TR

Türkiye’de Sosyal Kurumlar Açısından Feminizm

  1. FEMİNİZM KAVRAMI VE YAKLAŞIMLAR

Fransızca ‘’femme’’ kelimesinden türetilmiş olan feminizm; bireyin kendi algısına göre şekillenen bir kavram olmakla birlikte, cinsiyet ayırımcılığına karşı çıkan; toplumsal, ekonomik, siyasal ve diğer alanlarda eşitliği savunan bir görüştür (Örs, 2009: 415). Feminizm düşünce akımı olarak 17. yüzyılda karşımıza çıkmıştır. 1790 yılında Judith Sargent Murrey’nin Cinsiyetler Arasındaki Eşitlik Üzerine adlı eseri ile, 1792 yılında Mary Wollstonecraft’in Kadın Haklarının Savunucusu adlı eseri feminizmin ilk eserleri arasında kabul edilmektedir (Ağaoğlu, 2004: 16). Bu eserlere göre feminizm veya feminist teori kavramı genel olarak, kadın çalışmalarının yapıldığı yorumsamacı ve eleştirel okul yöntemiyle ilişkili olan ve içerden bakışın benimsendiği bir yaklaşım biçimidir. Drude Dahlerup’a göre feminizm, tüm ideolojileri, politikaları ve eylemleri içine alır. Kadınlara yönelik ayrımcılığı kaldırıp toplumdaki erkek egemenliğini kırmayı amaçlar (Kırca Schroeder, 2007: 46). Bu tanımlamalar toplum tarafından feminizm=erkek düşmanlığı olarak algılanmıştır. Tarihsel olarak ele alındığında bu hareketin içinde olanların yanlış algıdan dolayı farklı muamelelere uğradığı görülmektedir. Feminizmin sınırlarının doğru belirlenip ve yanlış anlaşılmalara meydan vermeyecek bir tanımlama yapmak esastır. Bu doğrultuda Watkins’in yaptığı tanım;

 “Feminizm, erkeklere kamusal alanın –iş, spor, savaş, hükümet- sorumluluğunu verirken kadınları ev içinde ücretsiz çalışmaya, yani köleliğe mahkum eden, aile hayatının bütün yükünü onların sırtına bindiren toplumsal işbölümünün sorgulanmasıdır. Bir grup olarak erkeklerle diğer bir grup olarak kadınlar arasındaki ilişkilerin sorgulanmasıdır. Kadınları aşağı, bağımlı, ikincil konumda tutan bütün iktidar yapılarına, yasalara, geleneklere baş kaldırılmasıdır.’’[1]

Feminist düşünürler; Liberalizm, Radikalizm, Sosyalizm..vs akımlarından yola çıkarak teoriler oluşturmuşlardır. Teoriler farklı olsa da hedefler ortaktır. Bu teorilerle kadınların sorunlarına çözüm önerileri sunmayı amaçlamışlardır.

İlk olarak ele alacağımız liberal feminizm; “eşitlik ve adalet” kavramları üzerine şekillenmiştir. Bu düşünce, Harriet Taylo, Marry Wollstonecraft, Elisabeth Cady Stanton, John Staurt Mill, Sarah Grimke ve Frances Wright tarafından geliştirilmiştir (Örs, 2009: 438). Liberal feminizm Amerika’da reformcu eğilimlerin düzenlenmesinde etkili olmuştur. “Eşit işe eşit ücret” ilkesi; liberal feministlerin eşitlik ve adalet arayışındaki temel ilkesidir. Kadın-erkek eşitsizliğinin ve toplumdaki adaletsizliğin kadınların eğitim seviyesinin yükselmesi ve toplum kültürünün değişmesi ile mümkün olduğunu savunurlar. Bu sayede hem kadın istihdamı artacak hem de erkek ile siyasal, sosyal ve hukuksal alanlarda eşit olmasını sağlayacaktır (Heywood, Özdemir, 2013: 489). Liberal feministlerin eşitlik mücadelesi; 19. yüzyılda Marksist feminizmin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Marksist feministler kadının ikinci planda olma sebebinin toplumda varolan sınıf ayırımından kaynaklandığını savunmuşlardır. Onlara göre kadınlar kapitalist sistemden sosyalist sisteme geçerek sınıf ayırımdan kurtulacaklardır. Sınıf kavramı erkeğe özgüdür. Kadının ayrı bir sınıfı yoktur, erkeğe göre belirlenmektedir. Ayrıca cinsiyetçi iş bölümü ele alınmıştır. Emek ücretle ilişkili olduğundan artı-değer kavramı içerisinde ele alınmıştır. Dolayısıyla kadının evde harcadığı emeğin ücret olarak bir karşılığı olmadığından emek kavramı içerisinde yer almamaktadır. Kadınların ve çocukların çalışmasının aile geliri açısından zorunlu olduğunu söylemektedirler (Örs, 2009: 459-462). Ancak parasal anlamda kadının çalışmasının erkekle eş değer olması beklenmez (Donovan, 2001: 148).

Bir diğer görüş radikal feminizmdir. Bu görüşün ilk eserlerinden olan Shulamith Firestone’ın Cinselliğin Diyalektiği (1970) kitabında kadınların ikinci konumda olmasının sebebi biyolojik olarak açıklamıştır. İlk sınıf ayırımının kadın-erkek arasında yapıldığı vurgulamıştır. Ayrıca radikal feministler aile kurumunu reddetmektedir çünkü ataerkil yapısı nedeniyle kadının erkeğe hizmet etmesini zorunlu kılmıştır. Bu yüzden kadının kurtuluşunun kapitalist sistemden ve patriyarkal yapıdan kurtulması ile olacağını savunmaktadırlar. Radikal feministler erkeğin kadın bedeni üzerinden cinselliği denetlemesi, kadının doğurganlığını kontrol edip, baskı kurması konusunda çalışmalar yapmıştır. Ataerkil toplum yapısına karşı çıkmışlardır. Kate Millet’e göre (1973), kadın-erkek ilişkisi tüm iktidar ilişkilerinin temelinde yer almaktadır. ‘Kişisel olan özeldir ve özel alan kadına aittir’ ilkesi etrafında toplanıp; cinsellik, doğurganlık, çocuk bakımı gibi ‘’bedensel’’ kavramları politikleştirerek, kişisel hale getirmiştir.

Sosyalist feminizm temelinde marksist teori ile aynı düşünceyi paylaşır. Farklı olarak kitle kültüründeki ideolojik dışavurumların göreceli olarak özerkliğini varsaymaktadır. Radikal feminizmin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin vurgusunu da desteklemektedir. Ataerkillik en az sınıfsal baskı kadar önemlidir ve kadınların özgürleşmesi yolunda destekçi siyasal gruplara ihtiyaç vardır. Sosyalizmin başlıca sorunlarından birisi kadın sorunlarıdır. Buna göre kadınların üremeden sorumlu oldukları yönündeki düşünce olduğu sürece ulusal ve uluslararası ekonomiler içindeki marjinallikleri devam edecektir (Tür, Koyuncu, 2010: 13). Bu görüşe göre kadın-erkek ilişkisindeki eşitsizlik, işçi sınıfı ile sermaye sınıfı arasındaki üretim ilişkisi çerçevesinde açıklanabilir. Bu yüzden cinsiyete dayalı bir işbölümü analizinden çok kapitalizmin işleyişi açısından ele alır. Kadının toplumsal olarak ezilmesi emek-sermaye sömürüyle yakından ilişkilidir. Bundan dolayı kadını ele alırken önce toplumsal sınıf analizinin yapılması gerektiğini savunurlar. Çünkü bireylerin toplumsal konumları sınıfsal konumlarının bir yansımasıdır (Suğur vd. 2008: 11).

Margaret Fuller’ın ‘’Kadın’’ adlı eseri, bir diğer görüş olan kültürel feminizmin başlangıcı varsayılır. Kadının doğurganlık ve toplumsallaşma süreci ile erkekten farklı olduğunu söylerler. Onlara göre kadın özgürlüğüne toplumdaki kültür yapısının değişmesiyle ulaşacaktır. Kadınların kendini geliştirmesine, eleştirel bakış açısına ve kadınların konuşma yeteneğine vurgu yapmışlardır. Ayrıca Fuller kadının özgüveni yükseldikçe patriyarkal sisteme karşı gelmesinin kolaylaşacağını söylemektedir (Adaçay, 2014: 78).

1920-1960 yılları arasında ortaya çıkan varoluşçu feminizm ise, feminist hareketlerde zirve dönemini yaşamıştır. Simone de Beauvoir’in, İkinci Cins (1949) adlı eseri ile kadınların neden ikinci planda olduğu sorusu varoluşçu feminizmin sorgulanmasının başlangıcıdır. Erkeğin benlik duygusu ve kadının ötekileştirilmesi vurgulanmıştır. Ataerkil yapıda ki toplumlarda kadının erkeğe göre duygusal, güçsüz ve bağımlı görülmesinin nedenlerini ve çözümlerini konu almıştır.

Radikal feminizm ve toplumsal anarşist feminizm ortak konular kümesi ile ilgilidir. Bu kümede, çekirdek aileye alternatifler, kişinin bedeni üzerindeki egemenliği, eğitimde ve işyerinde kalıplaşmış cinsiyetlerin sonlandırılması, erkeğin kadın üzerindeki otoritesine son verilmesi, baskıcı, duygusal ilişkilere son verilmesi ve durumcu düşüncenin tabiriyle günlük hayatın yeniden keşfedilmesi bulunmaktadır (Ehrlich, 2006: 1-14).

Başka bir yaklaşım olan siyah feminist kadınlara göre batılı beyaz kadınlar kendilerine karşı önyargılıdır. İlk olarak beyaz kadınlar siyah kadınların güçlü olduğu efsanesine inanırlar. Bu efsanenin altında yatan düşünce batılı beyaz kadının bilinçaltında siyah kadını köle olarak görmesidir. Bu bilinçaltı siyah erkeği siyah kadının babası konumuna sokar. Siyah feministlere göre orta sınıf batılı beyaz kadının bu düşüncesi asla yok olmayacaktır. Hatta bazı siyah feministlere göre onlara sorun yaratan asıl güç beyaz kadınlardır (Çaha, 2013: 156).

Son yaklaşım post modern feminizm ise yapısal, radikal ve liberal feminizmleri eleştiren bakış açısına dayanmaktadır. Eleştirinin temeli diğer feministlerin kendi arasındaki farklılıklara yeterince vurgu yapmamasına dayanmaktadır. Ayrıca yerellik, kültür gibi kavramları esas almaktadır. Bunun temelinde tüm kadınları kapsayan bir kategorinin bulunmadığı anlayışı inancı vardır. Batılı beyaz kadınlarla doğulu siyah kadınlar farklı olduklarından farklı çözümler sunulmalıdır. Son olarak bu görüşe göre cinsiyet sabit değil akışkan bir kategoride yer almaktadır (Altınbaş, 2006: 21-52).


  1. TÜRKİYE’DE SOSYAL KURUMLAR AÇISINDAN FEMİNİZM

Sosyal hayatta cinsiyetin farklılık meydana getirmesi söz konusu olmadan, kişiler yaşam alanlarında birlikte olmak durumundadır. Ancak yaşam ve üretim alanlarının kadına ve erkeğe tanıdığı hak ve insiyatifler aynı koşulda değerlendirilmeye imkan vermeyebilir (Tanilli, 2010: 133). Bu yüzden bu alanların kadın ve feminizm çerçevesinde ayrı ayrı incelemekte yarar görülmektedir.

Ailede Kadın

Aile sosyal bir kurumdur, en küçük toplumsal birimdir ve kişinin güven duygusunu oluşturduğu yuvasıdır. Aile dar anlamıyla; anne, baba ve çocuklardan meydana gelen bir kurumdur. Geniş anlamıyla ise akraba olan herkesi içine alan bir kurumdur. Aile biyolojik, psikolojik ve sosyal bağların kişileri birbirine kuvvetle bağladığı sosyal bir kurumdur (Güney, 2008: 86).

Sosyolojik açıdan gelişim ve değişimden en çok etkilenen ve bunu en hızlı biçimde içselleştiren kurumdur. Bunun en belirgin kısmı kadının annelik rolünü üstlenmesidir. Bu rolüyle kadın, ailenin oluşumu ve sağlıklı yaşam sürmesi anlamında bağlayıcı bir işleve sahiptir. Buna rağmen hem aile içinde hem de kamusal yaşamda ikinci sınıf insan muamelesi görmekten kurtulamamış olan kadın için köklü reformlara gerek vardır (Bayar, 2009: 162). Aile geleneksel olarak kadının hayatının merkezi ve cinsiyet eşitsizliğinin temel sebebi olarak kabul edilir (Walby, 2014: 99).

Aile Türkiye’de yaygın ve alternatifsiz bir kurumdur. Öyle ki ekonomik işlevini bitirdiği zaman bile, üreme, sevgi ve güvenlik, üreme ilişkilerinin tek şekli olarak kalmaktadır. Dolayısıyla kadının aileden bağımsız kimlik tanımlaması imkansızlaşmaktadır (Tekeli, 1982: 48-66). Bu yüzden Türkiye’de feminizm konusuna aileden bağımsız olarak değinilemez.

 Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra poligaminin yasaklanması ve medeni nikahın zorunluluğu, eşlerde her ikisinin de boşanma hakkına sahip olması, kadına seçme ve seçilme hakkının verilmesi, kadının aile ve toplumsal cinsiyet alanlarında aldığı yolun başlangıcını oluşturmaktadır (Bayar, 2009: 164). Ayrıca malların yönetimi ve mirasın paylaşılmasında eşlere eşit hak tanınmıştır. Kadın ve erkek ekonomik alanda eşit haklardan yararlanmaya başlamışlardır.

Dinde Kadın

Feminizm dinler tarihi içerisindeki geleneksel metodolojileri bilimsel bir şekilde kendi kavramsal bağlamı içinde eleştirmektedir. Onlara göre dinler tarihi erkeğin dindar olarak ne yaptığını genelleştirerek anlatan, kadının ise yaptıkları sorunlu konuları ele alan dolayısıyla erkeği öne çıkaran katı bir söyleme sahiptir. Feminizm dinlerde ki iki düşünceden kurtulmak için mücadele vermektedir. Birincisi başta inanç ve kurumlar olmak üzere çeşitli fenomenler üzerindeki erkek egemenliği, ikincisi ise erkeğin kadından üstün olduğuna dair meşruluk veren kurallardır (Young, 1999: 7-30). Son olarak bazı feminist düşünürlere göre feminizmin üç temel göreve vardır. Birincisi kadınla ilgili sembolik temsillerin günlük hayatına etkisini araştırmak ve kadının dini dil ve düşünce içerisindeki güç, temsil ve otoritesine vurgu yapmaktır. İkincisi kadının dini statüsünü ve rolünü araştırmaktır. Üçüncüsü ise kadının kadının dini tecrübesini tasvir edip gerektiğinde erkeğin dini tecrübesiyle kıyaslamaktır (Alıcı, 2005: 101).

Eğitim Öğretimde Kadın

Kişinin zihniyetinin değişmesinde eğitimin ciddi bir yeri vardır. Eğitim sistemi bozuk olan bir toplum sadece bitkisel hayat sürer. Eğitim sisteminde belli bir amaç güden ve belli bir görüş kazanan toplum tarihi oluşumuna olumlu bir yön kazandırabilir (Arslantürk ve Amman, 2008: 150). Erkek öğrenciler eğitimin üst seviyelerine ulaşmakta daha başarılıdırlar. Sınıftaki etkileşim dinamikleri kızların daha sessiz olma eğilimine göre oluşturulur. Erkek öğrenciler fen ve zanaat konularında daha çok çalışırken, kız öğrenciler ev işi ve sanat konularına yönelmektedirler. Bu şekilde cinsiyete dayalı iş bölümünde ki yetişkin rollerine hazırlanmaktadırlar (Walby, 2014: 147).

Eğitim modernleşmenin mimarı olarak kadınlar ile devletin ilişki kurmasında önemli rol oynamıştır. Devlet kadının yaşamını yasaklama yoluyla düzenlemek yerine eğitim yoluyla düzenlemeye başlamıştır. Devlet Amerikan Koleji, Kız Rüştiyeleri, Kız Enstitüleri ve Kız Sanayi Mekteplerinin eğitimini başlatarak kızların eğitimini yaygınlaştırmaya başlamıştır. Bu sayede hem ev idaresini hem de kamusal alana çıkmak için gereken donanımı öğrenen Türk kadını gündelik hayatında temel değerlerin uygulayıcısı olmuştur. Dolayısıyla toplumu modern bir tarzda çocukluktan başlayarak inşa ettiler (Sancar, 2014: 218-221).

Geleneksel kadın mesleği algısı ülkemizde hala yer almakta olup kadınlar genellikle kadına uygun olabileceğini düşündükleri meslekleri seçmektedirler. Örneğin öğretmenliğin kadın için en uygun meslek olduğu kanısı ülkemizde çok yaygındır. Ebeveynler de kız çocuklarının meslek seçimlerinde bu düşünceyi göz önüne alarak yönlendirmektedirler (Yeter, 2015: 189).

Hukukta Kadın

Hukuk en genel anlamıyla normatif yani kurallar bütünü olarak ifade edilmektedir (Avcıkurt, 2009: 3). Hukuk din, ahlak, örf gibi diğer kültürlerle beraber sürekli bir şekilde tarihi değişikliklere bağlı bir varlıktır (Aral, 2010: 2).

Ülkemizde eşitlik kavramı hukuksal anlamda en geniş ifadesini 1982 Anayasasında bulmuştur. Bu maddeye göre (İnceoğlu, 2006: 62):

 “Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır”.

Küreselleşen dünya ve bilginin evrensel boyuta ulaşıp sınır tanımaması, kadının hak ve özgürlük arama mücadelesinin tüm toplumlarda etkili olmasını sağlamıştır (Yeter, 2015: 210).

Ekonomide Kadın

Üretim, gelir dağılımı ve tüketim olaylarını bireyin toplumsal yaşamı içinde ele alarak inceleyen ekonomi bilimi, toplumsal yaşamın değerlerine ilişkin yaşam düzeyi, çalışma şartları, sağlık, eğitim gibi insanın her türlü kazanç alanlarına yönelik araştırmalara yer vermektedir (Bilhan, 1996: 230). Kadının toplum için ekonomik rolü önem arz etmektedir. Kadın Sanayi Devrimi ile birlikte ilk kez çalışma yaşamına katılmıştır (Altan ve Ersöz, 2002: 28-30).

Günümüzde neoliberal ekonomi politikalarını ele aldığımızda Türk kadını geleneksel ataerkil söylem ve roller içerisinde tanımlanmaktadır. Bu muhafazakar düşünce kadının emeğini aile içerisinde değerli görmektedir. Mevcut siyasi yapı evlilik, doğurganlık gibi konulara vurgu yaparken kadını ev dışı alanda görünmez kılan bir kadın politikası oluşturmaktadır (Ziya ve Korkut, 2016: 241-267).

Siyasette Kadın

Siyaset devlet yönetimine ilişkin toplumsal ve kişisel girişimler doğrultusunda kişinin eylem ve davranışlarının tamamıdır. Otorite ve iktidar siyasetin kalbidir. Weber’e göre iktidar insanları arzu etmedikleri şeyleri yapmaya zorlayabilmektir. Otorite ise kurumsallaşmış ve yönetilenler tarafından uygulanan meşru iktidardır (Bozkurt, 2010: 214-215).

Siyasal etkinlikler alanı toplumsal cinsiyet ayrımcılığının en fazla yaşandığı alanlardan birisidir. Siyasal yaşam erkek egemen değerlere göre şekillendiği için kadın siyasetten dışlanmaktadır. Kadınlar siyasal haklar bakımından birçok yerde ikinci derecede etkin olmaktadırlar (Göçmener, 2008: 36). Kadın hareketinin en temel görevi, kadının temel insan haklarının da kamu sorumluluğu ilkesi gereğince hukuksal olarak korunmasıdır. Kadın hakları mücadelesi kadının eşit vatandaş olarak mevcut insan haklarından gerçekten yararlanması ve mevcut sorunları çözecek yeni tür kadın haklarını elde edebilmelerini sağlamayı içermektedir (Sancar, 2009: 119-132).

Kültür Sanatta Kadın

Kültür erkeğin ve kadının doğasını değiştirip farklı şekillerde ortaya çıkmalarının temelini oluşturmaktadır. Kadının farklı kültürler içerisindeki rolünü, statüsünü ve otoritesini esas alan materyalist feminizm ve iktidar-sınıf bağlamında karşılaştırmalı olarak cinsiyetin tarihsel olmasını kabul eden feminizm olmak üzere farklı anlayışlar bulunmaktadır (Alıcı, 2005: 81-110).

Kişi doğumla kazandığı cinsiyet kimliğini daha sonra toplumsal yaşantısında kazandığı özelliklerle birleştirir. Böylece kişi kendisi hakkındaki düşüncesini, toplumun ortak inanış ve değerlerini göre şekillendirir (Kaçar, 2007: 7). Buna bağlı olarak çocukken oyunlar ve oyuncaklar da cinsiyetlidir. Örneğin erkek çocuklarına araba alınırken kız çocuklarına bebek alınmaktadır. Okudukları dergi ve kitaplar da cinsiyet kimliklerini ayrıştırmaktadır. Yayınlarda erkekler babalarına yardım ederken kızlar annelerine ev işinde yardım ederken resmedilmiştir (Walby, 2014, 46).


SONUÇ

Feminizm 1980’lerden itibaren tüm alanlarda önem kazanmıştır. Geleneksel erkek egemen anlayışından dolayı kadın daima arka planda tutulmaya çalışılmıştır. Bu düşünceye karşı çıkan ve hakları için mücadele eden kadınlar; siyasi, akademik ve kültürel olarak tepkilerini ortaya koymuşlardır. Cinsiyet eşitsizliğini savunan teorileri incelediğimizde soruna kaynaklık eden nedenlerinde değiştiği görülmektedir.

Öncelikle liberal teoriye göre insanlar cinsiyetine göre ayrılmamalı çünkü akıl cinsiyete göre değişmez. Radikal teori erkek egemenliğine karşı çıkmaktadır ve sorunun temelinde kadına yönelik baskının olduğunu savunmaktadır. Sosyalist teori sorunu kapitalizmde eşit olmayan ekonomik ilişkilerden yola çıkarak açıklamaktadır. Kültürel teori biyolojik farklılıklardan kaynaklanan ayrılıkların olumlu bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Varoluşçu teori kadına verilen rollerin toplumsal önyargı ve geleneklerden geldiğini savunmaktadır. Kadın bu düşünceyi aşıp gelişiminin nasıl olacağı hakkında sorumlu ve özgürdür. Siyah feminist teori kadının temel hak ve özgürlükleri konusunda mücadele vermektedir. Irkçılık problemini önemsemeyen teorileri eksik bulmaktadır. Post modern teori evrensel değerleri kabul etmemektedir. Kültür, yerellik gibi kavramları esas almaktadır. Bu yüzden tüm kadınları kapsayan genel bir feminist teorinin mümkün olmadığını iddia etmektedir.

Türkiye’de feminizmin ortaya çıkış nedeni dini, siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik sebeplerdir. Kadınların bir kısmı kendilerine din önderliğinde bir hayat seçerken diğer bir kısım da kendilerini laik olarak tanımlamaktadır. Bu yüzden kadınlar kendi içlerinde bütünlük sağlayamamışlardır. Dolayısıyla kadın hareketlerinin etkisi sınırlıdır. Kadın hakları süreç içerisinde bu iki grubu içine alarak genişlemektedir. Bunun etkisiyle kadının toplumda ki yeri de her geçen gün sağlam adımlarla güçlenmektedir.


KAYNAKÇA

Adaçay, F., Toplumsal Cinsiyet ve Kalkınma, İstanbul: Ekin Basım Yayın Dağıtım, 2014.

Ağaoğlu Canay, H.D., Kadın Suçluluğu Feminist Bakış Açısından Kavramsal Bir İnceleme, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004.

Alıcı, M., Mutfakta Pişir Mutfakta Ye: Çağdaş Dinler Tarihi Metodolojisinde Feminist Yaklaşım, Milel ve Nihal, Sayı 2, Cilt 2, İstanbul, 2005.

Altan, Ş., Ersöz, A., Kadının Çifte Yükümlülüğü, Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığı Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Bülteni, Ankara, 2002.

Altan Yörük, Feminizm’ler, Sosyoloji Notları Dergisi, İstanbul, 2009.

Altınbaş, D., Feminist Tartışmalarda Liberal Feminizm, Kadın Araştırmaları Dergisi, İstanbul, 2006.

Aral, V., Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, 12 Levha Yayınları, No. 122, İstanbul, 2010.

Arslantürk, Z., Amman, T., Sosyoloji, Çamlıca Yayınları, İstanbul, 2008.

Avcıkurt, C., Turizm Sosyolojisi, Detay Yayıncılık, Ankara, 2009.

Bayar, H., Sosyoloji, Usak Yayınları, Ankara, 2009.

Bilhan, S., Eğitim Sosyolojisi, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları, Ankara, 1996.

Bozkurt, V., Değişen Dünyada Sosyoloji, Ekin Basın Yayın Dağıtım, Bursa, 2010.

Çaha, Ö., Women and Civil Society in Turkey, Women’s Movement in a Muslim Society, Ashgate Publishing, Burlington, 2013.

Donovan, J., Aksu, B. (çev.), Feminist Teori, İstanbul, İletişim Yayınları, 2001, s.148.

Ehrlich, C., Sosyalizm, Anarşizm ve Feminizm, Kara Kızıl Notlar, Ekim- Kasım- Aralık, 2006. http://www.libcom.org/library/socialismanarchismfeminismcarolehrlich

Göçmener, S., A.B. Uyum Sürecinde Türkiye’de Kadın Erkek Eşitliği, Bahçeşehir Üniversitesi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) İstanbul,2008.

Güney, S., Davranış Bilimleri, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2008.

Heywood, A., Özdemir, H.; Uslu, N. (çev.) Küresel Siyaset, İstanbul, Adres Yayınları, 2013.

İnceoğlu, S., Türk Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağı, Çalışma ve Toplum Dergisi, Sayı 4, İstanbul, 2006.

Kaçar, Ö., Toplumsal Cinsiyet ve Kadının Konumu: Türkiye’de Yakın Zamandaki Değişimi Anlamak, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) Afyon, 2007.

Kırca Schroeder, S., Popüler Feminizm, Bağlam Yayıncılık, İstanbul, 2007.

Örs, B., Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul Bilgi Üniversitesi Üniversitesi Yayınları, 2009.

Sancar, S., Türkiye’de Feminizmin Siyasal Bilimlere Etkisi, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Sayı 40, İstanbul, 2009.

Sancar, S., Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti- Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014.

Suğur, S., Demiray, E., Eşkinat, R., Ağaoğlu, E., Toplumsal Cinsiyet ,(Ed.) Gürsel Yaktıl Oğuz, Toplumsal Yaşamda Kadın içinde, TC Anadolu Üniversitesi Yayını No.1700, Eskişehir, 2008.

Tanilli, S., Ne Olursa Olsun Savaşıyorlar, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul, 2010.

Tekeli, Ş. Kadınlar ve Siyasal Toplumsal Hayat, Birikim Dergisi, İstanbul, 1982.

Tür, Ö., Aydın, Koyuncu, Ç., Feminist Uluslararası İlişkiler Yaklaşımı: Temelleri, Gelişimi, Katkı ve Sorunları, Uluslararası İlişkiler Dergisi, Cilt7, Sayı 26, Ankara, 2010.

Walby, S., Patriyarka Kuramı, Dipnot Yayınları, Ankara, 2014.

Yeter, E., Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Kadın Özneliği ve Din, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 15, Sayı 2, Adana, 2015.

Young, K., Having Your Cake and Eating It Too: Feminism and Religion, Journal of the American Academy of Religion, 1999.

Ziya, H., Korkut, U., Hutbelerde Toplumsal Cinsiyet Söylemlerinin Yapılandırılması, Koç-Kam Araştırmaları Dizisi 1, Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2016.

[1]Yörük, A.,“Feminizm/ler”, Sosyoloji Notları Dergisi, İstanbul, 2009, s.63.

] }

AKADEMİK KAYNAK
 

 TR