olarak görülüp hep birlikte üretebilme amacı güdülmelidir.

Eğitim sadece çocuklar için gerekli bir kurum olarak görülmemelidir ( Mutlu, 2007: 13). Çünkü çocukların okula gelene kadar hayatta edindiği bir yaşam deneyimi ve bilgisi vardır okula başladıklarından itibaren bu yok sayılmamalı ve verilecek eğitimde bu yok sayılmamalıdır. Ve okul bittiği zamanda öğrenme bitmez çünkü öğrenme hayat boyu gerçekleşecek bir eylemdir.

Okul araştırmaları topluluk çalışmaları birleştirilmelidir. Bu şekilde verilen eğitim öğrencilerin öğrendiği teorinin ötesine geçerek bir toplumsal amaca hizmet eder.

SONUÇ

Ekolojik sorunların çözümü ve önlenmesi için geliştirilen ekolojik felsefe konuyu bütüncül bit yaklaşımla ele almıştır. Konuyu sadece çevre sorunları değil, toplumsal bir mesele olarak görmüştür. Bu yüzden de ideal bir iktisadi, devlet, insan ve toplum, teknoloji, bilim ve eğitim anlayışı ortaya koyarak sorunların çözümünün geçici değil kalıcı olarak çözümünü hedeflemiştir.

Bu düşüncenin gerçekleşmesinde en önemli unsurlardan eğitimin de ekolojik unsurlara dayanarak yeniden kurulması gerektiğini savunan ekolojik düşünce egemen eğitim sistemini eleştirel yaklaşarak, bozukluk ve eksiklikleri tespit etmiş. Yeni bir eğitim anlayışı ortaya koymuştur.

Bu eğitim anlayışının esas amacı ekolojik veri tabanlı bir eğitim düzeni oluşturarak, eğitimin modern dünyada kaybettiği anlamını geri kazanmak. İnsan ve doğa arasındaki karşıtlığı ortadan kaldırmaktır. Üretilen bilginin verilen eğitimin doğaya karşı ona zarar vermek için değil doğa ile uyumlu gerçekleştirebileceğini göstermektedir.

Ekolojik eğitimin uygulanabilirliği noktasında baktığımızda derin bir felsefeye sahip olan ve günümüz toplumuna uyum sağlayamayacağı alanlar vardır. Ancak egemen eğitim sisteminde ekolojik unsurlara az da olsa yer verilerek bir şeyler değiştirilmeye başlanabilir. Dünyada büyük çaplı olmamakla birlikte ekolojik eğitim anlayışının uygulandığı okullar ve bölgeler bulunmaktadır ve bu çalışmaların artırılması da gelecek nesiller için önem arz etmektedir.

Ekolojik eğitim anlayışın savunduğu düşünceler doğa ile uyumlu ve ona karşı duyarsız bireyler yerine başta doğaya, yaşadığı çevreye ve çevredeki sorunlara duyarlı bireyler yetiştirmektir. Kısacası çocukların yiyeceklerinin nereden geldiğini görmesi ve içerisinde olması gelecek için çok önemlidir.


Kaynakça

Apple M. Ve Beane J. (2011).  Demokratik Okullar. Ankara: Dipnot

Callenbach, E. (1994). Ekotopya. İstanbul: Ayrıntı

Illıch, I. (2006). Okulsuz Toplum. İstanbul: Roman Oda Yayınları

Louv, R. Doğadaki Son Çocuk. Ankara: Tübitak Popüler Bilim Kitapları

Mutlu, A. (2007). “Ekolojik Düşüncede Eğitim Anlayışı”. Ulusal. 12. 13-18

Mutlu, A. (…) “Ekolojik Düşüncenin Toplum Kurgusu”.

Simonnet, D. (1990). Çevrecilik. İstanbul: İletişim Yayınları

Sobel, D. (2014). Ekofobiyi Aşmak. İstanbul: Yeni İnsan Yayınevi

YAZAR

Eğitim Bilgileri; Ondokuz Mayıs Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (2013/2017) Ondokuz Mayıs Üniversitesinde / Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalında Tezli Yüksek Lisans (2017/... ) İlgi Alanları; Kentleşme ve çevre sorunları Yerel yönetimler Ekoloji

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR