TR

Vatandaşlık ve Kimlik

 Türkiye’de uzun yıllar boyunca vatandaşlık tanımı noktasında tartışmalar yapılmıştır. Anayasa değişikliği süreçlerinde Türk vatandaşlığı üzerinde siyasi partiler tarafından farklı görüşler ortaya konulmuştur. 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Siyasal Haklar ve Ödevler bölümünde Türk Vatandaşlığı madde kenar başlığı altında yer alan  66.maddede vatandaşlık tanımı şu şekildedir:
” MADDE 66- Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.”

Çeşitli ülkelerin anayasaları incelendiğinde bazı ülkelerin anayasalarında herhangi bir vatandaşlık tanımı yer almazken bazı ülkelerde ise 1982 Anayasasına benzer anlayışa sahip  tanımlar yer almaktadır. Tartışmalar bağlamında öncelikle kimlik ve vatandaşlık kavramlarını ele almak gerekmektedir. Kelime anlamı olarak kimlik, toplumsal bir varlık olarak insana özgü olan belirti, nitelik ve özelliklerle, birinin belirli bir kimse olmasını sağlayan şartların bütünü olarak tanımlanırken, kişinin kim olduğunu tanıtan belge, hüviyet olarak veya herhangi bir nesneyi belirlemeye yarayan özelliklerin bütünü şeklinde de tanımları bulunmaktadır. (www.tdk.gov.tr) Kimlik, bireylerin gerek kültürel gerekse de yaşadıkları çevrelerdeki sosyal konum ve statülerinin karşılığı olan çok boyutlu, inanç, tutum, değer yargıları gibi yaşam biçimini sembolize eden bir kapsama sahiptir. Farklı kimlik sınıflandırmaları olsa da bunlardan en önemlisi alt ve üst kimlik ayrımıdır. Üst-kimlik, milli kimlik olarak adlandırılan ve kan bağı yâda toplumsal sözleşme yolu ile bir devlete aidiyet bağını gösteren kimliktir. Bu üst kimliği bir şemsiye kimlik olarak da görmek mümkündür. Alt kimlik ise bir siyasal örgütlenme içinde yaşayan, toplumun katmanları arasında oluşan dil ve kültürleri ayrı kesimlerin üyelerinin birincil kimliklerine dayalı ikincil kimliktir.

Her insan kaçınılmaz bazı kültürel kimliklerle doğar. Bunların çoğu alt-kimlik özelliği taşır bazıları ise genellikle üst-kimlik olarak işlev yapar. Ama zaman içinde bilinci gelişen birey, bu kimlikler arasında bir tercih yapabilir ve kendi üst kimliğini de yeniden belirleyebilir. Aile kimliği, coğrafya kimliği, din ya da mezhep kimliği,  ırk ya da milliyet kimliği, vatandaşlık kimliği bir insanın kendi iradesi dışında doğumda edindiği kimliklerdir. Bu beş ögeden ilk dördü zaman içinde tarihte çoğu zaman toplumları bir arada tutan üst-kimlik işlevi de görmüşlerdir. Özellikle din-tarım imparatorlukları döneminde din ve mezhep böyle bir işlevi yerine getirmiştir.[1]

Kimlik kavramının sosyal bilimlerde önemli bir kavram haline gelmesinde kavrama ilişkin entelektüel ilginin artması etkilidir. Kavrama yönelik entelektüel ilgi 80’li ve 90’lı yıllarda artmıştır. Bu dönem boyunca Batı’daki siyasi, toplumsal, ekonomik ve kültürel değişimler bu ilginin artışında etkili olmuştur. Özellikle 80’li yıllarda artan bir oranda, gerek Kıta Avrupa’sı ülkelerinde gerekse de ABD, Kanada ve Avustralya özelinde toplumsal, siyasal ve kültürel alanlarda ulus-devlet içerisindeki farklı grupların, toplulukların ya da azınlık konumunda olanların farklılık talepleri dile getirilmiştir.[2]

Ulus-devletleşme sürecinin aracı olan ulusal kimlik oluşumu modern çağın ürünüdür. Bu süreçte devletin kimliği ile devleti oluşturan yurttaşların kimliği örtüşmüştür. Modern öncesi ve modern sonrası dönemde kimlik oluşum süreçleri birbirinden farklıdır. Modern öncesi dönemin devletleri, meşruiyetlerini uyruklarıyla paylaştıkları ortak kimlikte bulmazlar. Meşruiyetin temeli, Weberci tanımlama ile geleneksel bir zemine oturmaktadır. Burada örfün çerçevesini zor kullanımını meşru kılan genel bir hukuk yerine, soy çizgileri ve dini otoriteyle uyuşma- ondan icazet alma gibi olgular belirlemektedir. Modern dönemde ise siyasal sistemler olabildiğince yaygın bir kitlesel sadakatle beslenmeye muhtaç hale gelmiştir.[3]

Vatandaşlık da bir kimliktir, ancak insanın sahip olduğu tek kimlik değildir. İnsanın hayatına mana katan birçok kimlik vardır, vatandaşlık da bu kimliklerden biridir. Vatandaşlığın siyasi kimlik boyutunu kişi ile devlet arasında kurulan ilişki oluşturur. Bu ilişki bir kültüre ya da medeniyete, coğrafyaya, halka, etnik ya da ırksal gruba referans verilerek kurulabilir. Vatandaşlık kavramının tarihine baktığımızda, ilk olarak Antik Çağda Yunan ve Roma uygarlıklarında kullanılmaktadır. Antik dönemde, Yunan şehir devletleri ve Roma İmparatorluğunda olmak üzere iki vatandaşlık anlayışı bugünki anlamdan farklıdır.  Modern vatandaşlık ise ulus devletin temel yapı taşı olarak önem kazanmış bir kavramdır.[4]  Modern vatandaşlık anlayışı, 1776 Amerikan Bağımsızlık Savaşı ile 1789 Fransız Devrimi’nden sonra ortaya çıkan anayasacılık hareketi ile şekillenmiştir.

Devletler ulusal kimlikleri inşa ederken iki tip ulus modelini örnek almaktadırlar. İlki, ulusal kimliğin yurttaşlığa dayandığı Fransız ulus modelidir. Bu modele ülkenin vatandaşları ulusun bir parçası olarak kabul edilir ve ülkede bulunan bütün toplulukların ve etnik yapıların farklılıklarını terk ederek ulusal kültürde bütünleşmeleri istenir. Böylece ulusal kimliğin tesisinde gerekli toplumsallaşmayı sağlamak için devlet, eğitime ve ortak dilin kullanımına büyük önem atfeder. Ulusal kimliğin inşasında önemli olan bir diğer ulus modeli ise, kana veya ırka dayalı olan Alman ulus modelidir. Bu modelde belirli bir etnisiteden ve soydan gelen insanlar, ulusun bir parçası olarak kabul edilir. Ülke içindeki azınlıklar ve yabancılar istenmeyen insanlar olarak görülür ve her türlü kötülüğün kaynağı olarak lanse edilir.Ulusal bütünlüğün sağlanmasında, soykırım, etnik temizlik, sürgün ve mübadele gibi yöntemlere başvurulabilir. [5]

Kimliklerin inşasında birçok faktör önemlidir. Eğitim ve kültür kimlik inşasında oldukça önemlidir. Gerek ferdî gerekse toplumsal düşünce sistemi olarak kimlik, sosyo-kültürel çevre tarafından yaratılmaktadır. Bir kimlik olarak vatandaşlığın diğer kimliklerle ilişkisi değişik seyirler izlemiştir. Bu seyir farklı dönemde ki gelişmelere paralel olarak değişmektedir.Milli kimlik inşası ile egemen güç toplumsal tabanda sosyal bir dizayn icra ederken, sınırları haritalarda somutlaşan sembolik sınırların oluşturulmasını, bu sınırlar dâhilinde kültür, dil, din, ırk, doğa gibi değişik unsurların kullanımı vasıtasıyla kimliğin tanımını oluşturan grupsal farklılaşmayı veya bütünleşmeyi ve nihayetinde de bütünleşik bir tanınmayı sağlamaya çalışır. Böylece bir ülkenin kimlik ve vatandaşlık tanımı ortaya çıkar.

Kaynakça: 

[1] Süleyman Yıldız, “ Kimlik ve Ulusal Kimlik Kavramlarının Toplumsal Niteliği ” , s.12:http://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=74&Sayfa=6

[2] Levent Korkut,  “ Siyasi Kimlik Olarak Vatandaşlık: Türkiye’de ve Dünya Devletlerinde Anayasal Vatandaşlık Tanımları ”, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 1 (2), Güz 2014, s.6.

[3] https://www.kongar.org/aydinlanma/2005/499_Alt_Kimlik-Ust_Kimlik.php

[4] Celalettin Yanık, “ Etnisite, Kimlik ve Milliyetçilik Kavramlarının Sosyolojik Analizleri ” ,Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dergisi, 20, 2013,  s.226.

[5] İslam Can, “ Türk Ulusal Kimliğinin İnşasında Milli Eğitim İdeolojisinin Rolü ”, Sosyoloji Divanı, 1, 2013, s.128

YAZAR

Anadolu Üniversitesi Adalet Önlisans (2015) OMÜ İİBF- Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (2016) OMÜ Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı Tezli Yüksek Lisans (2019) Ankara Üniversitesi Yönetim Bilimleri Doktora (2019- ) Çalışma Alanları: Kentsel Alan Yönetimi, Göç Politikaları, Kamu Politikası

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR