TR

Bir Zamanlar Anadolu’da Film Raporu

Senaryosunu Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan ve Ercan Kesal’ın yazdığı, Nuri Bilge Ceylan tarafından yönetmenliği üstlenilen Bir Zamanlar Anadolu’da filmi, işlenen bir cinayetin, katil zanlılarının ifadesi ile cesede ulaşmaya çalışan polis, savcı, jandarma ve doktorun hem zanlıyla hem de köylüyle iletişimini konu almaktadır. Konuşmalar ülkemizdeki toplumsal yapı ve bürokrasideki hiyerarşiyi ayrıca görevlilerin görevlerinden kaçınmalarını konu almaktadır.

Filmin ilk sahnelerinde ast üst ilişkisinde kimi memurların üstlerine yaranmak için “yalakalık” olarak adlandırılabilecek işler yapabileceği, amirin olduğu masaya manda yoğurdu getirmesi ile anlatılmıştır.

Savcı komiser Naci’ye işler bitmeden kendisini çağırdığı için tepki göstermiştir. Komiser ise tepkisini savcıya gösterememiş ve derdini kendisine zarar verebilecek ast üst ilişkisi olmayan ortamda anlatmıştır. Bu durum, ülkemizde üst ast ilişkisinde  üstün korkulacak bir güç olduğunu göstermektedir.

Komiser ve doktorun olduğu arabadaki şoför, savcının şoförüne “yol bilmezsin iz bilmezsin ama adliye şoförü olmayı bilirsin” sözleriyle kendisinin adliye şoförlüğüne daha layık olduğu veya diğer şoförün bu işi haketmediğini ima etmiştir. Bu durum iki şeyi işaret edebilir. Birincisi ülkemizde insanların haketmediği işlere gelebildiği ikincisi hakkedenlerin hakettiği mevkiye gelememeleri. İki şoför arasındaki atışma filmin ilerleyen sahnesinde de devam etmiştir fakat yol üzerine yapılan konuşma aslında birinci şoföründe yol bilgisinin iyi olmadığını göstermiştir.

Doktorun Arap Ali’ye duvarda gördüğü kabartmalar olduğunu söylediğinde Arap Ali’nin “vardır, bizim buralarda çok olur” sözü, halkın bir bölümü tarafından tarihi eserlere değer verilmediğini göstermektedir.

Arap Ali’nin Doktorla tenha bir bölgede silah attığını söylediği sahnede silahın toplum için iki fonksiyonu olduğu aktarılmıştır. Birincisi stres atma, ikincisi kendini savunma. Silahın kendini savunmak için kullandığını aktardığı kısım ülkede can güvenliğinin tam anlamıyla devlet tarafından sağlanamadığını göstermektedir.

Komiser Naci’nin kazıda ceseti bulamamasına savcının tepki göstereceğinden korkması sebebiyle cesetin bulunmadığını söylemek yerine işin çözüldüğüne ve cesetin yerinin belli olduğunu söylemesi toplumumuzda sıkça rastlanan bir duruma işaret eder.

Savcı ve Doktor arasında çocuk üzerine geçen konuşmada savcı içinde yaşanan dönemin dünyaya çocuk getirmek için uygun olmadığını filmde konu edilen cinayeti örnek göstererek söylemiştir. Bu durum günümüzde çokça dillendirilen bir söylemdir.

Jandarma ile Savcı arasında yetki üzerine geçen konuşma, ülkemizde görevli kişilerin yasal sorumluluklarını bilmediğini göstermiştir.

Cesetin yerini tespit ettiğini kendisine kızmaması için bir önceki kazıda savcıya bildiren Komiser Naci, yeni kazıda da ceset bulunmadığında savcının kendisine kötü söz söyleyeceği endişesiyle zanlıyı darp etmiştir. Bu şekilde kazıdaki başarısızlığı gizlemeyi tercih etmiştir. Yine toplumsal bir özelliğimiz bu sahnede gözler önüne serilmiştir.

Savcının köye gitmeden muhtarı aratması, muhtarın morg için projeyi senin sözünü dinler diyerek kaymakama söylemesi için savcıya açması savcının devletin önemli bir memuru olarak görüldüğünü göstermiştir.

Muhtarın morg hakkındaki konuşmalarının olduğu sahnede, köyden kente göçü, insanların aileleriyle iletişiminin kopmuş olduğunu, muhtarın kendi hakkında morg parasını şahsi kullanacağı imasının olduğunu söyleyerek ülkemizde yöneticiler hakkında sıkça bu suçlamalarda bulunulduğunu gösterilmiştir. Ayrıca aynı sahnede komiser Naci’nin elektriklerin kesilmesi hakkındaki söylemlerinin ülkemizde öncelikli hizmetler göz ardı edilip, diğer hizmetler için talepte bulunulduğunu göstermiştir.

Muhtarın eşinin sahnede gözükmemesi, toplumda kadının rolünü ortaya koymuştur nitekim muhtarın kızının içecekleri dağıtırken ki erkeklerin bakışları, kadının toplumdaki rolünde doktor, savcı, şoför farketmeksizin erkeklerin kadınlara bakış açısının etkili olduğunu göstermiştir.

Savcı ve doktorun, muhtarın kızı hakkındaki konuşmaları kırda yaşayan insanın şehirli insanlar tarafından ziyan olduğu görüşünün benimsendiğini, kırın yaşanılacak bir yer olmadığının düşünüldüğünü göstermiştir.

Katil, suçunu gördüğü rüyadan sonra itiraf etmiş, maktulün yerini söylemiştir. Bu durum toplamda doğaüstü korkuların olduğunu göstermiştir. Ayrıca cenazenin gömüldüğü yerde bulunan köpek, köpeklerin sadakatini göstermektedir.

Savcı, Komiser Naci’nin katili canilikle nitelendirdiği domuz bağlamasını, katilin söylediği gerekçeyle aynı şekilde arabaya sığdırabilmek için teklif etmiştir. Bu canilik olarak adlandırılan bir uygulamanın gerektiğinde aynı kişiler tarafından yapılabileceğini göstermektedir. Bu durum hem toplumsal durum olarak yansımaktadır hem de bürokrasinin vurdumduymazlığı ortaya çıkmıştır.

Filmin son sahnelerinde ülkemizdeki intiharların çoğunluğu hakkında bir çıkarım yapılmıştır. Bu çıkarıma göre intiharların çoğunluğu çevresindekileri cezalandırmaktır.

Otopsi sahnesinde savcının doktorun usulen yemini alındı demesi yasaların sadece kağıt üzerinde olduğunu ima etmektedir. Doktorun yemini alınmamıştır.

Savcı toplum tarafından devletin yetkili merciisi olarak görülmektedir. Muhtarın köy için düşündüğü morgu savcıya anlatması, otopsi teknisyeni Şakir’in malzeme eksikliğini savcıya anlatması bunu göstermektedir.

Savcının kendisini saymana yönlendirmesi fakat saymanın otopsiyi yapan görevliye kulak vermemesi, yine çözüm bekleyerek bu durumu doktora anlatması fakat doktorunda konuyu kapattırması bürokrasinin görevden kaçındığını göstermiştir. Bununla birlikte farklı bir hastanede morgun çok güzel yapıldığını söyleyerek ülkede hizmetlerin eşit dağıtılmadığını gerçeği ortaya konmuştur.

Otopside doktora maktulün canlı canlı gömülmüş olacağı söylendiğinde doktor bir sessizliğe bürünmüştür. Zanlıya polisin davranışları, yine katil zanlısının görünüşü göz önüne alındığında zanlının yukarıdan emir verdirerek olayı sümen altı ettirebileceği izlenimini uyandırmamaktadır. Dolayısıyla bu sessizlik farklı bir duruma işaret eder. Bu durum doktorun maktulün diri diri gömüldüğü ve domuz yapılması sebebiyle, olayın zanlının anlattığı gibi gerçekleşmediğini göstermektedir fakat bunun otopside ortaya konulması zanlının ifadesinin yeniden alınması, otopsinin daha detaylı yapılması gibi bürokrasiye yeni yükümlülükler yükleyeceğinden doktor tarafından göz ardı edilmiş olabilir.

Bu yapıt Türkiye’nin toplumsal yapısına, bürokrasideki ast üst ilişkisine, görevden kaçınma, görevi kötüye kullanma ve benzeri sorunlara zaman belirtmeden ışık tutuyor.

Toplumda ödül ceza ilişkisi sigara vermek yada vermeye engel olmak ile vurgulanmıştır.

Halkın katili linç girişimi yine toplumumuzda sıkça görünen, adalete güvenin olmamasının ve bunun halkın suçluyu doğrudan kendisinin cezalandırmasını istemesinin bir örneğidir.

Maktulün oğlunun katile bakışları toplumdaki kan davası ve intikam duygularının var olduğunu yansıtmaktadır.

Toparlamak gerekirse Bir Zamanlar Anadolu’da filmi her izlenildiğinde yeni mesajları farkedebileceğimiz bir baş yapıttır. Özellikle filmin senaristi ve oyuncusu Ercan Kesal’ın doktorluk yaptığı dönemde filmde geçen hastanede yaşadığı gözlemleri aktarmasıyla film, toplumumuza ayna tutan sahneleri içinde çok sayıda bulundurmaktadır.


AKADEMİK KAYNAK
 

 TR