TR

Liberalizm Ve Feminizmin Tarihsel Gelişimi ve Günümüz Dünya Siyasetine Etkileri

 

Liberalizm ve Feminizm birbirlerinden farklı zamanlarda ortaya çıkmış olmalarına rağmen ideolojik açıdan bazı yönleri benzer olsa da bu benzerlik gösteren fikirler çelişmektedir. Tabi bu durumu ortaya çıktıkları dönemler göze alındığında açıklamak mümkün hale gelmektedir.

Bu çalışmada liberalizm ve feminizmin tarihsel gelişim süreci ve günümüz dünya siyasetine etkileri bağlamında karşılaştırılması yapılacaktır. Liberalizmin eşitlik ve özgürlük bakımından feminizmin ihtiyaçlarını ne derecede karşıladığı tartışılacaktır. Bu konu tartışılırken birbirleri arasındaki etkileşim süreci ile beraber ele alınacaktır. Bu ideolojilerin gelişmesinde pay sahibi olan düşünürlerin fikirlerine yer verilerek araştırmanın tutarlı bir şekilde gerçekleşmesi sağlanacaktır.

Liberalizm ve feminizm ayrı ayrı olarak birçok araştırmaya konu olmuştur. Literatürdeki farklı siyasal ideolojileri konu alan çoğu kaynak, ideolojilerin doğuşlarına ve gelişme süreçlerine yer verirken; teoride benzer görüşlere sahip olan fakat pratikte yaşanan çelişkilere yer vermemektedir.

LİBERALİZM NEDİR?

Liberalizm, ana hatlarıyla açıklanacak olursa bireye öncelik veren, aklı üstün tutan, özgürlükçü, eşitlikten (fırsat eşitliği) yana ve en önemlisi doğal hakların devlet tarafından korunması gerektiğine vurgu yapan bir ideolojidir.

Liberal kelimesinin siyasi anlamıyla ilk kayıt altına alınmış kullanımına 1823 yılında İspanya’da rastlanmaktadır. ‘’özgürlük sevdalıları anlamına gelen liberates kelimesi Napolyon Savaşları’ndan sonra İspanya’da anayasal rejim taraftarlarını ifade etmek üzere kullanılmaktadır (Şahin, 2013: 42). 1215 Magna Carta ile liberalizmin temelleri atılmış sayılır. Fakat liberalizmin kendini anlamlandırması ve yayılma ortamını oluşturması; feodal düzenin yıkılması ve skolastik düşüncenin yitirilmesiyle birlikte ivme kazanmıştır.  Rönesans ve reform hareketlerinin neticesiyle J. Locke, A. Smith, J. S. Mill gibi birçok liberal, düşüncelerini özgür ortamlarda ifade etmişlerdir.

18. yüzyılın sonlarıyla 19. yüzyılda sanayi devrimi boyunca sistemleştirilen liberal ideoloji; özgürlük, eşitlik, kardeşlik ilkeleriyle çevrili olarak düşüncelerde ve ekonomik alanda serbest rekabetin üstünlüğünü savunmuştur (Çam, 1998: 245). Liberal ideolojiye göre birey, temel bir değerdir ve topluluktan önce gelmektedir. (Türköne, 2014: 115). Liberalizme göre, devlet sınırlandırılmalıdır. Devletin ekonomiye müdahalesini kabul etmeyen Adam Smith, piyasanın ‘’görünmez el’’ olarak işaret ettiği mekanizmayla işletildiğini belirtmektedir. (Heywood, 2014: 65). Devlet sadece bireyin temel hak ve özgürlüklerini koruyarak bireyi güvende tutmalıdır. ‘’En az yöneten hükümet en iyi hükümettir.’’ sözü Liberalizmin devlet felsefesini yansıtır (Türköne, 2014: 115).

FEMİNİZM NEDİR?

Feminizmin, liberalizm kadar eskiye dayanan bir geçmişi yoktur. Siyasi bir terim olarak ‘’feminizm’’ bir 20. yüzyıl buluşudur ve 1960’lardan beri günlük dilin bir parçası haline gelmiştir. (Heywood, 2014: 235). Modern kullanımda feminizm, kadın hareketiyle ve kadının sosyal rolünü geliştirme çabasıyla ilişkilidir.

Feminizmin geçirdiği tarihsel süreç birçok yazar tarafından üç döneme ayrılmıştır. Bu üç dönem 19. Ve 21. Yüzyıllar arasını kapsamaktadır. İnsanlık tarihinde kadının rolü, doğurganlık ve ailesinin ihtiyaçlarını gidermek kadar dardı. Feministler, kadın ve erkek arasındaki güç ilişkisini anlatmak için ‘’ataerkillik’’ kavramını kullanırlar (Heywood, 2014: 239). Ataerkil toplumlarda ailede baba-kocanın anneden üstünlüğü görülmektedir.

Andrew Heywood, 1960’lara kadar toplumsal cinsiyet ayrımı, siyasi açıdan ilginç ve önemli bulunmadığını belirtmiştir (2014: 235). Bu döneme kadar erkek ve kadın arasındaki siyasi, sosyal, ekonomik, rolleri doğal bir durum olarak ifade etmiştir. 19. yüzyıla kadar erkekler kadınlar üstünde egemen olmuşlardır. Bu durumu gayet doğal karşılayan erkeklerin yanı sıra, kadınların erkek egemenliği altında kalmaları konusunda kadınların şikâyetçi olmadığını belirtmişlerdir. Ancak J. Stuart Mill bu konuda kadınların o dönemde kendilerini ifade edemediklerinden dolayı bu şekilde genel bir kanı oluştuğunu; kadınların kendi ifadelerini yazıya dökmeye başlamasıyla kadınların içinde yaşadıkları toplumsal koşulları kabul etmediklerini öne sürerek bu tezi çürütmüştür (Mill, 2000: 166).

Klasik Liberalizm döneminde bireycilik ve özgürlük ön plana çıkmaktaydı. Fakat günümüzdeki özgürlük ve birey anlayışından farklıdır. Çünkü ilk liberal hareketlerde bireycilik adına o dönemde özgür olması gerektiği düşünülenler erkek kölelerdi. Mülksüz erkekler derebeylerin topraklarını işliyor ve bunun karşılığında güvenlikleri sağlanıp karınları doyuyordu. Tabi karar mekanizmasında hiçbir rolleri yoktu. İşte Klasik Liberalizmin amacı da erkek köleleri özgürleştirmek, özel mülkiyeti güvence altına almak karar verme mekanizmasında söz sahibi olmaktı.

Liberal düşünür John Stuart Mill, Feminizmin düşüncelerini destekler nitelikli ilk fikirleri ortaya atması bakımından önemlidir. Harriet Taylor ile olan ilişkisinin ortaya attığı bu fikirleri ne derecede etkilediği hala tartışma konusudur. Mill, ‘’Kadınların Köleleştirilmesi’’ eserinde toplumda kadın ve erkeklerin arasında adalet olması, ilişkilerin eşitlikçi hale gelmesi toplumun mutluluğunu arttırdığını; kadınların seçme ve seçilme hakkının olması gerektiğine vurgu yapmıştır (2000).

Feminist hareket, kadının bahsedilen özgürlük ve eşitliğin içinde yer almadığını vurgulayarak kadınların da sistemde var olmaları için mücadele etmiştir. Bu yönüyle liberal ideolojinin görüşleri çelişkide görünmektedir. Örneğin liberal görüş genel oyu savunmasına rağmen, liberalizmin doğduğu topraklar olan Avrupa ülkelerinde bile 1906 yılından itibaren kadınlara seçme hakkı verilmeye başlanmıştır.

Kadınların siyasal ve sosyal alanda kendine yer edinmesinin önünü açan faktörler arasında sanayi devriminin büyük payı vardır. Çünkü sanayi devriminde erkek-kadın-çocuk ağır şartlar altında çalıştırılıyordu. Bu durum da çalışanları aralarında örgütlenmeye itmiştir. Althusser’ e göre Marx’ ın öngördüğü devrimin Avrupa da gerçekleşmemesinin nedeni başarılı sivil toplum örgütlenmeleridir (Bekmen, 2007). Sivil toplumun etkisiyle aynı zamanda çalışma saatlerinde düzenlemelere gidilmiş çocuk işçi çalıştırılmasının önüne geçilmiştir. Burada sanayi devriminin Liberalizm ve Feminizmi birbirine yaklaştırdığı görülmektedir. Kadınlar çalışma hayatına girerek sosyal hayatta daha fazla aktif olmaya başlamışlardır. Siyasal ve sosyal hayatta erkekler kadar yer almaları için örgütlenerek haklarını aramışlardır.

Liberalizm ve Feminizm tarih boyunca sabit bir ideoloji olarak kalmamış, değişen hayat koşulları nedeniyle günümüz yaşamına uyum sağlaması için yeni fikirlerle geliştirilmiştir. Yapmış olduğumuz bu çalışmada bahsettiğimiz ideolojilerin aralarında özgürlük ve eşitlik bakımından bir bağ olması gerektiğini fakat Klasik Liberalizm döneminde özgülük ve eşitlik farklı şekillerde algılanmıştır. Nihayet sanayi devrimiyle birlikte kadınların da eşitlik ve özgürlük bakımından erkekler kadar faydalanmaları gerektiği anlaşılmıştır. Bunun sonucunda kadınlara yönelik çeşitli reformlar yapılmış ve günümüzde kadınların siyasal ve sosyal alanda daha aktif olmaları sağlanmıştır.

Son olarak Liberalizmin kökenlerini aydınlanma çağına dayandırmaktayız. Aydınlanma çağını basit bir ifadeyle açıklarsak aklın üstün tutulmasıdır. Akıl sadece erkeklere özgü olmadığı için kadınlarında akıllarını kullanarak eşit ve özgürce fikirlerini beyan etmeleri Liberalizm ve Feminizmi birbirine yaklaştırmaktadır. Aslında bu düşünce tüm ideolojilerin temel felsefesini oluşturmalıdır.


KAYNAKÇA

Bekmen, A. (2007) ‘’Marksizm Praksis’in Doğuşu’’, Örs H.B. (der.), Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 163-252.

Şahin, B. (2013) ‘’Liberalizm’’, Çaha, Ö. ve Şahin, B. (der.), Dünyada ve Türkiye’de Siyasal İdeolojiler, Ankara: Orion Yayınları, 41-102.

Çam, E. (1998) Siyaset Bilimine Giriş, İstanbul: Der Yayınları

Heywood, A. (2014) Siyasi İdeolojiler, çev. A. K. Bayram, Ankara: Adres Yayınları

Mill, J. S. (2000) Özgürlük Üstüne, çev. A. Ertan, İstanbul: Belge Yayınları

Türköne, M. (2014) Siyaset, İstanbul: Etkileşim Yayınları

YAZAR

1995 Eskişehir'de doğdum. İlk ve Orta öğrenimimi Bilecik'te tamamladım. Lisans eğitimimi 2014/2018 yılları arasında Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde tamamladım. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu tarafından desteklenen (Bilecik’te Yaşayan Afgan Mültecilerinin Bilecik Halkına Sosyo-Ekonomik Etkileri) başlıklı proje kapsamında Bilecik Merkez’de yapılan alan araştırmasına katıldım.

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR