﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Merve Işık | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/yazar/merveisik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Nov 2025 06:30:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Merve Işık | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Atatürk’ün Ekonomi Manifestosu: 10 Kasım’da Üreten Türkiye’yi Hatırlamak</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/ataturkun-ekonomi-manifestosu-10-kasimda-ureten-turkiyeyi-hatirlamak.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/ataturkun-ekonomi-manifestosu-10-kasimda-ureten-turkiyeyi-hatirlamak.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 06:28:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk’ün Ekonomi Vizyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet İktisadı]]></category>
		<category><![CDATA[Devletçilik Anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Ahlâk]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Miras]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Egemenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Planlı Sanayileşme]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Üretim Toplumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13441</guid>

					<description><![CDATA[<p>GİRİŞ Her yıl 10 Kasım sabahı, saat 09.05’te Türkiye’de hayat bir anlığına durur.O anlarda yalnızca bir liderin ardından yas tutulmaz; bir düşünce, bir vizyon, bir kalkınma ideali saygıyla anılır.Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletine yalnızca siyasi bağımsızlığını kazandırmamış, aynı zamanda ekonomik özgürlüğün temellerini de atmıştır. Atatürk’ün ekonomi anlayışı, savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin kalıcılığının, ekonomik kalkınmayla mümkün [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ataturkun-ekonomi-manifestosu-10-kasimda-ureten-turkiyeyi-hatirlamak.html">Atatürk’ün Ekonomi Manifestosu: 10 Kasım’da Üreten Türkiye’yi Hatırlamak</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 data-start="331" data-end="346"><strong data-start="335" data-end="344">GİRİŞ</strong></h3>
<p style="text-align: justify;" data-start="347" data-end="686">Her yıl 10 Kasım sabahı, saat 09.05’te Türkiye’de hayat bir anlığına durur.<br data-start="422" data-end="425" />O anlarda yalnızca bir liderin ardından yas tutulmaz; bir düşünce, bir vizyon, bir kalkınma ideali saygıyla anılır.<br data-start="540" data-end="543" />Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletine yalnızca siyasi bağımsızlığını kazandırmamış, aynı zamanda ekonomik özgürlüğün temellerini de atmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="688" data-end="1001">Atatürk’ün ekonomi anlayışı, savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin kalıcılığının, ekonomik kalkınmayla mümkün olacağını savunur.<br data-start="819" data-end="822" />“Siyasi ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa elde edilen sonuçlar kalıcı olamaz.” sözleri, bu düşüncenin en berrak ifadesidir.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="1003" data-end="1361">10 Kasım bu bakımdan yalnızca bir anma günü değil; ulusal ekonomiyi yeniden düşünme, bağımsızlıkla kalkınma arasındaki bağı hatırlama günüdür.<br data-start="1145" data-end="1148" />Bu yazıda Atatürk’ün ekonomi anlayışı tarihsel ve düşünsel boyutlarıyla incelenecek; Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki uygulamalar değerlendirilecek ve bu mirasın günümüz Türkiye’sine yansımaları tartışılacaktır.</p>
<h3 data-start="1368" data-end="1441"><strong data-start="1372" data-end="1439">1. ATATÜRK’ÜN EKONOMİ ANLAYIŞININ TEMELİ: BAĞIMSIZLIK VE ÜRETİM</strong></h3>
<p style="text-align: justify;" data-start="1442" data-end="1783">Atatürk için ekonomi, yalnızca üretim-tüketim dengesi ya da mali göstergeler toplamı değildi; o, ekonomiyi bir ulusun onuru, özgürlüğü ve varlığının temeli olarak görüyordu.<br data-start="1615" data-end="1618" />“Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.” derken, bağımsızlığın yalnızca sınırlarla değil, sermaye ve üretim gücüyle korunabileceğini vurguluyordu.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="1785" data-end="2056">Osmanlı’nın son döneminde yabancı kapitülasyonlar ve dış borçlarla kuşatılan ekonomik yapı, Atatürk’e göre yeni Cumhuriyet’in en büyük dersiydi.<br data-start="1929" data-end="1932" />Bu nedenle 1923’te toplanan <strong data-start="1960" data-end="1986">İzmir İktisat Kongresi</strong>, Türkiye’nin ekonomik kaderini yeniden yazma iradesinin simgesiydi.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="2058" data-end="2308">Atatürk burada “Milletin kurtuluşu, kendi ekonomisini kendi elleriyle yaratmasındadır.” diyerek yeni bir kalkınma ahlâkı tanımladı.<br data-start="2189" data-end="2192" />Ona göre kalkınma, yalnızca devletin değil, her yurttaşın görevi; üretmek, ülkenin özgürlüğüne katkıda bulunmaktı.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="2310" data-end="2370">Atatürk’ün ekonomik vizyonu dört temel ilkeye dayanıyordu:</p>
<ul data-start="2372" data-end="2748">
<li data-start="2372" data-end="2457">
<p data-start="2374" data-end="2457"><strong data-start="2374" data-end="2392">Milli Ekonomi:</strong> Ulusal çıkarları önceleyen, dışa bağımlılığı azaltan bir yapı.</p>
</li>
<li data-start="2458" data-end="2540">
<p data-start="2460" data-end="2540"><strong data-start="2460" data-end="2481">Üretim Odaklılık:</strong> Emek, toprak ve sanayinin ülke içinde verimli kılınması.</p>
</li>
<li data-start="2541" data-end="2654">
<p data-start="2543" data-end="2654"><strong data-start="2543" data-end="2559">Devletçilik:</strong> Özel girişimi desteklerken, kalkınmanın gerektirdiği alanlarda devletin öncü rol üstlenmesi.</p>
</li>
<li data-start="2655" data-end="2748">
<p data-start="2657" data-end="2748"><strong data-start="2657" data-end="2677">Planlı Kalkınma:</strong> Rastlantısal değil, bilimsel esaslara dayanan hedefli büyüme modeli.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="2750" data-end="2929">Bu ilkeler, Atatürk’ün çağını aşan ekonomik vizyonunun temelleriydi. Onun dünyasında ekonomi, bütçe tablolarının değil; bir ulusun iradesinin, onurunun ve direncinin ifadesiydi.</p>
<h3 data-start="2936" data-end="3009"><strong data-start="2940" data-end="3007">2. CUMHURİYET’İN İLK DÖNEMİ: EKONOMİK YENİDEN DOĞUŞ (1923–1938)</strong></h3>
<h4 data-start="3011" data-end="3063"><strong data-start="3016" data-end="3061">2.1. 1923–1929: Liberal Kalkınma Denemesi</strong></h4>
<p style="text-align: justify;" data-start="3064" data-end="3379">Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında öncelik, savaşla yıpranmış bir ülkeyi ayağa kaldırmaktı.<br data-start="3153" data-end="3156" />Bu dönemde özel teşebbüs desteklendi; yabancı sermaye sınırlı ama teşvik edici biçimde kabul edildi.<br data-start="3256" data-end="3259" />Ancak 1929 Dünya Ekonomik Buhranı, liberal modelin sınırlarını açıkça gösterdi ve yeni bir yönelişin kapısını araladı.</p>
<h4 style="text-align: justify;" data-start="3381" data-end="3441"><strong data-start="3386" data-end="3439">2.2. 1930–1938: Devletçilik ve Planlı Sanayileşme</strong></h4>
<p style="text-align: justify;" data-start="3442" data-end="3668">Atatürk, 1930’lardan itibaren kalkınmanın devlet eliyle planlanması gerektiğini savundu.<br data-start="3530" data-end="3533" />1934’te yürürlüğe giren <strong data-start="3557" data-end="3592">Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı</strong>, Türkiye’nin modernleşme tarihinde planlı kalkınmanın ilk büyük adımıydı.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="3670" data-end="4009">Bu dönemde Sümerbank, Etibank, MTA, şeker ve tekstil fabrikaları kuruldu; amaç, dışa bağımlı ithalat ekonomisinden üretim temelli bir ulusal sanayiye geçmekti.<br data-start="3829" data-end="3832" />Atatürk’ün devletçiliği, katı bir merkezcilik değil; özel girişimi teşvik ederken halkın refahını koruyan dengeli bir modeldi.<br data-start="3958" data-end="3961" />Devlet, girişimci değil; <strong data-start="3986" data-end="3996">rehber</strong> olmalıydı.</p>
<h4 style="text-align: justify;" data-start="4011" data-end="4067"><strong data-start="4016" data-end="4065">2.3. Tarım, Ulaşım ve Eğitimde Ekonomik Boyut</strong></h4>
<p style="text-align: justify;" data-start="4068" data-end="4442">Atatürk, ekonomik kalkınmanın yalnızca sanayileşmeyle değil, toprağın verimliliği ve bilginin gücüyle mümkün olacağını biliyordu.<br data-start="4197" data-end="4200" />Demiryolları Anadolu’yu birbirine bağladı, köylüye kredi ve makine desteği sağlandı, eğitim reformlarıyla üretim bilinci toplumun geneline yayıldı.<br data-start="4347" data-end="4350" />Çünkü O’na göre “Ekonomik savaşların silahı, cehaletin yenilmesiyle elde edilen bilgidir.”</p>
<h3 style="text-align: justify;" data-start="4449" data-end="4496"><strong data-start="4453" data-end="4494">3. 10 KASIM: BİR SESSİZLİKTEN FAZLASI</strong></h3>
<p style="text-align: justify;" data-start="4497" data-end="4646">Her 10 Kasım sabahı duyulan siren sesi, yalnızca bir veda değil, bir çağrıdır:<br data-start="4575" data-end="4578" />Kalkınmayı sürdürme, üretimi artırma, bağımsızlığı koruma çağrısı.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="4648" data-end="4709">Atatürk’ün ekonomi vizyonu bugün hâlâ şu soruları fısıldar:</p>
<ul style="text-align: justify;" data-start="4710" data-end="4904">
<li data-start="4710" data-end="4760">
<p data-start="4712" data-end="4760">Ekonomik bağımsızlığımızı koruyabiliyor muyuz?</p>
</li>
<li data-start="4761" data-end="4815">
<p data-start="4763" data-end="4815">Üreten bir toplum olma hedefinden ne kadar uzağız?</p>
</li>
<li data-start="4816" data-end="4904">
<p data-start="4818" data-end="4904">Bilim, teknoloji ve sanayi bugün kalkınmanın merkezinde mi, yoksa hâlâ kenarında mı?</p>
</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;" data-start="4906" data-end="5027">10 Kasım, bu soruların yankılandığı gündür.<br data-start="4949" data-end="4952" />Çünkü ekonomik bağımsızlığını yitiren bir millet, özgürlüğünü de yitirir.</p>
<h3 style="text-align: justify;" data-start="5034" data-end="5077"><strong data-start="5038" data-end="5075">4. GÜNÜMÜZ EKONOMİSİNE YANSIMALAR</strong></h3>
<p style="text-align: justify;" data-start="5078" data-end="5315">Atatürk’ün ekonomi anlayışı, bugünün dünyasında hâlâ yön göstericidir.<br data-start="5148" data-end="5151" />Küresel krizlerin, gelir eşitsizliklerinin ve dışa bağımlılığın arttığı çağımızda, O’nun “üretim, planlama ve milli ekonomi” ilkeleri yeniden anlam kazanmaktadır.</p>
<ul style="text-align: justify;" data-start="5317" data-end="5783">
<li data-start="5317" data-end="5407">
<p data-start="5319" data-end="5407"><strong data-start="5319" data-end="5340">Üretim Odaklılık:</strong> Cari açığın kalıcı çözümü, üretim ekonomisine dönüşle mümkündür.</p>
</li>
<li data-start="5408" data-end="5547">
<p data-start="5410" data-end="5547"><strong data-start="5410" data-end="5432">Bilimsel Planlama:</strong> Dijitalleşme, yapay zekâ ve yeşil enerji çağında Atatürk’ün planlı kalkınma vizyonu daha da değer kazanmaktadır.</p>
</li>
<li data-start="5548" data-end="5657">
<p data-start="5550" data-end="5657"><strong data-start="5550" data-end="5568">Sosyal Adalet:</strong> Gelir dağılımındaki uçurumlar, Cumhuriyet’in “her yurttaşa refah” idealini hatırlatır.</p>
</li>
<li data-start="5658" data-end="5783">
<p data-start="5660" data-end="5783"><strong data-start="5660" data-end="5692">Kadınların Ekonomideki Rolü:</strong> Atatürk’ün kadınlara tanıdığı ekonomik haklar, kalkınmanın toplumsal temelini oluşturur.</p>
</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;" data-start="5785" data-end="5926">Atatürk’ün vizyonu, bugün dahi bir pusula gibidir; çünkü O, ekonomiyi sadece bir sistem değil, bir milletin <strong data-start="5893" data-end="5906">karakteri</strong> olarak görmüştür.</p>
<h3 data-start="5933" data-end="5948"><strong data-start="5937" data-end="5946">SONUÇ</strong></h3>
<p data-start="5949" data-end="6101">10 Kasım, bir yas günü değil; bir <strong data-start="5983" data-end="5995">muhasebe</strong> günüdür.<br data-start="6004" data-end="6007" />Atatürk’ün mirası yalnızca bir Cumhuriyet değil, kendi emeğiyle ayakta duran bir ekonomidir.</p>
<p data-start="6103" data-end="6354">Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki planlı sanayileşme ve üretim reformları, Türkiye’yi kısa sürede kendi kendine yeten bir ülke hâline getirmiştir.<br data-start="6246" data-end="6249" />Bu, yalnızca bir ekonomik başarı değil; bir <strong data-start="6293" data-end="6312">ahlâkî duruştur</strong> — “kendi emeğiyle var olma” iradesidir.</p>
<p data-start="6356" data-end="6509">Her 10 Kasım, bu iradeyi yeniden hatırlamaktır:<br data-start="6403" data-end="6406" />Ekonomiyi yalnızca rakamlar bütünü değil, ulusal bağımsızlığın canlı teminatı olarak görmek demektir.</p>
<p data-start="6511" data-end="6564">Atatürk’ün ekonomi mirası hâlâ kulağımıza fısıldar:</p>
<blockquote data-start="6566" data-end="6656">
<p data-start="6568" data-end="6656">“Bir milletin gerçek özgürlüğü, alın terinde, üretiminde ve düşüncesinde vücut bulur.”</p>
<p data-start="6568" data-end="6656"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<ol>
<li><strong>Atatürk Araştırma Merkezi (ATAM)</strong>, <em>Ekonomi ve Kalkınma</em>, Ankara, 2023.</li>
<li><strong>Sabır, Hasan</strong>, “Atatürk’ün İktisadî Anlayışı”, <em>İÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi</em>, DergiPark, 2021.</li>
<li><strong>Aksakal, B. S.</strong>, “Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Devletçilik Uygulamaları”, <em>Journal of Social Sciences</em>, DergiPark, 2019.</li>
<li><strong>Singer, M.</strong>, “Atatürk’s Economic Legacy”, <em>Middle Eastern Studies</em>, JSTOR, Vol. 19, No. 2 (1983).</li>
<li><strong>Aysan, A. &amp; Aydın, M.</strong>, “Atatürk’ün Ekonomik Görüşü: Devletçilik”, <em>Ankara Üniversitesi AAMD Dergisi</em>, 1986.</li>
<li><strong>İzmir İktisat Kongresi Arşiv Belgeleri</strong>, T.C. Devlet Arşivleri Başkanlığı, 1923.</li>
</ol>
</blockquote>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ataturkun-ekonomi-manifestosu-10-kasimda-ureten-turkiyeyi-hatirlamak.html">Atatürk’ün Ekonomi Manifestosu: 10 Kasım’da Üreten Türkiye’yi Hatırlamak</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/ataturkun-ekonomi-manifestosu-10-kasimda-ureten-turkiyeyi-hatirlamak.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Ulusun Yeniden Doğuşu: Atatürk’ün Ekonomik Bağımsızlık Devrimi ve Cumhuriyet’in İktisadi Vizyonu</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/bir-ulusun-yeniden-dogusu-ataturkun-ekonomik-bagimsizlik-devrimi-ve-cumhuriyetin-iktisadi-vizyonu.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/bir-ulusun-yeniden-dogusu-ataturkun-ekonomik-bagimsizlik-devrimi-ve-cumhuriyetin-iktisadi-vizyonu.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2025 07:14:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir İktisat Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Üretim]]></category>
		<category><![CDATA[Planlı Kalkınma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu çalışma, ekonomik bağımsızlığı siyasal özgürlüğün ayrılmaz bir unsuru olarak gören Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve vizyonuna ithaf edilmiştir. Atatürk’ün, “Siyasal ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça kalıcı olamaz” sözüyle şekillenen bu vizyon, bugün de Cumhuriyet’in çağdaş, üretken ve güçlü Türkiye idealinde yaşamaya devam etmektedir.   Giriş 29 Ekim [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/bir-ulusun-yeniden-dogusu-ataturkun-ekonomik-bagimsizlik-devrimi-ve-cumhuriyetin-iktisadi-vizyonu.html">Bir Ulusun Yeniden Doğuşu: Atatürk’ün Ekonomik Bağımsızlık Devrimi ve Cumhuriyet’in İktisadi Vizyonu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu çalışma, ekonomik bağımsızlığı siyasal özgürlüğün ayrılmaz bir unsuru olarak gören Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve vizyonuna ithaf edilmiştir.<br />
Atatürk’ün, “Siyasal ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça kalıcı olamaz” sözüyle şekillenen bu vizyon, bugün de Cumhuriyet’in çağdaş, üretken ve güçlü Türkiye idealinde yaşamaya devam etmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<ol>
<li><strong> Giriş</strong></li>
</ol>
<p>29 Ekim 1923, Türk milletinin sadece siyasi bağımsızlığını değil, aynı zamanda ekonomik egemenliğini kazanma sürecinin başlangıcını temsil etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, yıkılmış bir imparatorluktan doğan yeni bir ulusun, kendi kaderini tayin etme iradesinin sembolüdür. Ancak Atatürk’e göre, gerçek bağımsızlık yalnızca siyasi alanda değil, ekonomik alanda da tam özgürlükle mümkündür. “Siyasi, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kazanılan zaferler kalıcı olamaz” sözü, bu anlayışın en açık ifadesidir.</p>
<p>Bu makale, Atatürk’ün ekonomi anlayışını tarihsel bağlamda ele alarak, Cumhuriyet’in ilanından itibaren uygulanan ekonomik politikaların Türkiye’nin sosyoekonomik dönüşümüne katkılarını incelemektedir. Ayrıca Atatürk’ün “ekonomik bağımsızlık” idealinin günümüz Türkiye’sinde ne ölçüde devam ettiğini, çağdaş kalkınma politikalarıyla nasıl ilişkilendirilebileceğini tartışmaktadır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ekonomik Miras</strong></li>
</ol>
<p>Cumhuriyet’in kurulduğu dönemde Türkiye, uzun süren savaşlar ve emperyalist müdahaleler nedeniyle yorgun düşmüş bir ekonomiye sahipti. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde kapitülasyonlar, yabancı sermayenin ve tüccarların egemenliğini pekiştirmiş; Düyûn-ı Umûmiye İdaresi aracılığıyla devlet gelirlerinin önemli bir kısmı yabancı alacaklıların kontrolüne geçmiştir. Bu durum, ekonomik egemenliğin büyük ölçüde kaybedilmesi anlamına geliyordu (Pamuk, 2018).</p>
<p>1914–1922 yılları arasındaki savaş dönemi üretimi zayıflatmış, nüfusun önemli bir kısmı azalmış, tarımsal verim düşmüştü. Sanayi üretimi neredeyse durma noktasına gelmiş, ticaret büyük ölçüde gayrimüslim azınlıkların elinde bulunmaktaydı. Cumhuriyet bu tabloyu devralarak, adeta “sıfırdan” bir ekonomik yapı kurma zorunluluğu ile karşı karşıya kalmıştır.</p>
<p>Atatürk, ekonomik kalkınmayı sadece refahın artırılması olarak değil, <strong>ulusal onurun yeniden inşası</strong> olarak görmüştür. Dolayısıyla Cumhuriyet’in ilanı, aynı zamanda ekonomik bağımsızlık savaşının da başlangıcı olmuştur.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Atatürk’ün Ekonomik Vizyonu ve Devletçilik İlkesi</strong></li>
</ol>
<p>Atatürk’ün ekonomi anlayışı, dönemin ideolojik akımlarından bağımsız, tamamen <strong>Türkiye’nin özgün koşullarına uygun</strong> bir modeldir. Bu anlayışın temelinde üç kavram yer alır: <strong>bağımsızlık</strong>, <strong>üretim</strong> ve <strong>adalet</strong>.</p>
<p><strong>3.1. Bağımsızlık Temelli Ekonomik Yaklaşım</strong></p>
<p>Atatürk, Lozan Antlaşması ile siyasi bağımsızlığın sağlandığını, ancak ekonomik bağımsızlığın henüz tamamlanmadığını vurgulamıştır. Yabancı şirketlerin denetiminde olan ulaşım, madencilik ve bankacılık gibi sektörler millileştirilmeden “tam bağımsızlık” mümkün değildi. Bu nedenle Atatürk’ün ekonomi politikası, ulusal kaynakların millîleştirilmesini, yerli üretimin güçlendirilmesini ve yabancı sermayenin denetim altına alınmasını hedeflemiştir.</p>
<p><strong>3.2. Devletçilik İlkesinin Niteliği</strong></p>
<p>1930’lardan itibaren Atatürk’ün benimsediği <strong>devletçilik ilkesi</strong>, ideolojik değil, pragmatik bir tercihti. Türkiye’de sermaye birikimi yetersizdi; özel sektörün büyük yatırımları üstlenecek gücü yoktu. Bu koşullar altında devlet, sanayileşme sürecinde öncü rol üstlenmek zorundaydı. Atatürk bu durumu şu şekilde özetlemiştir:</p>
<p>“Bizim takip ettiğimiz yol ne kapitalizm, ne de sosyalizmdir. Bizim yolumuz, halkın ihtiyaçlarından doğan, halk için olan bir yoldur.”</p>
<p>Bu anlayış, Türkiye’nin kalkınma modelini Batı’nın klasik liberal ya da sosyalist kalıplarından ayırarak “Türk tipi karma ekonomi” haline getirmiştir (Keyder, 1983).</p>
<ol start="4">
<li><strong> İzmir İktisat Kongresi ve Ulusal Ekonomi Anlayışı</strong></li>
</ol>
<p>Cumhuriyet’in ilanından önce, 17 Şubat–4 Mart 1923 tarihleri arasında toplanan <strong>İzmir İktisat Kongresi</strong>, yeni devletin ekonomik vizyonunun manifestosu niteliğindeydi. Kongrede tüccarlar, sanayiciler, çiftçiler ve işçiler bir araya gelerek “milli ekonomi” ilkelerini belirledi.</p>
<p>Kongre kararlarına göre Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını sağlayacak başlıca hedefler şunlardı:</p>
<ul>
<li>Yerli sanayinin kurulması,</li>
<li>Dış ticaretin millileştirilmesi,</li>
<li>Tarımda üretimin artırılması ve kooperatifleşme,</li>
<li>Ulaşım ve altyapının ulusal kontrol altına alınması,</li>
<li>Sermayenin “millîleşmesi”.</li>
</ul>
<p>Bu kongre, ekonomik kalkınmayı ulusal bir görev olarak tanımlayarak Cumhuriyet’in ekonomi politikalarının yönünü belirlemiştir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Sanayi Planları, Tarım Reformları ve Kurumsal Yapılanma</strong></li>
</ol>
<p><strong>5.1. Sanayi Planları ve Kurumsal Atılımlar</strong></p>
<p>1933’te kabul edilen <strong>Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı</strong>, Atatürk döneminin en somut ekonomik atılımlarındandır. Plan kapsamında Sümerbank, Etibank, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Sanayi ve Maadin Bankası gibi kurumlar kurularak sanayileşmenin temelleri atılmıştır (Tezel, 2010).</p>
<p>Şeker fabrikaları (Uşak, Alpullu, Turhal, Eskişehir), demir-çelik tesisleri (Karabük), tekstil fabrikaları (Kayseri, Nazilli) bu dönemde hayata geçirilen projelerdir. Bu yatırımlar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel dönüşümün de katalizörü olmuştur.</p>
<p><strong>5.2. Tarım ve Kırsal Kalkınma Politikaları</strong></p>
<p>Atatürk, Türkiye’nin ekonomik yapısının tarıma dayalı olduğunu bildiği için bu sektörü kalkınmanın temeli olarak görmüştür. Tarımsal üretimi artırmak için <strong>kooperatifleşme</strong>, <strong>ziraat eğitimi</strong>, ve <strong>makineleşme</strong> teşvik edilmiştir. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri çiftçiye destek sağlarken, tohum ıslahı ve modern üretim teknikleri ile verimlilik artmıştır (Boratav, 2003).</p>
<p>Bu dönemde “köylü milletin efendisidir” anlayışı, yalnızca bir söylem değil, ekonomik ve toplumsal bir stratejiydi. Köylünün üretim kapasitesini artırmak, Cumhuriyet’in ekonomik sürdürülebilirliği için hayati öneme sahipti.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Eğitim, Bilim ve Ekonomik Kalkınma İlişkisi</strong></li>
</ol>
<p>Atatürk’ün ekonomik düşüncesinin ayırt edici yönlerinden biri, kalkınmanın yalnızca üretimle değil, <strong>bilim, eğitim ve kültür</strong> temelleriyle sağlanabileceği inancıdır. 1928 Harf Devrimi, 1933 Üniversite Reformu, Köy Enstitüleri’nin temellerini oluşturan eğitim politikaları bu anlayışın ürünüdür.</p>
<p>Ekonomik kalkınmanın insan sermayesi olmadan sürdürülemeyeceğini öngören Atatürk, “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözüyle bilgi temelli kalkınmanın önemini vurgulamıştır. Böylece Türkiye’de mühendislik, tarım, bankacılık ve sanayi alanlarında yetişen kuşaklar, ekonomik modernleşmenin taşıyıcısı olmuştur.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Cumhuriyet’in İlk Ekonomik Başarıları ve Zorlukları</strong></li>
</ol>
<p>1930–1938 dönemi, Türkiye’nin ekonomik yapısının temellerinin atıldığı dönemdir. Sanayi üretimi iki katına çıkmış, dış ticaret dengesi iyileşmiş, devletin mali bağımsızlığı güçlenmiştir. Ancak aynı dönemde küresel <strong>1929 Dünya Ekonomik Bunalımı</strong> Türkiye’yi de etkilemiştir.</p>
<p>Buna rağmen Türkiye, dışa kapalı ama dengeli bir ekonomi modeli ile krizin etkilerini sınırlamayı başarmıştır. 1930’da kurulan <strong>Türk Parasını Kıymetini Koruma Kanunu</strong> ve <strong>Merkez Bankası</strong>, para politikasının bağımsızlığını güvence altına almıştır.</p>
<ol start="8">
<li><strong> Atatürk’ün Ekonomi Politikalarının Günümüze Etkileri</strong></li>
</ol>
<p>Atatürk’ün ekonomik vizyonu, yalnızca erken Cumhuriyet dönemini değil, sonraki kuşakların kalkınma politikalarını da etkilemiştir. 1960’larda planlı kalkınma dönemine geçilmesi, 1980’lerden itibaren serbestleşme çabaları ve 2000’li yıllarda küreselleşme süreçleri hep bu temel vizyonun farklı yorumlarıdır.</p>
<p><strong>8.1. Ekonomik Bağımsızlık ve Günümüz</strong></p>
<p>Bugün Türkiye, küresel ekonomik sistemin bir parçası olarak dış ticarette yüksek entegrasyona sahip olsa da, <strong>enerji bağımlılığı</strong>, <strong>döviz kurları</strong>, ve <strong>üretim yapısında ithalata dayalı model</strong> gibi sorunlar ekonomik bağımsızlık ilkesinin hâlâ güncelliğini koruduğunu göstermektedir.<br />
Atatürk’ün yerli üretime, sanayiye ve bilime dayalı kalkınma modeli, sürdürülebilir büyüme açısından hâlâ yol gösterici bir çerçeve sunmaktadır.</p>
<p><strong>8.2. Günümüz Kalkınma Politikalarına Atıf</strong></p>
<p>Türkiye’nin son yıllarda yürüttüğü <strong>Milli Teknoloji Hamlesi</strong>, <strong>savunma sanayii yatırımları</strong> ve <strong>yenilenebilir enerji projeleri</strong>, Atatürk’ün “ekonomik bağımsızlık” anlayışının çağdaş yansımaları olarak değerlendirilebilir. Bu politikalar, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine paralel biçimde, dışa bağımlılığı azaltmayı ve ulusal kaynakları etkin kullanmayı hedeflemektedir.</p>
<p>Dolayısıyla Atatürk’ün ekonomik mirası, sadece tarihsel bir dönemle sınırlı değildir; günümüz ekonomik stratejilerinde de rehber niteliğini korumaktadır.</p>
<ol start="9">
<li><strong> Sonuç: Ekonomik Bağımsızlıktan Sürdürülebilir Kalkınmaya</strong></li>
</ol>
<p>29 Ekim 1923, yalnızca bir devletin kuruluşu değil, aynı zamanda bir <strong>ekonomik vizyonun doğuşu</strong>dur. Atatürk, ekonomik bağımsızlığı ulusal egemenliğin temel koşulu olarak görmüş; üretim, bilim, eğitim ve adalete dayalı bir kalkınma modeli inşa etmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında atılan adımlar, Türkiye’nin kendi kaynaklarına güvenmeyi öğrenmesini ve ekonomik öz yeterliliğe yönelmesini sağlamıştır.</p>
<p>Günümüzde küresel ekonomik dinamikler değişmiş olsa da Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ilkesi geçerliliğini korumaktadır. Yerli üretim, teknolojik yenilik, enerji güvenliği ve bilim temelli kalkınma, bu vizyonun çağdaş yorumlarıdır.</p>
<p>Sonuç olarak, 29 Ekim’in anlamı yalnızca bir siyasi devrimi değil, <strong>ekonomik bir uyanışı</strong> da temsil eder. Atatürk’ün ekonomi politikaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılını aşarken bile, ulusal irade, bağımsızlık ve kalkınma arasındaki dengeyi kurmanın en güçlü ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ul>
<li>Boratav, K. (2003). <em>Türkiye İktisat Tarihi 1908–2002.</em> Ankara: İmge Kitabevi.</li>
<li>Keyder, Ç. (1983). <em>Türkiye’de Devlet ve Sınıflar.</em> İstanbul: İletişim Yayınları.</li>
<li>Pamuk, Ş. (2018). <em>Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi.</em> İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları.</li>
<li>Tezel, Y. S. (2010). <em>Cumhuriyet Döneminin İktisat Tarihi (1923–1950).</em> Ankara: Yurt Yayınları.</li>
<li>Zürcher, E. J. (2017). <em>Modernleşen Türkiye’nin Tarihi.</em> İstanbul: İletişim Yayınları.</li>
<li>Ahmad, F. (1993). <em>The Making of Modern Turkey.</em> London: Routledge.</li>
<li>Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II. (1989). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.</li>
</ul>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/bir-ulusun-yeniden-dogusu-ataturkun-ekonomik-bagimsizlik-devrimi-ve-cumhuriyetin-iktisadi-vizyonu.html">Bir Ulusun Yeniden Doğuşu: Atatürk’ün Ekonomik Bağımsızlık Devrimi ve Cumhuriyet’in İktisadi Vizyonu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/bir-ulusun-yeniden-dogusu-ataturkun-ekonomik-bagimsizlik-devrimi-ve-cumhuriyetin-iktisadi-vizyonu.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Orta Vadeli Programı (OVP) 2026-2028: Ekonomik, Sosyal ve Sektörel Etkiler Üzerine Derinlemesine Bir İnceleme</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiyenin-orta-vadeli-programi-ovp-2026-2028-ekonomik-sosyal-ve-sektorel-etkiler-uzerine-derinlemesine-bir-inceleme.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/turkiyenin-orta-vadeli-programi-ovp-2026-2028-ekonomik-sosyal-ve-sektorel-etkiler-uzerine-derinlemesine-bir-inceleme.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2025 14:25:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[CARİ AÇIK]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[Enflasyon]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat Hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Vadeli Program (OVP)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13262</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giriş Türkiye’nin Orta Vadeli Programı (OVP), ülkenin ekonomisini yönlendiren en önemli belgelerden biri olup, üç yıllık bir dönemde hedeflenen makroekonomik göstergeleri, bütçe politikalarını, sektör stratejilerini ve hedef büyüme oranlarını içermektedir. 2026-2028 dönemi için açıklanan OVP, Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma stratejisinin temellerini oluşturmakta olup, özellikle ekonomik istikrarın sağlanması, sürdürülebilir büyümenin elde edilmesi ve enflasyonla mücadele gibi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyenin-orta-vadeli-programi-ovp-2026-2028-ekonomik-sosyal-ve-sektorel-etkiler-uzerine-derinlemesine-bir-inceleme.html">Türkiye’nin Orta Vadeli Programı (OVP) 2026-2028: Ekonomik, Sosyal ve Sektörel Etkiler Üzerine Derinlemesine Bir İnceleme</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin Orta Vadeli Programı (OVP), ülkenin ekonomisini yönlendiren en önemli belgelerden biri olup, üç yıllık bir dönemde hedeflenen makroekonomik göstergeleri, bütçe politikalarını, sektör stratejilerini ve hedef büyüme oranlarını içermektedir. 2026-2028 dönemi için açıklanan OVP, Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma stratejisinin temellerini oluşturmakta olup, özellikle ekonomik istikrarın sağlanması, sürdürülebilir büyümenin elde edilmesi ve enflasyonla mücadele gibi kritik öncelikleri içermektedir. Bu makale, Türkiye’nin Orta Vadeli Programı’nın (OVP) ekonomik, sosyal ve sektörel etkilerini ayrıntılı bir şekilde incelemeyi ve mühendislik sektörü özelinde analiz yapmayı amaçlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">OVP, sadece ekonomik göstergelere dayalı bir belge olmanın ötesinde, çeşitli sektörlerdeki paydaşların, özellikle kamu ve özel sektör firmalarının, stratejik planlama ve yönelimlerini etkileyen bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda, 2026-2028 OVP’sinin Türkiye ekonomisi üzerindeki yansımaları, sektörlere göre detaylı bir şekilde ele alınacaktır. Ayrıca, mühendislik sektörü özelinde OVP’nin olası etkileri ve firmaların stratejik yönelimleri üzerine de derinlemesine bir analiz yapılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Orta Vadeli Program (OVP) Nedir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Orta Vadeli Program, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından her yıl açıklanan ve Türkiye&#8217;nin üç yıllık ekonomik yol haritasını belirleyen stratejik bir plandır. Bu plan, büyüme oranları, enflasyon hedefleri, dış ticaret dengesi, işsizlik oranları, kamu harcamaları ve bütçe açıkları gibi makroekonomik hedeflere dayalı olarak şekillenir. OVP, aynı zamanda sektörel politikalar, yatırımlar ve yapısal reformlara yönelik stratejiler içermektedir. Türkiye’nin 2026-2028 OVP’si, ekonomik istikrarı sağlamak ve büyümeyi sürdürülebilir kılmak amacıyla büyük bir öneme sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">OVP’nin temel hedefleri arasında ekonomik büyümenin artırılması, işsizliğin düşürülmesi, enflasyon oranlarının kontrol altına alınması, kamu borçlarının sürdürülebilir seviyelere çekilmesi ve dış ticaret açığının daraltılması bulunmaktadır. 2026 yılı için büyüme hedefi %3.8, 2027 için %4.3 ve 2028 için %5 olarak belirlenmişken, enflasyonun 2025 sonu itibariyle %28,5 iken, 2028&#8217;de %8 seviyelerine çekilmesi öngörülmektedir (Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2025).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>OVP’nin Türkiye Ekonomisine Genel Etkileri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin 2026-2028 dönemi için belirlediği ekonomik hedefler, büyüme oranlarının istikrarlı bir şekilde artırılmasını ve enflasyonun düşürülmesini amaçlamaktadır. Ancak, bu hedeflerin gerçekleştirilmesi, birçok iç ve dış faktöre bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Büyüme Hedefleri ve Ekonomik Dönüşüm</strong></p>
<p style="text-align: justify;">2026-2028 OVP’sinin büyüme hedefleri, Türkiye ekonomisinin daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşması için önemli bir adımdır. Büyüme oranlarının artırılması, özellikle yatırımların teşvik edilmesi, üretim kapasitesinin artırılması ve dijitalleşme süreçlerine yatırım yapılması ile mümkün olacaktır. Ancak, OVP’nin öngördüğü büyüme hedeflerinin tutmaması, kamu maliyesinin zorlanması ve enflasyonun yükselmesi gibi durumlar, sektörel bazda farklı etkilere yol açabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">OVP’nin büyüme hedeflerini tutturabilmesi, dış ticaret açığının daraltılması, ihracatın artırılması ve ithalatın sınırlanması gibi stratejilere dayanmaktadır. Bununla birlikte, global ekonomik belirsizlikler, döviz kuru dalgalanmaları ve dış yatırımcıların Türkiye’ye bakış açısı, büyüme hedeflerinin gerçekleşmesini zorlaştırabilecek risk faktörleri olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Enflasyon ve Faiz Oranı Politikaları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">OVP’de enflasyon oranlarının düşürülmesi temel hedeflerden bir diğeridir. Enflasyonun %28,5’ten %8 seviyelerine çekilmesi, Türkiye&#8217;nin ekonomisini istikrara kavuşturmak için kritik bir hedeftir. Bu hedefin gerçekleştirilmesi, maliyetlerin kontrol altına alınması, üretim süreçlerinde verimliliğin artırılması ve enerji maliyetlerinin düşürülmesi gibi önlemleri gerektirecektir. Enflasyonla mücadelede faiz oranlarının yükseltilmesi veya sabit tutulması, tüketici harcamalarını sınırlayabilir, ancak aynı zamanda yatırımcı güvenini artırarak, ekonomiyi stabil hale getirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">OVP’deki enflasyon hedeflerine ulaşmak için hükümetin sıkı maliye politikaları uygulaması, vergilerin artırılması ve kamu harcamalarının kısılması gibi tedbirler alması beklenmektedir. Bununla birlikte, enflasyonun kontrol altına alınamaması, özellikle işgücü maliyetlerini yükseltebilir ve sektörel büyümeyi tehdit edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sektörel Bazda OVP’nin Etkileri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin 2026-2028 OVP’sinin sektörel bazdaki etkileri, her sektöre özgü stratejilerin oluşturulması ve bu stratejilerin uygulamaya konulması ile şekillenecektir. OVP’deki genel ekonomik hedeflerin her sektöre yansıması farklı olacaktır. Altyapı, sanayi, inşaat ve hizmet sektörleri, OVP’den doğrudan etkilenecek başlıca sektörlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Altyapı ve İnşaat Sektörü</strong></p>
<p style="text-align: justify;">OVP’de altyapı projelerine büyük yatırımlar öngörülmektedir. Bu yatırımlar, özellikle ulaşım, enerji, sağlık ve eğitim gibi temel alanlarda yoğunlaşacaktır. Altyapı projeleri, Türkiye’nin büyüyen nüfusuna ve hızla gelişen şehirlerine hizmet sağlayan önemli unsurlar olacaktır. Altyapı projelerindeki artış, inşaat sektöründe yeni iş imkanları yaratacak ve sektördeki büyümeyi destekleyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte, yüksek enflasyon ve hammadde fiyatlarının dalgalanması, inşaat sektöründeki maliyetleri artırabilir. İnşaat sektöründeki firmaların, yüksek faiz oranları ve artan finansman maliyetlerine karşı daha dikkatli bir mali planlama yapması gerekecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sanayi ve İmalat Sektörü</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin sanayi ve imalat sektörü, OVP’deki büyüme hedeflerinin gerçekleştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Sanayi yatırımlarındaki artış, özellikle dijitalleşme, otomasyon ve yeşil enerji gibi alanlara yatırım yapılmasını gerektirecektir. Türkiye’nin sanayi sektörü, küresel ticaretteki değişen dinamiklere uyum sağlamak için üretim süreçlerini hızlandırmalı ve verimliliği artırmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sanayi sektöründeki büyüme, mühendislik ve teknolojik altyapıya yatırım yapan firmalar için fırsatlar yaratacaktır. Bununla birlikte, küresel tedarik zincirindeki aksaklıklar ve döviz kuru dalgalanmaları, maliyet artışlarını tetikleyebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mühendislik Sektörüne Olan Etkiler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mühendislik sektörü, Türkiye’nin kalkınma hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynamaktadır. OVP, mühendislik projelerinin arttığı bir dönemde, sektörün büyümesini destekleyecek politikalar içermektedir. Özellikle altyapı projeleri ve sanayi yatırımları, mühendislik firmaları için önemli fırsatlar yaratacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mühendislik sektöründe faaliyet gösteren firmalar, OVP’nin sunduğu fırsatları değerlendirebilmek için dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik stratejilerine odaklanmalıdır. Teknolojik yenilikler ve dijitalleşme, sektördeki firmaların daha verimli çalışmasını sağlayacak ve küresel pazarda rekabetçi olmalarına yardımcı olacaktır. Ayrıca, mühendislik firmalarının, projelerde kullanılan malzeme ve ekipmanların yeşil ve sürdürülebilir olmasına özen göstermesi, çevre dostu projelere olan talebin artmasını sağlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dijital Dönüşüm ve İnovasyon</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mühendislik firmalarının dijital dönüşümü benimsemesi, rekabet avantajı yaratmalarına olanak tanıyacaktır. Otomasyon, yapay zekâ ve veri analitiği gibi dijital teknolojiler, mühendislik projelerinin daha hızlı ve verimli bir şekilde tamamlanmasını sağlayacaktır. Bu sayede, firmalar hem maliyetlerini azaltabilir hem de proje teslim sürelerini kısaltabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mühendislik Firmalarına Yönelik Stratejik Yönelimler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mühendislik firmalarının, 2026-2028 OVP’sinin sunduğu fırsatlardan yararlanabilmesi için birkaç strateji izlemeleri gerekecektir:</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><strong>Dijitalleşme ve Teknolojik Yeniliklere Yatırım Yapmak</strong>: Mühendislik firmalarının dijital dönüşüm süreçlerine yatırım yapmaları, verimliliklerini artırmalarına ve projelerdeki hataları minimize etmelerine yardımcı olacaktır.</li>
<li><strong>Yeşil Ekonomiye Uyum Sağlamak</strong>: Çevre dostu projeler ve sürdürülebilir inşaat tekniklerine yatırım yaparak, uzun vadeli iş fırsatları yaratılabilir.</li>
<li><strong>Uluslararası Pazarlara Yönelmek</strong>: Türkiye’nin ekonomik büyüme hedefleri doğrultusunda, mühendislik firmaları uluslararası pazarlara açılarak, yurtdışındaki projelere katılabilir.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin 2026-2028 Orta Vadeli Programı, ekonomik büyüme hedeflerinin gerçekleştirilmesi adına önemli adımlar atılmasını öngörmektedir. Ancak, bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için sektörler arası iş birliği, kamu ve özel sektör ortaklıkları ve dijitalleşme süreçlerine yatırım yapılması gerekecektir. Mühendislik sektörü, özellikle altyapı projeleri ve sanayi yatırımları sayesinde büyüme fırsatları yakalayacaktır. Ancak, enflasyon, döviz kuru dalgalanmaları ve yüksek faiz oranları gibi riskler, sektörün geleceğini tehdit edebilir. Bu nedenle mühendislik firmalarının stratejik planlama ve sürdürülebilirlik odaklı projelere yönelmeleri büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı. (2025). <em>Orta Vadeli Program 2026-2028</em>. https://www.hmb.gov.tr</li>
<li>Güler, İ. (2023). <em>Türkiye Ekonomisinde Büyüme, Enflasyon ve Altyapı Yatırımlarının Sektörel Etkileri</em>. Ankara: Akademik Yayın.</li>
<li>Şimşek, H., &amp; Yılmaz, M. (2024). <em>Sanayi Politikaları ve Ekonomik Dönüşüm: OVP’nin Sektörler Üzerindeki Yansımaları</em>. İstanbul: Ekonomi Araştırmaları Yayıncılık.</li>
<li>Arslan, T. (2022). <em>Dijital Dönüşüm ve Yeşil Ekonomi: Türkiye’nin Mühendislik Sektörüne Etkisi</em>. İstanbul Teknik Üniversitesi Yayınları.</li>
<li>Türkstat. (2025). <em>2025 Yılı Ekonomik Göstergeler ve Yıllık Büyüme Beklentileri</em>. Türkiye İstatistik Kurumu.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyenin-orta-vadeli-programi-ovp-2026-2028-ekonomik-sosyal-ve-sektorel-etkiler-uzerine-derinlemesine-bir-inceleme.html">Türkiye’nin Orta Vadeli Programı (OVP) 2026-2028: Ekonomik, Sosyal ve Sektörel Etkiler Üzerine Derinlemesine Bir İnceleme</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/turkiyenin-orta-vadeli-programi-ovp-2026-2028-ekonomik-sosyal-ve-sektorel-etkiler-uzerine-derinlemesine-bir-inceleme.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekonomik Büyüme ve Kalkınmada Kadınların Önemi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/ekonomik-buyume-ve-kalkinmada-kadinlarin-onemi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2021 10:41:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Emeği]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=11749</guid>

					<description><![CDATA[<p>GİRİŞ Tarihsel süreç içerisinde kadının iktisadi faaliyetlere gerektiği kadar dahil edilmemesi her zaman tartışma konusu olmuştur. Ekonomik büyüme ve kalkınmanın gerçekleşmesi yoksulluğun azaltılabilmesi için kadınların daha üretken hale gelmesi gerekir. Bir ülkenin medeniyet seviyesi kadına verdiği değerle ilgilidir. Ülkeler kadına verdikleri öneme göre gelişmiş ve ilerlemişlerdir. Kadınlara verilen değer artırmalı yaşam seviyesi yükseltmelidir. Kadınların yaşam [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ekonomik-buyume-ve-kalkinmada-kadinlarin-onemi.html">Ekonomik Büyüme ve Kalkınmada Kadınların Önemi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarihsel süreç içerisinde kadının iktisadi faaliyetlere gerektiği kadar dahil edilmemesi her zaman tartışma konusu olmuştur. Ekonomik büyüme ve kalkınmanın gerçekleşmesi yoksulluğun azaltılabilmesi için kadınların daha üretken hale gelmesi gerekir. Bir ülkenin medeniyet seviyesi kadına verdiği değerle ilgilidir. Ülkeler kadına verdikleri öneme göre gelişmiş ve ilerlemişlerdir. Kadınlara verilen değer artırmalı yaşam seviyesi yükseltmelidir. Kadınların yaşam şartlarındaki adaletsizlik toplumsal statülerini de etkilemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetler toplumun refah seviyesinin korunması ya da refah seviyesinin yükseltilebilmesi için çeşitli politikalar uygulamaktadırlar. Kişi başına düşen reel üretim miktarını artırarak, toplumun demografik yapısı incelenerek, ekonomik büyüme sağlanarak refah seviyesi artırmaya çalışmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik büyüme ve kalkınma ülkelerin ekonomik amaçları arasındadır.  Kalkınma sürecinde beşerî sermaye faktörü önem arz etmektedir. Beşerî sermayenin geliştirilebilmesi için bireye yatırım yapılması gerekmektedir. Kalkınmanın gerçekleşmesi için kadına değer verilerek kadının toplumdaki konumunun güçlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>KALKINMA VE KADIN İLİŞKİSİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Literatür</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Smith’in yönteminde kalkınma konusuyla ilgili farklılıklar ayrılıklar söz konusu olmuş ve ekonomik kalkınmayla ilgili açıklamaların yetersiz olduğu görüşü oluşmuştur. Sistematik olarak bu konuyla ilgili birçok ekonomist çalışma yapmıştır. Ricorda’da bu konuda çalışma yapan belirgin isimlerden biridir (Cozzi, 1979: 91).</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik kalkınma ekonomi içinde en çok tartışılan konulardan biridir. Kalkınma konusu ekonominin içersinde hükümetin davranışlarına göre değişmektedir. Ticaret içindeki materyallerden birindeki değişim, milyonlarca disiplini içersine alan her alanı etkilemektedir. Ekonominin alt gruplarına/kalemlerine kadar uzanmaktadır (Hogendorn, 1990:4).</p>
<p style="text-align: justify;">Şimşek’e göre; kadın ve kalkınma arasındaki bağlantı karşılıklı etkileşim içerisindedir. Ekonomik kalkınma hızlandıkça, kadının ekonomik ve buna bağlı olarak sosyal ve toplumsal statüsü güçlenecektir. Öte yandan, kadınların gerek ekonomik gerekse sosyal ve toplumsal anlamda daha güçlü olmaları ekonomik kalkınmanın artmasına neden olacaktır (Şimşek, 2008:1). Şahin’e göre; kadın ve sürdürülebilir kalkınma meselesinin kadınların hak ve statüleri ile ilgili boyutu olmakla birlikte, kadın haklarından daha aşkın; dünya ekonomisi ve geleceği ile ilgili bir boyutu da vardır. Yani kadının ekonomik hayata katkısı arttıkça, aynı zamanda ekonomik yönden güçlenecek ve kendi ayakları üzerinde durabilecektir. Bu ise kadına hem aile içinde, hem de toplumda daha itibarlı bir statü kazandıracaktır. Ancak bununla birlikte, sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun azaltılması da ancak kadınların daha üretken hale gelmesi ile mümkün olabilecektir (Fatma Şahin, agis, 2009).</p>
<p style="text-align: justify;">Gönüllü ve İçli’ye göre; kadınların sosyal ve ekonomik kalkınmadan yararlanmaları toplumların gelişmişlik derecesine göre farklılık göstermektedir (Gönüllü ve İçli, 2002:82). Özellikle eğitim, sağlık, istihdam, çalışma hayatı alanlarındaki göstergeler gelişmekte olan ülkelerde kadınların erkeklerin gerisinde kaldıklarını göstermektedir Demir’e göre; dünya nüfusunun yarıya yakınını kadınlar oluşturmaktadır. Kadınlar hayatın sürdürülebilirliğine sağladıkları önemli katkılarına karşın, kalkınmanın nimetlerinden erkekler kadar yararlanamamaktadırlar (Gelir, eğitim, kararlara katılım, kaynakların kontrolü, kredi kullanımı vb.) (Demir, 2002). Gökkaya ve Kocacık’a göre; bu durum her ne kadar ülkelerin gelişim düzeyleriyle ilişkilendirilse de genelde kadınların tüm toplumlarda erkeklerin gerisinde kaldıkları bir gerçektir. Kadınların, ekonomik ve toplumsal alanda ikincil konumda olmalarının çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenler, toplumların yapısal özellikleriyle yakından ilişkilidir. Bu nedenler “erkek egemen” kültüre dayalı (her alandaki) toplum ayrımcılığı, kadınların eğitim olanaklarından daha az yararlandırılması, kadının erkekten fizyolojik olarak farklılığı, yasal düzenlemelerdeki eksikler ve yanlışlıklar gibi nedenlerdir. Kadının, insan olarak var olma mücadelesi, içinde bulunduğu toplumsal yapıya bağlı olarak değişmiş ve gelişmiştir. Kadına ve onun tarihsel açıdan bulunduğu konuma bakıldığında birçok evreden geçtiğini görürüz. Bu evrelerde kadınlar, kimi zaman özgür kimi zamanda hükmedilen konumdadır. Kadınlar, yüzyıllarca üretimin her aşamasına katkıda bulundukları halde, kalkınmanın olanaklarından yeterli pay alamadıkları gibi dünyada yoksulluktan en fazla etkilenen kesimi de oluşturmaktadır (Gökkaya ve Kocacık, 2005: 196).</p>
<p style="text-align: justify;">As Rai’e göre; kadın ve kalkınma ve cinsiyet ve kalkınma literatürü liberal yapı içinde büyük ölçüde geliştirilmiş ve bu bazı yapılan stratejiler için kadınlara olası yetkiler verilirken aynı zamanda alternatif alanları kapatmaktadır. Kalkınmayı sağlamak amacıyla çeşitli projeler yapılmakta ve bu projelere kadınlar da dahil edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ghai’ye göre; kadın ve kalkınma kavramı 1970’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Kadın ve kalkınma içerisinde baskın yönlere dikkat çekilmiş ve kalkınmak amacıyla kadınlarla ilgili konularda araştırma yapılmıştır. Kalkınmak amacıyla kadına yapılan yatırımlar pozitif sinerji göstermekte ve ekonomik büyüme açısından da yarar ve kazanç sağlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Razavi ve Miller’e göre; gelişmekte olan ülkelerde kadınla ilgili araştırmalar, ekonomist Ester Boserup tarafından ortaya çıkarılmıştır ve oldukça etkili olmuştur. Kalkınma ve kadın ilişkisinde Boserup ekonomik kalkınmada kadının rolüne dikkat çekmiştir ve kadınların tarım ekonomisinde önemli rol oynadığını belirtmiştir. Kadın ve kalkınma kavramı kadının üretim ve ekonomik yapı içerisindeki önemini vurgulamaktadır. Kadın ve erkeklerin ekonomiye yaptıkları katkıya bakıldığında erkeklerin statü ve güç bakımından kadından üstün görülmekte ve kadınlar ekonomik yaşamdan uzak tutulmaktadırlar. Fakat kadınlar ekonominin her alanına dahil edilerek kalkınmaya katkıları artırılmalı ve erkekler karşısında statülerini güçlendirmek gerekmektedir (Razavi and Miller, 1995).</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınlar, tarihin ilk dönemlerinden beri, ekonomik hayatın faal birer öğesidirler. Fakat kadınların faaliyetleri, önceleri savaş dönemleri haricinde tarım kesiminde, çoğunlukla da kendi işletmeleri ile sınırlı kalmıştır. Kadına geleneksel yapı içinde yüklenen temel görevler üreme ile ev ve ailenin bakımıdır (Doğramacı, 1993: 46).</p>
<p style="text-align: justify;">Kalkınmada kadın gündeminde 2 hedefe odaklanılmıştır: Kalkınmada kadının rolünü araştırmak ve tartışarak yerini oluşturmak, kalkınma ajanslarının içinde kadını kurumsallaştırmak ve hükümetle birlikte kalkınma programlarının içersinde kadını dahil etmek. Kalkınmada kadın farklı sosyal gerçekleri görmeden kadın ve erkekleri eşit olarak bakılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılı kalkınma proje ve program için cinsiyet, plan ve uygulama için önemli bir faktördür. Bu durumun yansımaları değişimi vurgulamakta ve kadınlar kalkınma aktivitelerinin içine dahil edilmekte ve cinsiyete saygı duyularak kadının kalkınmaya dahil edildiği vurgulanmaktadır. Kadın ve erkeğin rolü ve sorumluluğu arasında ilişki kurulmaktadır (Women 2000, 1992).</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınlar tarihin her döneminde dönemlerin koşul ve niteliklerine göre değişen biçim ve statülerde ekonomik faaliyetlere katılmışlardır. Ancak onların ücretli olarak çalışma hayatında yer alışında sanayi devriminin önemli rolü olmuştur. Kadın işgücü istihdamındaki yönelişi sektörlerin nisbi büyümesi ile yakından ilgilidir. XIX. Yüzyılda batı ülkelerinin çoğunda sanayileşme dokuma imalatı ile başlarken toplam işgücünün önemli bölümünü kadınlar oluşturmuştur. Aynı yüzyılın sonlarına doğru metalürji, kimya ve otomotiv sanayilerinin yükselmesi kadınların istihdamını azaltmıştır. XX. Yüzyılın ortalarına doğru erkek işgücünde orantısız bir büyüme gerçekleşmiştir. Daha sonraki aşamada kadınlar erkeklere oranla daha düşük ücretlerle hizmet sektöründe çalışmaya başlamışlardır. II. Dünya savaşından sonra kamu ve hizmet sektöründeki büyüme kadınların toplam işgücündeki oranının artmasına yol açmıştır. Teknolojik gelişme sonucunda yeni alanların işin örgütlenmesinde yeni yöntemlerin ve üretim süreçlerinin ortaya çıkması kadınlar için yeni iş olanaklarının yaratılmasını sağlamıştır (Tokol, 2000:19). 2000 yılında Avrupa komisyonu, cinsiyet eşitliği stratejisine yönelik toplulukta (2001-2005), kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği yok etmek için araştırmayı, ana hatlarıyla hedefleri belirlemiştir. Avrupa Birliği Temel Haklar Sözleşmesinde, Aralık 2000, sözleşme kapsamına eşitlik konusunu alınmış ve eşit muamele ilkesi dahil edilmiştir. Bu ayrım, cinsiyet, ırk, renk, etnik ve sosyal köken (soy), genetik özellikler, dil, din, politik ya da farklı fikirler, ulusal azınlıklara üyelik, servet, yetersizlik, doğum, yaş ve cinsiyet yönlü yasaklılara dayanmaktadır. Sözleşme, kadın ve erkek arasındaki bütün alanlarda eşitliği sağlamak, olarak devam etmiştir (hizmet, iş ve maaş dahil olmak üzere) (Yeşilyurt Gündüz, 2004). Birlik üyesi ülkelerde toplumsal cinsiyet eşitliğini gerçekleştirmeye yönelik politikalara ve söz konusu politikaların pratikteki etkilerine baktığımızda karşımıza çıkan bu tablo, kadınlar ve erkekler arasındaki asimetrik güç dağılımından mağdur olan kesimin, yani kadınların, güçlendirilmesinde söz konusu politikaların hayata geçirilişinin önemini göstermektedir. Nitekim AB normlarının ve politikalarının henüz tam anlamıyla gerçekleşmemiş olması, AB&#8217;deki kadın örgütleri tarafından da sıklıkla dile getirilmektedir (Demirler, agis, 2009). Kadınlar ve erkekler arasında eşitliğin sağlanması yönünde geliştirilen politikaların oluşturulma süreçlerine etki etmeye çalışan ve AB sayesinde faaliyet gösteren kadın örgüt ağlarının en kapsamlısı ve en etkilisi olan Avrupa kadın lobisi (European Women&#8217;s Lobby) (1990), AB ile sivil toplum kuruluşları tarafından oluşturan 4000’ den fazla üyesi olan en geniş bütünleşme hareketidir. Dikkat çekmek istediği nokta, kadın ve erkek arasındaki göz alıcı farklılığı azaltmak, bütün alanlarda (özel yaşam dahil) eşitliği sağlamak, kadınların ekonomik ve sosyal haklarını sağlamak, kadın liderliği karar verici özelliği vurgulamaktadır. Kadının insan hakları, kadına karşı şiddet ve kadın farklılığı konularına odaklanılmıştır. Avrupa kadın lobisi demokratik çalışma ortamı içerisinde çalışan haberleşme prosedürüdür. Bağımsız olarak karar veren, finansal sorumluluk içerisinde bir çalışma ortamı mevcuttur. Avrupa kadın lobisi aktiviteleri arasında (Womenlobby, agis, 2009);</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kadınların ekonomik ve sosyal haklarını ilerletmek,</li>
<li>Kadınların karar alma-verme pozisyonlarını tüm alanlarla geliştirmek ve Avrupa Birliği’nin siyasi süreçleriyle demokrasiye ulaşmaya çalışmak,</li>
<li>Kadına karşı şiddeti yok etmek,</li>
<li>Avrupa’da ve uluslararası alanda kadın haklarını ilerletmek,</li>
<li>AB cinsiyet eşitlik yasasını takip ederek, AB üye devletlerinin kadının kalkınma ve gelişim hareketlerini desteklemek,</li>
<li>Kadınların çifte ayrımcılığa karşı hak ve çıkarlarını desteklemek</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde kadın emeğinin önemli oranda ev içinde kullanıldığı bir gerçektir. Kadın çalışma hayatı içinde hangi etkinlikte yer alırsa alsın, ev kadınlığı sorumluluğunu sürdürmektedir. Kadın ev kadınlığı ortak paydasının altında kırda veya kentte, ev içinde veya dışında, tarımda, sanayide, hizmetler sektöründe çok farklı sorumlulukların bir parçası olarak yaşamını sürdürmektedir (Korkmaz ve Uçar Tüfekçi, 2007:38).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>DÜNYADA KADINA EKONOMİK AÇIDAN BAKIŞ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarihsel süreçten günümüze kadar ekonomik büyüme ve büyümenin niteliği konusunda çalışmalar büyük önem arz etmektedir. 1950 ve 1960’ların tecrübesiyle, birçok gelişmekte olan ülke, ekonomik büyüme hedefine ulaştıkları halde, insanların yaşam düzeylerinde bir değişim olmadığını görmüşlerdir. Dolayısıyla, iktisatçılar kalkınmanın yeniden tanımlanması üzerinde durarak, işsizlik ve gelir eşitsizliği gibi konulara dikkatleri çekmişlerdir (Şimşek, 2008:11).</p>
<p style="text-align: justify;">Gelişmekte olan ülkelerde cinsiyet eşitsizliği önemli bir konudur. Cinsiyet eşitsizliği, ekonomik büyüme ve kalkınmayı olumsuz yönde etkileyen verimsizliği yaratmaktadır. Kadın ve erkeklerin, ekonomik büyüme ve kalkınmadan elde edecekleri faydalar arasında denge sağlanabilmesi için, cinsiyet eşitsizliğinin çözümü gerekir. Ekonomik anlamda, kadın ve erkeler arasındaki eşitsizlik, istihdam, çalışma saatleri ve koşulları; en önemlisi, kazançlar konusunda görülecektir (Pirmana, 2000:4). Ecevit’e göre (2003), ekonomik faaliyet alanında başlıca cinsiyet eşitsizlikleri şunlardır:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Düşük ücretli ve kötü koşullu işlerde çalışma, pazarlık yönünden yoksun olma,</li>
<li>Kayıt dışı sektörlerde, geçici, gündelik, yarı zamanlı, sözleşmeli ve evde çalışmaya dayalı istihdam; standart dışı işlerde çalışma,</li>
<li>İşe alınmada, ücretlerde ve yükseltmelerde ayrımcılığa uğrama,</li>
<li>Ücret karşılığı olmayan işlerde çalışma (aile işçiliği)</li>
<li>Ev içi emeğin kullanımında toplumsal cinsiyet ilişkilerinden kaynaklanan eşitsizlikler (Ecevit, 2003:84-88)</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Gelişmekte olan ülkelerde, tarımda çalışan kadın işgücü oranı yüksek, sanayi ve hizmet sektöründe istihdam edilen kadın işgücü oranı düşüktür. Yaşanılan bu durum gelişmekte olan ülkelerde kalkınma sorunu yaşandığının da bir göstergesidir.  Dünya genelinde, kadın işgücü daha çok ücretli işçi olarak çalışmaktadır. ABD gibi gelişmiş ülkelerde, gelişmekte olan ülkelere göre kendi adına çalışan kadın girişimcilerin yüksek olmasının nedenleri, bağımsızlık isteği ve kararları kontrol edebilme isteği gibi çekici faktörlerdir (Yetim, agis, 2009).</p>
<p style="text-align: justify;">Kadın işgücünün yaşadığı en derin sorunlardan biri, eşit işe eşit ücret konusudur. Avrupa Birliği’nde, kadın ve erkek için eşit işe eşit ücret ilkesinin geçmişi, Roma Anlaşması’na (1958) dayanmaktadır. Roma Anlaşması’nın 119. Maddesi (yeni 141.madde), kadın ve erkek için eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanmasına dair üye ülke hukuklarının uyumlaştırılmasına yöneliktir. Eşit işe eşit ücret ilkesinin roma anlaşmasına girmesinin en önemli nedeni Fransa olmuştur. Roma anlaşması görüşmeleri esnasında, Fransa’nın gümrük tarifelerindeki indirimlerden doğabilecek kayıpların giderilmesi amacıyla istediği en önemli ödünlerden biri, eşit ücret ilkesinin Roma Anlaşması’na koydurmak olmuştur (Halat, 2007: 14).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TÜRKİYE’DE KADINA EKONOMİK AÇIDAN BAKIŞ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılını izleyen ilk 10 yılda Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen reformlar, bir yandan kadının yurttaşlık hakları kazanmasını, diğer yandan Türk toplumunun yeniden yapılanmasını sağlamış, böylece büyük bir toplumsal değişim gerçekleştirilmiştir. Bu reformlardan Türk kadınını doğrudan etkileyenlerin başında 1924 yılında kabul edilen, eğitimi tek sistem altında toplayarak kadınlara erkeklerle eşit eğitim imkânları sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1925 yılında kabul edilen Kıyafet Kanunu, kadınların yasal statüsünü bütünüyle değiştirerek gerek aile içinde gerekse birey olarak eşit haklar sağlayan 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunudur. Türk kadınlarına 1930’da yerel, 1934’de de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok batı ülkesinden önce tanınmıştır (BKSGM, 2007).</p>
<p style="text-align: justify;">Küreselleşme süreciyle ivme kazanan kadın hareketi, kadınlar ile ilgili her soruna “Kadın Bakış Açısıyla Yaklaşma İlkesi”ni yerleştirme çabasını sürdürmektedir. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni onaylayan ülkemiz de, kadın politikaları geliştirmek amacıyla ulusal mekanizma olarak 1990 yılında kurulan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM), sorunların parlamentoya taşınmasında ve kadınlar lehine kararlar alınmasında etkili çalışmalar yürütmektedir. II. Dünya Konferansının ardından 1 Mart 1980 tarihinde Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) üye ülkelerin imzasına açılmış, Türkiye’nin 1985 yılında onayladığı Sözleşme, 19 Ocak 1986 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İmzalanan CEDAW Sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca; taraf devletler, her dört yılda bir dönemsel ülke raporlarını Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesine sunmak zorundadırlar. Türkiye bu zorunluluk kapsamında ilk raporunu 1990, İkinci ve Üçüncü Birleştirilmiş raporunu 1997 yılında, Birleştirilmiş Dördüncü ve Beşinci Dönemsel Ülke raporunu 2005 yılında sunmuş ve savunmuştur. 6. Dönemsel Ülke Raporu’nun hazırlıklarını tamamlayan KSGM, söz konusu Raporu 2008 yılı içerisinde CEDAW komitesine sunulmuştur (BKSGM, 2009).</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranları erkeklere göre daha düşüktür. Kadınların işgücüne katılım oranlarının düşük olmasının önemli nedenleri arasında kadın işgücüne olan talebin düşük olması gelmektedir. Yaşanılan bu durum cinsiyet ayrımcılığının bir göstergesi olup çözümlenmesi gereken bir konudur. Diğer yandan kadınların işgücüne katılım oranlarının düşük olması, Türkiye’ de kadının ekonomik konumunun zayıf olduğunun bir göstergesi olarak algılanabilir. Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranlarının düşük olmasının nedenleri arasında kadının eğitim yetersizliği nedeniyle, uzman işgücü olma yeteneğinin zayıf olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınların işgücüne katılım oranının düşük olmasının sebepleri de şunlardır: (Türk-İş, 2005).</p>
<p style="text-align: justify;">-Yüksek nüfus artış hızı,</p>
<p style="text-align: justify;">-Kadın işgücü arzını kısıtlayan ataerkil zihniyet ve yapıların etkinliği,</p>
<p style="text-align: justify;">-Çalışma çağındaki nüfusun dolayısıyla istihdama girenlerin yıllık artış hızının o yıl içinde yeni yaratılan işlerin yıllık artış hızından daha fazla olması,</p>
<p style="text-align: justify;">-Kadınların eğitim imkânlarından yeterince yararlanamamaları,</p>
<p style="text-align: justify;">-Tarımsal istihdamın azalma eğiliminde olması ve kente göç,</p>
<p style="text-align: justify;">-Yüksek işsizlik ortamında kişilerin iş bulmaktan ümidini kesmesi ve iş aramaması,</p>
<p style="text-align: justify;">-Ülkemizde ortalama eğitim süresinin uzaması,</p>
<p style="text-align: justify;">-Erken emeklilik, -Kayıt dışı ve enformel ekonominin varlığı,</p>
<p style="text-align: justify;">-Sermaye birikiminin yetersizliği</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>SONUÇ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkelerin ekonomik kalkınma süreci, ülkelerin ekonomik büyümesinin yanı sıra çok önemli yapısal değişim süreçlerini de içermektedir. Ekonomik olarak büyüme sağlandığı halde kalkınma sürecinin gerisinde kalmış ülkeler vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi anlamda yaşanılan Cinsiyet eşitsizliği ortadan kaldırılarak kadınların işgücüne katılımı teşvik edilmelidir. Uygulanacak teşvik politikaları ekonomik büyüme ve kalkınma üzerinde etkili olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınların işgücüne katılmaları için gereken bir faktörde eğitimdir. Eğitim ve eğitimli işgücünün ekonomiye kazandırdıkları kaçınılmazdır. Gelişmekte olan ülkelerde kadınların eğitimine verilen önem gelişmiş ülkelere oranla oldukça düşüktür.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranının düşük olmasının sebepleri arasında eğitim yer almaktadır. Kadınların eğitime katılma oranı oldukça düşüktür. Bu durum kalkınmanın yavaşlamasına ve toplumda erkek egemen hegemonya artarak devam eder. Yaşanılan bu durum kadınların kendilerine olan güvenlerini yitirmelerine neden olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğitim seviyelerinin benzerlik göstermesine rağmen erkeklerin kazanç oranı kadınlardan daha yüksektir. Kadınların eğitim düzeyinin yükselmesi ekonomik büyüme ve kalkınma açısından önem taşır. Üniversite mezunu bir kadınla ilkokul mezunu bir kadının marjinal verimliliği oldukça farklıdır. Kadınların eğitim seviyesi yükseltmek amacıyla hükümetler ve sivil toplum kuruluşları ortaklaşa çalışarak eğitime ve çalışma hayatına katılıma ilişkin politikalar uygulamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınların işgücü piyasalarında daha fazla yer alarak ekonomik kalkınmaya katkılarını artırmaya yönelik olarak yapılabilecek başlıca uygulamalar aşağıdadır:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Hükümetin aktif bir kadın istihdamı stratejisi belirleyerek, işsizliği azaltıcı kadın istihdam politikaları oluşturması,</li>
<li>Hükümetin bütçe ve para politikalarına ilişkin çalışmalarını, kadın-erkek eşitliğini dikkate alarak sürdürmesi,</li>
<li>Kalkınma Planlarının, cinsiyet eşitliği bakış açısı dahil edilerek hazırlanması,</li>
<li>Bakanlıklarda toplumsal cinsiyet uzmanlarının yer alması,</li>
<li>Partilerin hedeflerinde kadın istihdamını artırmaya ilişkin hedeflerin olması,</li>
<li>İşe alım sürecinde uygulanan cinsiyete dayalı ayrımcılığın önüne geçilmesi için, İş Kanunu’nda caydırıcı bir uygulamaya geçilmesi,</li>
<li>Esnek çalışma saatlerinin sosyal güvenlik sistemiyle daha sağlam bir şekilde bütünleştirilmesi,</li>
<li>Kadınların üzerindeki çocuk, ebeveyn, yaşlı bakımı gibi sorumlulukların, toplumsal bir sorumluluk olarak kabul edilerek; bu hizmetlerin kamu ve özel sektör tarafından sağlanması,</li>
<li>Çalışma saatlerinin yeniden gözden geçirilerek, daha adil ve iş-özel yaşamı dengeleyici bir hale getirilmesi,</li>
<li>Ücretli ebeveyn izni uygulamaya konularak, gerektiğinde diğer ebeveyn tarafından da kullanılabilmesi,</li>
<li>Kadınların iş arama süreçleriyle ilgili rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaşması olarak sıralanabilir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Kadın istihdamını teşvik etmek için uygulamaya konulması planlanan bir başka çalışma; “Kadın Dostu Projesi’dir. Bu proje kapsamında şirketlerin ve kurumların; toplumsal cinsiyet eşitliğine, kadının güçlenmesine duyarlı olup olmadığına, istihdam yapılarına, insan kaynakları politikalarına, kadınların işe alım süreçlerinde ve şirket içinde yaşadıkları her türlü (eğitim, yükselme gibi) uygulamalara olan duyarlılığı ve bakış açısı belli bir denetleme sürecinden geçirilerek, başarılı bulunanlara bir sertifika verilmesi planlanmaktadır. “Kadın Dostu” iş yerlerine verilecek olan bu sertifika bir ödül niteliğinde olup, aynı zamanda şirket ve kurumların kamuoyunda görünürlükleri sağlanmış olacaktır. Bu sertifikayı almış iş yerlerinin ürettiği ürünlerin özellikle kadın tüketiciler tarafından tercih edilmesi de ayrı bir başarı göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadının çalışma yaşamına katılımının bu kadar düşük olmasının; ekonomik özgürlükten kadının ailedeki konumuna, insan kaynaklarından kadının kamusal alanındaki varlığına kadar pek çok önemli sonuçları vardır. Ancak bu alandaki açığın sorumluluğunu sadece STK’lere yüklemek haksızlık olur çünkü kadınların işgücüne katılımının azlığı birçok yapısal boyutu olan büyük bir sorundur. Kadının işgücüne katılımının artırılması, 2000’lerde kadın hareketinin ilgi ve enerjisini en çok hak eden ve üzerinde önemle durulması gereken konuların başında gelmektedir ve bu konuda devletin desteğine gereksinim vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">BETAM, “Türkiye’de Kadın ve Sivil Toplum: Örgütlenme ve Son Eğilimler”, BETAM Araştırma Notu, 06.11.2008,http://betam.bahcesehir.edu.tr/tr/wp-ontent/uploads/2008/11/ArastirmaNotu015.pdf (07.03.2021), s. 4.</p>
<p style="text-align: justify;">COZZI, Terenzio (1979), Teoria Dello Sviluppo Economico, Il Mulino Bologna Nuova Edizione.</p>
<p style="text-align: justify;">ECEVİT, Yıldız (2003), “Toplumsal Cinsiyetle Yoksulluk İlişkisi Nasıl Kurulabilir? Bu İlişki Nasıl Çalışılabilir”, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, 25(4) Özel Eki.</p>
<p style="text-align: justify;">EUROPEAN WOMEN’S LOBBY (2007) “Equal Rights, Equal Voices Migrant women in the EuropeanUnion”,http://www.womenlobby.org/SiteResources/data/Media Archive/Publications/1817%20BR%20en%20MP01LR.pdf, (E.T.: 07.03.2021).</p>
<p style="text-align: justify;">EROĞLU, Kafiye (2004), “Kadın Kuruluşları İçinde Üniversite Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezlerinin Yeri ve Önemi”, Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokul Dergisi, 8(2).</p>
<p style="text-align: justify;">GÖKKAYA, Veda B. ve Faruk KOCACIK (2005), “Türkiye’de Çalışan Kadınlar ve Sorunları”, Cumhuriyet Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 6(1).</p>
<p style="text-align: justify;">PİRMANA, Victor (2006), “Earnings Diffrerential Between Male-Female in Indonesia: Evidence From Sakernas Data”, Working Paper in Economics and Development Studies, Department of Economics Padjadjaran University, August.</p>
<p style="text-align: justify;">ŞAHİN, Fatma (2009), http://www.fatmasahin.net/basinaciklamalari/cinkadin.doc, (E.T.: 07.03.2021).</p>
<p style="text-align: justify;">TOKOL, Aysen (2000), Hukukta Kadın Sempozyumu, BKSGM [Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü] yayınları, Ankara.</p>
<p style="text-align: justify;">T.C BKSGM [Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü] (2007), Stratejik Plan 2008- 2012, Afşaroğlu Matbaası, Ankara.</p>
<p style="text-align: justify;">T.C BKSGM [Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (2009), Türkiye’de Kadının Durumu, Ankara, Ocak.</p>
<p style="text-align: justify;">TOKSÖZ, Gülay ve Alev Özkazanç, vd. (2001), “Kadınlar, Kalkınma ve Sosyal Adalet, Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi”, Ankara http://kasaum.ankara.edu.tr/gorsel/dosya/1215414822KadinlarKalkinmaveSosyal Adalet.pdf, (E.T.: 07.03.2021).</p>
<p style="text-align: justify;">WOMEN 2000 (1992) “Women in Development” http://www.un.org/womenwatch/daw /public/women%20in%20development%201992.pdf, (E.T.: 07.03.2021).</p>
<p style="text-align: justify;"><img title="kapak1-300x270 Ekonomik Büyüme ve Kalkınmada Kadınların Önemi  "fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-11750 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/kapak1-300x270.jpg" alt="kapak1-300x270 Ekonomik Büyüme ve Kalkınmada Kadınların Önemi  " width="300" height="270" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/kapak1-300x270.jpg 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/kapak1-768x692.jpg 768w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/kapak1.jpg 1080w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ekonomik-buyume-ve-kalkinmada-kadinlarin-onemi.html">Ekonomik Büyüme ve Kalkınmada Kadınların Önemi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmişten Günümüze Kalkınma Modelleri: (1923-193∞)</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/gecmisten-gunumuze-kalkinma-modelleri-1923-193%e2%88%9e.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2020 21:14:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=11178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti&#8217;nden Türkiye Cumhuriyeti’ne ekonomik miras kalmamıştı. Katma değeri yüksek ürünler üretmek yerine tarım ağırlıklı, ancak tarımsal üretimin daha çok insan ve hayvan gücüne dayalı olarak, son derece geri yöntemlerle gerçekleştirilebildiği bilinmektedir. Osmanlı ekonomisi ağır savaş tazminatları, dış borçlarla ve de Balkan, Birinci Dünya, Kurtuluş Savaşlarıyla ağır yenilgiler almıştı. Türkiye Cumhuriyeti, Türk halkının ölüm kalım [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/gecmisten-gunumuze-kalkinma-modelleri-1923-193%e2%88%9e.html">Geçmişten Günümüze Kalkınma Modelleri: (1923-193∞)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Osmanlı Devleti&#8217;nden Türkiye Cumhuriyeti’ne ekonomik miras kalmamıştı. Katma değeri yüksek ürünler üretmek yerine tarım ağırlıklı, ancak tarımsal üretimin daha çok insan ve hayvan gücüne dayalı olarak, son derece geri yöntemlerle gerçekleştirilebildiği bilinmektedir. Osmanlı ekonomisi ağır savaş tazminatları, dış borçlarla ve de Balkan, Birinci Dünya, Kurtuluş Savaşlarıyla ağır yenilgiler almıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti, Türk halkının ölüm kalım mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı ile kuruldu. Türkiye Cumhuriyetimizin ayakta kalabilmesi, güçlü ekonomik ve kurumsal yapıya dayanmasıyla mümkündü. Cumhuriyetimizin kurucu kadroları sanayiyi canlandırmak ve kalkınmayı sağlamak için her alanda önemli adımlar atmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet tarihimizin 1923-1938 yılları olarak adlandırılan ilk on beş yıllık zaman dilimi, ulusal sermaye ve teşebbüs gücünden yoksun ve çökme halindeki bir ekonomiyi yeniden yapılandırma çalışmaları ile geçirilmiş; çağdaş ulus devlet modelini tüm kurum ve kurallarıyla, ekonominin her alanında yerleştirmek üzere ilk önemli adımlar atılmıştır. (Tezer, 2006:75)</p>
<p style="text-align: justify;">1923-1938 yılları aralığında uygulanan iktisadi politikaların karma ekonomik sistem ile uyumlu olması, dünya ekonomilerinin yakından takip edilmesiyle başarılı sonuçlara ulaşılmıştır. 1933-1950 yılları aralığında Türkiye ekonomisinde devlet eliyle kalkınma modeli oluşturulmuştur. İkinci dünya savaşı olmasına rağmen büyük bir kalkınma hamlesi başarılı olmuştur. Uygulanan politikalara bağlı olarak açılan fabrikaların kalkınma sürecinde etkisi olduğu gözlemlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1923-1929 Dönemi Türkiye Ekonomisinin Genel Durumu</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonra 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel sorunları arasında ekonomik bağımsızlığın önemli yer tuttuğu bilinmektedir. Cumhuriyetin kurucuları, özellikle Mustafa Kemal Atatürk, siyasal bağımsızlığın ancak sağlam ve güçlü bir ekonomi ile sürdürülebileceğinin bilinci içindeydi. Ancak, ekonomik gelişmenin oturtulacağı temeller çok zayıftı. Ülkede sanayi hemen hemen yok gibiydi; girişimci zihniyet ve yetenek gelişmemişti, kişi başına milli gelir asgari geçim standartlarının dahi altında olduğundan tasarruflar son derece yetersizdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Uygulanan ekonomik modelde:</p>
<p style="text-align: justify;">Tam istihdamın, dengeli sermaye birikiminin, dış ödemeler dengesinin,  dengeli gelir dağılımının, dengeli ve bölgesel kalkınmanın ve özel teşebbüsün geliştirilmesi hedeflenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dengeli ve planlı kalkınma bir iktisadi kalkınma modelinin uygulanmasını gerektirmiştir. Özel sektör yatırımıyla beraber kamu kesiminin yatırımlarının tümüm eş anlı olarak kalkınma sürecine dahil edilmelidir. Kamu ve özel sektörün bir dengede olması için bütçelerin önemli olduğunu bilmekteyiz. Denk bütçe, dış ödemeler dengesi ve kamu-özel sektör işletme dengesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Denk Bütçe İlkesi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal Atatürk’ün TBMM’nin açılışında yaptığı konuşmasında uygulanacak maliye politikasında devlet bütçesinin açık vermesinin kesinlikle yasak olduğu, kalkınmada gerekli yatırımlara sahip olmak için fon sağlamanın önemine vurgu yapmıştır. Bütçeler dönem başında denk olarak hazırlanırken, hesaplar denk olarak kapatılacaktır. Denk bütçenin gerek günümüzde gerek Cumhuriyetin ilk yıllarında yurtiçi ve yurt dışına güvenmek vermek ve kazanmak için önemli olduğunu bilinmektedir. 1924-1938 yılları arasında yer alan 15 yılın bütçelerinden 11’nin hesabı denk olup 3 yılın bütçesi fazla vermiş olup 1925 yılında Aşar Vergisinin kaldırılmasına bağlı olarak bütçe açık vermiştir. (Derin, 1940. S 49.) Milli İktisat Politikasına bağlı olarak istikrarlı para politikası etkili olurken maliye politikasında denk bütçe ve istikrarlı ödeme biçimi politikası uygulanmıştır. Genişletici para ve maliye politikasından ziyade gelirin elde edilmesi ve sonrasında harcanmasına odaklanılmıştır. Atatürk halkın ödeme gücünü zorlayan bütün vergi, resim ve harçları kaldırmış bunların yerine halkın gelir düzeyine bağlı olarak esnek vergiler getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk’ün iktisadi modelinde kamu geliri ve kamu harcamaları arasında ki denge enflasyonun oluşmasına engel olabilirdi. Toplumsal refahın arttırılması yatırımlarının artmasına bağlı olarak görülmekteydi. Yatırım yaparken kamu kesiminin bütçeyi aşan harcamalar yapılması önlenmeliydi. Kaynak oluşturması için Merkez Bankasının para arzında bulunması enflasyon yaratacağı için kesinlikle engellenmeliydi. Atatürk Döneminde para disiplin altındadır ve kaynak ve harcama arasında bir denge söz konusudur. 15 yıllık süreçte yıllık ortalama büyüme oranı %4-5 aralığında reel büyüme sağlanmış ve enflasyon hiç yaşanmamıştır. (Boratav, 1967, s. 41-53)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dış Ödemeler Dengesi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk dönemi dış politikanın temel amacı TL’nin yabancı paralar karşısındaki değer kaybını önlemek ve kredibilitesini yükseltmektir. Toplam ithalat ve ihracat arasındaki denge dış ticaret dengesi politikaları arasında sayılmıştır. Dengenin sağlanması hatta fazla vermesinin önemli olduğunu yatırımların artacağını ve hazinenin altın ve döviz rezervini arttıracağı planmış ve de verilen dış ticaret fazlasıyla Duyun-u Umumiye borçlarının ödemesi yapılmıştır. ( Pakdemirli, 1995, s. 155)</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni ekonomik politikada kamu kesimi ılımlı devletçilik anlayışı kapsamında özel sektör üzerinde yol gösterici, denetleyici ve yol gösterici olmuştur. Özel sektörün yatırım yapmasının maliyetli olduğu alanlara yatırım yaparak teşvik edici politikalar izlenmiştir. Devletin ekonomide ki rolünün minimum seviyede tutulması hedeflenmiş olup, özel sektöre rakip olabilecek bir sistem amaçlanmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Halkın ekonomik ve toplumsal tercihleri piyasanın kaderine terk edilmesi söz konusu değildir. Enflasyon oranlarının gelir dağılımı üzerinde adaletsizlik yaratılmasının engellenmesi, salt bir kar anlayışı yerine toplumsal faydanın ön planda tutulması hedeflenmiştir. Atatürk’ün devletçilik modeli salt bir ideoloji olarak algılanmamalı, dönemin gereksinimi olan kalkınma politikası olarak değerlendirilmelidir. Devletçilik ilkesi tam bağımsızlık ilkesinin bütünlemesidir. Atatürk’ten sonra gelen yöneticiler aynı ilkeyi benimsemedikleri için başarılı olamayıp yanlış kalkınma politikaları uyguladıkları için ekonomimizi dışa bağımlı bir hale gelmiştir. Tarihsel süreç içerisinde ekonomik ve siyasi bağımsızlığın önemi karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İzmir İktisat Kongresi </strong></p>
<p style="text-align: justify;">İktisadi alanda önemli adımlar Kurtuluş Savaşı döneminden başlayarak atılmıştır. Kongre esas olarak iki konuyu görüşmek için toplanmıştır. Özel sektörün ve işçi sınıfının sorunlarını çözümlemek ve de yabancı sermaye çevrelerine ekonominin seyri ile ilgili bilgi paylaşımı amaçlanmıştır. Kongrede Misak-ı İktisadi kanunları kabul edilmiştir. (Demir, 1994, s. 51) Özel sektöre ağırlık vererek, mülkiyet hakkını güvence altına alan toplumsal refahı hedefleyen politikalar hedeflenmiştir. Devlet altyapı çalışmalarında yer alacak ekonomik sistemde fiilen etkili olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İktisat Kongresi sürecinde Lozan Antlaşması henüz sonuçlanmamıştır. Bakıldığı zaman Atatürk’ün bağımsız ekonomi konusunda verdiği önemi görebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Lozan Antlaşması</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan ekonomi politikalarını şekillendiren ve iktisat politikalarında dışa açık bir sistemin oluşturulmasında Lozan Antlaşması etkili olmuştur. Anlaşma maddelerine baktığımız zaman kapitülasyonların kaldırıldığının hükme bağlandığını görmekteyiz. Gümrük tarifeleri 1916 yılı seyrinde tutulmuş ve sınai üretim yapan kesim gümrük korumasından mahrum bırakacak politika izlenmiştir. Lozan Antlaşmasına bağlı olarak Osmanlı Devletinden kalan dış borçların ödenmesi yükümlülüğü altına girilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Birinci Beş Yıllık Sanayileşme Planı (BBYSP)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Birinci Beş Yıllık Sanayi Planında yerli üretimin teşvik edilmesi ithal edilen ürünlerin ülke içerisinde üretilmesi planlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sanayi kesiminde kullanılacak hammaddelerin yerli kaynaklardan tedarik edilmesi planlanmış olup sanayi üretimi yapacak tesislerin hammadde kaynaklarına yakına kurulması planlanmış ve teşvik edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İkinci Beş Yıllık Sanayileşme Planı (II. BYSP)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1936&#8217;dan sonra ikinci Beş Yıllık Sanayileşme Planı (İBYSP) hazırlıklarına girişilmiş ve hazırlanan plan 1938&#8217;de kabul edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Madencilik, elektrik enerjisi, denizcilik, makine sanayilerine ağırlık verilmiş 112 milyon liralık harcama karşılığında 100’e yakın işletmenin kurulması öngörülmüştür. Atatürk’ün vefatı, İkinci Dünya Savaşı, finansman zorluklarına bağlı olarak İkinci beş yıllık sanayileşme planı uygulanamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Atatürk Dönemi ve Günümüz Türkiye’si</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk döneminde açık vermeyen bütçelerden yatırımlara ayrılan pay %20 düzeyinde iken günümüzde hazırlanan bütçeler her yı1 açık vermekte olup bütçeden yatırımlara ayrılan pay %5’i geçmemektedir. Vergi gelirleri ise faiz giderlerini bile karşılayamaz duruma gelmiştir. Halkın %15,9’u yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmiştir. Sosyal devlet anlayışı ciddi şekilde erozyona uğramıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya ekonomisinde iflas eden IMF politikasını uygulamanın Türkiye ekonomisinden götürüleri bilinmektedir. Örneğin, son dönemde çıkan şeker kanunu, şeker fabrikalarını özelleştirilmesi, tütün kanunu gibi düzenlemelerle gelen kota uygulaması, nüfusunun %26’sı tarımla uğraşan ülkemizde çiftçileri daha da fakirleştirmiştir. Bu durum kentlere göçü tetiklemiştir. Aynı şekilde bugün devlet desteğinin hızla azaldığı tarım ve hayvancılık kesiminde üretim düşmüş, Türkiye tarihinde görülmemiş bir şekilde tarımsal ve hayvansal ürün ithal eder konuma gelinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüz ekonomisinde yeni fabrikalar açılıp yeni istihdam alanlarının oluşturulmasının desteklenmesi gerekirken Cumhuriyet döneminin kazanımları olan kurumların özelleştirildiği bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüz Türkiye’sinde daha çok sıcak para girişi ve dış borçlarla kalkınma çabaları (büyük dış açıklara rağmen<strong>), </strong>sürdürülebilir kalkınma çabamız önümüzdeki en büyük engeldir. Her yıl artan bütçe açıklarıyla ile kırılgan bir ekonomik yapıya hizmet etmektedir. Bu durum, reel ve mali sektörü olumsuz etkilemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sonuç</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Onuncu Yıl Nutkunda; “Yurdumuzu dünyanın en mamur ve medeni milletler seviyesine çıkaracağız” diyerek ülkemizin çağdaşlaşmaya yönelik hedefini göstermiştir. Uygulanan ekonomi politikalarında devletin teşvik edici, özel sektörle rekabetçi politikalar izlemediğini, piyasaları denetleyici olduğunu halkı piyasanın kaderine terk etmediğini görmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk döneminde ve çağdaş iktisat politikasında para basma yoluyla gelirin artırılmasının enflasyon oranlarını arttıracağı bu durumda toplumsal gelir dağılımında olumsuz etki yapacağı belirtilmektedir. Ekonomimizde ki kazanımlar ve yatırımların gelirlerimizle ve geleceğimizi ipotek altında almadan kazanılması teşvik edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk döneminde kurulan devlet fabrikaları ve madencilik tesislerinin, ekonomimizin sınai zeminini genişleterek, Türkiye’nin, Cumhuriyet’in devraldığı ezici fakirlikten kurtulmasına yaptığı katkılar hiçbir şekilde göz ardı edilemez. Bugün ki refahımız ve sanayi tesislerimizin ve kültürünün önemli bir kısmını Atatürk ve yönetim kadrolarının 1930’lardaki gerçekçi ve pragmatik arayışları yanında aldıkları cesur kararlarına borçluyuz.</p>
<p style="text-align: justify;">KAYNAKÇA</p>
<p style="text-align: justify;">Tezel, Y. (1986). Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi (1923-1950). İstanbul: Yurt Yayınları, 2. Basım.</p>
<p style="text-align: justify;">Boratav, K. (1967). 1923—1939 Yıllarının İktisat Politikası Açısından Değerlendirilmesi. İstanbul: Say Yayınları.</p>
<p style="text-align: justify;">Pakdemirli, E. (1995). Ekonomimizin Sayısal Görünümü 1923’den Günümüze. İstanbul: Milliyet Yayınları, 3.Baski.</p>
<p style="text-align: justify;">Demir, G. (1994). Devlet-Ekonomi ilişkisinde Dönüşümü. İstanbul: Beta Basım Yayım.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/gecmisten-gunumuze-kalkinma-modelleri-1923-193%e2%88%9e.html">Geçmişten Günümüze Kalkınma Modelleri: (1923-193∞)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Analiz: Tuvalet Kağıdı Gerçek Bir İhtiyaç Mıdır?</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/tuvalet-kagidi-gercek-bir-ihtiyac-midir.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2020 20:42:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici tercihleri]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim çılgınlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=9730</guid>

					<description><![CDATA[<p>İktisat bilimine göre; insanların tüketimi, insanların yedikleri, içtikleri, kullandıkları, harcadıkları faydalandıkları mal ve hizmetler belirli bir doğru üzerinde ya da belli bir eğri üzerinde hareket eder. Bu faaliyetler üzerinden veriler toplanır, o veriler bir forma dökülür analiz edilir buradan elde eden analiz çıktılarına tüketim kalıbı denilmektedir. Tüketim kalıplan oluşturulurken gelirden faydalanılmaktadır. Korelasyon ilişkisi açısından önemli [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/tuvalet-kagidi-gercek-bir-ihtiyac-midir.html">Analiz: Tuvalet Kağıdı Gerçek Bir İhtiyaç Mıdır?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">İktisat bilimine göre; insanların tüketimi, insanların yedikleri, içtikleri, kullandıkları, harcadıkları faydalandıkları mal ve hizmetler belirli bir doğru üzerinde ya da belli bir eğri üzerinde hareket eder. Bu faaliyetler üzerinden veriler toplanır, o veriler bir forma dökülür analiz edilir buradan elde eden analiz çıktılarına tüketim kalıbı denilmektedir.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Tüketim kalıplan oluşturulurken gelirden faydalanılmaktadır. Korelasyon ilişkisi açısından önemli kavramlar arasında gelmektedir. Gelir düzeyine bakıldığında, insanların gelir gruplarına göre kategoriye ayrılmaktadır. &#8220;Gelir düzeyine göre tüketicileri beşe ayırırsak, bu ayrımı başarılı olarak yapabiliyorsak tüketim üzerinden yapabileceğimiz analizlerde de başarılı olabiliriz. Dünyada da bilimsel olarak kabul gören bir yaklaşım modelidir. Fakat tüketimdeki belirsizlik, insan davranışlarındaki farlılıklardan kaynaklandığından her şey karmaşık bir hal almaktadır.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Tarihten günümüze kadar salgın hastalıklar, kuraklık, kıtlık, göç hareketleri toplum üzerinde ekonomik, psikolojik, sosyolojik etkileri olduğunu bilmekteyiz. Aralık ayında Çin’de ortaya çıkan COVİD-19- virüsü dünyayı etkileyecek boyuta ulaşmıştır. Virüsün ortaya çıkmasından sonra gözler hane halkları tüketim ürünlerine çevrilmiştir. Uzmanlara göre virüsten korunmak için temel önlem, sabun, kolonya ve hijyenik sıvıları düzenli kullanarak ellerimizi temiz tutmak. Öte yandan karantinalar arttıkça tuvalet kâğıdı stoklarının tükenmesi bilim insanlarını şaşırtan bir durum olmaktadır. Bu durumun sebebi, Covid-19’un sindirim sistemini çok fazla etkilememesi ve görülen semptomlar ve ileri aşamada yaşanılan rahatsızlıklarda ishal semptomu öne çıkmamaktadır. Aklımıza gelen soruların arasında tuvalet kâğıdı stoklarının hızlı tükenmesinin sebebi nedir? Sorusu öne çıkmaktadır.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Dünya Ekonomik Forumu’na açıklama yapan Melbourne Üniversitesi’nden Brian Cook’a göre bu bir “stresle mücadele tepkisi.” Cook, “Batılı birçok insanda tuvalet kâğıdı eksikliğinde tuvalet temizliğine karşı olumsuz bir bakış açısı olduğunu” belirtti. Bir diğer sebep, insanların tuvalet kağıdını pratik bir hijyen aracı olarak görmesi gelmektedir. Cook’a göre üçüncü sebep, tuvalet kâğıdı stoklamanın düşük maliyetli olması. İnsanlar kendilerini risk altında hissettiklerinde düşük maliyet karşılığında “güvence hissi” satın alıyor.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Tuvalet kağıdının “Bozulma riski yok ve sonuna kadar kullanması garanti olan bir ürün” olarak tanımlayan Ekonomist David Savage sözlerini şöyle sürdürdü: “Çoğu insanın hızla tükendiği için tuvalet kağıdına daha fazla ilgi gösterdiğini düşünüyorum. Ayrıca 1-2 hafta izole kalmanız gerekirse ihtiyaç duymanız da kaçınılmaz.” olarak değerlendirirken bildiğimiz gibi market raflarında en çok yer kaplayan ürünlerin başında gelirken hızla tükenmesi çok dikkat çekici olmaktadır.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">The Independent’e konuşan Pandemi Psikolojisi kitabının yazarı Steven Taylor’a göre bu duygunun altında yatan neden iğrenme duyarlılığının artması. Taylor “İğrenme, sizi bazı kirlenmelerden kaçınmanız için uyaran alarm mekanizması gibidir. Eğer salya kaplı bir korkuluk görürsem ona dokunmam, tiksinti hissederim. Bu yüzden enfekte olma korkusuyla tiksinti arasında çok sıkı bir bağ var. Tiksinti yaratan şeyleri ortadan kaldırmak içinse tuvalet kağıdından daha iyi bir araç yok. Bence tuvalet kağıdının koşullu bir güvenlik sembolü haline gelmesi bu yüzden” dedi.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Central Queensland Üniversitesi’nden Alex Russell ise olaya farklı bir bakış açısı ile yaklaşıyor: “İnsanlar sadece tuvalet kâğıdı stoklamıyorlar. Yüz maskelerinden el hijyen sıvılarına kadar her türlü ürün yağmalanıyor. Konserve ve uzun ömürlü yiyecekler de en çok alınan ürünlerin arasında yer alıyor. İnsanlar korkmuş durumda ve stok yapıyorlar. İhtiyaç duydukları her şeyi alıyorlar ve bir tanesi de tuvalet kâğıdı.” Russell’ın yaklaşımında tuvalet kağıdının yer kaplayan bir ürün olmasının da yeri var. Tuvalet kâğıdı raflarda daha çok yer kaplayan ve stoklama alanı gerektiren bir ürün olduğu için insanların “dikkatini çekiyor.” Russell’a göre en önemli faktör, tuvalet kağıdının yerini doldurulamayacak bir ürün olması. Eğer süpermarkette aradığınız gıdayı bulamazsanız, alternatiflerine yönelebilir ve düşündüğünüzden tamamen farklı bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Ancak söz konusu tuvalet kâğıdı ise onun yerini başka bir ürün ile doldurmanız mümkün değildir… Yine de sakin olup, tüketiciler olarak mantıklı düşünmemiz gerekiyor. Düzenli yemek yediğimiz takdirde her gün bir kez tuvalete çıkmak 2 yıllık tuvalet kâğıdı stoklamamızı gerektirmiyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Bilgilerimizin ışığında öncelik, halkın davranış biçiminin kendi kendini gerçekleştiren kehanet yaratmamasını teşvik etmek olmalıdır. Bazı ülkelerde özel sektör tarafından uygulanan gayri-resmi rasyonlama uygulamaları ile kişi başına alınacak ürün miktarı kısıtlanarak müşterilerin yeterli miktarda ürün satın almaları sağlanmakta ve kontrollü bir şekilde aşırı talebin önüne geçilmektedir. Piyasa ekonomisinde esasen ürünlere alışılmadık yoğun talep artışı, fiyat artışı ile karşılaşır. Artan fiyat seviyesi hem üretimin artmasını teşvik eder hem de yoğun talep artışını baskılayarak ani kıtlıklar karşısında arz ve talep koşullarını yeniden dengeye gelmesi için itici güç oluşturur. Ancak, piyasa sisteminin işlemesi içinde bulunduğumuz konjonktürde fırsatçıların da önünü açacağı için, zaten endişeli olan insanların güvenini daha da sarsacaktır. Bu nedenle devletin piyasa sisteminin işleyişine tüketiciyi koruyacak şekilde ‘tavan fiyat’ kapsamında müdahalesi iyi niyetli bir yaklaşım olacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">KAYNAKÇA</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">https://www.ekodialog.com/Makaleler/tuketim-kaliplari-tuketicinin-yeni-yuzu.html</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Cook, B. (2020). Neden Panik Halinde Tuvalet Kağıdı Alıyoruz? Hürriyet Gazetesi. (27.03.2020)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Savage, D. (2020). Neden Panik Halinde Tuvalet Kağıdı Alıyoruz? Hürriyet Gazetesi. (27.03.2020)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Taylor, S. (2020). Neden Panik Halinde Tuvalet Kağıdı Alıyoruz? Hürriyet Gazetesi. (27.03.2020)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Russell, A. (2020). Neden Panik Halinde Tuvalet Kağıdı Alıyoruz? Hürriyet Gazetesi. (27.03.2020)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">https://www.milliyet.com.tr/pembenar/galeri/neden-panik-icinde-tuvalet-kagidi-satin-aliyoruz-6167639/8</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">https://www.paradurumu.com/foto-galeri/harcama/cilginca-stok-yapmanin-altinda-yatan-asil-sebep-ne-galeri-5040?sayfa=5</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">https://www.independentturkish.com/node/147391/sağlik/insanlar-neden-panikle-tuvalet-kağıdı-satın-alıyor</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">https://daktilo1984.com/forum/tuvalet-kagidi-krizi-ve-panik-ekonomisi-uzerine/</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/tuvalet-kagidi-gercek-bir-ihtiyac-midir.html">Analiz: Tuvalet Kağıdı Gerçek Bir İhtiyaç Mıdır?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel Günler ve Tüketim Ekonomisi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/ozel-gunler-ve-tuketim-ekonomisi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Feb 2020 20:36:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<category><![CDATA[anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[özel günler]]></category>
		<category><![CDATA[sevgililer günü]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici tercihleri]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim ekonomisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=9455</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazımızda dünyada ve ülkemizde giderek önem kazanan en geleneksel toplumlarda tüketim kalıplarının oluşmasına yol açan özel günlerin (Sevgililer Günü, Anneler, Babalar, vb.nin) tüketici davranışı ve tüketim üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Günlük hayatımızın, özellikle son dönemlerinde önemli yere sahip olan özel günlere taşıdıkları ya da nitelendirildikleri gibi duygusal anlamlar yüklenmekte ve belki de tüketimi körükleyen yönleri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ozel-gunler-ve-tuketim-ekonomisi.html">Özel Günler ve Tüketim Ekonomisi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Yazımızda dünyada ve ülkemizde giderek önem kazanan en geleneksel toplumlarda tüketim kalıplarının oluşmasına yol açan özel günlerin (Sevgililer Günü, Anneler, Babalar, vb.nin) tüketici davranışı ve tüketim üzerindeki etkileri ele alınmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Günlük hayatımızın, özellikle son dönemlerinde önemli yere sahip olan özel günlere taşıdıkları ya da nitelendirildikleri gibi duygusal anlamlar yüklenmekte ve belki de tüketimi körükleyen yönleri tüketiciler tarafından göz ardı edilebilmektedir. Tüketiciler açısından özel günlerde alınan hediyelerin ekonomik büyüklüğü giderek artmaktadır. Tüketiciler genellikle bilinçli davrandıklarını düşünürler, kendilerini tüketmeye ve daha çok tüketmeye yönelten nedenin ne olduğunun farkına bile varmazlar. Tüketimlerini kendilerince haklı sebeplere dayandırmakta ve bu örtülü tüketim zorlamasının bir hedefi olduklarını kabullenememektedirler.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Özel günler son dönemde firmalar ve hane halkları tarafından yakından takip edilen sadece zihin ve pazar payı değil gönül payı da kazanmak isteyen markalar ise giderek daha duygusal içerikleri mekanizmalara yöneliyor. (1)</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">İşletmelerin talep yaratma hırs ve kaygıları ile özel günlere yönelik kampanyaları ve tüketici davranışında değişim sağlama çabaları, b</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">unun bir sonucu olarak da tüketime çeşitli duygusal anlamların yüklenerek sosyal boyutu oluşturan tüketim kültürünün toplumda yerleşik hale gelmesinin analiz edilmesidir.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Tüketimi etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörlere baktığımızda tüketim davranışlarını etkileyen sosyo-kültürel etkenler, psikolojik etkenler, demografik etkenler bulunmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Firmalar tüketici davranışlarını inceleyerek pazarı oluşturan tüketicilerin kimler olduğunu, tüketim kalıplarını, ne zaman satın alındığını ve nelerin satın alındığı analiz edilerek tüketim profili oluşturulmaktadır. </span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Örneğin, iktisat disiplinine göre tüketiciler satın alma kararı verirken faydalarını maksimize etmeyi amaçlarlar. Buna karşılık bu açıklama psikoloji, sosyoloji ve antropoloji tarafından pek itibar görmez. Çünkü bu disiplinlere göre bu açıklamada bireyin tecrübeleri, güdüleri, algıları, kişilikleri, sosyal grupları, ailevi yapısı, inançları ihmal edilmektedir. Oysa tüketicinin karar verme sürecinde bu özelliklerinin ve aidiyetlerinin de etkisi vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Özel günler insanların sevdiklerine hediyeler satın alarak sevgilerini ifade edebilecekleri anlayışına dayanmaktadır. Bu duygusal yön kullanılarak tüketicilerde sevginin ancak hediye ile kanıtlanabileceği, dolayısıyla sevgiyi göstermenin sadece ve ancak hediyeleşme ile mümkün olacağına dair bir anlayışın yerleştirilmeye çalışılması, pazarlamanın günümüzde özel bir alanı haline gelmiş bulunmaktadır. Bu halde tüketiciler duyguların istismar edildiği yeni bir durum ile karşı karşıya kalmış bulunmaktadırlar. (2)  Bu kışkırtılmış ortamda özellikle bankaların rolleri kayda değerdir. Bankalar bu durumdan oldukça memnun olarak oyuna katılmakta; bu yolla kredi kartları marifetiyle veya nakit olarak bu günlerde satış hacminin artırılmasında firmalara destek vermektedir. Tüm bu oyunların sonunda, kanaatkârlığı ile bilinen toplumlarda dahi tüketim kültürünün oluşturulması ve yerleştirilmesi gittikçe daha kolay hale gelmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Yazılı ve görsel medya üzerinden yapılan yayınlarla tüketicilerin sınırsızca alışverişe yönlendirdikleri belirtilmektedir. Tüm bunlara karşılık özel günlere bir anlam olarak yüklenmek istenen tüketim arzusunun bir tuzak olduğu ve bu tuzağa düşülmemesi gerektiği de söylenmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Rakamsal olarak özel günlerin büyüklüğüne bakmak gerekirse;</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Amerika’da “Sevgililer Günü’nde bireylerin ortalama harcaması kişi başına 65 dolar. O gün ekonomiye pozitif katkı olarak dönen toplam miktar 3,6 milyar dolar civarında. Tüketicilerin %52’si özel günlerde hediye vermeyi tercih ediyor. Son dönemlerde online alışveriş yapanların oranının da oldukça yüksek olduğu belirtiliyor.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Aeltus Investment Management’in 28 Ocak 2002 tarihli raporuna göre, analistler şubat ayı için iyimser tahminlerde bulunuyor. Amerika’da ve tüm dünyada son dönemde ekonomik yavaşlama yaşanıyordu. Ocak ayı iyimserlik notunu – 2,77 ve mart ayı notunu – 2,66 olarak bildiren analistler, şubat ayı için ise + 2,64 tahmininde bulunuyor. Raporda bu iyimserlik Sevgililer Gününe bağlanıyor. (3)</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Kanada’da yapılan araştırmalar ise tüketicilerin %45’inin “Anneler Günü’nde alışveriş yaptığını ortaya koyuyor. Tüketicilerin %41’i, 50 dolar veya daha az harcarken, yüzde 38’i hediyeler için 50 ile 100 dolar arası ödüyor.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">“Anneler Günü’nde hediye alanların yüzde 63’ü tercihini kart ve çiçekten yana kullanırken, bunu kozmetik ve mücevher izliyor.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Kanada’da “Anneler Günü”, yılbaşından sonra en fazla hediyenin verildiği ikinci gün. Şehirlerarası telefon görüşmeleri, yemek rezervasyonları ve gönderilen kutlama kartları sayılarında inanılmaz artış oluyor. Bugünde yaklaşık 22 milyon adet kutlama kartı gönderiliyor.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">ABD Dış Tarım Dairesi Hizmetleri İlerleme Raporu’na göre, Hindistan’da zirvedeki iş devirleri özel günlerde yaşanıyor. Çünkü, bu dönemlerde tüketici harcamaları artıyor. Ramazan, Şeker Bayramı ve Yılbaşı en önemli özel günler. Bu günlerde Hindistan’da un, şeker, yumurta, tavuk, et, peynir, kurabiye, pasta, taze ve kurutulmuş meyve tüketimi ciddi boyutlarda artıyor.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Son dönemde “Sevgililer Günü’nde restoranlarda doluluk oranında yükseldiği görüldü. Ayrıca, en son “Sevgililer Günü’nde, Hindistan’dan Hollanda, Almanya ve İngiltere’ye 350 ton çiçek ihraç edildi. Geçen yıl bu rakam 250 tondu.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Rakamlara ve verilen örneklere baktığımızda, cirolarda en büyük patlamanın “Anneler Günü” ve “Sevgililer Günü”nde gerçekleştiği görülüyor.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Bonus Card yetkilileri, tek bir gün olarak kutlanan Anneler Günü ya da Sevgililer Günü’nde gerçekleşen artış oranlarının, daha uzun bir zamana yayılan bayramlara göre daha yüksek olduğunu vurguluyor.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Tike Restoran yetkilileri, son 5 yıldır Anneler Günü’nde yüzde 100 dolulukla çalıştıklarını belirtiyorlar. Tüm özel günler içinde en fazla yükselişin “Anneler Günü’nde görüldüğünü de ekliyorlar.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Advantage Card ile 14 Şubat’ta gerçekleştirilen alışverişler, yıllık ortalamadan yüzde 80 daha fazla. Yani özel günler yıllık ciroya da dikkat çekici ölçüde etki yapıyor.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Son yıllarda ise “Babalar Günü”, “Anneler Günü’nde yaşanan artışları yakalamaya başladı. Boyner Holding Murahhas Azası Cem Boyner, “Anneler Günü’nden önceki cumartesi günü 49 bin 542, pazar günü 31 bin 72 işlem gerçekleşirken, alışveriş yapanların sayısını 80 bin 614 olduğunu söylüyor. Babalar Günü öncesindeki cumartesi günü ise 43 bin 494 kişi alışveriş yaparken, pazar günü işlem sayısının 32 bin 977 olduğunu belirtiyor. (4)</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Özel günler bireyleri tüketime teşvik ederken firmalar açısından uzun dönemde varlıklarını ve kârlılıklarını sürdürmeye çalışmaları ve bu yönde gereken tüm çabaları göstermeleri kaçınılmazdır. Firmalar yoğun kampanyalarının ivme kazanması ile tüketicilerin harcama tutarları inanılmaz rakamlara ulaşmakta, gerek nakit gerekse kredi kartı ile yapılan alışveriş tutarları zirve yapmaktadır.</span></p>
<hr />
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif">1 ODABAŞI, Yavuz, BARIŞ, Gülfidan (2003), Tüketici Davranışı, Mediacat Kitapları, Kapital Medya Hizmetleri, İstanbul.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif">2  BÖGE, Erinç (1994), “Tüketici Davranışı ve Karar Verme”, Pazarlama, Gazi Yayınları, Ankara.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif">3file:////%C3%96zel%20G%C3%BCnler%20Ekonomisi%20-%20Capital_files/%C3%96zel%20G%C3%BCnler%20Ekonomisi%20-%20Capital.html</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif">4 PARLAR, Ahu (2002), “Özel Günler Ekonomisi” Capital Dergisi, http://www.capital.com.tr/haber.aspx?HBR_KOD=157</span></p>
<p style="text-align: justify">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ozel-gunler-ve-tuketim-ekonomisi.html">Özel Günler ve Tüketim Ekonomisi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap İncelemesi: Ahlaksız Büyüme</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-ahlaksiz-buyume.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 17:20:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlaksız Büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[Çıkar İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik büyüme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=9128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitabın adı: Ahlaksız Büyüme Yazar: İbrahim Semih AKÇOMAK Yayınevi: Efil Yayınları/2. Baskı Yıl: 2018 Birinci Bölüm: Ahlaksız Büyüme Demokratik kurumların ve hukukun üstünlüğü kavramının uzun dönem ekonomik büyüme ile ilişkilendirildiği oldukça gelişmiş iktisat yazımı vardır. Hukuk kurumu, ekonomik beklentileri, davranışları etkileyerek ve insanlar arasındaki genel güven duygusu besleyerek, ekonomik sistemin daha sağlıklı çalışmasını sağlayabilir. Türkiye&#8217;de [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-ahlaksiz-buyume.html">Kitap İncelemesi: Ahlaksız Büyüme</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img title="kitap1-300x207 Kitap İncelemesi: Ahlaksız Büyüme  "decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-9132" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/11/kitap1-300x207.jpg" alt="kitap1-300x207 Kitap İncelemesi: Ahlaksız Büyüme  " width="300" height="207" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/11/kitap1-300x207.jpg 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/11/kitap1-768x529.jpg 768w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/11/kitap1.jpg 828w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kitabın adı</strong>: Ahlaksız Büyüme</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yazar:</strong> İbrahim Semih AKÇOMAK</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yayınevi:</strong> Efil Yayınları/2. Baskı</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yıl:</strong> 2018</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong>Birinci Bölüm: Ahlaksız Büyüme</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Demokratik kurumların ve hukukun üstünlüğü kavramının uzun dönem ekonomik büyüme ile ilişkilendirildiği oldukça gelişmiş iktisat yazımı vardır. Hukuk kurumu, ekonomik beklentileri, davranışları etkileyerek ve insanlar arasındaki genel güven duygusu besleyerek, ekonomik sistemin daha sağlıklı çalışmasını sağlayabilir. Türkiye&#8217;de reform adı altında devamlı değişik yasalar, kurumlar için kaygan bir zemin oluşturmaktadır. Bu kaygan zemin, kurumların bağlayıcılığını tehdit ederek uzun dönem büyümeye engel olan ahlaksız büyüme ortamı yaratmaktadır. İktisatçılar ekonomik büyümeyi gayrisafi yurtiçi hasıladaki artış olarak nitelendirirken bu tanımın yetersiz olduğunu görmekteyiz. Ekonomik büyüme kavramı sosyolojik, ekonomik, psikolojik ve kurumları açısından değerlendirilmektedir. </span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Ahlaksız Büyümenin Pratiği</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Bindiğiniz taksinin fazladan para almak için farklı güzergâh izlemesi, ya da gündüz olduğunu bildiği halde bilerek gece tarifesi uygulaması, ya da şoförün verdiğiniz 50 TL’yi el çabukluğuyla 5 TL ile değiştirmesi;</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Elektronik tartının eksik tartması, ya da semt pazarında kullanılan demir ağırlıkların içini oymak suretiyle eksik tartmak ve küçük haksız kazançlar elde etmek;</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Evinizde yapacağınız onarım için anlaştığınız işçinin hiç gelmemesi, nedeni sorulduğunda ise daha fazla para veren başka birine gidildiğinin söylenmesi;</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Yapılan bir inşaat işi için kapora ya da peşin para ödenmesinden sonra işçilerin ortadan kaybolması;</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Haddinden fazla iş almak, işe başlayıp müşteriyi bağladıktan sonra işin haftalarca bitirilmemesi, kısaca iş aktine uymamak;</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Ödediğiniz trafik cezası için yazılan makbuzun birkaç kez kıvrılarak verilmesi,</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Çeklerin karşılıksız çıkması </span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Musluk tamircisinin ya da elektrikçinin evinizdeki basit tamirat karşılığında çok yüksek para teklif etmesi;</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Polisin rüşvet istemesi; tapu işlemlerinin neredeyse rüşvetsiz halledilemiyor oluşu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Verilen örneklerin hepsi aslında ahlaksız büyümenin bir niteliğidir. Ne acıdır ki yukarıda değindiğimiz örnekler Türkiye&#8217;de ahlaksızlığın masun tarafı olarak görüyoruz. Kopya çekmek, vergi kaçırmak, yalan söyleyerek çıkar sağlamak gibi ahlaksızlık örnekleri sürekli olarak affedildi için içselleştirmiştir. Diğer bir ifadeyle bu tip davranışlarda bulunduğumuz zaman ne resmiyette cezalandırılıyoruz ne de gayrı resmi olarak tepki görüyoruz. Ahlaksız davranışlar cezalandırılmadığı gibi bu davranışta bulunan kişi ve kurumlar elde ettikleri kısa dönem ödüllendirildiğinde ahlaksızlık meşrulaştırılması da ve bu ahlaksızlığın meşrulaştırdıkça sağlanan çıkar giderek büyümektedir. Ahlaksız büyüme süreci ekonominin yapının işleyişi olan güven duygusunu derinden sarstı. Kişilerin, işletmelerin ve devletin birbirine güvenmediği bir ortam oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde hukuk kurumu ve ekonomik yapı kişilerin güvenilir olduğu ilkesi üzerine kurulmuştur aksi bir durumda hukuksal yapı kuralları çiğnen kişi ya da kuruma cezalandırılır yani hukuk bağlayıcıdır. Türkiye&#8217;de ahlaksız büyüme süreçlerinin kendine özgü güven mekanizması yaratmadı karşılıklı çıkarın önemli vurgu yapılmaktadır. Bir diğer ifadeyle Türkiye&#8217;deki ekonomik sistem de güven kavramı vardır ancak bunun kaynağı hukuk ve demokratik kurumlar değil karşılıklı çıkardır. </span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Birinci bölüm özetlemek gerekirse, ahlaksız büyüme süreci kısa dönemli ekonomik fayda sağlasa da uzun dönemde sürdürülemez. Ahlaksız büyüme sürecini yavaşlatacak iki önemli mekanizma bulunmaktadır. Bunlardan ilki; hukukun üstünlüğü ilkesinin tekrar tesis edilmesidir. Son 5-6 yıllık süreçte hukuk sisteminin içine sokuldu işler acısı durumu düşünerek bu hususta orta vadede bile bir gelişme sağlanabileceğini inanmıyorum. Ahlaksız büyüme sürecini sonlandıracak ikinci mekanizma ise eğitimdir. Özellikle temel ve orta dereceli eğitim hukukun üstünlüğüne inanan kurumlara ve yasalara saygılı, ahlaklı bireyler yetiştirmek elzem önemlidir. Toplumsal ve ekonomik yapıyı düzenleyen kurumlarla oynamak tehlikelidir. Eşitlik, enflasyon, işsizlik, küreselleşme ve bölgesel gelişmeler bir yana dursun. Türkiye ekonomisi için en büyük tehdit ahlaksızlığa kilitlenmektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong>İkinci Bölüm: Kurumlar ve Ahlaksız Büyüme</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Kurum kavramının farklı ama birbiriyle örtüşen birçok tanımı vardır. Politik, ekonomik ve toplumsal etkileşimleri sınırlayan insan yapısı tasarımları şeklinde tanımlanabilir. Timur Kuran kurum kavramına bireysel davranışları belirleyen ve bunlar tarafından biçimlerden düzenleri sosyal olarak yaratan bir sistem olarak tanımlanmıştır. Her iki tanım da kurumların, insanların etkileşimi sonucu ortaya çıkan ve yine insanların davranışlarına çekidüzen veren bir yapıya sahip olduğunu vurgulamaktadır. Bireylerin davranışlarına sınırlayan ve düzenleyen kurumlar devlet tarafından resmi olarak oluşturulan hukuksal altyapı ve yasalar olabileceği gibi; etkileşimle tarihi süreçte biçimlenen ve resmi olmayan gelenek ve görenekleri de içerebilir. Bu tanıma göre aynı zamanda toplumsal ve siyasal etkileşimle çok uzun dönemde ortaya çıkan demokrasi gibi yönetsel biçimleri kapsamaktadır. Kurumların tam anlamıyla işlevsel ve bağlayıcı olduğu toplumlarda iktisadi denge hep daha üst bir refah seviyesine ulaşacaktır. Özellikle devlet eliyle oluşturulan resmî kurumlar bireylerin davranışını düzenlemekte yetersiz kalmaktadır. Kurumların ve sisteminin henüz tam olarak oluşmadığı ya da bağlayıcı olmadığı toplumlar da ticari hayatı toplumsal kurallar düzenleyebilir. Türkiye ekonomisinde devlet eliyle oluşturulan resmî kurumlar bireylerin davranışlarının frenlemek de yetersiz kalmaktadır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Türkiye&#8217;de resmî kurumların bireylerin ve ekonomik oyuncuların davranışlarının düzenlememesi nedeniyle oluşan ahlaksız büyüme sürecinin uzun dönem büyümeye engel olmasıdır. Ülkeler arasında uzun dönem gelir farklarını belirleyen etmenler vardır. Kimi araştırmacılar coğrafi konum öneminden bahsetmektedir. Coğrafi olarak daha uygun tarım ve yaşam şartlarına sahip bölgeler diğer bölgelere göre daha gelişme potansiyeline sahiptir. Kurumsallaşmış demokratik yapılar hukukun üstünlüğü ve yöneticilerin yetkilerini sınırlandırılmasına yönelik kurumları ile uzun dönem büyüme arasında oldukça sağlam bir ilişki vardır. Özellikle bireylerin haklarını koruma altına alan hukuk kurumu toplumsal hayatın düzenlenmesinde oldukça önemli görevler üstlenmektedir. Resmî kurumlar ve resmi olmayan kurumlar arasındaki ilişkiye bakmak gerekirse, davranış biçimleri güven ve toplumsal kurallar gelenek ve görenekler kadar resmî kurumların bağlayıcılık derecesi ile de açıklanabilir. Hukukun üstünlüğü kavramının tam yerleşmediği toplumlarda bireyler arasında güven duygusu zayıf olabilir. </span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Kısaca özetlemek gerekirse, hukuk sistemindeki değişim sürecinin yargının etkinliğini olumsuz yönde etkilemesi ve yargının tarafsızlığına olan inancın zayıflaması nedeniyle Türkiye’de hukuk bağlayıcılığını kaybetmiştir. Ahlaksız büyüme sürece hukuk kurumunun bağlayıcı olmadığı ve cezalandırma kurumunun ağır aksak işlediği ortamlarda filizlendi. </span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Taha Akyol kadar hukuk ve adalet vurgusu yapan bir köşe yazarı daha yoktur. Ocak 2009’dan günümüze kadar yaklaşık 2600 köşe yazısının 320’sinde Taha Akyol hukuk ile ilgili yazmıştır. Hukuk konusunda yazmadı en geniş zaman aralığı Nisan-Haziran 2013 arasında yaklaşık iki buçuk ay; en çok yazdığı yıl ise beklendiği gibi 2014 yılıdır. Konular çeşitli: hukuk devleti; hukukun sistemin işleyişi, yargı bağımsızlığı; yargı tarafsızlığı konularında olmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong>Üçüncü Bölüm: Ahlaksız Büyümenin Ekonomik Bileşenleri</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Ekonomik sistemin ana yakıtı üretimdir. Sanayinin ve üretimin önemini bir türlü kavrayamadık. Hem istatiksel olarak hem de insanların gözünde hızla sanayileşen Türkiye’nin hala üretimi dönüştürecek bir sanayi politikası yok. Sanayisizleşen Türkiye’de hizmetler ve inşaat sektörü ön plana çıkmaktadır. Faiz rantının yerini arsa rantı aldı; rant yine hizmetler ve inşaat sektörü içinde dönmektedir. Türkiye’de bir girişimcilik ve inovasyon enflasyonu yaşanmaktadır. Erinç Yeldan son dönemdeki büyümeye başka isim vermiştir: borç-güdümlü büyüme denilmiştir. Türkiye’ye giren dış kaynak, inşaat ve hizmetler sektörünü desteklemekte; sadece küçük bir kısmı gerçek anlamda sanayi sektörüne yaratılmadıktadır. Sıcak paraya dayalı büyüyen bir yapının ne kadar kırılgan olabileceğini 2014 yılının başlarından itibaren görmekteyiz. </span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">1. Bireyler ve firmalar ahlaksız büyüme ağına kısa dönem kazançlar nedeniyle dâhil olur.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">2. Ekonomik çıkar ağı genişlediği sürece sistem kısa dönem ekonomik büyüme yaratır.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">3. Bu kısa dönemli büyüme aslında bir aldanmadır.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">4. Ahlaksız bir ve sürecine dahil olan bireyler ve firmalar bu aldanma karşında çıkar ilişkisi nedeniyle sistemin yarattığı olumsuzluklara karşı duramazlar.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">5. Dış etmenler karşılıklı çıkar ilişkilerinin zedelenmesi ve sistemin yarattığı olumsuzlukların sürdürülemez hale gelmesi nedeniyle ahlaksız büyüme süreci çökmeye başlar.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">6. Demokratik kurumlar, hukukun üstünlüğü ve eğitim sisteminin kaygan bir zemine kurulu olduğu için ahlaksız bir ve sürecini kıracak dinamikler oluşmaz</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">7. Yeni bir ahlaksız bu yuva sürece filizlenmeye başlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Uzun dönem büyüme yapısal dönüşümlerle ulaşılabilir ancak, yapısal dönüşümler kısa dönemde oy getirmediği için ahlaksız büyüme sürecini yöneten hükümetlerce tercih edilmezler. Hatta yapısal dönüşümler kısa dönemde oy kaybına bile neden olabilmektedir. Türkiye uzun dönem büyümeyi yakalayabilmek için iktisadi yapısının daha çok katma değer üretmek üzerine kurgulanmalıdır ancak, böyle bir üretim stratejisi demokratik kurumların ve hukukun işlevsel oldu bir kurumsal yapı ve tutarlı bir eğitim politikasını yanında, uzun dönem büyümeyi amaçlayan bir bilim, teknoloji ve sanayi politikası gerektirmektedir. Türkiye’de böyle bir yapı ne de politika tasarıma anlayışı yoktur. Son 15-20 yılın ekonomik büyümesinin üzerine kuruldu beş kavram var aslında; üretim, bol para, inşaat, istihdam inovasyon ve girişimciliktir. Çoğu, kâğıt üzerinde ve siyasal söylemde kalan politikalar sonucunda üretemedik ama sanayisizleştik; borçla büyüdük, inşaatla mutlu olduk; iş yaratamadık, katma değer üreten yenilikler ortaya koyamadık.</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-ahlaksiz-buyume.html">Kitap İncelemesi: Ahlaksız Büyüme</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kupa Bardağı Deneyi ve Katılımcı Tercihleri</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kupa-bardagi-deneyi-ve-katilimci-tercihleri.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Oct 2019 06:52:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<category><![CDATA[Davranışsal iktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Deneysel İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Kupa bardağı deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[Sınırlı Rasyonellik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=8995</guid>

					<description><![CDATA[<p>İktisadi modeller, bireylerin rasyonel davranışları varsayımı üzerine kuruludur. Ekonomilerin dalgalanma dönemi ve yaşanan krizler nedeniyle rasyonellik varsayımı sorgulanmaya başlamıştır. İnsanların sınırlı rasyonellik sahip olduğunu, bu nedenle faaliyetlerini mükemmellikte uzak sonuçlar verdiğini savunan davranışsal iktisat ana akım iktisat iktisadi modelleri daha gerçekçi aksiyomlara dayandırmaya çalışır. Davranışsal iktisat bireylerin aldığı tüm kararlarda rasyonelliğin gözetilebileceğini iddia klasik iktisat [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kupa-bardagi-deneyi-ve-katilimci-tercihleri.html">Kupa Bardağı Deneyi ve Katılımcı Tercihleri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">İktisadi modeller, bireylerin rasyonel davranışları varsayımı üzerine kuruludur. Ekonomilerin dalgalanma dönemi ve yaşanan krizler nedeniyle rasyonellik varsayımı sorgulanmaya başlamıştır. İnsanların sınırlı rasyonellik sahip olduğunu, bu nedenle faaliyetlerini mükemmellikte uzak sonuçlar verdiğini savunan davranışsal iktisat ana akım iktisat iktisadi modelleri daha gerçekçi aksiyomlara dayandırmaya çalışır. Davranışsal iktisat bireylerin aldığı tüm kararlarda rasyonelliğin gözetilebileceğini iddia klasik iktisat teorisi geleneğinin aksine rasyonelliği genel bir açıklayıcı değil bir istisna olduğunu öne sürer. Kısıtlı seçenekler zihinsel ya da fiziksel yetenekler ya da sahip olduğundan bilgilinin sınırlı olması ve sezgisel eğilimler bireylerin rasyonel olmayan kararlar almasına neden olmaktadır. Davranışsal iktisat literatüründe bireyin davranışları ve karar alma mekanizmalarının incelenmesinde karşımıza çıkan dört temel yöntem bulunmaktadır. Bunlar; varsayımsal seçim, gerçek sonuçlarla deney, alan çalışması ve süreç ölçümleridir (Kurt, 2011, s. 32-33). Varsayımsal seçim, hazırlanan bir kurgu içerisinde karar alıcının seçimlerini gözlemler. Gerçek sonuçlarla deney, varsayımlar üzerinden elde edilen sonuçların yeterli olup olmadığı kuşkularını yok etmek için hazırlanan kurguların fiili olarak karar alıcılara sunulmasıdır. Alan çalışması, araştırma konusunun verilerinin, konunun incelendiği yerden toplanmasıdır. Süreç ölçümleri ise, karar alıcıların, karar alma sürecinin beyin görüntüleme tekniği kullanılarak hangi kararların beynin hangi bölgelerini uyardığını belirlemeye çalışmaktadır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Davranışsal iktisat, bireyin gözlemlenen davranışlarının incelenmesi sonucu, sınırlı rasyonelliğin istisna olmadığını öne sürmüştür. Bu iddiasını kanıtlamak için deneylere başvurmuştur. Elde edilen gözlemlerin modellenmesinde kullanılan yöntem, saha deneyleri ve laboratuar deneyleri olarak ikiye ayrılmıştır (Bayrak, 2012). İktisat disiplininin yeterli saha verisi elde edememesi, iktisatçıları laboratuarlara yönlendirmiştir. Deneylerin incelenen nedenselliği doğru yansıtacak şekilde hazırlanması ve incelenecek problemi gerçek hayattan daha soyut düzeyde ve basit şekilde yansıtması gerekmektedir. Deneylerde katılımcıları teşvik etmek, sonuçların sağlamlığını arttırmak, teşvik edici unsuru daha kolay belirginleştirilebilmek, tercihlerin monotonluk özelliği ve davranışların maksimizasyon prensibini daha kolay görebilmek için; deneye katılanlara kupa bardağı hediye edilecektir. Deneysel yöntemler; teorik modellerin ya da varsayımların test edilmesinde, ampirik tutarlılıkların gözlemlenmesinde, politika araçlarının, stratejilerin ve kurumların test edilmesi ya da desteklenmesinde kullanılmaktadır (Saral, 2015, s. 321-327). Disiplinler arası yaklaşımlar ve deneysel araştırmalar sayesinde bireyin davranış ve zihinsel süreçleri gözlenebilmiş ve açıklanabilmiştir. Bireyin mükemmel rasyonellikten uzak olduğuna ilişkin kanıtlar aşağıda yer alan saha çalışmasında sunulmuştur. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Bu çalışmada sınırlı rasyonelliğin varlığını doğrulayan deneysel eğilimler ve önyargılar ile karar alma sürecinin rasyonellikten nasıl saptığını ortaya koyan davranışsal iktisat literatürünü incelenecek ve davranışsal iktisadın bulguları, bireyin rasyonel olmadığına kanıt olarak sunulacaktır. Deneysel iktisat çalışması kapsamında kupa bardağı deneyi yapılmış olup, çalışmaya elli kişi katılım göstermiştir. Yirmi beş kişi kupa bardağı kullanmış olup, kalan yirmi beş kişi kupa bardağı kullanmamıştır. Katılımcılar kupa bardakları ile beraber otuz gün zaman geçirmiş olup, saha çalışması İstanbul ve Bursa&#8217;da yapılmıştır. Çalışma kapsamında bireylerin kullanılan ürünlerle aralarında duygusal veya rasyonel bir bağ oluşumu test edilmiştir. Katılımcılar arasında bağ oluşuyorsa, oluşan bağ hangi grup üzerinde daha etkili olmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"> Kurulan ilişkiye bağlı olarak kupa bardaklarının söz konusu satışı ile ilgili verecekleri fiyat aralıkları kupa bardağının gerçek satış fiyatına yakınlığı test edilmiştir. Çalışmanın detaylarına baktığımız zaman kupa kullanan grubun yaş dağılımı ağırlıklı olarak 30-45 yaş aralığında katılımcılardan olmuştur. Kupa bardağı kullanmayan grupta ise 20-48 yaş aralığında katılımcıların olduğu görülmektedir. Katılımcıları cinsiyet bakımından incelendiği zaman her iki gruptaki kadınların ve erkeklerin dağılımının eşit olduğunu görmekteyiz. Eğitim durumu açısından analiz edildiği zaman kupa bardağını kullanan katılımcılar ağırlıklı olarak lisans, kupa bardağı kullanmayan katılımcılar ağırlıklı olarak lisans eğitim seviyesine sahiptir. Meslek gruplarına bakıldığında kupa kullanan katılımcılar memur ve emekliler çoğunlukla olarak dağılmış olup kupa bardağı kullanmayan katılımcılarla benzerlik görmektedir. Gelir düzeyi bakımından değerlendirildiği zaman her iki grubunda aylık gelir dağılımı 3000 TL üzerinde olduğu görülmektedir. Gelir yapısı benzerlik gösterdiği için daha sağlıklı analiz yapabilmesi kolaylaştırmıştır. Kupa bardağı kullanan katılımcılara, kullandığınız kupa bardağını almak isteseydiniz ne kadar miktar ödemeye razı olurdunuz? Diye sorulduğu zaman kupa kullanan katılımcılar 50% oranında 6-10 TL aralığında bir fiyat ödemeye razı olacağını ifade etmiştir. Kupa bardağını kullanmayan grupta 45.8% oranında 6-10 TL aralığında ödeme yapabileceklerini ifade etmişlerdir. Kupa bardağı kullandıktan sonra satmak istenildiğinde 46.6% oranında kadınlar 21 TL ve üzerinde bir fiyata satmak istediğini ifade ettiler. Erkeklerde ise bu oran 77.7% oranında 21 TL ve üzerinde bir fiyata satmak istediklerini görebiliriz. Kupayı kullanmayan katılımcılar kupa bardağını satmak istediği zaman 40% oranında kadınlar 16-20 TL aralarında bir fiyata satabileceğini ifade etmektedir. Erkek katılımcılara bakıldığı zaman 33,3% oranında 21 TL ve üzerinde bir fiyata satılabileceği görülmektedir. Kupa bardağını kullanan katılımcılara, kupa kullanılmadan önce satılmış olsalardı satılmak istenilen fiyat aralığı sorulduğu zaman 46,6% oranında 11-15 TL aralığında bir fiyat istenirken, kupa bardağı kullanmayan katılımcılara bakıldığı zaman 37,5% oranında 10- 15 TL arasında bir fiyata satabilecekleri görülmektedir. Kupa bardağı kullanan katılımcılara, kupa bardağını kullanıldıktan sonra satmış olsaydınız ne kadara satardınız diye sorulduğu zaman kupa bardağı kullanan katılımcılar 58,3% oranında 21 TL ve üzeri bir fiyata satmaya razı olacakları görülmektedir. Kupa bardağı kullanmayan katılımcılara bakıldığı zaman 33.3% oranında 16-20 TL aralığında bir fiyata satılmak istediğini görülmektedir. Özetlemek gerekirse, kupa bardağı kullanan katılımcılar, kupa bardağı kullanmayan katılımcılara oranla kupa bardağını kullandıktan sonra satmak istedikleri fiyatla bardağın gerçek satış fiyatı arasında yüksek bir fiyat farkı olduğunu görmekteyiz. Bu fiyat farkını kupa bardağı ile geçirilen zaman, kurulan ilişkilere bağlı olduğunu söylemek yanıltıcı olmayabilir. Klasik iktisat teorisine göre bireyler satış fiyatı üzerindeki pozitif farka dikkat ederek bu oran düşük olsa bile kupa bardaklarını satabileceğini varsayar. Kurulan ilişkiler, geçirilen zaman dikkat edilmesi gereken bir faktör olarak göz ardı edilebilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">SONUÇ</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Rasyonel olmayan birey, davranışsal iktisat disiplininin böylece öznesi olmuştur. Psikolojinin yaşadığı dönüşüm ile disiplinler arası yaklaşımların kabul edilmesi neticesinde iktisat ve psikolojinin yarattığı ortak alan olan davranışsal iktisat, bilişsel ve psikolojik eğilimleri ile kestirme yollardan kararlar almaya çalışan, zihinsel yeteneği sınırlı bireyin davranışlarını açıklamaya çalışmaktadır. Bireyin kararlarının hem gözlemlenmesi, hem deneyler aracılığıyla incelenmesi neticesinde bireyin akılcı kararlar almadığı, dış dünyadan ve sezgisel eğilimlerinden etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Alternatiflerin sunum şekli, bireyin başkalarına göre konumu ve mevcut konumunu koruma güdüsü, yeni bilginin içeriğinin daha yüksek olasılıklı değerlendirilmesi ya da bilgi aramaktan kaçınarak, kendi etrafında daha sık karşılaştığı olaylardan edindiği çıkarsamalar ile kararlar alan birey, sistematik olarak rasyonellikten sapmaktadır. Davranışsal iktisat literatüründe yapılmış pek çok çalışmanın haklı olduğu, bireyin rasyonel olmadığı düşünülmektedir. Literatür, bireylerin rasyonelliğinin mükemmel olmadığını, sistematik ve tutarlı olarak hatalı kararlar aldığını doğrulayan pek çok çalışma yayınlamıştır. Bu çalışmaların dayanağını, deneysel iktisat disiplininin bulguları oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalar doğrultusunda saptanan bu sistematik hatalar anlaşılır ve rasyonelliğin mükemmel olmadığı kabul edilirse, gerçeğe uygun olarak güncellenmiş modeller oluşturulabilir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Davranışsal ekonomi alanına yönelik yapılan çalışmalarla Nobel Ekonomi Ödülü alan isimler, davranışsal iktisadın kabul görmeye başladığını göstermektedir. Mükemmel piyasa inancının yaşanan krizlerle azalmaya başlaması, davranışsal iktisat çalışmalarının haklılığını göstermektedir. Eski modelleri yıkmak yerine, onları tamamlamaya çalışan uzlaşmacı davranışsal iktisat disiplini, bugüne kadar göstermiş olduğu bilişsel ve psikolojik eğilimler nedeniyle mükemmel rasyonellikten uzak ve yönlendirilmeye ihtiyaç duyduğu düşünülen bireye yardımcı olabilir. Neoklasik modellerde yer alan mükemmel rasyonellik varsayımının gerçek dünyayı açıklamakta yetersiz bulunması, bu yetersizliğin gelişmekte olan davranışsal iktisat disiplininin bulguları ile yenilenmesi ve daha gerçekçi hale getirilmesinin daha iyi model ve politikalarla daha yaşanabilir bir dünya yaratabileceği öne sürülmektedir. Neoklasik iktisatçıların vaat ettiği mükemmellikten şu an uzak olunduğu ancak davranışsal iktisat disiplininin gelişmesiyle bu mükemmelliğe yaklaşılabileceği düşünülmektedir.</span></p>
<hr />
<p><strong><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">KAYNAKÇA</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Akdere, Ç., &amp; Büyükboyacı, M. (2015). Davranışsal İktisat ve Sınırlı Rasyonellik Varsayımı. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">D. Dumludağ, Ö. </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Gökdemir, L. Neyse, &amp; E. Ruben içinde, İktisatta Davranışsal Yaklaşımlar (s. 105-138). Ankara: İmge Kitabevi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Altunöz, U., &amp; Altunöz, H. (2017). Davranışsal Ekonomi (Nörofinans). Ankara: Seçkin Yayıncılık. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Ariely, D. (2017). Akıldışı Ama Öngörülebilir. İstanbul: Optimist Yayım Dağıtım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Bayrak, O. K. (2012). Davranışsal Finans. Sermaye Piyasasında Gündem , 6-18.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Demirel, S. K., &amp; Artan, S. (2016). Nöroiktisat ve İktisat Biliminin Geleceğine İlişkin Tartışmalar. Uluslararası Ekonomi ve Yenilik Dergisi , 2 (1), 1-28. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Diş, S. B. (2016). Bernard Williams&#8217;ın Ahlak Kavramı Analizi ve Sistem Eleştirisi. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Anabilim Dalı Doktora Tezi . </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Dumludağ, D., Gökdemir, Ö., Neyse, L., &amp; Ruben, E. (2015). İktisatta Davranışsal Yaklaşımlar. Ankara: İmge Kitabevi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kurt, S. D. (2011). Davranışsal Ekonomi Yaklaşımlarının Tüketici Karar Verme Tarzları İle Açıklanması ve Bir Uygulama. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı İşletme Programı Doktora Tezi </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Öztürkmen, M. (2012). İktisatta Rasyonellik Varsayımı. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı Dönem Projesi . </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Ritter, J. R. (2003). Behavioral Finance. Pacific-Basin Finance Journal , 11 (4), 429437.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Saral, A. S. (2015). Laboratuvar Deneyleri: Metodolojik Bir Giriş. D. Dumludağ, Ö. Gökdemir, L. Neyse, &amp; E. Ruben içinde, İktisatta Davranışsal Yaklaşımlar (s. 319-338). Ankara: İmge Kitabevi.</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kupa-bardagi-deneyi-ve-katilimci-tercihleri.html">Kupa Bardağı Deneyi ve Katılımcı Tercihleri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İktisadi Rasyonelite ve Nöroiktisat</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/iktisadi-rasyonelite-ve-noroiktisat.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Oct 2019 09:42:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<category><![CDATA[İktisadi Rasyonalite]]></category>
		<category><![CDATA[Nöro ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroiktisat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=8920</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarihsel süreç içerisinde birçok iktisat tanımlaması yapılmıştır. Baktığımız zaman iktisat kıt kaynakların sınırsız insan istekleri arasındaki ilişkiyi inceleyen bir bilim dalıdır. En nihayetinde iktisat; üretim, bölüşüm ve tüketimi konu alan bir bilimdir. Kıt kaynakların etkin bir şekilde dağılmasında, karar alma mekanizması devreye girmektedir. Klasik iktisat teorisinin temel varsayımlarından biri rasyonalite kavramıdır. Klasik iktisat teorisi piyasa [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/iktisadi-rasyonelite-ve-noroiktisat.html">İktisadi Rasyonelite ve Nöroiktisat</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px; color: #000000;">Tarihsel süreç içerisinde birçok iktisat tanımlaması yapılmıştır. Baktığımız zaman iktisat kıt kaynakların sınırsız insan istekleri arasındaki ilişkiyi inceleyen bir bilim dalıdır. En nihayetinde iktisat; üretim, bölüşüm ve tüketimi konu alan bir bilimdir. Kıt kaynakların etkin bir şekilde dağılmasında, karar alma mekanizması devreye girmektedir. Klasik iktisat teorisinin temel varsayımlarından biri rasyonalite kavramıdır. Klasik iktisat teorisi piyasa aktörlerini “homo economicus” olarak varsayıp tercihlerini ve karar almalarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı tarihsel süreçten bu yana en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Homo economicus ve rasyonalite varsayımları klasik iktisat teorisini temel varsayımları arasındadır. Fakat birçok iktisatçı tarafından bu varsayımların iktisadi analizlerde kullanılması yoğun şekilde eleştirilmekte ve söz konusu varsayımların insan davranışlarını tam olarak açıklamaktan yoksun olduğu iddia edilmektedir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px; color: #000000;">Homo economicus, faydasını maksimize etmeyi amaçlayan ve bunu gerçekleştirebilmek için duygularını geri plana atan, sahip olduğu bilgileri eksiksiz bir şekilde kullanan akılcı bireyi ifade etmektedir. Bu varsayım neoklasik iktisadın temel varsayımlarının ortak noktasıdır. Bireylerin davranışlarını belirleyen faktör bazen akıl, bazen alışkanlık bazen de sosyal normlar olabilmektedir. İnsan iktisadi bir varlık olmaktan öte psikolojik bir varlık olduğu için insan davranışlarının belirli bir formülasyon içinde ifade edilmesi çok güçtür. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px; color: #000000;">Bazı iktisatçılar ise rasyonalite kavramını insanların bilgi elde etme, bunları değerlendirme ve yorumlama kapasitelerinde sınırlar olduğu gerekçesiyle reddetmekte ve klasik iktisat teorisinin öne sürdüğü şekilde bir rasyonalitenin mümkün olmadığını, ancak sınırlı bir rasyonaliteden söz edilebileceği görüşünü savunmaktadırlar. Bu bağlamda rasyonalite ve homo economicus kavramları ile söz konusu kavramların geçerliliğinin sınırları yirmi birinci yüzyılda iktisatçıların ilgilendiği başlıca konular arasındadır. Rasyonalite kavramının sorgulandığı ve geçerliliğinin test edildiği alanlarında başında ise davranışsal iktisat ve deneysel iktisat gelmektedir. Davranışsal iktisat alanında yaşanan gelişmeler sadece karar alma mekanizmaları ile sınırlı kalmamıştır. Davranışsal iktisat, özellikle oyun teorisi ve finans piyasalarında yaşanan ve geleneksel iktisat teorisinin rasyonalite varsayımı altında açıklamakta zorluk çektiği konulara da getirdiği psikolojik temelli yaklaşımı ile katkıda bulunmuştur. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px; color: #000000;">Davranışsal iktisat alanında elde edilen bulgular, deneysel iktisat alanındaki gelişmeler ile test edilme imkânı bulmuş ve rasyonaliteden sapmalar laboratuvar ortamında yapılan deneyler ile ampirik olarak test edilme imkanına kavuşmuştur. Geleneksel iktisatçılara göre, iktisat deneysel bir bilim değildir. Davranışsal iktisat, laboratuvar ortamında yapılan deneyler ile teorilerini test etme imkânı bulup, iktisat bilimini bu yönde geliştirerek geleneksel iktisatçılara meydan okumaktadır. Rasyonalite kavramına getirilen eleştiriler sadece davranışsal ve deneysel iktisat alanında yapılan çalışmalar ile de sınırlı kalmamıştır. Son yıllarda gelişen nöroiktisat alanında yapılan deneylerden elde edilen sonuçlar da iktisat bilimindeki karar alma yaklaşımına önemli eleştiriler getirmiştir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px; color: #000000;">Klasik iktisat teorisi, karar alma birimlerini bilişsel kapasitelerine göre ayırıp, aynı tarz problemler için aynı davranış kalıpları içinde yer aldıklarını varsaymaktadır. Çeşitli özelliklerine göre ayrılan karar alma birimlerinin aldığı kararların bu çerçevede yapıldığını varsayılmaktadır. Örneğin riskten kaçınan bir bireyin hem finansal piyasalarda hem de diğer piyasalarda söz konusu şekilde davrandığı varsayılmaktadır. Fakat nörobilimsel araştırmalar, farklı durumlarda farklı beyin bölgelerinin aktive olduğunu göstermiş ve iktisadi olaylar söz konusu olduğunda beyindeki değişik bölgeler ve söz konusu bölgeler arasındaki farklı etkileşimleri analiz ederek söz konusu davranışları beyin ile ilişkilendirmiştir. Bu bağlamda geleneksel iktisat teorisinin öne sürdüğü tekil bir modelin karmaşık insan davranışlarını açıklamasının zorluğu ortaya çıkmaktadır. Nöroiktisadın geliştirdiği çoklu insan davranışları modeli ise davranışsal teoriler açısından önemli bir gelişmedir. Son otuz yıldır iktisat bilimi ve psikoloji arasındaki ilişkileri güçlendirmekte ve iktisadın gerçek insan davranışları hakkında daha doğru sonuçlara ulaşabilmesine olanak tanımaktadır. Nöroiktisat her ne kadar henüz çözüm getirici, tedavi edici olmasa da süregelen iktisat çalışmalarını analiz etmekte ve çeşitli varsayımlara eleştiriler getirmektedir. Özellikle yöntem olarak benimsediği deneycilik iktisadi sosyal araştırmalarda kullanılan yöntemlere bir alternatif olmaktadır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px; color: #000000;">İktisadi sistemin hareketliliği ve işleyişinde en önemli rollerden birini oynayan güven unsuru özellikle son on beş yıldır davranışsal iktisadın çalışma konularından birisi olmuş ve bu çalışmalardan elle tutulur sonuçlar alınmıştır. Bu da iktisat bilimine güven kavramını sadece bir dışsallık olarak, çeşitli varsayımlarla açıklamak yerine elde edilen verileri kullanma ve süregelen davranışsal varsayımlarını test etme imkânı sunmaktadır</span></p>
<hr />
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px; color: #000000;">KAYNAKÇA</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12px;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Akdere Çınla v</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">e Mürüvet Büyükboyacı, “Davranışsal İktisat ve Sınırlı Rasyonellik Varsayımı”, İktisatta Davranışsal Yaklaşımlar, Derleyenler: Devrim Dumludağ, Özge Gökdemir, Levent Neyse ve Ester Ruben, Ankara: İmge Kitabevi, 2015 </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px; color: #000000;">Altunöz, Utku ve Hasip Altunöz. Davranışsal Ekonomi (Nörofinans). 1. Basım, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2016.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px; color: #000000;">Eğilmez, Mahfi ve Ercan Kumcu. Ekonomi Politikası (Teori ve Türkiye Uygulaması). Tümüyle yenilenmiş 15. Basım, İstanbul: Remzi Kitabevi, 2011. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px; color: #000000;">Eroğlu, Nadir. İktisatta Rasyonalite ve Para Politikası. İstanbul: Derin Yayınları, 2011.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px; color: #000000;">Orhan, Osman Z. ve Seyfettin Erdoğan. İktisada Giriş. Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş 2. Basım, İstanbul, 2006.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px; color: #000000;">Önder İzzettin, “Başlarken”, İktisatta Davranışsal Yaklaşımlar, Derleyenler: Devrim Dumludağ, Özge Gökdemir, Levent Neyse ve Ester Ruben, Ankara: İmge Kitabevi, 2015</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px; color: #000000;">Ruben Ester ve Devrim Dumludağ, “İktisat ve Psikoloji”, İktisatta Davranışsal Yaklaşımlar, Derleyenler: Devrim Dumludağ, Özge Gökdemir, Levent Neyse ve Ester Ruben, Ankara: İmge Kitabevi, 2015</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/iktisadi-rasyonelite-ve-noroiktisat.html">İktisadi Rasyonelite ve Nöroiktisat</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
