TR

Bilgi Toplumunda Beşeri Sermaye

Giriş

Bilgi toplumunda en temel üretim faktörü, bilgiye sahip olan insan gücü yani  beşeri sermayedir. İnsanların bilgiye sahip olmalarının en kestirme yolu ise eğitimdir. Eğitimle insanlara verilen şey aslında geçmiş nesillerin, tecrübeleri dorultusunda elde ettikleri bilgiden başka bir şey değildir. Dolayısıyla eğitim alan insan, eğitim aldığı konuda, uzun yılların sonucundaki deneyim sayesinde elde edebileceği bilgiye çok daha kısa bir sürede sahip olabilecektir. Bilgiyle donanmış olan insanlar beşeri sermaye stokunu oluşturduğuna ve bilgiyi elde etmenin en temel yolu olan  eğitim olduğuna göre, eğitimdeki artışla birlikte beşeri sermaye stokunun da arttığı söylenebilir. Bu makalede beşeri sermaye kavramının  gelişimi, kavramın  bilgi toplumundaki önemi  üzerinde durulmuştur.

Beşeri Sermaye Kavramının Gelişimi

Beşeri sermaye (human capital) kısaca işgücü tarafından içerilen bilgi ve becerilerin toplamını ifade eder. Kişilerin üretken bir biçimde çalışmaları ve hizmetleri karşılığı gelir elde etmelerine imkân veren kazanılmış beceri ve kapasitelere” beşeri sermaye” denilmektedir.

İnsan sermayesi, ilk olarak Adam Smith’in (1739) çalışmalarında görülen bir kavramdır. Smith insan sermayesini, bir ülkedeki nüfusun kazandırılmış ve kullanılabilir kabiliyetleri ve yeteneklerinin toplamı olarak görmektedir. 19. yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılın başlarında bu anlayış, zaman zaman ekonomi literatüründe konuşulmaya başlanmıştır. Ancak günümüzdeki anlamıyla insan sermayesi ile ilgili çalışmaların daha çok Johnson, Schultz ve Becker tarafından yapıldığı görülmektedir. Johnson, işçilerin şirketin hisselerinin sahipliğinin yayılmasından dolayı değil, aksine ekonomik değere sahip olan bilgi ve maharetleri kazandıklarından dolayı sermaye sahibi olduklarını belirtmektedir. Yani çalışanlar ya da işçiler sahip oldukları bilgi ve maharetlerle, sermaye sahiplerinden kendi işgüçlerinin değişim değerinin ötesinde bir ödeme talep etmektedirler. Kısacası sahip oldukları bilgi ve maharetleri ölçüsünde, bu bilgi ve maharetlere sahip olmayanlara göre daha fazla getiri talep etmektedirler (Lin, 2001: 8-10).

İnsan sermayesi kavramı konusunda ilk sistematik çalışmayı ise, Theodore W. Schultz’un yaptığı belirtilmektedir. “İnsan sermayesine yatırım” isimli ufuk açıcı çalışmasında, insan kaynaklarını açıkça sermayenin bir biçimi, üretilmiş üretim araçları veya yatırımın bir ürünü olarak görmemenin ayıplanacak bir durum olacağını belirtmektedir. Aynı şekilde Schultz ile birlikte Becker de, çalışanların üretim ve değişim sürecinde işverenler ya da işletmeler için kullanabilecekleri bilgi, beceri ve yetenekleri kazandıkları zaman, insan sermayesinin de diğer fiziki sermaye gibi çalışanlara değer katmış olacağını ifade etmektedir. Fiziki sermaye ile insan sermayesi arasındaki önemli fark, insan sermayesinin çalışanların kendilerinde içkin olan değeri arttırmalarıdır. Genellikle insan sermayesi, eğitim, öğretim ve deneyim vasıtasıyla işlenmiş ve ölçülmüştür. Çalışanların bir kısmı üzerinden insan sermayesine yapılan yatırm, sadece işletme veya üreticiler için değil, aynı zamanda çalışanların kendileri için de önem arz etmektedir. Kısacası insan sermayesi hem işgücünün değerini arttırmakta ve hem de ücretler ve kazançlar olarak çalışanlar tarafından başarılan ve alıkonan değerin bir kısmı ile de zorunlu ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunmaktadır (Lewin; 1999: 178-179).

Beşeri sermaye tanımlaması, Marx’çı bakış açısına göre yapılan sermaye tanımıyla karşılaştırıldığında, temelde bir değişiklik görülmemektedir. İnsan sermayesi de piyasada getiri sağlama beklentisiyle yapılan bir yatırım olarak görülmektedir. Yine Marx’çı bakış açısı, arttırılan bu değerin (bilgi ve beceri), kapitalistlerin kendi işgücü kapasitelerini arttırmaya yaradığını ifade etmektedir. Sonuç olarak malların ya da üretimin piyasa değeri hem kalite ve hemde nicelik olarak artmaktadır. Buyüzden insan sermayesi kavramı Marx’çı sermaye analiziyle uyumlu görünmektedir.

Böyle olmakla birlikte, klasik sermaye teorisi büyük bir sorunla karşılaşmıştır. O da kapitalistlerle çalışanlar arasındaki hareketsiz sınıf farklılığının uzun süre devam edemeyeceğidir. İnsan sermayesi teorisi, sermayenin tanımlanması konusunda klasik teoriden ayrılmamakla birlikte, sermayeyi kimin elde edeceği ya da kimin elde edemeyeceği noktasında klasik teoriden ayrılmaktadır. İnsan sermayesi teorisinde sosyal yapı algılaması değişmiştir. Herkes yatırım yapabilir ve sermaye elde edebilir. İnsan sermayesinin kazanılması ya da kazanılmamasında farklı fırsatların ve motivasyonların etkili olduğu ifade edilmektedir. Yine de sosyal yapılar, şu anda bir kapitalist sınıflar hiyerarşisi olarak planlanmışlardır. Bu yapıda katı iki sınıflı bir sistemden ziyade, sınıflar arasında hareketliliğin mümkün olduğu kadar geniş olduğu bir durum söz konusudur (Lin, 2001: 13- 14).

Kısacası, beşeri sermaye teorisi, klasik Marx’çı sermaye teorisinden çeşitli yönleriyle ayrılmaktadır. Klasik sermaye teorisi, malların üretim ve değişimi üzerine odaklanırken, insan sermayesi, daha çok çalışanlarla ilişkilendirilmiş bir süreç üzerine yoğunlaşmaktadır. İkinci olarak, insan sermayesi teorisine göre çalışanlar yatırımcılar olarak görülmektedir ya da en azından yatırım planlarındaki bir unsur olarak görülmektedirler. Klasik sermaye teorisinde ise, çalışanlar zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak üzere kendi işgüçlerini belirli bir ücret karşılığında sermaye sahiplerine kiralamaktaydı. Üçüncü bir farklılık ise, artmış olan ücretler ve diğer kazanç biçimlerinde potansiyel bir karşılık söz konusu olduğundan, çalışanlar şu anda beceri ve bilgi kazanmak için motive edilmektedirler. Klasik teoriye göre işgücü amaçsal bir eylemdir.

Dolayısıyla kapitalist sistemde amaçsal eylemler çalışanların özgür iradeleri tarafından değil, sermaye sahipleri tarafından empoze edilmektedir. Empoze edilecek amaçsal eylemler ise üretimin amaçları ile uyumlu olacaktır. Oysa insan sermayesi teorisine göre çalışanların amaç yönelimli eylemleri kendileri tarafından belirlenmektedir. Bu belirleme, kendi bilgi ve becerilerini arttırmak için kendilerine yaptıkları yatırımdan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla amaçsal eylem çalışanların kişisel çıkarları ile uyumlu olacaktır. Sonuç olarak, bilgi ve beceri kazanılarak gelişen insan sermayesi, hem ekonomik değer yaratmakta ve hem de çalışanları sermaye sahibi yapmaktadır (Grootaert ve Bastelaer; 2002: 23).

Beşeri Sermayenin Diğer Sermaye Türlerinden Ayrımı

İktisadi kalkınmanın kapsadığı faktörler genel olarak şu şekilde sıralanabilir; Teknolojik ilerleme, eğitim ve sağlık düzeyinin yükselmesi, kültürel gelişme, yüksek verimlilik, gelir artışı ve toplumsal refahın iyileşmesi vb. Tüm bu faktörlerin etkisinde kalkınmışlık düzeyini ölçmek ve tanımlamak, kalkınma iktisatçılarının ve politika yapıcılarının ilgisini çekmektedir. Bunun en büyük sebebi ise iktisadi gelişmenin sadece niceliksel değil aynı zamanda niteliksel bir yönünün de bulunmasıdır (Yumuşak ve Tuna, 2003: 456).

Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri arasındaki fark gün geçtikçe derinleşmekte, gelişmiş ve gelişmemiş ülke ayrışması yaygınlaşmaktadır. Bunun nedeni kalkınma süreçlerindeki değişkenlerdir. Bu değişkenleri, üretim süreci, pazarlama, piyasa oluşturma, piyasa koşulları ve beşeri sermaye gibi ifadeler şeklinde sıralayabiliriz. Ülkelerin kalkınma macerasında bunlar öncelikli rol oynarlar. Ülkeler arasındaki derinleşen ayrımı açıklamada fiziki sermayenin ise önem katsayısı düşmektedir. Oysaki son yıllara kadar fiziki sermayenin önemi üst seviyede bulunmaktaydı (Karataş ve Çankaya, 2010: 42).

 Yapılan fiziki sermaye yatırımları genellikle üretim odaklı olmaktadır. Beşeri sermaye yatırımlarında ise toplumdaki bireylerin daha çok yaşam standartlarının yükselmesi amaçlanmaktadır. Sosyal sermaye ise bireyler arası karşılıklı güvene dayalı ilişki olarak tanımlanmaktadır. Sosyal sermaye beşeri sermayenin etkinliğinin artmasını sağlamaktadır (Atik, 2006: 8-10). Fiziki yani klasik sermayenin beşeri sermayeden ayrılan en önemli noktası fiziki sermayenin nötr bir kullanımının olmasıdır. Yani fiziki sermayenin nerede kullanılacağı genellikle önceden bilinmekte olup pasif bir kullanım söz konusu olmaktadır. Beşeri sermayede ise bunu kestirmek mümkün değildir. Bu yüzden beşeri sermaye daha uzun bir süreci içermektedir (Karagül, 2012: 78).

Beşeri sermaye tanımlarda da anlaşılacağı gibi fiziki sermayeye göre bir çok yönden farklılık göstermektedir. Bunlardan ilki beşeri sermaye yatırımlarının sosyal ilişkiler yanında sosyal yapının da gelişmesine yardımcı olmasıdır. Bir diğeri ise beşeri sermayenin sabit kalmayıp sürekli yenilenmesidir. Son olarak beşeri sermayenin üretimde kullanılmadığında tamamen yok olması bu ayrımlardan biri olmaktadır (Keskin, 2011: 28).

Beşeri Sermayenin Önemi

Bilgi toplumunda beşeri sermayenin iktisadi faktör olarak önemi her geçen gün artmaktadır. 20. yüzyılın başlarında Schumpeter’in “yaratıcı girişimci” ve yine 1960’lı yıllarda Arrow’un “yaparak öğrenme” şeklinde dile getirdiği beşeri unsurun öneminin kavranması ve makro ekonomik anlamda içselleştirilerek büyüme teorilerinde modellenmesi oldukça yenidir. Geleneksel büyüme modellerinde temel üretim faktörleri; toprak, işgücü, sermaye ve girişimdir. Öte yandan, üretim faktörlerinin ölçeğe göre azalan getirileri söz konusudur. Bu modellerde yer almayan bilgi, dijitalleşme ve AR-GE faaliyetlerinde meydana gelen köklü dönüşüm sonucunda oluşan bilgi ekonomisinin en önemli varlığı olarak üretim fonksiyonunda yerini almıştır (Karadeniz, 2007: 11).

Lucas ve Rebello’nun modellerinde beşeri sermaye ve bilgi, fiziki sermaye gibi üretim faktörü olarak kabul edilmiştir. Beşeri sermayeye yapılan yatırımlar eğitime harcanan zamanın fırsat maliyeti olarak tanımlanmıştır. Bilgi üretiminin, beşeri sermayenin ve teknolojik değişimin önem kazandığı ve ülkeleri sanayi toplumu ötesine taşıyan bir gelişme aşaması olarak tanımlanan bilgi toplumunda, fiziki sermaye ve doğal kaynakların öneminin gittikçe azaldığı görülmektedir. Bu unsurların yerini bilgi ve beşeri sermaye almaktadır (Yumuşak ve Tuna, 2000:5). Beşeri sermaye; üretim faktörlerinin daha verimli kullanılmasına imkân vermekte ve mevcut insan gücünün niteliği, niceliği, mesleki bilgileri ve sağlık durumu ile sosyal ilişkiler toplamından oluşmaktadır (Karadeniz, 2007: 12).

Beşeri sermaye, zaman içinde fiziki sermayeden ayrı bir üretim faktörü olarak ortaya çıkmıştır (Atik, 2006: 24). Bilginin temel üretim faktörü olduğu bilgi toplumunda, fiziki sermaye ve doğal kaynakların önemi giderek azalırken bilgi üretimi ve beşeri sermaye daha çok önem kazanmıştır.

 Sonuç

Son zamanlarda çok konuşulan bir kavram olan beşeri sermaye kavramı, özellikle iktisat ve sosyoloji bilim dallarında üzerinde çok tartışılan bir konu haline gelmiştir.Günümüz bilgi toplumunda üretim faktörleri kaynakları etkin kullanılırsa beşeri sermayede verimlilik sağlanacaktır.Teknoloji ve bilgi toplumunda etkinlik ve verimlilik sağlandığı sürece ülkenin gelişmiş ülke konumuna gelmesi kaçınılmaz olacaktır.

Beşeri sermayenin oluşumunu  başta eğitimi gerektirir. Sonuçları itibariyle eğitim harcamaları yatırım niteliğindedir. Ancak eğitim harcamalarının yatırım niteliği taşıyabilmesi ve kazanılan eğitimin sermaye niteliğinde olabilmesi, eğitimin ekonomik büyüme ve kalkınmanın ihtiyaç duyduğu özelliklere sahip insan gücünü yetiştirmesiyle mümkündür. İster ekonomik büyüme ve kalkınmanın gerektirdiği insan sermayesini oluşturmak, ister bilgi toplumunun gerektirdiği araştırıcı ve yaratıcı insan gücünü yetiştirmek açısından bakılsın, eğitim, her ülkenin yirmi birinci yüzyılın küreselleşme sürecinde ayakta kalması ve rekabet edebilmesi için önem vermesi gereken önceliklerin en başında gelmektedir .

Beşeri sermaye olgusu ekonomik büyüme ve kalkınma serüveninin de en önemli aktörlerinden biridir. Gelişimini tamamlamak isteyen ülkelerin hızlı bir şekilde beşeri sermaye yatırımlarına yönelmesi gerekmektedir. Bu yatırımlar yapılırken sürdürülebilirlik de önem arz etmektedir. Ülkelerin doğal güzellikleri yok edilmeden yapılan bir beşeri sermaye yatırımı, amacına ulaşmış olacaktır.


Kaynakça

 ATİK, Hayriye, Beşeri Sermaye, Dış Ticaret ve Ekonomik Büyüme, Bursa: Ekin Kitabevi, 1. Baskı, 2006.

GROOTAERT, C. ve BASTELAER, T. (2001)Understanding and Measuring of Social Capital: A Synthesis of Findings Recommentation from the Social Capital Initative, The World Bank Social Capital Initative Working paper, No: 24.

KARADENİZ, Oğuz (Ed.), Avrupa Birliği Yolunda Türkiye’de Eğitim ve Beşeri Sermaye, Gazi Kitabevi,

KARAGÜL, Mehmet (2012), Sosyal Sermaye (Kapitalizmin Kör Noktası), Nobel Yayınları, Ankara.2007.

KARATAŞ, M.ve Çankaya, E. (2010) “İktisadi Kalkınma Sürecinde Beşeri Sermayeye İlişkin Bir İnceleme”, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2(3), 29-55.

KESKİN, A. (2011), “Ekonomik Kalkınmada BeĢeri Sermayenin Rolü ve Türkiye” Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 25(3-4), 125-153.

LEWİN, Peter. (1999) Capital İn Disequilibrium: The Role Of Capital İn A Changing World, Routledge.

LIN, Bou-Wen; Li, Po-Chien ve Chen, Ja-Shen. (2006), Social Capital, Capabilities, and Entrepreneuiral Strategies: A Study of Taiwanese High Thec New Ventures, Technological Forecasting and Social Changes, No: 73, ss.168-181.

SCHULTZ, T. W. (1961), “Investment in Human Capital,” American Economie Review, 61: 1.17.

YUMUŞAK, İbrahim Güran & Yusuf Tuna,“Kalkınmışlık Göstergesi Olarak Beşeri Kalkınma İndeksi ve Türkiye Üzerine Bir Değerlendirme” İktisat Fakültesi Mecmuası, 52: 1, 2002, 1-26.

YAZAR

Akdeniz Üniversitesi (2013-2017) Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Çalışma Alanları: İktisat,Sosyal Politika,Yerel yönetimler,Sosyoloji,Çalışma İlişkileri,Yasalar

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR