﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Sarıkaya | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/yazar/mustafas/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 08 Oct 2020 17:44:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Mustafa Sarıkaya | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kitap Önerisi: Kent İmgesi (Kevin Lynch)</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-kent-imgesi-kevin-lynch.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Dec 2019 10:09:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kent imgesi]]></category>
		<category><![CDATA[kent imgesi özet]]></category>
		<category><![CDATA[kent ve felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[kent ve sanat]]></category>
		<category><![CDATA[kent ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[kevin lynch]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=9166</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap Adı: Kent İmgesi Yazar: Kevin Lynch Yayınevi: İş Bankası Yayınları Yıl: 2019 Kitabın Özgün Adı: The Image of the City Kitabın İlk Yayın Tarihi: 1960 Tanıtım Kent planlamacısı Kevin Lynch, 1960&#8217;da yayınlanan “Kent İmgesi” adlı eserinde kent ortamındaki insanların kendilerini zihinsel haritalar yoluyla yönlendirdiklerini anlatmaktadır. Lynch, bu eserde üç ABD kentini (Boston, Jersey City, Los [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-kent-imgesi-kevin-lynch.html">Kitap Önerisi: Kent İmgesi (Kevin Lynch)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img title="Kent-İmgesi-Kevin-Lynch Kitap Önerisi: Kent İmgesi (Kevin Lynch)  "fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9175" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/12/Kent-İmgesi-Kevin-Lynch.jpg" alt="Kent-İmgesi-Kevin-Lynch Kitap Önerisi: Kent İmgesi (Kevin Lynch)  " width="900" height="555" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/12/Kent-İmgesi-Kevin-Lynch.jpg 900w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/12/Kent-İmgesi-Kevin-Lynch-300x185.jpg 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/12/Kent-İmgesi-Kevin-Lynch-768x474.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify;"><strong class="markup--strong markup--p-strong">Kitap Adı:</strong> Kent İmgesi<br />
<strong class="markup--strong markup--p-strong">Yazar:</strong> Kevin Lynch<br />
<strong class="markup--strong markup--p-strong">Yayınevi:</strong> İş Bankası Yayınları<br />
<strong class="markup--strong markup--p-strong">Yıl:</strong> 2019<br />
<strong class="markup--strong markup--p-strong">Kitabın Özgün Adı: </strong>The Image of the City<strong class="markup--strong markup--p-strong"><br />
Kitabın İlk Yayın Tarihi:</strong> 1960</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tanıtım</strong></p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify;">Kent planlamacısı Kevin Lynch, 1960&#8217;da yayınlanan “Kent İmgesi” adlı eserinde kent ortamındaki insanların kendilerini zihinsel haritalar yoluyla yönlendirdiklerini anlatmaktadır. Lynch, bu eserde üç ABD kentini (Boston, Jersey City, Los Angeles) karşılaştırmakta ve insanların kendilerini bu şehirlerde nasıl yönlendirdiklerine dair gözlem ve incelemelerde bulunmaktadır. Bu kitaptaki temel kavram, “imgelenebilirlik”tir; kent manzarasının başta kent sakini olmak üzere herhangi bir gözlemci tarafından güçlü bir şekilde ‘okunabilmesi’ ve zihinde haritalandırılabilmesi ile ilgilenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kent ve İmgelenebilirlik</strong></p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify;">Kentte hareket halindeki insanlar, zamanlarının önemli bir kısmında yol bulma ile meşgul olurlar. Bu nedenle insanların kent unsurlarını uyumlu bir düzende tanıyıp kategorize edebilmeleri gerekir. Lynch&#8217;e göre yol bulma sürecinde, kritik husus, bir bireyin aklında oluşan; “dış/fiziksel dünyanın” genelleştirilmiş zihinsel görüntüsü olan &#8216;çevresel imge&#8217;dir. Bu imge; hem anlık algılamanın, hem de geçmiş deneyimlerin hafızasının ürünüdür. İnsanlar tarafından, bilgiyi yorumlamak ve eylemi yönlendirmek için kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kent İmgesinin Bileşenleri</strong></p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify;">Lynch, söz konusu zihinsel haritaların -yani kent imgesinin bileşenlerinin- beş ana unsurdan oluşmasını önermektedir: [1] Yollar/izler (insanların şehir içinde hareket ettiği yollar), [2] kenarlar (sınırlar ve süreklilik arz eden kısımlar), [3] bölgeler/ilçeler (ortak özelliklerle karakterize alanlar), [4] düğüm/odak noktaları (kavşaklar vb.), [5] işaret ögeleri (dışsal rehber/ikonik noktalar &#8211; genellikle şehir manzarasında kolayca tanımlanabilen bir fiziksel nesne). Bu beş unsur arasında, &#8220;yollar&#8221; kent hareketliliğini organize ettiği için Lynch’e göre özellikle önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kent İmgesinin Önemi</strong></p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify;">Her zaman baş döndüren yön bulma endişesiyle başarılı bir şekilde mücadele etmek için kentsel çevrenin açık ve berrak bir zihinsel harita oluşturabilmesi gereklidir. Okunabilir bir zihnî harita -yani kent imgesi-, insanlara önemli bir duygusal güvenlik hissi verir. Kent imgesi, bu doğrultuda iletişim ve kavramsal organizasyon için ana çerçevedir ve gündelik insan deneyiminin derinliğini ve yoğunluğunu arttırır. Lynch; kent imgesini, “şehrin kendisinin, karmaşık bir toplumun güçlü bir sembolü olduğu” düşüncesi çerçevesinde ele almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevrenin İmgesi</strong></p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify;">Lynch’e göre; bir çevrenin imgesinin bileşenleri, şöyle kategorize edilebilir: Kimlik (kentsel ögelerin ayrı varlıklar olarak tanınması), yapı (kentsel ögelerin diğer nesnelerle ve gözlemciyle ilişkisi) ve anlam (gözlemciye hatıra ve duygu bakımından hissettirdiği değer). Çevre imgesini oluşturan bu kentsel ögelerin; yalıtılmış olarak kesin ve nihai detaylara göre tasarlanmamış olmaması ve açık uçlu bir düzen sunması, önemli bir kriter olarak görülmektedir. Kent sakinleri, etkin şekilde kendi hatıralarını oluşturabilmeli ve yeni öyküler/anılar yaratabilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kent Planlaması ve Kent İmgesi</strong></p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify;">Lynch, çalışmalarını kent planlamacıların dikkatine sunmaktadır. Kenti, ilgili üç “hareket” için yer açacak şekilde tasarlamaları gerektiğini ifade etmektedir: Haritalama, öğrenme, biçimlendirme. Birincisi, insanlar kentsel çevreleri hakkında açık bir zihinsel harita elde edebilmelidir. İkincisi, insanlar bu ortamda nasıl gezineceğini deneyimleyerek öğrenebilmelidir. Üçüncüsü, insanlar kendi ortamlarında çalışabilmeli ve hareket edebilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;Kent İmgesi&#8221; ve Kevin Lynch</strong></p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify;">&#8220;Kent İmgesi&#8221; olarak Türkçe&#8217;ye çevrilen bu kitap, insanların kent manzarasını nasıl algıladıklarını, yaşadıklarını ve hareket ettiklerini anlamak için değerli bilgiler ve geniş bir perspektif sunmaktadır. Kentsel mekanın sadece fiziksel özelliklerinden ibaret olmadığını, aynı zamanda zihnî imgelerdeki temsillerle algılandığını etkileyici bir anlatımla aktarmaktadır. Lynch’in bu eseri, kent planlaması hususunda güçlü bir kent imgesi oluşturmaya dair kritik soruları ortaya koymakta ve kent planlamacılarına gözlemlerle destekleyerek zaman ötesi bir teorik bakış açısı sunmaktadır. Kevin Lynch&#8217;in &#8220;Kent İmgesi&#8221; adlı eseri, 1960&#8217;larda yazılmasına karşın, kent ve çevre planlaması alanındaki klasik eserlerden birisi olarak önemini korumaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kent İmgesi (Kevin Lynch) &#8211; İçindekiler</strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li class="graf graf--p"><strong class="markup--strong markup--p-strong">1- Çevrenin İmgesi<br />
</strong>Okunaklılık<br />
İmgeyi Oluşturmak<br />
Yapı ve Kimlik<br />
İmgelenebilirlik</li>
<li class="graf graf--p"><strong class="markup--strong markup--p-strong">2- Üç Şehir<br />
</strong>Boston<br />
Jersey City<br />
Los Angeles<br />
Ortak Noktalar</li>
<li class="graf graf--p"><strong class="markup--strong markup--p-strong">3- Kent İmgesi ve Bileşenleri<br />
</strong>Yollar<br />
Kenarlar/Sınırlar<br />
Bölgeler<br />
Düğüm/Odak Noktaları<br />
İşaret Öğeleri<br />
Öğeler Arası İlişkiler<br />
Değişken İmge<br />
İmgenin Kalitesi</li>
<li class="graf graf--p"><strong class="markup--strong markup--p-strong">4- Kent Formu<br />
</strong>Yolların Tasarımı<br />
Diğer Öğelerin Tasarımı<br />
Formun Nitelikleri<br />
Bütünü Algılamak<br />
Metropoliten Form<br />
Tasarım Süreci</li>
<li class="graf graf--p"><strong class="markup--strong markup--p-strong">5- Yeni Bir Ölçek<br />
</strong></li>
<li class="graf graf--p"><strong class="markup--strong markup--p-strong">Ekler<br />
</strong>Ek A: Yön Bulmaya Dair Bazı Referanslar<br />
Ek B: Kullanılan Yöntemlerin Esasları<br />
Ek C: İki Örnek Analizi</li>
<li class="graf graf--p"><strong class="markup--strong markup--p-strong">Kaynakça<br />
</strong></li>
<li class="graf graf--p"><strong class="markup--strong markup--p-strong">Dizin</strong></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-kent-imgesi-kevin-lynch.html">Kitap Önerisi: Kent İmgesi (Kevin Lynch)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdeolojiler Öldü Mü?</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/ideolojiler-oldu-mu.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jul 2019 19:54:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji ve küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[ideolojiler]]></category>
		<category><![CDATA[ideolojilerin sonu mu]]></category>
		<category><![CDATA[modern ideolojiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=8254</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdeoloji sözcüğü, etimolojik köken olarak &#8220;fikir akımlarının bilimsel tahlili&#8221; ve &#8220;siyasi inançlar sistemi&#8221; anlamına gelmektedir. [1] TDK sözlüğünde, ideoloji kelimesi, &#8220;siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü&#8221; olarak tanımlanmaktadır. [2] Siyaset biliminde ise ideolojiler, az veya çok sosyo-ekonomik [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ideolojiler-oldu-mu.html">İdeolojiler Öldü Mü?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">İdeoloji sözcüğü, etimolojik köken olarak <em>&#8220;fikir akımlarının bilimsel tahlili&#8221;</em> ve &#8220;<em>siyasi inançlar sistemi&#8221; </em>anlamına gelmektedir. [1] TDK sözlüğünde, ideoloji kelimesi, <em>&#8220;siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü&#8221;</em> olarak tanımlanmaktadır. [2] Siyaset biliminde ise ideolojiler, az veya çok sosyo-ekonomik yapıdan ve toplum hayatından beslenerek yaratılan; mevcut siyasi duruma dair bir dünya görüşü belirten, olması gereken bir dünya tasavvuru çizen ve bu düzene nasıl gidileceğine dair çerçeve belirleyen örgütlü düşünceler bütünü olarak ifade edilmektedir. Ayrıca ideolojiler belirli bir siyasi düzeni korumayı, değiştirmeyi ve devirmeyi hedefleyebilir. [3]</p>
<p><strong>20. Yüzyıla Doğru İdeolojiler</strong></p>
<p style="text-align: justify">17.–18. yüzyıllarda; Aydınlanma ile birlikte siyasi düşünceler, daha fazla sistematik nitelikler kazanmaya başlamış ve ortaya çıkan ideolojiler önem kazanmıştır. Örneğin, 20. yüzyılın ilk yarısında kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Aydınlanma sonrası sistematikleşen ideolojiler kapsamında, Atatürk önderliğinde modernleşme ve Türkçülük ideolojisi merkezli olarak kurulmuştur. 20. yüzyılın ortalarında başlayan Soğuk Savaş dönemine girildiğinde; ideolojiler, jeopolitik mücadelenin ana ögesi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify">SSCB-ABD jeopolitik mücadelesi, dünyanın her bölgesinde <em>ideolojik bir görünümle </em>kendisini hissettirmiştir. 1991 sonrası Sovyetler çöktüğünde, jeopolitik mücadele Amerika lehine sonuçlanmış ve 1992&#8217;de ünlü Amerikalı siyaset bilimci Francis Fukuyama, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, insanlığın “tarihin sonuna” ulaştığını ilan etmiştir: “Komünizm ölmüştür ve modern liberal ekonomi muzaffer olmuştur.” Batı; demokrasi ve ekonomik özgürlük modeliyle -evrensel boyutta- <em>insanlığın geleceği</em> olarak öne sürülmüştür. [4] Ancak Fukuyama, 2000&#8217;li yıllarda bu görüşlerinde yanıldığını ve daha iyimser bir tabirle sonucu erken ilan ettiğini ifade ederek düzeltmelerde bulunmuştur. [5]</p>
<p style="text-align: justify"><strong>İdeolojiler Yaşıyor</strong></p>
<p style="text-align: justify">1992&#8217;de ideolojilerin öldüğünü, &#8220;Amerikan kültürel değerlerinin ve neoliberalizmin&#8221; dünyanın geleceği olduğunu söyleyen Amerikalı siyaset bilimci Fukuyama, 10 yıldan biraz fazla bir zaman sonra bu görüşünde yanıldığını ifade ettikten sonra; devlet inşası ve ulus inşası gibi yeni perspektifler ortaya koymuştur. [6]</p>
<p style="text-align: justify">Ancak Fukuyama’nın 1992&#8217;de öne sürdüğü “tarihin sonu” tezi, 2000&#8217;lerden sonra da savunulmaya devam edilmiştir. Örneğin, Türkiye&#8217;de çok satanlar arasında yer alan Ulusların Düşüşü adlı kitap; Fukuyama’nın 1992 yılındaki fikirlerinin 20 yıl sonraki tekrarıdır. Günümüzde de, eski ideolojilerin bir çoğunun kendisini güncellediği, yeni sentezlerle yaşamaya devam ettiği ve değişen koşullara yanıt mahiyetinde yeni ideolojilerin ortaya çıktığı görülmektedir. [3]</p>
<p><strong>Sonuç Niyetine</strong></p>
<p>Türk siyasi düşüncesinde yarım asırdan biraz fazla süre boyunca ideolojileri &#8220;dışa kapalı&#8221; veya &#8220;ölü&#8221; düşünce sistemleri olarak tanımlama eğiliminin kaynağı olarak da görebileceğimiz nitelemeler, Soğuk Savaş döneminde ve sonunda Avrupa&#8217;da liberalizmin &#8220;komünizm ve faşizme&#8221; dayalı olarak yaptığı nitelemeler olarak görülebilir. [3] 21. yüzyılda güncel ideolojilerin varlığı ve çeşitliliği, ideolojilerin kapalı olmadıklarını, kendilerini değişen koşullara göre yenilediklerini, ölmediklerini, aksine yeni ideolojilerin de ortaya çıktığını ve çıkacağını göstermektedir. Bu bağlamda tarihsel süreklilikte; sosyoloji, ekonomi, jeopolitik gibi unsurlar yaşadığı ve bir anlam ifade ettiği sürece ideolojilerin de yaşayacağı görülmektedir. Sosyoekonomik ve jeopolitik gerçekliklere bağlı olan ideolojiler, dönem dönem zayıflasalar da -dayandıkları sosyolojik olgular yaşadığı sürece- yaşamaya devam etmektedir. Sosyoekonomik gerçekliklere uymayan (kendini yenileyemeyen) ideolojiler ise zamanla sönümlenecek ve yerini yeni ideolojilere bırakacaktır.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p style="text-align: justify"><strong>[1]</strong> (İdeoloji Kelime Kökeni, https://www.etimolojiturkce.com/kelime/ideoloji)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>[2]</strong> (İdeoloji TDK Sözlük Anlamı, http://sozluk.gov.tr/)</p>
<p><strong>[3] </strong>Andrey Heywood, Siyaset, BB101 Yay., 2018, sf. 61-63</p>
<p style="text-align: justify"><strong>[4]</strong> (Francis Fukuyama Postpones the End of History, https://www.newyorker.com/magazine/2018/09/03/francis-fukuyama-postpones-the-end-of-history)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>[5]</strong> (“Tarihin Sonu”ndan “Devletin İnşası”na Fukuyama, http://marksistteori.org/68-teoride-dogrultu/sayi-22-eylul-ekim-2005/304-tarihin-sonu-ndan-devletin-insasi-na-fukuyama.html)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>[6]</strong> (Fukuyama’nın Yeni Tezi: Devlet İnşası, http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/232/fukuyamanin_yeni_tezi_devlet_insasi)</p>
<p style="text-align: justify">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ideolojiler-oldu-mu.html">İdeolojiler Öldü Mü?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yumuşak Güç Nedir? (Tanımı ve Unsurları)</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/yumusak-guc-nedir-tanimi-ve-unsurlari.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Feb 2019 11:03:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yumuşak güç nedir ne anlama geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[Yumuşak güç tanımı]]></category>
		<category><![CDATA[Yumuşak güç unsurları nelerdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=7373</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikalı siyaset bilimci ve Clinton dönemi yetkili isimlerinden Joseph Nye, 1980&#8217;li yılların sonunda dış politika literatüründe yeni bir kavram sunmuştur. Soğuk Savaş sonrası dönemi tanımlama çerçevesinde bu kavramı, &#8220;yumuşak güç&#8221; olarak adlandırmıştır. Nye, bu kavramı askeri gücü kullanmanın ötesinde, &#8220;yapılması gerekenleri yapmak ve başkalarını kontrol etmek için kullanılabilecek güç&#8221; kaynağı şeklinde ele alarak, &#8220;başkalarının yapamadıklarını [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/yumusak-guc-nedir-tanimi-ve-unsurlari.html">Yumuşak Güç Nedir? (Tanımı ve Unsurları)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Amerikalı siyaset bilimci ve Clinton dönemi yetkili isimlerinden <em>Joseph Nye</em>, 1980&#8217;li yılların sonunda dış politika literatüründe yeni bir kavram sunmuştur. Soğuk Savaş sonrası dönemi tanımlama çerçevesinde bu kavramı, &#8220;yumuşak güç&#8221; olarak adlandırmıştır. Nye, bu kavramı askeri gücü kullanmanın ötesinde, &#8220;yapılması gerekenleri yapmak ve başkalarını kontrol etmek için kullanılabilecek güç&#8221; kaynağı şeklinde ele alarak, &#8220;başkalarının yapamadıklarını yapmalarını sağlamak için gerekli güç&#8221; şeklinde kavramı genişletmiştir. Nye&#8217;ye göre ABD, yumuşak gücünü, &#8220;süper güç&#8221; konumunu pekiştirmek için kullanmalıdır. Nye, 2004 yılında &#8220;Soft Power&#8221; adlı eserinde, yumuşak güç kavramını çeşitli yönlerden ele almıştır.</p>
<figure id="attachment_7376" aria-describedby="caption-attachment-7376" style="width: 229px" class="wp-caption aligncenter"><img title="Soft-Power-Kitap Yumuşak Güç Nedir? (Tanımı ve Unsurları)  "decoding="async" class="wp-image-7376" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/02/Soft-Power-Kitap.jpg" alt="Soft-Power-Kitap Yumuşak Güç Nedir? (Tanımı ve Unsurları)  " width="229" height="330" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/02/Soft-Power-Kitap.jpg 437w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/02/Soft-Power-Kitap-208x300.jpg 208w" sizes="(max-width: 229px) 100vw, 229px" /><figcaption id="caption-attachment-7376" class="wp-caption-text">yumuşak güç (soft power) nedir</figcaption></figure>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"><strong>Yumuşak Güç Unsurları</strong></span></h2>
<p style="text-align: justify;">Nye&#8217;ye göre, sert güç unsurlarını ölçmek füze, tank, asker sayısına bağlı olarak kolay ölçülebilir bir işlemdir. Yumuşak güç unsurları ise çetrefilli bir konudur. Nye, yumuşak güç unsurlarını üç ana başlıkta incelemektedir: <em>Kültürel, ideolojik ve kurumsal.</em> Nye&#8217;ye göre, yumuşak güç unsurları, bir milletin dünyayı şekillendirmesine yardımcı olan potansiyel unsurlar olarak görülmektedir. Yani, <em>&#8220;Eğer bir devlet, kendi gücünü başkalarının gözünde meşru gösterebilirse, isteklerine karşı daha az dirençle karşılaşır.&#8221;</em> ve <em>&#8220;Eğer bir ülkenin kültürü ve ideolojisi çekici olursa, diğerleri isteklerini yaptırırken karşı taraf daha fazla istekli olur.&#8221;</em> Bu bağlamda ABD&#8217;nin yumuşak gücünün temeli; <em>liberal demokratik politika, serbest piyasa ekonomisi ve özünde liberalizm</em> olmak üzere insan hakları gibi temel unsurlardan oluşmaktadır. [1] Bu doğrultuda, altı ana başlıkta incelenebilecek bir yumuşak güç anlayışı, yumuşak gücün analizi için kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır:</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Ülkenin dijital altyapısı ve dijital diplomasideki yetenekleri.</li>
<li>Milletin, hem kültürel hem de yüksek nitelikli kültürel çıktılarına küresel erişim ve çekicilik boyutu.</li>
<li>Ülkenin ekonomik modelinin çekiciliği, işçi ve işletme dostu olması ve yenilikçilik kapasitesi.</li>
<li>Ülkedeki insan sermayesinin seviyesi, öğrencilere burs desteği ve uluslararası eğitim görmek isteyen öğrenciler için çekiciliği.</li>
<li>Ülkenin diplomatik ağının gücü ve küresel katılım ve kalkınmaya katkısı.</li>
<li>Özgürlük, insan hakları ve demokrasiye bağlılık ve siyasi kurumların kalitesi. [3]</li>
</ol>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"><strong>ABD Yumuşak Güç Unsurları ve ABD Yumuşak Gücünün Çöküşü</strong></span></h2>
<p style="text-align: justify;">Nye&#8217;nin yumuşak güç kavramını ortaya atmasını izleyen çeyrek yüzyılda, uluslararası ilişkiler sistematiğinde, onun öngörüleri geniş hatlarıyla gerçekleşmiştir. Amerika Birleşik Devletleri, Soğuk Savaş&#8217;tan kazanan taraf olarak çıktıktan sonra, liberalizm başta olmak üzere Amerikan değerlerinin dünya çapında eşsiz bir tesiri oluşmuştur. <em>ABD merkezli tek kutuplu dünya düzeni siyasal teorisyeni</em> Francis Fukuyama, &#8220;Tüm dünyanın zaten ulaştığı bir siyasi son noktaya gelindiği&#8221; fikrini öne sürmek anlamında <em>&#8220;tarihin sonu&#8221;</em> ifadesini kullanmıştır. 1980&#8217;ler ve 2010&#8217;lar arasındaki on yıllarda liberal demokrasi ile yönetilen ülkelerin sayısı 100&#8217;den 150&#8217;ye yükselmiştir. Wall Street Journal ve Heritage tarafından yayınlanan sıralamalara göre, serbest piyasa kapitalist ekonomilerinin sayısı 40&#8217;tan 100&#8217;e yükselmiştir. [1] Daha önce , hiç bir dönemde, insanlık tarihinde, bu kadar çok ülkede, yeni bir sistem için, pek çok eski siyasi ve ekonomik düzenlemeden vazgeçilmemiştir. Nye&#8217;nin yumuşak güç olarak adlandırdığı unsur, işte bu dönüşümü sağlayan unsurdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Uluslararası ilişkiler alanında, Nye&#8217;nin savunduğu gibi Amerika Birleşik Devletleri; Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu gibi yeni düzenini destekleyecek uluslararası kurumlar kurmaya ve büyütmeye yönelmiştir. Yakın zamana kadar, başka bir deyişle, 21. yüzyılın ABD, Batı ve onların küresel yumuşak güç imparatorluğuna aitmiş gibi görünmesine rağmen, bu durum çeyrek yüzyılda sekteye uğramış ve yeni bir hal almıştır. Neoliberal ekonomik devrimler, dünyadaki bir çok devleti güçlendirmek yerine zayıflatmıştır, ekonomik dengesizlikler yaratmıştır. Piyasa, -tek başına- devletler ve toplumlar için hiçbir zaman birleştirici bir güç olamamıştır. Bir çok ülkede genel olarak borç artışı, ekonomik eşitsizliğin artması ve istikrarsız büyüme durumları gibi bir dizi olumsuzluklar yaşanmıştır. [4]</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’nin Soğuk Savaş sonrası ilk cumhurbaşkanı olan Bill Clinton’a ulusal güvenlik danışmanı olarak hizmet veren Anthony Lake’in de belirttiği üzere, Amerika’nın gelecekteki refahı “yurt dışında demokrasiyi ve liberal değerleri teşvik etmeye” dayanıyordu. ABD ve müttefiki Avrupa’nın nüfuzunu genişletmesiyle birlikte, dünyanın geri kalan sistemlerini dönüştürmek için, &#8220;yumuşak güç unsurlarına dayalı bir büyüme yoluna&#8221; gitmişlerdir. Bu sırada, George W. Bush&#8217;un, Irak müdahalesi sırasında <em>&#8220;ABD&#8217;yi, ahlaki bir ülke&#8221;</em> olarak ilan edip, <em>&#8220;ahlaki gerçeğin her kültürde, her zaman ve her yerde aynı olduğunu&#8221;</em> söylemesi ile gelişen süreçte, ABD yumuşak gücünün kültürel-ideolojik iddiaları, giderek inandırıcılıktan ve gerçekten uzaklaşmış, dünya devletleri ve toplumları nezdinde güvenilirliğini ve inanılırlığını yitirmiştir. Liberal politikaları uygulayan gelişmemiş ülkelerde ardı ardına ekonomik problemlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, Nye&#8217;nin ifade ettiği realiteden kopan ABD yumuşak gücünün meşruiyetine duyulan güven sarsılmış; ABD ve müttefiklerini çıkmaza sokmuştur. [1]</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"><strong>Yumuşak Güç ve Sert Güç</strong></span></h2>
<p style="text-align: justify;">Uluslararası ilişkilerde güç, genellikle askeri ve ekonomik güç bağlamında anlaşılan, kolayca ölçülebilir &#8216;zor&#8217; terimlerle tanımlanmış ve değerlendirilmiştir. <em>Zor güç unsurları: Güç kullanma, güç tehdidi, ekonomik yaptırımlar veya ödeme teşviklerinden oluşmaktadır. </em>Sert gücün zorlayıcı niteliğinin aksine, yumuşak güç ise; dış politika hedeflerine ulaşmak için olumlu çekicilik oluşturma ve ikna kabiliyeti kullanımı üzerine kuruludur. Yumuşak güç, geleneksel dış politika araçları yerine çeşitli ağlar kurarak, uluslararası kurallar oluşturarak, çekim merkezleri yaratarak oluşturulan bir dünya düzeninden bahsetmektedir.[3]</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, yumuşak gücün ABD&#8217;ye yönelik ilk olumlu etkileri bir yanılsamayı beraberinde getirmiştir: Yumuşak gücün, geri dönülemez bir şekilde, ilk andaki gibi kendi başına var olabileceği ve etkisini yitirmeyeceği yanılsamasına yol açmıştır. Gerçekte ise Nye&#8217;nin de belirttiği gibi, yumuşak güç her zaman sert gücün bir uzantısıdır ve gelecekte de böyle olacaktır. Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin dünyadaki yeni demokrasilerin çoğu gibi fakir, yoksul ve zayıf hale geldiği, ancak liberal değerlerini ve kurumlarını koruduğu bir gelecek düşünüldüğünde; Amerika&#8217;ya benzemek isteyen ülkelerin sayısının bugünkünden daha fazla olması mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yumuşak güç, çok kırılgan ve kolayca döndürülebilir bir zemindedir. 2015 yılına kadar internet ve sosyal medya ile birleştirilen yumuşak güç, durdurulamaz bir imaj sergilemesine karşılık, son yıllarda bir çok ülkede sansür uygulamaları görülmüştür. Dünyada bir çok ülkede tepki gören Facebook, Youtube, Twitter gibi internet devleri, içeriklerini sansürlemeleri noktasında büyük politik ve sosyal baskı altındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde ise yumuşak güç kavramından, sert güç kavramına tekrar yönelim vardır. Örneğin; Rusya, fiilen Kırım&#8217;ı Ukrayna&#8217;dan alarak, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın sona ermesinden bu yana en önemli bölgesel kazanımı elde etmiştir. Ayrıca, Moskova&#8217;nın Suriye&#8217;deki güçlü eylemleri ve askeri varlığı, orada iç savaş sürecini kendi lehine değiştirmiştir. [1] Bu bağlamda Nye, <em>ordunun ve sert gücün;</em> yumuşak güç üretiminde doğrudan önemli bir rol oynayabileceğini vurgulamaktadır. Nitekim, askeri gücün çekiciliği, savaş zamanında, jeopolitik açıdan hedef bölgede, insanlar tarafından olumlu bir şekilde görülmek veya askeri güçleri tarafına çekmek gibi çok önemli fonksiyonlara sahip olmaktadır.</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"><strong>Sonuç Niyetine</strong></span></h2>
<p style="text-align: justify;">1980&#8217;lerin sonunda Nye tarafından ortaya atılan &#8220;yumuşak güç&#8221; terimi, bir ülkenin başkalarını zorlama olmadan istediklerini yapmaya ikna etme kabiliyeti olarak tanımlanmıştır. Kavramın yaratıcısı olan Joseph Nye, konsepti geliştirirken üç ana yumuşak güç kaynağı belirlemiştir: Politik değerler (ideoloji), kültür ve dış politika (kurumsal). Nye, başarılı devletlerin hem sert güce, hem de yumuşak güce gereksinimi olduğunu ifade ederek; yumuşak gücün, başkalarını zorlama yeteneğinin yanı sıra,  uzun vadeli tutumlarını ve tercihlerini şekillendirme yeteneğini geliştirdiğini öne sürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Herhangi bir devlet, sert gücüne dayalı olarak başkalarına hükmedebilir; ancak şirketleri, vakıfları, üniversiteleri, dini kurumları ve diğer sivil toplum kurumlarını da -yumuşak güç unsurlarıyla etkilerse- daha geniş bir alana nüfuz edebilir ve uzun vadeli tutumları kendi lehine değiştirebilir. Nye&#8217;nin teorisinde <em>ABD kültürü, idealleri ve değerleri,</em> ABD&#8217;nin işbirlikçiler ve destekçiler edinmesine yardımcı olmak için önemli görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Nye&#8217;ye göre, yumuşak gücün, dış dünya üzerinde yaygın etkileri vardır, ancak belirli sonuçlara ulaşmak için kolayca kullanılamazlar. Toplumlar günümüzde bilerek veya bilmeden çeşitli Amerikan değerlerini ve kültürünü benimserken, ABD&#8217;nin dış politikalarına -gerçekte veya görünürde- karşıdır. Yumuşak güç unsurlarının, olabildiğince gerçeklikten kopmadan kurgulanması, yumuşak gücün ikna kaabiliyetini ve dolayısıyla uzun vadeli etkisini arttırmaktadır. Gerçekçi olmayan tezlerle yumuşak güç sistematiği kurgulanması; yumuşak gücün potansiyel etkileme gücünü azaltmakta ve uzun vadede zararlı olmaktadır.</p>
<hr />
<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;">Kaynaklar</span></h2>
<p style="text-align: justify;">[1] (https://foreignpolicy.com/2018/08/20/the-rise-and-fall-of-soft-power/, Erişim: 19.02.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">[2](https://www.foreignaffairs.com/reviews/capsule-review/2004-05-01/soft-power-means-success-world-politics, Erişim: 19.02.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">[3] (https://softpower30.com/what-is-soft-power/, Erişim: 19.02.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">[4] (https://www.akademikkaynak.com/neoliberalizm-illuzyonu.html, Erişim: 19.02.2019)</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/yumusak-guc-nedir-tanimi-ve-unsurlari.html">Yumuşak Güç Nedir? (Tanımı ve Unsurları)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğu Türkistan Sorununun Jeopolitiği (Dünü, Bugünü, Yarını)</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/dogu-turkistan-sorunun-jeopolitigi-dunu-bugunu-yarini.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Feb 2019 21:32:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çin ve Uygur Türkleri Sorunu nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan sorunu makale]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan sorunu nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan sorunu ve Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=7290</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giriş Doğu Türkistan sorunu, tarihi ve sosyolojik boyutlara sahip jeopolitik bir meseledir. Sorunun tarihi ve sosyolojik boyuttaki iki tarafı Türkler ve Çinlilerdir. Türkler, bu coğrafyada günümüzde resmi olarak özerk bir devlete sahiptir. Özerklik öncesi dönemde bağımsız devletin adı Doğu Türkistan Cumhuriyeti iken, Kızıl Ordu&#8217;nun askerî desteğiyle kurulan Çin Komünist Partisi&#8217;nin 1949&#8217;da verdiği özerklik sözü ile [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/dogu-turkistan-sorunun-jeopolitigi-dunu-bugunu-yarini.html">Doğu Türkistan Sorununun Jeopolitiği (Dünü, Bugünü, Yarını)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Doğu Türkistan sorunu, tarihi ve sosyolojik boyutlara sahip jeopolitik bir meseledir. Sorunun tarihi ve sosyolojik boyuttaki iki tarafı Türkler ve Çinlilerdir. Türkler, bu coğrafyada günümüzde resmi olarak özerk bir devlete sahiptir. Özerklik öncesi dönemde bağımsız devletin adı <em>Doğu Türkistan Cumhuriyeti</em> iken, Kızıl Ordu&#8217;nun askerî desteğiyle kurulan Çin Komünist Partisi&#8217;nin 1949&#8217;da verdiği özerklik sözü ile ilhak edilmesi sonrasında devletin yeni adı <em>Çin Sincan Uygur Özerk Bölgesi</em> olmuştur. Mevcut sosyolojik yapı ve nüfuz nispetinde, günümüzde Doğu Türkistan Türklerinin, temel hak ve özgürlüklerine, dini ve kültürel değerlerine yönelik bir baskı ve şiddetli bir asimilasyon politikası olmaması durumunda, büyük siyasi-sosyal hareketler başlatmaları olası değildir. Fakat Çin rejimi, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Doğu Türkistan üzerinde siyasi ve sosyal baskılarını arttırmaya devam etmektedir. Değişen dünya jeopolitiği perspektifinde meseleye bakıldığında bu baskıların, terörist eylemlere bir karşılık olmaktan ziyade; Çin&#8217;in Orta Asya&#8217;ya yönelik jeoekonomik ağırlıklı hedeflerinin bir parçası olarak gerçekleştirildiği görülmektedir. Baskıların bir karşılığı olarak Doğu Türkistan Türkleri, seslerini duyurmak adına çeşitli uluslararası platformların iletişim taleplerine cevap vermektedir. Bu durum da, <em>Çin rejimi tarafından uluslararası kuruluşların örgütlediği bir hareket olması yönünde</em> karşı propaganda aracı olarak kullanılmaktadır. Bu bağlamda, bu yazıda Doğu Türkistan&#8217;ın jeopolitik konumu ve kısa tarihçesi, Çin&#8217;in Doğu Türkistan politikaları, Batı&#8217;ya doğru genişleme bağlamında jeoekonomik hedefleri ve bölgenin geleceği ele alınmaktadır.</p>
<p><strong>Doğu Türkistan&#8217;ın Jeopolitik Konumu</strong></p>
<p>Doğu Türkistan, Asya&#8217;nın kalbinde yer almaktadır. Antik İpek Yolu üzerinde yer alan bölge, 2000 yıldan fazla bir süre boyunca ticaretin merkezi olmuştur. Doğu Türkistan&#8217;ın şu andaki karasal alanı yaklaşık 1,8 milyon kilometrekare olarak ifade edilmektedir.</p>
<h2 style="text-align: justify">Doğu Türkistan&#8217;ın Haritadaki Konumu</h2>
<p>Zengin bir tarihe ve kendine özgü bir coğrafyaya sahip olan Doğu Türkistan, büyük Taklamakan Çölü&#8217;ne, görkemli Tanrı Dağlarına ve coşkun nehirlere, çayırlara, ormanlara sahiptir. Kuzeyde Rusya, kuzeybatıda Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, batıda Afganistan ve Pakistan, güneyde Hindistan ve Tibet, doğuda Çin ve kuzeydoğuda Moğolistan ile komşudur. Günümüzde özerk bir statü taşıyan Doğu Türkistan, Çin&#8217;in toplam topraklarının altıda birini ve sınır uzunluğunun dörtte birini oluşturmaktadır. [1]</p>
<p><strong>Doğu Türkistan Tarihine Bakış</strong></p>
<p>Doğu Türkistan, Türklerin en eski yerleşim alanlarından biridir. Bölgeye ilk hâkim olan Türk Devleti, Hunlardır. M.Ö. 300 yıllarından itibaren budun birliğini kurma çabalarına giren Hun Devleti, Doğu Türkistan’ı yönetimine almıştır.</p>
<p>Doğu Türkistan coğrafyası bu tarihten sonra sırasıyla; Hun (M.Ö. 220-M.S. 386), Tabgaç (386–534) ve Göktürk (550–840) hâkimiyetinde kalmıştır. Bu dönemdeki Çin-Türk mücadelelerine dair Orhun Anıtları&#8217;nda yer alan  Çinlileri milli rakip olarak gösteren ifadeler, jeopolitik mücadelenin tarihi göstergesidir.</p>
<p>Doğu Türkistan coğrafyasına: Uygur Türkleri, 840 yılında yerleşmiştir. Uygur Devleti&#8217;ni ve sonrasında 880 yılında Karluk Türkleriyle birleşerek Karahanlı Devletini kurmuşlardır. Devamındaki süreçte Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Karahitaylar, Cengiz İmparatorluğu, Çağatay ve Kubilay Hanlıkları, Timur İmparatorluğu, Yarkand Hanlığı gibi çeşitli Türk ve Moğol-Türk yönetimleri bölgede hakim olmuştur. [2]</p>
<p>Doğu Türkistan, 1759&#8217;da Çin&#8217;in Mançu hükümdarları tarafından işgal edilmiş ve bölge Mançu İmparatorluğu&#8217;na ilhak edilmiştir. Mançular, Doğu Türkistan’ı 1759’dan 1862’ye kadar askeri bir sömürge olarak yönetmiştir. Bu dönemde Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri ve diğer Türk toplulukları; topraklarındaki yabancı yönetime karşı çıkmıştır: Bağımsızlıklarını yeniden kazanmak amacıyla Mançu yönetimine karşı 42 isyan hareketi gerçekleşmişt ve Mançular, 1863-1864 yıllarında Türk topraklarından çıkarılmıştır. [3]</p>
<p>1863’te Mehmed Yakup Bey, önderliğinde kurulan yeni Türk Devleti, Sultan Abdülaziz’den yardım istemiş ve istediği yardımı kısmen almıştır. Ayrıca 1876 yılında tahta çıkan 2. Abdülhamid&#8217;den de destek görmüştür. Ancak kurulan devlet uzun ömürlü olamamış ve Yakup Bey’in vefatı üzerine Çin, 1877-1878 yıllarında Doğu Türkistan’a saldırarak 8 Mayıs 1878’de Doğu Türkistan’ın tamamını işgal etmiştir ve Çin imparatorunun emriyle yeni eyalet olarak Şin-Cang (Yeni Bölge, Yeni Sınır) adıyla doğrudan İmparatorluğa bağlanmıştır. [4]</p>
<p>Çin Milliyetçileri tarafından 1911-1912&#8217;de Çin İmparatorluğu&#8217;nun sona erdirilmesiyle birlikte, &#8220;Doğu Türkistan  coğrafyası&#8221; taşra idaresine egemen olan <em>Çinli savaş ağaları</em> yönetiminde kalmıştır. Çin merkezi hükümeti, bu dönemde Doğu Türkistan&#8217;da sınırlı bir kontrol sağlayabilmiştir. Kendilerini yabancı egemenlikten kurtarmak isteyen Uygurlar, çok sayıda ayaklanma gerçekleştirmişlerdir. İki kez (1933 ve 1944) bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurmayı başarmışlardır. Ancak, bu bağımsız cumhuriyetler, Sovyetler Birliği&#8217;nin yardımı ile gerçekleştirilen askeri müdahaleler ve bürokratik süreçlerle devrilmiştir. Sonuçta 1949 Ekim&#8217;inde, Çin Halk Kurtuluş Ordusu birlikleri Doğu Türkistan üzerine yürümüştür. Çinli komünistler, özerklik statüsü sözü ile Bağımsız Doğu Türkistan topraklarını ilhak ederek Sincan Uygur Özerk Bölgesi&#8217;ni kurmuştur. [5]</p>
<p><strong>Günümüzde Çin&#8217;in Doğu Türkistan Politikası</strong></p>
<p>Doğu Türkistan, tarihsel perspektifte geniş coğrafyasıyla Türkçe konuşan Uygurlar ve Kazaklar başta olmak üzere Kırgızlar, Özbekler, Tatarlar gibi Türk toplulukların ve Tacikler gibi diğer Orta Asya halklarının yaşadığı bir yerdir. Doğu Türkistan’da yaşayan insanların sayısı önemli bir tartışma konusudur. Standartlara uygun nüfus sayımları yapılmamış olmakla birlikte son Çin nüfus sayımına göre şu anki Doğu Türkistan&#8217;da 20 milyon civarında nüfus vardır. Uygur Türkleri 9 milyon, Çinliler 7 milyon, Kazak Türkleri 1.5 milyon, Kırgız Türkleri 170 bin, Hui 800 bin, Moğollar 170 bin, Mançu 22 bin, Xibe 40 bin, Tacik 40 bin, Özbek Türkleri 15 bin, Tibetliler 6 bin, Tatar Türkleri 5 bin, Dağurlar 7 bin, Ruslar 10 bin, diğer küçük gruplar 10 bin nüfusa sahiptir. Ancak Uygur Türklerinin gerçek nüfusunun  daha fazla olduğuna dair iddialar bulunmaktadır. [6]</p>
<p>Günümüzde Doğu Türkistan, hukuki zeminde bir özerk yönetim olarak görülse de, Uygurlar için demokratik bir temsiliyet söz konusu değildir. Doğu Türkistan’daki tüm önemli siyasi, idari ve ekonomik kuruluşların yüzde 90’ından fazlası etnik olarak Çinliler tarafından yürütülmektedir. Örneğin, Bölgesel Parti Komitesinin iktidar organı olan Bölgesel Parti Daimi Komitesinin 15 üyesi bulunmaktadır. Bunlardan sadece 3&#8217;ü Uygur, 10&#8217;u Çinlilerden oluşmaktadır. [7]</p>
<p>Çin&#8217;in nüfus dağılımının dengesizliğinden de kaynaklanan nedenlerle, bazı iddialara göre, her yıl Doğu Türkistan&#8217;a yaklaşık 250.000 Çinli etnik unsurlar yerleştirilmektedir. Uluslararası platformlarda, Çin&#8217;in genelinde uygulanan “bir çocuk” politikasının aksine, Doğu Türkistan&#8217;daki Çinli yerleşimcilerin daha fazla çocuğu olmasına izin verildiği iddiaları dile getirilmektedir. Aynı zamanda, Uygur nüfusunun büyümesini sınırlandırmak için Uygur kadınları arasında zorlayıcı doğum kontrolü yapılmaktadır. [7] [8] Çin devleti 2010 sonrası dönemde, Çinlilerle, Uygur ve diğer azınlıklar arasındaki etnik evlilikler için finansal teşvikler sunmaya başlamıştır. Bazı kaynaklara göre karışık ırklı çiftlere çocuklarına tıbbi tedavi, barınma ve eğitime ayrıcalıklı erişim sağlanacağına dair teminatlar verilmektedir. [7]</p>
<p><strong>Çin&#8217;in Doğu Türkistan Politikasının Jeopolitik Temelleri</strong></p>
<p>Çin&#8217;in Doğu Türkistan politikalarını, 2009-2017 arasında <em>Çin Halk Kurtuluş Ordusu Milli Savunma Üniversitesi</em> rektörü, emekli tuğgeneral ve jeopolitik uzmanı Liu Yazhou tarafından yazılan makaleden [9] alıntılarla daha açık bir şekilde anlamak mümkündür. Liu Yazhou aynı zamanda <em>Çin Halk Cumhuriyeti eski Devlet Başkanı Li Xian Nian’nın damadıdır.</em> Aynı zamanda Çin hava jeopolitiği ve deniz altı jeopolitiği konularında da önemli eserleri bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Söz konusu makalede Çin jeopolitiğinin Doğu Türkistan&#8217;a bakışı şu sözlerle ifade edilmektedir:</strong></p>
<p>&#8220;Çin&#8217;in batısı mükemmel bir coğrafyadır. Batı bölgelerimize sadece stratejik yönelim değil, aynı zamanda umudumuz, neslimizin kaderi, geleceğimiz olarak bakıyoruz. Mükemmel konumu (dünya merkezine yakın) bize güçlü bir motivasyon vermektedir. Batı bölgelerimizi, bir set veya bir sınırdan ziyade ilerlememizin hinterlandı olarak görmeliyiz.&#8221;</p>
<p><strong>Çin için Orta Asya&#8217;nın jeopolitik önemi:</strong></p>
<p>“Çin haritasına dikkatle baktığımda, gözlerim uzun sure hep Çin’in batısına (Türkistan’a) dikilip kalıyor. Bazı insanlar Çin haritasını bir horoza benzetiyorlar ama bana göre daha çok bir kartala benziyor. Kanatlarını yayarken, doğuda Pasifik Okyanusu, batıda Ortadoğu’ya kadar kucağına alıyor. Uçarken de bütün dünyayı gagasıyla kaldırıyor. Eğer Doğu onun başı ise, Batı (Doğu Türkistan) uçuş dengesini sağlayan gövdesidir. Denge noktası olmadan o uçamaz. Bu gövde merkezinin konumu son derce mükemmeldir: Geniş arazı ve geniş yaylalar, gökyüzüne yükselen Tanrı Dağları, Altay Dağları ve Altun Dağları. Yerde uzanan Tarım ve Cungar havzaları. İşte bu bizim bildiğimiz “Üç dağ arasında iki havza”. Burası denizlere uzak, Asya’nın kalbine doğru sokulan demir mızrak gibi. Mükemmel ortama sahip bu özel coğrafi birim zaten Orta Asya’nın bir parçasıdır. Amerika Birleşik Devletleri ve Büyük Petro’nun geçmişte kontrol etmek istediği “Orta Asya Koridoru”nun bir bölümü işte burasıdır.”</p>
<p>&#8220;Bugün, Sincan (Doğu Türkistan)’nın Çin’deki konumu sadece coğrafi bakımdan önemli bir tampon bölgesi olmaktan ziyade, onun eşsiz enerji statüsü Çin’in enerji güvenliği açısından vazgeçilemez stratejik önem taşımaktadır. Özellikle, Sincan çok önemli bir stratejik sıçrama tahtası olup batı bölgesi Orta Asya ile sınırları var, güneyde komşu olan Pakistan üzerinden deniz yolu ile doğrudan Hint Okyanusu ve Hürmüz Boğazı’na ulaşabiliriz.&#8221;</p>
<p>“Genellikle, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Sincan (Doğu Türkistan) Orta Asya olarak adlandırılır. O (Orta Asya) Tanrının bugünkü Çinlilere lütfettiği en zengin bir parça pastadır.”</p>
<p><strong>Çin jeoekonomik genişlemesi için Doğu Türkistan&#8217;ın bir üs olarak işlevselliği:</strong></p>
<p>&#8220;Eğer Sincan’ın (Doğu Türkistan) coğrafi avantajlarından en iyi şekilde yararlanarak, Ortadoğu ve Orta Asya-Hazar bölgesindeki petrol ve doğal gazı Sincan (Doğu Türkistan)  üzerinden Çin’in iç bölgelerine taşıyabilirsek, geleneksel deniz nakliye rotasında mecburi geçiş noktası olan ve başkalarının kontrolü altındaki Malacca Boğazı’na muhtaç kalmaktan kaçınabiliriz. Avrasya kıtasının merkezi konumunda yer alan Sincan (Doğu Türkistan) yeni “Avrasya Kıtasal Köprüsü”nün boğaz rolünü oynamaktadır. Orta Asya ve Ortadoğu ile Çin’i bağlayan en elverişli karayollarından biridir ve aynı zamanda komşu ülkelerin kaynaklarını ve pazarlarını kullanmak için en uygun bölgedir.  Bu kadar önemli coğrafi avantajlı bir bölgeye, çağdaş dünyadaki tüm büyük ülkelerde çok nadir rastlanır.&#8221;</p>
<p><strong>Çin jeopolitiğinin genişlemesi için önceliğin -doğu değil- batı sınırları olması gerektiğine yönelik:</strong></p>
<p>&#8220;Çin sorunlarını çözmek için, tersinden hareket etmemiz gerekiyor, yani öncelikle batı sınır bölgesine (Orta Asya) ağırlık vermeliyiz, ardından Doğu Çin denizi bölgesi (Doğu ve Güney Doğu Asıya) sorunlarımızı çözeriz. Elbette, Batı bölge ve Doğu deniz bölge meseleleri birbirini etkiliyor, ancak Tayvan’da bir sorun çıkarsa, batı bölgeyi (Orta Asya) etkilemez.  Orta Asya da bir olay çıkarsa Tayvan’da mutlaka sorun çıkar. Tayvan ile Çin ana kıta aynı ırk ve aynı kültürü paylaşıyor, sorun çıksa( kaybetsek) bile gelecekte nasılsa geri alabiliriz. Fakat, Sincan (Doğu Türkistan) ve Tibet çok ayrı ırklardan oluştuğu için Çin toprağından giderse geri alma şansımız nerede ise hiç yoktur. Zuo Zongtang (1884 yılında Doğu Türkistan’ı işgal eden Mançu Çin Generali) zamanında, “Çin‘in güçlenmesi Kuzeybatı (Doğu Türkistan) olmadan olmaz.&#8217; demişti.&#8221;</p>
<p><strong>Orta Asya (Türkistan) Türk Devletleri&#8217;nin doğal kaynakları:</strong></p>
<p>&#8220;Enerji ve maden kaynakları bakımından çok zengin ve tehlikeli olmayan, vatandaşlarımızın kaçırılma ve terör saldırısına uğrama ihtimalleri olmayan, daha da önemlisi, ulaşım kanalının başka bir büyük ülkenin kontrol altında olmayan tek bir yer var, burası da Sincan (Doğu Türkistan)’ın hemen yanı başındaki Orta Asya ülkeleridir. Eski Sovyetler Birliği’nin arka bahçesinde bulunan bu bölge petrol ve doğalgaz açısından zengin olmakla kalmayıp, aynı zamanda uranyum gibi önemli stratejik maden kaynaklarına sahiptir, dahası Sincan’ın petrol ve doğal gaz rafine tesislerine ve nakliye boru hatlarına yakındır. Biraz daha boru hatları döşersek Sincan’dan Çin’in iç bölgelerine uzanan mevcut boru hatlarımızı bu bölgeye ulaştırabiliriz. En önemlisi, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bölgedeki Rus etkisinin zayıflaması nedeniyle, buraya ilk gelenler için inanılmaz değerli bir topraktır. Avrasya kıtasının tam ortasında yer alan Orta Asya ülkeleri, denizden uzak olduğu için petrol ve doğal gaz kaynakların ihracatı sadece kara yolu üzerinden boru hatıla gerçekleştirebilir. Teoride, Orta Asya ülkelerindeki petrol ve doğal gazın ihracatı boru hattıyla en yakın deniz limanına ulaştırılmalıdır, bu durumda, ya batıya doğru İran üzerinden denize ulaşacak veya güneye doğru Pakistan üzerinden Hint Okyanusu kıyısına taşınmalıdır. Petrol ve doğal gazın en yakın deniz limanından ihracat yapılmasında, mesafenin kısalmasının yanı sıra, daha önemli bir avantaj ise belirli bir müşteriye bağlı kalmamasıdır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bugün Orta Asya’daki durum, Çin için son derece elverişlidir: Orta Asya, Rusya, NATO, İslam dünyası ve Hindistan tarafından kuşatılmış olsa da, geniş bir alana sahiptir ve tek bir gücün etkisi altına girme ihtimali azdır. Şu anda, Orta Asya’yı kapışma sürecinde, her taraf kendi etkisini göstermeye çalışıyor, henüz tek başına Orta Asya’yı kontrol eden bir güç yok,  Orta Asya, belli bir gücün kucağına oturmuş değil ve bölgedeki durum nispeten kendi dengesinde belirsizliğini koruyor.&#8221;</p>
<p><strong>Doğu Türkistan&#8217;da asimilasyon gerektiğine dair:</strong></p>
<p>&#8220;Başlıca sorun Sincan (Doğu Türkistan)’daki etnik sorundur. Orta Asya ve Sincan’daki 10 etnik gurup sınırının her iki tarafında yaşıyorlar. Orta Asya halkı ve Sincanlıların çoğunluğu İslam dinine inanırlar, çoğunlukla Türk halkları olup gelenekleri birbirine benzer, yaşam alışkanlıkları benzer, ortak milli kimlik duyguları çok kuvvetlidir iki taraf halkları arasındaki iletişim çok kolaydır. Bunun Avantajları Çin ve Orta Asya arasındaki bölgesel ekonomik işbirliği için büyük kolaylık sağlamasıdır, olumsuz yönü ise, ülke içi etnik meselelerimizi iyi bir şekilde çözemesek, haberler ve sorunlar doğrudan sınırın öbür tarafına hızla yayılacak. Eğer etnik sorunumuzu doğru biçimde halledemezsek, ülkemizdeki etnik problemimiz komşu ülke halklarının Çin’e karşı duygusal meselesi haline gelmesine yol açar.&#8221;</p>
<p><strong>Çin&#8217;in Orta Asya&#8217;da jeopolitik kaos beklediği ve fırsat kolladığına dair:</strong></p>
<p>&#8220;Tarih boyunca, Orta Asya Türk halkları etnik isim kavramı açısından çok karmaşık ve kökenlerinin anlaşılması zor niteliğe sahiptirler, zamanla bir birine karışmışlar. Ayırt etmek de zor. Sovyetler Birliği’nin etnik kimlik tespit ve etniğe dayalı ülke sınır ayrımı politikasının uygulanması, Orta Asya ülkelerinde ulusal ve toprak anlaşmazlıklara yol açacak tohum bırakmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir ülkedeki etnik mesele iki veya daha fazla ülke arasında ilişkileri sıkıntıya sokabilir. Orta Asya ülkelerinin mevcut rejimleri çoğunlukla Sovyet döneminden kalan iktidarların devamı olduğu için, diktatörlük yöntemle kısa vadeli siyasi istikrarı sağlayabilecek olsa da, uzun vadeli bakarsak siyasi kargaşalar kaçınılmaz gözüküyor. Orta Asya, yasemin devriminin ortaya çıkmasının en muhtemel yeridir. Son zamanlarda sıklıkla siyasi kargaşa yaşayan Kırgızistan, Orta Asya’nın kamusal istikrarsızlığının tipik bir örneğidir: yani, kuzeydeki Kırgızlar ile güneydeki Özbekler arasındaki patlak veren çatışma, rejimin meşruiyeti ve hükümetin temsil eksikliğini gösteriyor. Kırgızistan’daki benzer sorun neredeyse her Orta Asya ülkesinde mevcuttur. Bir bakımdan, demokratik olmayan siyasi recimle etnik meseleler bir araya geldiğinde, Orta Asya’daki barut kukusu (90 yıllardaki) Balkanlardan az değildir.&#8221;</p>
<p><strong>Çin-Türkiye arasındaki rekabete dair:</strong></p>
<p>&#8220;Orta Asya’ya gelince, bizim gözlerimiz ilk önce Rusya ve Amerika gibi rakiplerin üzerinde olacak, ancak geniş açıdan bakarsak korkarız ki en büyük rakibimiz Amerika ve ya Rusya değil, Türkiye’dir!&#8221;</p>
<p>&#8220;Rusya, askeri güce sahip ama ekonomik gücü zayıf, ayrıca ahlak ve kültürel cazibesinden yoksun, ABD’nin her şeyi var, Orta Asya onun için sadece “özgürlük ve demokrasi mücadelesi” ve büyük güçlerin stratejik rekabet meydanı, Orta Asya’yı elinde tutmak gibi bir niyeti yok, hevesi de yok.  Türkiye ise tam tersine, askeri güce, ya da yeterli ekonomik güce sahip olmasa da, Türk halkları arasında eşsiz değerlere ve kültürel çekiciliğe sahiptir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Siyasi ve ideolojik olarak Türkiye, İslam dünyasında ve Türk dünyasında laikleşme ve demokratikleşmenin en iyi örneğidir; kültürel açıdan Türkiye,  tüm Türk milletlerinin anavatanı olduğunu iddia etmektedir. Zengin bir ülke olmamasına rağmen o Orta Asya’da büyük ölçüde kültürel yatırımlar yaptı, birçok üniversitelerin, kütüphanelerin ve diğer kültürel ve eğitim kurumlarının inşasına yardım etti, Türk alfabe sistemini buralara ihraç etti, Türkiye’nin laik kültürünü yaydı ve Türk dünyasından gelen öğrencilere devlet bursları sağladı.&#8221;</p>
<p>&#8220;20 yıldan kısa bir sürede, Adriyatik Denizi’nden Çin Seddi’ne kadar uzanan Türk koridorunun her yerinde Türkiye müziği, Türkiye filmi ve televizyon programları popüler oldu, genç öğrenciler ya gelişmiş batılı ülkeleri seçiyor veya Türkiye’yi tercih ediyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Doğu Türkistan Meselesinin Çarpıcı Boyutları</strong></p>
<ul>
<li>Çin&#8217;in idari bölgelerinin en büyüğü olan Sincan (Doğu Türkistan), <strong>sekiz ülke ile sınırları</strong> bulunan bir bölgedir. Doğu Türkistan nüfusunun sadece beşte biri, 1950’de Han Çinlilerden oluşurken, Çin rejiminin Han Çinlilerini bölgeye yerleştirmesi politikası sonucunda, bugün nüfusun %40&#8217;lık kısmını etnik Çinliler oluşturmaktadır.</li>
<li>Doğu Türkistan Türklerinin çoğu Müslümandır ve İslam, yaşamlarının ve kimliklerinin önemli bir parçasıdır. Dilleri Türkçedir. Kendilerini, kültürel ve etnik olarak Çinlilere değil, Orta Asya jeokültürüne ait görmektedir. Bu bağlamda Han Çinlilerinden yaşayış ve kültür olarak farklılıkları bulunmaktadır.</li>
<li>Çin&#8217;in, Doğu Türkistan&#8217;a Han Çinlilerini yerleştirmesinin yarattığı <em>&#8220;Doğu Türkistan Türk kültürü üzerindeki tahrip edici tesirleri&#8221;</em> ve siyasi baskılar; Doğu Türkistan&#8217;da Uygur ve diğer Türk topluluklarının mutsuzluğunun temel sebebidir. Bu kapsamda Çinlileştirme politikalarına bir tepki olarak meydana gelen karışıklıkların ardından; Çin rejimi tarafından yüz tanıma yazılımından kitle DNA koleksiyonuna kadar çok geniş bir gözetleme aparatı uygulamaya konulmuştur. [10]</li>
<li>Doğu Türkistan&#8217;ın 20 milyonluk nüfusu, Çin’in nüfusunun yalnızca %2’si olmasına karşın, eyalet ülke tutuklamalarının %20’sini oluşturmaktadır.</li>
<li>2018-2019 itibarıyla kitlesel gözaltılar ve &#8216;yeniden eğitim kampı&#8217; adındaki toplama kampları ile ileri derecede asimilasyon ve siyasi baskı düzeni kurulmuştur. Aynı zamanda Suriye sorununun ortaya çıktığı ilk zamandan itibaren &#8220;Uygur Türklerinin uluslararası propagandada ve siyasi zeminde terörle ilişkilendirilmesi politikası&#8221; kapsamında kontrollü olarak, Doğu Türkistan&#8217;dan dünya jeopolitiğinin en sıcak bölgesi olan Suriye&#8217;ye bir miktar Uygur Türkü transferine müsaade edilmiştir veya kontrollü bir şekilde koordine edilmiştir. Netice olarak, Uygur nüfusu arasında yüzde birlik bir orana sahip radikal dini görüşler Doğu Türkistan meselesinin kökeni imiş gibi ilişkilendirilmekte ve &#8220;Terörizm / Uygur&#8221; propagandası yapılmaktadır. [11] Bu bağlamda Türkiye&#8217;den siyasi anlamda somut bir destek görmeyen Doğu Türkistanlıların, uğradıkları sosyokültürel ve siyasi zulme karşı sesini duyuran uluslararası kuruluşların davetlerine iştirak etmekten başka çaresi kalmamaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Çin&#8217;in Jeoekonomik Amaçları ve ABD&#8217;nin Medeniyetler Çatışması Projesi</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi bir yandan Çin devleti jeoekonomik maksatlarla söz konusu girişimlerde bulunurken, bir yandan da Amerikalı jeopolitikçi ve siyaset bilimci Samuel P. Huntington&#8217;un &#8220;medeniyetler çatışması&#8221; devreye girmektedir. &#8220;Medeniyetler çatışması&#8221;, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Doğu Türkistan coğrafyalarında dinler-mezhepler-etnik farklılıklar temelinde bir topluluklar çatışması kurgulamaktadır.[12]  Çin, &#8220;medeniyetler çatışması&#8221; kapsamında Doğu Türkistan&#8217;da çıkacak bir karışıklığın, Çin Devleti&#8217;ne zarar vereceğinin görebilecek birikime sahiptir. Doğu Türkistan Türklerinin, herhangi bir şekilde asimilasyon politikalarına ve baskılara maruz kalmaması durumunda geniş katılımlı ayaklanmalar olmayacağının da farkındadır.</p>
<p>Fakat Lio Yazhou&#8217;nun görüşleri bağlamında; Çin jeostratejisinin, Orta Asya&#8217;nın doğal enerji kaynaklarına ve &#8220;Bir Kuşak Bir Yol&#8221; projesi kapsamındaki jeopolitik önemine odaklanarak, &#8220;Medeniyetler Çatışması&#8221; projesi kapsamında çıkması olası risklerinden doğacak fırsatlardan yararlanmak istediği görülmektedir. Bu nedenle, söz konusu sürece; daha güçlü, otoriter, baskın bir güç olarak girmeyi planlamaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>&#8220;Medeniyetler çatışması&#8221; projesinin temelleri atılmıştır; Hint Okyanusu merkezli olarak Yeni Zelanda ve Sri Lanka&#8217;da yaşanan hadiseler bunun göstergesidir. Liu Yazhou&#8217;nun görüşleri çerçevesinde, Çin jeostratejistleri, bu çatışmayı bir fırsata dönüştürebileceklerini düşünmektedir. ABD projesinin Çin jeostratejistleri tarafından Orta Asya&#8217;daki Çin nüfuzunu arttırmak için bir fırsat olarak görülmesi, Doğu Türkistan&#8217;daki politik baskıların ve insan hakları ihlallerinin artışındaki temel tetikleyici etkenler arasındadır.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>[1] İsa Yusuf Alptekin, Doğu Türkistan Davası, Otağ Yay., 1975, sf.19-24.</p>
<p>[2] (http://www.etaa.org.au/who-are-the-uyghurs/geopolitics-of-east-turkistan/, Erişim: 05.02.2019)</p>
<p>[3] İklil Kurban, Doğu Türkistan İçin Savaş, TTK Basımevi, 1995, sf. 41-95</p>
<p>[4] Doğu Türkistan&#8217;da Yakub Han Dönemi ve Osmanlı Devleti İle İlişkileri (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/19/1153/13570.pdf, Erişim: 05.02.2019)</p>
<p>[5] Şahzada Daulitova, Çin&#8217;in Doğu Türkistan Politikası, (Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, 2007), sf.26-30</p>
<p>[6] (http://www.dogu-turkistan.net/2012/04/26/dogu-turkistanin-bugunku-nufusu/, Erişim: 05.02.2019)</p>
<p>[7] (https://unpo.org/members/7872, Erişim: 20.02.2019)</p>
<p>[8] Ahmet Türköz, Doğu Türkistan&#8217;da İnsan Hakları, (Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, 1998) sf. 43-62</p>
<p>[9] (http://cn.rfi.fr/首页/20100809-刘亚洲中将的西部论, Erişim: 05.02.2019) (Çeviri: http://www.sinoturknews.org/bati-bolge-teorisi-cinin-buyuk-turkistan-politikasi/ ve https://www.turkulkusu.com/turkiyenin-dogu-turkistan-politikasi/)</p>
<p>[10] (https://www.csoonline.com/article/3228444/security/skynet-in-china-real-life-person-of-interest-spying-in-real-time.html, Erişim: 05.02.2019)</p>
<p>[11] (https://www.vox.com/2018/8/15/17684226/uighur-china-camps-united-nations/ Erişim: 05.02.2019)</p>
<p>[12] (https://www.beyondintractability.org/bksum/huntington-clash, Erişim: 05.02.2019)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/dogu-turkistan-sorunun-jeopolitigi-dunu-bugunu-yarini.html">Doğu Türkistan Sorununun Jeopolitiği (Dünü, Bugünü, Yarını)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neoliberalizm İllüzyonu</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/neoliberalizm-illuzyonu.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Jan 2019 12:37:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberal eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[post modernizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=7178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giriş: Neoliberalizm Nedir? Neoliberalizm, bugün net olmayan tanımlamalara sahip olmakla birlikte temelde serbest piyasa ekonomisi için kullanılan bir terimdir. Serbest piyasalar, özelleştirme, fiyat düzenlemelerinin azaltılması, devletin küçültülmesi ve esnek iş gücü piyasalarıyla ilgili politikaları içerir. Neoliberalizm kavramı, IMF ve diğer kurumların serbest piyasa yaklaşımı olan Washington Konsensusu ile ilişkilidir. Washington Konsensusu: IMF, Dünya Bankası, AB [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/neoliberalizm-illuzyonu.html">Neoliberalizm İllüzyonu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 class="graf graf--h3" style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><strong>Giriş: Neoliberalizm Nedir?</strong></span></h2>
<h2 class="graf graf--h3" style="text-align: justify"><img title="Neoliberalizm-Eleştirisi-Karikatür Neoliberalizm İllüzyonu  "decoding="async" class="wp-image-7179 alignright" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/01/Neoliberalizm-Eleştirisi-Karikatür.jpg" alt="Neoliberalizm-Eleştirisi-Karikatür Neoliberalizm İllüzyonu  " width="386" height="264" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/01/Neoliberalizm-Eleştirisi-Karikatür.jpg 1010w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/01/Neoliberalizm-Eleştirisi-Karikatür-300x205.jpg 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/01/Neoliberalizm-Eleştirisi-Karikatür-768x525.jpg 768w" sizes="(max-width: 386px) 100vw, 386px" /></h2>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify"><strong class="markup--strong markup--p-strong">Neoliberalizm,</strong> bugün net olmayan tanımlamalara sahip olmakla birlikte temelde serbest piyasa ekonomisi için kullanılan bir terimdir. Serbest piyasalar, özelleştirme, fiyat düzenlemelerinin azaltılması, devletin küçültülmesi ve esnek iş gücü piyasalarıyla ilgili politikaları içerir. Neoliberalizm kavramı, IMF ve diğer kurumların serbest piyasa yaklaşımı olan Washington Konsensusu ile ilişkilidir.</p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify"><strong class="markup--strong markup--p-strong">Washington Konsensusu:</strong> IMF, Dünya Bankası, AB ve ABD gibi uluslararası kuruluşlar tarafından desteklenen bir dizi genel serbest piyasa ekonomi düşüncesidir. Düşük devlet borçlanması, kamu harcamalarının sübvansiyonlardan ana gereksinimlere yönlendirilmesi, ılımlı (?) marjinal vergi oranlarının benimsenmesi, piyasanın belirlediği faiz oranları, rekabetçi döviz kurları, ticaretin serbestleştirilmesi, niceliksel kısıtlamaların ortadan kaldırılmasına önem verilerek ithalatın serbestleştirilmesi; düşük ve göreceli olarak tek tip tarifelerle sağlanacak olan ticari koruma, içeri doğrudan yabancı yatırımın serbestleştirilmesi, devlet işletmelerinin özelleştirilmesi gibi aslen 1989&#8217;da John Williamson tarafından belirtilen ilkelere dayanmaktadır. [1]</p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">Bu bağlamda neoliberalizm<strong class="markup--strong markup--p-strong">,</strong> ekonomik faktörlerin kontrolünü kamu sektöründen özel sektöre devreden bir sosyoekonomik politika anlayışıdır. Devletlerin sübvansiyonları sınırlandırması, piyasaları ticarete açmak için reformların yapılmasını öne süren neoklasik ekonomi ilkelerine sahiptir. Ayrıca, sabit döviz kurlarını ortadan kaldırmayı ve devlet tarafından işletilen işletmeleri özelleştirmeyi amaçlamaktadır. Diğer bir deyişle; mali tasarruf, serbest ticaret, özelleştirme üzerine kurulu bir iktisadi anlayıştır ve genellikle, bireylerin ve toplumun ekonomik sorunlarına asgari miktarda devlet müdahalesini öngören bir politika olan laissez-faire ekonomisi ile ilişkilendirilmektedir. [2] Kısaca, 1929&#8217;da Büyük Buhran’la bütün iddiaları çürümüş ve iflas etmiş bir iktisadi nazariye, Soğuk Savaş sonrası küreselleşme kavramı ile birlikte yeniden gündeme getirilmektedir.</p>
<h2 class="graf graf--h3" style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><strong>Kısaca Bazı Neoliberalizm Eleştirileri</strong></span></h2>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">Neoliberalizme yönelik en temel eleştirilerden birisi, sağlık ve eğitim gibi alanlarda serbest piyasa anlayışının yanlış olduğudur. Çünkü bu alanlar doğası gereği kar motivasyonuna dahil olmaması gereken temel kamu hizmetleridir. Küresel çapta neoliberal politikalar, 1989 sonrası dönemde hem Batı dünyasında hem de üçüncü dünya ülkesi olarak adlandırılan ülkelerde; hem servet hem de gelir bakımından eşitsizliği arttırmıştır. Esnek iş gücü piyasalarındaki düşük vasıflı işçilerin maaşları, yükselen enflasyona nispeten daha düşük oranda artış göstermiştir ve işçiler fakirleşmiştir. Ekonomide devlet müdahalesinin azaltılması bakımından önemli bir örnek olan Avrupa Birliği, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde ekonomik kriz içerisine girmiştir. Bu bağlamda bölgenin en büyük ekonomik gücü olan Almanya bu serbestlikten hala fayda görürken, diğer üye ülkelerin yükselen sağ ve sol partileri, ülkelerinde yaşanan ekonomik krizlerden Avrupa Birliği’ni sorumlu tutmaktadır.</p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">Devletler, sabit harcamaları kestiğinde, beklenmeyen ekonomik sıkıntılar meydana gelmektedir. Örneğin, büyük durgunluk sırasındaki mali öteleme, düşük büyüme oranlarına ve borcun GSYİH oranlarına düşürülememesine neden olmaktadır. Aynı zamanda devletler harcamaları azaltmaya zorlandığında, bu durum refah destek programlarının etkilenmesine ve yoksulluğun artmasına neden olmaktadır. Kilit kamu sektörü endüstrileri için özelleştirme, şirketlerin daha geniş sosyal hedefleri görmezden gelmesi anlamına gelmektedir. Örneğin, 1990&#8217;larda, Dünya Bankası baskısı altında Bolivya, su endüstrisini özelleştirmiştir. Ancak bu, su kaynaklarının toplumun en fakir kesimlerine verilmemesi ile sonuçlanmıştır.</p>
<h2 class="graf graf--h3" style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><strong>Türkiye’de Neoliberalizm İllüzyonu</strong></span></h2>
<blockquote class="graf graf--blockquote"><p><strong class="markup--strong markup--blockquote-strong"><em class="markup--em markup--blockquote-em">İllüzyon:</em></strong><em class="markup--em markup--blockquote-em"> Türkiye’de neoliberal politikaları savunmak adına öne sürülen düşüncelerden birisi, Türkiye’nin jeopolitik konumunun üç istikrarsız bölge arasında yer alması nedeniyle, küresel anlamda çeşitli çıkar gruplarının ve çok uluslu şirketlerin ülkede yatırımlar yapması suretiyle hem ekonomik hem siyasi istikrarın sağlanacağı iddiasıdır. Ülkenin iç ve dış güvenliği, dış yatırımlarla sözde güvence altına alınmaktadır. Bu doğrultuda devlet kurumlarının özelleştirilmesi, yabancı yatırımlara en düşük tarifelerin uygulanması, devletin bütün alanlardaki rollerinin kademeli olarak azaltılarak yalnızca güvenlik rolünü yerine getirmesi gibi düşünceler, ekonomik kalkınma ve refah düzeyinin yükseltilmesi gibi iddialarla bir arada, açık bir dille ikrar edilmektedir. </em></p></blockquote>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">Çok uluslu şirketlerin veya üretim yapmak isteyen devletlerin, başka bir devlette üretim yapmasının altında yatan temel amaç kâr elde etmektir. Amaç, daima daha az sermayeyle daha hızlı ve daha fazla kâr elde edecekleri alanlara yatırım yapmaktır. Örneğin çevre sorunlarını dert etmeyecek bölgelere ve daha ucuz iş gücü temin edeceği ülkelere yönelmektir. Aynı zamanda küreselleşme, ortak bir dünya endüstrisinin ve ekonomik sisteminin kurulmasını amaçlarken, küreselleşmeyi kontrol eden ülkeler de manevi, kültürel, politik vb. toplumsal yaşamın bütün alanlarını etkileme gayesi gütmektedir.</p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">Bu nedenle söz konusu sürecin, hem ekonomik açıdan hem siyasi açıdan <em class="markup--em markup--p-em">“güvenli hale getirilmesi”</em> gerekmektedir. Bu bağlamda ulus devletler, kalkınma adına ülkesine gelen çok uluslu şirketlerden ve yatırımlardan yararlanırken, çevre sorunlarına kayıtsız kalınmaması, iş gücünün sömürülmemesi, kültürel değerlerin tahrip edilmemesi, gelir adaletsizliğinin önlenmesi, servet dağılımı arasındaki eşitsizliğin dengelenmesi, insanlık değerlerinin korunması gibi konularda kilit bir öneme sahiptir. Bu doğrultuda neoliberalizm adı altında uygulanan politikalar, Washington Konsensusu ilkeleri çerçevesinde ele alındığında, devletlerin kendi toplumlarını savunma içgüdülerinin zaafa uğramasıyla sonuçlanacaktır. [3]</p>
<h2><span style="font-size: 16px"><strong>Sonuç Yerine</strong></span></h2>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">İngiliz ekonomist Norman Angell, 1910&#8217;larda The Great Illusion adı ile yayınladığı kitapta Avrupa ülkeleri arasında ticaret ve karşılıklı yatırımlardan kaynaklanan yoğun bağımlılık düzeyi gibi nedenlerle, Avrupa’da büyük bir savaş çıkmasının olanaksız olduğu düşüncesini ileri sürmüştür. Bir savaşın Avrupa’yı mahvedeceğini, bu yüzden savaşın olanaksız olduğunu ifade etmiştir. [4] 1913 yılına kadar bu fikir, inanılırlığını korurken devamındaki 31 yılda 2 dünya savaşı yaşanmıştır. Yüz milyondan fazla insan ölmüş, daha fazlası yaralanmıştır. Avrupa siyasi ve iktisadi sistemi, alt üst olmuştur. İmparatorluklar parçalanmış, yeni ulus devletler kurulmuştur.</p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">1913&#8217;teki yanılgı, bugün bazı özneleri değiştirilerek ve Türk eliyle gerçekleşen yerli üretimin azaltılması suretiyle neoliberal politikaları savunmak için tekrarlanmaktadır. Öte yandan 1929 Büyük Buhran ile birlikte devlet müdahalelerinin önemi anlaşılmıştır. 2008 Avrupa Krizi ile birlikte de ekonomik serbestiyetin en güçlü aktörlere yarar sağlarken diğer ülkelerin ve toplumların ekonomik yapılarını olumsuz etkilediği görülmüştür.</p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">Dolayısıyla Türkiye&#8217;de de &#8220;neoliberalizm&#8221; ile &#8220;iktisadi ve siyasi istikrar&#8221; kavramlarının bir arada kullanıldığı söylemlerin hiç bir felaketi önlemesi mümkün değildir. Bu söylemler, ancak Türkiye’nin kaynaklarının, insan gücünün, doğasının ve madenlerinin sömürülmesi için yararlanılan bir illüzyon vazifesi taşımaktadır.</p>
<hr />
<h2 class="graf graf--h4" style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><strong>Kaynaklar</strong></span></h2>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">[1] (https://www.intelligenteconomist.com/washington-consensus/,  24.01.2019)</p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">[2] (https://www.economicshelp.org/blog/20688/concepts/neoliberalism/, 24.01.2019)</p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">[3] Ali Hasanov, Jeopolitik, BKY Yay, 2012, sf. 247–363</p>
<p class="graf graf--p" style="text-align: justify">[4] George Friedman, Avrupa Krizi, Pegasus Yay., 2015, sf. 87–155</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/neoliberalizm-illuzyonu.html">Neoliberalizm İllüzyonu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jeopolitik Nedir?</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/jeopolitik-nedir.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Dec 2018 18:06:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=6801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Jeopolitik, devletlerin kendi sınırları dahilindeki ve uluslararası arenadaki politik davranışlarını, coğrafi unsurlar aracılığıyla anlamak, açıklamak ve geleceği tahmin etmek üzerine kurulu coğrafi konuma, politik güce ve güç dağılımına odaklanan bir disiplindir. Jeopolitik terimi, ilk kez İsveç kökenli coğrafyacı Rudolf Kjellén tarafından[1] kullanılmıştır. Sözlüklerde jeopolitik; “siyasî ve iktisadî coğrafyanın bir devletin politikası, millî gücü, dış politikası [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/jeopolitik-nedir.html">Jeopolitik Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Jeopolitik, devletlerin kendi sınırları dahilindeki ve uluslararası arenadaki politik davranışlarını, coğrafi unsurlar aracılığıyla anlamak, açıklamak ve geleceği tahmin etmek üzerine kurulu coğrafi konuma, politik güce ve güç dağılımına odaklanan bir disiplindir. Jeopolitik terimi, ilk kez İsveç kökenli coğrafyacı Rudolf Kjellén tarafından<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> kullanılmıştır. Sözlüklerde jeopolitik; “siyasî ve iktisadî coğrafyanın bir devletin politikası, millî gücü, dış politikası vb. üzerindeki etkisinin incelenmesi veya uygulanması; bir devleti veya coğrafyayı etkileyen (veya tanımlayan) coğrafi ve politik faktörlerin kombinasyonu; siyaset ve coğrafyanın karşılıklı ilişkisine dayanan millî politika” olarak da tanımlanmaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Günümüzde &#8220;jeopolitik&#8221; kavramı hakkında herkes tarafından kabul edilen genel geçer bir tanım bulunmamaktadır. Bu durum, jeopolitiğin gelişmekte olan ve çok sayıda bilim dalını içeren bilimler arası bir disiplin olmasından kaynaklanmaktadır. Öyle ki, jeopolitik; coğrafya temelinde sosyoloji, uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, dinler, kültürler, mezhepler, demografi, diller, edebiyat, ideolojiler, siyasi organizasyonlar, ekonomik faaliyetler, siyasi konjonktür gibi çok sayıda alanı kapsamaktadır.</p>
<p>Jeopolitik, devletlerin <em>-coğrafi ve doğal nitelikleri çerçevesinde-</em> dış politikasını belirlemek için belirli bir zemin sağlamaktadır. Örneğin, Hindistan&#8217;ın yarımada büyüklüğü, Hint Okyanusu&#8217;nun üç tarafına yayılması, Himalaya Sıradağlarının varlığı, Hindistan&#8217;ın uluslararası ilişkilerini şekillendirmede belirleyici rol oynamaktadır. Türkiye&#8217;nin de, üç tarafının denizlerle çevrili olması, Boğazları içinde barındırması, Karadeniz ve Hazar Denizi havzası ile olan yakınlığı, aynı zamanda bir Akdeniz ülkesi de olması; Türkiye&#8217;nin dış politikasını şekillendirmede belirleyici rol oynamaktadır. Yani devletlerin jeopolitik özellikleri, dış politikalarını ve uluslararası siyasetteki konumlarını etkilemektedir.</p>
<p>Jeopolitik kavramı, tarihsel süreçte ortaya çıkışı ve ilk yaygınlaşması itibarıyla, yayılmacı bir felsefenin argümanı olarak görülmüştür. Zira jeopolitiğin Avrupa&#8217;da yaygınlaşması, Avrupa devletlerinin, kendi coğrafi konumlarından yola çıkarak, ihtiyaçları için kaynaklarını arttırmak ve devletlerinin ekonomik nüfuzunu genişletmek amacıyla, dış politikada etkin şekilde kullanmaları suretiyle yaşanmıştır. Dolayısıyla yeni topraklar elde etme ve yayılma amaçlı toprak kazanma hırslarını ortaya koyan bir araç olarak da nitelendirilmiştir. Örneğin jeopolitik kelimesinin karşılığı olarak “siyasî, coğrafi, tarihî, ırkî ve iktisadî etkenlerin bir kombinasyonunun Almanya&#8217;nın sınırlarını genişletme ve çeşitli stratejik kara kütlelerini ve doğal kaynakları kontrol etme hakkını doğruladığı Nazi doktrini”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> şeklinde tanımlar da mevcuttur. Ancak günümüzde jeopolitik kavramının yanı sıra jeokültür, jeoekonomi gibi kavramlar geliştirilmiş ve bu kavramlar yumuşak güç gibi çeşitli kavramlarla etkileşime girmiş; nihayetinde jeopolitik kavramı artık askeri bir harekâtla toprak işgal etmekten öte, her konuda uluslararası ilişkilerin vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>Bu çerçevede jeopolitik terimi, günümüzde “coğrafya, ekonomi ve demografi gibi faktörlerin siyaset ve özellikle de bir devletin dış politikası üzerindeki etkisinin incelenmesi; jeopolitik tarafından yönlendirilen bir devlet politikası, bir konuyla ilgili politik ve coğrafi faktörlerin bir kombinasyonu” gibi anlamlar kazanmıştır. <a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Sait Yılmaz, “Jeopolitik ve Jeostrateji”, https://www.academia.edu/7648509/Jeopolitik_ve_Jeostrateji</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> “Definition of Geopolitics | Dictionary.Com”, https://www.dictionary.com/browse/geopolitics.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> “Definition of Geopolitics | Dictionary.Com”</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Jeopolitik Hasanov, <em>Jeopolitik (Teorileri-Metodolojisi-Aktörleri-Tarihi-Karakteristiği-Kavramları)</em>, çev. Fuad Şammedov, 1. bs (Babıali Kültür Yayıncılığı, 2012), 41-100.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> “Definition of Geopolitics”, https://www.merriam-webster.com/dictionary/geopolitics.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/jeopolitik-nedir.html">Jeopolitik Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi: Türk Tarihinin Sosyolojisi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-turk-tarihinin-sosyolojisi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Dec 2018 14:55:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[annales ekolü]]></category>
		<category><![CDATA[Annales okulu bakış açısı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türk tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk tarihi sosyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Türklerin sosyolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=6741</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Tarihinin Sosyolojisi adlı kitap, Prof. Dr. Orhan Türkdoğan tarafından kaleme alınmıştır. Türk tarihini; sosyoloji, iktisat, siyaset bilimi, demografi, sosyal psikoloji ve antropoloji gibi toplum bilimleri ile ilişkili biçimde ele alan bir incelemedir. Yazar bu kapsamlı eserinde; bilinen en eski tarihî kaynaklara inerek Selçuklulara kadar bütüncül bir bakış açısıyla Türk tarihinin sosyolojisini ele almıştır. Osmanlı&#8217;nın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-turk-tarihinin-sosyolojisi.html">Kitap Önerisi: Türk Tarihinin Sosyolojisi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Türk Tarihinin Sosyolojisi adlı kitap, Prof. Dr. Orhan Türkdoğan tarafından kaleme alınmıştır. Türk tarihini; sosyoloji, iktisat, siyaset bilimi, demografi, sosyal psikoloji ve antropoloji gibi toplum bilimleri ile ilişkili biçimde ele alan bir incelemedir. Yazar bu kapsamlı eserinde; bilinen en eski tarihî kaynaklara inerek Selçuklulara kadar bütüncül bir bakış açısıyla Türk tarihinin sosyolojisini ele almıştır. Osmanlı&#8217;nın kuruluşundaki dinamiklerin tarihi/sosyolojik kökenlerini Annales Okulu çerçevesinde irdelemiştir.</p>
<p style="text-align: justify">Annales Okulu, gerçekleşen olayların arka planlarını, sosyoekonomik, jeopolitik, kozmogonik açılardan incelenmesi için yukarıda belirtilen toplum bilimlerinden faydalanmayı ilke edinen bir perspektiftir. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, izlediği bu yöntemle, Türkiye&#8217;de sosyolojinin kurucuları arasında yer alan Ziya Gökalp&#8217;in tarih anlayışını sürdürmüştür.</p>
<p><strong>Kitap İçeriği</strong></p>
<p style="text-align: justify">Kitapta, giriş bölümünde Türk tarihinin ve tarihçiliğinin genel bir tanımı yapılmış ve Türk tarihinin bir bütün olarak incelenmesinin zorlukları ele alınmıştır. Türk tarihine dair, Türkiye&#8217;de ve Avrupa&#8217;da yapılan ilk  bilimsel çalışmalara değinen yazar, cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte Kemalizmin Türk karşıtı tezleri çürütmek amacıyla, çeşitli karşı tezler öne sürüldüğünü belirtmektedir. Türklerin Asyatik bir kökenden geldiğinin merkeze koyulması suretiyle, yurt dışından Türkologların da davet edilerek, TTK/TDK bünyesinde bilimsel temeller üzerine oturtulduğunu ifade etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Asyatik kökene sahip Türklerin, eski çağlardan itibaren dünyaya yayılması ve en eski medeniyetlerden biri olduğunun gösterilmesi çerçevesinde yapılan çalışmalara değinen Türkdoğan, Atatürk&#8217;ün vefatı ile bu çalışmaların ruhunu yitirdiğini belirtmektedir. Gelecekte de ancak Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu öncülüğünde yapılacak olan çalışmalarla, -uçsuz bucaksız bir coğrafyada yer alan- milletin tarihinin aydınlatılabileceğini vurgulamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify">Türk Tarihinin Sosyolojisi adlı bu eserde yer alınan bazı konular şunlardır: <em>Toplumsal tarih anlayışı, tarihte süreklilik ve kültürel benzerlik, Marksist ve akademik sosyolojide sınıf teorileri, Türk toplumunda sınıflaşmanın olup olmadığı, Orhun Yazıtları&#8217;nın sosyoloji, ekonomi, siyaset bilimi açısından incelenmesi, Türk adının kökeni ve anlamı, Türk Budunu&#8217;nun tanımı, Kök Türklerin bağımsızlık ideolojisi, Türk tarihinde zenginler ve yoksullar, karizmatik kağanlık modeli, Kök Türk döneminde sosyal unvanlar, potlaç/yağma geleneği ve egemenlik, Kök Türk aristokrasisi, Türklerin oluşturduğu bozkır kültürü ve sınıfsız toplum modeli, aile tipleri, hayvancılığın üstün ve üretken yanları, hem hayvancılık hem çiftçilik üzerine kurulu hayat tarzı, bozkırda göçebelik nedenleri, Türk toplumunun kültür alıcı ve verici yapısı, Çin&#8217;e Türk kültür tesirleri, Uygur-Türk kültür çevresi, proto-Türklerde Tek Tanrıcılık, Şamanizm ve totemcilik, Mete Han&#8217;ın Çin kültür emperyalizmine karşı çıkışı, eski Türklerde aile ve evlilik, Oğuz destanında akılcılık, Özbekistan&#8217;dan Türkiye&#8217;ye mimari kültürün ortak kökenleri, Sovyetlere karşı direnen Bozkır kültürü&#8230;</em></p>
<p style="text-align: justify">Selçuklu dönemine ve sonraki dönemleri işleyen kısımlarda, Oğuzların köken teorileri, Oğuz Türklerinde hiyerarşi ve demokrasi, Hun-Göktürk-Oğuz bütünleşmesi, Osmanlı-Türkmen farklılaşması, Türkmenlerin yerleşik hayata geçmeme nedenleri, uç bölgelere sürülen Türkmenlerin hem merkezden uzaklaştırılması hem de uç bölgelerde güvenli tampon bölgeler oluşturması, 11. yüzyıl ve devamında Oğuzculuk şuuru, Moldova&#8217;da Gagauz kültürü, Romanya&#8217;da Oğuz kozmogonisi, Pazırık kültür çevresi, antik Sovyet toplumları arasında İslami ve milli şuur, Kürtleşen Türkmenler gibi konular incelenmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç Niyetine</strong></p>
<p style="text-align: justify">Yazarın bu eserde üzerinde durduğu konular, sosyolojik bağlamda günümüzdeki Türk dünyasının pek çok tarafında yaşayan Türk toplumlarını ve kültürlerini ilgilendirmektedir. Kitap, sosyoekonomik, jeopolitik, kozmogonik çerçeveyi inceleyen bir metodolojiye sahiptir. Özellikle Orhun Yazıtları ve Kutadgu Bilig gibi Türk tarihinin bulunabilen temel yapı taşlarının bilimler arası disiplin çerçevesinde incelenmesi; yazarın bu eserini Türk tarihi ile ilgili siyaset bilimcilerin, uluslararası ilişkiler uzmanlarının, sosyologların, felsefecilerin, edebiyatçıların vb. mutlaka okuması gereken bir eser haline getirmektedir. Bu alanda yapılan çalışmaların eksikliği ve var olan eserlerde ise tarihselcilik ağırlıklı bir üslup kullanılması nedeniyle; Prof. Dr. Orhan Türkdoğan&#8217;ın yüzlerce dipnot ve metin içi kaynakla Annales Okulu çerçevesinde kaleme aldığı bu kapsamlı eseri; Türk tarihine, sosyolojisine ve felsefesine ilgi duyan veya çalışma yapacak olan araştırmacıların okuması gerekir.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-turk-tarihinin-sosyolojisi.html">Kitap Önerisi: Türk Tarihinin Sosyolojisi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi: Gelecek 100 Yıl (George Friedman)</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-gelecek-100-yil-george-friedman.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Nov 2018 18:22:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[friedman]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek 100 yıl]]></category>
		<category><![CDATA[george friedman]]></category>
		<category><![CDATA[kitap incelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap özeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=6508</guid>

					<description><![CDATA[<p>George Friedman, Amerika&#8217;nın önde gelen Think Tank kuruluşlarından -gölge CIA olarak da adlandırılan- Stratfor&#8217;un kurucusudur. Holokost&#8217;tan sağ kurtulan bir Yahudi anne ve babadan Macaristan’ın Budapeşte şehrinde dünyaya gelmiştir. Dünya jeopolitiğinde önde gelen analistlerden biridir. George Friedman ve Jeopolitik Görüşü Friedman&#8217;ın eserleri, dünya jeopolitiğini realist perspektifte ele almakta ve Amerika için önerilerde bulunmaktadır. Örneğin, en temel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-gelecek-100-yil-george-friedman.html">Kitap Önerisi: Gelecek 100 Yıl (George Friedman)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">George Friedman, Amerika&#8217;nın önde gelen Think Tank kuruluşlarından -gölge CIA olarak da adlandırılan- Stratfor&#8217;un kurucusudur. Holokost&#8217;tan sağ kurtulan bir Yahudi anne ve babadan Macaristan’ın Budapeşte şehrinde dünyaya gelmiştir. Dünya jeopolitiğinde önde gelen analistlerden biridir.</p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><strong>George Friedman ve Jeopolitik Görüşü</strong></span></p>
<p style="text-align: justify">Friedman&#8217;ın eserleri, dünya jeopolitiğini realist perspektifte ele almakta ve Amerika için önerilerde bulunmaktadır. Örneğin, en temel olarak Gelecek 100 Yıl adlı kitabında ABD&#8217;nin uygulaması gereken politikayı <em>&#8220;ABD&#8217;ye meydan okuyabilecek kadar güçlenen ülkelerin veya koalisyonların, en güçlü rakibini destekleyerek, doğrudan bir savaştan uzak durması&#8221;</em> şeklinde açıklamaktadır.  Analizlerinde reel politiğe sadık kalan G. Friedman; gelecek söz konusu olduğundaysa ütopik tahminlerde bulunabilmektedir. Bu durumu, eserinde <em>&#8220;gerçekçi ol, imkansızı bekle&#8221;</em> sloganı ile açıklamaktadır.</p>
<h2 style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><strong>Gelecek 100 Yıl: Kitap İçeriği</strong></span></h2>
<p style="text-align: justify">George Friedman&#8217;ın &#8220;Gelecek 100 Yıl&#8221; adlı kitabı şu 13 bölümden oluşmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify"><strong>1.</strong> Amerikan Çağının Şafağı<br />
<strong>2.</strong> Deprem: ABD &#8211; Cihat Taraftarları Savaşı<br />
<strong>3.</strong> Nüfus, Bilgisayar ve Kültür Savaşları<br />
<strong>4.</strong> Yeni Fay Hatları<br />
<strong>5.</strong> Çin 2020: Kağıt Kaplan<br />
<strong>6.</strong> Rusya 2020: Yeniden Uyum<br />
<strong>7.</strong> Amerikan Gücü ve 2030 Krizi<br />
<strong>8.</strong> Yeni Bir Dünya Ortaya Çıkıyor<br />
<strong>9.</strong> 2040&#8217;lar: Savaşın Başlangıcı<br />
<strong>10.</strong> Savaş Hazırlıkları<br />
<strong>11.</strong> Dünya Savaşı: Bir Senaryo<br />
<strong>12.</strong> 2060&#8217;lar: Altın On Yıl<br />
<strong>13.</strong> 2080: ABD, Meksika ve Dünyanın Stratejik Merkezi için Mücadele.</p>
<p style="text-align: justify">&#8220;Gelecek 100 Yıl&#8221;ın Pegasus Yayınları tarafından çevirisi yapılan Türkçe baskısına ait<em> tanıtım yazısında</em> yer alan ve öne çıkan başlıklar şöyledir:</p>
<p style="text-align: justify"><strong>2020:</strong> Rusya çökecek. Türkiye en büyük 10&#8217;uncu ekonomi olacak. Çin büyük bir kriz yaşayarak dağılacak.<br />
<strong>2030: </strong>Dünya ABD kaynaklı büyük ekonomik krizle yeniden sarsılacak<br />
<strong>2040:</strong> Türkiye; Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanları hakimiyeti altına alarak dev bir ülke olacak. Bölgesinde askeri müdahaleler yapacak. ABD-TÜRKİYE arasındaki gerilim artacak<br />
<strong>2050:</strong> Türkiye, ABD, Polonya ve Japonya arasında 3. Dünya Savaşı çıkacak. 50.000 kişi ölecek.<br />
<strong>2060:</strong> Enerji Devrimi Gerçekleşecek.<br />
<strong>2080:</strong> Petrol rezervleri bitecek, yerine uzay temelli enerjiler dünyada kullanılmaya başlayacak.<br />
<strong>2100:</strong> Meksika ABD&#8217;ye savaş açacak.</p>
<p style="text-align: justify">Kitapta Türkiye ve Avrupa hakkında dikkat çeken bazı öngörüler şunlardır: NATO bitecek. Avrupa Birliği bitecek. Avrupa&#8217;daki Almanya Fransa ittifakı çökecek. Polonya öne çıkan güç olacak. Türkiye; Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanları hakimiyeti altına alarak dev bir ülke olacak. Başkent Ankara&#8217;dan İstanbul&#8217;a taşınacak. Karadeniz ve Akdeniz artık bir Türk gölü haline gelecek. Dünyadaki herkes Türkçe, Japonca, Polonya ve Meksika dillerini öğrenecek.</p>
<h2 style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><strong>Kitabın Olumlu-Olumsuz Yönleri</strong></span></h2>
<p style="text-align: justify"><em><strong>Kitapla ilgili olumlu yönler:</strong></em></p>
<p style="text-align: justify">&#8211; Jeopolitik kavramı iyi tanımlanmış, kitap içeriğine iyi uyarlanmış, akıcı bir kitaptır.<br />
&#8211; Kitapta 70&#8217;ten fazla devletin birbirleriyle dost-düşman olma nedenleri ele alınmıştır.<br />
&#8211; Grafiklerin ve haritaların iyi ve etkili kullanımı gerçekleştirilmiştir.<br />
&#8211; Yazar, geleceği nasıl tahmin ettiğine dair metodunu aktarmıştır.<br />
&#8211; Kitapta pek çok etkileyici gerçek, bilgi ve farklı eğilimler ele alınmıştır.<br />
&#8211; Kitap, hangi ülke ve koalisyonların direneceğine ve ABD&#8217;nin direnişlerine nasıl tepki vereceğine odaklanmaktadır.<br />
&#8211; Günümüzde dünyanın beş yeni potansiyel güç bölgesi ve fay hatları olarak kabul edilebilecek bölgeler incelenmektedir.<br />
&#8211; Özellikle Çin ve Rusya üzerine, benzersiz, ilginç ve çok tartışmalı tahminler bulunmaktadır.<br />
&#8211; Potansiyel yeni ve eski güçlerin yükselişine dair bir inceleme (Türkiye, Polonya ve Japonya) ele alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify"><em><strong>Kitapla ilgili belirgin olumsuz yönler:</strong></em></p>
<p style="text-align: justify">&#8211; Kitapta bir bibliyografya, kaynak, kitap önerisi yoktur.<br />
&#8211; Türkiye&#8217;de bir dönemde yoğun bir şekilde gündemde kalması nedeniyle, Amerika&#8217;nın görmek istediği ve Türkiye&#8217;ye biçtiği rolün anlatıldığına dair eleştiriler yapılmıştır.</p>
<h2 style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><strong>George Friedman &#8211; Gelecek 100 Yıl (Kitap Özeti)</strong></span></h2>
<p style="text-align: justify"><strong>Dünya 20 Yıllık Periyotlarla Değişiyor</strong></p>
<p style="text-align: justify">Friedman, 20. yüzyılı<em> 20 yıllık dilimler halinde</em> özetleyerek kitabına başlamaktadır. 1900, 1920, 1940 gibi belirli periyotlarla tarihe bakılmasını istemektedir. Friedman&#8217;a göre tarih 20 yıllık periyotlarla dünya değişmektedir. 1960&#8217;larda Amerika egemenliği, 1980&#8217;lerde Sovyet tehdidinin yükselişi 2000&#8217;lerde yeniden küresel Amerika hegemonyası bu periyodik değişimlere örnek olarak gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>20. Yüzyılda Amerika&#8217;nın Egemen Güç Olma Nedeni</strong></p>
<p style="text-align: justify">Friedman, ABD&#8217;yi, <em>rakipsiz ekonomik, askeri ve politik gücü</em> nedeniyle yirmi birinci yüzyılın baskın gücü olarak nitelendirmektedir. Süper güç olmasını; deniz gücündeki hızlı yükselişi ve jeopolitik konumuna bağlamaktadır. Yani Amerika&#8217;nın bugün süper güç olmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi: &#8220;Hem Atlantik hem de Pasifik ticaretini kontrol etmesine izin veren aşırı deniz gücü ve kendisini diğer dünyadan ayıran stratejik konumudur.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify">Ancak teknolojik gelişim ivmesinin hızlı yükselişi nedeniyle her an alternatif bir güç ortaya çıkabileceği uyarısında bulunmaktadır ve &#8220;Amerika, her ne kadar görünüşte ezici olsa da, Amerikan donanma egemenliği, askeri teknolojideki aşırı hızlandırıcı torpidolar, insansız hava araçları ve ileri düzeydeki seyir füzeleri gibi yeni gelişmelerle karşı karşıya gelecektir.&#8221; şeklinde not düşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Amerika Muhtemel Rakip Koalisyonları Bozma Prensibini Uygulayacak</strong></p>
<p style="text-align: justify">Reel politiğin birincil kuralını iyi işlenmiş bir şekilde aktaran G. Friedman; &#8220;Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin herhangi bir savaş yapması ve bu savaşı kazanması gerekmiyor. Sadece muhtemel rakip ittifakları bozmak zorundadır, böylece diğer taraf Amerika&#8217;ya meydan okumak için yeterli güç oluşturamaz.&#8221; demekte ve eklemektedir: &#8220;Yirmi birinci yüzyıl, Amerika&#8217;nın kendisi dışı dünyada gerçekleşen çekişmelerde zayıf tarafı desteklemesiyle sürecektir.&#8221; Zira Friedman&#8217;a göre &#8220;Jeopolitik sorunlara kalıcı çözümler yoktur.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Çin&#8217;in Yeni Dünya Gücü Olması Olası Değil</strong></p>
<p style="text-align: justify">Jeopolitik uzmanlarının yaygın söyleminin aksine, Çin&#8217;in alternatif süper güç olma idealinden oldukça uzak olduğunu öne süren Friedman; bu görüşünü Çin&#8217;in büyük bir deniz gücü olmamasına bağlamaktadır ve &#8220;Çin yüzyıllardır büyük bir deniz gücü değildir. Bir donanma inşa etmek de, sadece gemi inşa etmek demek değildir. Aynı zamanda iyi eğitimli ve tecrübeli denizci bir kadro yetiştirmeyi gerektirir. Bunun için uzun zaman ve tecrübe gereklidir.&#8221; demektedir.</p>
<p style="text-align: justify">G. Friedman&#8217;a göre Çin kara sınırları açısından izole bir bölgedir, deniz sınırlarında da Amerikan donanmaları ve müttefikleri yer aldığı sürece Çin&#8217;in etki alanını genişletebilmesi olası değildir. Çin&#8217;in jeopolitik konumu hakkında, &#8220;Çin&#8217;in haritasını yakından incelediğinizde, gerçekten çok yalıtılmış bir ülke olduğunu görüyorsunuz. Kuzeyde Sibirya, güneydeki Himalayalar ve ormanlar ile birlikte nüfusun ülkenin doğu kesiminde yoğunlukta olması sebebiyle Çin kolay kolay etki alanını arttıramaz.&#8221; şeklinde görüşünü açıklamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify">Çin&#8217;in etki alanını saldırgan biçimde arttırmak istemesi durumunda, istikrarsızlıkla karşı karşıya kalabileceğini dile getiren G. Friedman, &#8220;Çin için endişelenmemek için daha derin bir neden var. Çin jeopolitik olarak istikrarsız. Sınırlarını dış dünyaya açtığı zaman, kıyı bölgesi müreffeh olur, fakat iç kısımdaki Çinlilerin büyük çoğunluğu fakir kalır. Bu gerilim, çatışma ve istikrarsızlığa yol açar.&#8221; diyerek Çin&#8217;in potansiyel süper güç olmak için gereken sosyoekonomik yapıya sahip olmadığını ifade etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Türkiye Potansiyel Güçtür</strong></p>
<p style="text-align: justify">Geçtiğimiz bin yıl boyunca, büyük bir İslam imparatorluğu ortaya çıktığında, daima Türkler tarafından kurulduğunu ve Türklerin egemen olduğunu hatırlatan G. Friedman, &#8220;Osmanlılar, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın sonunda yerini modern Türkiye&#8217;ye bıraktı. Balkanlar, Kafkaslar ve Arap dünyası istikrarsız bir durumdayken Türkiye, kaosun ortasında istikrarlı bir devlettir.&#8221; diyerek Türkiye&#8217;nin gücü arttıkça -ve ekonomisiyle ordusu halihazırda bölgedeki en güçlü devlet halindeyken- Türk etki alanının da artacağını öngörmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Ayrıca kitapta Türkiye&#8217;nin Türk Dünyası ve Turan coğrafyası üzerindeki etki alanını genişletme noktasında şu ifadeleri kullanmaktadır: &#8220;Rusya’nın çökmesinin ardından Müslüman Türkiye, Müslüman Kazakistanı etkileyecek, Türk gücünü Orta Asya‘ya yayacak. Karadeniz bir Türk gölü haline gelecek, Kırım ve Odesa, Türkiye ile ticaretini artıracak bu bölgede yoğun Türk yatırımları olacak.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Uzay Tabanlı Teknolojiler Öne Çıkacak</strong></p>
<p style="text-align: justify">Amerika ve diğer güçler arasında yüksek teknolojili ama çok düşük bir yaralama ve ölüm oranına sahip olan bir dizi savaş yaşanacağı uyarısında bulunan G. Friedman, “Uzay-tabanlı elektrik üretimi için savaştan önce geliştirilen, mikrodalga radyasyonunun yeryüzüne ışınlanması gibi bazı projeler uygulamaya konacaktır.&#8221; diyerek, devletler arasındaki enerji kaynakları üzerinde gerçekleşen hakimiyet savaşlarının, uzaya doğru kayabileceğine dikkat çekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Nüfus Artışı Duracak; Gelişmiş Ülkeler Mültecileri Ülkelerine Çekmek İsteyecek</strong></p>
<p style="text-align: justify">G. Friedman&#8217;a göre 18. yüzyıldan sonra görülen iki yüzyıllık hızlı bir dünya nüfus artışı sonrasında, 2050&#8217;den sonra dünya nüfus artış ivmesi azalacaktır. 21. yüzyılın sonlarında ise, nüfusun azalmaya başlayacağını söyleyen G. Friedman; gelişmiş sanayi ülkelerinin sahip olduğu genç nüfuslarının da hızla azalacağını belirterek, &#8220;Gelişmiş ülkeler, göçmenlerin gelmesi için teşvikler yapacak, iş gücü yetersizliği nedeniyle daha basit görevleri otomatikleştirecek şekilde genetik ve robotik konusunda daha fazla ürün geliştirmeleri yapılacaktır.&#8221; demektedir.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-gelecek-100-yil-george-friedman.html">Kitap Önerisi: Gelecek 100 Yıl (George Friedman)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
