TR

Türkiye’de Kadınların Siyasette Temsili ve Engeller

Türkiye’de Kadınların Siyasette Temsili ve Engeller

 *Mart, 2016.

*Bu yazı, “Mahalli İdarelerin Güncel Sorunları” dersi kapsamında yazılan makaleden türetilmiştir.

ÖZET

Bu yazıda, kadınların temsilinin önündeki engeller üç kategoride incelenmiştir.  Sosyal yapı analizi olarak bu engellerden ilki aile değerleri kapsamında ele alınmıştır. Evden, mahalleye, yerel siyasetten ulusal katılıma uzanan temsil düzeyi demokrasi ile ilişkilendirilmiştir. İkinci olarak  eğitim sistemi olanakların temsil ile ilişkisi kurulmuştur. Özellikle kentleşme düzeyinin artması, eğitim fırsatlarının yaygınlaşması, modernleşme dinamikleri ile birlikte kadınların eğitime katılım oranlarının artması ile siyasal açıdan temsili arasında doğrusal bir ilişki kurulmuştur. Son olarak ise ekonomik sistemin temsil üzerindeki etkisine değinilmiştir. Özellikle maddi imkanlar ile siyasal katılım arasındaki bağlantının güçlü olması, kadınların bu imkanlardan ve onların yarattığı teknik olanaklara erişmesiyle temsil taleplerinin artacağı vurgulanmıştır. Fakat bu üç engel arasındaki korelasyona dikkat etmek gerekmektedir. Çünkü sosyal, kültürel ve ekonomik düzlemde belirlenen engeller bir bütünlük oluşturmakta, birindeki ilerleme diğerini tetiklemektedir. Tam tersi durum da geçerlidir.

1.Kadınlar ve Siyaset 

Kadınların sosyal alanlarda karşılaştıkları sorunlar ve bu sorunların süreklilik göstermesiyle, kadınların temsili arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Kadınların karşı karşıya kaldığı sorunların çözümünde  görüşlerine başvurulmaması sonucunda etkili çözümler bulunamamaktadır. Bu nedenle kadınların karar alma süreçlerine eşit katılımı sadece bir demokrasi talebi değildir. Aynı zamanda kadınların toplumsal yaşamda karşılaştığı sorunların çözülmesi için bir zorunluluktur.

Kadınların her düzeyde yönetime katılımının sağlanması ve karar alma süreçlerinde yer almasının önünde günümüzde birçok engel bulunmaktadır. Bu durum sonucunda kadınların yer almadığı karar mekanizmalarında kadın sorunlarına duyarlılık yeterince oluşmamaktadır (Örtek, Tekelioğu, 2013:280).  Kadınların, ihtiyaçlarını seslendirip, talep etmesinin en önemli koşulu sosyal ve siyasal haklara erişiminin önündeki engelleri kaldırmaktır. Sonuç olarak kadınların temsilinin artması ile birlikte kadınları ilgilendiren sorunların çözümüne yönelik politikaların daha isabetli olması mümkün olacaktır.Türkiye’de kadınların siyasette temsilinin önünde bulunan mali ve toplumsal nitelikli engellerin aşılmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu tür çalışmalar sonucunda oluşan bilinç seçim süreçlerinde kadın aday adayların sayısına yansımaktadır. Fakat bu durum nihai temsil ile neticelenmemektedir.

Kadınların ulusal düzeyde siyasal alanda etkin bir şekilde yer almasının yanında  yerel yönetimler de güçlü bir şekilde temsil edilmesi gerekmektedir. Nitekim 1930 yılında yapılan belediye seçimlerinde İstanbul Belediye Meclisi üyesi seçilen Latife Bekir  “Belediyeciliği büyütülmüş bir ev yönetimi” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanımdan yola çıkarak diyebiliriz ki özellikle yerel düzeyde kadınların temsili ile birlikte sorunlara farklı yaklaşımlar geliştirilecek, sorunların çözümüne her yönetim kademesinde katkı sağlanacaktır. Kent içi ulaşımdan, sokakların güvenliğine, iş hayatına katılımdan, çocuk dostu mekanların oluşturulmasına kadar uzanan geniş bir alanda kadınların belirleyici olmaması yapılan uygulamaların sürekli yeni sorunları ortaya çıkarmasına neden olmaktadır. Bu nedenle yerel yönetimler düzeyinde sağlanacak bu etkileşim ile başta belediye başkanlıkları ve meclis üyelikleri olmak üzere kadınlar yönlendirici çalışmalara aktif katılmalıdır. Süreç içerisinde bu durum ulusal politikalara da yansıyacaktır.

2.Türkiye’de Kadınlar ve Siyaset

Türkiye’de kadınlar  ilk olarak 1930 belediye seçimlerinde seçilme ve seçme hakkını elde etmiştir. Kadınlar, bu haklarını ilk kez 1933’te kullanmış ve İstanbul ile diğer kentlerde belediye, ihtiyar meclislerine seçilmişlerdir. Ayrıca 26 Ekim 1933’de Köy Kanun’da değişiklik yapılarak kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakları verilmiştir. Kadının siyasal alanda temsili yolunda yapılan en önemlisi değişiklik ise 5 Aralık 1934’de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilmesidir. Bu düzenleme ile çoğu Avrupa ülkesinden önce Türk Kadını siyasi haklar alanında önemli kazanımlar elde etmiştir. Kadınlar Fransa’da 1944, İtalya’da 1948, İsviçre’de 1971’ de siyasal temsil haklarını kazanmışlardır.

 

 

 

 

 

Tarihsel süreç içerisinde siyasal hakların elde edilmesi diğer ülkelere göre erken olsa da gerçek anlamda katılım sağlanamamıştır. Nitekim Türkiye’de kadınların 5 Aralık 1934 tarih ve 2598 sayılı kanunla milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etmesinden bugüne kadınların parlamentoda temsil sayısı hiçbir seçimde istenilen seviyeye ulaşamamaktadır. 8 Şubat 1935’de yapılan V. Dönem milletvekilliği seçiminde 17 kadın vekil meclise girmiş, ara seçimde bu sayı 18’ e ulaşmıştır. Bu sayı 400 kişilik meclisinin %4,5’inin oluşturmaktadır ki,  bu oran 2007 seçimlerine kadar en yüksek orandır.

TBMM’ye milletvekili olarak ilk kez seçildiği 1935’ten bu yana kadınlar parlamentoda oldukça az sayıda temsil edilmiştir. Türkiye’de kadınların ilk kez katıldığı 1935 yılı genel seçimlerinden 2007 yılı genel seçimlerine kadar kadınların TBMM’deki temsil oranı % 1- 4 arasında değişmiştir. Parlamento içinden gelen bir kadın milletvekili ancak 1987 seçimlerinden sonra hükumette bakan olarak yer almıştır. İlk kadın Başbakan Tansu Çiller 1993 yılında seçilmiş, ilk kadın Vali Lale Aytaman 1991 yılında Muğla’ya atanmıştır.

3.Kadınların Siyasette Temsili ve Hukuksal Durum

Kadın-erkek eşitliğini sağlamak maksadıyla, kadınlara tanınan siyasal haklar birçok ülkede gibi Türkiye’de de tam olarak uygulamaya geçirilememiştir. Yasalar düzeyinde kadın erkek eşitliği sağlanmış olmasına rağmen, uygulamada toplumsal değer ve ekonomik koşulların etkisiyle kadının siyasal katılımı erkeklere oranla yetersiz kalmıştır(Türeli ve Çağlar, 2010:18).

Öncelikle hukuksal altyapı inceleyecek olursak olumsuz bir durumun olmadığı görülmektedir. Seçme ve seçilme hakkı uluslararası sözleşme ve beyannamelerde yer almaktadır. Nitekim İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 21.maddesinde hüküm şöyledir. “Herkes doğrudan ya da özgürce seçilmiş temsilciler aracılığıyla ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir.” ve “Herkesin, ülkesindeki kamu hizmetlerinden eşit yararlanma hakkı vardır.” Türkiye’de yürürlükte olan 1982 Anayasasında kadın-erkek temsiline engel olacak hükümler yer almamaktadır. Anayasanın 67. maddesinde bu durum şu şekilde belirtilmiştir:

Vatandaşlar kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme-seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halk oylamasına katılma hakkına sahiptir. Seçimler ve halk oylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yargı, yönetim ve denetimi altında yapılır.”

1982 Anayasasının 10. maddesinde 07.05.2004 tarih ve 5170 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle, “ kanun önünde herkesin eşit olduğu ” şeklindeki ilkeye ek olarak, “ Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. ” şeklinde bir fıkra eklenmiştir. Böylece anayasamızda kadınlar lehine bir düzenleme gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak hem uluslararası antlaşmalarda hem de ülkemizdeki kanunlarda doğrudan cinsiyet ayrımcılığını yasaklayan ve hükme bağlayan en üst hukuk kuralları mevcuttur.

Yasalarla sağlanmış görülen eşitlik, aslında kadınlar açısından uygulamada oldukça sınırlıdır. Sınırlı eşitlik ise demokrasi ile bağdaşmamaktadır. Hukuksal ve siyasal eşitlik, sosyal ve ekonomik eşitlikle bütünleşmedikçe demokrasinin niteliği de sınırlı kalmaktadır. Tam eşitliğin sağlandığı bir toplumda yalnızca daha önce kendini geliştirme olanağı bulamayan bireyler gelişmekle kalmaz aynı zamanda bütün toplumun gelişme potansiyeli yükselir  (Türeli ve Çağlar, 2010:20)

Küresel ve ulusal düzeydeki genel düzenlemelerin temsil ile ilgili krizleri çözmede yetersiz olduğu bugün için görülmektedir. Bu nedenle seçim kanunlarındaki düzenlemelerin daha etkili hale getirilmesi zorunludur. Siyasi partilerin kadınlara yönelik kota uygulamaları, eş başkanlık modelleri ile kadın- erkek temsil düzeyinin eşitlenmesi gibi uygulamalar da bulunmaktadır. Fakat bu uygulamaların bir norm düzeyinde düzenlenmesi gerekmektedir. Örneğin, Fransa’da 1999 yılında kabul gerçekleştirilen anayasa değişikliği ile  toplam erkek ve toplam kadın sayının  birbirinden en çok bir fazla olabileceği kuralı konmuştur. Ayrıca sıralamalarda bir erkek adaydan sonra bir kadın adayın gelmesi zorunludur (Eroğlu, 2010 :203)

4.Kadınların Siyasette Temsilinin Önündeki Engeller

Türkiye’de kadınların farklı kurumlar içinde katılımlarını değerlendirdiğimizde kamu kurumlarında, bürokraside, yargı organlarında, üniversitede ve farklı mesleklerde çalışanların en az %20-25’ini kadınların oluşturmaktadır. Fakat siyasal partilerin yönetim organlarında ulusal ve yerel meclislerde ise kadınların katılımı ve siyasal temsili  % 10’un altındadır. Bu noktada kadınların kamu görevlerinin yürütülmesinde bir artma eğilimi gözlemlenirken, aynı artış eğilimi siyasal kararlara katılmada ise gözükmemektedir (Sancar, 2008: 174). Kadınların siyasal kararlara katılımında önemli bir artış eğiliminin olmamasının birçok nedeni bulunmaktadır.

4.1. Geleneksel Geniş Aile Tipi ve Erkek Egemenliği:

Türkiye’de kadınların siyasette temsilinin önünde bulunan engellerden ilki geleneksel geniş aile tipi toplumsal yapıdır. Bu toplumlarda siyaset erkek işi olarak algılanmaktadır. Kadının yaşam alanı olarak evin sınırları çizilmekte ve böylece kadının siyasete karşı olan ilgisi azalmaktadır. Kadınlar siyasete katılımının sağlanamamasının yanında oy tercihlerin de bağımsız karar alamamaları durumu söz konusudur. Eş, abi, baba gibi erkek faktörün halen oy vermede baskın olduğunu görmekteyiz. Bunun sonucu olarak kadınların siyasal etkinliklerinin evden başlayıp karar alma süreçlerine yayması mümkün olmamaktadır. Bu durum sosyo-ekonomik farklıklar ve gelişmişlik düzeyine göre bölgeler arasında farklılık gösterse de özellikle kırsal bölgelerde halen etkilidir. Büyükşehirlerde ise kadınların toplumsal alanda daha geniş yer aldığını göz önüne alındığında, siyasal katılımın bu birimlerde yüksek olmaktadır (Negiz ve Üçer, 2012:4).

 4.2.Kız ve Erkek Çocukları Yetiştirme Tarzı Farklılıkları:

Ülkemizde kadınların temsilinin önündeki engellerden bir diğeri kız ve erkek çocuğun yetiştirilme döneminde ortaya çıkmaktadır. Çocuklara farklı statüler aileler tarafından belirlenmektedir. Bundan dolayı kadınlar toplumsal alanın belli bir sınırında yer edinebilmektedir. Aile içi eğitim sürecinde başlayan ayrışma ilerleyen yıllarda daha da derinleşmektedir. Bunun sonucunda zaten kendisini ifade edecek ortamın kısıtlı olduğu bir yapıda, çizilen statüyü aşarak siyasette yer edinebilmek kadınlar için daha da zorlaşmaktadır. Kadınlara sunulan eğitim olanaklarının kısıtlı olmasının sonucunda, kadınlar siyasal alanda da yeterli bilgiye sahip olmadıkları için önlerine çıkacak engelleri aşamayacaklarına inanmakta ve siyasetten uzak durmaktadırlar. Sonuç olarak bu süreçleri tamamlayabilmiş ve siyaset için gerekli donanımları kazanabilmiş kadınlar siyasette yer edinebilir hale gelmiştir.

 4.3. Mali ve Teknik İmkan Yetersizliği:

Şüphesiz siyasette var olabilmenin en önemli koşullarından biri de mali kaynağın yeterli olmasıdır. Kadınların çalışma hayatına katılımın artırılamaması mali yetersizliğe sebep olmakta ve bunun sonucunda kadınlar siyaset alanında kendisine yer bulamama sorunu ile karşılaşmaktadır. Dolayısıyla kadınların siyasette yer alabilmeleri için ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde duruyor olmaları gerekmektedir. Bunun sağlanması için kadınların çalışma koşulları yönelik politikaların yeniden düzenlenmesi gerekmektedir  (Negiz ve Üçer, 2012:5).

Sonuç:

Bu yazıda kadınlar ve siyasal katılım hakları kısa bir şekilde özetlenmeye çalışılmıştır. Kadınların karşı karşıya kaldığı sorunlar ile kadınların temsili arasındaki ilişki vurgulanmıştır. Yazıda, kadınların başta yerel yönetimler olmak üzere karar alma süreçlerinde eşit yer almalarının önündeki başlıca engeller üzerinde durulmuştur. Bunlardan en önemlisi toplumun kadınlara verdiği roldür. Kadınların siyasetten uzak tutulmasının arkasında birçok temel faktör etkilidir. Özellikle eğitim süreçlerini tamamlayan kadınların, ekonomik olarak da bağımsızlıklarını sağlamaları ile birlikte siyasal temsil talepleri daha da artacaktır. Buna yönelik düzenlemeler yapılırken hak temelli eşitlikçi bir yaklaşımın benimsenmesi ise önemlidir.

Not: Daha detaylı inceleme için: Keskin, Nuray, “Kadınların Siyasal Haklarında İlk Aşama: 3 Nisan 1930.”https://www.academia.edu/3105596/Kad%C4%B1nlar%C4%B1n_Siyasal_Haklar%C4%B1nda_%C4%B0lk_A%C5%9Fama_3_Nisan_1930

Kaynakça

Eroğlu, Cem, Çağdaş Devlet Düzenleri, Imaj Yayınevi, Ankara 2010.

Örtlek,  Muhammed ve  Tekelioğlu, Serhat  “ Türkiye’de Siyaset ve Kadın ”, Sosyal ve Beşeri İlimler Dergisi,5 /2, 2013, s.280.

Negiz, Nilüfer ve Üçer, Nilay “Yerel Siyasette Seçil(e)meyen Kadın: 2004- 2009 Mart Seçimleri Düzleminde Analitik Bir İnceleme” , Çağdaş Yerel Yönetimler, 21/2, 2012.

Türeli, Nesrin  ve  Çağlar, Nedret  “ Yerel Yönetimlerde Kadın Temsili-Isparta İli Örneği ” , Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi, 2 / 1, 2010.

Sancar,  Serpil “ Türkiye’de Kadınların Siyasal Kararlara Eşit Katılımı” , Toplum ve Demokrasi, 2 (4), Eylül-Aralık, 2008.


AKADEMİK KAYNAK
 

 TR

blank