TR

Osmanlı Şehri

Yazar: Turgut Cansever

Kitap Adı: Osmanlı Şehri

Yayınevi: Timaş Yayınları.

Fiyatı: 20 TL

Sayfa sayısı:  239

Cansever’e göre  şehir,  “İnsanın hayatını düzenlemek üzere meydana getirdiği en önemli, en büyük fiziki ürün ve insan hayatını çevreleyen yapı”dır.

İncelenen bu kitap mimarlık, sanat ve şehir ilişkileri bağlamında Osmanlı şehrini ele almaktadır. Günümüz şehirlerinin içine düştüğü açmazların ve sorunların hem mimari hem de düşünsel arka planına kitapta yer verilmiştir. Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde, sanat ve mimari ilişkisi üzerine bazı ön açıklamalar yer alıyor. İkinci bölümde ise Osmanlı Şehri kapsamlı bir şekilde inceleniyor. Son bölüm ise bugünün şehirlerinin sorunları ve çözüm önerilerinden oluşuyor.

Cansever ilk bölümde sanat ve şehir arasındaki ilişkinin önemini  vurgulamıştır. Nitekim yazar, “Sanat her zaman için bir meseleyi zeki, becerikli ve zarif bir şekilde çözümleme başarısını içerir.” ifadesiyle sanatın rolünü belirtmektedir. Şehri sanatın, felsefenin, düşüncenin geliştiği bir yer olarak ele alan Canserver, şehir ve sanat ilişkisi hakkında düşünmeye itiyor okuyucuyu.

Kitapta, batı düşüncesinde şehre yönelik yaklaşımlara da yer yer değinilirken, örnek şehirler üzerinden sanat ve mimari üzerine değerlendirmeler yapılıyor. Yazar, “ 20. asrın sanat ürünlerine hakim olan standartlar düzeni insana mesafeli, güçlü ancak bu oranda da katı ve soğuk yapısını, parıldayan cilalı yapı malzemeleri ve parlak cam satıhlar ile oluşturulmuş mimari tektonikler olarak izleyicilere sunmaktadır.” cümlesinde günümüz sanat anlayışına eleştiri getiriliyor.

Bu bölümü okurken insani ve doğal yapıya uygun şehirleşme mümkün mü? Günümüzde nüfus artışı ve artan ihtiyaçlar ile birlikte şehirlerin yeniden inşasında nelere öncelik verilmeli ? gibi sorular üzerinde düşünmeden geçemiyorsunuz. Özellikle İslam ve Türk şehirciliğinin etkileri ile şekillenen Osmanlı şehrinin bugüne yansımalarını da bir başka inceleme konusu. Herşeyin bir anlam üzerine yükseldiği, her mimari yapının düşünsel bir temele dayandığı şehircilik anlayışından bugünlere nasıl gelindiği üzerinde de uzun uzun tartışmak gerekiyor.

Kitap’da en beğendiğim tespitlerden biri de: “Her 15-20 yılda bir yeni putların peşine takınılması, tutarlı bir çözüme ulaşmayı imkansız kılıyor.” şeklindeki cümledir.  Yazarın bu sözüyle de belirttiği gibi sosyal ve ekonomik sorunların kökenleri her gün derinleşmekte zamanla da çeşitlenmektedir. Servet biriktirme, var olan her şeyi metalaştırmanın getirdiği tüketme çılgınlığı, benliklerimize, kültürlerimize, şehirlerimize özetle yaşamın her anına işlemektedir. Birinci bölümde biraz da şehirciliğin felsefesine üzerine bilgiler paylaşılmıştır.

İkinci bölümde özellikle Osmanlı evlerinin anlatığı kısım oldukça dikkat çekici. “ Osmanlı evlerinde her evin kesin olarak şahsiyete sahip bir varlık olduğunu görüyoruz”,  ” Osmanlı evi, Osmanlı şehir ve dünya tasavvurunun bir ürünü olarak şehri, çevredeki büyük kültür değerlerini, tabiatı, dünyayı yücelten bir niteliğe sahiptir.” Yazar bu tespitleriyle bugün içinde yaşadığımız evleri sorgulamamıza neden oluyor. Yazarın ev üzerine yaptığı diğer bir tespitte oldukça önemlidir. ” Ev düşünce, kültür üretmek ve ticari ilişkiler kurmak için en rahat çalışılan yerdir.”

Yazar kitap boyunca önceden planlanmış, insana, doğaya ve varlığa aykırı standartlara karşı çıkmıştır. “Plancı bir şehir planı çiziyor. Ondan sonra yolları gösteriyor. Sonra başlıyor inşaata.” Cümlesinde önceden belirlenen standartları eleştirmiştir. Osmanlı şehirlerinde bu standartların olmadığı, mahalli ölçekte kendiliğinden oluşan kuralların olduğunu kitapta anlatmıştır. “Üst irade emrediyor, her şey ona göre biçimleniyor.” şeklindeki tespitinde olduğu gibi günümüz şehirlerinin belli standartlar dışına çıkamadığı saptanmıştır. Fakat Osmanlı şehirlerinin cetvelle çizilmiş bir planlamanın olmadığı, topografyaya ve insan ölçeğine uygun olarak yapıların inşa edildiğinden bahsediyor.

Kitap insan davranışları ve düşüncesi ile şehirlerin inşası arasında bağ kuruyor. Bütünselliğin şehirlerde kendiliğinden oluştuğunu bunun önceden yapılmış planlama ile gerçekleşmediğini anlatıyor. Cansever, Osmanlı şehrini şu şekilde tasvir ediyor:

“Osmanlı şehri, sakin hareketli yol şeması üzerinde, yol boyunca yeri, biçimi, şahsiyeti değişen evlerin arasında büyük abidelerin bulunduğu yerleri, büyük abidevi ağaçların bulunduğu meydanları, alçak duvarlar arasından sarkan çiçekleri yahut meyve ağaçlarının sarkan dallarını görerek ve parlak farklı renklere sahip evlerin arasından geçerken her an yeni bir güzellikle karşılaşarak yaşayan bir insan için vücuda getirilmiş bulunuyor”

Cansever’e göre Osmanlı şehri, sürekli değişen sosyal- ekonomik  ve gelişen kültürel hayatın taleplerine göre yeniden inşa edilen canlı bir organizma olarak yaşıyor. Modern şehri ise “insan hayatını sürekli birbirine benzer duvarlar arasına hapseden, dünyaya sırtını dönen, ona karşı duyarsız olması da önemsiz sayılan insan telakisi görüyoruz.” şeklinde betimliyor.

Son bölümde ise artan nüfusla birlikte ortaya çıkacak sorunlar ve çözümlere değiniyor yazar. Konut yetersizliği, çevrenin tahribi gibi birçok konuyu ele alıyor. Yazar, özellikle bütünsellikten uzak yaklaşımların şehirlerimizi tahrip ettiğini vurgularken, sorunların bu nedenle arttığından bahsetmektedir. Bilgiye ve estetiğe dayanmayan uygulamalar şehirleri her geçen gün daha karmaşık yapılar haline getirdiğini vurguluyor Cansever.

Geleneksel Osmanlı şehri üzerine düşünmek isteyenler için bu kitabı tavsiye ediyor, değerlendirmemi kitapta yer alan şu cümle ile bitirmek istiyorum:

“Bilgiye Dayanmayan Kararların Hiçbir Alanda Başarılı Olamayacağı Aşikardır.”

İyi Okumalar.

 

 

 

YAZAR

Anadolu Üniversitesi Adalet Önlisans (2015) OMÜ İİBF- Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (2016) OMÜ Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı Tezli Yüksek Lisans (2019) Ankara Üniversitesi Yönetim Bilimleri Doktora (2019- ) Çalışma Alanları: Kentsel Alan Yönetimi, Göç Politikaları, Kamu Politikası

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR