﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet AYDIN | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/yazar/aydinmehmet1154/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 Dec 2020 22:20:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Mehmet AYDIN | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Kentsel Aile ve Kırsal Aile</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-kentsel-aile-ve-kirsal-aile.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet AYDIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Dec 2018 19:10:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi otorite]]></category>
		<category><![CDATA[ailede çocuğun konumu]]></category>
		<category><![CDATA[ailenin büyüklüğü]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel aile]]></category>
		<category><![CDATA[kırsal aile]]></category>
		<category><![CDATA[Köy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=6871</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giriş Ailenin evrensel bir tanımını yapabilmemiz oldukça zordur. Genellikle aile kavramını açıklarken ‘’anne, baba ve çocuklardan oluşan toplumsal birim’’ olarak ifade edilir. Fakat bu tanım aile kavramının ‘’çekirdek aile’’ kategorisini açıklamaktadır. Toplumun önemli bir parçasını oluşturan aile, bireyin doğumundan itibaren barınma, beslenme, eğitim gibi temel ihtiyaçlarının karşılandığı sosyal bir ortamdır. Toplumun sahip olduğu değer yargıları, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-kentsel-aile-ve-kirsal-aile.html">Türkiye’de Kentsel Aile ve Kırsal Aile</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Giriş</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Ailenin evrensel bir tanımını yapabilmemiz oldukça zordur. Genellikle aile kavramını açıklarken ‘’anne, baba ve çocuklardan oluşan toplumsal birim’’ olarak ifade edilir. Fakat bu tanım aile kavramının ‘’çekirdek aile’’ kategorisini açıklamaktadır. Toplumun önemli bir parçasını oluşturan aile, bireyin doğumundan itibaren barınma, beslenme, eğitim gibi temel ihtiyaçlarının karşılandığı sosyal bir ortamdır. Toplumun sahip olduğu değer yargıları, normatif kurallar ve sosyalleşmenin en ciddi ve yoğun olarak yaşandığı toplumsal yapı ailedir (Sayın, 1990).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Ailenin kesin ve evrensel bir tanımını yapmanın güçlüğü nedeniyle farklı aile tanımları belirli özellikleri sınırlayan açıklamalar şeklinde tarihi bir yol izleyerek karşımıza çıkmakta ve yapılan her bir tanım aileyi farklı bir kategori içerisine yerleştirmekte ya da ailenin ön plana çıkan bir yönüne vurgu yapmaktadır (Aktaş, 2015).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Bu çalışma, ailenin iki türü olan kentsel aile ve kırsal aileyi Türkiye bağlamında açıklamayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda kentsel ve kırsal ailenin büyüklük, ekonomik yapı, otorite ilişkileri ve çocuğun konumu bakımından karşılaştırmaları yapılacaktır. Bu karşılaştırmalar yapılırken birçok kitap ve makaleden yardım alınarak çalışmanın tutarlı olması sağlanacaktır. Karşılaştırma dört başlıkta toplanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Bazı kaynaklarda kentsel aile kavramı kent ailesi olarak kırsal aile de köy ailesi veya geleneksel aile kavramları ile kullanılmıştır. Bu çalışmada ise akademik literatürde sıkça kullanılan kentsel aile ve kırsal aile kavramları kullanılacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Büyüklük Açısından Kırsal Aile ve Kentsel Aile</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Türkiye’de ailenin büyüklüğü belirli dönemlerde değişime uğramıştır. Küreselleşme ve teknolojinin ilerlemesi bu değişime doğrudan etki etmiştir. Toplamsal ve ekonomik yapı değişmeleri aile yapısında ve buna bağlı olarak işlevlerinde çeşitli değişmelere neden olmaktadır (Özbay, 1984). Özellikle Türkiye’ye 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan yardımlar (Truman Doktrini ve Marshall Planı) tarımda makineleşmeyi hızlandırmıştır (Ertem, 2009). Tarımda makineleşme hızlandıkça kırsal alanda yaşayan insan sayısına ihtiyaç azalmaya başlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kırsal kesimde yaşayan aileler için aile bireyinin sayısı oldukça önemliydi. Çünkü tarım işleri kol gücüne dayanan bir geçim kaynağıydı. Bu yüzden aile yapıları geleneksel geniş aile biçimindedir. Ailede anne, baba, çocuklar, babaanne, dede gibi bireylerden oluşmaktadır. Bu ailelerin akrabalık bağları çok güçlüdür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Klasik tarım yapıldığı dönemde kol gücüne ihtiyaç olduğundan ailedeki işgücü önemlidir. 1948 yılında sadece 1756 olan traktör sayısı, 1955’te 40282’ye, 1960’ta 42136’ya 1965’te ise 54668’e çıkmıştır (Makal, 2001). Yaklaşık 15 sene içinde tarıma ciddi şekilde makinelerin girmesi kırsal ailenin yapısını da değiştirmiştir. Köylerde işsiz sayısı oldukça artmış ve köylerden kentlere yönelen göçler hızlanmıştır. Bu durumdan özetle kırsal ailede ailenin nüfusu önemini yitirmeye başlamış ve sonraki süreçte kırsal kesimde yaşayan geniş aileler çekirdek aile yapısına doğru evirilmeye başlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kırsal alandan kentlere göçen aileler ilk etapta yine geniş aile yapısındadır. Çünkü ekonomik koşullar aile bireylerinin hep bir arada yaşamalarını zorunlu kılmıştır. Bu tip aile biçimlerine genelde gecekondu ailesi denilmektedir. Gecekondu ailesi bir taraftan kırsal ailenin alışkanlıkları, tutumları ve değer yargılarıyla çevrilip diğer taraftan kent yaşantısının etkisinin altında kalan bir aile tipidir (Gökçe, 1990). Kente ilk göçen ailelerden birkaç kuşak sonrasında kurulan aileler kentsel ailelerin yapısına uyum sağlamaya başlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kentsel aile yapısında ise genellikle çekirdek ailelerden oluşmaktadır. Sanayileşmiş çağdaş toplumlarda özellikle kentlerde geniş aileler yerini giderek küçük ailelere bırakmıştır (T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Aile ve Tüketici Hizmetleri, 2011). Aileler genellikle anne-baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşmaktadır. Çocuk sayısı kırsal aileye göre daha azdır. Çocuklar evlendikten sonra aileleriyle birlikte yaşamayı bırakır ve ayrı bir yere yerleşerek yeni bir aile kurarlar. Kent ailesinde yakınlık ilişkileri de zayıflamıştır. Ailenin bireyleri üzerindeki denetim ve baskıları azalmıştır (Arslan, 2002).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kentsel aileler anne, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aileden meydana gelmektedir. Türkiye’de kadınların da iş hayatına girmeden önceki dönemlerde Türk toplumundaki ataerkil yapının da etkisiyle baba, aile otoritesine karşı baskın durumdadır. Çünkü bu tip ailelerde eve gelir sağlayan babadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kentsel ailelerde evlenme yaşı kırsal aileye göre daha yüksektir. Büyük kentlerde ortalama evlenme yaşı erkek için 28, kadınlar için ise 24’tür. Bunun nedeni de iş edinmek için gerekli olan uzun öğretim yıllarıdır (Özkalp, 2015).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong> </strong></span><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Ekonomi Açısından Kırsal Aile ve Kentsel Aile</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Ailelerin barınma, beslenme gibi temel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi adına aile ekonomisi büyük önem arz etmektedir. Türkiye’de belirli bir döneme kadar ailenin gelirini sağlayan babaydı. Anne ise evin işleri (temizlik, çamaşır, ütü, yemek vb.) ve çocuklarla ilgilenirdi. Çoğu çekirdek aile ve geniş ailede roller bu şekilde paylaşılmaktaydı. Ekonomik ihtiyaçların artmasıyla birlikte kadınlar da iş hayatında yer almaya başlamıştır. Bu yüzden ailede eşlerin(karı-koca) her ikisinin de çalıştığı kariyer sahibi olduğu bir yapıya doğru değişim başlamıştır (Wallis &amp; Pricethe, 2003).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kırsal alanlarda geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Kırsal ailede aile bireylerinin neredeyse tamamı işe katılmaktadır. Kırsal aile yatay ve dikey boyuttaki kuşakların bir arada yaşadığı, ekonomik ve siyasal bir birlik olarak düşünülür (Arslan, 2002). Zaman içerisinde kırsal yerleşim alanlarındaki toprak mülkiyetlerinde yaşanan farklılık aile yapısını da etkilemektedir. Kırsal alanlardaki yoğun nüfus artışı, toprağın miras yoluyla parçalanması gibi nedenler, köylerden sürekli olarak kentlere göç edilmesinde etkili olmaktadır (Volkan Özbek, 2009).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kentsel ailelerin ekonomik hayatı kırsal aileye göre daha karmaşıktır. Sanayileşmenin etkisiyle bireyler yapılan işin tamamında yer almak yerine iş bölümü yaparak çalışmaktadır. Bununla birlikte kendilerine verilen işlerde uzmanlaşmaya başlamışlardır. Ayrıca kadınlar da ev ekonomisine katkı sağlamak amacıyla çalışma hayatına atılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Köyde aile aynı zamanda bir üretimi gerçekleştirirken, şehirde tarım dışı kesimlerde toplanan üretim faaliyetleri çok daha geniş kesimde örgütlenerek ailenin çevresini aşmaktadır (Volkan Özbek, 2009). Kentsel ailede aile bireyleri büyük oranda farklı işlerde ve birbirlerinden uzak yerlerde çalışmaktadır. Aile bireylerinin zamanlarının büyük bir bölümünü birbirlerinden uzakta geçirmeleri aile bağlarının gevşemesine neden olmaktadır (Arslan, 2002). Bu durum sonucunda da bireysellik ön plana çıkmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Otorite Bakımından Kırsal Aile ve Kentsel Aile</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Türk toplumlarında ailenin ataerkil yapıda olduğu bilinmektedir. Fakat modernleşen dünyada, kadının da iş hayatına girmesiyle birlikte aile yapısı içindeki roller de değişmeye başlamıştır. Kadının da iş hayatına adapte olmasıyla birlikte ev işleri karı-koca arasında paylaşılmaya başlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kırsal ailelerdeki evliliklerde eşler arasında duygusallığa ve romantizme fazla yer olmadığından geçimsizlik, aile içi kavgalar, anlaşmazlıklar, boşanmalar ve ayrılmalar düşük seviyededir (Kızılaslan, 2006). Kente uzak olmak insanların aile ilişkilerinde daha gelenekçi ve katı kuralcı olmalarına sebep olmaktadır (Köknel, 1981). Toplumsal değişimler sonucu aile yapılarında da değişmeler yaşanmıştır. Kırsal ailede erkeğin rolü, ailenin geçimini sağlamak üzere evin dışında çalışmak ve ailenin dışarıdaki ilişkilerini düzenlemek, kadının rolü ise aile içinde bireyler için üretim yapmak ve tüketimden bireyler arası ilişkilere kadar her şeyi düzenlemek idi (Kızılaslan, 2006).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kentsel ailede de erkek egemen otorite anlayışı bulunmaktaydı. Fakat kadının da iş hayatına girmesi bu durumun değişmesine büyük katkı sağlamıştır. Kadınlar da erkekler kadar aile içi konularda söz sahibi olmaya başlamıştır. Özellikle son dönemlerde kadınların: evlilik ve eş seçiminde kısmen daha özgür hareket ettikleri, mesleki ve iş yaşamına katılımının arttığı, eğitim imkanlarından yararlanılabildiği, aile içi kararlara katılım konusunda daha geniş bir özerklik alanına sahip olmaktadır (Aktaş, 2015).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Tabi bu durum erkeğin giderek azalan egemenliğinin yanı sıra erkeğin bu sürece alışması sorununu da beraberinde getirmektedir. Bir taraftan geleneksel olarak kendisine atfedilen değer ve rolleri sergilemeye, bu yolla erkekliğini yeniden üretmeye cabalarken; öte yandan toplumsal dönüşümle gelen ve geleneksel erkeklik tanımlarına uymayan ev işleri, çocuk bakımı gibi sorumlulukları yerine getirmesi ve empati, hoşgörü, uzlaşım gibi kadınsı değerleri sergilemesi beklenmektedir (Bayer, 2013). Buna bağlı olarak erkek kimliğini üzerinde taşıyan öznenin kimliği ve benliği arasındaki gerilim daha da belirgin bir bicimde edimlere yansımaktadır. Böylece, sözü edilen gerilim günlük yaşamda, oldukça sorunlu ve bunalımlı erkeklik biçimlerinin görünmesinin de gerekçesi haline gelmektedir (Oktan, 2008).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Çocuğun Konumu Açısından Kırsal Aile ve Kentsel Aile</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Çocuk, anne ve babadan sonra aileyi oluşturan önemli temel taşlardan birisidir. Aileler soylarını devam ettirebilmek adına çocuk sahibi olurlar. Ailelerde çocuğa atfedilen önem kentsel aile ve kırsal aile yapılarında farklılıklar arz etmektedir. Bunun dışında çocukları yetiştirme şekilleri ve eğitimleri onları geleceğe hazırlama noktasında her ailede farklı yöntemlerin kullanıldığı görülmektedir. Aile içi ilişkilerde çocuğun yerinin bilinmesi, aile dinamiğinin çözümlenmesi açısından önemlidir (Taylan, 1984).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kırsal ailede çocuğun cinsiyetine göre farklı değerler oluşturmaktadır. Erkek çocuk daha çok ekonomik bir güvence olmakta, erkek çocuklar ebeveynler için gelecekte (yaşlılıkta ve her iki taraf için iş göremez durumlarında) birer güvence kaynağıdır (Taylan, 1984). Bu yüzden erkek çocukları kırsal aile için daha çok tercih konusu olmakla birlikte kız çocuklarına ayrı önem atfedilir. Genel olarak kırsal ailede çocuğun aile içi karar almada pek bir etkisi yoktur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kentsel ailelerde çocuk sayısı kırsal aileye göre daha azdır. Aslında çekirdek aile kavramının tam karşılığını yansıtmaktadır. Kentsel ailelerde ekonomik durumun daha az sayıda çocuk yetiştirmeye müsait olduğundan kent ailelerinde ortalama 2 çocuk bulunmaktadır.  Kentlerde genellikle erkek çocuk yetiştirme ile kız çocuk yetiştirme arasında pek fark görülmemektedir (Taylan, 1984). Kentsel ailede aile içi karar alma durumlarında çocuklar da zaman zaman yer almaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Günümüzde kırsal aile ve kentsel ailede de çocuğa cinsiyetçi olarak değer verilmesi etkisini yitirmeye başlamıştır. Günümüzde eğitimin, şehirleşmenin, kitle iletişim araçlarının etkisi gibi birçok nedenden ötürü, köy yerleşme alanlarında da kadınlara ve kız çocuklarına verilen değerin niteliğinin değiştiği gözlenmektedir. Özellikle aile içi ilişkilerde kız çocuklarının verilen değere bağlı olarak rol ve statüsünün değişim geçirdiği söylenebilir (Taylan, 1984).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong> </strong></span><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Sonuç</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Türkiye’de yerleşim yerlerine göre yapılan ayrımda kırsal aile, ailenin büyüklüğü, doğurganlık, ailede karar verme yetkisi, otoritenin dağılımı, aile içi statü ve rolleri, erkek ve kız çoğuna verilen değer gibi aile içi ilişkiler içinde belirleyici konularda kentsel aileden farklıdır.  Fakat zaman içinde iletişim, haberleşme ve ulaşım gibi araçların gelişmesi ile kentler ve kırsal alanlar birbirine yakınlaşmış, buna bağlı olarak modernleşmenin ve eğitimin kırsal alanlara da gitmesiyle kırsal ailede aile içi ilişkilerde değişim görülmektedir. Türkiye’de görülen ataerkil toplum yapısının değişim gösterdiği, kadına ve kız çocuğuna verilen değerin eskiye dönemlere nazaran arttığı bilinmektedir.</span></p>
<hr />
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kaynakça</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Aktaş, G. (2015). Türkiye&#8217;de Aile Sosyolojisi Çalışmalarına Genel Bir Bakış. <em>Sosyoloji Konferansları</em>, 419-441.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Aktaş, G. (2015). Türkiye&#8217;de Aile Sosyolojisi Çalışmalarına Genel Bir Bakış. <em>Türkiye&#8217;de Sosyolojinin 100. Yılı</em> (s. 419-441). İstanbul: İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi Metodoloji ve Sosyoloji Araştırmaları Merkezi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Arslan, A. K. (2002). DEğişen Toplumda Aile ve Çocuk Eğitiminde Sorunlar. <em>Ege Eğitim Dergisi, 1</em>(2), 25-33.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Bayer, A. (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. <em>Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi</em>, 10-129.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Ertem, B. (2009). Türkiye-ABD İlişkilerinde Truman Doktrini ve Marshall Planı. <em>Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12</em>(21), 377-397.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Gökçe, B. (1990). Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme. <em>Aile Araştırma Kurumu Yayınları</em>, 46-67.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kızılaslan, N. (2006). Kente Uzaklığın Kırsal Aile Yapısına Etkileri. <em>Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2</em>(3), 141-162.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Köknel, Ö. (1981). <em>Ailede ve Toplumda Ruh Sağlığı.</em> İstanbul: Hür Yayın.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Makal, A. (2001). Türkiye&#8217;de 1950-1965 Döneminde Tarım Kesiminde İşgücü ve Ücretli Emeğe İlişkin Gelişmeler. <em>Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 56</em>(3), 103-140. Dergipark. adresinden alındı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Oktan, A. (2008). Türk Sinemasında Hegemonik Erkeklikten Erkeklik Krizine: Yazı-Tura ve Erkeklik Bunalımının Sınırları. <em>Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi</em>, 152-166.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Özbay, F. (1984). Kırsal Kesimde Toplumsal ve Ekonomik Yapı Değişmeleri. <em>Türk Sosyal Bilimler Derneği, Türkiye&#8217;de Ailenin Değişimi, Toplumbilim İncelemeleri</em>, 35.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Özkalp, E. (2015). Aile ve Toplumsal Gruplar. E. Özkalp içinde, <em>Davranış Bilimleri-I</em> (s. 84-117). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Sayın, Ö. (1990). <em>Aile Sosyolojisi.</em> İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Aile ve Tüketici Hizmetleri. (2011). <em>Aile Yapısı.</em> Ankara: T.C. Milli Eğitim Bakanlığı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Taylan, H. H. (1984). Türkiye&#8217;de Köy Ailesinde Aile İçi İlişkiler. <em>Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi</em>, 117-138.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Volkan Özbek, F. K. (2009). Kırsal Kesimde ve Kentlerde Yaşayan Ailelerin Dayanıklı Tüketim Malları Satın Alma Kararlarının Karşılaştırılmasına Yönelik Bir Araştırma. <em>Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12</em>(21), 139-156.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Wallis, L., &amp; Pricethe, T. (2003). Relationship Between Work-Family Conflict And Central Life Interests Among Single Working Mothers. <em>SA Journal of Industrial Psychology</em>, 26-31.</span></p>
<p style="text-align: justify;">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-kentsel-aile-ve-kirsal-aile.html">Türkiye’de Kentsel Aile ve Kırsal Aile</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap İncelemesi: Sanayileşmenin Gizli Tarihi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-sanayilesmenin-gizli-tarihi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet AYDIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Sep 2018 19:39:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[az gelişmişliğin gelişmesi]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Ha-Joon Chang]]></category>
		<category><![CDATA[sanayileşme]]></category>
		<category><![CDATA[sanayileşmenin gizli tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=6111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ha-Joon Chang’ in kaleme aldığı Sanayileşmenin Gizli Tarihi adlı kitap 377 sayfa olmakla beraber dili gayet sade ve anlaşılır biçimdedir. Orijinal adı ‘’Bad Samaritans’’tır. Bu kitap sadece akademisyenler ve öğrenciler için değil, tüm toplumun okuyup anlayabileceği bir kitaptır. Ayrıca üniversitelerde ekonomi ile ilgili derslerde örnek gösterici bir kitap olarak öğrencilere okutulabilir. Yazar yapmış olduğu analizleri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-sanayilesmenin-gizli-tarihi.html">Kitap İncelemesi: Sanayileşmenin Gizli Tarihi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ha-Joon Chang’ in kaleme aldığı Sanayileşmenin Gizli Tarihi adlı kitap 377 sayfa olmakla beraber dili gayet sade ve anlaşılır biçimdedir. Orijinal adı ‘’Bad Samaritans’’tır. Bu kitap sadece akademisyenler ve öğrenciler için değil, tüm toplumun okuyup anlayabileceği bir kitaptır. Ayrıca üniversitelerde ekonomi ile ilgili derslerde örnek gösterici bir kitap olarak öğrencilere okutulabilir. Yazar yapmış olduğu analizleri birçok örnekle anlatarak açıklayıcı bir şekilde yorumlamıştır. Kitap bizlere günümüzdeki zengin ülkelerin nasıl zengin olduklarını, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere hangi tür politikalar uygulanırsa zengin ülkelerin konumuna gelebileceklerinden bahsedilmiştir. Yazar burada zengin ülkelerin, az gelişmiş ülkelerde uygulatmak istediği ve kendi ülkelerinde uyguladıkları politikalar arasındaki çelişkileri bulup, tamamlayıcı olarak güzel örnekler yakalamış ve bu örneklerle düşüncelerini pekiştirmiştir. Kitapta genellikle Güney Kore&#8217;den örnekler bulunmaktadır. Fakat bu incelemede kitabın ana fikrine paralel olarak Türkiye&#8217;den örnekler verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitapta kullanıla anahtar kelime: Kötü Samiriyeliler, kitapta zamanımızın zengin ülkelerini ve serbest piyasa ekonomisini az gelişmiş ülkelere dayatmaya çalışan, yardım ediyormuş gibi gözüken ama özünde zarar barındıran ülkeleri anlatmak üzere Ha-Joon Chang bu kavramı kullanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>AZ GELİŞMİŞLİĞİN SÜREKLİLİĞİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1.Dünya Savaşının bitmesiyle birlikte imparatorluklar yıkılmış, bu imparatorlukların içinden pek çok devlet ortaya çıkmıştır. Bu yeni devletler ekonomik gelişme adına ülkelerini dışarıya kapatmak istemiş kendi ekonomilerini oluşturmaya çalışmıştır. İnternetin evlerimize girmesiyle birlikte küreselleşme adına önemli gelişmeler yaşanmıştır. İnsanların her şeyden haberi olmaya başlamış, bilgi saklanamaz hale gelmiştir. Nitekim teknoloji de gelişmiş zengin ülkeler tarafından korunamamış teknolojik bilgiler hızla yayılmaya başlamıştır. Buna karşılık gelişmiş ülkeler, teknolojiyi kopyalayıp geliştirmeye çalışan az gelişmiş ülkelere ekonomik kalkınma için en iyi bildikleri şeyleri yapmaları gerektiğini, kendilerinin de en iyi bildikleri işi yani teknoloji üretmeye devam etmeleri gerektiğini dayatmaya çalışmıştır. Ülkemizden bir örnek verecek olursak 1948 yılında Türkiye için hazırlanan Hilts raporunda ülkenin demiryolu ulaşımı yerine yatırım önceliğini karayolu yapımını verilmesi gerektiğini ve bunun için Bayındırlık Bakanlığı’na bağlı Yollar Genel Müdürlüğü’nün idaresinde bağımsız bir tüzel kişiliğe sahip bir Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kurulması istenilmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Peki, o dönemde Türkiye araba üretiyor muydu? Ya da ülkenin petrol kaynakları var da petrol mü çıkarıyordu? Şöyle düşünelim karayolunu yaptık diyelim. Üstünde gitmesi gereken araçları kendimiz üretemiyorsak ya da o aracın yakıtını kendi ülkemizde çıkaramıyorsak ülkenin gelişmesine ne gibi katkı sağlayabilir bu karayolları. Burada tamamen karayolları yapımına karşıt bir yazı hazırlandığı algılanabilir. Fakat yollar, köprüler, şehirlerin mezar taşları gibi gökdelenler bir ülkenin gelişmiş olduğunu ya da geliştiğini göstermez. Bir ülkenin geliştiğini görebilmek için üretimine; az insanla ne kadar çok üretim yapabildiğine bakarız. Ülkenin kendi kendine yetebildiğine bakarız. Ama kendi ülkemizde başka ülkelerin öngördüğü raporları uygulamak bize gelişmişliği getirmez. Çünkü batılı ülkeler az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeleri, kendi istedikleri politikaları uygulamaları halinde gelişmiş ülke olabileceklerini söylerler. Fakat bu az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler ne yaparlarsa yapsınlar yine de gelişmiş ülke statüsü kazanamamıştır. Bu noktada Andre Gunder Frank’ a değinmek gerekir. A. G. Frank literatüre kazandırdığ<a name="_ftnref1"></a>ı ‘’az gelişmişliğin gelişmesi’ kavramını açıklarken şöyle der:</p>
<p style="text-align: justify;">‘’<em>1960 sonu modernleşme kuramının aslında diğer toplumların da batı gibi modern hale getirmekten ziyade batının kendi hegemonyasını kullanarak batı dışı toplumların mevcut durumlarını bozmada devam etmesini sağlamaya yönelik politikalardı.’’<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">Yani batı-dışı toplumların batı gibi üst seviyeye gelmesi değil de her zaman dinamik bir biçimde üst seviyeye gelebilme potansiyeline vurgu yapıp ama hep aynı seviyede kalmalarıdır. Samir Amin’ de mevcut durumu kapitalistin sömürüsü olarak nitelendirir. Ülkemizde bize düşürülen pay tarım olmuştur. Kabul edelim güçlü ülkeler (özellikle Amerika) Türkiye’ ye yardımlar yapmıştır. Ama bu yardımlar karşılıksız mı kaldı? 1960’ lı yıllarda Amerikan yardımları alınıyor fakat Amerika bu yardımları verirken geri almayı da bilmiştir. O dönemde Türkiye’ de Gümüş Motor Fabrikası’nda küçük çapta motor üretilmektedir. Piston üretebilecek kapasiteleri varken yan sanayinin kurulmasına izin verilememiştir. Çünkü Amerika yaptığı yardımlara karşılık pistonların kendilerinden alınması şartını koymuşlardır. Peki ya Amerika bize piston satmayı bırakırsa? İşte o zaman küçük çapta bile motor üretemeyecek hale gelmiş olacağız. Tabi bu sanayileşmeyi baltalamak isteyenler arasında ülkemizin insanlarından da yer alıyordu. Bu insanların başında ithalatçılar geliyordu. Çünkü dışardan ithal ederek ülke içinde satılan ürünler, kendi ülkemizde üretildiği takdirde ithalatçıları gücendirecekti. Zamanında üretip sonra gömdüğümüz uçaklardan bahsetmemize gerek yoktur herhalde! Bu yüzden bizden motor yerine şeftali, kayısı üretmemiz istendi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>SERBEST PİYASA EKONOMİSİ SON NOKTA MI?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ha-Joon Chang’ ın kötü samiriyelileri, serbest piyasa ekonomisini savunur.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Düşünmeyi bırakırsak eğer başkalarının ürettiklerini (demokrasi gibi) en iyi olarak kabul ederiz. O yüzden düşünmeyi bırakmamalı, daha iyiyi yakalamaya uğraşmalıyız. Azgelişmiş ülkelerin serbest piyasa ekonomisini uygulamaları halinde gelişebileceklerini vurgular. Bu durumun az gelişmiş ülkelere kaybettirdiklerini anlatmadan önce batının da aslında serbest piyasa ekonomisini kullanmadıklarını belirtmemiz gerekir. Kendileri, dış ülkelerde serbest piyasa ekonomisini uygularken kendi ülkelerinde serbest piyasa ekonomisinin gerektirdiği politikaları kullanmaz. Özellikle 1929 Buhranından sonra güçlü ülkeler gümrük duvarları koyma uygulama yoluna gitmiştir. Bir başka şekilde örnek verecek olursak Amerika geçtiğimiz dönemlerde General Motors’un iflas etmek üzere devletin müdahale etmesini de verebiliriz. Liberalizmin başülkesi Amerika, General Motors’un iflası karşısında oluşacak istihdam açığı korkusuyla ‘’bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’’ diyememiştir. Buradan anlaşılacağı üzere ülkelerin gerçekten gelişmesi için gerekli olan politika, serbest ticaret politikası uygulamak değil, devletçi politikalar izleyerek milli ekonomik kalkınmayı sağlaması gerekmektedir. Ülkemizde devletçilik uygulamaları Cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanmış fakat o dönemde yaşanan gelişmeler ( 1. Dünya Savaşından çıkılmış olması, 1929 Krizinin yaşanması, 2. Dünya Savaşının yaşanması) devletçilik politikasının işe yaramadığı kanaatinin oluşmasına sebep olmuştur. Sonraki dönemlerde liberal politikalar izlenmiş, devletin ekonomideki etkinliği azaltılmış KİT’ler özelleştirilmiştir. Ha-Joon Chang kitabında KİT sorunlarını özelleştirme yoluyla çözüm bulunamayacağından; bununla birlikte özelleştirmenin pek çok tuzağı da içinde barındırdığını açıklamıştır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>Yapılan özelleştirmeler devletin yaptığı en büyük hatalardan biridir. Aslında burada devletin tembelce kolaya kaçmasından da söz edebiliriz. Çünkü her zaman özelleştirilen kurumları devlete zarar ettirdikleri gerekçesiyle özelleştirdiklerini ya da bazı kuruluşların (enerji, telekomünikasyon) alt yapı yatırımlarının büyük sermaye gerektirdiğini, bu gerekli sermayeyi devlet bünyesinde karşılayıp alt yapıyı oluşturduktan sonra özel sektöre işletilmek üzere özelleştirilmesi gerektiği vurgulanır. Burada dikkat edilecek husus uygulanan liberal politikalardır. Aslında işin kolayına kaçmaktansa zarar ettirilen KİT’lerde gerekli inceleme yapılıp bir komisyon kurulmak suretiyle çözüm yolları bulunur ve ciddi şekilde devletin kasasına kaynak sağlanabilir. Bazı KİT’ler vardır ki özelleştirilmesi kesinlikle zararlıdır. Bu sözümden kastım, elektrik ve telekomünikasyon işletmelerinin özelleştirilmesidir. Elektrik önemli bir kaynak olup günümüzde vatandaşların temel ihtiyaçlarından biri haline gelmiştir. Sosyal devlet ilkeleri gereği halkın refahı önemlidir. Bu yüzden elektrik, telekomünikasyon gibi KİT’ler özelleştirildiğinde vatandaşın sırtına ekonomik bir külfet yüklenebilir. (Yeni yapılan köprülerin geçiş ücretlerinde olduğu gibi.) KİT’lerin özelleştirilmesinden doğabilecek başka bir sorun da, devlet tekelinde olan işletmelerin, özel sektörün elinde tekelleşmesidir. Yani devletin tekelinde olan elektrik dağıtım işletmeleri özel sektöre geçmesiyle kamu hizmeti aksayabilmektedir. Çünkü rekabet edebileceği başka bir firma olmadığı için kendilerinde istedikleri şekilde davranabilme hakkı görebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>EMPERYALİZMİN YENİ KÜRESEL DÜZENDEKİ ADI: DEMOKRASİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi antik yunan döneminden beri adı kitaplarda geçen bir terimdir. Fakat günümüzde artık batılı devletlerin en etkili silahı haline gelmiştir. Yukarıda da belirttiğin gibi düşünmeyi bıraktığımız için en iyi yönetim biçimini demokrasi olarak kabul ediyoruz. Ama demokrasinin de kendi içinde barındırdığı bir takım hatalar vardır. İşimiz demokrasiyi tartışmak olmadığı için batının demokrasiyi nasıl kullandıklarını açıklama gereği duyuyorum. Batılı ülkeler en iyi yönetim biçiminin demokrasi olduğunu ve ancak demokratik ülkelerin gelişebileceğini söylemiştir. Ülkemizde cumhuriyetin ilanıyla birlikte demokrasi önemli bir ivme kazanmıştır. Hatta demokrasi, günümüzün vazgeçilmez olgularından biri halindedir. Fakat demokratik olmamıza rağmen batılıların kastettiği gelişmişliği yakalayamamamız, demokrasinin ekonomik gelişmeyi etkileyen temel bir yönetim olmadığını görmemize yeter.</p>
<ol style="text-align: justify;" start="15">
<li>yüzyılda gerçekleşen coğrafi keşiflerle ve yeni pazar yollarının bulunmasıyla birlikte Avrupa bilim ve ticarette gelişmeye başlamıştır. 17. ve 18. yüzyıllara gelindiğinde sanayi inkılabı neticesinde Avrupa’da hammadde arayışları başlamış ve emperyalizm hızla yayılmıştır. O dönemde Avrupalılar ‘’beyaz adamın yükü’’ kavramını ortaya atarak sömürgeciliklerinin üstünü örtme çabasına girmişlerdir. Beyaz adamın yükü sözünü açıklamak gerekirse, günümüzde dile getirdikleri az gelişmiş doğu ülkelerine medeniyet (demokrasi) götürdüklerini o dönemlerde de ifade etmek için kullanmışlardır. Kendilerine göre geri kalmış devletlere medeniyet götürdükleri için çok büyük, çok zor bir iş yaptıklarını söyleyerek beyaz adamın yükü ifadesini kullanmışlardır.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi günümüzde çok önemli bir silah olarak kullanılıyor demiştim. Bunu aslında anlatmama gerek yok. Çünkü 2001 yılından beri Ortadoğu’da yaşananları görüyoruz. Batının demokrasi getirdiği ülkelere demokrasi yerine kan ve gözyaşından başka bir şey gelmemiştir. Demokrasi, Suriye’de 400.000, Irak’ta 1,2 milyon, Libya, Afganistan’da binlerce hayata mal olmuştur. Sonuç olarak gördüğümüz üzere demokrasinin az gelişmiş ülkeleri geliştirmek yerine ülkeleri daha kötü hale sokabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>GELİŞİM KARŞILAŞTIRMASINDA KÜLTÜREL FARKLILIKLAR</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkelerin gelişmesinde kültürün önemimin büyüklüğünden bahsedilir. Aslında kültürel etkenler gelişmeyi etkilemez. Gelişmeyi etkileyen faktör tembelliktir. Tembellik ise evrensel olup herhangi bir kültürle özdeşleştirilemez. Bir asır önce batılılar tarafından tembel olarak bahsedilen Japonlara günümüzde tembel denmesi kulağa pek doğru gelmemektedir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Kendi ülkemizden örnek verecek olursak, ‘’yahu gevur yapıyor be!’’ sözünü çok duyarız. Bu sözü söylememizin nedeni, ‘’kendimiz yapacağımıza hazırı var hazırını alalım.’’ sözüdür. Çünkü gelişme konusunda tembel davranıyoruz. Eğer hazırı varsa, bir şeyi yapmak için, emek harcamak yerine kendimizi üzmeden hazır olanı alıyoruz ve bu da bize, ‘’bir şeyin en iyisini gevur yapar.’’ algısını oluşturuyor. Milletleri tembel, çalışkan, iyi, kötü diye sınıflandırmak bizi hata yapmaya, yanılmaya sürükleyecektir. Tembellik, çalışkanlık, iyilik, kötülük bireyler için atfedebileceğimiz sıfatlardır. Netice olarak beş parmağın beşi de bir değil demişti atalarımız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>SONUÇ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir ülkenin gerçekten ekonomik olarak gelişebilmesi için, o ülkenin siyasi, askeri ve ekonomik olarak bağımsız olması gerekir. Bunlarla birlikte yeni küresel dünyada bu kadar kolay bir biçimde bilgi paylaşımı varken ülkelerin bu bilgileri en iyi şekilde kullanıp geliştirmeleri gerekir. Gelişme yolunda sanayileşmenin payı çok büyüktür. Sanayileşme olmazsa alınan bilgiler kullanılamaz, kullanılamazsa geliştirilemez, bilgiler geliştirilemezse ülke ekonomik bağımsızlığını kaybederek başka ülkelere muhtaç hale gelir. Son olarak şu anda bu sistem (serbest piyasa ekonomisi) her ne kadar kötülense de daha sonradan savunulabiliyor da. Güney Kore az gelişmiş bir ülkeyken batıyı dinlemek istemedi. Bunun sonucunda Samsung, Kia, Hyundai gibi büyük firmalar oluştu. Ancak bu büyüyen firmalar da batı gibi kendi çıkarlarını düşünerek, az gelişmiş ülkelere yön verme eğilimindedir. Sistemden gerçek payı alan sisteme dahil oluyor. Ama bu sistemin de sonu yaklaşıyor. Çünkü sistem yayıldıkça batı kendi silahlarıyla vurulmuş oluyor. Özellikle de Çin bu duruma verebileceğimiz en iyi örnektir. Günümüzde Çin dünya ekonomisinin çok büyük bir kısmına hükmetmekte ve bu durum da batıyı hayli endişelendirmektedir. Yakında batı, tekrar dünya liderliğini eline alabilmek için yeni sistemler keşfedip deneyeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Okuma listenize alabileceğiniz, okurken sizi yormayan ve size farklı bakış açıları kazandıran bir kitaptır. Keyifli okumalar&#8230;</p>
<hr />
<p style="text-align: justify;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Nadir AVŞAROĞLU, Marshall Planı, Amerikan Dış Kredileri ve Türkiye Madencilik Sektörüne Etkileri, Ankara, 2008, s.6</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Ünal ARSLAN, ‘’Latin Amerika Ülkelerinde Bağımlılık’’, <strong>Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 2006, s. 37-56</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Ha-Joon Chang, Sanayileşmenin Gizli Tarihi, Eflatun Yayıncılık, 2015, s.111</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Ha-Joon Chang, Sanayileşmenin Gizli Tarihi, Eflatun Yayıncılık, 2015, s.193</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Ha-Joon Chang, Sanayileşmenin Gizli Tarihi, Eflatun Yayıncılık, 2015, s.303</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-sanayilesmenin-gizli-tarihi.html">Kitap İncelemesi: Sanayileşmenin Gizli Tarihi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump Dönemi Türkiye-ABD İlişkileri</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/trump-donemi-turkiye-abd-iliskileri.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet AYDIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Sep 2018 20:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik savaş]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik yaptırım]]></category>
		<category><![CDATA[fırat kalkanı]]></category>
		<category><![CDATA[gümrük vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[küresel siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[obama]]></category>
		<category><![CDATA[PKK/PYD/YPG]]></category>
		<category><![CDATA[rahip brunson]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dış politikası]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Amerika ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI İLİŞKİLER]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[zeytindalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=5819</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Bu makale Akademik Kaynak Yazarlarından  Okan ÇEREZ ve Mehmet Aydın tarafından kaleme alınmıştır. ) 2018 yılının sonlarında artık herkesin farkında olduğu gerçek; Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerginlik ve bozulma. ‘’Türk, Amerikan ilişkilerindeki bu gerginlik neden ve nasıl ortaya çıkmıştır?’’ sorusuna cevap aranan bu çalışmada kısaca Türk- Amerikan ilişkilerinin tarihçesine değinilecektir. Bu ilişkilerin bozulmaya başladığı dönem, Donald Trump’ın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/trump-donemi-turkiye-abd-iliskileri.html">Trump Dönemi Türkiye-ABD İlişkileri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="background-color: #ffffff;">(Bu makale Akademik Kaynak Yazarlarından  <em>Okan ÇEREZ</em> ve <em>Mehmet Aydın</em> tarafından kaleme alınmıştır. )</span></span></p>
<p>2018 yılının sonlarında artık herkesin farkında olduğu gerçek; Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerginlik ve bozulma. ‘’Türk, Amerikan ilişkilerindeki bu gerginlik neden ve nasıl ortaya çıkmıştır?’’ sorusuna cevap aranan bu çalışmada kısaca Türk- Amerikan ilişkilerinin tarihçesine değinilecektir. Bu ilişkilerin bozulmaya başladığı dönem, Donald Trump’ın göreve gelmesi ve ilişkilerin krize dönüştüğü dönemlere genel bir bakış açısı içinde yer verilmiştir. İki NATO müttefiki arasında gerilime neden olan olaylar yansıtılmak istenmiştir. Son bölümde ise ilişkilerin seyri ve geleceği hakkında öngörülere yer verilmiştir.</p>
<p>Türk-Amerikan ilişkileri, 18. yüzyılın sonlarından itibaren, Akdeniz’deki Türk limanlarında sürdürülen deniz ticareti yolu ile gelişmiş ve Osmanlı Devleti ile ABD arasında temaslar başlamıştır. Türkiye, Osmanlının mirasıyla birlikte yaklaşık 200 yıldır ABD ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini sürdürmektedir. Bazı akademisyenler Türkiye-ABD ilişkilerini 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye ayırmıştır. ABD ile Cumhuriyet Türkiye’si arasındaki diplomatik ilişki tesisi 11 Şubat 1927 tarihinde Nota teatisi yoluyla yapılmıştır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> 200 yıldır gelinen süreçte, iki devletin ilişkileri zaman zaman gerilip yumuşamıştır. Özellikle 2. Dünya Savaşından sonra Türkiye-ABD ilişkileri genişleyip derinleşmiştir.</p>
<p>II.Dünya Savaşı sonrasında dünyanın iki kutup etrafında toplanması Türkiye’yi ortada bırakmıştır. Rusya savaş sonrasında Türkiye’den toprak talep etmiş ve boğazlar sözleşmesinin yenilenmesi için birtakım girişimlerde bulunmuştur. Bu dönemde SSCB’nin zıt kutbu olan ABD, Türkiye’yi de batı bloğuna dahil etmek istemiştir.</p>
<p><em>‘’Bu amaçla 1946 yılında, 16 ay önce ölen Türkiye Washington Büyükelçisi Münir ERTEGÜN’ün naaşı Amerikan donanmasının en büyük zırhlılarından Missouri ile Türkiye’ye yollandı. ABD, Missouri’yi Çanakkale Boğazı’ndan geçirip 5 Nisan 1946 da İstanbul’da Dolmabahçe önünde demirleterek SSCB’ye, Türk boğazının statüsünün kendi rızası olmadan değiştirilemeyeceği mesajını veriyordu.’’<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a></em></p>
<p>Soğuk Savaş yıllarının başlarında ABD, Türkiye’nin yanında yer alarak desteklerini artırmaya devam etmiştir. 1947’de Truman Doktrini ve Marshall Planı ile ABD, Türkiye’yi Batı Bloğuna çekmeyi başardı. Türkiye’nin Kore Savaşı’na gönderdiği askerleri ile sahada başarılı olurken 1952 yılında NATO’ya  (Kuzey Atlantik Antlaşması) üye olarak diplomaside de başarı elde etmiş ve ABD ile olan ilişkileri hızla gelişmiştir.</p>
<p>11 Eylül 2001 tarihinde Amerika’da bulunan ikiz kulelere yönelik terör saldırısından sonra dönemin başkanı George W. Bush teröre karşı açık bir şekilde savaş başlattığını duyurmuş ve diğer ülkelerden destek istemiştir. Böylece ABD, Ortadoğu’daki etkinliğini artırmış ve İran’a daha fazla baskı uygulamaya başlamıştır. Diğer yandan NATO müttefiki olan Türkiye ile birlikte ‘’stratejik ortaklık’’ kuran ABD, birçok ikili anlaşmaya imza atmıştır.</p>
<p>Irak Operasyonu kapsamında 25 Şubat 2003’te TBMM’ye sunulup genel kurulda reddedilen ve tam adı<strong> </strong>“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi TBMM’de kabul edilmemiştir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Bu yüzden o dönemde Amerika’nın Türkiye’ye olan güveni sarsılmıştır. Bunun sonucu olarak 4 Temmuz 2003 tarihinde Kuzey Irak&#8217;ın Süleymaniye kentinde karargâh kurmuş bulunan (bir binbaşı komutasında) 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu ve Türkmen mihmandarları, Irak&#8217;taki işgal kuvvetlerinin bir parçası olan Amerikan 173. Hava İndirme Tugayı&#8217;na bağlı askerlerce ve yanlarında peşmergelerin de bulunduğu bir ortamda, sürpriz bir baskın sonucu derdest edilmişler ve başlarına çuval geçirilmek suretiyle götürülüp 60 saat süresince alıkonularak sorguya çekilmişlerdir. ABD yönetimi olay sonrasında özür dilediğini beyan etmişse de, Türk-ABD ilişkileri hayli gerginleşmiştir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>4 Kasım 2008 yılında ABD başkanı seçilen Barack Obama, her ne kadar seçim vaatlerinde barışı ve demokrasiyi sağlayacağını söylese de göreve geldiğinde bu vaatlerini gerçekleştirememiştir. 2010 yılının son aylarında Tunus’ta başlayan Arap Baharı, bir dalga halinde birçok arap ülkeye sıçramış; barış ve demokrasi söylemleri yerini kan ve gözyaşına bırakmıştır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Barack Obama’nın Başkanlık yaptığı iki dönem boyunca gelişmesi beklenen Türkiye – ABD ilişkileri bekleneni veremedi ve NATO müttefiki iki devlet arasındaki ilişkiler Mavi Marmara olayı, Arap Baharı, Suriye savaşı, Gülen’in iadesi gibi konularda yaşanılan görüş ayrılıkları nedeniyle bozulma noktasına gelmiştir.  Zaman zaman gerginliklerinde yaşandığı dönem Türkiye &#8211; ABD ilişkilerinin en kötü dönemi olarak nitelendirilmiştir. Ancak aşağıda değinilecek konular ilişkilerin daha da zedelenebileceğini zamanla bizlere göstermiştir.  Müttefikler arasında ABD’nin dış politikasındaki zikzaklar ve söylem ile eylem arasında yaşanan fark ciddi bir güvensizlik ortamı yaşanmasına sebep olmuştur.</p>
<p><strong>Trump Kimdir?</strong></p>
<p>Donald John Trump;  kimine göre Dünya’nın başına gelmiş en büyük tehlikelerden biri kimine göre ise bir çılgın hatta kaçık bazıları ise onu Amerikan çıkarları için her şeyi göze alabilecek bir lider olarak görüyor. Peki Donald Trump kimdir?  70 yaşında Dünya’nın en zengin insanları listesinin üst sıralarında yer alan Amerikalı iş adamı, Cumhuriyetçi partinin Başkan adayı olarak 8 kasım 2016’da Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık seçiminde Hillary Clinton&#8217;ı geçerek ABD’nin 45. Başkanı oldu.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Başkan Trump ilk günden itibaren yaptığı açıklamalar ve attığı adımlar yüzünden eleştirilerin hedefi oldu. Trump sadece Türkiye’ye karşı değil tüm dünya’ya kafa tutmaya çalıştığı Aralık 2017’de yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde açıkladığı ‘’Terörle Mücadele’’ doktrininden ‘’Büyük Güçler Arasındaki Rekabet’’ stratejisine geçişten anlaşılmaktadır. Ülkesi’nin vatandaşlarına karşı ayrılıkçı tutumundan son dönemde Avrupa, Rusya ve Çin ile girdiği ekonomik savaşa kadar her geçen gün ülkesinde Donald Trump’ın, Dünya’da ise ABD’nin yalnızlaştığı bir sürecin içindeyiz. Bu çalışmada Türkiye – ABD ilişkilerinde Trump etkisini inceleyeceğiz.</p>
<p><strong>Başkan Trump ve İlişkilerde Kriz</strong></p>
<p>Donald Trump&#8217;ın seçim vaatlerinde göçmenler, Müslümanlar, güvenlik ve IŞİD ile mücadele konularındaki görüşleri ön plana çıktı.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Trump’ın Başkan olmasının ardından Türkiye ılımlı bir duruş sergiledi.  O dönem Başbakanlık koltuğunda oturan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptıkları açıklamalarla; Trump’ın seçim zaferini Türkiye-ABD ilişkileri açısından yeni bir sayfa olabileceğini vurguladılar.</p>
<p>Trump’ın ‘’Teröre ve DEAŞ ve PKK gibi terör örgütlerine karşı yapılan mücadelede Türkiye’yi destekliyoruz’’ sözleriyle ılımlı hava esmeye başladı.  Ancak söylemlerle hayata geçirilen eylemler arasındaki fark her geçen gün arttı ABD Suriye’de terör örgütünün uzantısı olan gruplara desteğini arttırarak sürdürdü ve PYD terör örgütüne askeri ve ekonomik birçok destek sağlamıştır.</p>
<p>Bir önceki ABD Başkanı B. Obama’nın özellikle Suriye konusunda bıraktığı kötü miras, Trump’ın kucağında kalan bombalardan biriydi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı ve ABD’nin DAEŞ’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett Mcgurk’un öncülüğünde sahada inşa edilen YPG’ye destek politikası Pentagon üzerinden Trump’a gelmiş; Trump da bu politikayı sürdürme kararı almıştır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></p>
<p>Türkiye tarafından Suriye’de yürütülen Fırat Kalkanı ve Zeytindalı Operasyonları başarılı bir şekilde gerçekleşmesinden sonra ABD Yönetimi Türkiye’nin YPG konusundaki net tavrını anlamış ve Membiç konusunda müzakere defterini açmıştır. Önemli bir noktaya değinilecek olursa Türkiye yaptığı bu iki operasyonda ABD’den izin alarak değil; ABD’ye bilgi verilerek yapmıştır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></p>
<p>Pensilvanya’ da yaşayan   Fetullah Gülen’in iade edilmemesi ise ilişkileri zedeleyen bir başka konu olmuştur. Ayrıca ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak  tanıması kararına tepki gösterenlerin başında Türkiye’nin gelmesi bir diğer önemli faktördür.</p>
<p>Türkiye ABD’nin İran’a karşı yaptırımlarını delmekle suçlanması ve ABD’de Türk bankacıların göz altına alınması ilişkileri zedelemeye devam etmiştir. Amerika ile bozulan ilişkilerin bir yansıması olarak NATO üyesi olan Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi alması ABD kanadında ‘’Endişeleniyoruz’’  açıklamalarına neden olurken Türkiye  ise ‘’Alternatifsiz değiliz’’ mesajı vermiştir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></p>
<p>Ve tabi ki iki ülke arasında gerilimin en fazla arttığı konu Rahip Brunson; İzmir&#8217;de, terör örgütleri FETÖ ve PKK adına suç işlediği, casusluk yaptığı iddiasıyla tutuklanan Brunson’un serbest bırakılması için ABD kongresi’nde Türkiye’ye yönelik ekonomik ve askeri yaptırımlar yürütülmüştür.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Bu nedenle Türkiye’nin de ortakları arasında olduğu F-35 uçaklarının tesliminin geciktirilmek istenmesi ve Başkan Trump’ın ağzından Türkiye Ekonomisinin açıkça hedef alınmasının ardından döviz kurundaki dalgalanmalar da gösteriyor ki Türk-Amerikan ilişkileri her geçen gün daha da yara almaktadır.</p>
<p><strong>Ekonomik İlişkiler</strong></p>
<p>Türkiye ile ABD arasında gerilen siyasi ilişkiler, ekonomik ilişkilere de yansımıştır. ABD’nin  birçok Avrupa ülkesine uyguladığı vergi zammını Türkiye’ye de uygulama kararını Trump sosyal medya hesabı üzerinden duyurmuştur. Bu paylaşıma göre Türkiye’den alınan alüminyum ve çelik vergilerine iki kat zam yapılarak alüminyumdan %20, çelikten %50 oranında vergilendirme yapılmıştır<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a>. Bu durum Türkiye’nin ABD’ye her geçen yıl artan ihracat oranını ne derece etkileyeceği merak konusudur. Türkiye’nin ülkelere göre yıllık ihracat payları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.</p>
<table width="781">
<tbody>
<tr>
<td colspan="8" width="681"><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ülkelere göre yıllık ihracat  (en çok ihracat yapılan 20 ülke)<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a></strong></td>
<td width="10"></td>
<td width="68"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="4" width="331">Exports by country and year (top 20 country in exports)</td>
<td colspan="4" width="344"><strong>                (Değer: Bin ABD $) </strong></td>
<td width="10"></td>
<td width="68"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"><strong>Sıra</strong></td>
<td width="107"><strong>Ülke</strong></td>
<td width="97"></td>
<td colspan="2" width="94"></td>
<td width="106"></td>
<td width="98"></td>
<td width="101"></td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42">Rank</td>
<td width="107"></td>
<td width="97"><strong>2017</strong></td>
<td colspan="2" width="94"><strong>2016</strong></td>
<td width="106"><strong>2015</strong></td>
<td width="98"><strong>2014</strong></td>
<td width="101"><strong>2013</strong></td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"></td>
<td width="107"><strong>Toplam</strong></td>
<td width="97"><strong>156 992 940</strong></td>
<td colspan="2" width="94"><strong>142 529 584</strong></td>
<td width="106"><strong>  143 838 871</strong></td>
<td width="98"><strong>  157 610 158</strong></td>
<td width="101"><strong>  151 802 637</strong></td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"></td>
<td width="107"></td>
<td width="97"></td>
<td colspan="2" width="94"></td>
<td width="106"></td>
<td width="98"></td>
<td width="101"></td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"><strong>1</strong></td>
<td width="107"><strong>Almanya</strong></td>
<td width="97">   15 118 910</td>
<td colspan="2" width="94">   13 998 653</td>
<td width="106">   13 417 033</td>
<td width="98">   15 147 423</td>
<td width="101">   13 702 577</td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"><strong>2</strong></td>
<td width="107"><strong>Birleşik Krallık</strong></td>
<td width="97">   9 603 189</td>
<td colspan="2" width="94">   11 685 790</td>
<td width="106">   10 556 393</td>
<td width="98">   9 903 172</td>
<td width="101">   8 785 124</td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"><strong>3</strong></td>
<td width="107"><strong>BAE</strong></td>
<td width="97">   9 184 157</td>
<td colspan="2" width="94">   5 406 993</td>
<td width="106">   4 681 255</td>
<td width="98">   4 655 710</td>
<td width="101">   4 965 630</td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"><strong>4</strong></td>
<td width="107"><strong>Irak</strong></td>
<td width="97">   9 054 612</td>
<td colspan="2" width="94">   7 636 670</td>
<td width="106">   8 549 967</td>
<td width="98">   10 887 826</td>
<td width="101">   11 948 905</td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"><strong>5</strong></td>
<td width="107"><strong>ABD</strong></td>
<td width="97">   8 654 268</td>
<td colspan="2" width="94">   6 623 347</td>
<td width="106">   6 395 842</td>
<td width="98">   6 341 841</td>
<td width="101">   5 640 247</td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"><strong>6</strong></td>
<td width="107"><strong>İtalya</strong></td>
<td width="97">   8 473 471</td>
<td colspan="2" width="94">   7 580 837</td>
<td width="106">   6 887 399</td>
<td width="98">   7 141 071</td>
<td width="101">   6 718 355</td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"><strong>7</strong></td>
<td width="107"><strong>Fransa</strong></td>
<td width="97">   6 584 199</td>
<td colspan="2" width="94">   6 022 485</td>
<td width="106">   5 845 032</td>
<td width="98">   6 464 243</td>
<td width="101">   6 376 704</td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"><strong>8</strong></td>
<td width="107"><strong>İspanya</strong></td>
<td width="97">   6 302 135</td>
<td colspan="2" width="94">   4 988 483</td>
<td width="106">   4 742 270</td>
<td width="98">   4 749 584</td>
<td width="101">   4 334 196</td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"><strong>9</strong></td>
<td width="107"><strong>Hollanda</strong></td>
<td width="97">   3 864 486</td>
<td colspan="2" width="94">   3 589 432</td>
<td width="106">   3 154 867</td>
<td width="98">   3 458 689</td>
<td width="101">   3 538 043</td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"><strong>10</strong></td>
<td width="107"><strong>İsrail</strong></td>
<td width="97">   3 407 436</td>
<td colspan="2" width="94">   2 955 545</td>
<td width="106">   2 698 139</td>
<td width="98">   2 950 902</td>
<td width="101">   2 649 663</td>
<td colspan="2" width="84"></td>
</tr>
<tr>
<td width="42"></td>
<td width="107"></td>
<td width="97"></td>
<td width="67"></td>
<td width="21"></td>
<td width="106"></td>
<td width="98"></td>
<td width="101"></td>
<td width="10"></td>
<td width="68"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>Amerika’nın Barack Obama ile başlayıp Donald Trump ile devam eden söylem ile eylem farklılıkları sonucunda Türkiye tavrını gayet net bir şekilde ortaya koymaktadır. Öte yandan NATO müttefiki iki ülke ortak askeri planlarının bir kısmını hala sağlıklı bir şekilde yerine getirmektedir. Türk halkının büyük bir kısmı bu olanlardan ders alınarak aynı hatalara tekrar düşülmemesi gerektiği görüşündedir. Bu nedenle yerli üretim ve milli firmalara destek son dönemde artmıştır, ancak ABD&#8217;ye karşı ekonomik olarak ayakta durmanın zor olduğunu ilişkilerin normalleşmesi gerektiğini dile getirenlerde oldukça fazladır. Donald Trump son dönemde ülkesinde çeşitli suçlamalar ile karşı karşıya kalmaktadır. Görevinden azledilmesi bile gündeme gelen Trump&#8217;ın akıbetinin ne olacağını ve Türk Amerikan ilişkilerinin ne yönde gelişeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.</p>
<hr />
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <a href="http://www.mfa.gov.tr/turkiye-amerika-birlesik-devletleri-siyasi-iliskileri.tr.mfa">http://www.mfa.gov.tr/turkiye-amerika-birlesik-devletleri-siyasi-iliskileri.tr.mfa</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Baskın ORAN, <strong>Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar</strong>, İletişim, 2015, s.524.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> <a href="https://www.stratejikortak.com/2017/03/14-yilinda-1-mart-tezkeresi.html">https://www.stratejikortak.com/2017/03/14-yilinda-1-mart-tezkeresi.html</a></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> <a href="http://qha.com.ua/tr/siyaset/4-temmuz-2003-cuval-olayi/172006/">http://qha.com.ua/tr/siyaset/4-temmuz-2003-cuval-olayi/172006/</a></p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> https://www.yeniakit.com.tr/haber/obamanin-sekiz-yillik-baskanlik-karnesi-246118.html</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> <a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37917540">https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37917540</a></p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37917540</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Hakan ÇOPUR, <strong>‘’Türk-amerikan İlişkilerinde ‘’Muhasebe’’ Dönemi ve Yeni Arayışlar’’</strong>, Dış Plitika, sayı:4, s8.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Hakan ÇOPUR, <strong>‘’Türk-amerikan İlişkilerinde ‘’Muhasebe’’ Dönemi ve Yeni Arayışlar’’</strong>, Dış Plitika, sayı:4, s7.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Hakan ÇOPUR, <strong>‘’Türk-amerikan İlişkilerinde ‘’Muhasebe’’ Dönemi ve Yeni Arayışlar’’</strong>, Dış Plitika, sayı:4, s10.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> http://www.hurriyet.com.tr/dunya/kim-bu-amerikanin-israrla-istedigi-papaz-40594210</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> <a href="https://www.dw.com/tr/trumptan-t%C3%BCrkiyeye-y%C3%B6nelik-vergileri-ikiye-katlama-karar%C4%B1/a-45037695">https://www.dw.com/tr/trumptan-t%C3%BCrkiyeye-y%C3%B6nelik-vergileri-ikiye-katlama-karar%C4%B1/a-45037695</a></p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> <a href="http://www.tuik.gov.tr">http://www.tuik.gov.tr</a></p>
<p>Oran, B. (2015) <em>Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar</em>, c.1, İstanbul, İletişim</p>
<p>Çopur, H. (2018) ‘’Türk-amerikan İlişkilerinde ‘’Muhasebe’’ Dönemi ve Yeni Arayışlar’’, <em>Dış Politika</em>, 4: 7-15.</p>
<p>Dışişleri Bakanlığı, <a href="http://www.mfa.gov.tr/turkiye-amerika-birlesik-devletleri-siyasi-iliskileri.tr.mfa">http://www.mfa.gov.tr/turkiye-amerika-birlesik-devletleri-siyasi-iliskileri.tr.mfa</a>, erişim tarihi: 24 Aralık 2018</p>
<p>BBC, <a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37917540">https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37917540</a></p>
<p><a href="https://www.stratejikortak.com/2017/03/14-yilinda-1-mart-tezkeresi.html">https://www.stratejikortak.com/2017/03/14-yilinda-1-mart-tezkeresi.html</a></p>
<p><a href="http://qha.com.ua/tr/siyaset/4-temmuz-2003-cuval-olayi/172006/">http://qha.com.ua/tr/siyaset/4-temmuz-2003-cuval-olayi/172006/</a></p>
<p><a href="http://www.tuik.gov.tr">http://www.tuik.gov.tr</a></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/trump-donemi-turkiye-abd-iliskileri.html">Trump Dönemi Türkiye-ABD İlişkileri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Liberalizm Ve Feminizmin Tarihsel Gelişimi ve Günümüz Dünya Siyasetine Etkileri</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/liberalizm-ve-feminizmin-tarihsel-gelisimi-ve-gunumuz-dunya-siyasetine-etkileri.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet AYDIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Aug 2018 08:51:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya siyaseti]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[liberalizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=5856</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Liberalizm ve Feminizm birbirlerinden farklı zamanlarda ortaya çıkmış olmalarına rağmen ideolojik açıdan bazı yönleri benzer olsa da bu benzerlik gösteren fikirler çelişmektedir. Tabi bu durumu ortaya çıktıkları dönemler göze alındığında açıklamak mümkün hale gelmektedir. Bu çalışmada liberalizm ve feminizmin tarihsel gelişim süreci ve günümüz dünya siyasetine etkileri bağlamında karşılaştırılması yapılacaktır. Liberalizmin eşitlik ve özgürlük [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/liberalizm-ve-feminizmin-tarihsel-gelisimi-ve-gunumuz-dunya-siyasetine-etkileri.html">Liberalizm Ve Feminizmin Tarihsel Gelişimi ve Günümüz Dünya Siyasetine Etkileri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify">Liberalizm ve Feminizm birbirlerinden farklı zamanlarda ortaya çıkmış olmalarına rağmen ideolojik açıdan bazı yönleri benzer olsa da bu benzerlik gösteren fikirler çelişmektedir. Tabi bu durumu ortaya çıktıkları dönemler göze alındığında açıklamak mümkün hale gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Bu çalışmada liberalizm ve feminizmin tarihsel gelişim süreci ve günümüz dünya siyasetine etkileri bağlamında karşılaştırılması yapılacaktır. Liberalizmin eşitlik ve özgürlük bakımından feminizmin ihtiyaçlarını ne derecede karşıladığı tartışılacaktır. Bu konu tartışılırken birbirleri arasındaki etkileşim süreci ile beraber ele alınacaktır. Bu ideolojilerin gelişmesinde pay sahibi olan düşünürlerin fikirlerine yer verilerek araştırmanın tutarlı bir şekilde gerçekleşmesi sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify">Liberalizm ve feminizm ayrı ayrı olarak birçok araştırmaya konu olmuştur. Literatürdeki farklı siyasal ideolojileri konu alan çoğu kaynak, ideolojilerin doğuşlarına ve gelişme süreçlerine yer verirken; teoride benzer görüşlere sahip olan fakat pratikte yaşanan çelişkilere yer vermemektedir.</p>
<p><strong>LİBERALİZM NEDİR?</strong></p>
<p style="text-align: justify">Liberalizm, ana hatlarıyla açıklanacak olursa bireye öncelik veren, aklı üstün tutan, özgürlükçü, eşitlikten (fırsat eşitliği) yana ve en önemlisi doğal hakların devlet tarafından korunması gerektiğine vurgu yapan bir ideolojidir.</p>
<p style="text-align: justify">Liberal kelimesinin siyasi anlamıyla ilk kayıt altına alınmış kullanımına 1823 yılında İspanya’da rastlanmaktadır. ‘’özgürlük sevdalıları anlamına gelen <em>liberates </em>kelimesi Napolyon Savaşları’ndan sonra İspanya’da anayasal rejim taraftarlarını ifade etmek üzere kullanılmaktadır (Şahin, 2013: 42). 1215 Magna Carta ile liberalizmin temelleri atılmış sayılır. Fakat liberalizmin kendini anlamlandırması ve yayılma ortamını oluşturması; feodal düzenin yıkılması ve skolastik düşüncenin yitirilmesiyle birlikte ivme kazanmıştır.  Rönesans ve reform hareketlerinin neticesiyle J. Locke, A. Smith, J. S. Mill gibi birçok liberal, düşüncelerini özgür ortamlarda ifade etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify">18. yüzyılın sonlarıyla 19. yüzyılda sanayi devrimi boyunca sistemleştirilen liberal ideoloji; özgürlük, eşitlik, kardeşlik ilkeleriyle çevrili olarak düşüncelerde ve ekonomik alanda serbest rekabetin üstünlüğünü savunmuştur (Çam, 1998: 245). Liberal ideolojiye göre birey, temel bir değerdir ve topluluktan önce gelmektedir. (Türköne, 2014: 115). Liberalizme göre, devlet sınırlandırılmalıdır. Devletin ekonomiye müdahalesini kabul etmeyen Adam Smith, piyasanın ‘’görünmez el’’ olarak işaret ettiği mekanizmayla işletildiğini belirtmektedir. (Heywood, 2014: 65). Devlet sadece bireyin temel hak ve özgürlüklerini koruyarak bireyi güvende tutmalıdır. ‘’En az yöneten hükümet en iyi hükümettir.’’ sözü Liberalizmin devlet felsefesini yansıtır (Türköne, 2014: 115).</p>
<p><strong>FEMİNİZM NEDİR?</strong></p>
<p style="text-align: justify">Feminizmin, liberalizm kadar eskiye dayanan bir geçmişi yoktur. Siyasi bir terim olarak ‘’feminizm’’ bir 20. yüzyıl buluşudur ve 1960’lardan beri günlük dilin bir parçası haline gelmiştir. (Heywood, 2014: 235). Modern kullanımda feminizm, kadın hareketiyle ve kadının sosyal rolünü geliştirme çabasıyla ilişkilidir.</p>
<p style="text-align: justify">Feminizmin geçirdiği tarihsel süreç birçok yazar tarafından üç döneme ayrılmıştır. Bu üç dönem 19. Ve 21. Yüzyıllar arasını kapsamaktadır. İnsanlık tarihinde kadının rolü, doğurganlık ve ailesinin ihtiyaçlarını gidermek kadar dardı. Feministler, kadın ve erkek arasındaki güç ilişkisini anlatmak için ‘’ataerkillik’’ kavramını kullanırlar (Heywood, 2014: 239). Ataerkil toplumlarda ailede baba-kocanın anneden üstünlüğü görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Andrew Heywood, 1960’lara kadar toplumsal cinsiyet ayrımı, siyasi açıdan ilginç ve önemli bulunmadığını belirtmiştir (2014: 235). Bu döneme kadar erkek ve kadın arasındaki siyasi, sosyal, ekonomik, rolleri doğal bir durum olarak ifade etmiştir. 19. yüzyıla kadar erkekler kadınlar üstünde egemen olmuşlardır. Bu durumu gayet doğal karşılayan erkeklerin yanı sıra, kadınların erkek egemenliği altında kalmaları konusunda kadınların şikâyetçi olmadığını belirtmişlerdir. Ancak J. Stuart Mill bu konuda kadınların o dönemde kendilerini ifade edemediklerinden dolayı bu şekilde genel bir kanı oluştuğunu; kadınların kendi ifadelerini yazıya dökmeye başlamasıyla kadınların içinde yaşadıkları toplumsal koşulları kabul etmediklerini öne sürerek bu tezi çürütmüştür (Mill, 2000: 166).</p>
<p style="text-align: justify">Klasik Liberalizm döneminde bireycilik ve özgürlük ön plana çıkmaktaydı. Fakat günümüzdeki özgürlük ve birey anlayışından farklıdır. Çünkü ilk liberal hareketlerde bireycilik adına o dönemde özgür olması gerektiği düşünülenler erkek kölelerdi. Mülksüz erkekler derebeylerin topraklarını işliyor ve bunun karşılığında güvenlikleri sağlanıp karınları doyuyordu. Tabi karar mekanizmasında hiçbir rolleri yoktu. İşte Klasik Liberalizmin amacı da erkek köleleri özgürleştirmek, özel mülkiyeti güvence altına almak karar verme mekanizmasında söz sahibi olmaktı.</p>
<p style="text-align: justify">Liberal düşünür John Stuart Mill, Feminizmin düşüncelerini destekler nitelikli ilk fikirleri ortaya atması bakımından önemlidir. Harriet Taylor ile olan ilişkisinin ortaya attığı bu fikirleri ne derecede etkilediği hala tartışma konusudur. Mill, ‘’Kadınların Köleleştirilmesi’’ eserinde toplumda kadın ve erkeklerin arasında adalet olması, ilişkilerin eşitlikçi hale gelmesi toplumun mutluluğunu arttırdığını; kadınların seçme ve seçilme hakkının olması gerektiğine vurgu yapmıştır (2000).</p>
<p style="text-align: justify">Feminist hareket, kadının bahsedilen özgürlük ve eşitliğin içinde yer almadığını vurgulayarak kadınların da sistemde var olmaları için mücadele etmiştir. Bu yönüyle liberal ideolojinin görüşleri çelişkide görünmektedir. Örneğin liberal görüş genel oyu savunmasına rağmen, liberalizmin doğduğu topraklar olan Avrupa ülkelerinde bile 1906 yılından itibaren kadınlara seçme hakkı verilmeye başlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify">Kadınların siyasal ve sosyal alanda kendine yer edinmesinin önünü açan faktörler arasında sanayi devriminin büyük payı vardır. Çünkü sanayi devriminde erkek-kadın-çocuk ağır şartlar altında çalıştırılıyordu. Bu durum da çalışanları aralarında örgütlenmeye itmiştir. Althusser’ e göre Marx’ ın öngördüğü devrimin Avrupa da gerçekleşmemesinin nedeni başarılı sivil toplum örgütlenmeleridir (Bekmen, 2007). Sivil toplumun etkisiyle aynı zamanda çalışma saatlerinde düzenlemelere gidilmiş çocuk işçi çalıştırılmasının önüne geçilmiştir. Burada sanayi devriminin Liberalizm ve Feminizmi birbirine yaklaştırdığı görülmektedir. Kadınlar çalışma hayatına girerek sosyal hayatta daha fazla aktif olmaya başlamışlardır. Siyasal ve sosyal hayatta erkekler kadar yer almaları için örgütlenerek haklarını aramışlardır.</p>
<p style="text-align: justify">Liberalizm ve Feminizm tarih boyunca sabit bir ideoloji olarak kalmamış, değişen hayat koşulları nedeniyle günümüz yaşamına uyum sağlaması için yeni fikirlerle geliştirilmiştir. Yapmış olduğumuz bu çalışmada bahsettiğimiz ideolojilerin aralarında özgürlük ve eşitlik bakımından bir bağ olması gerektiğini fakat Klasik Liberalizm döneminde özgülük ve eşitlik farklı şekillerde algılanmıştır. Nihayet sanayi devrimiyle birlikte kadınların da eşitlik ve özgürlük bakımından erkekler kadar faydalanmaları gerektiği anlaşılmıştır. Bunun sonucunda kadınlara yönelik çeşitli reformlar yapılmış ve günümüzde kadınların siyasal ve sosyal alanda daha aktif olmaları sağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify">Son olarak Liberalizmin kökenlerini aydınlanma çağına dayandırmaktayız. Aydınlanma çağını basit bir ifadeyle açıklarsak aklın üstün tutulmasıdır. Akıl sadece erkeklere özgü olmadığı için kadınlarında akıllarını kullanarak eşit ve özgürce fikirlerini beyan etmeleri Liberalizm ve Feminizmi birbirine yaklaştırmaktadır. Aslında bu düşünce tüm ideolojilerin temel felsefesini oluşturmalıdır.</p>
<hr />
<p style="text-align: justify"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px">Bekmen, A. (2007) ‘’Marksizm Praksis’in Doğuşu<em>’’</em>, Örs H.B. (der.), <em>Modern Siyasal İdeolojiler</em>, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 163-252.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px">Şahin, B. (2013) ‘’Liberalizm’’, Çaha, Ö. ve Şahin, B. (der.), <em>Dünyada ve Türkiye’de Siyasal İdeolojiler</em>, Ankara: Orion Yayınları, 41-102.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px">Çam, E. (1998) <em>Siyaset Bilimine Giriş</em>, İstanbul: Der Yayınları</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px">Heywood, A. (2014) <em>Siyasi İdeolojiler</em>, çev. A. K. Bayram, Ankara: Adres Yayınları</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px">Mill, J. S. (2000) <em>Özgürlük Üstüne</em>, çev. A. Ertan, İstanbul: Belge Yayınları</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px">Türköne, M. (2014) <em>Siyaset</em>, İstanbul: Etkileşim Yayınları</span></p>
<p style="text-align: justify">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/liberalizm-ve-feminizmin-tarihsel-gelisimi-ve-gunumuz-dunya-siyasetine-etkileri.html">Liberalizm Ve Feminizmin Tarihsel Gelişimi ve Günümüz Dünya Siyasetine Etkileri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşılıklı Bağımlılık Bağlamında Türkiye – Avrupa Birliği İlişkileri</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiye-avrupa-birligi-iliskileri.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet AYDIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Aug 2018 09:26:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Gümrük Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Karşılıklı Bağlılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=5773</guid>

					<description><![CDATA[<p>GİRİŞ Tarihinde iki   büyük dünya savaşı ve daha birçok savaş barındıran Avrupa, savaşlarda verilen kayıplar ve yaşanan savaşlar sonrasında ekonomik çöküntüye neden olmuştur. Uzun zamandır o dönemin önemli yazarlarının Avrupa’ da barışı sağlamak ve korumak için düşündükleri Avrupa bütünleşmesi fikri II. Dünya Savaşı’ndan sonra önem kazanmaktadır. Bu bağlamda ilk somut adımlar 1950 yılında yayınlanan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiye-avrupa-birligi-iliskileri.html">Karşılıklı Bağımlılık Bağlamında Türkiye – Avrupa Birliği İlişkileri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 16px"><strong>GİRİŞ</strong></span></h3>
<p style="text-align: justify">Tarihinde iki   büyük dünya savaşı ve daha birçok savaş barındıran Avrupa, savaşlarda verilen kayıplar ve yaşanan savaşlar sonrasında ekonomik çöküntüye neden olmuştur. Uzun zamandır o dönemin önemli yazarlarının Avrupa’ da barışı sağlamak ve korumak için düşündükleri Avrupa bütünleşmesi fikri II. Dünya Savaşı’ndan sonra önem kazanmaktadır. Bu bağlamda ilk somut adımlar 1950 yılında yayınlanan Schuman Deklarasyonu ile atılmıştır. Fransız Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarının akabinde ‘’Schuman Deklarasyonu’’ adını alan belge ile dile getirilen ve 1951 yılında Paris Antlaşması’yla birlikte oluşturulan Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT-CECA) olmuştur.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Topluluğun en önemli amacı, savaşta kullanılan kömür ve çelik madenlerinin kullanımını topluluktaki üye ülkelerinin, ulus-üstü bir otoriteye devretmesidir.</p>
<p style="text-align: justify">1957 yılında Roma Antlaşması sonrasında kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu(AET), üye devletlerarasında ortak bir pazarın oluşturulması ve serbest ticareti amaçlarken, 1958 yılında kurulan Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nun (EURATOM) amacı nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla ve güvenli biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla üye devletlerin araştırma programlarını koordine etmek olarak belirlendi.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p style="text-align: justify">1965 Füzyon Antlaşması ile AKTÇ, AET ve EURATOM tek bir kurum ve tek bir komisyon olarak birleştirilerek Avrupa Toplulukları adıyla anılmaya başlandı. Neo-Fonksiyonalizm akımının etkisiyle ‘’entegrasyon’’<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> sürecinin ekonomik alandan siyasi alana da kaydığı görülmektedir. 1992 yılında Maastricht Anlaşması ile Avrupa Birliği entegrasyon sürecini tamamlayarak bu günkü haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify"> Avrupa Birliği, ilk genişleme dalgasını 1973’de Birleşik Krallık, İrlanda ve Danimarka’nın katılımıyla başlatırken ikinci dalga ise güneye doğru gerçekleşmiştir. 1981 yılında Yunanistan, 1986 yılında ise İspanya ve Portekiz birliğe tam üye olarak katılmıştır. Avusturya, İsveç ve Finlandiya ise 1995 yılında üye olmuşlardı. 2004 yılında ise Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Litvanya, Letonya, Polonya, Slovakya, Slovenya ve Malta’nın katılımı ve 2007 yılında Romanya ve Bulgaristan’ın, son olarak da 2013 yılında Hırvatistan’ın birliğe katılımı ile üye sayısı 28 olmuştur.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p style="text-align: justify"> Bu çalışmada Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmek için başlattığı süreçleri inceleyerek uzun yıllardır üzerinde çalışmalar yapılan Türkiye-AB ilişkileri konusuna farklı perspektiflerden bakarak Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne neden ihtiyacı var sorusuna cevap aranmıştır. Bu cevabı ararken Türkiye ve AB arasında yaşanan ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel etkileşimler ele alınmıştır.</p>
<h3 style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 16px"><strong>TÜRKİYE’NİN BİRLİĞE ÜYELİK ÇALIŞMALARI</strong></span></h3>
<p style="text-align: justify">  Türkiye fonksiyonalizm yaklaşımının hakim olduğu Avrupa’da uzun süredir kendine yer edinmeyi amaçlamıştır. Bu anlayış yakın zamanlardan değil, Osmanlı İmparatorluğu döneminde batılılaşma hareketlerinden beri önemini korumuştur. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye kendini iki kutuplu sistemin arasında bulmuş ve kendi güvenliğini ve ekonomisini koruyabilmek için iki kutuplu sistemde taraf olma anlayışı benimsenmiştir. Böylelikle 18 Şubat 1952 ‘de Türkiye NATO ittifakına üye olmuştur. Sonrasında ise Avrupa’da yükselen entegrasyon sürecine dahil olup ekonomik avantajlar elde etmeyi hedefleyen Türkiye, 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması ile bu günkü Avrupa Birliği’nin kapılarını aralamıştır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p style="text-align: justify"> Bu anlaşma ile Türkiye’nin AET’ye entegrasyon süreci başlamıştır ve bu süreç üç aşamalı olarak gerçekleştirilmek istenmiştir. Ankara Anlaşması, Türkiye’nin AET’ye entegrasyonu için hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olmak üzere üç devre öngörmüştür.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></p>
<p style="text-align: justify"> “ Hazırlık dönemi ’’, 1 Aralık 1964’te anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle başlamıştır. 13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokol ile birlikte, Ankara Anlaşması’nda öngörülen hazırlık dönemi sona ermiş ve “ Geçiş Dönemi ”ne ilişkin koşullar belirlenmiştir. Bu dönemde taraflar arasında sanayi ve tarım ürünleri ile birlikte; kişilerin serbest dolaşımının sağlanması ile Gümrük Birliği’nin tamamlanması öngörülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify">Ancak 1970-1980 arası ekonomik durgunluk ve sonrasında 12 Eylül 1980 de yaşanan askeri darbe neticesinde AET, Türkiye ile ilişkileri dondurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify">1983 yılında Türkiye’de sivil idarenin yeniden kurulması ve 1984 yılından itibaren Türkiye’nin ithal ikameci politikaları hızla terk etmesi ile beraber, Türkiye’nin dışa açılma süreci başlamıştır. Böylece 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren dondurulmuş bulunan Türkiye-AET ilişkilerinin canlandırılması süreci başlamıştır. Türkiye, 14 Nisan 1987 tarihinde, Ankara Anlaşması’nda öngörülen dönemlerin tamamlanmasını beklemeden, üyelik başvurusunda bulunmuştur. Komisyon, bu başvuru ile ilgili görüşünü 18 Aralık 1989’da açıklamış ve kendi iç bütünleşmesini tamamlamadan Topluluğun yeni bir üyeyi kabul edemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca, Türkiye’nin, Topluluğa katılmaya ehil olmakla birlikte, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu nedenle, üyelik müzakerelerinin açılması için bir tarih belirlenmemesi ve Ortaklık Anlaşması çerçevesinde ilişkilerin geliştirilmesi önerilmiştir. Bu öneri Türkiye tarafından da olumlu değerlendirilmiş ve Gümrük Birliği’nin Katma Protokol’de öngörüldüğü şekilde 1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlıklara başlanmıştır. İki yıl süren müzakereler sonunda 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece, Türkiye-AB Ortaklık İlişkisinin “Son Dönem’’ine geçilmiştir. Gümrük Birliği, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefine yönelik ortaklık ilişkisinin en önemli aşamalarından biridir ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine ayrı bir boyut kazandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify">Türkiye-AB ilişkilerinin dönüm noktası, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’dir. Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin adaylığı resmen onaylanmış ve diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir. Helsinki Zirvesi’nde, diğer aday ülkeler için olduğu gibi Türkiye için de Katılım Ortaklığı Belgesi hazırlanmasına karar verilmiştir. Türkiye için hazırlanan ilk Katılım Ortaklığı Belgesi 8 Mart 2001 tarihinde AB Konseyi tarafından onaylanmıştır. Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan önceliklerin hayata geçirilmesine yönelik program ve takvimimizi içeren Ulusal Program, 19 Mart 2001 tarihinde Hükümetimiz tarafından onaylanarak Avrupa Komisyonu’na 26 Mart 2001 tarihinde tevdi edilmiştir. Katılım Ortaklığı Belgesi Avrupa Birliği tarafından, 2003, 2005, 2006 ve 2008 yıllarında tekrar gözden geçirilmiştir. Ulusal Program ise, 2003, 2005 ve 2008 yıllarında güncelleştirilmiştir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></p>
<p style="text-align: justify">17 Aralık 2004 tarihli Brüksel Zirvesi’nde, AB-Türkiye ilişkilerinde bir dönüm noktası daha yaşanmış ve Zirve’de Türkiye’nin siyasi kriterleri yeteri ölçüde karşıladığı belirtilerek 3 Ekim 2005’te müzakerelere başlanması kararı alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify">3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg’da yapılan Hükümetlerarası Konferans ile Türkiye resmen AB’ye katılım müzakerelerine başlamıştır. Yine aynı gün bir basın toplantısı düzenlenerek Türkiye için Müzakere Çerçeve Belgesi yayımlanmıştır. Böylece, Türkiye ile AB arasındaki inişli çıkışlı ilişki, çok önemli bir dönüm noktasını aşarak yepyeni bir sürece girmiştir.</p>
<h3 style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 16px"><strong>TÜRKİYE-AB DIŞ TİCARET İLİŞKİLERİ</strong></span></h3>
<p style="text-align: justify"><strong> </strong>Türkiye AB ilişkilerini uluslararası ilişkiler literatüründeki ‘’karşılıklı bağımlılık’’ bağlamında tartışmamız çalışmamıza katkı sağlayacaktır. Bu yüzden Türkiye’nin AB’ ye ihtiyacı olup olmadığı konusunda istatiksel olarak çeşitli varsayımlar üzerine gidebiliriz. Ekonomik ilişkiler, ülkelerin kalkınması ve ikili ilişkiler açısından oldukça önemlidir. Tabi ki bu konu hakkında kanaat oluşturmamızı sağlayacak tek başlık ekonomik ilişkiler olmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify"> Bugün Avrupa Birliği’ni emperyalist bir birlik olarak görenlerde vardır, büyük bir barış, refah ve demokrasi projesi olarak tanımlayanlarda… Aslında bakarsak bu iki tarafta aynı şeyi söylemektedir. Eleştirel kesim, Avrupa’daki barışı kapitalist ilişkilerin rasyonel bir gerekliliği olarak alır, yani barışın bir araç olduğunu söyler; destekleyenlerse, barışın kendinde bir amaç olduğunu vurgular.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></p>
<p style="text-align: justify">1996 yılında Gümrük Birliğine Üye olmasıyla Türkiye ve AB ekonomik ilişkisi sürekli bir gelişme göstermiştir. Türkiye, Gümrük Birliği sonrasında, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ile Avrupa Birliği Bütçesi ve Topluluğun Akdeniz ülkelerine uygulanan programından kredi ve hibe yardımları almaya başlamıştır. Bu yardımların amacı, insan hakları ve Pazar ekonomisi gibi ortak değerler içinde yer alan ülkelerin iç ekonomik ve sosyal gelişmelerine destek olmaktır. Ayrıca birliğe üye ülkeler arasındaki gelişmişlik düzeyi arasındaki farkı en aza indirmekte amaçlanmaktadır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></p>
<p style="text-align: justify">Bu amaçları gerçekleştirebilmek için Türkiye’nin de bu standartlara ulaşması çerçevesi içinde idari işbirliği fonu adı altında 6 milyon Euro, Akdeniz ülkeleri ile Avrupa Topluluğu’nun ilişkilerinin güçlendirilmesi kapsamında 376,4 Milyon Euro hibe, 205 milyon Euro kredi şeklinde mali yardım ve yenileştirilmiş Akdeniz Politikası adı altında 339,5 Milyon Euro kredi yardımı 2005 yılı sonuna kadar yapılmıştır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> 1964 Ankara Anlaşmasından sonra 1999’daki Helsinki Zirvesi’ne kadar geçen süreçte Türkiye’ye yapılan hibe nitelikli yardımlar 526,3 milyon Euro iken; 10-11 Aralık Helsinki zirvesi ve Türkiye için hazırlanan ilk Katılım Ortaklığı Belgesi 8 Mart 2001 tarihinde AB Konseyi tarafından onaylanması gibi gelişmelerin yaşanmasıyla 1999-2004 yılları arasında alınan hibe toplamı 930,5 milyon Euro olmuştur. 2006 yılından 2010 yılına kadar yapılan yardım miktarı büyük bir artış göstermiş ve 2.754 Milyon Euro olmuştur.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> 2010 yılından 2013 yılına kadar da yardım miktarı artarak devam etmiştir. Bu yıllar arasında Türkiye’ye 3.913 milyon Euro yardım yapılmıştır.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> Bu yardımlarla birlikte Türkiye’ye yapılan yardım miktarı 1964-2013 yılları arasında 19 milyar130 milyon Euro olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify">AB üyesi olamayıp Gümrük Birliği’ne üye olan ilk ülke olma sıfatını taşıyan Türkiye, malların serbest dolaşımını kabul etmiştir. Böylelikle her iki taraf, ithalat ve ihracatta uyguladıkları miktar kısıtlamalarını kaldıracaklardır. Bu durum Türkiye için bazı sıkıntılar doğurabilmektedir. Anlaşma sanayi ve tarım ürünlerini kapsamakta ve Türkiye teknoloji ithal ederken tarım ürünü ihraç ediyordu. Fakat son dönemlerde Türkiye’de ithal ikameci<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> sanayileşme politikalarının da gelişmesiyle birlikte teknoloji üretmeye başlamış ve bu süreci geliştirmeyi hedeflemiştir.</p>
<p style="text-align: justify"> 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı Türkiye’ye Ankara Anlaşması’nda tanımı yapılmış olan klasik gümrük birliğinin ötesinde yükümlülükler getirmiştir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a> Bu karara göre 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nda ise Gümrük Birliği’nin sadece gümrük vergileri ve eş etkili vergilerin kaldırılması ve Topluluğun üçüncü ülkelere uyguladığı ortak gümrük tarifesine (OGT) uyum sağlanması değil, aynı zamanda bir tarafın diğer taraf üzerinde haksız rekabet avantajı sağlamasına neden olabilecek tüm bozucu mekanizmaların kaldırılması anlamına geldiği anlayışı mevcuttur. Bu anlayış Türkiye açısından, rekabet kuralları, devlet yardımları, ticari tekeller, fikri ve sınai mülkiyet hakları alanındaki ve ortak ticaret politikası alanındaki</p>
<p style="text-align: justify">Topluluk mevzuatına uyum yükümlülüklerini beraberinde getirmiştir. Kısaca, sadece malların serbest dolaşımına ilişkin değil, aynı zamanda rekabet kuralları, devlet yardımları, fikri ve sınaî mülkiyet hakları gibi alanlarda da Topluluk mevzuatına uyum yükümlülüğü doğmuştur.</p>
<p style="text-align: justify">1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nda şu kısımlara yer verilmiştir:</p>
<ul style="text-align: justify">
<li>Malların Serbest Dolaşımı ve Ticaret Politikası</li>
<li>Tarım Ürünleri</li>
<li>Gümrük Hükümleri</li>
<li>Yasaların Yakınlaştırılması</li>
<li>Kurumsal Hükümler</li>
<li>Genel ve Son Hükümler</li>
</ul>
<p style="text-align: justify">1 Ocak 1996’da itibaren Taraflar arasındaki gümrük vergilerinin sanayi malları için sıfırlanmasına ve ülkemizin üçüncü ülkelere AB’nin Ortak Gümrük Tarifesini uygulamasına başlanmış ve bu alandaki bazı istisnalar da takip eden süreçte ortadan kaldırılmış, işlenmiş tarım ürünleri için ise sanayi payı sıfırlanmıştır. Ayrıca, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı gereğince dış ticaret rejimimiz büyük ölçüde AB ile uyumlu hale getirilmiştir. Bu çerçevede, malların serbest dolaşımı ile ortak ticaret politikasına ilişkin düzenlemelerin yanı sıra teknik mevzuat, fikri ve sınai mülkiyetin korunması, devlet yardımları, ticari nitelikli devlet tekelleri ve rekabet hukuku alanlarındaki AB mevzuatı, ülkemizin ihtiyaçları da dikkate alınarak dış ticaret rejimimize yansıtılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify">Günümüzde her ne kadar ilişkiler oldukça gergin olsa da verilere bakıldığında her iki taraf birbirine muhtaç gözükmektedir. Avrupa Birliği Türkiye’nin en büyük ticari partneri konumunda. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın son açıkladığı verilere göre Haziran ayı itibariyle Türkiye’nin ihracatında Avrupa Birliği’nin payı %48,5 seviyesine yükseldi. 2015 yılının tamamında AB’ye 64 milyar dolarlık ihracat yapılırken, 2016’nın ilk 6 ayında bu rakam 32 milyar dolar olarak gerçekleşerek istikrarlı seyrini devam ettirdi. Türkiye’ye yapılan yatırımların AB kaynaklı olan payı %64 tür. Sadece ihracat değil doğrudan yatırım açısından da AB’nin Türkiye ekonomisinde önemli bir ağırlığı bulunuyor. 30 Haziran itibariyle Ekonomi Bakanlığı’na veri setine kayıtlı yaklaşık 50 bin yabancı şirketin 23 bini AB merkezli. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın verilerine göre Mayıs ayı itibariyle bu şirketler Türkiye’deki doğrudan yatırımların %64’ünü gerçekleştirdi. 2002-2016 Mayıs tarihleri arasındaki doğrudan yatırımların büyüklüğü dikkate alındığında ise AB’nin Türkiye’ye yapılan yatırımlardaki ağırlığının %92 olduğu ortaya çıkıyor.</p>
<h3 style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 16px"><strong>AVRUPA BİRLİĞİ’NDE TÜRKİYE’NİN ÖNEMİ</strong></span></h3>
<p style="text-align: justify"><em>‘’Türkiye&#8217;nin Avrupa Birliği için önemi her geçen gün artmaktadır. Türkiye&#8217;nin önemi sorunu, hiç kuşkusuz, &#8220;dış dinamik&#8221; ögeleri açısından değerlendirilebilecek bir konudur. Dış dinamik&#8221; ögeleri açısından da değerlendirilse, konu, &#8220;iç dinamik&#8221; ögeleriyle de ilgilidir çünkü Türkiye&#8217;nin toplumsal, siyasal ve jeopolitik özellikleriyle yakından bağlantılıdır. Türkiye&#8217;nin önemi&#8221;ni, üç ayrı anabaşlık altında irdelemek olanaklıdır. Bunlardan biri &#8220;Jeopolitik&#8221;, öteki, &#8220;ekonomik&#8221; sonuncusu da &#8220;siyasal-kültürel&#8221; boyuttur. Örneğin, Türkiye, Avrupa Birliği içerisinde yaşanabilecek Kültür çatışmasını önleyecek ve Dünya&#8217;ya Hıristiyan Kulübü değil de Değerler birliği olduğu gösterilecektir. Özellikle &#8220;küreselleşme&#8221; sürecinin Amerika Birleşik Devletlerini getirdiği &#8220;dünya jandarmalığı&#8221; konumu, ve ABD&#8217;nin bu bölgelere olan uzaklığı, Türkiye&#8217;nin dünya üzerindeki stratejik önemini ayrıca vurgulamaktadır. Türkiye bölgesel güç olarak varlığını sürdürmektedir.’’<a href="#_ftn16" name="_ftnref16"><strong>[16]</strong></a></em></p>
<p style="text-align: justify">Türkiye, sadece ekonomik alanlarda değil, jeopolitik konumu itibariyle de Avrupa için önem arz etmektedir. Özellikle Arap Baharı’nın şimdilik son durağı olarak gözüken Suriye’de yaşanan kanlı çatışmalar ve terör faaliyetlerinden dolayı milyonlarca Suriyeli mülteci konumuna dönüştü ve Avrupa bu durumu tehlikeli algılayarak Türkiye’den yardım istemiştir. AB bu yardımın karşılığında Türkiye’ye 3 milyar Euro yardım sözü vermesine rağmen AB kaynaklarından yapılan açıklamalarda, Suriyeli mülteciler için yapılan yardımlar münasebetiyle Türkiye’ye bugüne değin 652 milyon Euro gönderildiği ve bunun 467 milyon Euro’sunun harcandığını dile getirmişlerdir. Türkiye her fırsatta bu durumdan kaynaklanan rahatsızlığı dile getirmektedir. 2016 yılında gerçekleşen Belçika&#8217;nın başkenti Brüksel&#8217;de AB liderleriyle dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu arasındaki &#8216;göçmen&#8217; zirvesinden anlaşma sağlanarak Avrupa&#8217;ya mülteci akımının durdurulmasını öngörüldü. Bu anlaşmaya göre Türkiye üzerinden Yunanistan&#8217;a ulaşan göçmenler 4 Nisan&#8217;dan itibaren Türkiye&#8217;ye geri gönderilecek ve Anlaşma 20 Mart Pazar gününden önce Yunanistan&#8217;a geçen göçmenleri kapsamayacaktı. Anlaşmaya göre:</p>
<p style="text-align: justify"><strong>1- Ankara, Suriyeli mülteciler dahil olmak üzere Yunanistan&#8217;a geçen tüm yasadışı göçmenleri geri alacak. 20 Mart Pazar gününden önce Yunanistan&#8217;a ulaşan göçmenler ise anlaşma dışında tutulacak. Bunun karşılığında AB de Türkiye&#8217;nin aldığı her bir Suriyeli için Türkiye&#8217;den bir Suriyeli mülteci kabul edecek.</strong></p>
<p style="text-align: justify">2- AB&#8217;nin Suriyeliler için Türkiye&#8217;ye verdiği 3 milyar euro&#8217;luk mali yardım iki katına çıkarılacak.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>3- Türk vatandaşları için vizeler daha erken kaldırılacak.</strong></p>
<p style="text-align: justify">4- AB&#8217;ye tam üyelik müzakereleri hızlandırılacak. AA&#8217;ya konuşan bir AB yetkilisinin verdiği bilgiye göre, üyelik müzakerelerinin yeniden canlandırılması amacıyla &#8220;Mali ve Bütçesel Hükümler&#8221; başlıklı 33 nolu fasıl, 30 Haziran&#8217;da sona erecek Hollanda&#8217;nın AB dönem başkanlığı sırasında açılacak.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a></p>
<h3 style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif"><strong>SONUÇ</strong></span><strong><span style="font-family: 'times new roman', times, serif">  </span>       </strong></span></h3>
<p style="text-align: justify">Ankara Anlaşması’ndan bu yana Türkiye ile AB arasında ilişkiler aşamalı ve yavaş işleyen süreç ile birlikte gelişmiştir. Türkiye, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda diğer AB ülkeleri gibi ayrıcalıklar elde edebilmek için uğraş vermiştir. Buna rağmen AB, Türkiye’yi mecazen kapıda bekletmiştir ve bekletmeye devam etmektedir. Türkiye’den sonra üyelik başvurusu yapan ülkelerin Türkiye’den önce üyelikleri kabul edilmiştir. Ancak diğer yandan mülteci krizinde yaşananlardan görüldüğü üzere Türkiye’den vazgeçememektedirler. 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana özellikle 16 Nisan referandumu öncesi çoğu AB üyesi ülke, Türkiye’yi bu zor günlerinde desteklemek yerine anti-demokratik biçimde referandum sürecini baltalamaya çalışmışlardır. Fakat bu durum Avrupalı ülkelerle ekonomik yönden kriz oluşturmamış, kriz siyasi olarak sürece yansımıştır. Yakın tarihte mülteci sorunu için Türkiye’nin kapısını aşındıran AB, Türkiye’nin iç karışıklık yaşama noktasına gelmesine pek tepki göstermemiştir.</p>
<p style="text-align: justify"> Türkiye günümüzde bütün dünya ülkelerine şeffaf bir şekilde sürekli ilişkilerin gelişmesi için çabalamıştır. Son zamanlarda yaşanan yeni bir körfez krizinde barışın en büyük destekçisi olmuş ve bu yüzden krizin içindeki bütün ülkelerle tek tek masaya oturarak barışı tesis edebilmek için mesai harcamışlardır. Bu yüzden AB gerçekten barış için oluşturulmuş ulus-üstü bir kuruluş ise Türkiye’nin de bu çabalarından dolayı Avrupa Birliği’ne girmesi elzemdir. Fakat AB, Türkiye’nin olmazsa olmazı değildir. İslam birliği kurma çabaları D-8 ve Avrupa Birliği&#8217;ne karşı Sangay İşbirliği Örgütü kozunu kullanması bu tezi ispatlar niteliktedir. Bu yüzden Türkiye sadece AB’ye bağlı değil fakat ekonomik, sosyal, siyasal açıdan AB’ye girilmesi Türkiye için yarar sağlacaktır. Tabi son zamanlarda KKTC halkının AB’ye girebilmek için rum kesimiyle birleşmek istemesi gibi körleşmemek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify">Avrupa, Türkiye için ciddi önem taşıyan bir pazardır. Bunun yanında gelişmiş teknolojilerinden öğrenecek çok bilgi var. Bu yüzden Türkiye, AB’ye ihtiyaç duyuyor ancak AB’nin de tarafsız bir şekilde çifte standart uygulamadan Türkiye’ye karşı dürüst ve güven verici olması gerekiyor.</p>
<hr />
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, İİBF, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Ali AYATA ve Murat ERCAN, <strong>Avrupa Birliği ve Türkiye ile İlişkileri – İlişkilerin Siyasi, Askeri, Ekonomik ve Kültürel Çerçevesi, </strong>Nobel Yayıncılık, 2016, s22.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> http://www.ab.gov.tr/105.html</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Entegrasyon, siyasi aktörlerin sadakatlerini, beklentilerini ve siyasi eylemlerini ulus devlet üzerinde yekti sahibi olabilecek, yeni bir merkeze yöneltmeleri sürecidir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Ali AYATA ve Murat ERCAN, <strong>Avrupa Birliği ve Türkiye ile İlişkileri – İlişkilerin Siyasi, Askeri, Ekonomik ve Kültürel Çerçevesi, </strong>Nobel Yayıncılık, 2016, s23.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> <a href="http://www.ab.org.tr">http://www.ab.org.tr</a>, <strong>Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri Dergisi</strong>, S:4, s1.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> <a href="http://www.ab.org.tr">http://www.ab.org.tr</a>, <strong>Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri Dergisi</strong>, S:4, s2.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> <a href="http://www.ab.org.tr">http://www.ab.org.tr</a>, <strong>Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri Dergisi</strong>, S:4, s5.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Gökyıldız Fatih, ‘<strong>’Neden Avrupa Birliği</strong>’’, Akademik perspektif, Kasım, 2014, s42</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Keleş H. İbrahim, ‘’<strong>1996-2013 Yılları Arası Avrupa Birliği – Türkiye Dış Ticaret İlişkisi’’, </strong>Akademik perspektif, Kasım, 2014, s.19</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Demir S.(2009), ‘<strong>Avrupa Birliği Mali Yardımları’</strong>, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İktisat Anabilim Dalı, Gaziantep</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Yücel E. (2009), ‘ <strong>Akdeniz Ülkeleri ve Türkiye’ye Yönelik Avrupa Birliği Mali Yardımlarının Analizi</strong>’, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Avrupa Birliği Ve Uluslar arası Ekonomik İlişkiler Anabilim Dalı, Ankara</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Bakanlığı, <u>http://www.ab.gov.tr/index.php?p=5</u></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> İthal ikamecilik: toplam arz içinde ithala­tın payını düşürerek yurt içi üretimin payını artırmayı amaçlayan ekonomik gelişme ve sanayileşme stratejisidir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> <a href="http://www.ab.org.tr">http://www.ab.org.tr</a>, <strong>Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri Dergisi</strong>, S:4, s13</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Ercan Murat, <strong>’’Türkiye –Avrupa Birliği ilişkilerinin Siyasi Yönü ve bugünkü Mevcut Durum’’</strong>, Bilim Eğitim ve Düşünce Dergisi, Aralık 2007, C.7, S.4</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> http://www.hurriyet.com.tr/avrupa-birligi-ile-turkiye-arasindaki-gocmen-anlasmasi-onaylandi-40071635</span></p>
<p style="text-align: justify">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiye-avrupa-birligi-iliskileri.html">Karşılıklı Bağımlılık Bağlamında Türkiye – Avrupa Birliği İlişkileri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
