TR

Analiz: Covid-19 Salgınında Uluslararası İlişkiler

Bu çalışma M. Metehan Yıldırım tarafından “makale gönder” aracılığıyla gönderilmiştir. Kapak fotoğrafı https://www.ntv.com.tr/teknoloji/corona-virus-covid-19-insan-yapimi-mi-bilim-insanlarindan-arastirma,oF2ZqAuAekGdsp2G6qh-zg adresinden alınmıştır.

Metehan YILDIRIM

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğrencisi

İletişim Bilgileri: metee.yldrmm@gmail.com

 

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve kendisi küçük ama tahribatı büyük olan Covid-19 olarak adlandırılan virüs neredeyse tüm dünyayı etkisi altına almış bulunmaktadır. Dünya üzerinde 17 Mayıs 2020 tarihi itibarıyla 4,71 Milyon insan enfekte olup, 315 bin insan ise virüs karşısında hayatını kaybetmiştir. Özellikle küresel etkileşimin merkez üssü olan Avrupa’ da öngörülemeyen bir yayılım alanı oluşturan virüs, günlük hayatın işleyişini en az düzeye indirilmesine sebep olmuştur. Birçok hizmet sektörü alınan önlemler gereği çalışmalarını durdurmak veya Kurzarbeit ( kısa süreli çalışma veya kısa süre, sivil çalışanların çalışma süresinde ve ücrette bir azaltmayı kabul ettiği veya kabul etmeye zorlandığı sistemdir) uygulamak zorunda kalmıştır. Bu duruma binanen ülkelerin devamlılığını sağlayan ekonomi, sekteye uğramış ve salgın döneminde önemini bir hayli artırmıştır. Uluslararası ticaret bakımından ihracata ve ithalata getirilen kısıtlamalar birçok ülkede özellikle sanayi hususunda üretimin durma noktasına gelmesine sebep olmuştur. Gelinen bu noktada devletlerin virüsle mücadele kapsamında tıbbi ve medikal malzemeye duyulan gereksinim artmış ve yetersizliklerin giderilmesi elzem bir hal almıştır. Devletler bu durgun ekonomi ve üretim döneminde çeşitli tedbirler ve acil durum planları ileri sürmüşlerdir. Ancak yine de salgının olumsuz etkileri karşısında ( öncelikli olarak ekonomik olarak ) devletler çeşitli uluslararası kuruluşlarla görüşmek durumunda kalmıştır. Örneğin Avrupalı devler İtalya, Fransa ve İspanya’nın da aralarında bulunduğu dokuz AB ülkesi virüsün getirdiği ekonomik zorluklar karşısında korona tahvilleri olarak adlandırılan ortak bir borç enstrümanı talebinde bulunmuştur. Almanya, Hollanda, Avusturya ve Finlandiya gibi kuzey ülkeleri ise buna kesin olarak karşı çıkmıştır. Avrupa Birliğinin bu salgın döneminde başarılı ve tatmin edici hareket ettiğini söylememiz neredeyse imkansızdır. Bilhassa salgının en yoğun yaşandığı ülkelerden olan İtalya, AB üyesi ülkelerin İtalya’ya olan sınırlarını kapatmaları ve tıbbi malzemelere ihracat yasağı getirmeleriyle birlikte Birliğe karşı hayal kırıklığı ve güven sorunu yaşamıştır. Bu durumdan bir hayli rahatsız olan İtalya’nın AB daimî temsilcisi Maurizio Massari bir açıklamasında uluslararası kamuoyuna ülkesinin duyduğu derin rahatsızlığı ve hayal kırıklığını aktarmıştır. Diğer yandan İspanya da İtalya gibi AB tarafından yalnız bırakıldığını düşünen ülkeler arasındadır. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’ de ülkesinin dile getirdiği ekonomik yardım çağrılarının karşılık bulmaması ve AB’nin belirsizlik içinde olmasını sert bir şekilde eleştirmiştir. Sanchez, Birliğe çağrı olarak “Vatandaşlarımız ölüyor, hastanelerimiz dolmuş taşmış durumda. Ya sarsılmaz dayanışmayla cevap veririz ya da birliğimiz çöker” diyerek AB’nin durumunu özetlemiştir. AB’den aradığı desteği göremeyen Madrid yönetimi NATO’ya bağlı olan Avrupa-Atlantik Afet Yanıt Koordinasyon Merkezi’nden (EADRCC) sağlık malzemesi yardımı istemiş ve Türkiye bu yardım çağrısına olumlu cevap vermiştir. AB’ ye yönelik eleştiriler sadece üye ülkeleriyle sınırlı kalmayıp Balkan ülkeleri de getirilen ihracat kısıtlamalarına tepki göstermişlerdir. Sırbistan ise AB’den beklediği desteği görememesi üzerine Çin’den destek  talep etmiş ve Çin bu talebi olumlu karşılaşmıştır. Bunun üzerine Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic “Şimdi anlıyoruz ki büyük uluslararası dayanışma aslında yokmuş. Avrupa dayanışması diye bir şey yokmuş, o yalnızca kâğıt üstünde bir masalmış. Avrupa’dan tıbbi malzeme alamıyoruz. Bu zor süreçte bize tek yardımcı olabilecek Çin” ifadelerini kullanarak başka ülkelere tıbbi ekipman ihracatına yasak getiren AB ülkelerini sert bir dille eleştirmiştir.[1] Bu olaylar karşısında ilk olarak AB’ nin sembolik mesajlar vererek ülkeleri yatıştırmaya çalıştığını söyleyebiliriz. İlerleyen zamanlarda AB’ nin salgın dönemi ve salgın dönemi sonrası ekonomik krizi nasıl yöneteceği ve ne gibi çözümler üretebileceği merak konusudur. Salgının bir diğer merkez üssü olan ABD’ de ise ilk kez işsizlik maaşı talebinde bulunanların sayısı Nisan (2020) başında 3 milyon 341 bin kişi artarak 6 milyon 648 bine yükseldi.[2] İşsizlik başvurularındaki rekor artışta, COVID-19 salgınına karşı alınan önlemler kapsamında iş yerlerinin kapatılması ve salgının iş gücü piyasasına etkisinin devam etmesi belirleyici oldu. ABD’de mart ayında iş başvuruları 211 bin kişi seviyesindeyken, ABD’nin son 50 yıllık geçmişinin en düşük seviyesi olan bu rakam şu anda 30 kat arttı. The Washington Post’a göre mart ayında 10 milyon Amerikalı yardım için hükümete başvurdu.[3]  ABD’de işten çıkarmalar çok daha hızlı ve katıyken; Avrupa’da daha yumuşak önlemler alınıyor ve haftada 3-4 güne düşürülen kısa çalışma (Kurzarbeit) yöntemi takip ediliyor.

Krizle mücadelede ABD 3 ayrı önlem paketi harekete geçirdi. Son ekonomik teşvik paketi ülkenin milli hasılasının neredeyse %10’una tekabül etmektedir. ABD tarihinin en büyük teşvik paketi olan bu girişime rağmen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s ekonomik faaliyette ilk çeyrekteki ılımlı ve ikinci çeyrekteki sert küçülme nedeniyle ABD’nin GSYH’sinin bu yıl yaklaşık yüzde 2 oranında daralmaya gideceğini öngörüyor. Ekonomist Brian Menickela’ya göre COVID-19’un ABD’deki negatif etkisi henüz net olarak bilinmiyor ancak ekonomistler sert bir darbe bekliyor ve gelecek dönemdeki toparlamanın zamanlaması ise belirsizliğini koruyor.[4] Yaşanan bu gelişmeler ışığında her devletin kabaca tabirle ‘kendi kabuğuna çekilmesi’ salgın sonrası dönemin nasıl bir küresel sisteme sebep olacağı bir diğer merak konusudur. Bu konuda son günler ağırlıklı olmak üzere birçok görüş ortaya atılmaktadır. Bu görüşlerden bazıları salgın sonrası dönemin küresel birliğin önemi üzerinde dururken bazıları ise küreselliğin artık önemini yitirdiğini ve devletlerin çıkarları doğrultusunda savaşmayı dahi göze alabileceğini öne sürmektedir. Virüsün diğer bir sonucu ise ‘süper güç’ olarak adlandırılan devletlerin dahi her alanda bu statüye sahip olmamasını göstermiş olmasıdır. Zira halen virüse karşı kesin bir çözümün bulunamaması bunun açıkça bir göstergesidir. Devletlerin bu salgın sonucunda nasıl bir dış politika izleyecekleri de bir diğer merak konusudur. Petrol fiyatlarının düşmesiyle birlikte önemini tekrar kazanan ve salgın dönemi birçok ülkeye yardımda bulunan Çin merkezli bir küresel sistemin mi ya da aksi şekilde virüsün ortaya çıktığı merkez kaynaklı Çin’ e karşı ortak bir birlik mi oluşacak? Diğer bir durum olarak çeşitli ülkeler birbirleri arasında kutuplaşmaya mı gideceğini yaşanacak gelişmeler sonucunda hep birlikte göreceğiz. Salgının getirdiği olumsuzluklar ki bilhassa ekonomik olarak küresel ekonominin küçülmesi ve bundan doğacak olan sonuçları başka nelere sebep nelere amaç olacağını zamanla görebileceğiz. Son olarak, özellikle ulus devletlerin, salgından milliyetçilik anlayışı adı altında kendi vatandaşlarının çıkarları amacıyla küreselleşmeyi değil de milli politikaları uygulayarak güçlü çıkacağa benziyor.

[1] Enes Bayraklı. Kevser Erol. 8 Nisan 2020 SETA

[2] Selim Vatandaş  09.04.2020 tarihli yazısı

[3] “Over 10 million Americans applied for unemployment benefits in March as economy collapsed” The Washington Post, April 2, 2020.

[4]  Menickella, Brian. “COVID-19 Worldwide: The Pandemic’s Impact On The Economy And Markets” Forbes April 8, 2020.

KAYNAKÇA


AKADEMİK KAYNAK
 

 TR