TR

Kitap İncelemesi: Yengeler Cumhuriyeti

Kitabın Adı: Yengeler Cumhuriyeti

Derleyenler: Mustafa Çiftçi- Tanıl Bora

Editör: Tanıl Bora

Yayınevi: İletişim Yayınları/  2. Baskı

Yıl: 2017

YENGELER CUMHURİYETİ

Yengeler Cumhuriyeti, Mustafa Çiftci ve Tanıl Bora’nın derlemiş olduğu İletişim Yayınları’ndan çıkmış bir kitaptır. Kitabın teması kitaba ismini veren “yenge” kavramı üzerine odaklanmıştır. Kitap genel perspektifle üç ana başlık altında (‘Yenge Realitesi’, ‘Yengeler Geçidi’, ‘Siyasette, Edebiyatta, Ekranda Yenge’) toplanmıştır. Özel de ise on yedi başlık altında farklı yazarların kaleminden çıkan derleme bir nitelik taşımaktadır. Yenge kavramı üzerine düşünülebilecek -neredeyse- bütün tahayyüllerin ortaya konduğu bir eser ortaya çıkmıştır. Geçmişten günümüze yenge kavramının ve yengeye ikame olabilen diğer kavramların (bacı, hanımefendi, abla, teyze, madam, firstlady gibi) kullanım alanına değinilmiştir.

Yenge kavramı geçmişten günümüze farklı yörelerde benzer özelliklerin vücut bulduğu farklı telaffuzlarla karşımıza gelen toplumsal ve aynı zamanda sosyolojik bir kavramdır. Yenge kavramı toplumsal bir olgu olan evlilik kavramı ile hayatımıza girmiş belirli bir soy bağı esasını içlemine alan kavramdır. Nitekim “Yengeler Cumhuriyeti” adlı kitapta da yer yer belirtilen unsurlardan biri yenge kavramının aile ilişkilerini düzenleyen, evlilik yolu ile oluşturulan soy kavramının uzantısı olarak ortaya çıkan bir kavram olduğu yazarlar tarafından belirtilmiştir. Toplumsal alanda kadınların kimlik oluşumunda önemli bir rolü üstlenen bu kavram kadınlara evlilik merasiminden sonra önceki yaşantılarından farklı konumlandırılmasını (veyahut bazı durumlarda erkek bireyin sevgilisi olarak) sağlamıştır. Bunun bir örneğini veren Solmaz şöyle aktarır: “Bir de kadının bir eşi yahut sevgilisi varsa arkasından konuşurken “kendi başına değersizliğini”, “erkeğinden bağımsız olarak dikkatini çekemeyeceğini” tarif eden zihniyet de yenge mekanizmasına başvurur” (Solmaz, 2017, s.55). Buradan hareketle gündelik hayatta kadının kimliğinin başka bir erkekle konumlandırılması ve ikincilleştirilmesi söz konusu olduğu söylenebilir. Yenge kavramı toplumsal cinsiyet eşitsizliğini normalleştiren bir kavram olarak ele alınabilir. Yenge kavramının tarihsel, toplumsal, kültürel bağlamda süregelen çok çeşitli bir yelpazeyi içine alması ve buna bağlı olarak toplumsal ilişkilerin şekillenmesi söz konusudur. Çiftci’nin aktardığına göre “el elin aynasıdır, denir ve evvelden “el” olan kadının artık bizden olması böyle bir aynalık vazifesi için bulunmaz bir pozisyondur” (Çiftci, 2017, s.13). Çiftci’nin aktarımıyla toplumsal alanda etkileşim halinde olan bu gruba dışarıdan bir gözle yani “el” ithamının vurgusuyla aile bireylerine objektif gözle bakacak olması hem onları hem de dahil olmuş olduğu küçük grubun özelliklerini kazanacak olması ayna görevi görmektedir.

Kitapta yengelik mertebesinin toplumda karşılık geldiği konumlandırmaları gündelik hayatta, ailede, siyasette, edebiyatta, ağıtlarda, sinemada, dizilerde yengelik örneklerini görmek mümkün. Kitaptan hareketle kitabın değinmediği yengelik tiplemelerinden örnek verecek olursak bunlardan biri yönetmenliğini Zeynep Günay Tan’ın yaptığı “İstanbullu Gelin” dizisidir. Kitaptan hareketle, Zeynep Günay Tan’ın eşiyle meslektaş olması durumu iş hayatında da “yenge” imajına maruz kaldığı yadsınamaz bir gerçektir. Kitapta sinema alanında bahsi geçen Sadri Alışık ve Çolpan İlhan çiftinin meslektaş olması benzerliği dikkat çekicidir. Akın’ın belirttiği gibi Çolpan İlhan için Sadri Alışık’ın eşi olması sebebiyle kariyerinde “yenge” imajının Çolpan’a zarar verdiğini aktarmıştır (Akın, 2017, s.162). İstanbullu Gelin dizisinde yengelik rollerine baktığımızda kitapta Türk sinemasından aktarılan hem iyi hem kötü karakterler görme şansını elde ederiz. İpek karakterinde ara bozucu, kıskanç, aile düzeninde sürekli krizlere yol açan bir rol bizi karşılarken Süreyya rolünde ise tam tersi bir tiplemeyi görmekteyiz. Kitapta Aslan’ın da aktardığına göre “Çünkü yengelik, yaratılmış özel bir akrabalık türü değil sadece; bir kadınla “çok yönlü” ilişki kurmanın yollarından biridir de” (Aslan, 2017, s.143). Söz konusu Süreyya tiplemesinin (kayın denilen) eşinin erkek kardeşi ile olan muhabbet bağı dikkat çekicidir. Kitapta Aslan’ın yengelik sınıflandırmasına getirmiş olduğu tanımlama Süreyya ve Osman ikilisinde karşımıza gelmektedir. Aileye sonradan katılmış olan Süreyya yaşadıkları konakta yengelik sürecinde gelin/kaynana savaşında bir varlık mücadelesinin içindedir. Kitapta bahsi geçen yengelik mevzunun çoğu zaman Türk aile geleneğinde zor kabul edinilen bir konumda olması ardından da vereceği yengelik sınavlarından sonra kaynananın tahtına oturacak olması İstanbullu Gelin dizisi özelinde bu klasik tablonun bir tekrarıdır. Kitapta “Yenge Parantezi” bölümünde Aktaş’ın aktardığı gibi “Yenge, namahrem kadınlar kümesi içinde dokunulmazlığı pekişmiş öteki cinstir” (Aktaş, 2017, s.45).

İstanbullu Gelin özelinde bunu değerlendirecek olursak aslında Osman “yenge” Süreyya’yı abisinden çok önce görmüş, beğenmiş fakat hoşlandığı kadına ulaşamamış bir tiple karşımıza gelir. Abisi Süreyya’yı yenge sıfatıyla evlerine getirdiğinde Osman büyük bir çıkmazın içinde bulacaktır kendisini. Çünkü Türk aile geleneğinde “yengeye yan gözle bakılmaz/bakılmamalı” deyişi vardır. Sosyal alanda kendine ket vuran Osman yengesiyle arkadaş olmayı seçer ve yengelik rol ve kalıplarında sevdiği kadına değil yengesini “Süreyya’yı” görmeyi yeğler. Kitapta bahsi geçen toplumsal alanda yengenin cinsel olarak başka bir erkekten koruyuculuğunun simgesel karşılığını İstanbullu Gelin dizisinde görebiliriz.

Kitaba getirilecek eleştiriler arasında yengelik statüsü ile ilgili yazılarda yazarların yer yer tekrara düştüğü olmuştur. Ancak toplumsal alanda “yenge” kavramının sosyolojik bir karşılığı olduğu için kitabın akademik alanda literatüre katkısı su götürmez bir gerçektir. Kitap farklı uzmanlık alanlarına sahip yazarlara yer veren derleme bir  yapıya sahiptir. Kitaptaki ana düşünceye karakterini veren normun toplumun kendisi olması kitabı ayrıca okunur kılmıştır  (yenge kavramı). Kitabın akıcı ve yalın bir biçeme sahip olması okuyucuyu da merak uyandıran bir nitelik taşımaktadır. Son söz olarak kitabın hayatın içinden bir konuya odaklanması kitabı ayrıca okunur kılmaktadır.

 

YAZAR

2015'te Bozok Üniversitesi Sosyoloji bölümünü kazandı. Yozgat Bozok Üniversitesi bünyesinde Sosyoloji Araştırma Topluluğunda ve Halk oyunları topluluğunda görev aldı. 2017-2018 Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde Sosyoloji okumaya devam etti. 2019'da Yozgat Bozok Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Şuan Yozgat Bozok Üniversitesi Sosyoloji bölümü Yüksek Lisans öğrencisi.

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR