﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İktisat | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/sosyalbilimler/iktisat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Nov 2025 06:30:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>İktisat | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Atatürk’ün Ekonomi Manifestosu: 10 Kasım’da Üreten Türkiye’yi Hatırlamak</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/ataturkun-ekonomi-manifestosu-10-kasimda-ureten-turkiyeyi-hatirlamak.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/ataturkun-ekonomi-manifestosu-10-kasimda-ureten-turkiyeyi-hatirlamak.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 06:28:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk’ün Ekonomi Vizyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet İktisadı]]></category>
		<category><![CDATA[Devletçilik Anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Ahlâk]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Miras]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Egemenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Planlı Sanayileşme]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Üretim Toplumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13441</guid>

					<description><![CDATA[<p>GİRİŞ Her yıl 10 Kasım sabahı, saat 09.05’te Türkiye’de hayat bir anlığına durur.O anlarda yalnızca bir liderin ardından yas tutulmaz; bir düşünce, bir vizyon, bir kalkınma ideali saygıyla anılır.Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletine yalnızca siyasi bağımsızlığını kazandırmamış, aynı zamanda ekonomik özgürlüğün temellerini de atmıştır. Atatürk’ün ekonomi anlayışı, savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin kalıcılığının, ekonomik kalkınmayla mümkün [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ataturkun-ekonomi-manifestosu-10-kasimda-ureten-turkiyeyi-hatirlamak.html">Atatürk’ün Ekonomi Manifestosu: 10 Kasım’da Üreten Türkiye’yi Hatırlamak</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 data-start="331" data-end="346"><strong data-start="335" data-end="344">GİRİŞ</strong></h3>
<p style="text-align: justify;" data-start="347" data-end="686">Her yıl 10 Kasım sabahı, saat 09.05’te Türkiye’de hayat bir anlığına durur.<br data-start="422" data-end="425" />O anlarda yalnızca bir liderin ardından yas tutulmaz; bir düşünce, bir vizyon, bir kalkınma ideali saygıyla anılır.<br data-start="540" data-end="543" />Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletine yalnızca siyasi bağımsızlığını kazandırmamış, aynı zamanda ekonomik özgürlüğün temellerini de atmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="688" data-end="1001">Atatürk’ün ekonomi anlayışı, savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin kalıcılığının, ekonomik kalkınmayla mümkün olacağını savunur.<br data-start="819" data-end="822" />“Siyasi ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa elde edilen sonuçlar kalıcı olamaz.” sözleri, bu düşüncenin en berrak ifadesidir.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="1003" data-end="1361">10 Kasım bu bakımdan yalnızca bir anma günü değil; ulusal ekonomiyi yeniden düşünme, bağımsızlıkla kalkınma arasındaki bağı hatırlama günüdür.<br data-start="1145" data-end="1148" />Bu yazıda Atatürk’ün ekonomi anlayışı tarihsel ve düşünsel boyutlarıyla incelenecek; Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki uygulamalar değerlendirilecek ve bu mirasın günümüz Türkiye’sine yansımaları tartışılacaktır.</p>
<h3 data-start="1368" data-end="1441"><strong data-start="1372" data-end="1439">1. ATATÜRK’ÜN EKONOMİ ANLAYIŞININ TEMELİ: BAĞIMSIZLIK VE ÜRETİM</strong></h3>
<p style="text-align: justify;" data-start="1442" data-end="1783">Atatürk için ekonomi, yalnızca üretim-tüketim dengesi ya da mali göstergeler toplamı değildi; o, ekonomiyi bir ulusun onuru, özgürlüğü ve varlığının temeli olarak görüyordu.<br data-start="1615" data-end="1618" />“Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.” derken, bağımsızlığın yalnızca sınırlarla değil, sermaye ve üretim gücüyle korunabileceğini vurguluyordu.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="1785" data-end="2056">Osmanlı’nın son döneminde yabancı kapitülasyonlar ve dış borçlarla kuşatılan ekonomik yapı, Atatürk’e göre yeni Cumhuriyet’in en büyük dersiydi.<br data-start="1929" data-end="1932" />Bu nedenle 1923’te toplanan <strong data-start="1960" data-end="1986">İzmir İktisat Kongresi</strong>, Türkiye’nin ekonomik kaderini yeniden yazma iradesinin simgesiydi.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="2058" data-end="2308">Atatürk burada “Milletin kurtuluşu, kendi ekonomisini kendi elleriyle yaratmasındadır.” diyerek yeni bir kalkınma ahlâkı tanımladı.<br data-start="2189" data-end="2192" />Ona göre kalkınma, yalnızca devletin değil, her yurttaşın görevi; üretmek, ülkenin özgürlüğüne katkıda bulunmaktı.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="2310" data-end="2370">Atatürk’ün ekonomik vizyonu dört temel ilkeye dayanıyordu:</p>
<ul data-start="2372" data-end="2748">
<li data-start="2372" data-end="2457">
<p data-start="2374" data-end="2457"><strong data-start="2374" data-end="2392">Milli Ekonomi:</strong> Ulusal çıkarları önceleyen, dışa bağımlılığı azaltan bir yapı.</p>
</li>
<li data-start="2458" data-end="2540">
<p data-start="2460" data-end="2540"><strong data-start="2460" data-end="2481">Üretim Odaklılık:</strong> Emek, toprak ve sanayinin ülke içinde verimli kılınması.</p>
</li>
<li data-start="2541" data-end="2654">
<p data-start="2543" data-end="2654"><strong data-start="2543" data-end="2559">Devletçilik:</strong> Özel girişimi desteklerken, kalkınmanın gerektirdiği alanlarda devletin öncü rol üstlenmesi.</p>
</li>
<li data-start="2655" data-end="2748">
<p data-start="2657" data-end="2748"><strong data-start="2657" data-end="2677">Planlı Kalkınma:</strong> Rastlantısal değil, bilimsel esaslara dayanan hedefli büyüme modeli.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="2750" data-end="2929">Bu ilkeler, Atatürk’ün çağını aşan ekonomik vizyonunun temelleriydi. Onun dünyasında ekonomi, bütçe tablolarının değil; bir ulusun iradesinin, onurunun ve direncinin ifadesiydi.</p>
<h3 data-start="2936" data-end="3009"><strong data-start="2940" data-end="3007">2. CUMHURİYET’İN İLK DÖNEMİ: EKONOMİK YENİDEN DOĞUŞ (1923–1938)</strong></h3>
<h4 data-start="3011" data-end="3063"><strong data-start="3016" data-end="3061">2.1. 1923–1929: Liberal Kalkınma Denemesi</strong></h4>
<p style="text-align: justify;" data-start="3064" data-end="3379">Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında öncelik, savaşla yıpranmış bir ülkeyi ayağa kaldırmaktı.<br data-start="3153" data-end="3156" />Bu dönemde özel teşebbüs desteklendi; yabancı sermaye sınırlı ama teşvik edici biçimde kabul edildi.<br data-start="3256" data-end="3259" />Ancak 1929 Dünya Ekonomik Buhranı, liberal modelin sınırlarını açıkça gösterdi ve yeni bir yönelişin kapısını araladı.</p>
<h4 style="text-align: justify;" data-start="3381" data-end="3441"><strong data-start="3386" data-end="3439">2.2. 1930–1938: Devletçilik ve Planlı Sanayileşme</strong></h4>
<p style="text-align: justify;" data-start="3442" data-end="3668">Atatürk, 1930’lardan itibaren kalkınmanın devlet eliyle planlanması gerektiğini savundu.<br data-start="3530" data-end="3533" />1934’te yürürlüğe giren <strong data-start="3557" data-end="3592">Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı</strong>, Türkiye’nin modernleşme tarihinde planlı kalkınmanın ilk büyük adımıydı.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="3670" data-end="4009">Bu dönemde Sümerbank, Etibank, MTA, şeker ve tekstil fabrikaları kuruldu; amaç, dışa bağımlı ithalat ekonomisinden üretim temelli bir ulusal sanayiye geçmekti.<br data-start="3829" data-end="3832" />Atatürk’ün devletçiliği, katı bir merkezcilik değil; özel girişimi teşvik ederken halkın refahını koruyan dengeli bir modeldi.<br data-start="3958" data-end="3961" />Devlet, girişimci değil; <strong data-start="3986" data-end="3996">rehber</strong> olmalıydı.</p>
<h4 style="text-align: justify;" data-start="4011" data-end="4067"><strong data-start="4016" data-end="4065">2.3. Tarım, Ulaşım ve Eğitimde Ekonomik Boyut</strong></h4>
<p style="text-align: justify;" data-start="4068" data-end="4442">Atatürk, ekonomik kalkınmanın yalnızca sanayileşmeyle değil, toprağın verimliliği ve bilginin gücüyle mümkün olacağını biliyordu.<br data-start="4197" data-end="4200" />Demiryolları Anadolu’yu birbirine bağladı, köylüye kredi ve makine desteği sağlandı, eğitim reformlarıyla üretim bilinci toplumun geneline yayıldı.<br data-start="4347" data-end="4350" />Çünkü O’na göre “Ekonomik savaşların silahı, cehaletin yenilmesiyle elde edilen bilgidir.”</p>
<h3 style="text-align: justify;" data-start="4449" data-end="4496"><strong data-start="4453" data-end="4494">3. 10 KASIM: BİR SESSİZLİKTEN FAZLASI</strong></h3>
<p style="text-align: justify;" data-start="4497" data-end="4646">Her 10 Kasım sabahı duyulan siren sesi, yalnızca bir veda değil, bir çağrıdır:<br data-start="4575" data-end="4578" />Kalkınmayı sürdürme, üretimi artırma, bağımsızlığı koruma çağrısı.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="4648" data-end="4709">Atatürk’ün ekonomi vizyonu bugün hâlâ şu soruları fısıldar:</p>
<ul style="text-align: justify;" data-start="4710" data-end="4904">
<li data-start="4710" data-end="4760">
<p data-start="4712" data-end="4760">Ekonomik bağımsızlığımızı koruyabiliyor muyuz?</p>
</li>
<li data-start="4761" data-end="4815">
<p data-start="4763" data-end="4815">Üreten bir toplum olma hedefinden ne kadar uzağız?</p>
</li>
<li data-start="4816" data-end="4904">
<p data-start="4818" data-end="4904">Bilim, teknoloji ve sanayi bugün kalkınmanın merkezinde mi, yoksa hâlâ kenarında mı?</p>
</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;" data-start="4906" data-end="5027">10 Kasım, bu soruların yankılandığı gündür.<br data-start="4949" data-end="4952" />Çünkü ekonomik bağımsızlığını yitiren bir millet, özgürlüğünü de yitirir.</p>
<h3 style="text-align: justify;" data-start="5034" data-end="5077"><strong data-start="5038" data-end="5075">4. GÜNÜMÜZ EKONOMİSİNE YANSIMALAR</strong></h3>
<p style="text-align: justify;" data-start="5078" data-end="5315">Atatürk’ün ekonomi anlayışı, bugünün dünyasında hâlâ yön göstericidir.<br data-start="5148" data-end="5151" />Küresel krizlerin, gelir eşitsizliklerinin ve dışa bağımlılığın arttığı çağımızda, O’nun “üretim, planlama ve milli ekonomi” ilkeleri yeniden anlam kazanmaktadır.</p>
<ul style="text-align: justify;" data-start="5317" data-end="5783">
<li data-start="5317" data-end="5407">
<p data-start="5319" data-end="5407"><strong data-start="5319" data-end="5340">Üretim Odaklılık:</strong> Cari açığın kalıcı çözümü, üretim ekonomisine dönüşle mümkündür.</p>
</li>
<li data-start="5408" data-end="5547">
<p data-start="5410" data-end="5547"><strong data-start="5410" data-end="5432">Bilimsel Planlama:</strong> Dijitalleşme, yapay zekâ ve yeşil enerji çağında Atatürk’ün planlı kalkınma vizyonu daha da değer kazanmaktadır.</p>
</li>
<li data-start="5548" data-end="5657">
<p data-start="5550" data-end="5657"><strong data-start="5550" data-end="5568">Sosyal Adalet:</strong> Gelir dağılımındaki uçurumlar, Cumhuriyet’in “her yurttaşa refah” idealini hatırlatır.</p>
</li>
<li data-start="5658" data-end="5783">
<p data-start="5660" data-end="5783"><strong data-start="5660" data-end="5692">Kadınların Ekonomideki Rolü:</strong> Atatürk’ün kadınlara tanıdığı ekonomik haklar, kalkınmanın toplumsal temelini oluşturur.</p>
</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;" data-start="5785" data-end="5926">Atatürk’ün vizyonu, bugün dahi bir pusula gibidir; çünkü O, ekonomiyi sadece bir sistem değil, bir milletin <strong data-start="5893" data-end="5906">karakteri</strong> olarak görmüştür.</p>
<h3 data-start="5933" data-end="5948"><strong data-start="5937" data-end="5946">SONUÇ</strong></h3>
<p data-start="5949" data-end="6101">10 Kasım, bir yas günü değil; bir <strong data-start="5983" data-end="5995">muhasebe</strong> günüdür.<br data-start="6004" data-end="6007" />Atatürk’ün mirası yalnızca bir Cumhuriyet değil, kendi emeğiyle ayakta duran bir ekonomidir.</p>
<p data-start="6103" data-end="6354">Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki planlı sanayileşme ve üretim reformları, Türkiye’yi kısa sürede kendi kendine yeten bir ülke hâline getirmiştir.<br data-start="6246" data-end="6249" />Bu, yalnızca bir ekonomik başarı değil; bir <strong data-start="6293" data-end="6312">ahlâkî duruştur</strong> — “kendi emeğiyle var olma” iradesidir.</p>
<p data-start="6356" data-end="6509">Her 10 Kasım, bu iradeyi yeniden hatırlamaktır:<br data-start="6403" data-end="6406" />Ekonomiyi yalnızca rakamlar bütünü değil, ulusal bağımsızlığın canlı teminatı olarak görmek demektir.</p>
<p data-start="6511" data-end="6564">Atatürk’ün ekonomi mirası hâlâ kulağımıza fısıldar:</p>
<blockquote data-start="6566" data-end="6656">
<p data-start="6568" data-end="6656">“Bir milletin gerçek özgürlüğü, alın terinde, üretiminde ve düşüncesinde vücut bulur.”</p>
<p data-start="6568" data-end="6656"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<ol>
<li><strong>Atatürk Araştırma Merkezi (ATAM)</strong>, <em>Ekonomi ve Kalkınma</em>, Ankara, 2023.</li>
<li><strong>Sabır, Hasan</strong>, “Atatürk’ün İktisadî Anlayışı”, <em>İÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi</em>, DergiPark, 2021.</li>
<li><strong>Aksakal, B. S.</strong>, “Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Devletçilik Uygulamaları”, <em>Journal of Social Sciences</em>, DergiPark, 2019.</li>
<li><strong>Singer, M.</strong>, “Atatürk’s Economic Legacy”, <em>Middle Eastern Studies</em>, JSTOR, Vol. 19, No. 2 (1983).</li>
<li><strong>Aysan, A. &amp; Aydın, M.</strong>, “Atatürk’ün Ekonomik Görüşü: Devletçilik”, <em>Ankara Üniversitesi AAMD Dergisi</em>, 1986.</li>
<li><strong>İzmir İktisat Kongresi Arşiv Belgeleri</strong>, T.C. Devlet Arşivleri Başkanlığı, 1923.</li>
</ol>
</blockquote>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ataturkun-ekonomi-manifestosu-10-kasimda-ureten-turkiyeyi-hatirlamak.html">Atatürk’ün Ekonomi Manifestosu: 10 Kasım’da Üreten Türkiye’yi Hatırlamak</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/ataturkun-ekonomi-manifestosu-10-kasimda-ureten-turkiyeyi-hatirlamak.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Ulusun Yeniden Doğuşu: Atatürk’ün Ekonomik Bağımsızlık Devrimi ve Cumhuriyet’in İktisadi Vizyonu</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/bir-ulusun-yeniden-dogusu-ataturkun-ekonomik-bagimsizlik-devrimi-ve-cumhuriyetin-iktisadi-vizyonu.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/bir-ulusun-yeniden-dogusu-ataturkun-ekonomik-bagimsizlik-devrimi-ve-cumhuriyetin-iktisadi-vizyonu.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2025 07:14:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir İktisat Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Üretim]]></category>
		<category><![CDATA[Planlı Kalkınma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu çalışma, ekonomik bağımsızlığı siyasal özgürlüğün ayrılmaz bir unsuru olarak gören Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve vizyonuna ithaf edilmiştir. Atatürk’ün, “Siyasal ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça kalıcı olamaz” sözüyle şekillenen bu vizyon, bugün de Cumhuriyet’in çağdaş, üretken ve güçlü Türkiye idealinde yaşamaya devam etmektedir.   Giriş 29 Ekim [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/bir-ulusun-yeniden-dogusu-ataturkun-ekonomik-bagimsizlik-devrimi-ve-cumhuriyetin-iktisadi-vizyonu.html">Bir Ulusun Yeniden Doğuşu: Atatürk’ün Ekonomik Bağımsızlık Devrimi ve Cumhuriyet’in İktisadi Vizyonu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu çalışma, ekonomik bağımsızlığı siyasal özgürlüğün ayrılmaz bir unsuru olarak gören Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve vizyonuna ithaf edilmiştir.<br />
Atatürk’ün, “Siyasal ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça kalıcı olamaz” sözüyle şekillenen bu vizyon, bugün de Cumhuriyet’in çağdaş, üretken ve güçlü Türkiye idealinde yaşamaya devam etmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<ol>
<li><strong> Giriş</strong></li>
</ol>
<p>29 Ekim 1923, Türk milletinin sadece siyasi bağımsızlığını değil, aynı zamanda ekonomik egemenliğini kazanma sürecinin başlangıcını temsil etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, yıkılmış bir imparatorluktan doğan yeni bir ulusun, kendi kaderini tayin etme iradesinin sembolüdür. Ancak Atatürk’e göre, gerçek bağımsızlık yalnızca siyasi alanda değil, ekonomik alanda da tam özgürlükle mümkündür. “Siyasi, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kazanılan zaferler kalıcı olamaz” sözü, bu anlayışın en açık ifadesidir.</p>
<p>Bu makale, Atatürk’ün ekonomi anlayışını tarihsel bağlamda ele alarak, Cumhuriyet’in ilanından itibaren uygulanan ekonomik politikaların Türkiye’nin sosyoekonomik dönüşümüne katkılarını incelemektedir. Ayrıca Atatürk’ün “ekonomik bağımsızlık” idealinin günümüz Türkiye’sinde ne ölçüde devam ettiğini, çağdaş kalkınma politikalarıyla nasıl ilişkilendirilebileceğini tartışmaktadır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ekonomik Miras</strong></li>
</ol>
<p>Cumhuriyet’in kurulduğu dönemde Türkiye, uzun süren savaşlar ve emperyalist müdahaleler nedeniyle yorgun düşmüş bir ekonomiye sahipti. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde kapitülasyonlar, yabancı sermayenin ve tüccarların egemenliğini pekiştirmiş; Düyûn-ı Umûmiye İdaresi aracılığıyla devlet gelirlerinin önemli bir kısmı yabancı alacaklıların kontrolüne geçmiştir. Bu durum, ekonomik egemenliğin büyük ölçüde kaybedilmesi anlamına geliyordu (Pamuk, 2018).</p>
<p>1914–1922 yılları arasındaki savaş dönemi üretimi zayıflatmış, nüfusun önemli bir kısmı azalmış, tarımsal verim düşmüştü. Sanayi üretimi neredeyse durma noktasına gelmiş, ticaret büyük ölçüde gayrimüslim azınlıkların elinde bulunmaktaydı. Cumhuriyet bu tabloyu devralarak, adeta “sıfırdan” bir ekonomik yapı kurma zorunluluğu ile karşı karşıya kalmıştır.</p>
<p>Atatürk, ekonomik kalkınmayı sadece refahın artırılması olarak değil, <strong>ulusal onurun yeniden inşası</strong> olarak görmüştür. Dolayısıyla Cumhuriyet’in ilanı, aynı zamanda ekonomik bağımsızlık savaşının da başlangıcı olmuştur.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Atatürk’ün Ekonomik Vizyonu ve Devletçilik İlkesi</strong></li>
</ol>
<p>Atatürk’ün ekonomi anlayışı, dönemin ideolojik akımlarından bağımsız, tamamen <strong>Türkiye’nin özgün koşullarına uygun</strong> bir modeldir. Bu anlayışın temelinde üç kavram yer alır: <strong>bağımsızlık</strong>, <strong>üretim</strong> ve <strong>adalet</strong>.</p>
<p><strong>3.1. Bağımsızlık Temelli Ekonomik Yaklaşım</strong></p>
<p>Atatürk, Lozan Antlaşması ile siyasi bağımsızlığın sağlandığını, ancak ekonomik bağımsızlığın henüz tamamlanmadığını vurgulamıştır. Yabancı şirketlerin denetiminde olan ulaşım, madencilik ve bankacılık gibi sektörler millileştirilmeden “tam bağımsızlık” mümkün değildi. Bu nedenle Atatürk’ün ekonomi politikası, ulusal kaynakların millîleştirilmesini, yerli üretimin güçlendirilmesini ve yabancı sermayenin denetim altına alınmasını hedeflemiştir.</p>
<p><strong>3.2. Devletçilik İlkesinin Niteliği</strong></p>
<p>1930’lardan itibaren Atatürk’ün benimsediği <strong>devletçilik ilkesi</strong>, ideolojik değil, pragmatik bir tercihti. Türkiye’de sermaye birikimi yetersizdi; özel sektörün büyük yatırımları üstlenecek gücü yoktu. Bu koşullar altında devlet, sanayileşme sürecinde öncü rol üstlenmek zorundaydı. Atatürk bu durumu şu şekilde özetlemiştir:</p>
<p>“Bizim takip ettiğimiz yol ne kapitalizm, ne de sosyalizmdir. Bizim yolumuz, halkın ihtiyaçlarından doğan, halk için olan bir yoldur.”</p>
<p>Bu anlayış, Türkiye’nin kalkınma modelini Batı’nın klasik liberal ya da sosyalist kalıplarından ayırarak “Türk tipi karma ekonomi” haline getirmiştir (Keyder, 1983).</p>
<ol start="4">
<li><strong> İzmir İktisat Kongresi ve Ulusal Ekonomi Anlayışı</strong></li>
</ol>
<p>Cumhuriyet’in ilanından önce, 17 Şubat–4 Mart 1923 tarihleri arasında toplanan <strong>İzmir İktisat Kongresi</strong>, yeni devletin ekonomik vizyonunun manifestosu niteliğindeydi. Kongrede tüccarlar, sanayiciler, çiftçiler ve işçiler bir araya gelerek “milli ekonomi” ilkelerini belirledi.</p>
<p>Kongre kararlarına göre Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını sağlayacak başlıca hedefler şunlardı:</p>
<ul>
<li>Yerli sanayinin kurulması,</li>
<li>Dış ticaretin millileştirilmesi,</li>
<li>Tarımda üretimin artırılması ve kooperatifleşme,</li>
<li>Ulaşım ve altyapının ulusal kontrol altına alınması,</li>
<li>Sermayenin “millîleşmesi”.</li>
</ul>
<p>Bu kongre, ekonomik kalkınmayı ulusal bir görev olarak tanımlayarak Cumhuriyet’in ekonomi politikalarının yönünü belirlemiştir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Sanayi Planları, Tarım Reformları ve Kurumsal Yapılanma</strong></li>
</ol>
<p><strong>5.1. Sanayi Planları ve Kurumsal Atılımlar</strong></p>
<p>1933’te kabul edilen <strong>Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı</strong>, Atatürk döneminin en somut ekonomik atılımlarındandır. Plan kapsamında Sümerbank, Etibank, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Sanayi ve Maadin Bankası gibi kurumlar kurularak sanayileşmenin temelleri atılmıştır (Tezel, 2010).</p>
<p>Şeker fabrikaları (Uşak, Alpullu, Turhal, Eskişehir), demir-çelik tesisleri (Karabük), tekstil fabrikaları (Kayseri, Nazilli) bu dönemde hayata geçirilen projelerdir. Bu yatırımlar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel dönüşümün de katalizörü olmuştur.</p>
<p><strong>5.2. Tarım ve Kırsal Kalkınma Politikaları</strong></p>
<p>Atatürk, Türkiye’nin ekonomik yapısının tarıma dayalı olduğunu bildiği için bu sektörü kalkınmanın temeli olarak görmüştür. Tarımsal üretimi artırmak için <strong>kooperatifleşme</strong>, <strong>ziraat eğitimi</strong>, ve <strong>makineleşme</strong> teşvik edilmiştir. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri çiftçiye destek sağlarken, tohum ıslahı ve modern üretim teknikleri ile verimlilik artmıştır (Boratav, 2003).</p>
<p>Bu dönemde “köylü milletin efendisidir” anlayışı, yalnızca bir söylem değil, ekonomik ve toplumsal bir stratejiydi. Köylünün üretim kapasitesini artırmak, Cumhuriyet’in ekonomik sürdürülebilirliği için hayati öneme sahipti.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Eğitim, Bilim ve Ekonomik Kalkınma İlişkisi</strong></li>
</ol>
<p>Atatürk’ün ekonomik düşüncesinin ayırt edici yönlerinden biri, kalkınmanın yalnızca üretimle değil, <strong>bilim, eğitim ve kültür</strong> temelleriyle sağlanabileceği inancıdır. 1928 Harf Devrimi, 1933 Üniversite Reformu, Köy Enstitüleri’nin temellerini oluşturan eğitim politikaları bu anlayışın ürünüdür.</p>
<p>Ekonomik kalkınmanın insan sermayesi olmadan sürdürülemeyeceğini öngören Atatürk, “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözüyle bilgi temelli kalkınmanın önemini vurgulamıştır. Böylece Türkiye’de mühendislik, tarım, bankacılık ve sanayi alanlarında yetişen kuşaklar, ekonomik modernleşmenin taşıyıcısı olmuştur.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Cumhuriyet’in İlk Ekonomik Başarıları ve Zorlukları</strong></li>
</ol>
<p>1930–1938 dönemi, Türkiye’nin ekonomik yapısının temellerinin atıldığı dönemdir. Sanayi üretimi iki katına çıkmış, dış ticaret dengesi iyileşmiş, devletin mali bağımsızlığı güçlenmiştir. Ancak aynı dönemde küresel <strong>1929 Dünya Ekonomik Bunalımı</strong> Türkiye’yi de etkilemiştir.</p>
<p>Buna rağmen Türkiye, dışa kapalı ama dengeli bir ekonomi modeli ile krizin etkilerini sınırlamayı başarmıştır. 1930’da kurulan <strong>Türk Parasını Kıymetini Koruma Kanunu</strong> ve <strong>Merkez Bankası</strong>, para politikasının bağımsızlığını güvence altına almıştır.</p>
<ol start="8">
<li><strong> Atatürk’ün Ekonomi Politikalarının Günümüze Etkileri</strong></li>
</ol>
<p>Atatürk’ün ekonomik vizyonu, yalnızca erken Cumhuriyet dönemini değil, sonraki kuşakların kalkınma politikalarını da etkilemiştir. 1960’larda planlı kalkınma dönemine geçilmesi, 1980’lerden itibaren serbestleşme çabaları ve 2000’li yıllarda küreselleşme süreçleri hep bu temel vizyonun farklı yorumlarıdır.</p>
<p><strong>8.1. Ekonomik Bağımsızlık ve Günümüz</strong></p>
<p>Bugün Türkiye, küresel ekonomik sistemin bir parçası olarak dış ticarette yüksek entegrasyona sahip olsa da, <strong>enerji bağımlılığı</strong>, <strong>döviz kurları</strong>, ve <strong>üretim yapısında ithalata dayalı model</strong> gibi sorunlar ekonomik bağımsızlık ilkesinin hâlâ güncelliğini koruduğunu göstermektedir.<br />
Atatürk’ün yerli üretime, sanayiye ve bilime dayalı kalkınma modeli, sürdürülebilir büyüme açısından hâlâ yol gösterici bir çerçeve sunmaktadır.</p>
<p><strong>8.2. Günümüz Kalkınma Politikalarına Atıf</strong></p>
<p>Türkiye’nin son yıllarda yürüttüğü <strong>Milli Teknoloji Hamlesi</strong>, <strong>savunma sanayii yatırımları</strong> ve <strong>yenilenebilir enerji projeleri</strong>, Atatürk’ün “ekonomik bağımsızlık” anlayışının çağdaş yansımaları olarak değerlendirilebilir. Bu politikalar, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine paralel biçimde, dışa bağımlılığı azaltmayı ve ulusal kaynakları etkin kullanmayı hedeflemektedir.</p>
<p>Dolayısıyla Atatürk’ün ekonomik mirası, sadece tarihsel bir dönemle sınırlı değildir; günümüz ekonomik stratejilerinde de rehber niteliğini korumaktadır.</p>
<ol start="9">
<li><strong> Sonuç: Ekonomik Bağımsızlıktan Sürdürülebilir Kalkınmaya</strong></li>
</ol>
<p>29 Ekim 1923, yalnızca bir devletin kuruluşu değil, aynı zamanda bir <strong>ekonomik vizyonun doğuşu</strong>dur. Atatürk, ekonomik bağımsızlığı ulusal egemenliğin temel koşulu olarak görmüş; üretim, bilim, eğitim ve adalete dayalı bir kalkınma modeli inşa etmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında atılan adımlar, Türkiye’nin kendi kaynaklarına güvenmeyi öğrenmesini ve ekonomik öz yeterliliğe yönelmesini sağlamıştır.</p>
<p>Günümüzde küresel ekonomik dinamikler değişmiş olsa da Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ilkesi geçerliliğini korumaktadır. Yerli üretim, teknolojik yenilik, enerji güvenliği ve bilim temelli kalkınma, bu vizyonun çağdaş yorumlarıdır.</p>
<p>Sonuç olarak, 29 Ekim’in anlamı yalnızca bir siyasi devrimi değil, <strong>ekonomik bir uyanışı</strong> da temsil eder. Atatürk’ün ekonomi politikaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılını aşarken bile, ulusal irade, bağımsızlık ve kalkınma arasındaki dengeyi kurmanın en güçlü ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ul>
<li>Boratav, K. (2003). <em>Türkiye İktisat Tarihi 1908–2002.</em> Ankara: İmge Kitabevi.</li>
<li>Keyder, Ç. (1983). <em>Türkiye’de Devlet ve Sınıflar.</em> İstanbul: İletişim Yayınları.</li>
<li>Pamuk, Ş. (2018). <em>Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi.</em> İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları.</li>
<li>Tezel, Y. S. (2010). <em>Cumhuriyet Döneminin İktisat Tarihi (1923–1950).</em> Ankara: Yurt Yayınları.</li>
<li>Zürcher, E. J. (2017). <em>Modernleşen Türkiye’nin Tarihi.</em> İstanbul: İletişim Yayınları.</li>
<li>Ahmad, F. (1993). <em>The Making of Modern Turkey.</em> London: Routledge.</li>
<li>Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II. (1989). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.</li>
</ul>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/bir-ulusun-yeniden-dogusu-ataturkun-ekonomik-bagimsizlik-devrimi-ve-cumhuriyetin-iktisadi-vizyonu.html">Bir Ulusun Yeniden Doğuşu: Atatürk’ün Ekonomik Bağımsızlık Devrimi ve Cumhuriyet’in İktisadi Vizyonu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/bir-ulusun-yeniden-dogusu-ataturkun-ekonomik-bagimsizlik-devrimi-ve-cumhuriyetin-iktisadi-vizyonu.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kırsal Kalkınmada Sürdürülebilirlik ve Biyoekonomi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kirsal-kalkinmada-surdurulebilirlik-ve-biyoekonomi.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/kirsal-kalkinmada-surdurulebilirlik-ve-biyoekonomi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öğr. Gör. Ayten Nahide KORKMAZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 May 2023 13:32:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12858</guid>

					<description><![CDATA[<p>1.1.       Kalkınma Kavramı İngilizce Development yani Türkçede karşılığı kalkınma olan bu sözcüğün kökü tam olarak bilinmese de kök bilimciler bu sözcüğün “develop” sözcüğünden geldiğini düşünmektedirler. Germence, Kentçe veya Latincenin kökünden gelebileceği tahmin edilmektedir. Geçmiş tarihlerde kalkınma kavramı, 1592’de İngilizce “disvelop” Fransızca’da “disveloper” şeklinde, 1656’da “(unroll) göz önüne sermek” veya “(unfold) yayılmak, gelişmek”,1836’dan sonra “ilerleyen safhalar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kirsal-kalkinmada-surdurulebilirlik-ve-biyoekonomi.html">Kırsal Kalkınmada Sürdürülebilirlik ve Biyoekonomi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><strong><span style="font-family: 'times new roman', times, serif">1.1.       Kalkınma Kavramı</span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">İngilizce Development yani Türkçede karşılığı kalkınma olan bu sözcüğün kökü tam olarak bilinmese de kök bilimciler bu sözcüğün “develop” sözcüğünden geldiğini düşünmektedirler. Germence, Kentçe veya Latincenin kökünden gelebileceği tahmin edilmektedir. Geçmiş tarihlerde kalkınma kavramı, 1592’de İngilizce “disvelop” Fransızca’da “disveloper” şeklinde, 1656’da “(unroll) göz önüne sermek” veya “(unfold) yayılmak, gelişmek”,1836’dan sonra “ilerleyen safhalar aracılığıyla gelişme”, 1885’de “öngörülmeyen imkânları ortaya çıkarma” ve 1902 yılından itibaren ise “ekonomik gelişme durumu” anlamında kullanıldığı görülmektedir (Doğan, 2011: 46).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Kalkınma kavramının günümüzde içeriği tam anlaşılmamakla beraber bazen sanayileşme, bazen modernleşme, bazen de büyümenin yerine kullanılmaktadır. Ancak geçmiş dönemlerde dönemine ve zamana uygun farklılıklar olmuştur. Bu kavramlar aynı dönem de farklı içeriklerle de kullanılmıştır. Kavram kendine yakın olan sanayileşme, yapısal değişiklik, modernleşme ve büyüme gibi kavramlarla aynı anlamda da kullanıldığından anlam kaymasına uğramıştır (Yavilioğlu, 2002b: 59).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Günümüzde kalkınma deyince akla toplumun neredeyse tüm gereksinimleri gelir. Bunlardan bazıları ise sağlık, barınma, korunma, sosyal gereksinimler, insani değerler, fakirliğin azalması gibi birçok maddeyi sıralamak mümkündür. Ulusal kurumların değişimleri, sosyal ve siyasal birçok faktörü artık tek çatı altında kalkınma olarak tanımlamak mümkündür (Çankaya ve Karataş, 2010: 33).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Benzer şekilde toplumun arzu edilen refah seviyesine ulaşması için sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda tüm gelişim ve değişimini  “Kalkınma” olarak tanımlayabiliriz (Yılmaz ve Danışoğlu, 2017: 120).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Kalkınma kavramı farklı bir tanıma göre ise, her alanda paralel gelişimi ifade eder. Bu gelişim gelir dağılımından, refah seviyesinden olduğu gibi gayri safi milli hâsılanın büyüklüğünü de esas almaktadır. Bu kavramın hem niteliksel hem de niceliksel olduğunu anlatmaktadır (Vatansever ve Yıldız, 2014: 1).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Kalkınma kavramına bu çerçeveden bakıldığında sosyal, siyasal, kurumların gelişmesi, teknolojinin geliştirilmesi, üretimde yapısal değişiklik ve en önemlisi de kendi kendine sürdürülebilir büyümenin de işlediği yapının oluşması için kullanmak mümkündür  (Özyakışır, 2011: 49).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">İktisadi kalkınma ise bir yapıdan diğerine geçiştir. İktisadi kalkınma, kalkınma için bir göstergedir, bir uyarıcı faktördür. Kalkınma için en başta eğitimin düzeyinin yükselmesi buna müteakip düşüncenin, sosyoekonomik yapıların, sığ kalan düşüncelerin, zihniyetin ve bundan sonra teknolojinin, verimin, yatırımın ve reel artışın değişmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde kalkınmayla istenilen seviyeye ulaşabileceği gibi üretimin en iyi nasıl bir araya getirilebileceğinden ziyade üretimin en iyi nasıl elde edileceği ve bunun nasıl kullanılacağı önemlidir (Yavilioğlu, 2002b: 67).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Uluslararası Ekonomik Kalkınma Konseyi kalkınma ile ilgili şu maddeleri sıralamıştır (Doğan, 2011: 50);</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong>* </strong>Hiçbir tanım ekonomik kalkınmayı tek başına ifade edemez,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong>* </strong>Ekonomik kalkınma hedefler bakımından tanımlanabilir,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong>*</strong>En sık kullanılan ise yeni işlerin yapılmasıyla, zenginliğin ve yaşam kalitesinin geliştirilmesi olarak karşımıza çıkmaktadır,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong>* </strong>Ekonomik kalkınma, ekonomiyi yeniden inşa eden, büyümeyi etkileyen bir faktördür,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong>*</strong>Üç temeli ele aldığımızda ekonomik kalkınma şunlardır;</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong>– </strong>Hükümetin ekonomi politikalarında yer alan sürdürülebilir büyüme, istihdam ve enflasyon kontrolü,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong>– </strong>Hizmet politikalarında yer alan engelliler için tıbbi imkânlar, karayollarının inşası ve yeşil alan,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong>–</strong>Spesifik çabalarla ikliminin geliştirilmesi, emlak, teknoloji transferi, pazarlama, komşuların kalkınması, işletmelerin korunması ve büyütülmesi gibi bir yönlendiren politika ve programlar olduğu,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong>* </strong>Ekonomik kalkınmanın ana amacının iş yaratılmasını, işin elde tutulmasını, vergi tabanının ve yaşam kalitesinin genişletilmesini zorunlu kılan çabalar aracılığıyla bir topluluğun ekonomik iyiliğinin geliştirilmesini içerdiği,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong>* </strong>Ekonominin daha iyi seviyeye gelmesinin toplumun yaşam kalitesini iyileştirmesi, yeni iş imkânlarının çıkması, vergi tabanının genişlemesi gibi ilkeleri ekonomik kalkınmanın ana amacıdır,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong>* </strong>Nitekim ekonomik kalkınma için tek bir tanım olmadığı gibi kalkınmanın gerçekleşebilmesi için de coğrafi şartların, politik gücün, toplumların yapısının ve farklılıklarının ekonomik kalkınma içinde farklılıklar göstereceği bir gerçektir. İyi bir ekonominin bunları iyi analiz etmesi gerekmektedir ki ekonomik kalkınma gerçekleşebilsin,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Kalkınma her ne kadar kelime manası ile ve amacı itibariyle doğru olsa da uygulamadaki yanlışlıklar sebebiyle bundan hem toplum hem de şehirler fazlasıyla zarar görmüştür. Örneğin süre gelen gelir eşitsizliği devam ederken daha kötüsü bunun telafisi zor olan uçurumlara yol açışıyla zengin daha zengin fakir daha fakirleşmektedir. Bunun sonucunda yoksulluk ve yetersiz beslenme de çoğalmaktadır. Şehirlerin üzerindeki etkisi ise şehirlerdeki su, alt yapı, düzensiz ulaşım ve kirlilik olarak görülmektedir. Ve bunların eğer önüne geçilmez ise şimdiye kadar olan bütün kazanımlar, çevresel bozulma sebebiyle zarar görecektir. Hatta ekosistemin yok olmasına neden olacaktır (Harris, 2000: 4).</span></p>
<h2 style="text-align: justify"><strong><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">1.2.       Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma</span></strong></h2>
<h2 style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif"><span style="font-size: 14px">Kırsal kalkınma kavramı, kentsel alanların dışında kalan dezavantajlı bölgelerin  mevcut doğal kaynakların istismarına neden olmadan sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmek koşuluyla, tarımsal üretimde kalitenin ve verimliliğin arttırılması, hane halkı gelirinin arttırılması, tarımsal üretimin sanayi ile entegrasyonun sağlanması gibi kırsal alanların gelişimine katkı sağlayacak faaliyetler bütünüdür.</span></span></h2>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Kırsal kalkınma kavramı ilk kez Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ortaya atılmış bir kavram olup, “toplum kalkınması” tanımı kırsal kalkınma tanımı olarak kabul edilmektedir. Tanıma bakıldığı zaman toplumun niteliği belirtilmediğinden konuya genel bir açıdan yaklaşıldığı görülmektedir. Bu tanımdan yola çıkarak kırsal kalkınma kavramını; “küçük toplulukların içinde yaşadığı ekonomik, kültürel koşulları iyileştirmek maksadıyla verdiği çabaların devletin desteğiyle birleştirilmesi, toplulukların ulusun tamamıyla kaynaştırılması şeklinde katkıda bulunmalarının sağlanması sürecidir (Gülçubuk, 2005).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Kırsal kalkınma kavramı sadece gelişmekte olan ülkeleri değil aynı zaman da gelişmiş ülkelerin de ilgi odağı haline gelmiş bir kavram olup evrensel anlamda kabul görmüş genel bir ayrım ya da tanımlama yoktur (Bakırcı, 2007 : 33).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">En geniş tanımlamayla kırsal kalkınma kavramı, kırsal nüfusun varlığını sürdürebilmesi, kentsel nüfusa kıyasla sosyo-ekonomik imkanların daha kısıtlı olduğu kırsal bölgelerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için verilen çabalar bütünüdür.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Sürdürülebilir kırsal kalkınma, kırsal bölgelerde doğal kaynakların sürdürülebilirliğini önceleyerek, kırsal nüfusun yaşam kalitesini ve gelir düzeyini arttırılması yoluyla kentte yaşayan nüfusa nazaran gelişmişlik farklarını azaltılmasını amaçlayan, doğayı ve kültürel değerlerin korunmasını ve geliştirilmesini gözeten faaliyetler bütünü olarak kabul edilmektedir (Devlet Planlama Teşkilat, 2006).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Kalkınmada sürdürülebilirliği sağlamak için her ülke kendi doğal kaynaklarını, iktisadi ve sosyal yapısını koruma-kullanma dengesi içinde yönetmeye çalışmışlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Çevre ve iktisadi gelişme arasındaki dengeyi göz ardı eden planlanmamış bir kalkınma politikasının uygulanması, gündelik ihtiyaçlara cevap verse bile insanların gelecekteki ihtiyaçlarının karşılanmasını riske atabilmektedir. Bu yüzden iyi planlanmamış kalkınma politikası, büyümenin belli bir aşamasından sonra çevresel yıkımlara yol açıp geri döndürülemez çevresel felaketlere sebebiyet verebilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Sürdürülebilir kalkınma, ekonomik büyümeyle birlikte ekolojik dengeyi de önceleyen, doğal kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını sağlayıp çevresel kaliteyi önemseyen bir kavramdır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Günümüzde bazı ekonomiler politikalarını oluştururken çevresel faktörleri ve doğal kaynakların etkin ve verimliliğini göz önünde bulundurmadan sadece iktisadi kalkınmayı önceleyen kısa dönemli modeller geliştirmektedirler. Oysa insanların gelecekteki ihtiyaçlarının karşılanabilmesi açısından doğal kaynakların etkin-verimli, çevresel duyarlılığa sahip olunan uzun dönemli sürdürülebilir kalkınma modeline gereksinim vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Bir ülkede sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleşebilmesi için ekolojik, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliğin sağlanması gerekmektedir. Kısaca sürdürülebilir kalkınma, doğal kaynakları etkin ve verimli kullanan, gelecek nesillerin ihtiyaçlarına sahip çıkan, iktisadi gelişme ile çevresel kaliteyi göz önünde bulunduran, ekolojik açından sürdürülebilir özelliklere sahip  olan politikalar setidir.</span></p>
<h2 style="text-align: justify"><strong><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">1.3.       Biyoekonomi</span></strong></h2>
<h2 style="text-align: justify"><strong><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">1.3.1.Tanımı</span></strong></h2>
<h2 style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Sürdürebilir ve döngüsel bir ekonomiye olanak veren biyoekonomi kavramı tarım, gıda, ormancılık, balıkçılık ve tüm diğer biyobazlı kaynakları  üreten, yöneten ve yayan her türlü endüstri ve ekonomik sektörü kapsamaktadır. Biyoekonomi tarım ve tarımsal  gıda gibi sektörlerde güvenli, ekoverimli, biyotemelli yeni bir ekonomik sosyal düzen olarak  karşımıza çıkmaktadır. Bu biyo-kaynaklar mümkün olduğunca katma değeri yüksek ürünler üretmek için kullanılmaktadır. Katma değeri yüksek ürünler ise ülke ekonomisinin kalkınmasına önemli katkılar sağlayacak bir potansiyel olmasının yanı sıra teknolojik, bilimsel ve ARGE çalışması ürünler olarak nitelendirilmektedir. Bu ürünleri ülke ekonomisinin dışa bağımlı olmasının önüne geçebilecek tek çözüm olarak ifade etmek mümkündür.(Karakayacı, 2010:48-53).</span></h2>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Ayrıca geleneksel üretim yapısı ile karşılaşılan  zorluklara bir çözüm önerisi olarak  görülen  biyoekonomi; çevresel ve iklimsel temelli sorunlarla baş edebilme, üretimde yüksek katma değer yaratma, disiplinlerarası geçişkenliği sağlama ve farklı sektörlere biyo-temelli ürün kullanımını yaygınlaştırma gibi yeni nesil üretim anlayışı için önemli konularda da ciddi bir potansiyele sahiptir. OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) tarafından 2009 yılında  yayınlanan “2030’a doğru Biyoekonomi- Bir Politika Gündemi Tasarlama” başlıklı strateji raporunda BİYOEKONOMİ ilk kez bir ekonomik model olarak tanımlanmıştır. Raporda ‘biyoekonomi’ terimiyle anlatılmak istenen; “Biyoekonomi, ekonomik çıktılarının önemli bir bölümünde biyoteknolojinin katkısının bulunduğu bir ekonomi olarak düşünülebilir. Böyle bir ekonominin üç ana unsuru vardır: Yeni üretim süreçleri geliştirmek için  bilgi üretebilme, yenilenebilir biyokütle ve biyoproseslerden yararlanabilme ve bilgiyle uygulamayı bütünleştirebilme&#8230;” olarak açıklanmaktadır (OECD, 2009). Avrupa Birliği tarafından 2012 yılında hazırlanan “Avrupa için Biyoekonomi – Sürdürülebilir Büyüme için İnovasyon” başlıklı raporda: “Sürdürülebilir üretim ile yenilenebilir biyolojik kaynaklardan elde edilen ürün ve girdilerin ekonomiye kazandırılması anlamına gelen biyoekonomi; tarım, ormancılık, hayvancılık, su ürünleri gibi birincil biyolojik kaynaklarla, gıda, kağıt, tekstil endüstrisi atıkları ile evsel ve birincil kaynakların atıklarının değerlendirilmesi sonucu gıda, yem, enerji, kimya, malzeme, ilaç üretimlerini kapsar.’’ denilmektedir (EU, 2012).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Biyoekonominin bir diğer tanımı ise “ tüm ekonomik sektörlere sürdürülebilir mal ve hizmet temin etmek için biyolojik kaynakların, süreçlerin ve ilkelerin kullanımı ile bilgi temelli üretimi” olarak tanımlanır.Her ülke, kendi koşullarına ve önceliklerine göre kendi biyoekonomi stratejilerinde farklı sektörleri içerir.  Ülkeler, önceliklerini göz önünde bulundurup farklı değişkenleri dikkate alarak ülkenin toplam ekonomisine biyoekonominin katkısını değerlendirirler. Ülke gerçekleri ve biyoekonomi öncelikleri; istihdam, ekonomik büyüme, enerji ve gıda güvenliği, fosil yakıtları azaltma, küresel iklim değişimini hafifletme ile kırsal kalkınmayı kapsar. Biyoekonomi politikaları ve stratejileri ile oluşturulan istek ve hedeflere ulaşmadaki ilerlemeyi ölçmek için standart bir metodoloji yoktur.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Biyoekonomi, biyoteknolojinin ağırlıklı olarak kullanıldığı bir dünya düzeni olarak düşünülebilir. Çünkü biyoekonominin uygulanması ve gelişimi başarılı bir inovasyon gerektirir. Biyoteknoloji, çevresel sürdürülebilirliği sağlayan, su kalitesini iyileştiren, yenilenebilir enerjiyi sağlayan ve istilacı bitki veya hayvan türlerinin tespit edilerek biyoçeşitliliğin korunmasına yardımcı olan bir teknolojidir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde eğitimde sağlanan başarılar doğrultusunda biyoteknoloji için araştırma merkezleri kurularak bu uygulama sayesinde ekolojik iyileştirmeler sağlanacaktır. Bu teknolojiyle birlikte kuraklık, küreselleşme ve diğer muhtemel sorunlar en minimuma indirilecektir. Eğer doğal kaynaklara alternatif bir enerji kaynağı bulunmazsa a 2030 yılında fosil yakıtlara olan ihtiyaç %44 oranında artabileceği öne sürülmüştür (OECD, 2009).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"><strong> 1.4.Biyoekonominin Önemi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"> Biyoekonomi, biyolojik kaynakları üreten, yöneten ve yayan her türlü endüstri ve ekonomik sektörü kapsamaktadır. Dolayısıyla bir ülkenin ekonomisini oluşturan bütün sektörleri kapsayan biyoekonominin belirli düzeyde mevcut olan sermayenin en iyi şekilde kullanılarak yatırımların artırılması aşamasında önemli bir adım olduğu görülmektedir. Biyoekonomi, bilgi, teknoloji ve ekonomik faaliyetler ile bütün sektörleri kapsayan disiplinler arası bir alandır. Kalkınmanın sürdürülebilirliğinin sağlanmasında büyümenin çevresel, sosyal ve ekonomik olarak irdelenmesine gereksinim olduğundan, biyokaynakların üretim, yönetim, finansal piyasalar, pazarlama, politika, teknoloji, enerji ve daha birçok alanda bilgi temeline dayanarak değerlendirilmesi noktasında biyoekonomiden yararlanmak gerekecektir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">   Dünya, Sanayi Devrimi ile birlikte yenileşme dönemini başlamış ve bu  dönem ile birlikte  21. yüzyılda ‘Sanayi 4.0’ olarak ortaya çıkmıştır. Sanayi 4.0, bilgi ve iletişim sektörlerinde yaşanan gelişmelerin üretim sistemlerinde kullanılması sürecini ifade etmektedir. Akıllı üretim sistemlerini geliştirmek ve her üretim aşamasında dijitalleşmeyi sağlamak amacıyla makine-insan-altyapı etkileşimine önem vermektedir. Akıllı fabrikalar, üç boyutlu baskı ve yapay zekâ gibi birçok kavramı da içinde barındırmaktadır (Genç, 2018: 238–239). Her sektörde olduğu gibi tarım sektöründe de değişimler bu dönemden itibaren hız kazanmıştır. 21. yüzyılda kimya ve fizik alanlarında yaşanan değişimlerle birlikte biyoteknoloji alanı da değişimlerin içine dahil olmuştur. Biyolojik tabanlı ekonomi de denilen biyoekonomi kavramı, yeni dünya düzenine farklı bir pencereden bakılmasını sağlamıştır. Biyoekonomi, nüfusun artmasıyla birlikte talepte meydana gelebilecek aşırı bir yükseliş sorunu ve doğal kaynakların kullanılabilirliği arasındaki dalgalanmalardan kaynaklanan sorunların çözümünde aktif rol üstlenen bir sistemdir (Bayramoğlu, Ağızan &amp; Tekin, 2018: 228). 2000’li yıllarda  biyoekonominin önemi artmış, hem bilimi hem de ekonomiyi kapsamaktadır. Artan küresel nüfusun kaynakları hızla tüketmesi ve iklim değişiklikleri ile mücadele edebilmek biyoteknoloji temelli biyoekonominin uygulanmasını gündeme getirmiştir. Bu doğrultuda Sanayi 4.0 ile birlikte biyoteknolojik faaliyetlerin uygulanması daha kolay hale gelerek biyoteknoloji alanında katma değer oluşturma süreci hız kazanmaya başlamıştır. Bilim, toplum ve sanayi kavramlarını biraraya getiren biyoteknoloji, yenilenebilirlik alanına akılcı bir boyut kazandırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca biyoekonomi, yenilenebilir biyolojik kaynakların üretimini ve bu üretimden ortaya çıkan atıkların gıda, yem ve biyo temelli ürünler ile biyoenerji gibi katma değerli mallara çevrilmesi sistemidir. Bu sistem tarım sektörü, ormancılık, balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği, gıda ve biyoteknololoji, nanoteknoloji gibi sektörleri yakından etkilemekte ve ilgilendirmektedir. 2009 yılında Avrupa Birliği’nde (AB) biyoekonomi alanında istihdam edilenlerin çoğunluğu (%55) tarım sektöründe faaliyet göstermiştir (Şen, 2016: 284–286).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Türkiye’nin rekabetçi bir ekonomiyle sürdürülebilir kalkınmayı sağlayabilmesi için biyoekonomik faaliyetlerin hayata geçirilmesi yönünde politikalar geliştirmelidir. Tüm dünyada biyoekonomiye dayalı stratejiler geliştirilmiş ve bu stratejiler doğrultusunda ülkelerin ekonomik büyümeleri hızlı bir şekilde devam etmektedir. Avrupa Birliği tarafından biyoekonomi stratejileri geliştirilmiş olup, sürdürülebilir büyüme için yenilenme kriteri olarak biyoekonomi görülmüştür. AB, bilgi tabanlı biyoekonomi stratejisi çerçevesinde yenilikçilik, rekabet gücü, katma değer, istihdam ve sürdürülebilir gelişme hedeflerini belirlemiştir. AB biyoekonomi eylem planı içerisinde AR-GE yatırımları, destekleme politikaları ve biyoekonomi için rekabetçiliğin ve pazarların geliştirilmesi bulunmaktadır. Bu çerçevede, dünya üzerinde görülen birçok problemin (enerji, gıda tedariki, doğal kaynaklar, ekoloji vb.) çözümü olarak biyoekonomi görülmektedir. Biyoekonomi sürdürülebilir üretimden atıkların değerlendirilmesine kadar, kaynakların finanse edilmesinden dünya piyasalarında söz sahibi olmaya kadar birçok kazanımlar sağlayacaktır. Sürdürülebilir biyo-kaynakların bilgi ve teknoloji temeline dayalı olarak yenilikçi kullanımını sağlayarak, dünyanın her geçen gün artan nüfusunun gıda, istihdam, sağlık, finans gibi en önemli ihtiyaçlarını sağlayan bir sektör halini alacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Biyoekonomi teriminin ciddiye alınması için beş önemli sebep bulunmaktadır. Bunlar; (Wesseler, 2015: 4).</span></p>
<ul style="text-align: justify">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Bilimde yaşanan gelişmeler.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Tarımsal tedarik zincirlerinde yatay ve dikey entegrasyonların artması.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Sektör ve sektörler arası ticarette yaşanan artışlar.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Küreselleşmenin artması.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify"><strong><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">1.5.Biyoekonomi ve Kırsal Kalkınmada Sürdürülebilirlik İlişkisinin Tanımlanması</span></strong></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Kökenlerini bilimin oluştuğduğu biyoekonomi biyoloji ve ekonominin sentezi olarak ifade edilebilinir. Biyolojik kaynakların sürdürülebilir şekilde kullanımını sağlamaktadır. Biyoekonomi ve sürdürülebilir kalkınma ekonomi ve doğal çevrenin etkileşimini ifade etmektedir. Biyoekonomi tarım sektöründe toprak ve su kullanımını, hayvansal bazlı gıdaların kalitesini, arazi kullanım plânlarını, tarım teknolojilerinin iyileştirilmesini ve doğru zamanda gübrelemeyi üreticilere öğretmeyi hedeflemektedir (Sundar, 2012: 313–314). Sürdürülebilir kalkınma, çevresel tahribatların artmaya başlaması ile birlikte daha dikkat çekici ve üzerinde daha çok durulan bir konu haline gelmiştir. Çevre ve ekonomi arasında bir dengenin sağlanması gerektiği sürdürülebilirlik anlayışının temelini oluşturmaktadır. Nüfusun hızla artması ile birlikte tarım ürünlerine olan talep artışı, yeni üretim modellerinin ortaya çıkışını hızlandırmıştır. Bu yeni üretim modelleri sürdürülebilir kalkınmanın odağı haline gelmiştir. </span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Türkiye’de biyoekonomik sistemlerin gelişmeye başlaması üzerine tarım sektörü bu durumdan olumlu etkilenmiştir. Tarımın doğa şartlarına bağlı olması, nüfus artışı, küreselleşme, gıda güvenliği gibi nedenler biyoekonominin uygulanmasını ve bu alana yatırımlar yapılmasını gerektirmektedir. Türkiye’nin tarımsal hammadde ithalat ve ihracat rakamları incelendiğinde ithalat rakamlarının daha fazla olması ve bu yüzden dış ticarette açıklar meydana gelmesi ülke milli gelirini olumsuz etkilemektedir. Biyoekonominin gelişmesi demek yerli üreticilerin desteklenmesi anlamına gelmektedir (Bayramoğlu ve ark., 2018: 234–235).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Biyoekonomi alanıyla doğrudan ilişkisi bulunan biyoteknoloji tarım sektöründe kullanılabilir tarım arazilerinin artırılmasını, yeni sulama teknolojisinin kullanılmasını ve bitki zararlılarının kontrol altına alınıp bu sayede kimyasal girdi kullanımının azaltılmasını sağlamaktadır. Fakat Türkiye’nin henüz tarım sektöründe biyoteknolojinin uygulama alanı Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) tartışmasından ileri gitmemiştir (Arslanhan, 2012).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’nün (TAGEM) 2005-2010 yılları arasında tamamladığı birçok projeler organik tarımla ilgilidir. Bazıları şunlardır; (Alay-Vural, 2019: 17–18).</span></p>
<ul style="text-align: justify">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Türkiye’de Sürdürülebilir Tarım Uygulamaları ve Yönlendirilmesi İçin Gerekli Politikaların Belirlenmesi</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Zeytin Karasu Tortusunun Organik Kuru İncir Yetiştiriciliğinde Ağaç Gelişimi, Verim ve Kaliteye Etkisi</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Organik Çay İşleme Atıklarından Elde Edilen Kompostun Organik Çay Üretiminde Kullanılması</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Bu projelerin geneline bakıldığında organik tarım uygulaması olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu projeler biyoekonomik çalışmalar olarak adlandırılabilir. Çünkü biyoekonominin bileşenlerinden biri de organik tarım denilen ekolojik tarımdır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"> Türkiye’de tarımsal biyoekonomi alanının sahip olduğu avantaj ve dezavantajlar vardır. Bunlar; Avantajlar;</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">▪ Türkiye’nin bulunduğu coğrafi bölgenin çeşitli bitki, hayvan ve topraklara sahip olması.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">▪ Doğal kaynak verimliliğini sağlaması ve iyileştirmesi.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">▪ Sürdürülebilir tarım ve kalkınma politikalarının biyoekonomik çalışmaları desteklemesi.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">▪ Tarım sektöründe yeni istihdam alanları oluşturması.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">▪ Biyoteknoloji alanının tarım sektörüne yeni makinalar kazandırması ve yatırımları artırması. ▪ Biyoekonomik çalışmalar Türkiye’de teknoloji girdisinin tarım sektörü üzerindeki etkisinin belirlenmesi açısından önemlidir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"> ▪ Tarım sektörünün iç ve dış pazarda rekabet gücünün belirlenmesine imkân tanımaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"> ▪ Biyoekonomi tarımsal bazı atıkların değerlendirilmesini sağlayarak döngüsel ekonomiye katkı sunmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">▪ Tarım arazilerinin verimli kullanımını artırması. Dezavantajlar;</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"> ▪ Türkiye’nin biyoekonomi büyüklüğünü gösteren herhangi bir tarımsal veri bulunmamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"> ▪ Tarım sektöründe belirlediği bir biyoekonomi stratejisine, hedefine ve politikasına sahip değildir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"> ▪ Tarım sektörünün küresel iklim değişikliklerinden çabuk etkilenmesi.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"> ▪ Bilim ve teknoloji alanlarında tarımsal biyoekonomiye yönelik çalışmaların yetersiz olması.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"> ▪ Tarım sektörüne yönelik ar-ge faaliyetlerinin ve girişimciliğin yetersiz olması.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">▪ Üniversitelerde biyoekonomiye yönelik derslerin olmaması.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">▪ Gerekli araştırma merkezlerinin olmaması.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Bu avantaj ve dezavantajlar tarım sektöründe Türkiye’nin artı ve eksi yönlerini göstermektedir. Sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir tarım ve biyoekonominin birlikte hareket ettiği, üreticilerin biyoekonomik çalışmaları daha geniş arazilere uygulayabilmesi için bu dezavantajların etkisinin minimuma indirilmesi gerekmektedir.(Tutar&amp;Ekici, 2022:13).</span></p>
<p style="text-align: justify"><strong><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">                                                                                              SONUÇ</span></strong></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Doğaya verilen tahribat düzeyi ile birlikte ekolojik dengenin bozulması sonucu son zamanlarda daha çok önemli bir konu haline gelen sürdürülebilir kalkınma olgusu kalkınmanın bir defaya mahsus olmayıp süreklilik gösterdiğini ifade eder. Dünyanın mevcut tüketim düzeyi göz önünde bulundurulduğunda üretimde kullanılan girdilerin sürdürülebilir olması, kaynakların daha etkin ve verimli kullanılması zorunluluğunu doğurmuştur. Dünya nüfusun artmasıyla orantılı olarak tarım ürünlerine artan talebin etkisiyle yeni üretim modellerinin geliştirilmesini tetiklemiştir. Bu noktada ekolojik denge ve sürdürülebilir bir üretim modeli için yeni çözüm önerileri bulma zorunluluğu doğmuştur. Bu durumda tarım eksenli biyoekonomi bir çözüm yolu olarak benimsenmiş günden güne önemini arttırmıştır. Sürdürebilir ve döngüsel bir ekonomiye olanak veren biyoekonomi kavramı tarım, gıda, ormancılık, balıkçılık ve tüm diğer biyobazlı kaynakları  üreten, yöneten ve yayan her türlü endüstri ve ekonomik sektörü kapsamaktadır. Biyoekonomi tarım ve tarımsal  gıda gibi sektörlerde güvenli, ekoverimli, biyotemelli yeni bir ekonomik sosyal düzen olarak  karşımıza çıkmaktadır. Geleneksel üretim yapısı ile karşılaşılan  zorluklara bir çözüm önerisi olarak görülen  biyoekonomi; çevresel ve iklimsel temelli sorunlarla baş edebilme, üretimde yüksek katma değer yaratma, disiplinlerarası geçişkenliği sağlama ve farklı sektörlere biyo-temelli ürün kullanımını yaygınlaştırma gibi yeni nesil üretim anlayışı için önemli konularda da ciddi bir potansiyele sahiptir. Günümüzde dünyada ve ülkemizde birçok çalışma biyoekonomi stratejilerine odaklanarak biyoekonominin sürdürülebilir kalkınmada kilit bir rol oynacağını düşünmektedir. Kalkınmanın sürdürülebilirliğinin sağlanmasında büyümenin çevresel, sosyal ve ekonomik olarak irdelenmesine gereksinim olduğundan, biyokaynakların üretim ve bilgi temeline dayanarak değerlendirilmesi noktasında biyoekonomiden yararlanmak gerekecektir. Bu çalışmada biyoekonomi kavramı açıklanmaya çalışılarak kırsal kalkınma ekseninde sürdürülebilirliğin gerçekleşmesindeki rolü ele alınmaya çalışılmıştır. Biyoekonomi kavramı Türkiye’de son 10 yılda duyulmaya ve uygulanmaya başlamıştır. Döngüsel ekonomi için önemli olan bu terim, Türkiye’nin atık sanayisine farklı bir alt sektör kazandırmıştır. Biyoteknolojik inovasyonların gerçekleştirilmesi ile birlikte biyoekonomi alanında daha fazla gelişmeler yaşanmıştır. Yenilenebilir kaynakların biyoekonomiyle işlevsellik kazanması doğal kaynaklara olan talebi düşürmüş ve doğanın daha fazla yıpranmasına engel olmuştur Çalışmada sürdürülebilir kalkınma kavramının biyoekonomik açıdan işlevselliği açıklanmaya çalışılmış ve bu iki kavramın doğrudan ilişkili olduğu vurgulanmıştır. Türkiye’de tarım sektörüne yönelik biyoekonomik faaliyetlerin daha fazla uygulama alanlarının oluşturulabileceği ve bu yönde yeni projelerin üretilmesi ve artırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">                                                                                  <strong> KAYNAKÇA</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Arslanhan, S. (2012). Biyoekonomiye doğru: Türkiye bu sürecin neresinde? TEPAV Politika  Notu, Erişim adresi: <a href="http://www.tepav.org.tr">http://www.tepav.org.tr</a>.<strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Bayramoğlu, Z., Ağızan, K., &amp; Tekin, M. (2018). Türkiye’de biyoekonomi girişimciliğinin tarımdaki önemi. KSÜ Tarım ve Doğa Dergisi, 227–236.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Doğan, B. (2011). Kalkınma İktisadının XX. Yüzyıldaki Gelişim Süreci, İktisat Politikalarına Etkisi ve Son On Yıllık Konjonktürün Disiplinin Geleceğine Olası Etkileri. <em>Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi</em>, 41–83.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">EU (2012), Innovation for Sustainable Growth: A Bioeconomy for Europe.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Genç, S. (2018). Sanayi 4.0 yolunda Türkiye. Sosyoekonomi Dergisi, 26(36), 235–243.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Harris, J. (2000). Basic Principles of Sustainable Development. <em>Global Development and Environment Institute Working Paper</em>, 1–4.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Karakayacı, Z. (2010). Tarım Arazilerinin Dışı Kullanımının Sürdürülebilir Kalkınma</span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Açısından Değerlendirilmesi. Ziraat Mühendisliği, (355), 48-53.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Karataş, M., &amp; Çankaya, E. (2010). İktisadi Kalkınma Sürecinde Beşeri Sermayeye İlişkin Bir İnceleme. <em>Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi</em>, 29–55.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">OECD (2009), The Bioeconomy to 2030: Designing a Policy Agenda</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Özyakışır, D. (n.d.). Beşeri Sermayenin Ekonomik Kalkınma Sürecindeki Rolü: Teorik Bir Değerlendirme. <em>Girişimcilik ve Kalkınma Dergisi</em>, <em>6</em>, 46–71.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px"> Sundar, I. (2012). Bioeconomics and sustainable development. International Conference on</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Management, Applied and Social Sciences (ICMASS&#8217;2012) March 24-25, Dubai, 313–315.Retrieved from: <a href="http://psrcentre.org/images/extraimages/18.%20312512.pdf">http://psrcentre.org/images/extraimages/18.%20312512.pdf</a></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Şen, İ. (2016). Biyoekonomi: Mavi büyüme ve su ürünleri yetiştiriciliğinin rolü, Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi, 8(15), 283–299.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Tutar, F., &amp; Ekici, M. (2022). Türkiye&#8217;de Tarım Eksenli Sürdürülebilir Kalkınma İçin Biyoekonomi. <em>Omer Halisdemir Universitesi Iktisadi ve Idari Bilimler Fakültesi Dergisi</em>, <em>15</em>(3).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Wesseler, J. H. H. (2015). Agriculture in the bioeconomy: Economics and policies. Wageningen University, ISBN: 978-94-6257-191-4.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Vatansever, N., &amp; Yıldız, O. (2014). Bölgesel Kalkınma Teorileri ve Yeni Bölgeselcilik Yaklaşımın Türkiye’deki Bölgesel Kalkınma Politikalarına Etkileri. <em>Akademik Bakış Dergisi</em>, <em>44</em>.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Yavilioğlu, C. (2002). Geri Kalmışlık Olgusu ve Ekonomistik Kalkınma Teorileri (Eleştirel Bir Yaklaşım. <em>C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi</em>, 49–70.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14px">Yılmaz, Z., &amp; Danışoğlu, F. (2017). Ekonomik Kalkınmada Beşeri Sermayenin Rolü ve Türkiye’de Beşeri Kalkınmanın Görünümü Olarak İnsani Gelişim Endeksi. <em>Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi</em>, <em>51</em>, 117–147.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="background-color: #ff00ff">Bu çalışma 11.05.2023 tarihinde 9.Bilim Kongresi&#8217;nde özet bildiri olarak İstanbul Aydın Üniversitesi Öğr.Gör. Ayten Nahide KORKMAZ ve Öğr.Gör. Atila ER tarafından sunulmuştur.</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kirsal-kalkinmada-surdurulebilirlik-ve-biyoekonomi.html">Kırsal Kalkınmada Sürdürülebilirlik ve Biyoekonomi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/kirsal-kalkinmada-surdurulebilirlik-ve-biyoekonomi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kümelenme Teorisinin İktisadi Etkileri Üzerine Bir Bakış</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kumelenme-teorisinin-iktisadi-etkileri-uzerine-bir-bakis.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öğr. Gör. Ayten Nahide KORKMAZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2022 05:59:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademik Sunumlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12669</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8211;Bu metin 03.Eylül .2022 tarihli Türkiye Ekonomi Kurumu&#8217;nun hazırladığı &#8220;ICE-TEA2022 8th International Conference on Economics&#8221; adlı uluslararası İktisat Kongresi&#8217;nde  sunulmuştur.- &#160; KÜMELENME TEORİSİNİN İKTİSADİ ETKİLERİ ÜZERİNE BİR BAKIŞ ÖZET 1990’dan itibaren yoğunlaşan kümelenme çalışmalarına uzun zaman öncesinde de rastlamak   mümkündür. İşletmelerin coğrafik olarak yığılma özelliği göstermesi bu duruma birçok kentte örnek teşkil etmiştir. Peki, neden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kumelenme-teorisinin-iktisadi-etkileri-uzerine-bir-bakis.html">Kümelenme Teorisinin İktisadi Etkileri Üzerine Bir Bakış</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8211;<strong>Bu metin 03.Eylül .2022 tarihli Türkiye Ekonomi Kurumu&#8217;nun hazırladığı &#8220;ICE-TEA2022</strong><br />
<strong>8th International Conference on Economics&#8221; adlı uluslararası İktisat Kongresi&#8217;nde </strong> <strong>sunulmuştur.-</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KÜMELENME TEORİSİNİN İKTİSADİ ETKİLERİ ÜZERİNE BİR BAKIŞ</strong></p>
<p><strong>ÖZET</strong></p>
<p style="text-align: justify">1990’dan itibaren yoğunlaşan kümelenme çalışmalarına uzun zaman öncesinde de rastlamak   mümkündür. İşletmelerin coğrafik olarak yığılma özelliği göstermesi bu duruma birçok kentte örnek teşkil etmiştir. Peki, neden aynı ürünü veya hizmeti üreten birden çok sayıda işletme farklı coğrafi alanda ekonomik faaliyetlerini sürdürmeyi istemeyip aynı alanı paylaşırken karşımıza çıkmaktadır? Aslında tarihin ilk zamanlarından beri uygulanan kümelenme olgusu üzerine Harvard Üniversitesi ekonomi ve yönetim bilimleri profesörü olan Micheal Everett Porter 1990’da Kümelenme Teorisi üzerine çalışmalar yapmıştır. Kümelenme birbiriyle bağlantılı olan işletmelerin ve kurumların belirli yerlerde coğrafi olarak yoğunlaşmalarıdır. Kümelenmeler, rekabet açısından önemli olan birbiriyle bağlantılı endüstrileri içine alır. Bu şekilde bir arada olmalarının nedeni aslında onların arasındaki rekabetin yanı sıra işbirliğinin de var olmasıdır. Sıkı bir rekabet içinde olsalar da ellerindeki müşteriyi kaybetmemek için biri bir diğerinin işletmesini önererek tüketicinin alanı terk etmesinin önüne geçerler. Kümelenme olgusu üç temel özelliğe sahiptir. Bunlar yakınlık, ağ oluşturma ve uzmanlaşmadır. Yakınlık; şirketlerin uzman işgücüne erişim, zımni ve somut bilgilerin değişimi avantajlarından ötürü, birbirlerine yakın mesafede olmalarıdır. Ağ Oluşturma; yerel tedarikçiler, müşteriler, rakipler, üniversiteler ve araştırma merkezleri arasındaki bağlantıları ve ortak çalışma ilişkilerini olanaklı kılmaktadır. Uzmanlaşma ise iş bölümünün endüstrideki yansıması olarak düşünülebilir.</p>
<p style="text-align: justify">Bu çalışmanın ana amaç olarak Porter tarafından öne sürülen Kümelenme Teorisi’nin işletmeler, bireyler ve ekonomi için anlamlandırılmasını sağlamak güdülmüştür. Bu minvalde Geleneksel Konum ve Yığılma Teorileri ile Endüstriyel Bölge gibi geliştirilen ilk teoriler daha çok kümelenmenin de temeli olan coğrafik yığılmaya vurgu yapılacaktır.  Sonrasında İtalyan Sanayi Bölgeleri ve Yenilikçi Çevreler, Yeni Sanayi Odakları ve Yeni Ekonomik Coğrafya teorileri incelenmiştir.  Bölgesel İnovasyon Sistemleri ve Öğrenen Bölgeler teorileri ile bağlantılar kurulmaya çalışılmış, teorinin gelişimine katkı sağlayan tüm bu teorilerin günümüze taşınması adına çözüm önerileri sunulacaktır. İnovasyon kavramına değinilip kavramın teoriyle olan bağlantıları açıklanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>Micheal Everett Porter, Kümelenme Teorisi, Uzmanlaşma, Coğrafi Yığılma, Rekabet.</p>
<p style="text-align: justify"><strong> A LOOK AT THE EFFECT OF THE CLUSTER THEORY ON ECONOMY</strong></p>
<p style="text-align: justify"><strong> </strong><strong>ABSTRACT</strong></p>
<p style="text-align: justify">It is possible to come across clustering studies that have intensified since 1990 and also a long time ago. The geographical agglomeration of businesses has set an example for this situation in many cities. Why do we come across multiple businesses that produce the same product or service when they do not want to continue their economic activities in different geographical areas and share the same area? In reality, on the clustering phenomenon, which has been practiced since the earliest time of history, Harvard University professor of economics and management sciences, Micheal Everett Porter, worked on the Cluster Theory in 1990. Clustering is the geographical concentration of interconnected businesses and institutions in specific locations. Clusters include interconnected industries that are competitively important. The reason why they are together in this way is that there is cooperation as well as competition between them. Even though they are in tight competition, they prevent the consumer from leaving the field by suggesting one another’s business in order not to lose the customer they have. The clustering phenomenon has three basic features. These are proximity, networking, and specialization. Proximity is a component that companies are close to each other according to the prons of access to a specialized workforce and exchange of tacit and tangible data. Networking enables connections and collaborative working relationships between local suppliers, customers, competitors, universities, and research centers. Specialization can be thought of as the reflection of the division of labor in the industry.</p>
<p style="text-align: justify">The main purpose of this study is to make the Cluster Theory that Porter puts forward to be meaningful for businesses, individuals, and the economy. In this way, the traditional location and agglomeration theories and the first theories developed such as the Industrial Zone will be emphasized more geographical accumulation, which is also the basis of the Clustering. Afterward, Italian Industrial Zones and Innovative Environments, New Industrial Focuses, and New Economic Geography theories were examined. It has been tried to establish connections with the theories of Regional Innovation Systems and Learning Regions, and solution suggestions will be presented in order to carry all these theories that contribute to the development of the theory. The concept of innovation will be mentioned and its connections with theory will be explained.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Key Words: </strong>Micheal Everett Porter, The Cluster Theory, The Spezialisierung, The Geographic Agglomeration, The Rivalry.</p>
<p><strong>1.Giriş</strong></p>
<p>1990’dan itibaren sıklıkla karşımıza çıkan kümelenme kavramına aslında uzun zaman öncesinde de rastlamak   mümkündür. Coğrafik yakınlıkla ekonomik performans arasındaki ilişki  kümelenme kavramının Harvard Üniversitesi ekonomi ve yönetim bilimleri profesörü olan Micheal Everett Porter 1990’daki çalışmasına kadar çok da popüler olmadığını söylememiz yerindedir denebilir. Kümelenme genel olarak benzer ve birbirleri ile ilişkili faaliyetleri olan işletmelerin ve kurumların bölgesel yoğunlaşmalarıdır. Bu yüzden kümelenme teorisini öncelikle coğrafi yığılmayı açıklamaya çalışan teoriler çerçevesinde incelemenin daha anlamlı olduğu düşünülebilir.</p>
<p>Bu çalışmanın ana amaç olarak Porter tarafından öne sürülen Kümelenme Teorisi’nin işletmeler, bireyler ve ekonomi için anlamlandırılmasını sağlamak güdülmüştür. Bu minvalde Geleneksel Konum ve Yığılma Teorileri ile Endüstriyel Bölge gibi geliştirilen ilk teoriler daha çok kümelenmenin de temeli olan coğrafik yığılmaya vurgu yapılacaktır.  Sonrasında İtalyan Sanayi Bölgeleri ve Yenilikçi Çevreler, Yeni Sanayi Odakları ve Yeni Ekonomik Coğrafya teorileri incelenmiştir.  Bölgesel İnovasyon Sistemleri ve Öğrenen Bölgeler teorileri ile bağlantılar kurulmaya çalışılmış, teorinin gelişimine katkı sağlayan tüm bu teorilerin günümüze taşınması adına çözüm önerileri sunulacaktır. İnovasyon kavramına değinilip kavramın teoriyle olan bağlantıları açıklanacaktır.</p>
<p><strong>2.Kümelenme Teorisini Anlamak</strong></p>
<p>Kümelenme birbiriyle bağlantılı olan işletmelerin ve kurumların belirli yerlerde coğrafi olarak yoğunlaşmalarıdır.Kümelenmeler,rekabet açısından önemli olan birbiriyle bağlantılı endüstrileri içine alır. Bu şekilde bir arada olmalarının nedeni aslında onların arasındaki rekabetin yanı sıra işbirliğinin de var olmasıdır. Sıkı bir rekabet içinde olsalar da ellerindeki müşteriyi kaybetmemek için biri bir diğerinin işletmesini önererek tüketicinin alanı terk etmesinin önüne geçerler.Kümelenme olgusu üç temel özelliğe sahiptir. Bunlar yakınlık, ağ oluşturma ve uzmanlaşmadır. Yakınlık; şirketlerin uzman işgücüne erişim, zımni ve somut bilgilerin değişimi avantajlarından ötürü, birbirlerine yakın mesafede olmalarıdır. Ağ Oluşturma; yerel tedarikçiler, müşteriler, rakipler, üniversiteler ve araştırma merkezleri arasındaki bağlantıları ve ortak çalışma ilişkilerini olanaklı kılmaktadır. Uzmanlaşma ise iş bölümünün endüstrideki yansıması olarak düşünülebilir.</p>
<p>Kümelenme teorisine etki eden teoriler çok geniş ve heterojen bir görünüm sergilemekte olup kümelenme teorisinin her yönüyle anlaşılmasına temel teşkil etmektedir. Bu teorilerden ilki Tarımsal Lokasyon Teorisinin temellerini atan von Thünen (1826), Endüstriyel Lokasyon Teorisini ortaya koyan Alfred Weber (1909) ve şehirlerin yerleşimlerini açıklamaya çalışan Christaller (1933) ve Lösch’ün (1939) çalışmalarına dayanan Geleneksel Konum ve Yığılma Teorileridir. Sonrasında Marshall (1890) mal veya hizmet piyasasında endüstri yoğunlaşması sonucunda, endüstriye yeni giren işletmenin öncekilerin maliyetlerinde azalma meydana getireceği görüşü ile coğrafik yığılmayı başka bir boyutta incelemiştir. Becattini (1979) Marshall’ın görüşlerinden de etkilenerek yığılmanın sosyal boyutunu da hesaba katmıştır. Yeni Sanayi Odakları çeşitli araştırmacıların görüşleri ile şekillenmiş olsa da Yenilikçi Çevre Yaklaşımının etkilerini taşımaktadır. Krugman, Yeni Ekonomik Coğrafya’da Marshall’ın (1890) görüşlerini esas almıştır. Porter’a (1990) kadar kümelenmeden değil daha çok coğrafik yığılmadan bahsedilen bu çalışmalar kümelenme teorisinin alt yapısını oluşturmaktadır. Bu yaklaşımların ortak özelliği coğrafik yığılmanın maliyet etkinliğini artırması ile ölçek ekonomisinden yarar sağlanabileceği varsayımıdır.</p>
<p><strong>3)Geleneksel Konum ve Yığılma Teorileri</strong></p>
<p>Coğrafi yoğunlaşmayı açıklamaya ilk katkıyı geleneksel konum teorileri sağlamıştır. Konum teorisi geleneksel ekonomik analizlerde yer unsurunun ele alınmamasına tepki olarak geliştirilmiş olup üç önemli çalışmaya dayanmaktadır. Bunlardan ilki, tarımsal lokasyon teorisinin temellerini atan von Thünen, diğeri endüstriyel lokasyon teorisini ortaya koyan Alfred Weber sonuncusu ise bir piyasa merkezi olarak şehirlerin yerleşimini açıklamaya çalışan Christaller-Lösch tarafından yapılan çalışmalardır (Fujita vd., 1999:26).</p>
<p>Geleneksel konum teorisinin kökeni, bir Alman arazi sahibi olan J. H. von Thünen’in 1826 yılında yayımladığı eserine kadar gitmektedir (von Thünen, 1966). Konum teorisinin kurucusu olan von Thünen’in ortaya koyduğu Tarımsal Arazi Kullanım Modeli/Teorisi dünyanın ilk coğrafi teorisi/modeli olarak da anılmaktadır (Wheeler vd., 1998:305). von Thünen, merkezi bir şehrin etrafında gelişen tarımsal arazi kullanımının özelliklerini coğrafi mesafe, ulaşım maliyetleri ve arazi fiyatlarını göz önüne alarak açıklamaya çalışmıştır. von Thünen analizinin sonucunda tarımsal üretimin ve arazi kullanımının mekânsal düzeninin merkezi bir şehirden (yani piyasadan) çevreye doğru bir dizi dairesel halkalar şeklinde gelişme gösterdiğini ortaya koymuştur. Modele göre bahçecilik ve süt üretimi gibi getirisi yüksek faaliyetler pazara yakın konumlanırken, hayvancılık gibi daha az gelir getiren faaliyetler pazara uzak konumlanmaktadır (vom Hofe ve Chen,2006:5).</p>
<p><strong>4) Endüstriyel Bölgeler Teorisi</strong></p>
<p>Günümüzdeki küme kavramına en yakın kavrama ilk defa Marshall’ın Principles of Economics (1890) adlı eserinde yer verilmiştir. Endüstriyel bölge olarak tanımlanan bu kavramı Marshall, belirli bir sektörde faaliyet gösteren işletmelerin iyi tanımlanmış ve nispeten küçük bir coğrafi alanda yığılmaları olarak tanımlamıştır (Sîrb,2013:318). Geleneksel yerleşim ekonomistlerinden farklı olarak sadece tek bir firmanın konumlanmasından çok ortak konumlanmanın yararları üzerinde durmuştur. Alfred Marshall’ın kapsamlı yaklaşımı, endüstrilerin coğrafi yoğunlaşmalarını açıklamada daha fazla dikkat çekmiştir. Marshall’a göre işletmeler önemli ölçek ekonomileri elde edebilecekleri yerlerde konumlanırlar. Ölçekler dışsal ve içsel olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Dışsal ölçek ekonomileri endüstriyel gelişmeyi ve bölgesel yoğunlaşmayı sağlar (Potter ve Watts,2014:604). İçsel ölçek ekonomisi ise organizasyonel ve yönetimsel etkinlikle ilgilidir. Dışsal ölçek ekonomilerinin bir sonucu olan sanayi kümesi, küme içindekilerin etkinliğini ve verimliliğini artırır.</p>
<p><strong>5) İtalyan Sanayi Bölgeleri ve Yenilikçi Çevreler Teorisi</strong></p>
<p>1960’lı yıllara gelindiğinde, Marshall’ın 1900’lerin başlarında ortaya koymuş olduğu görüşler, endüstri kavramı çerçevesinde teorik analizleri destekleyici unsur olmuştur (Sforzi, 2002:442). Marshallyan Endüstriyel Bölge, İtalya’da Üçüncü İtalya2 olarak da adlandırılan bölgeler ile tekrar gündeme gelmiştir (Morgan, 2004:38). İtalyan Sanayi Bölgeleri ve Yenilikçi Çevreler temelde Marshall’ın görüşlerine dayanan yaklaşımlar olsa da farklarının ve küme teorisine yaptıkları en önemli katkının sosyal ilişkiler, güven, ortak bir kültürü paylaşmak gibi aktörler arasındaki iş birliğini artıran kavramlar üzerinde durulması olduğunu söylemek mümkündür. Zaten söz konusu kavramlar da bölgesel inovasyonu artıran özelliklerin başında gelmektedir.</p>
<p><strong>6) Yeni Sanayi Odakları Teorisi</strong></p>
<p>Çeşitli araştırmacıların katkısıyla şekillenen bu yaklaşım 3 vaka çalışmasına dayanır. Bu çalışmalar üçüncü İtalya, Silikon Vadisi ve Güney Paris bölgesindeki Bilimsel şehir 2 çalışmalarıdır ve bu alanların bazı ortak özellikleri vardır. Bunlar: Coğrafik yığılma, esnek üretim sistemleri (pazar koşullarına hızlıca uyum sağlayabilen sistemler), iş gücünün toplumsal bir bölümünün varlığı, dışsal ölçek ekonomileri, yüksek hayat standardı ve iş ortamının elverişli olmasıdır.</p>
<p>Yeni endüstriyel bölgeler sadece üretim sistemlerinin yığınlaşmasını değil aynı zamanda çeşitli etkenlerle sosyal düzenleme sistemi de içerir (Storper ve Scott,2003,s.582).</p>
<p>Bu etkenler:</p>
<ul>
<li>Endüstriyel sistemlerde firmaların ileriye ve geriye doğru bağlantıların dinamikleri</li>
<li>Birden fazla işyeri çevresinde yoğun yerel işgücü piyasalarının oluşumunu ve Öğrenmenin ve inovasyonun etkisini artıran yerel bölgesel varlıkların (ve ağların) oluşmasıdır.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>7)Yeni Ekonomik Coğrafya Teorisi</strong></p>
<p>Ekonomi ve uluslararası ticaret teorilerinden gelen Krugman (1991), uluslararası ticaret teorilerindeki kavramlar üzerinde inşa edilen ve yeni ekonomik coğrafya olarak isimlendirilen yaklaşımın ardındaki mimar olmuştur (Fujita vd., 1999; Krugman, 2000). Krugmanın coğrafyayı genel ekonominin içinde canlandırmasının arkasındaki genel ve kısa fikir şu ifadelerde görülebilir (Krugman, 2000,s.49): ―Marstan -ya da gerçek dünyadan- bir adam ekonomik coğrafya ve uluslararası ticaret teorilerinin birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış alanlar olmasına şaşıracaktır” Yeni ekonomik coğrafya (YEC) paradigmasının amacı coğrafi mekânda meydana gelen çok çeĢitli ölçeklerdeki ekonomik yığılmanın/kümelenmenin oluşumunu monopolistik rekabet, dıĢsal ekonomiler ve artan getiriler gibi mikro ekonomik kavramlar çerçevesinde matematiksel modellemeler kurarak açıklamaktır (Fujita ve Krugman, 2004, s.140). Ekonomik faaliyetlerin yığınlaşması veya kümelenmesi farklı coğrafik faaliyetlerde ve farklı seviyelerde olabilir.</p>
<p><strong>6)Kümelenme Teorisi</strong></p>
<p>Küme yaklaşımı çeşitli sanayileşmiş ülkelerde yapılmış olan ulusal rekabetçilik çalışmalarıyla 1980‘lerin sonlarına doğru başlamıştır. Çalışmanın sonucunda Porter herkesçe bilinen Ulusların Rekabet Üstünlüğü (1990) isimli kitabını çıkarmıştır. Kitap Porter‘ın stratejik yönetim ve organizayonel ekonomi alt yapısından ve 1980‘lerin sonu 1990‘ların başında geliĢen (Freeman, 1987; Lundvall, 1992; Nelson, 1992; Edquist, 1997) inovasyon ekonomisine dair düşüncelerinden oldukça etkilenmiştir. 1990‘daki kitabında Porter küme kavramını coğrafik bağlamda kullanmıştır. Endüstrilerin kümeleri üzerinde durmuş sonraki çalışmalarında da coğrafik boyutu eklemiştir. Bulgularına göre ulusların rekabet üstünlüğü coğrafyayla da oldukça ilişkilidir. Porter kümeleri şu şekilde tanımlanmıştır: “Kümelenme birbiriyle bağlantılı olan işletmelerin ve kurumların belirli yerlerde coğrafi olarak yoğunlaşmalarıdır. Kümelenmeler, rekabet açısından önemli olan birbiriyle bağlantılı endüstrileri ve diğer kurumları içine alır. Bunlar bileşen, makine ve hizmet sağlayan ihtisaslaşmış tedarikçileri ve ihtisaslaşmış altyapı sağlayıcılarını kapsar. Kümelenmeler genelde dikey olarak tedarik kanallarını ve müşterileri, yatay olarak tamamlayıcı ürünler üretenleri ve yetenekler, teknoloji veya ortak girdi kullanımı yönünden ilgili olan sanayilerdeki işletmeleri kapsayacak şekilde genişler. Son olarak, kümelenmeler kamu kurumlarını ve üniversiteleri, standart belirleyici ajansları ve danışmanları, mesleki eğitim kurumlarını ve sendikalar gibi ihtisaslaşmış eğitim, öğretim, araştırma, bilgi ve teknik destek sağlayan diğer kurumları kapsar (1998a,s.78). Bir kümenin coğrafik kapsamı tek bir şehir, eyalet veya ülke olabileceği gibi komşu ülkelerde olabilir (1998b,s. 199). Porter‘ın (1990) küme tanımının kökleri, ülkelerin rekabet üstünlüğünün dört faktörden (firma stratejisi, firma yapısı ve rekabet; girdi koşulları; talep koşulları ve ilgili ve destek endüstriler) oluşan ulusal rekabet elmasına dayandığını ifade ettiği çalışmasına dayanmaktadır.(Elmas Modeli)</p>
<p>Porter‘a (1998a) göre kümeler, kapsamına ve fonksiyonlarına göre 2 boyutta incelenebilir.  Kümeleri oluşturan aktörler: Porter bir kümenin genel olarak Ģu öğelerden oluĢtuğunu ifade etmiştir. Özel girdilerin tedarikçileri, endüstriye özgü altyapı sağlayıcıları, müşteriler ayrıca sektöre özgü yeteneklerle, teknolojilerle veya ortak girdilerle ilgili işletmeler de kümede yer almaktadır. Ayrıca birçok küme endüstriye özgü eğitim ve bilgi veren, araştırma yapan ve teknik destek sağlayan kamu ve diğer kuruluşlardan (üniversiteler, standart enstitüleri, beyin takımları, mesleki eğitim sağlayıcıları ve ticaret birlikleri) oluşur (s.78). ii. Aktörler arasındaki bağlar: Porter aktörler arasındaki işbirliğinin ve rekabetin büyümeyi, inovasyon faaliyetlerini ve rekabet gücünü artıracağını ifade etmiĢtir. Ona göre bu artış 3 yolla gerçekleşir a) İŞletmelerdeki üretkenliğin artmasıyla b) inovasyonu yönlendirmesi ve ilerleme hızını artırmasıyla ve c) yeni işletmelerin oluşumunu teşvik etmesiyle.</p>
<p><strong>8) Bölgesel İnovasyon Sistemleri ve Öğrenen Bölgeler</strong></p>
<p>Porter‘ın yaklaşıma benzer olarak bölgesel inovasyon sistemleri (BIS) ve öğrenen bölgeler literatürü ulusal inovasyon sistemi (UIS) literatürü (Freeman, 1987; Lundvall, 1992; Nelson, 1992; Edquist, 1997) ile 1990‘ların sonunda ortaya çıkmıĢ olup temel mantığı, ülkeler arası farklılıkların bölgeler arasında da olabileceğidir. BIS yaklaĢımına yapılan en önemli katkılar Cooke (1992), Braczyk ve diğerleri (1998), Cooke ve Morgan (1998) ile birlikte Cooke ve diğerlerinden (2004) gelmiĢtir. Bölgesel İnovasyon Sistemi; ortaklaşa öğrenmeyi ve sürekli yeniliği teşvik eden ve firmalar arası iletişimin güçlü olduğu, sosyo-kültürel yapı ve kurumsal çevrenin oluşturduğu bir bütündür (Jain,2005:.3). Daha geniş bir tanıma göre bölgesel inovasyon sistemi; firmaların, kurum/kuruluşların ve hükümetlerin, ortaklaĢa ya da bireysel olarak, bölgesel düzeyde inovasyonun desteklenmesine nasıl katkıda 16 bulunduklarını açıklamaya yönelik bir kavramdır. Bu tip bir inovasyon ağı, firmalar, araştırma ve teknoloji ajansları, inovasyon destek kuruluşları, risk sermayesi şirketleri ve yerel/merkezi hükümet kurumlarından oluĢmaktadır. Bu kurumlar arasındaki bağlantılar, bilginin rekabet üstünlüğüne dönüştürülmesi açısından oldukça önemlidir.</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Kümelenme çalışmaları daha çok 1990’lardan itibaren başlamıştır. Ama öncesinde herhangi bir sanayi kümesi yoktur gibi bir görüşe kapılmak da yanlış olacaktır. Çünkü kümelenmenin esası olan coğrafik yığılmanın geçmişi uzun zaman öncesine dayanmaktadır. İşletmeler her dönemde çeşitli avantajlara sahip olacakları düşüncesi ile coğrafik yığılma özelliği göstererek kümelenmeye temel teşkil etmişlerdir. Kümelenme teorisine katkı yaptıkları düşünülerek ele alınan Geleneksel Konum ve Yığılma ile Endüstriyel Bölge Teorileri genel olarak maliyet etkinliği sağlamak amacıyla işletmelerin bölgesel yoğunlaşma eğiliminde olduklarını ifade eder. Maliyet etkinliği taşımada, kaynaklara ulaşmada veya pazara ürün sunmada olabilir. Buna göre bu teoriler sadece işletmelerin bölgesel yoğunlaşma nedenlerine değinmişlerdir. Ancak daha sonra yine bu teorilere de dayanan İtalyan Sanayi Bölgeleri ve Yenilikçi Çevreler, Yeni Sanayi Odakları ve Yeni Ekonomik Coğrafya yaklaşımları coğrafik yığılmanın statikliğini aktörler arasındaki ilişkileri de göz önüne alarak dinamik bir açıdan ele almışlardır. Ekonomik küreselleşme ve bölgesel yerelleşmenin eşanlı gelişmeler olması endüstriyel kümelenmelerin daha çok önem kazanmasına yol açmıştır. Buradan ekonomik kalkınma süreci açısından endüstriyel küme politikalarının tasarımı ve yürütülmesinde radikal bir bakış açısı değişiminin gerekli olduğu sonucu çıkmaktadır. Bu durum için de politika yapıcıların kümelenme stratejilerini uygulamaya koymaları yerinde bir karar olacaktır.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>Fujita, M., Krugman, P., &amp; Venables, A. J. (1999). Spatial Economy. Cambridge: MIT Press</p>
<p>Jain, A. (2005). The Regional Innovation Sysmtes in the City of Casey: Prospective Evaluation. Deakin University School of Accounting, Economics and Finance Working Paper No: 2005-22, 1-16.</p>
<p>Morgan, J. Q. (2004), The Role of Regional Industry Clusters In Urban Economic Development: An Analysis of Process and Performance (Yayınlanmamış Doktora Tezi). Raleigh: North Caroline State University</p>
<p>Potter, A., &amp; Watts, H. D. (2014), Revisiting Marshall’s Agglomeration Economies:Technological Relatedness and the Evolution of the Sheffield Metals Cluster, Regional Studies, 48(4):603–623.</p>
<p>Sîrb, L. (2013), The Organizational Benefits Generated By The Membership To A Conglomerate Of Regional Clustering Type. The Implications Of “Roşia Montană Project” on Creating A Mining Cluster In The “Apuseni Mountains” Area From Romania, Oeconomica, 15(1):318-332.</p>
<p style="text-align: justify"><strong> </strong></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kumelenme-teorisinin-iktisadi-etkileri-uzerine-bir-bakis.html">Kümelenme Teorisinin İktisadi Etkileri Üzerine Bir Bakış</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap İncelemesi: Davranışsal İktisat Kısa Bir Giriş: Kurucu Düşünürler (Eren Kırmızıaltın)</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-davranissal-iktisat-kisa-bir-giris-kurucu-dusunurler-eren-kirmizialtin.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öğr. Gör. Ayten Nahide KORKMAZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 May 2022 14:06:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Analizi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12548</guid>

					<description><![CDATA[<p>                                                                         ÖZET Davranışsal İktisat kavramı iktisat literatürüne dahil olan yeni bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada akademisyen yazar Eren [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-davranissal-iktisat-kisa-bir-giris-kurucu-dusunurler-eren-kirmizialtin.html">Kitap İncelemesi: Davranışsal İktisat Kısa Bir Giriş: Kurucu Düşünürler (Eren Kırmızıaltın)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif">                                                                   <strong>    <span style="font-size: 16px">  ÖZET</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 16px">Davranışsal İktisat kavramı iktisat literatürüne dahil olan yeni bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada akademisyen yazar Eren KIRMIZIALTIN’ın kaleme aldığı “Davranışsal İktisat Kısa Bir Giriş: Kurucu Düşünürler” adlı eseri tanıtılmaya çalışılacaktır. Yazar davranışsal iktisat okulu hakkında fikir sahibi olan kişi sayısı ile bilgi sahibi olan kişi sayısı arasındaki boşluğu doldurmak ve teoriye giriş niteliğinde bir açıklama getirmek amacını güderek eseri yazdığını belirtmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: 16px"><strong>Anahtar Kelimeler</strong></span></p>
<p><span style="font-size: 16px">Davranışsal İktisat, İnsan, Psikoloji, İnsan Davranışları, Kurucu Düşünürler.    </span><span style="font-size: 16px">      </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 16px">                                                                   <strong>  <span style="font-family: 'times new roman', times, serif">ABSTRACT</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 16px"> “A Brief Introduction to Behavioral Economics: Founding Thinkers” written by academician writer Eren KIRMIZIALTIN will be tried to be introduced. The author states that he wrote the work with the aim of filling the gap between people who have an idea about the behavioral economics school and the number of people who have the knowledge and to provide an introductory explanation to the theory.</span></p>
<p><span style="font-size: 16px"><strong>Keywords</strong></span></p>
<p><span style="font-size: 16px">Behavioral Economics, Human Behaviours, Founding Thinkers</span></p>
<p><span style="font-size: 16px"><strong><a href="https://dergipark.org.tr/tr/pub/bilturk/issue/69575/1096191">Çalışmanın Tamamına Erişmek için</a></strong></span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-davranissal-iktisat-kisa-bir-giris-kurucu-dusunurler-eren-kirmizialtin.html">Kitap İncelemesi: Davranışsal İktisat Kısa Bir Giriş: Kurucu Düşünürler (Eren Kırmızıaltın)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekonomik (İktisadi) Kalkınma ve Kadın: Türkiye Örneği</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/ekonomik-iktisadi-kalkinma-ve-kadin-turkiye-ornegi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öğr. Gör. Ayten Nahide KORKMAZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2022 13:34:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12507</guid>

					<description><![CDATA[<p>                                                                                 ÖZET Tarihin doğuşundan itibaren kadın ve erkek iki ayrı cins olarak birlikte varoluş savaşını vermektedir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ekonomik-iktisadi-kalkinma-ve-kadin-turkiye-ornegi.html">Ekonomik (İktisadi) Kalkınma ve Kadın: Türkiye Örneği</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><strong>                                                                                 ÖZET</strong></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif">Tarihin doğuşundan itibaren kadın ve erkek iki ayrı cins olarak birlikte varoluş savaşını </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif">vermektedir. Kadın ve erkeğin yaşamdaki konumlarının ne olduğu ise insanlığın başlangıcından </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif">beri tartışılan konulardan biridir. Geleneksel algı ve toplumlardaki cinsiyet farklılıkları algısı </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif">erkeği evin dışıyla kadını ise evin içiyle bağdaştırmışlardır. Her kesimde ve statüde kadın </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif">birincil görev olarak ev içi sorumlulukları ile öne çıkarılmış mesleği ve mesleki zorunlulukları </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif">ikincil plana atılmıştır. Bu fikirler ekonomide kadınları yedek işgücü olarak görülmelerine buna </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif">bağlı olarak da niteliksiz işlerde ve düşük şartlarda çalışmalarına neden olmaktadır. Bir ülkenin </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif">ekonomik (iktisadi) açından kalkınması kadının erkekle aynı konumda ve şartlarda çalışmasıyla </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif">mümkün olacağı düşünülmektedir. Türkiye nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan kadınların </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif">her alanda özellikle de ekonomide aktif rol oynamaları büyümenin ve onları gelişmenin </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif">lokomotifi konumuna getirmektir. Bu çalışmada Türkiye’de kadın emeğinin ekonomik  </span><span style="font-family: georgia, palatino, serif">(iktisadi) kalkınmadaki yeri tartışılmaya çalışılacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><strong>Anahtar kelimeler:</strong> Kalkınma, Kadın Emeği, Türkiye, Eşitlik, Hak.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2296702"><strong>Tam metne erişmek için</strong>: Ekonomik (İktisadi) Kalkınma ve Kadın: Türkiye Örneği</a></p>
<p style="text-align: justify">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ekonomik-iktisadi-kalkinma-ve-kadin-turkiye-ornegi.html">Ekonomik (İktisadi) Kalkınma ve Kadın: Türkiye Örneği</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı&#8217;da Halkın Refahı İçin Uygulanan Sistem: Narh</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/osmanlida-halkin-refahi-icin-uygulanan-sistem-narh.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Betül Ernas]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Dec 2021 12:41:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[narh uygulaması]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı ekonomisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12382</guid>

					<description><![CDATA[<p>OSMANLI’DA HALKIN REFAHI İÇİN UYGULANAN SİSTEM: NARH ÖZET Teşkilat yapıları ve kurumlarıyla sağlam temellere dayanan devletler, tarihte hep uzun ömürlü olmuşlardır. Tarih boyunca kurulan Türk devletlerinin her birinin de imparatorluk haline gelmesi, Türklerin teşkilatçı bir karaktere sahip olmalarının yanında devletin idari, sosyal ve iktisadi yapılarının her kesimden halkla bütünleşmesi sonucudur. Çalışmaya konu olan “Narh Sistemi” [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/osmanlida-halkin-refahi-icin-uygulanan-sistem-narh.html">Osmanlı’da Halkın Refahı İçin Uygulanan Sistem: Narh</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>OSMANLI’DA HALKIN REFAHI İÇİN UYGULANAN SİSTEM: NARH</strong></p>
<p><strong>ÖZET</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Teşkilat yapıları ve kurumlarıyla sağlam temellere dayanan devletler, tarihte hep uzun ömürlü olmuşlardır. Tarih boyunca kurulan Türk devletlerinin her birinin de imparatorluk haline gelmesi, Türklerin teşkilatçı bir karaktere sahip olmalarının yanında devletin idari, sosyal ve iktisadi yapılarının her kesimden halkla bütünleşmesi sonucudur. Çalışmaya konu olan “Narh Sistemi” Osmanlı’da satılan malların kalitelerinin tayin edilmesi ve piyasadaki fiyatların kontrolünün yapılması amacını taşıyan bir sistemdir. Sistemin uygulanma amacı, halkın refah ve huzurunu sağlamaktır. Çalışmanın amacı, narhın ne anlama geldiği üzerinde durmak ve Osmanlı devlet teşkilatı içinde narh sisteminin uygulanmasının önemini ortaya koymaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarihsel süreçte bakıldığında devletlerin ekonomik yapıları içinde her dönemde farklı uygulamalar olduğunu görürüz. Ekonomik uygulamaların amacı, tüketicilerin yani halkın ihtiyaçlarını karşılayabilmektir. Ürünlerin en üst düzeyde kaliteli olması, fiyatının uygun olması ve tercih edilmesi önemlidir (Karataşer,2013:102). Çoğu zaman yeni uygulamalarla mevcut olan sisteme müdahale edilir. Müdahale edilmeyi gerektiren temel sebep ise piyasalardaki koşulları kararlı hale getirmektir. Piyasalardaki fiyat denetimi ve kontrolü ile halkın zarar görmesi engellenir. Çeşitli nedenlerle fiyatların artması durumunda devletin oluşan bu olumsuz duruma son vermesi istenir ve piyasaya sunulan ürün ve hizmetlerin fiyatı devlet tarafından belirlenir (Sahillioğlu, 1967:37-40). Narh, üretilen malların kalite standartlarına ve fiyatlarına ilişkin düzenlemeler (Pamuk, 1990: 62) bir mal veya hizmet için, ilgili resmi makamların tespit ettiği fiyatlardır (Kütükoğlu, 1983: 3). Kavrama geniş anlamda bakıldığında, esnaf ve tüccara ürünlerinin belirli fiyatlara göre satılmasının gerekli olduğunun söylenmesi, dolayısıyla halkın yararına olmayacak satışların yasaklanması anlamı çıkar (Öztürk, 2002:861-863). Pakalın’ın tanımı ise, devletin esnafa ürünlerini belirli bir fiyata satmalarını emretmesi ve ürünleri bu belirlenen fiyattan aşağı veya yukarı bir fiyata satmasına izin vermemesi şeklindedir (Pakalın, 1993:654-655). Sistem daha çok ticari hayatın kontrolünü sağlamak, stokçuluk ve karaborsacılık gibi durumların yaşanmasına engel olmak amacıyla düşünülmüş bir çaredir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Osmanlı’da Narh Sistemi ve Önemi </strong></p>
<p style="text-align: justify;">İslam’da da lüks tüketimden ziyade ihtiyaç doğrultusunda yapılan bir tüketim kabul görür. İhtiyaç dışında da mal ve kazançlar zekâta tabi tutulur. Zekâtın hem ekonomik hayat içinde hem de sosyal hayatta önemli bir yeri vardır. Dolayısıyla İslam ekonomisinde toplumsal dayanışmayı da esas alan bir anlayış hakimdir. İhtiyaçlar doğrultusunda yapılan her türlü üretim İslam ekonomisi içinde hayat bulur.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam alimleri narhla ilgili olarak farklı görüşlere sahiplerdir. Kimi için uygunken kimi için de karaborsayı teşvik edici bir uygulama olarak değerlendirilir. Narh uygulamasına İslam’ın ilk dönemlerinde ihtiyaç duyulmamıştır. İslam devletlerinin ekonomik yapılarına bakıldığında daha çok serbest piyasanın uygulandığı görülür. Alışverişin karşılıklı olarak rızaya dayanması da fiyatlara müdahaleyi gerektirmemiştir (Sahillioğlu, 1967: 37-40).</p>
<p>Narh sistemi, Osmanlı Devleti’nde hem üreticinin hem de tüketicinin korunmasını esas almıştır. Sistemin öncelikli amacı da halkın mutluluğu ve refahının sağlanmasıdır. Belirlenen amaca ulaşılması için devletin ekonomik anlamda üstlendiği en önemli görev, üretim aşamasından başlayarak tüketim aşamasına gelinceye değin piyasadaki tüm kontrolü sağlamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üretimin esaslarının belirlenmesinde, karaborsanın, hilenin, kaçakçılığın önlenmesinde, kefil olma durumlarında ve güvenli ulaşımın sağlanmasın gibi konularda hem tüketicinin hem üreticinin korunması için alınan önlemler bu sistem içinde değerlendirilmiştir (Öztürk, 2002: 850-60; Gökmen, 2013: 62-63)</p>
<p style="text-align: justify;">Uygulama, arz ve talep şartları dikkate alınarak fiyat kontrolünü ve fiyatların belirlenmesini sağlamıştır (Öztürk, 2002: 853). Sistemin denetim aşamasında padişahlar başta olmak üzere sadrazamların da rolleri vardı. Sistemin uygulamalarına aykırı hareket edenler için çeşitli cezai uygulamalar da mevcuttur (Barkan, 1942: 326; Köktaş, 2016: 229). Uygulama ile çok yakından ilgilenen Osmanlı padişahları bu konuda bazı hükümlerde çıkarmışlardır (Başer, 2009:1). Sadrazamların da sistemin uygulanma aşamalarında roller üstlenmesi Osmanlı’da narhın ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Sadrazamlar esnafları denetler ve fiyat konusunda belirlenen standartlara uymayanları da cezalandırırdı (Kütükoğlu, 2006: 390).  Osmanlı’da ağırlıklı olarak rekabet ortamının olmadığı tekelci piyasalara müdahale edilmiştir. Müdahalenin amacı her zaman tüketiciyi korumak olmuştur. Bu durumun en temel nedeni de farklı alanlardaki piyasalarda farklı rekabet ortamlarının olması, eksik rekabet piyasalarında fiyatların halkın aleyhine yükselmesidir (Sahillioğlu, 1967: 37; Öztürk, 2002: 862). Osmanlı’nın narh uygulamasındaki nedenler şöyle sıralanabilir;</p>
<ol>
<li style="text-align: justify;">Serbest piyasa ortamı oluşturmak,</li>
<li>Üretici ve tüketiciyi korumak,</li>
<li>Halkı bir takım enflasyonist ve mali baskılara karşı korumak,</li>
<li>Yaşam standartlarını arttırmak,</li>
<li>Alım gücünü artırmak,</li>
<li>Üretimi çoğaltarak ekonomiyi canlandırmak,</li>
<li>Karaborsayı önlemek,</li>
<li>Ticaret ahlâkına uygun bir rekabet ortamı sağlamak (Öztürk, 2002, 867-868).</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Bu noktadan hareketle, Osmanlılarda narh sistemin uygulanmasında özellikle halkın çıkarlarının gözetildiği söylenebilir. Halkın refah ve mutluluğu için önemli bir sistem olarak görülen bu uygulama XIX. yüzyılın ortalarına gelinceye değin devam etmiştir. Dönemin ekonomik koşulları düşünüldüğünde sistemin uygulandığı zamanlarda toplumun ekonomik anlamda çıkarlarını gözeten bir uygulama olduğunu da söyleyebiliriz. Yüzyılın sonlarına gelindiğinde devletin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik bozulmalar fiyatların çok yükselmesine sebep olmuştur. Yaşanan bu olumsuz durumun engellenmesi amacıyla narhların sıklıkla değiştirilmesi ve uygulamada farklılıklar yaşanması hem tüketiciyi hem de esnafı zor duruma düşürmüştür.</p>
<p><strong>Narhın Gerekli Olduğu Haller</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı’da ekonomik faaliyetlerin temel amacı halkın yani tüketicilerin ihtiyaçlarının en iyi şekilde giderilmesidir. Fiyatların uygun olması ve ürün kalitesinin yüksekliği önem verilen konulardı. Bu durum ürünlere yönelik talepleri de artırıcı bir faktördü (Karataşer, 2013:102). Halkın refahının sağlanması için haksızlıkların ve kötülüklerin yaşanmaması için narhların belirlenmesinde öncelikle adalet kavramına büyük önem verilmiştir (Öztürk,2002:850-861). Narh uygulamasında üzerinde durulan tek nokta malların halka belirlenen fiyatlarda satılması değildir. Aynı zamanda malların kalitesinin de yüksek olması özellikle üzerinde durulan bir konudur. Örneğin belirlenen fiyata uyup da gramajı düşük ekmek yapanlar veya ekmeği tam pişirmeyenler de affedilmezdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Narh sisteminin uygulanmasında iki temel esas alınmıştır. Bu esaslar olağan ve olağanüstü durumlar olarak belirlenmiştir. Olağan narhlara ekonomik faaliyetlerin artmaya başladığı dönemlerde ihtiyaç duyulurken, olağanüstü narhlara daha çok siyasi, ekonomik ve idari nedenler ortaya çıktığında ihtiyaç duyulmuştur. Olağan narh uygulamalarına ayrıca Ramazan ayında da rastlanmaktadır. Özellikle bu aya özgü olarak fiyat belirlemeleri yapılmış ve duyurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Temel gıda maddelerinin satışları belirlenen fiyatlara göre yapılmış, sebze ve meyve fiyatlarında da mevsimlere göre ayarlamalara gidilmiştir. Sera ürünlerinin bulunmadığı zamanlarda ilk ve son turfanda ile sebzenin bol olduğu mevsimlerde fiyatlar farklılık göstereceği için ilkbahar ve sonbaharda her gün yeni narh tespitine gidilmiştir (Kütükoğlu, 2006: 390). Mevsimlik gelişen durumlarda örneğin yağışın olmaması veya fazla olması gibi durumlarda ürünlerin kalite oranlarında meydana gelebilecek olası durumlara karşı azalan ürün stokları tüketici üzerinde belirli bir baskı oluşturabiliyordu. Tersi bir durumun da yaşanabileceği hallerde narh uygulamalarında değişikliklere gidilmiştir (Aydüz,1990:72-73). Mevsimsel durumların dışında esnafın herhangi bir nedenle narhın değişikliğine dair yaptıkları başvurular neticesinde de fiyat ayarlamasına gidilmiş, öncelikle bu isteğin nedeni araştırılmış, ortada haklı bir durum varsa narh yükseltilmiş veya istek reddedilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Olağanüstü durumlardan sayılan sefer zamanlarında üreticilerin de sefere gitme durumlarına karşı piyasaya sürülen mallarda azalma olacağından fiyat artışları yaşanıyor bu durum narhın yenilenmesini gerekli kılmıştır (Kütükoğlu, 2006: 390). Buna benzer durumlar doğal afetlerin yaşandığı dönemlerde de görülmekteydi. Örneğin kış mevsiminin çok şiddetli geçmesi, olağandan fazla yağış olması gibi durumlarda ulaşımın aksaması stokların azalmasına neden olacağından narhlar yeniden düzenleniyordu. Savaş gibi olağanüstü durumların yaşanması da narhların yeniden düzenlenmesinde etkili unsurlardandı. Bu durumda üretim yapan kişilerin de savaşa katılmaları üretimde düşmelere sebep oluyor, narhların tekrar gözden geçirilmesi zorunluluğu ortaya çıkıyordu (Tabakoğlu, 2005:156-158). Piyasanın devlet tarafından kontrol edilemediği durumlarda askerliğe uygun olmayan kişilerin resmi olmayan yollarla servetlerini artırmalarının önüne geçmek için sefere veya savaşa gidecekler tüm mallarını satmak zorunda kalabiliyorlardı. Bu durum malların satışının düşük fiyatlarla yapılması gibi olumsuz bir durum yaratıyordu. Bu tarz olumsuzlukların yaşanmaması Müslüman askerlerin zor durumda kalmamaları için padişahlar, sadrazamlar, hakimler narh konusu ile yakından ilgilenmişlerdir. Sadrazamların piyasaları kontrol etmesi başlıca görevlerinden kabul edilirdi. Bu görevi yerine getirirken yanlarına kadıyı ve yeniçeri ağasını da aldıkları görülmektedir. Para ayarının bozulması, vergi oranlarının artırılması, yeni vergilerin konması gibi etmenler de yine narhların yeniden düzenlenmesini gerekli kılan durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Narh uygulamasına Osmanlı’da çok önem verilmiştir. Narhların kontrolünden sadece padişahlar değil sadrazamlar da sorumlu tutulmuştur. Piyasa fiyatları bu uygulamayla sürekli kontrol altında tutulmaya çalışılmıştır. Amaç halkın refahını ve mutluluğunu sağlamak olmuştur. Uygulama zaman içerisinde günün değişen ekonomik ve siyasi koşullarına uygun olması için çeşitli değişiklikler de geçirmiştir. XIX. yüzyılın sonlarına doğru kaldırılmış olsa da temel gıda ürünlerinde uygulamaya devam edilmektedir. Günümüz ekonomik uygulamalarında da doğrudan fiyatların artırılması yoluna gitmek yerine yerli üreticiyi korumak ve piyasalardaki haksız rekabetin önüne geçmek temel prensip olarak benimsenmelidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>Aydüz, D. (1990). İslâm Hukukunda Narh, Yeni Ümit Dergisi, Sayı 14, İzmir.</p>
<p>Barkan, Ö. L. (1942). XV. Asrın Sonunda Bazı Büyük Şehirlerde Eşya ve Yiyecek Fiyatlarının Tesbit ve Teftişi Hususlarını Tanzim Eden Kanunlar, Türk Tarih Vesikaları 1(5).</p>
<p>Başer, G. (2009). Osmanlılarda üretim – tüketim ilişkilerinde adaletin devlet eliyle tanzimi “narh uygulaması” yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Konya.</p>
<p>Gökmen, E. (2013). Narh Kayıtlarına Göre XVII. Yüzyıl Başlarında Manisa’da Tüketilen Gıda Maddeleri, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 11, Sayı 3, Manisa.</p>
<p>Karateşer, B. (2013).  Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke Döneminde İstanbul’un İaşesi, Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, Kahramanmaraş.</p>
<p>Köktaş, A. M. (2016). Osmanlı İmparatorluğu’nda Piyasa Düzenlemeleri: 1500-1700, İstanbul Kadı Sicillerinde Narh Uygulamaları, Niğde Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 9(2), Niğde.</p>
<p>Kütükoğlu, M. S. (2006). Narh, DVİA, Cilt 32, İstanbul.</p>
<p>Öztürk, T. (2002). Osmanlılarda Narh Sistemi, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara.</p>
<p>Öztürk, M. (2002). Osmanlı Dönemi Fiyat Politikaları ve Fiyatların Tahlili, Türkler, Cilt X. Ankara</p>
<p>Pakalın, M. Z. (1993). Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul.</p>
<p>Sahillioğlu, H. (1967). Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1525 Yılı Sonunda İstanbul’da Fiyatlar, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 1, İstanbul.</p>
<p>Tabakoğlu, A. (2005). Osmanlı Ekonomisinde Narh Uygulaması, İstanbul.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/osmanlida-halkin-refahi-icin-uygulanan-sistem-narh.html">Osmanlı’da Halkın Refahı İçin Uygulanan Sistem: Narh</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
