TR

Değişen Eğitim Kurumları ve Değişim Sürecinde Milli Unsurlar

DEĞİŞEN EĞİTİM KURUMLARI VE DEĞİŞİM SÜRECİNDE MİLLÎ UNSURLAR

ÖZET

21. yüzyıl ile birlikte toplumların geçirdiği dönüşüm aşamalarının beraberinde literatüre küreselleşme, bilgi toplumu, enformasyon toplumu gibi kavramlar kazandırılmıştır. Bu kavramların içeriklerine uygun olarak kendilerini şekillendirmeye çalışan toplumlar ise bütün kurumlarıyla beraber dönüşüm sürecine dahil olmuştur. Dönüşüm süreçlerinden en çok etkilenen kurumların başında eğitim kurumu ve eğitim kurumları içerisinde yer alan milli unsurlar, milli değerler yer almaktadır. Bu çalışma içerisinde küreselleşmenin eğitime etkileri ve bu etki sürecinde milli değer ve unsurların değişimleri literatür taraması verileri dikkate alınarak incelenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Eğitim, Milli Değerler, Milli Unsurlar, Değişim Süreçleri

GİRİŞ

Dünya sürekli bir değişim sürecinin içerisine dahil olmaktadır. Dünya içerisinde yer alan toplumlar ise istese de istemese de bu değişim süreçlerine dahil olmaktadır. Toplumlar sahip oldukları değerleri, kurumları öncelikle bireyin özeli daha sonrada toplumun genelinde dönüştürmek, revize etmek, gerekirse de değiştirmek zorunda kalmaktadır. Değişim sürecine dahil olmadığı takdirde kendisini dünya toplumları arasında konumlandıracak bir yer bulamamaktadır. Kendisini dünyaya kanıtlamak ihtiyacını gidermek için değişim süreçlerine dahil olmaktadır.

Toplumların sahip olduğu siyaset, din, eğitim, sağlık, aile, ekonomi ve boş zamanları değerlendirme kurumlarının hepsi bu değişim ve dönüşümden paylarına düşenleri gerçekleştirmektedir. Kurumların değişmesiyle birlikte değişim toplumun tamamına kolaylıkla yayılabilmektedir. Ortaya çıkan yeni değerlere, yeni tutumlara, yeni normlara göre kurumların sahip oldukları revize edilmektedir. Fakat tamamen bir değişim ve dönüşüm söz konusu değildir. Revize edilme süreci eski ve yeninin harmanlanmasıyla da oluşturulabilir.

Küreselleşmenin getirdiği yeni kavramlar ile birlikte dünya toplumlarının hepsi bir ortak payda da buluşturulmak istenmekte ve böylelikle aradaki saf değerler, özel kurallar kaldırılmakta ortaya ise daha genel, evrensel herkesin kabul edeceği ve uyacağı değerler çıkmaktadır. Tek tip hale getirilen toplumların bu denli hızlı dönüşmesinde ise küreselleşmenin getirdiği hızlı etkileşim ve iletişim süreçleri etkili olmaktadır.

Değişim süreçlerine dahil olan toplumlar bu değişim ve dönüşümleri ancak bireyden başlayarak bireyinde en değiştirilebilir dönemlerinden başlayarak ancak gerçekleştirebilir. Bu dönemler ise bireyin eğitim kurumu içerisine dahil olduğu dönemlere denk gelmektedir. O yüzden ancak eğitim kurumunun değişmesi ve değişen eğitim kurumları ile birlikte bireylerin değişimi sağlanabilecektir.

  1. 21. Yüzyılın Getirdiği Küreselleşme ve Eğitim

1.1. Küreselleşmenin Getirdiği Toplum Yapısı

21. yüzyıl dünyada her alanda değişimlerin ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönem içerisinde iktisadi, siyasi, teknoloji, kültürel konu alanlarında hızlı, yoğun bir değişim ve dönüşüm ön planda yer almaktadır. Bu değişim ve dönüşüm ile birlikte toplumlar arasında ortaya çıkan etkileşimler ve bu etkileşimlerin etkileri de çok rahat bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ülkeleri, toplumları birbirinden ayıran salt, kesin, keskin sınırlar varken artık o sınırlar ortadan kalkmış ve hızlı etkileşim sonucunu doğurmuştur. Hızlı etkileşimler beraberinde bilgi akışını da sağlamıştır. Bilgi akışıyla toplumlar birbirlerine her ne kadar yabancı olsalar da kolaylıkla birbirlerini etkiler konuma ulaşmıştır. Bu etkileşimin çok ve akışın yoğun olduğu dönemdeki toplumlar karşımıza “bilgi toplumu, enformasyon toplumu” olarak çıkmaktadır.

21.yüzyıldan önceki dönemlerde toplumların gelişmişlik düzeyleri sahip oldukları toprak bütünlüğü, sanayi vs. ile ilgiliyken bilgi toplumunda karşımıza gelişmişlik düzeyi ölçütü olarak bilgisayar teknolojileri çıkmaktadır. Artık bilgisayar teknolojileri kullanmak ve onları geliştirmek ile toplumların gelişmişlik düzeyleri paralel olarak ilerlemektedir. Topluma yön gösteren, rehberlik eden, şekil veren kaynak “bilgi”dir. Bilgi ile birlikte dönüşüm sağlanmaktadır. Bireyler kendi hayatlarında ve toplumların yaşamlarında bu bilgiler merkezde konumlanmak ve gerekli yönlendirmeleri bu bilgilere göre yapmak zorunluluğu vardır. Artık bireyler iletişim kurarken bilgilerini konuşturma mecburiyeti hissetmektedir. Bu bilgilerin edinilmesi için ise bilgisayar teknolojilerinin gelişmiş ve geliştirilebilir konumda olması gerekmektedir. Bu geliştirilebilirlik toplumun kalkınmasını 21. yüzyılın isteklerine uygun bir toplum yapısının ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bu yollar izlenerek ancak gelişmişlik düzeyine erişilebilir. 21. yüzyılın toplumlardan beklediği döngü birbirini takip eden zincir halkalarına benzetilebilir. Bu zincir halkalarının birisinin bile eksik olması durumunda döngü tamamlanamaz bir hal alacaktır. Özelde bireyler genelde ise toplumlar arasında bu sebeplerden ötürü gelişmişlik düzeyini yakalama konusunda bir rekabet söz konusudur. Edinilmesi gereken bilgiler ise sürekli aynı kalmamakta onlarda zaman ile doğru orantılı olarak değişmektedir. Bu sebeple çok hızlı bir bilgi akışı söz konusudur. Artık maddi üretimler arka planda kalmış bilgi maddi üretimin yerini almış durumdadır.

Bilginin üretilmesi, geliştirilmesi ve pazarlanması ile birlikte yeni iş alanları açılmakta ve bireyler kendilerini bu iş alanlarının içerisinde bulmaktadır. Ortaya çıkan yeni iş alanları ile birlikte bilgi üreten bireyler ön planda kalacak ve bu alanlarda çalışarak bireylerin sorgulama ve eleştirel düşünme yetenekleri güçlenecektir. Bu kazanımları elde eden bireyler toplum içerisinde söz sahibi olabilecektir. Yalnızca yeni bilgiler üretmek, yeni bilgiler ortaya çıkarmak amaçlanmamakta bunun yanı sıra bilgilerin biriktirilmesi ve bu birikimin nasıl sağlanacağı konusunda da çalışmalar yürütülmektedir. Bu şekilde hem yeni üretilen bilgilerden faydalanmanın yolu açılacak hem de eski bilgilere erişim kolaylaşacaktır.

Bilgi toplumları içerisinde birey her zaman aktif olmak zorundadır, pasif durumda kalabilmesi çok mümkün değildir. Aktif durumda olup sürekli üreten bir yapısı olmalıdır. Toplumun sahip olduğu bütün kurumlar içerisinde aktiflik ön plandadır ve o kurumlar içerisinde de yine aktif dediğimiz bireyler yer alacaktır. Kurumlar içerisinde sürekli bir bilgi akışı, bilgi dönüşümü ön planda olacaktır ve birey sisteme ilk dahil olduğu andan itibaren aktif bir şekilde katılım göstermek zorundadır. Birey hem kendi özel hayatında hem de dışarıda yer aldığı kurumlar içerisinde oluşan kamu hayatında zihinsel olarak aktiflik göstermeli, bilgi üretebilmelidir. Çünkü ancak bilgi ürettiği ölçüde kendini topluma kabul ettirebilir, ancak bu şekilde kendini topluma kanıtlayabilir konuma gelebilir. Bir grup halinde ortaya çıkan toplum, kolektif bilinç arka planda kalmış ve artık bireyselliğin ön plana çıktığı birey temelli bilgiler önemsenmeye başlamıştır.

21.yüzyılın şekillenmesinde ve bilgi toplumlarının bu denli hızlı bir şekilde ortaya çıkıp bireyleri etki altına almasında önemli olan kavram olarak karşımıza küreselleşme çıkmaktadır. Küreselleşme kelime anlamı olarak küreselleşmek durumu, globalleşme anlamına gelmektedir. (TDK, Güncel Türkçe Sözlük) Tanımlaması kolay yapılan bir kavram olarak görünse de aslında sınırlarının çizilmesi oldukça zor bir kavramdır. Teknolojik gelişmeler ile birlikte teknolojik gelişmeleri takip eden kitle iletişim araçları başta olmak üzere, bilgisayar teknolojileri ile birlikte küreselleşme kavramı tanımının gerekliliklerini yerine getirebilme imkanı bulmuştur. Bu şekilde küreselleşme süreci hızlanmış ve öncelikle bireyleri daha sonra da daha geniş kitleleri karşılayan toplumları etkisi altına alabilmiştir.

Teknolojik gelişmelerin yanında gelen kitle iletişim araçları ve bilgisayar teknolojileri tüm kültürler, milletler arasında etkileşimi artırmış ve hızlandırmış, bütün toplumların ortak paydalarda buluşmasına olanak sağlamıştır. Bir devlet olmanın ilk şartlarından birisi olan belirli kesin sınırlara sahip olma şartı esnetilerek bu geri planda bırakılmıştır. Sınırlar ortadan kaldırılmak istenmiştir. Ülkeler için artık sahip oldukları toprak parçaları, sahip oldukları sınırlar önemini kaybeder duruma gelmiştir. Küreselleşme kendi içerisinde sınırların kaldırılmasını gerektirmektedir bu da sınırların önemsiz duruma gelmesinin sebepleri arasında sayılabilir. Birbirlerini destekleyen bir döngü içerisinde yer almaktadırlar. Aralardaki sınırlar kaldırıldıkça bireyler, toplumlar arasındaki sınırlarda kaldırılmakta dolayısıyla çok daha rahat ve akıcı bir şekilde iletişim kurulabilmektedir. Sonuç olarak ise etkileşim arttıkça çeşitlilikler ön plana çıkmaktadır. Çeşitlilik ile birlikte ise bireylerin yerelde sahip oldukları değerlerden ziyade evrensel olarak kabul edilen değerler ön planda yer almakta ve evrensel değerler geçerli olmaktadır. Dünya üzerinde ilk haliyle kalan bir kültüre, bir değere rastlamak çok mümkün değildir.

1.2. Küreselleşmenin Eğitim Kurumlarına Etkisi

Küreselleşmenin ortaya çıkmasını sağlayan ve onun gelişmesi için imkan sağlayan en önemli unsur teknolojidir ve ardından teknolojinin kendisine uygun ortam bulmasına yardımcı olan kitle iletişim araçları ve kitle iletişim araçlarının anlam kazanmasını sağlayan internet teknolojileri rahatlıkla sayılabilir. Küreselleşmenin ortaya çıkarak dünyayı etkilemesini sağlayan ve hızlandıran etkenler arasında akla ilk gelen çok hızlı bir şekilde gelişen teknoloji ve teknolojinin etkilerini insanlara ulaştıran teknolojinin aygıtları (televizyon, bilgisayar, telefon vb.) sayılabilir. Bilgisayar teknolojilerinin beraberinde gelen internet ve internetin sahip olduğu sosyal medya formları da küreselleşmeye yaygınlaşma ve etki altına alma süreçlerinde yardımcı olan unsurlar arasında sayılabilmektedir. Bu unsurlar ile birlikte bireyler rahatlıkla mesafe kavramının araya koyduğu uzaklığa, sınırların araya çizdiği çizgilere bakmaksızın hızlı ve seri bir şekilde iletişim kurabilmektedir. Herhangi bir engelle karşılaşmayan bireye de bu çekici gelmektedir. Küreselleşmenin insanlar için çekici olan noktalarından birisi budur. Küreselleşme ile birlikte dünya belirli bir mekân olarak ortaya konulmakta ve bireylerin de bu düşünceyi bilinç olarak benimsemeleri istenmektedir.

Küreselleşmeden toplumun kendisi, toplumun kurumları çok fazla boyutta etkilenmektedir. Bu kurumlardan birisi “eğitim” kurumudur. Belki de en çok etkiye maruz kalan ve etkilerini devam ettirmesini sağlayan kurumlar arasında da çok rahat bir şekilde sayılabilmektedir. Küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan değişimler ve dönüşümler başta eğitim kurumu olan okul içerisinde etkin ve etkili olmakta daha sonra eğitim kurumu içerisinde uygulanan eğitim modellerinde görülmektedir. Son dönemde ortaya çıkan çevrimiçi eğitim, uzaktan eğitim gibi eğitim sistemleri küreselleşmenin yalnızca akla gelen etkilerinden birkaçıdır.

Bireyler küreselleşmenin etkisi ve getirdikleriyle birlikte artık bulundukları konumdan rahatlıkla bilgisayar ve telefon ekranları aracılığıyla istedikleri bilgilere erişim sağlayabilir ve iletişim kurup eğitim kurumunun içerisine dahil olabilmektedir. Sınırların ortadan kaldırılması adına esnetilmesi ile birlikte de eğitim kurumu dediğimiz kurumlar yalnızca okul binası ile sınırlı kalmamaktadır. Çevrimiçi ve çevrimdışı imkanlarla, tekrarı sağlanacak şekilde eğitim olanaklarından faydalanabilmektedir.

Küreselleşme ve küreselleşmenin etkileri artık insanların inkâr edemeyeceği ve mecburen de olsa kabul ettikleri bir toplum olgusu haline gelmiştir. Bu inkâr edilemeyen toplumsal gerçeklik karşısında bireyler olan durumu kabul etmek ve kendilerini karşılarına çıkan bu yeni sistem içerisinde konumlandırmak adına şekillendirmeye çalışmışlardır. Bireylerin hayatında kabulleniş söz konusudur.

Küreselleşmenin etkilerini kabullenen bireyler artık karşılarına çıkan bütün olguları kabul etmek zorunda kalmaktadır. Bu etkiyle birlikte özelde sahip olunan değerler, bilgiler ve davranışlar küreselleşmenin getirdiği yeni formlar ile sentezlenerek yeni sistemler olarak karışımıza çıkmaktadır. Küreselleşmenin etkisiyle birlikte ulusal anlamda ortaya konulan, bugüne kadar kabul edilmiş değerler arka planda kalmakta fakat tamamen yok edilmemektedir. Yok olmasa bile bu değerlerin eski formlarından eser kalmamakta çünkü küreselleşme değerleri, normları ile birlikte yeni şekillere büründürülmektedir. Değerler, tutumlar uluslararası bir boyut kazanmakta ve hepsi aynı, ortak payda üzerinde toplanmaktadır. Arada farklılıklar olsa da bunlar gözükmemekte sanki aynı değerlere sahip toplumlar varmış gibi davranılmaktadır.

Yeni değerler sisteminin etkileri ile birlikte kendi sahip olunan özel değerlerini karmaşık hale getirmek, harmanlamak kendi değerlerini kökten reddetmek anlamını karşılamamaktadır. Bu durumun tam tersine yeni karşımıza çıkan küreselleşme olgusu ve etkileri karşısında birey kendi özel benliğini ifade eden “milli” diye adlandırdığımız değerlerine sahip çıkmalıdır. Öz benliğini kaybetmeden, kendi değerlerine zarar vermeden ve dışarıdan gelecek zararı önleyerek sahip çıkma duygusuna sahip olunmalıdır. Yeni karşılaşılan değerleri tamamen reddetmek de bir çözüm değildir. Bunun yerine aradaki denge iyi kurulmalı, ne kendi değerlerini yok sayacak ne de yeni değerleri reddedecek bir durum ortaya çıkmalıdır.

Bireylerin özelde hayatına bu denli etki edecek ve hayatlarının her noktasının formunu değiştirecek bu gerçekliğe yardımcı olabilecek ve etkilerini en aza indirecek, bireylerin benliklerine tam anlamıyla nüfuz etmesini engelleyecek kurum toplum içerisinde eğitim kurumu olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğitim kurumları kendi eğitim sistemleri aracılığı ile birlikte ortaya çıkan kazanımları öncelikle eğitim kurumları içerisinde yer alan ve eğitim gören genç nesillere benimsetmeli ve ardından bunun giderek yayılmasını sağlamalıdır. Aksi halde yaşadığı çağın gereksinimlerini bilmeyen, kendi benliğini savunamayan, kazanımlardan yoksun bireyler yetişecektir.

  1. Türk Eğitim Sisteminin Tarihsel Seyri

2.1. Eski Türklerde Eğitim

Orta Asya Türk toplumlarında yaşamın karşılaşılan her anını etkileyen kurum olarak karşımıza “töre” çıkmaktadır. Töre kelimesi sözlüğe bakıldığında bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet, bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri olarak tanımlanmaktadır. Tanımdan hareketle de anlaşılacağı üzere töre toplumların hayatlarının bütün noktalarına temas etmekte ve onları etkileyip şekillendirmektedir. (Konuk, 2010;279)

Töre kavramı içerisinde yalnızca yazılı kanunları, yazılı kuralları almakla kalmaz bunun yanında yazılı olmayan uygulamaları da içermektedir. Eskiden itibaren gelen, atalardan kalma olarak söylenebilecek bütün ritüellerin devam ettirilmesi de töre kavramının kapsamına girmektedir. İnsanların kendi aralarında iletişim kurarak belirledikleri kurallar ve bunların dilden dile, kulaktan kulağa aktarılması ile de töreler oluşturulmakta ve oluşan töreler toplumların mihenk taşları rolünü oynamaktadır. Töreler etrafında toplumsal hayat şekillendirilmektedir ve bireylerin her anlarında bu törelerin kurallarına, değerlerine rahatlıkla rastlanabilmektedir. Özelde birey genelde de toplum törenin kendilerine sunduğu sınırların içerisinde kalmaya özen göstermektedir.

Eski Türklerin yaşam biçimi olarak benimsediği yarı-göçebelik (yaylak-kışlak hayatı) kültürü ile birlikte eğitim de günlük hayat uygulamalarına ve törenin izin verdiği kadarına uygun olarak ancak yaşayıp öğrenme olarak karşımıza çıkmaktadır. Orta Asya Türk toplumlarında yoğun bir şekilde uygulama ile eğitim hâkimdir. Pratik öğrenme yolu ile karşılaşılan durumlar karşısında ani çözümler üretme ön plandadır. Bu sebeple tecrübe ederek kazanımlar gerçekleşmektedir.

2.2. Selçuklu ve Osmanlı Toplumlarında Eğitim

Türklerin 8. ve 9. yüzyıllarda İslamiyet’i kabul ederek Müslüman olmasıyla birlikte Türk toplumu da tarihsel ve sosyolojik olarak bir dönüşüm sürecine dahil olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselişte olduğu 15. ve 16. Yüzyıllar eğitimin de yükselişini yaşadığı dönemler olarak söylenebilmektedir. Bu dönemlerde medreseler ve Enderun mektepleri ön plandaydı ve eğitimin merkezinde yer almaktaydı. Yalnızca Türk öğrencileri için değil başka ülkelerden, uluslardan öğrencilere de hitap edip, eğitim vererek her alanda eğitim olanağı sunmaktaydı. (Konuk, 2010;281)

Türk toplumu içerisinde ilk defa bir düzeni, planı olan belirli bir sisteme sahip örgün bir eğitim kurumu olarak medreseler ortaya çıkmıştır. Çok kısa zaman içerisinde de kendisine yayılma ortamı bulabilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti kurulana kadar da eğitim medreselerde devam etmiştir. Türk toplumunun sahip olduğu değerler, ahlaki kurallar bir değişim sürecine girmiş ve yeniden kurgulanmaya başlanmıştır denilebilir. Dönemin düşünürleri ve din adamları birlikte eğitim kurumunun içerisinde yer almışlardır. Bu sebeple topluma dair kuralların, fikirlerin ve dini kuralların bir arada verildiği bir eğitim sisteminden kolaylıkla bahsedilebilmektedir. Eğitim dili ise Araplarla kurulan ilişkiler sonucunda halkın gündelik yaşam içerisinde kullandığı Türkçe’den daha farklı olarak etkileşim ile birlikte Arapça ve Farsça olmuştur.

Medreselerin yanı sıra dönemin eğitim kurumları olarak karşımıza mektepler, tekkeler ve ahilik teşkilatları da çıkmaktadır. Medreseler daha çok eğitimin resmî boyutu ile ilgilenirken ahilik teşkilatları ve tekkeler ise sivil olarak adlandırılabilecek devlet denetiminden ve devlet yönlendirmesinden birazcık daha uzak kurumlar olarak söylenebilmektedir. Medrese eğitimi içerisinde büyük oranda din bilimleri öğretimi yapılırken tekkelerde ise dil, edebiyat, sanat, iş ahlakı alanlarının konuları öğretilmeye çalışılır. Bu ayrıştırmalar sonucunda din ve dünya ile ilgili fikirlerin ayrılması da ortaya çıkmıştır. Daha da ileri boyutta aydın ve halk arasında çekilen çizgilerin temelleri bu dönemde atılmıştır yorumu rahatlıkla yapılabilmektedir.

Medreseler kuruldukları ilk andan Osmanlının son dönemlerine kadar aynı şekilde varlığını devam ettirmiş bir değişim sürecine dahil olmamıştır. Enderun adı verilen mekteplerde azınlık çocuklar yetiştirilmek üzere alınmış ve topluma faydalı birer fert olarak kazandırılması sağlanmıştır. Eğitim sürecinde temel amaç dinidir ve din eğitimi merkeze alınmıştır. Eğitimde yöntem olarak ise ezbercilik benimsenmiştir. Araplarla geliştirilen ilişkiler üzerine etkilenilen birçok nokta arasında yer alan dil yoğun bir süreç geçirmiş ve Arapça, Farsça karışımı Osmanlıca ortaya çıkmıştır. Eğitim içerisinde ise Arapça ve Farsça sözcüklerinin etkisi çok kolay bir şekilde fark edilmektedir. Eğitim kurumları cinsiyetçi bir temeldedir. Erkek çocukları eğitim kurumları içerisinde yer alırken kız çocukları eğitim kurumları içerisine dahil edilmemektedir. Bu durum Osmanlı’nın son dönemine kadar böyle devam etmiştir.

 2.3. Türkiye Cumhuriyeti’nde Ulus Devlet Etkisiyle Oluşan Ulusal Eğitim

Modernitenin etkisiyle birlikte ulus devlet toplum modeli ortaya çıkmıştır. “Ulus-devlet diye bir kavram hayata geçebilmişse eğer, hiç şüphesiz en başta okul sayesindedir. Bugün anladığımız manada okul olmasaydı, ulus-devlet de olmazdı.” (Taşçı, 2001, 61; akt. Konuk, 2010;282) Toplum olarak modernleşmenin etkisine girilmesiyle birlikte doğal olarak toplumun sahip olduğu bütün kurumlar bu süreçlerden etkilenmiştir. Etkilenen toplum kurumlarından birisi de hiç şüphesiz eğitim kurumudur. Aralarında karşılıklı bir ilişki rahatlıkla kurulabilmektedir. Toplumun dönüşümüyle birlikte eğitim kurumu dönüştürülmüştür, eğitim kurumlarının yenilenmesiyle birlikte ise toplumun dönüşüm süreci hızlandırılmıştır. Devletin ve toplumun yeni formlara göre şekillendirilmesi eğitim kurumları aracılığıyla olmaktadır.  Toplumun geçirdiği yeni değişim ve dönüşüm aşamalarıyla birlikte yapılan çalışmalarda eğitim programlarının, eğitim yöntemlerinin ve eğitim içeriklerinin neler olması gerektiği sıklıkla tartışılmıştır.

Cumhuriyet yıllarında ise şehirlerde ve kasabalarda faaliyete geçirilen halkevleri ile birlikte köylerde açılan halkodaları ise yetişkinlerin eğitiminde büyük rol oynamaktadır. Halkevlerinin de halkodalarının da amacı temelde yeni ortaya çıkan Cumhuriyet kültürünü yaymak ve toplumu ortaya çıkan bu yeni kültüre adapte etmektir.

Toplum içerisinde bir başka eğitim merkezi kurumu olarak karşımıza “köy enstitüleri” çıkmaktadır. Köy Enstitüleri ile birlikte toplumun kalkınmasının, dönüşümünün köyden ve köylüden başlaması gerektiği mantığı devreye girmektedir. Yalnızca köy enstitüleri içerisinde bu düşünce yer almamakta dönemin sanatçıları, ressamları, müzisyenleri, şairleri de eserlerini köy temaları etrafında şekillendirmektedir. (Konuk; 2010;285)

Cumhuriyet yılları içerisinde, ulus devlet ve beraberinde gelen ulusal eğitim ile örtüşen eğitim modelleri ve eğitim uygulamaları toplum modernleşmesinin temel taşlarını ortaya koymaktadır. Bu yıllarda Atatürk “başöğretmen” unvanı almıştır ve bu unvana başka bir kurucu önderde rastlanmamaktadır. Atatürk döneminde toplumun ilerlemesinin ve dönüşmesinin temellerinin eğitim kurumlarından ve eğitim uygulamalarından geçtiğinin bilinci hâkim durumdaydı. Belki de eğitim kurumlarına bu denli öncelik verilen tek dönem olarak da adlandırılabilir. Atatürk topluma yeni fikirler sunmanın ve bu fikirlerin arkasına dayanak oluşturmanın temellerinin eğitimden geçtiğine inanmakta ve bu inancına dair çalışmalar yürütmeye çalışmaktadır. Yaptığı çalışmalar ile birlikte bireylerin düşüncelerinin değişmesini sağlamakta, çağa ayak uyduracak bireylerin oluşmasının sağlamayı hedeflemektedir.

  1. Milli Unsurlar ve Milli Eğitim

3.1. Milli Unsurlar Nedir?

     Milletlerin ve toplumların, kuruldukları andan itibaren tarih içerisinde geçirdikleri çalkantılı dönemlerde bile vazgeçmedikleri ve devamlılığını sağladıkları birtakım unsurları ve değerleri vardır. Bu unsur ve değerler, bireyleri olduğu kadar toplumunda bütün aşamalarında heyecan ve gurur kaynağı olmaktadır. Çünkü bu unsurlar milleti meydana getiren, milletin millet, devletin devlet olmasını sağlayan, tarih boyunca emeği geçen kişi veya kişilerin var oluş sebeplerini temsil etmektedir. Toplumlar kendi iç ilişkilerinde ve diğer toplumlarla oluşan dış ilişkilerinde her zaman bu milli değer ve unsurları göz önünde bulundurmak zorundadır.

İster göçebe bir toplum ister yerleşik bir toplum, ister kabile düzeninde ister de ulus-devlet yapılanması şeklinde bir toplum olsun hepsinin de toplum olabilmesi, bir arada kalabilmesi için birtakım ortaklıkları paylaşması gerekmektedir. Bu ortaklıklar bireyleri toplum dediğimiz, devlet dediğimiz çatının altında toplayarak bir arada tutmak görevini üstlenmektedir. Milli unsurlar bu ortaklıklar içerisinde sayılabilecek, örnek gösterilebilecek unsurlardandır. Örneğin; Atatürk, İstiklal Marşı, Andımız, Atatürk büstü, Atatürk köşesi gibi. Hem kamu hem de özel kuruluşlardan bu ortaklıklara sahip çıkmaları ve ortaklıkların devamlılığını sağlamaları beklenen misyonlar arasındadır.

3.1. Milli Eğitim Kurumlarında Atatürk İmgesi

     Türkiye’de kamunun olduğu her alanda Atatürk yer almaktadır. Paraların üzerinde, devlet dairelerinde, okullarda, sınıflarda, iş yerlerinde karşımıza rahatlıkla çıkmaktadır. Saydığımız bütün ortamlarda resmi, heykelleri veya büstleri vardır. Eğitim kurumları içerisinde Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bireyler yetiştirmek, eğitimin her kademesi için ilk amaç haline getirilmiştir. Bu amaç eğitim kurumlarının kuruluş amaçlarında, vizyon ve misyonlarında, eğitim programlarında, müfredatlarda, ders kitaplarında yer almaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarihinde olağanüstü bir dönemde yaşayan, halkın çaresizliği, ümitsizliği ve toplum olarak yok olma korkusunu en derinden hissedildiği bir dönemde ölüm kalım mücadelelerinden geçen insanların kahramanı olmuştur. Kurtuluş Savaşı ile birlikte kahramanlığı tartışmasız bir hale bürünür. Ölüm kalım savaşını zaferle sonuçlandırmayı başarır ve vatanı, ulusal onuru ve bunlarla birlikte dini kurtaran bir lider haline gelir. Doğal olarak da toplumda daha sonraki bırakacağı etkilere dayanak oluşturacak mükemmel bir karizma kazanmıştır. Atatürk, artık halkın kurtarıcısı ve kahramanı olur.

Cumhuriyetin ilk kurucu nesli ve halk için Atatürk, geçmişte kalan Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı olarak yalnızca minnet duyulması, teşekkür edilmesi, şükran duyulması gereken birisi olmaktan çıkmıştır. Sürekli savaşların olduğu bir dönemde halkın başında Atatürk gibi bir kahraman bulunması dönem halkına da cesaret vermektedir. Halkın ihtiyacı olan cesaret Atatürk’ün varlığıyla birlikte vücut bulmaktadır. Kurtarılması gereken devlet onuru, halkın gururu Atatürk sayesinde kurtarılmıştır. Sayılan sebeplerden ötürü Atatürk’e şükranların bir şekilde sunulması gerekmektedir. Halk da bu şükran sunma durumunu yalnızca o dönemle sınırlı tutmamış bu geleneği devam ettirmek adına Atatürk’ü devletin olduğu her alana dahil etmiştir. Gerek resimleri, gerek büstleri gerekse de heykelleri ile bu durum gerçekleştirilmiştir.

Eğitim kurumları içerisinde Atatürk’ün resimleri, büstü gibi unsurlara çok rahatlıkla rastlayabilmekteyiz. Aynı şekilde düzenlenen ders programları ve ders içeriklerini belirleyen ders müfredatları içerisinde Atatürk ilke ve inkılaplarına dair maddeler yer almaktadır. Bunlar da yine Atatürk’e minnettarlık duygusunun etkisiyle gerçekleştirilen faaliyetlerdir.

Milli eğitimin kuruluş amacından günümüze kadar benimsediği kurallar arasında Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun bireyler yetiştirmek hedefleri arasındadır. Bu sebepten ötürü milli eğitim kurumlarını oluştururken ve devamlılığını sağlarken bu hedefe uygun bir şekilde dizayn edilir ve içerikler oluşturulur.

3.1.1. Milli Eğitim Kurumlarında Atatürk Köşesi

2008 yılında Özel Eğitim Kurumları Kanunu’nu içeriğinde yapılan değişiklikler ile birlikte hazırlanan yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir ve böylelikle yapılan değişiklik ile birlikte 1985 yılında kabul edilen ve yürürlüğe giren Atatürk köşesi bulundurma zorunluluğu yönetmeliği kaldırılmış olmuştur. (Mart, 2008) Yayımlanan yönetmelikteki hükme göre Atatürk köşesinin özel eğitim kurumları ve özel okullarda oluşturulması yönetmeliği kaldırılmıştır. Dolayısıyla Atatürk köşesi oluşturulması kurumların tercihlerine bırakılmış bu konuda esnek davranılmıştır.

20.03.2012 tarihinde ise Özel Okullarda Atatürk Köşesi hakkında yeni bir yönetmelik yayımlanmış ve bu yönetmelik ile birlikte ise Atatürk köşesi yeniden “zorunlu” hale getirilmiştir. Özel eğitim kurumlarında, binalarında, idari birimlerinde bir önceki yönetmelikte geçerli olduğu gibi Anayasa ve Cumhuriyetin kuruluş düşüncesine, felsefesine, devlet misyon ve vizyonlarına uygun bir şekilde, Cumhuriyet ruhunu yansıtacak bir Atatürk köşesi hazırlanması zorunluluğu belirtilmiştir. Hazırlanacak olan Atatürk köşesinin kriterleri de yine yürürlüğe konulan kararda belirtilmiştir. Atatürk köşesi zeminden yüksek olmalı, Atatürk büstü, Atatürk fotoğrafı, Türk bayrağı, İstiklal Marşı, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, madalyonlar, Atatürk’ün eğitime dair sözlerinin de yer alması verilen kararlar arasındadır. Özel eğitim kurumlarının da amacının Türk Milli Eğitiminin genel amaçları arasında sayılan “Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek” olduğu tekrar belirtilmiştir. (Şubat, 2017; Danıştay Kararı)

Atatürk köşesi hakkındaki karar değişiklikleri yalnızca özel eğitim kurumlarını ilgilendirmektedir. Kamuya ait olan eğitim kurumlarında ise geçerli değildir. Herhangi bir değişiklik gözlenmemektedir ve ilk anda kabul edilen Atatürk köşesi kararları yönetmeliği devam ettirilmektedir. Milletin ebediyete kadar yaşatması, saygı duyması gereken, milleti çağdaş uygarlık seviyesine çıkaracak ve yine millete öncü olacak Türk milleti fertlerinin Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı fertler olarak yetiştirilmesi ve bu ilke inkılapların sürdürülmesini sağlama konusunda yardımcı olmak milli eğitim kurumlarının görevidir. Çünkü eğitim kurumu içerisinde ilke ve inkılaplara uygun yetiştirilecek bireyler aracılığıyla bu ilkelerin devamlılığı sağlanabilmektedir. Yapılan uygulamalarda Atatürk’e duyulan şükran ve minnet duyguları yine ön planda yer almaktadır.

3.2. Milli Eğitim Kurumlarında İstiklal Marşı ve Andımız

     Milli marşlar ulusların bağımsızlığını sergilemektedir ve milli duygularla yazılmaktadır. Bu sebepten dolayı millet için manevi değeri çok yüksek unsurlardır. Milli marşlara kutsallık atfedilmiştir ve kutsallığı millet tarafından korunmaktadır. İstiklal Marşı da aynı kutsallık atfedilen milli marşlar arasında yer almakta ve Türk milletinin milli ruhunu temsil etmektedir. Bu milli ruh temsillerine Türkiye Cumhuriyeti topraklarının her yerinde, Türk milletinin olduğu her anda rastlamak mümkündür. On kıtadan oluşan milli marşın ilk iki kıtasına yapılan beste ile özel günlerde, anma törenlerinde vs. bestesiyle okunması sağlanmaktadır.

Milli eğitim kurumları olan okullarda ise İstiklal Marşı pazartesi günleri okul açılışında, cuma günleri ise okul çıkışlarında okunmaktadır. Böylelikle bireyler okul kurumu içerisinde milli duygular benimsetilmektedir. Ayrıca sınıflar başta olmak üzere okulların birçok noktasında İstiklal Marşı’nın yazılı olduğu tablolara rastlamak mümkündür. İstiklal Marşı’nın okunması hem kamu kuruluşlarında hem de milli eğitim kurumları içinde herhangi bir değişime uğramamıştır.  İstiklal Marşı, Türk milletinin atalarının Türkiye Cumhuriyeti adına yaptıklarının bir temsili olduğu için yine bir minnettarlık ve şükran duygusu hakimdir.

Andımız metni ise yine tarihsel bir marş niteliği taşımaktadır. İlk olarak 23 Nisan 1933 yılında Reşit Galip tarafından ortaya çıkarılmıştır. 19 Eylül 1932 yılında Milli Eğitim Bakanı olarak göreve atanan Reşit Galip kısa sürede olsa sürdürdüğü görevinde toplum için birçok iş başarmış ve Andımız da toplum için yaptığı işlerden birisidir. Döneminin çağdaş eğitimi temsil eden bireyleri arasında yer almaktadır.

Andımız ilkokul öğrencilerine öğretilmekte ve söyletilmektedir. Türk milletinin ve Türk milli eğitim sisteminin değişmesi tartışılmaz parçalarını öğretmek amacı gütmektedir. Bu parçaların özünün benimsetilmesi için en kısa halleri ile anlatılmaya çalışılmaktadır. Her sabah öğrencilerin kendileri için etmiş oldukları bu yemin metni hem okul içerisindeki öğrenciliklerinde hem de okul dışında özel hayatlarında nasıl bir birey olmaları gerektiği konusunda yönlendirmeler yapmaktadır. Bireylerin bütün hayatlarında vicdanlı ve saygılı bireyler olması hedeflenmekte ve bunu özümsemeleri sağlanmaya çalışılmaktadır.

Andımız metni içerisinde yer alan milli söylem unsurları bir dönem tepkilerle karşılaşmış ve bunun bireyleri ayrıştırdığı öne sürüldüğü için kaldırılması, okutulmaması gerektiğine karar verilmiştir. İçeriğinde yer alan milli, ırksal söylemlerden ötürü kaldırılma kararı uygulanmıştır. 8 Ekim 2013 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde yapılan değişikliklerle birlikte hazırlanan yönetmeliğin 1. maddesiyle karar uygulanmıştır.

2018 yılında ise Danıştay 8. Dairesi, ilköğretim okullarında uygulanan “Öğrenci Andı”nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etmiştir (Ekim, 2018; Danıştay Kararı). Metin içerisinde bulunan kavramların ve ilkelerin Anayasa’da bulunan kavram ve ilkeleri olduğu gerekçesi, milli eğitim sistemlerinin kanun ve yönetmeliklerinde belirlenen, düzenlenen temel amaçlarını ortaya koyar nitelikte olması, öğrencilerde değer oluşumunu sağlaması gerekçeleri tekraren andımızın okutulması kararını olumlayan adımlar olmuştur.

2013 yılında kaldırılan Andımız metni tekrar 2018 yılında okutulması uygundur kararıyla tekrar getirilmiştir. Henüz uygulamaya geçilmese de sözel olarak bu kararlar verilmiştir.

SONUÇ

Küreselleşme kavramı ve küreselleşmenin toplumlar için sunduğu süreçlerle birlikte bir dönüşüm süreci başladığı aşikârdır. Küreselleşme ile birlikte bütün toplumlar tek bir şekle büründürülmeye çalışılmış ve hepsi aynı değer, tutum, davranış çatısı altında buluşturulmaya çalışılmıştır. Bu çatıların inşa edilmesi adına da küreselleşme teknolojinin imkanlarından faydalanıp kitle iletişim araçları, bilgisayar ve internet teknolojilerini kullanmıştır. Teknoloji ve teknolojinin aygıtları aracılığıyla dönemlere uygun olarak sunmak istediklerini kolaylıkla bireylere ardından da toplumlara yansıtma ve uygulatma fırsatı bulabilmiştir.

Bir toplumu dönüştürmek için en uygun ve en kolay şekilde toplumun bireylerine erişecek kanal olarak ise kendisine eğitim kurumunu seçen küreselleşme kendi sunduğu formlara uygun olarak eğitim kurumlarını revize etmiştir. Revize edilen eğitim kurumları içeriğinde yer alan eğitim programları da bu revizede rol oynamıştır ve bir bütün olarak değişim sürecine ayak uydurulmuştur.

Eğitim kurumu içerisinde küreselleşmenin gerekçelerine uygun olan bireyler yetiştirilmesi hedeflenmektedir. Fakat bu hedef gerçekleştirilirken toplumların kendi öz değerlerini hiçe saymadan hareket edilmesi gerekmektedir. Hem kendi toplumsal değerlerine hem de küreselleşmenin değerlerine sahip çıkan, ikisini terazide dengeli bir şekilde konumlandırıp, eşit oranda harmanlayan bireyler yetiştirmek amaçlanmaktadır. Bireylerin ne kendi değerlerinden kopması ne de küreselleşmeyi tamamen reddetmesi istenmektedir.

Küreselleşme ile birlikte değişen değerler sürecinde karşımıza eğitim kurumları içerisinde milli değerler ve milli unsurlar maddeleri çıkmaktadır. Milli değer ve unsur olarak adlandırılanlar arasında ise Atatürk, İstiklal Marşı, Andımız sayılabilmektedir. Sayılan bu unsurların bazıları küreselleşme sürecinde aynı kalmış bazısı ise bir değişim süreci geçirmek zorunda bırakılmıştır. İstiklal Marşı ilk kabul edilip okutulduğu günden itibaren kamu kuruluşları içindeki yerini koruyabilmiş ve eğitim kurumlarındaki yeri ve saygınlığı da muhafaza edilmiştir. Atatürk imgesinin yeri hem kamu hem de özel kuruluşlarda yadsınamaz derecede büyüktür fakat bir dönem özel eğitim kurumlarında Atatürk köşesi bulundurulma zorunluluğu kaldırılmışken daha sonra bu kararın yerine tekrar bulundurma zorunluluğu getirilmiştir. Andımız ise içerisinde geçen söylemler, ilkeler sebebiyle kaldırılmış ve aradan geçen beş yıl gibi bir süreden sonra tekrar okutulmasına dair verilen karar ile milli eğitim kurumlarına dönmüştür.

Milli eğitim kurumları içerisinde amaç her zaman vatana, millete bağlı, Atatürk ilke ve inkılaplarına saygılı bireyler yetiştirmek olmuştur. Yapılan uygulamalar bu misyonu destekler niteliktedir. Küreselleşmenin, bilgi toplumunun getirdikleri elbette yadsınamaz fakat milli değerleri yok sayan bir eğitim sisteminden de söz edilememektedir. Hazırlanan eğitim programlarında, ders müfredatlarında bu nedenden ötürü milli değer ve unsurlara verilen önem ve küreselleşmenin getirdikleri dengeli bir şekilde dağıtılmaya çalışılmaktadır.


KAYNAKÇA

  • Güncel Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu
  • Sezai, İ., Sosyolojiye Giriş, Beta Yayınları, İstanbul, 2010.
  • Elmas, E., “Türkiye’de Modernlik Okuması: İlköğretim Çocuklarında Atatürk Algısı”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2007.
  • Mart, 2008, http://www.gazetevatan.com/okullarda-artik—ataturk-kosesi—sart-degil-166061-gundem/ Erişim Tarihi: 07.01.2019
  • Nisan, 2017, https://www.istanbulbarosu.org.tr/HaberDetay.aspx?ID=12336 Erişim Tarihi: 07.01.2019
  • Sezgin F., Çalık T., Küreselleşme, Bilgi Toplumu ve Eğitim, Kastamonu Eğitim Dergisi, Mart 2005, C:13 No:1 s.55-6
  • Aslan K., Küreselleşmenin Eğitim Boyutu, Ege Eğitim Dergisi, 2004 (5), s.1-5
  • Tunç, B., Eğitimin Tarihsel gelişimi ve 21.Yüzyılda Eğitim Biliminde Yönelimler, Eğitim Bilimine Giriş, Pegem Akademi, Ankara, 2012, S. 173-196.
  • Ekim,2018,https://web.archive.org/web/20181019022003/http://www.hurriyet.com.tr/gundem/danistaydan-ogrenci-andi-karari-40991295 Erişim Tarihi: 08.01.2019
  • Karaca, A., Kurtuluş, M.A., “Pedagojik Formasyon Öğrencilerinin Milli Değerlere İlişkin Düşüncelerinin Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi”, Asya’dan Avrupa’ya Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, 2017 (1), s.1-10
  • Gökalp, Z., Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, Kültür Bakanlığı, 1976.
  • Güngör, E., Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, 2003, Hisar Kültür Gönüllüleri

 

YAZAR

Anadolu Üniversitesi Sosyal Hizmetler Önlisans (2017) Bartın Üniversitesi Sosyoloji Lisans (2018) Kırıkkale Üniversitesi Sosyoloji Ana Bilim Dalı Tezli Yüksek Lisans (2018-) Çalışma Alanları: Cinsiyet Çalışmaları, Eğitim Sosyolojisi, Göç Sosyolojisi

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR