TR

Kitap İncelemesi: Sözlü ve Yazılı Kültür ( Sözün Teknolojileşmesi)

Sözlü ve Yazılı Kültür ( Sözün Teknolojileşmesi)

Walter J. Ong

Metis Yayıncılık, 2014

Bu kitap temelde sözlü ve yazılı kültür arasındaki farklılıkları ele almaktadır. Bu çalışmanın da ana konusu kitap doğrultusunda,  sözlü kültürün düşünme ve düşüncelerin anlatım biçimi üzerindeki etkisi ve sözlü kültürden etkilenen okuryazar düşünme ve anlatım biçiminin incelenmesi olmuştur.

Kitap esasen söz ve yazı ilişkisi üzerinde durmaktadır. Elektronik iletişim araçlarıyla matbaa arasında hissedilen farklar, bizi daha önce yazı ve söz arasında görülen ayrıma duyarlı kılmıştır. Bundan dolayı elektronik çağ, ikincil sözlü kültür çağı olarak adlandırılmaktadır. Varlığı yazı ve matbaa teknolojilerine dayanan telefon, radyo ve televizyona özgü sözlü kültürün çağıdır.

Yazılı ve sözlü dil arasındaki ayrım üzerine okuryazarların yazılı ve sözlü anlatım dilini karşılaştıran birçok araştırmaların yapılmış olduğu bilinmektedir. Ancak bu kitap bu araştırmalar üzerine eğilmemektedir.  Burada söz konusu olan birincil sözlü kültür, yazıyla uzaktan yakından ilişkisi olmayan insanların sözlü kültürünü ele almaktadır.

Çağdaş dil bilim ekolleri bir yerde birleşmektedir. Bu yer insanı insan yapan “şey” konusudur. İnsanı insan yapan ne aletler kullanması, nede topraktan ürün elde etmesidir. İnsanı insan yapan asıl şey konuşmadır. İnsan bu konuşma sayesinde iletişimi dönüştürerek etkileşime geçmiş ve kuşaklara aktarılma yeteneği ortaya çıkmıştır. Bu özellik de yine insana özgü olmuştur. O zaman insanın yaşadığı her yerde dil ve konuşma vardır. Dilin temelini ise sesler oluşturmaktadır.  Dil, sese bağımlıdır ve tarih boyunca konuşulan binlerce beklide on binlerce dilden yaklaşık 106 tanesi edebiyat ürete bilecek şekilde yazıya bağlanabilmiş, büyük bir kısmı da hiç yazılmamıştır. Bugün konuşulan yaklaşık 3 bin kadar sadece 78 tanesinin edebiyatı bulunmaktadır.  Yazının icadından önce kaç dilin yok olduğunu, özünü yitirip başka dillerle kaynaştığını veya yok olduğunu belirleyecek bir yöntemde henüz bulunmuş değildir. Günümüzde bile konuşulan birçok dil yazılmış değildir. Çünkü bu dillere uygun bir yazı geliştirilmemiştir. Bundan dolayı değişmeyen olgu dilin temelindeki sözdür.

Söz ve sözlü anlatım yazısızda var olmaktadır. Sonuçta her sözlü dil yazılı değildir. Ancak yazı,  sözlü anlatım olmaksızın hiçbir zaman var olamamıştır. Söz yazıyı da kapsayan bir olgudur. Yazı inceleme dünyası için önemli bir olgudur. Bilim dünyası sıklıkla yazıya başvurmaktadır. Buda yazı ile bilim arasında bir bağ oluşturmaktadır. . Düşünce, birincil sözlü kültürle bile bir ölçüde analitiktir; çünkü düşünme eylemi, malzemesini oluşturan birimleri birbirinden ayırır. Fakat olayların veya önerilen gerçeklerin soyut, dizimsel, sınıflandırıcı ve açıklayıcı bir çözümlemesi okuma yazma bilmeden gerçekleşemez. Yazıdan habersiz birincil sözlü kültürde yaşayan insanlar pek çok şeyi öğrenebilirler; nitekim çoğu oldukça bilgiç ve bilgedir; fakat inceleme yapamazlar.

Araştırmacıların metin üzerinde yoğunlaşan ilgisi ideolojik sorunların doğmasına da neden olmuş görünmektedir. İlgilerini metne yönelten çoğu incelemeci, sözlü sözelleştirmenin normalde çalışma alanları olan yazılı sözelleştirmeyle bir oluğunu ve sözlü sanat biçimlerinin aslında sırf yazıya dökülmemiş birer metin olduğunu, üzerinde fazla düşünmeden kabullenmişlerdir.

Walter Ong, sözlü geleneğe yada sözlü edimlerin tür ve biçemlerin mirasına sözlü yazın demek biraz atı tekerleksiz araba olarak görmeye benzetir. Diyelim (bugüne dek hiç at görmemiş birine) at’ı tasvir etmek üzere yazınızı at kavramıyla değil, okurun kişisel deneyimine dayalı araba kavramıyla başlıyorsunuz. Tasviriniz boyunca atlara at değil tekerleksiz araba derseniz hiç at görmemiş ve fazlasıyla arabaya alışık okurunuza bu iki nesne arasındaki farkı tekerleksiz araba kavramından tüm araba fikrini çıkarıp o deyime atla ilgili tüm anlamları yükleyerek açıklamaya çalışmış olursunuz. Böylece tekerleksiz arabaların tekerleği yerine toynak denen geniş ayak tırnakları far veya arka ayna yerine gözleri, bir kat boya yerine tüy, yada kıl denen şeyleri olur ve araba benzinle değil arpayla beslenir. Böyle bir tasvirin sonunda at ne değilse o olup çıkar. Bu apofatik (bir şey söylenmeyecek deyip söylemek) tanımlama istediği kadar ayrıntılı ve kusursuz olsun yinede hiç at görmemiş araba sürücüsü okurlarınızda büyük bir olasılıkla epey garip bir at kavramı oluşur. İşte bu garip ve çarpık kavram sözlü yazı anlamına gelen sözlü yazın terimi için de geçerlidir. Birincil bir olguyu onu izleyen ikincil bir olgudan yola çıkıp farkları sıfıra indirerek açıklarsanız iki şey arasındaki gerçek farklar hiçbir zaman kavranamaz.

Sözlü kültürün bir psikodinamiği vardır. Davranış nedenlerini bilinçaltında arayan neden de denile bilmektedir. Yazıdan hatta yazma olanağından habersiz bir kültürün nasıl olabileceğini okuryazarlar büyük bir zahmetle hayal edebilirler. Ses ancak varlığını yitirirken işitilir. Yalnız yok olabilir değil, özünde zaten geçicidir.

Kelimelerin sözlü kültürde sesle sınırlanması anlatım biçiminin yanı sıra düşünme sürecini de etkiler. Ne anımsaya bilirsek onu biliriz. Anımsadığımız kadar biliriz. Bugün okuryazarların çalışma sonucu öğrendikleri veya anımsadıkları genelde yazıyla düzenlenmiş ve kullanıma hazırlanmıştır.

Birincil sözlü toplumlarda düşünme ve anlatımın belleğe dayalı olduğunu fark etmek söze dayalı düşünme ve anlatımın kalıplaşmış biçimlenmesinden öte başka bazı özelliklerini de anlamamızı kolaylaştırır. Burada ele alınan özellikler sözlü kültürlerin düşüme ve anlatımını yazı ve matbaa kültüründen ayıran belli başlı birkaç nitelik olup yazı ve matbaa kültürüyle yetişmiş okurlara şaşırtıcı gelebilir.

Sözlü ezber yeteneği son tahlilde sözlü kültürde çok değerli bir hazinedir. Ancak sözlü ezberin sözlü sanat biçimlerinde işleyiş tarzı okuryazar araştırmacıların eskiden varsaydıklarından epey değişiktir. Geçmişte okuryazar araştırmacılar sözlü kültürde ezberin tıpkı metin ezberi gibi tıpatıp kelime tekrarı olduğunu sanmışlardır.

Bu kültürel süreçlerle ile birlikte yazı insanın bilincinin yapısını değiştirmiş görüntüsü vermektedir. Yazı bir nevi özerk söylemdir, yeni bir dünyadır. Yazı doğası gereği dik kafalı ve inatçıdır. Bu durumu şöyle ifade edebiliriz, herkesin yanlış dediğini doğru diyen bir metin var olduğu sürece yanlışıyla yaşar.

Kitaba göre; yazı insanı unutkan kılmaktadır. Yazı insanın kendi öz kaynaklarından yararlanması yerine dışa bağımlı hale getirmiş, öz kaynakları yitirtmiştir. Aynı zamanda yazı zihnide zayıflatmaktadır. Bunlar ile birlikte yazı konuşma gibi kendini savunamamaktadır. Yazı edilgendir ve kendi gerçekdışı yapay dünyasına kapalıdır. Tıpkı bilgisayar gibi. Yazı, matbaa ve bilgisayar, sözün büründüğü teknoloji çeşitlerinden biridir. Platon, insanlık dışı, nesnemsi olduğu ve belleği zayıflattığı için yazıyı suçlamıştır. Platon yazıyı teknoloji olarak görmüştür. Bugün ise yazıyı öylesine içselleştirmişiz ki matbaa ve bilgisayardan ayrı tutmaktayız. Söz konusu üç teknolojiden en zor olanı yazıdır. Çünkü gerek matbaa gerekse bilgisayar dinamik sesi suskun mekâna indiren kelimeyi yaşanan andan koparan yazının açtığı yolda ilerlemişlerdir. Yazı konuşmaya sadece bir ek değildir. Konuşmayı sözlü işitsel duyudan çıkarıp yeni bir duyu dünyasına görmeye bağladığı için hem konuşmayı hem de düşünme biçimini dönüştürür.

Söylenen söz her zaman sözel olmaktan öte özellikler taşımaktadır ve toplu bir durumu değişime uğratmaktadır. Metinde ise kelimeler yalnızdır. Ayrıca metini birleştirirken bir şey yazarken yazılı sözceyi üreten kişide yanlıdır.

Matbaa ile birlikte yazının düşünme ve anlatım etkisi değişime uğramış gözükmektedir. Konuşma dilinden yazı diline geçiş aslında sesten görsel mekâna geçiş demek olduğundan matbaanın görsel mekan kullanımını etkilemesi sorunun tek değilse de en önemli odak noktasıdır.

Birincil sözlü kültürden ileri okuryazar ve elektronik bilgi işlem kültürüne süregelmiş en yaygın sözel anlatım türü anlatıdır. Anlatı, birinci kültürden sıyrılarak matbaanın etkisine girdikçe insanların karakter yapılarında da ciddi değişikler olmuştur. Kitap genel hatlarıyla sözlü ve yazılı kültürü aşamalar ve karşılaştırmalar üzerenden ele alarak değerlendirmiştir.


Kaynakça

Walter J.Ong, (1999). Sözlü ve Yazılı Kültür, (Çev. Sema Postacıoğlu Banon)

İstanbul: Metis Yayınları.

Barry Sanders, ( 2016). Öküzün A’ sı, ( Çev. Şehnaz Tahir). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Kapak Görseli: https://www.dr.com.tr/Kitap/Sozlu-Ve-Yazili-Kultur/Edebiyat/Edebiyat-Inceleme/urunno=0000000023639 adresinden alınmıştır.

 


Akademik Kaynak
 

 TR