TR

Evliya Çelebi ve Seyahatname’si Üzerine Bir Değerlendirme

 

1- Evliya Çelebi Üzerine

Evliya Çelebi’nin hakkında bilinenler yazdığı 10 ciltlik ‘‘Seyahatname’’de kendisi hakkında verdiği bilgilere dayanır. Tam ve gerçek adı bilinmemekle birlikte Evliya Çelebi ismi, hocası İmam Evliya Mehmed Efendi’den alınmış olmalıdır. İstanbul Unkapanı’nda 25 Mart 1611 yılında dünyaya gelmiştir ancak aslen Kütahyalılardır. Fetihten sonra İstanbul’a yerleşmişlerdir. Babası Sarây-ı Âmire kuyumcubaşısı Mehmed Zıllî Efendi’dir.  Mehmed Zıllî, Kanuni Sultan Süleyman’ın birçok seferinde ve II. Selim dönemindeki Kıbrıs fethinde hazır bulunmuş, Magosa’nın anahtarını sultana takdim etmiştir. I. Ahmed döneminde eliyle yaptığı Kâbe’nin altın oluklarını sürre emanetiyle Hicaz’a götürmüş ve Sultan Ahmed Camisi’nin tezyinat işlerinde çalışmıştır. Hizmet ettiği padişahların musahipliğine kadar yükselmiştir. Evliya Çelebi de eserinde, evlerinde yetmiş kadar ulemâ ve meşâyih bulunduğundan ve onların yardımlarından bahseder. Bu mübalağalı anlatım babası Mehmed Zıllî Efendi’nin tanınmış bir şahsiyet olduğunu göstermek için olabilir. Evliya Çelebi’nin bir erkek kardeşi ve birkaç kız kardeşi vardır ancak eserinde yalnızca ‘‘İnal’’dan bahsetmiştir. Ayrıca Evliya Çelebi anne tarafından da saraylıdır. Annesi I. Ahmed zamanında görev yapan Melek Ahmed Paşa’nın annesiyle akrabadır. Defterzade Mehmed ve İpşir Mustafa Paşa ile akrabalığı vardır. Bunun yanında kız kardeşi İnal, 1632 yılında devlete isyan suçundan idam olunan Balıkesirli İlyas Paşa ile evlenmiştir.
Evliya ilk eğitimini babasının yanında hat, nakış ve tezhip sanatlarını öğrenerek alır. Sonrasında ise Unkapanı’ndaki Fil Yokuşu’nda Şeyhülislâm Hamid Efendi Medresesi’nde yedi yıl süre ile ders aldı, hocası Evliya Mehmed Efendi’den hıfza çalıştı. Ardından enderunda eğitimini sürdüren Evliya Çelebi güzel bir sese sahipti ve Derviş Ömer Efendi’den musiki eğitimi de aldı. 1635 yılında Ayasofya’da IV. Murad’ın huzuruna çıkarıldı ve kendisine Has Kiler’de vazife verildi. IV. Murad’da bıraktığı etki nedeniyle bundan sonra birçok defa padişahın huzuruna çıktığını eserinde belirtmiştir. Sarayda dört yıl kaldıktan sonra çırağ edilerek 40 akçe maaşla sipahiler zümresine girdi.

Evliya Çelebi soy kütüğü hakkında bilgi verirken dedesini Kara Ahmed, dedesinin babasını Demircioğlu Şehit Kara Mustafa Paşa, dedesinin dedesini Turhan Bala olarak göstermektedir. Turhan Bala’nın babası olarak da Yavuz Er’i göstermektedir. Yavuz Er’in babası olarak Ece Yakub’u ve dedesi olarak da Allahverdi Akay’ı göstermesine rağmen Hüseyin N. Atsız bunların gerçekliğini kabul etmemektedir. Bunun yanında Allahverdi Akay’ın dedesinin Hoca Ahmed Yesevî olduğu hakkındaki iddiaları da reddetmektedir.
İlk seyahat heyecanını babasının sohbetlerinden alan Evliya Çelebi, geniş bir merak ve bilgi birikimine sahip bir insandır. Eserinde seyahatlerinin sebebini ise şu şekilde açıklar: ‘‘Ben bu değersiz yani Derviş Mehmed Zıllî oğlu Evliya, doğduğum şehir olan İstanbul’da 1040 yılı Muharreminin âşûrâ gecesi rüyada kendimi Yemiş iskelesi civarında helâl mal ile yapılmış Ahı Çelebi Camisi’nde gördüm… Peygamber hazretleri yeşil bayrağı dibinde, yüzünde nikabı, elinde asası, belinde kılıcı ile sağında Hasan, solunda Hüseyn ortaya çıkınca sağ ayağı ile camiye Bismillâh ile girip mübarek yüzünden örtüsünü açıp esselâmü aleyke yâ ümmeti buyurdular… Hazret mihraptan ayağa kalkarken Sa’d İbni Ebî Vakkâs elimden tutup Hazretin huzuruna götürdü: Sâdık aşıklarından ve iştiyaklı ümmetinden Evliya kulun şefaatini rica eder diyip bana da mübarek elini öp diyince ağlayarak mübarek elini küstahça öpüp heybetinden şaşırarak şefaat yâ Resûlullah diyecek yerde seyahat yâ Resûlullah demişim…’’. Hazreti Peygamber de bunun karşısında şefaati ve seyahati Evliya Çelebi’ye müjdeler. Evliya Çelebi de önce doğduğu ve yaşadığı şehir olan İstanbul’u gezmeye ve gördüklerini yazmaya karar verir. Bundan sonraki ilk seyahati ise yaklaşık on yıl sonra Bursa’ya olacaktır. Bu on yıl içerisinde İstanbul’u karış karış gezerek bilgiler toplar, çeşitli sohbetlerde bulunur ve bunları not alır. Artık Evliya Çelebi’nin müthiş eseri Seyahatname’nin ortaya çıkış serüveni başlamıştır. Evliya artık bir seyyahtır. Bundan sonra meşhur seyahatleri başlar.

2- Seyahatname’nin Muhtevası Üzerine

Halil İnalcık Evliya Çelebi’yi seyyah-ı âlem ve nedim-i beni âdem olarak niteler. Ona göre Evliya Çelebi bir nedim ve musahibtir, yani bir yol arkadaşıdır. Nitekim Seyahatname’nin ortaya çıkış sürecini de incelediğimizde gerçekten Evliya Çelebi’nin bir yol arkadaşı, bir sohbet arkadaşı olduğunu görüyoruz. Çünkü seyahatlerinin neredeyse tamamını devlet görevi niteliğinde(resmi bir görevli olmasa dahi devlet görevlilerinin yanında bulunan bir yol arkadaşı niteliğinde) gerçekleştirir. Nedim, iyi bir dinleyici, iyi bir hikaye anlatıcısı ve toplayıcısı olması bu işi yapabilmesini kolaylaştırmıştır.
Yukarıda kısaca değindiğimiz gibi Evliya Çelebi ilk olarak İstanbul’u gezip görmeye başlamıştır, şehir hakkında bilgi toplamış ve bu bilgiler on ciltlik Seyahatname’nin ilk cildini oluşturmuştur. Bu ciltte İstanbul’un isminin nereden geldiği, terihi yapıları, semtleri, madenleri, suları, hamamları, yiyecek ve içecekleri ve daha birçok konuda bilgi verir. İstanbul’un ve fetihten sonra Osmanlı Devleti’nin tarihini yazar. Örneğin şu bölüm Fatih Sultan Mehmed Han ile ilgili verdiği ayrıntılı bilgiler neticesi ile ilginçtir: ‘‘…Fetihten sonra Sultan Mehmed Han Tersane Bahçesi’ne gelip üç gün üç gece bütün müslüman gazilere ziyafetler verip bizzat kendileri hizmet edip çeşnicibaşı gibi kemerinde peştamal ile bütün gazilere ekmek, tuz, yemek gerek dahi ne gerek diye beyaz ekmek dağıtıp yemekten sonra işbaşında olan bilginlerin ellerine ibrik ile su döktü. Tâ bu derece nefsini kırıp üç gün üç gece hizmet eyledi…’’. Devletin o günkü eyalet sistemi ile sancakları, köyleri, timarları, gelirleri, padişahları, vezirleri, alimleri ve daha birçok kişi ve kurum hakkında ayrıntılı bilgiler verir. İstanbul’daki esnaflar hakkındaki bölümü bizim için o günün sosyo-ekonomik göstergeleri açısından büyük bir kaynak niteliğindedir.
Seyahatname’nin ikinci cildini ise Bursa, Trabzon, Bolu, Amasra, Sinop, Girit, Kafkasya, Samsun, Girit, Erzurum ve Azerbeycan oluşturur. Bursa gezisine babasından izinsiz çıkmıştır ve sonuçta azar işitmiştir ancak sonunda babası tarafından seyahat izni alan Evliya Çelebi’ye babası bir de öğüt verir: ‘‘…Gezip dolaştığın yerde iki yerden gayret kuşağını beline bağlayıp kendini daima koru. Su uyur, hizmetkâr, gaddar ve hain düşmanlar uyumaz. Büyük velileri ziyaret et. Bütün ziyaretgâhları, her diyarda olan ovaları, çölleri, yüce dağları ve taşları, ağaçları ve yöreleri özellikleriyle kaydet; havası ve suyunu, görmeye değer eserleri ve kalelerini, fatihleri, yapıcıları ve büyüklükleriyle yazıp Seyahatname adıyla bir kitap telif eyle…’’. Bursalı’lar hakkındaki izlenimlerinden ise eserinde şöyle bahsetmiştir: ‘‘Nice bin samur kürklü, muhteşem, çok zengin tüccarları ve bilginleri vardır… Bütün halkı yabancı dostu, gezmeyi sever, hoş konuşan adamlardır. Çok defa kazançları ipektendir. Güzel erkek ve kadınları çoktur…’’. Evliya Çelebi’nin ilk olarak uzak memleketlere seyahati ise Ketenci Ömer Paşa’nın Trabzon’a vali tayin edilmesi ile olur. Bursa’nın ardından Ömer Paşa’nın yanında Trabzona ve oradan da Anapa’ya gider, Azak kalesinin Rus Kazaklarından geri alınması için yapılan sefere katılır ancak sefer neticesiz kalınca Kırım’a geçer ve Kırım Hanı Bahadır Kirey Han’a konuk olur, onun yanında kışı geçirdikten sonra, bahar gelince Azak fethine tekrar katılır ve Kırım’dan İstanbul’a gemi yoluyla döner ancak şiddetli fırtına sonucu gemi batma tehlikesi geçirdiği için İstanbul’a döndükten sonra dört yıl kadar seyahate çıkmaz. 1645 yılında tekrar seyahate çıkan Evliya Çelebi Girit seferine katılır ve İstanbul’a tekrar döner. 1646 yılında Defterzade Mehmed Paşa’nın Erzurum beylerbeyliğine tayini ile Erzurum’a gider, bunun yanında bazı Anadolu şehirlerini ve Gürcistan, Azerbaycan’ı gezer. Eserin ikinci cildini oluşturan bu yerlerde tecrübe ettiklerini aktaran Evliya Çelebi örneğin Yûsuf Paşa’nın katledilmesi olayını şöyle aktarır: ‘‘Kin güdücü ve çekemeyen iki yüzlüler Yûsuf Paşa’yı padişaha şikayet edip: Padişahım Yûsuf Paşa lalan Hanya hazinesinden üç husravanî küp altın, üç milyon Kârûn malı ve bir keçelerle sarılmış altın direk aldı, padişahıma denizde damla ve güneşte zerre vermeyip onu gizledi dediler…’’. Bu dönemde Evliya Çelebi Kars’a tayinini kabul etmeyip İstanbul’a geri dönen Mehmed Paşa’ya katıldı ve onun mektuplarını getirip götürdü. Bu görevi sırasında Celalîler’den Kara Haydaroğlu ve Katırcıoğlu ile tanıştı. İşte eserin ikinci cildini tüm bu geziler ve tanıklıklar oluşturmaktadır.
Eserin üçüncü cildini Konya, Kayseri, Antakya, Şam, Urfa, Maraş, Sivas, Gazze, Sofya, Şumnu ve Edirne oluşturmaktadır. 1648 yılında beylerbeyi tayin edilen Murtaza Paşa ile Şam’a giden Evliya Çelebi buradan Suriye ve Filistin’i görevli olarak gezme imkânını buldu. Murtaza Paşa’nın Sivas’a tayini ile de Doğu ve Orta Anadolu şehirlerini dolaşma imkanı buldu. Bu eserin içeriği de bu şekilde oluşmuş oldu.
Evliya Çelebi’nin bundan sonra hayatının en önemli dönüm noktalarından biri akrabası olarak belirttiği Melek Ahmed Paşa’nın sadrazam olmasıdır. Böylece Evliya Çelebi sadrazamın en yakın adamlarından biri oldu ve devlet ricaline yakınlığı sayesinde gördüğü, duyduğu ve tanık olduğu olayları eserine aktardı. Bu yönüyle Seyahatname yalnızca bir gezi yazısı değil, tarihi bir başvuru kaynağı niteliğindedir. Ayrıca tanıklıklarını kayda alması saray tarihçiliği geleneğini de akıllara getirmektedir. Bu konuyla ilgili Suraiya Faroqhi de eserin önemini vurgulamıştır. Bir yeniçeri ayaklanmasından sonra Melek Ahmed Paşa’nın Özi beylerbeyliğine tayini çıkmıştır. Onunla beraber Özi’ye giden Evliya Çelebi’nin yine seyahat etme fırsatı doğmuştur. Melek Ahmed Paşa’nın karışıklıklardan dolayı görevden alınıp tekrar görevine iade edilmesi, başka bir bölgeye nakli gibi sebeplerle Evliya Çelebi de sık sık yer değiştirerek gezme ve görme fırsatına sahip oldu. Doğu Anadolu, İran, Bağdad ve Van bunlardan bazılarıdır. 1655 yılında Melek Ahmed Paşa’nın yeniden Özi beylerbeyliğine tayini ile onunla beraber vilayet merkezi olan Silistre’ye gitti. Bir yıl sonra ise Macar Rakoczi üzerine yapılan sefere katıldı. Bu sırada da Kırım Hanı IV. Giray’ın hizmetine girdi. Eyalette birçok yerleri dolaştı, savaşlara katıldı ve yeniden İstanbul’a döndü. Bu seyahatleri de büyük eserinin devam eden ciltlerini oluşturmaktadır. Dördüncü cilt Malatya, Diyarbakır, Mardin, Bitlis, Isfahan, Tebriz, Musul ve Van’dan oluşmaktadır. Beşinci cildi ise Tokat, Sarıkamış ve Avrupa’nın çeşitli eyaletleri hakkında bilgi verir. Dördüncü cildinde Bağdad hakkında ve orada yatan İslam büyükleri hakkında geniş bilgilere yer veren Evliya Çelebi, Kerbela olayına da değinir. Bu bölgenin karmaşık insan yapısını ele alır; Yezidiler, Araplar ve Kürtler hakkında ayrıntılı bilgiler verir.
1659 yılında Boğdan’ın yeni voyvodası Stefanitza’yı memleketine götüren kafile ile birlikte yola çıktı, Edirne’den Romanya’ya doğru gitti. Kırım süvarileriyle birlikte çeşitli akınlara katıldı. Sonrasında Edirne’ye döndü. 1660 yılında Köse Ali Paşa’nın maiyetinde olarak Varad seferine katıldı. Bu kalenin fetihnamesini Bosna beylerbeyi Melek Ahmed Paşa’ya götürdü ve Bosna’yı da gezme fırsatı buldu, Venedik topraklarına kadar uzandı. Melek Ahmed Paşa yeniden Rumeli beylerbeyi olunca Evliya Çelebi de Sofya’ya gitti ve yine vergi toplamak için birçok yer dolaştı. Bir yıl sonra ise Tımışvar sahrasında Köse Ali Paşa’nın Erdel seferine katıldı, Erdel’i karış karış dolaşma fırsatı buldu. İstanbul’a döndükten sonra 1663 yılında Fazıl Ahmed Paşa ile birlikte Alman(Nemse) seferine çıktı. Venedik sınırındaki hareketlere katıldı, Macaristan’a döndükten sonra Zrinvar ve Raab savaşlarında bulundu. Vasvar barışından sonra Viyana’ya elçi gönderilen Paşa’nın maiyetinde Viyana’ya gitti. Almanya İmparatoru I. Leopold’dan aldığı pasaport ile çevreyi gezdi ve aynı yıl Macaristan’a döndü. Eyalet ve sancaklardaki kaleleri yoklamaya memur edildi. Oradan Erdel, Eflak, Kırım’a gitti. Kırımdan da kara yolu ile Kafkaslara geçerek Dağistan’ı, Hazar kıyılarını ve İdil ırmağını dolaştı. 1668 yılında İstanbul’a geri dönen Evliya Çelebi sonrasında Edirne, Selanik, Tesalya ve Mora’yı dolaştı. Yaklaşık iki sene boyunca Balkan coğrafyasını gezdi. Böylece hacimli ve ihtişamlı seyahatnamenin altıncı, yedinci ve sekizinci ciltleri oluştu. Altıncı cilt ağırlık olarak Macaristan’a aittir. Şehirler, köyler ve kasabalar, katıldığı savaşlar, Nova, Mastar, Zigetvar, İştif, Lofça, Vidin, Erdel, İskenderiye, Hollanda ve Budin gibi birçok vilayete ait bilgiyi bu ciltte bulabilriz. Yedinci cildi ise Kırım, Kafkasya, Ukrayna, Rusya ve Avrupa oluşturur.
Yukarıda değindiğimiz gibi bu bölgelerde pek çok savaşa katılan Evliya Çelebi Kırım ve Kafkasya tarihi hakkında geniş ve ayrıntılı bilgiler verir. Örneğin kaleler hakkında şöyle bir giriş ve kaside yazar: ‘‘Alman diyârı ve amansız kâfiristan vilayeti, serhaddin sağlam kilidi ve dayanıklı kalesi, İslam Seddi ve güvenli yurt olan Kanije kalesi altından Alman diyarını, Hırvatistan memleketini, İslovin Vilayeti’ni, Ungurus Vilayeti’ni ve Makemorya vilayetlerini yağmalamaya gittiğimiz kaleleri bildirir.
                                                               

                                                                                     –Kasîde-i Münâsib-

                         Benâm-ı Hâlık u Hayy-ı kâdim-i ferd-i Yezdânî Yaratdı dâr-ı kevneyni kodu cinnile insânı,
                         Benî âdem edîm-i arz içinde sâkin oldular, Hemen Hâbil’le Kâbil’den beridir cengin olanı…’’

Ayrıca Kandiye fetihnamesini de kendisinin yazdığını belirterek esere ekler. Sekizinci ciltte ise Edirne, Girit, Batı Trakya, Atina ve Arnavutluk bulunur.
Evliya Çelebi İstanbul’a dönüşünün ardından biraz mola verir. Birçok ülke ve şehri karış karış gezerek bilgi hazinesini güçlendirmiş ve yorulmuştur. Nihayetinde hac vazifesini yerine getirmeye karar verir ve böylece eserin dokuzuncu cildini Mekke ve Medine şehirleri oluşturur. Hac yolculuğuna ilk defa kendi oluşturduğu kafilesi ile çıkar ve güzergâhına daha önce görme fırsatı bulamadığı Anadolu şehirlerini de ekler.
Çelebi, hac vazifesinden sonra Mısır hacılarına katıldı ve Mısır’ı gezdi, yaklaşık dokuz yıl kaldı, Habeşistan’ı ve Sudan’ı gezdi. Eserinin onuncu cildini oluşturan Mısır tamamlanmamış bir biçimde birden kesilir. Tahminler hayatını kaybettiği nedeni ile eseri tamamlayamadığı yönündedir ancak nerede ve ne zaman öldüğü ile ilgili kesin bir bilgi yoktur.

3- Seyahatname’nin Önemi Üzerine

Seyahatname eseri Evliya Çelebi’nin yaklaşık yarım asırlık seyahatleri sonucunda oluşmuş bir eserdir. Bugünden 17. yüzyıl coğrafyasını, insanlarını, tarihini anlamak için başvurulacak yegâne eserler içerisindedir. Evliya Çelebi’nin biriktirdiği derya deniz bilgilerin günümüz dünyasına ulaşması biz tarihçiler ve diğer birçok bilim insanı tarafından büyük bir şanstır. Çünkü Evliya yalnızca seyahat etmemiş, yaptığı seyahatlerde yörelerin tarihini, özelliklerini, insanlarını, coğrafyasını, ekonomisini, kültürünü ve daha nice bilgisini büyük bir hafıza örneği göstererek eserine nakletmiştir. Özellikle şehir tarihi çalışanlar için eser büyük bir kaynak niteliğindedir. Eser güzel ve akıcı bir üsluba sahiptir. Yazısında dikkat çeken bir unsur da gittiği yörelerin insanlarının konuşma dilini yazı diline aktarması ve dil bilgisi kurallarına gerektiğinde dikkat etmemesidir. Olaylara çok defa alaycı bir tavırla yaklaşan Evliya Çelebi genel olarak mübalağalı bir anlatıma sahiptir. Doğaüstü olay ve kişilere eserinde sıkça yer verir. Acayip ve garip hikâyeler eserin olmazsa olmaz nüktelerindendir. Bahsettiği olayı güçlendirmek amacı ile uydurma haberler vermekten kaçınmaz. Bu nedenlerden ötürü Evliya Çelebi’ye iyi bir hikâye anlatıcısı demek yanlış olmaz. İçinde bulunduğu toplumun âdetlerini, gelenek ve göreneklerini her zaman göz önünde bulunduran Evliya Çelebi her zaman sözlü kültürden beslenen bir kişi olmuştur. Bu anlamda Seyahatname de sözlü kültür geleneğinden beslenen, sözlü kültür özelliklerine sahip bir yazılı yapıttır. Tüm bunlar göz önüne alındığında Seyahatname hem bir gezi yazısı, hem bir tarih metni, hem de iyi bir edebiyat örneğidir. Zeki ve atak bir yapıya sahip olan Evliya Çelebi kendisinin ve başkalarının deneyimini, sağlam ve benzersiz bir tarzda işleyerek hem edebiyat tarihine hem de tarih çalışanlara şahane bir kaynak sunmuştur. 17. Yüzyıl dünyasına kocaman bir kapı aralamak isteyenler için Seyahatname başucu kitapları arasında olmalıdır.
Ayrıca Seyahatnameye ne kendi döneminde ne de Tanzimat’a kadar rastlanmaz. Oryantalist çağdaş tarihçi Joseph Von Hammer’in Seyahatname’yi bilim dünyasına tanıtmasının ardından Seyahatname birçok araştırmaya konu ve kaynak olmuştur.
Seyahatnamenin asıl nüshaları Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndedir. İlk sekiz cildi bilinen esas nüshaların yazarın kendisine ait olup olmadığı tartışmalıdır. Eksik olan dokuzuncu cilt için Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde, onuncu cilt için de İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan nüshaların esas alınabileceği söylenmektedir. Eser Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki yazmalar esas alınarak, karşılaştırmalar yapılarak basılmıştır. Bu nedenle matbu basımlar ve orijinal nüshalar arasında farklılıklar vardır. Son dönemlerde çıkan sadeleştirilmiş, Latin alfabesine çevrilmiş metinler asli kaynak niteliğinde değillerdir. İlmî çalışmalar için eserin orijinalinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

—————————————————————————————————————————————–

Kaynakça

1- Atsız, Hüseyin N., Evliya Çelebi Seyahatnamesinden Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1991.
2- Baysun, M. Cavit, ‘‘Evliyâ Çelebi’ye Dair Notlar’’, Türkiyat Mecmuası 17, 1955.
3- Dağlı, Yücel ve Kahraman, Seyit A., Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi 2. Kitap 1. Cilt, Yapı Kredi Yayınları, 2011, ss: 184-185.
4- Dağlı, Yücel ve Kahraman, Seyit A., Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 7. Kitap 1. Cilt, Yapı Kredi Yayınları, 2011.
5- Diniz, Yeliz Ö., Evliyâ Çelebi’nin Acayip ve Garip Dünyası, Yapı Kredi Yayınları, 2017, ss:12-13.
6- İlgürel, Mücteba, ‘‘Evliya Çelebi’’, TDV İslam Ansiklopedisi. C.11.
7- İz, Fahir, ‘‘Evliyâ Çelebi ve Seyahatnâmesi’’, Belleten, C: LIII, S: 207-208, 1989.
8- Kahraman, Seyit A.(sad. ve yay. haz.), Evliya Çelebi Seyahatnamesinden Seçmeler, Yapı Kredi Yayınları, , 2010, ss:44-45.
9- Mülayim, Atilla, Evliya Çelebi, TYB Akademi, Dil, Edebiyat ve Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı:2, 2011.
10- Şavk, Ülkü Ç, ‘‘Sorularla Evliya Çelebi’’, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, 2011.
11- www.ttk.gov.tr.

Not:Görsel, https://www.google.com/searchq=evliya+%C3%87elebi&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ved=0ahUKEwj61OGwot7fAhUJBSwKHfEeBJ0Q_AUIDigB&biw=1366&bih=657#imgrc=Lv94ocF2Zdvz8M: adlı adresten alınmıştır.

 

YAZAR

Giresun Üniversitesi İktisat bölümü mezunu. Anadolu Üniversitesinde Yakınçağ Tarihi dalında yüksek lisans yapmakta, iktisat tarihi çalışmaktadır. Edebiyat ve sinema ile ilgilenmektedir.

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR