﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yüksel Gürbüz | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/yazar/yukselgurbuz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 06 Jun 2021 10:31:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Yüksel Gürbüz | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fatih Sultan Mehmed&#8217;in Kişiliği ve Devlet Yönetimi Üzerine Tetkikler</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/fatih-sultan-mehmedin-kisiligi-ve-devlet-uzerine-tetkikler.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yüksel Gürbüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2021 13:58:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bibliyografya]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=11862</guid>

					<description><![CDATA[<p>FATİH SULTAN MEHMED’İN KİŞİLİĞİ VE DEVLET YÖNETİMİ ÜZERİNE    TETKİKLER (INSPECTIONS ON THE PERSONALITY AND STATE ADMINISTRATION OF MEHMET THE CONQUEROR) YÜKSEL GÜRBÜZ[1] ÖZ İki dönem ve 32 yıl boyunca (1444-1446), (1451-1481) Osmanlı Devleti’nin yapısını ve bakış acısının çehresini değiştiren ölümünün üzerinden 540 yıl geçmesine rağmen kendisinden hala söz ettiren, hükümdarlık devrinden sonra gelen özellikle ‘’Yükseliş [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/fatih-sultan-mehmedin-kisiligi-ve-devlet-uzerine-tetkikler.html">Fatih Sultan Mehmed’in Kişiliği ve Devlet Yönetimi Üzerine Tetkikler</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>FATİH SULTAN MEHMED’İN KİŞİLİĞİ VE DEVLET YÖNETİMİ ÜZERİNE    TETKİKLER</strong></p>
<p><strong>(INSPECTIONS ON THE PERSONALITY AND STATE ADMINISTRATION OF MEHMET THE CONQUEROR<em>)</em></strong></p>
<p>YÜKSEL GÜRBÜZ<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><strong>ÖZ</strong></p>
<p>İki dönem ve 32 yıl boyunca (1444-1446), (1451-1481) Osmanlı Devleti’nin yapısını ve bakış acısının çehresini değiştiren ölümünün üzerinden 540 yıl geçmesine rağmen kendisinden hala söz ettiren, hükümdarlık devrinden sonra gelen özellikle ‘’<em>Yükseliş Devri’’</em> padişahların izinden gitti. Türk bankomatlarında resmi olan tek padişah olan II. Mehmed ya da Avrupalıların kendisine taktıkları lakap olan ‘’<em>Büyük Türk</em>’’ unvanını neden hak ettiğini, devlet yapısında nelerin değiştirdiğini ve Devlet yapısından İmparatorluğuna evirilmesini gözden geçirdik. II. Mehmed‘in hem siyasi görüşü hem de dünya görüşünü inceledik.</p>
<p>Anahtar Kelime: Platon, Mehmed, Osmanlı Devleti</p>
<p><strong>ABSTRACT</strong></p>
<p>For two periods and 32 years (1444-1446), (1451-1481), which changed the structure of the Ottoman Empire and the face of the perspective of the Ottoman Empire, although 540 years have passed since his death, the &#8220; Ascension Age &#8221;, which came after the reign, especially the sultans&#8217; followed in the footsteps. We reviewed why he deserves the title of Mehmed II, who is the only official in Turkish banknotes, or the &#8220;Grand Turko&#8221;, nicknamed by the Europeans, what has changed in the state structure and how it evolves from the state structure to the Empire. We examined both Mehmed II&#8217;s political view and worldview.</p>
<p>Keywords: Platon, Mehmed, Ottoman Empire</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p>Platon’a göre devlet canlı birer organizma gibidir. Devletin her organları çalışırsa işleyiş sıkıntısız ilerler ve insan vücudu gibi de yaşamaya devam eder. Platon’a göre devlet ve sivil kurum ayrı varlığını sürdüremez. Sonuçta organlarından biri iflas ederse insan bedeni iflas eder bu durumdan çıkarılacak en iyi sonuç; kurumlardan herhangi biri işlevini görmezse devlet yaşamını sürdüremez (Platon, 2010, s. 1-10). Platon devleti yöneten kişinin; bilge bir kral olmasını aynı zamanda felsefe yapan, yöneticilere göre daha bilgili olmasını söylemiştir. Platon’a göre de bu ideal devlet anlayışı idi (Demir K. A., 2019, s. 206). Platon’un devlet anlayışının temel prensiplerinin de bakıldığı zaman II. Mehmed’in karşıladığı gözüküyor. II. Mehmed Türkçe hariç Farsça, Latince, Arapça, Yunanca, İtalyanca, İbranice, Slavca ve Sırpça biliyordu. Fatih âlimleri korur kollardı. Resmini çizdiren ilk padişahtır. II. Mehmed’in okuduğu hatta yanında bulundurduğu kitaplardan bazıları İbn-i Sina’nın El İşarat, Gazzali’nin Tehafüt-ü Felasife, Sühreverdi’nin Hikmet-i İşrak, Konevi’nin Miftah&#8217;ul Gayb’dır.  Topkapı Sarayı Müzesinde üç binden fazla eser bulunduğunu bunların 632 tanesi yabancı kitapların olduğu bu kitaplarından çoğununda II. Mehmed’in özel kitapları olduğu da biliniyor. II. Mehmed’in kitaplarının birçoğunu oğlu II. Beyazıt’ın özel olarak isimlendirdiğini de biliniyor. II. Mehmed aynı zamanda ilim toplantılarını seven ve sözlü mülakat ortamlarını da katılan padişahtır. Bir rivayete göre Molla Zeyrek ve Hocazade’nin ilmi münazarası tam 6 gün sürmüş.</p>
<p>Aynı zamanda devlet yapısını da ele almış olduğu <em>Kanunname-i Al-i Osman</em> ya da daha çok ‘’Fatih Kanunnamesi’’ olarak bilinen yasalarıyla âdem-i merkeziyetçi yapıdan, mutlak merkeziyetçi yapısına dönüştürmüştür. II. Mehmed’in Osmanlı’ya yaptığı en büyük miraslardan biri de yazdığı kanunlardır. II. Mehmed Kanunname-i Ali Osman’ın Bab-ı Sani’de yer alan ‘’ <em>Ve her kimesneye evlâdumdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizâm-ı âlem içün katl itmek münâsibdür. Ekser-i ulemâ dahi tecvîz itmişdür. Anunla âmil olalar.</em>’’<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> maddesi ile I. Ahmed’e kadar sürecek olan <em>Kardeş Katli</em>‘ ni getirtmiş, devletin taht kavgası yüzünden otoritesinin sarsılmasını önlemiştir.</p>
<p>Sadece bu paragrafta bile Fatih Sultan Mehmed’in diğer otuz beş padişahtan niye ayrıldığını açıkça gözüküyor. Fatih Sultan Mehmed iyi bir devlet adamı, komutan ve Platon’un İdeal Devlet’teki <em>bilge kral</em> ütopyasına da uyuyor.</p>
<p><strong>1. SALTANAT VERASET DEĞİŞİKLİĞİNE DAİR İNCELEME</strong></p>
<p>Osmanlı’da veraset sistemi hakkında II. Mehmed’e kadar geçerli kanun yoktu. Osman Beg; babası Ertuğrul doksan yaşına merdiven dayadıktan sonra 1281 yılında vefat etti. Osman, amcası Dündar Bey ile aşiret liderliği üzerine çatışmaya girdi. Osman’ı aşiretin savaşçı ve gençleri desteklerken, Dündar Bey’i ise Kayı’nın ileri gelenleri destekliyordu. En sonunda yapılan çatışma sonucunda Osman Beg, Dündar Bey’i öldürerek Kayı lideri oldu (Sakaoğlu, 1999, s. 392-395). Akabinde bazı araştırmacılara göre 1299 yılında Osmanlı Devleti bağımsız oldu. Halil İnalcık’a göre 1302 yılında Osmanlı-Bizans Koyunhisar Savaşı ile Osmanlı Devleti bağımsızlığını kazanmıştı. Türk geleneklerinde her ne kadar kendisinden sonra veliaht seçse de diğer kardeşleri isyan çıkarırlardı. Çünkü her biri kendini <em>Tanrı’nın inayetiyle </em>tahta hak iddia ediyordu. Osman Beg, oğlu Orhan için namzet seçtiğinde; ‘’<em>Hem eyidürdi kim, oğlum Orhan benim zamanımda şevket bulsun.’’ </em>Osman vefat ettiğinde oğlu Alâddin Orhan’a ‘<em>’Babamız yaşarken seni seçti.</em>’’ diyerek kardeşine isyan etmedi. I. Murad abisi Şehzade Süleyman Çelebi öldüğü için tahta tek varis kalmıştı. 1362 yılında I. Kosova Savaşı’nda I. Murad Sırp milliyetçisi olan Milos Obilic tarafından Müslüman olma vaadiyle öldürüldü. Bu savaş sonucunda devletin ileri gelenleri tarafından I. Beyazıt hükümdar seçildi. Kardeşi Yakup Çelebi’ni de savaş sonucunda katlettirmiştir. Böylece gayri nizami ile kardeşini öldüren ilk padişah oldu. Yıldırım Beyazıt Ankara Savaşı’nda Timur’a karşı yenilince de ortaya çıkan Fetret Dönemi (1402-1413) ‘nde Yıldırım’ın tüm oğulları tahta çıkmak için birbirleriyle savaştı ve kardeşlerini bertaraf eden ‘’<em>Kirişçi’’</em>lakaplı I. Mehmet tahta geçti. Ancak şehzade Murat Çelebi haricinde oğlu Şehzade Mustafa Çelebi’yi Bizans İmparatorluğu’na karşılıklı antlaşmalar sonucunda esir vermiştir. I. Mehmet 1421 yılında vefat ettiği zaman Amasyalı Beyazıt ve I. Çandarlı İbrahim Paşalar Murad Çelebi’ye haber vermişler ve 40 gün boyunca vefatını yeniçerilerden saklamışlardır. I. Mehmet ise vefatı saklanan ilk padişah olmuştur. Daha sonraki yıllarda II. Murat önce amcası <em>Düzmece Mustafa Vakası</em> ile uğraşıp amcası Mustafa Çelebi’yi bertaraf etmiştir. Daha sonra küçük kardeşi Mustafa Çelebi isyanı ile uğraştı. Bizans’ın serbest bıraktığı Mustafa Çelebi özellikle Rum topraklarında taraf topladıysa abisi II. Murat’ın ordusuyla baş edemedi ve Bizans’a tekrar kaçtı. II. Mehmed ise ikinci kez tahta geçtiğinde ilk işi 2 aylık kardeşini nizam-i âlem için katlettirmiştir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar bakıldığında bir veraset sistemin olmadığı, en büyük olan şehzadenin değil bilakis paşaların desteklediği şehzadenin tahta çıktığı bir dönemdir. Ayrıca Osmanlıların ilk dönemlerinde isyan çıkarmazsa öldürülmeyen şehzadeler yeri geldiğinde vezir bile oluyordu. Süleyman Çelebi Rumeli topraklarında o zamana kadar sancakbeyliği yapan ilk şehzade idi. Bu sürece kadar sadece Yıldırım Beyazıt’ın olası kardeş isyanını engellemek için kardeşi Yakup Çelebi’yi savaş sonunda öldürmüştür (Paşazâde, 2010, s. 10).</p>
<p>İlk yedi padişahın tahta çıkarken ki yaşanan vesayet tartışmasının nihai sonucunda II. Mehmed ile Karamani Mehmet Paşa ile hazırlattığı Fatih Kanunnamesi ile daha önce yazdığımız gibi ‘’<em>Tahta geçen kişi, kardeşlerini öldürebilir.’’ </em>maddesi ile bu konuda I. Ahmed’e kadar sürecek olan <em>Kardeş Katli</em>’ni yasalaştırmıştır. Bu karar yeri geldiğinde taht kavgalarını engellese de III. Mehmed’in tek gecede 19 kardeşini öldürmesi padişahın ruh ahvalini bozmuştur.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Aynı zamanda İstanbul halkının padişahtan nefret etmesini de sağlamıştır.  I. Ahmed döneminden sonra ‘’<em>Ekber ve Erşed Sistemi’’  </em>ile tahta en yaşlı ve en akıllı kişiler tahta çıkmıştır. Bundan da anlaşılacağı üzere I. Ahmed öldükten sonra kardeşi I. Mustafa tahta çıkmıştır. Yine de uzun bir zaman diliminde tahta geçen padişahlar kardeşlerini katlettirmiştir. Örneğin II. Osman kendi annesinden olmayan kardeşi Şehzade Mehmed’i; IV. Murat ise kardeşleri Şehzade Süleyman, Şehzade Beyazıt ve Şehzade Kasım’ı öldürmüştür. Daha sonra Ekber ve Erşed sistemi son padişah Vahdettin’e kadar devam etti. Akabinde 1 Kasım 1922 yılında saltanat kaldırılınca Osmanlı Devleti resmen sonlanmış oldu. (Akbulut)</p>
<p><strong>2. FETİH VE SİYASET YÖNETİMİ</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmed iki kez tahta çıkan üç padişahtan biridir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> 1443 yazına doğru Sultan Murad oğlu Mehmed Çelebi’yi devlet yönetiminde deneyim kazanması için eski Türk ananesi (töre) hükümleri gereği Edirne’den Manisa’ya Saruhan Sancakbeyliğine gönderdi. Yanına tuğ ve sancak ve de lalası Kassab-zâde Mahmud ve Nişancı İbrahim Bey ile alarak yola çıktı ancak 1444 yılında Sultan Murad bu sefer tahta çıkması için davet edildi. (İnalcık, 2021, s. 61) Ancak Dukas’ın anlatımına göre şöyle bir hadise gerçekleşmiştir.</p>
<p>‘’<em>Kış gelmek üzereyken Amasya’dan oğlu Alâeddin’in bir kölesi gelerek onun ölümü haberini verdi. Murad büyük bir yasa büründü, çünkü Alâeddin ancak 18 yaşındaydı, çok yakışıklı ve yiğit idi. Yas sona erince bütün başa gelen idarecilerini ve beylerini çağırıp bütün tebaasının hükümdarı ve başı olmak üzere kendisinin ikinci oğlunu, henüz delikanlılığa geçme yaşında çocukcağızın biri olan Mehmed’i tayin etti, kendisi Anadolu’ya geçti, sıradan bir bey gibi Bursa’da yaşamaya başladı’’. (Doukas, 2008, s. 196)</em></p>
<p>İlk kez tahta çıktığında buluğ çağına yeni giren II. Mehmed ilk iki yılında birçok sorunlarla karşılaştı. Bunların en başında paşaların çatışması idi.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Babası II. Murad tahtı oğluna bırakmasına rağmen barışçı olan Çandarlı Halil Paşa’yı veziriazam olarak yerinde bırakmıştı. Ancak Rum akıncılar ve divanda <em>savaşçı</em> paşalar olan Şahabettin ve Zağanos Paşalar, Çandarlı Halil Paşa’yı devre dışı bırakmaya çalışıyordu. Bu sırada Hurufi İsyanı çıktı. Bu süreçte II. Murat’ın yokluğunu fırsat bilen Macar Kralı Wladislaw ve Komutan Hunyadi Janos Edirne-Segedin Antlaşmasını yok sayıp Haçlı Birliğini oluşturdular. Varna Muharebesi’nde Haçlı Birliğini yenen II. Murad her ne kadar bu seferi oğlu adına yapmış olduğunu iddia etse de ileri ki süreçte yeniçeri ayaklanması sonucunda II. Mehmed tahtı babasına devretmiştir. Bu yeniçeri isyanı Osmanlı Tarihinde ilk yeniçeri isyanı idi. Bunu planlayan ise tartışmasız Çandarlı Halil Paşa’dır (Gürbüz, 2021).</p>
<p>1451 yılında ikinci kez tahta çıktığında II. Mehmet divanda fazla bir değişiklik yapmadı. Çandarlı Halil Paşa yine sadrazamlık makamında devam etti. Ancak bu sefer on dokuz yaşında olan ve ilk taht cülusuna göre daha tecrübeli olan II. Mehmed ilk hedefi; İstanbul’u fethetmektir. Şunu da daha belirtmek gerekiyor ki bir Osmanlı tarihçisine göre şehir sahip olunacak bir kadın gibi bekliyordu (Solnon, s. 28). Daha önce birçok kez kriz atlatmış olan Çandarlı Halil Paşa’nın barış yapılmasını aksi halde İstanbul’u kuşatılırsa yeniden Haçlı Seferleri olacağını divan toplantısında sıkça belirtse de Şahabettin ve Zağanos Paşaların ısrarlı politikası ve II. Mehmed’in sağlam dirayeti sayesinde İstanbul fethedildi. II. Mehmed’in İstanbul fethettikten sonraki ilk icraatı Çandarlı Halil Paşa’yı önce tutsak etmiştir daha sonrasında öldürtmüştür. Böylece II. Mehmed karşısındaki en güçlü rakibini bertaraf ettirmiş oldu. Bundan sonra uzun bir süre boyunca Türk kökenli veziriazam atanmadı. Genel anlamda devşirme usulü ile vezirler atanmıştır. Fatih Sultan Mehmed’in Türk kökenli vezir atamamasının sebebi Türklerin bağımsızlık duygusunun yüksek olması ve her an isyan çıkartmalarını önlemektir.</p>
<p>İstanbul’u fetheden II. Mehmet üç gün boyunca ganimet<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> olarak şehrin yağmalanmasını izin verdi ancak ikinci günün sonunda yağmalanmayı durdurdu. II. Mehmed’in bir hayali vardı. Birincisi İstanbul’u imparatorluğunun başkenti yapmak ikincisi Doğu Roma İmparatorluğu yani Bizans İmparatorluğu’nun sonlanmadığını ilan etmek ve XI. Konstantinos’un yerine geçtiğini ve ‘‘<em>Kaiser-i Rum’’</em>  (Kayser) unvanıyla tüm cihana duyurmaktır. Buna giden yol ise bellidir. İstanbul’u yeniden inşa etmektir. (Vatin, 2020, s. 107)  II. Mehmed İstanbul’un fethinden sonra 1454-1457 yılları arasında üç kere Sırbistan’a sefer yaptı. Belgrad hariç bütün Sırbistan fethedildi. Belgrad kuşatmasındaki en büyük hata Zağanos Paşa idi. Bunun neticesinde II. Mehmed, Zağanos Paşa’yı veziriazamlık görevine son verip sürgüne yolladı.</p>
<p>Karadeniz’in ekonomik ve siyasi bakımından önemini bilen II. Mehmet sırasıyla 1459 yılında Amasra, 1460 yılında Candaroğulları, 1461 yılında Trabzon Rum İmparatorluğu ve en son olarak 1475 yılında Kırım’ı fethederek Karadeniz’i bir Türk Gölü haline getirmiştir.</p>
<p>30 yıllık saltanat hayatı boyunca daima fetih politikasını izleyen Fatih Sultan Mehmet sırasıyla Bosna Krallığı’nın vermesi gereken vergisini ödememesi nedeniyle 1463 yılında Bosna Krallığın bir bölümünü topraklarına katmıştır. 1483 yılında II. Beyazıt döneminde Osmanlılara bağlanmıştır. Bir diğer sefer Eflak Krallığı’na yapılan seferdir. 1462 yılında yapılan sefer sonucunda Eflak Prensliği Osmanlı hâkimiyetine girdi. 1455 yılından beri Osmanlı hâkimiyetini tanısa da Osmanlıların Kefe fethinden sonra düşmanca saldırılarından sonra II. Mehmed bizzat sefere katılmış ve 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476 yılında Boğdan’a girip Osmanlı topraklarına katmıştır.</p>
<p>Anadolu’da topraklarını genişletmek isteyen II. Mehmet sırasıyla Karamanoğulları’ndan Konya’yı aldı. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ise Otlukbeli Savaşı’nda yenip Akkoyunlu Devleti’ni zayıflatmıştır. Akkoyunlu Devleti’nin yıkılmasından sonra Safevi Devleti kurulmuştur.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed’in son seferleri Rodos ve Ortanto üzerine olmuştur. Rodos Adası’nın kalesinin burçlarına Türk bayrağı asılmıştır. Ancak Mesih Paşa askerlerine yağma yapılacağına dair söz vermesine rağmen ileri ki zamanlarda padişahın mülkü deyip verdiği sözden caymıştır. Bundan dolayı Osmanlı askerleri savaşmaktan vazgeçmişlerdir. Bu durumdan yararlanan Rodos Şövalyeleri Osmanlı askerlerini geri püskürtmüştür. Bu savaşın yenilgisinden dolayı Mesih Paşa sorumlu tutulmuştur. Mesih Paşa sefer sonunda veziriazamlıktan alınmış ve Gelibolu Sancakbeyi olarak sürgüne yollanmıştır.  Ortanto seferi ise II. Mehmed’in son seferi olmuştur. Ancak II. Mehmed’in 3 Mayıs 1481 yılında ölümüyle Otranto seferi istenilen sonuca varılamamıştır. II. Bayezid döneminde Ortanto’dan çıkılmıştır (Karaduman, 2020, s. 1221-1236).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3. DEVLET YAPISINDAN İMPARATORLUĞA EVRİLMESİ</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmed’in devlet yapısından imparatorluğunun evirilmesindeki birinci olgu İstanbul’un yeniden inşa edilmesidir. Bin yıldan fazla Doğu Roma İmparatorluğu’na<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> ev sahipliği yapan İstanbul, o döneme göre dünyanın sayılı şehri olarak gösterilmektedir.</p>
<p>İkinci olgu ise devlet sınırlarının büyümesi ve zaman içerisinde artık şartları karşılayamayan devlet kanunlarını yenilemek ve dahi genişletmektir. Fatih Sultan Mehmed döneminde yazıldığı için Fatih Kanunnamesi adı verilen bu kanun dönemine göre hem Osmanlı Devleti için hem de Avrupa devletlerindeki birçok kanunlarına göre üst düzeydi. Devlet yapısı ve örgüt yapısının işleyişini kanunlar halinde yeniden düzenlenmiştir. Bu konuları iki başlıkta inceleyeceğiz.</p>
<p><strong>3.1. İSTANBUL’UN YENİDEN İNŞA EDİLMESİ</strong></p>
<p>Kostaniyye bundan önce yirmiden fazla birçok devletler tarafından kuşatılmıştır. Bu kuşatmalar neticesinde İstanbul harap olmuştur. Özellikle 1204 yılında Latinler İstanbul’u işgal etmişler ve birçok yapıtları yıkmışlardır. Zamanla daha da yıpranan İstanbul sadece Avrupa yakasının belli bir toprakları içerisinde surlarla çevrili bir şehir devleti olarak kalmıştır. İnalcık Fatih’in İstanbul’u kuşatmasından önce şehrin nüfusunun 50.000 olduğunu söylemektedir. (İnalcık, 1988-89, s. 215) Vatin ise bu rakamı 40.000 dolaylarında olduğunu söylüyor (Vatin, 2020, s. 107).</p>
<p>2 gün süren yağmadan sonra II. Mehmed, fetih sonrası bu süreçte Rumlara özgürlükler sağlayacağını ilan etti. Kuşatma sırasında kaçan Rumlara evlerine geri dönmelerini hatta geri dönerlerse tahrip olan evlerini yeniden imar edeceğini ve tazminat ödeyeceğini söyledi. Esir düşen Rumlar fidye karşılığında; özgürlüğünü kazanmak isteyip parası olmayanlar ise İstanbul’un inşasında elde edeceği paralarla ödeyerek kazandılar. O zamana kadar Bizans devlet adamları tarafından Rumlara genellikle kötü muamele davranılırdı. Böylece Fatih, Rum halkını yanına çekmiş oldu. II. Mehmed’in en yakın danışmanı ve tarihçisi olan Mikhael Kritovoulos bunu şu şekilde aktarmış: ‘’ İstanbul’u eski haline getirmek istemiyordu, tam aksine mümkün olduğunda daha yeni ve mükemmel haline getirmek ve imparatorluğuna dönüştürecek olan şehrin başkentini buraya taşımaktır.’’ Fatih hatta eski Bizans devlet adamı olan Lukas Notaras’a<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> şehrin yönetimi vermeye bile düşündü ise de daha sonra bu fikrinden vazgeçti. Zaten Haziran 1453 yılında Lukas Notaras öldürüldü. Ayrıca Rum Kilisenin başına da Patrik Georgiaos Skholarios Gennadios geçirildi. Rumların arasındaki anlaşmazlıkları Ortodoks mahkemelerce çözümlenecektir.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed surları onardı, Yedikule ile kentin merkezinde Topkapı Sarayı’nı yaptırdı. Devletin üst düzeylerine büyük camilerin çevresinde, yüksek eğitim ve tıp, hayır işleri ve ticaretten oluşan külliyelerden kurma emri verildi. Böylece İstanbul yeniden bir dünya şehri haline gelecekti (Solnon, 2020, s. 108). İstanbul’u Haziran’ın sonlarına doğru terk eden II. Mehmed; Süleyman Bey’i ilk subaşı, Hızır Beyi ise ilk kadı olarak tayin etti.</p>
<p>Tablo-1 ‘e göre 1477 yılında Kadı Muhyiddin’in sayımına göre İstanbul nüfusu şu şekildedir.</p>
<p>Tablo-1</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="205"></td>
<td width="205">İstanbul’da (hâne) aile</td>
<td width="205">Galata’da (hâne) aile</td>
</tr>
<tr>
<td width="205">Müslümanlar</td>
<td width="205">8951</td>
<td width="205">535</td>
</tr>
<tr>
<td width="205">Hıristiyanlar (Ortodoks)</td>
<td width="205">3151</td>
<td width="205">592</td>
</tr>
<tr>
<td width="205">Yahudiler</td>
<td width="205">1647</td>
<td width="205">&#8211;</td>
</tr>
<tr>
<td width="205">Kefeliler</td>
<td width="205">267</td>
<td width="205">&#8211;</td>
</tr>
<tr>
<td width="205">Karamanlılar</td>
<td width="205">384</td>
<td width="205">&#8211;</td>
</tr>
<tr>
<td width="205">Ermeniler</td>
<td width="205">372</td>
<td width="205">62</td>
</tr>
<tr>
<td width="205">Frenkler (Avrupalılar)</td>
<td width="205">&#8211;</td>
<td width="205">332</td>
</tr>
<tr>
<td width="205">Çingeneler</td>
<td width="205">31</td>
<td width="205">&#8211;</td>
</tr>
<tr>
<td width="205">TOPLAM</td>
<td width="205">14803</td>
<td width="205">1521</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu sayımın dışında İstanbul’da 3667 dükkân, Galata’da 260 dükkân vardı. 1530’a doğru İstanbul nüfusu 400-500 bin, 16. Yüzyılda 700.000 tahmin ediliyor (İnalcık, 2020, s. 127-128).</p>
<p><strong>3.2. KANUNNAME DEĞİŞİKLİĞİ </strong></p>
<p>Osmanlı’da hukuk anlayışı genel olarak kendisinden bir önceki Türk-İslam devletlerinin hukuk anlayışını temel almış birçok hukuk düzenlemenin bu anlayış üzerinden inşa etmiş ve zaman geçtikçe kendine ait özgü hukuk anlayışı ortaya çıkartmıştır. Osmanlılar kendisinden önce Abbasiler, Büyük Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devletin hukuk yapısından ziyadesiyle etkilenmiştir. Yine de tamamıyla bağlı kalmayıp zamanla özgün bir hukuk sisteme sokmuştur (Engin, 2016, s. 5).</p>
<p>Kanunname iki farklı şekilde tanımlanmıştır. Şemseddin Sami kanunnamenin tanımını ‘’ bir madde hakkında fıkarât-ı kanuniyeyi cami kitap veya risale, nizamnâme” olarak belirtmiştir.  Mehmet Zeki Pakalın ise “bir hükümet tarafından idare usulüne ve âmmenin umur ve mesalihine dair tanzim olunup, umum tarafından icrası mecburi tutulmak üzere vaz‘ ve ilan olunan hükümleri havi kitap yerinde kullanılır bir tabirdir. Türkçesi kanun kitabı demektir” olarak tanımlar (Kenanoğlu, 2005, s. 142).  İnalcık DİA<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> ‘daki Kanunname kelime tanımını Osmanlı döneminde genel olarak belirli bir konuya dair hukuki maddeleri ortaya koyan padişah hükmünü ifade eder. 15. Yüzyılda ise <em>yasakname</em> ile de aynı anlamını taşırdı. İleri ki süreçte <em>kanunname;</em> padişahların, vezirlerin, paşaların yürürlüğe koyduğu düzenlemeler bütünlüğüdür. Kanunnamedeki yasalar ancak padişahın hükmü ve imzasıyla yürürlüğe girerdi (İnalcık, 2001, s. 333).</p>
<p>Osmanlı kanunları örfi ve şer’i olarak ikiye ayrılmaktadır. Şer’i hukuk genel anlamda fıkıh kitaplarında yer almış ve özel hukuk anlamını barındıran kelime iken, örfi hukuk devlet başkanı ve devlet kurum –<em>kamu- </em>alanlarında geçerli olan hukuktur. İslam’ın kendi hukuk sisteminde devlet başkanına hukuk düzenlemesine dair geniş yetkiler veriyor. Bu geniş yetkileri son sınırlarına kadar kullanan tek kişi II. Mehmet’tir. Bundan sonra hukuk tarihi açısından II. Mehmet en büyük kanun koyuculardan biridir.</p>
<p>Fatih Kanunnameleri Teşkilat, Umumi Osmanî, Tapu Tahrir ve İhtisap Kanunnamelerini hazırlamıştır. Biz ise sadece Teşkilat Kanunnamesini irdeleyeceğiz. Fatih bu kanunnameleri sonsuza dek <a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> ve nesilden nesice süreceğini belirtmiştir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> Fatih kanunnamelerinde yer alan birçok hükümlerin daha önceki padişahların kanunları da yer almaktadır (Demir A. , 2012, s. 119-121). <a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a>   II. Mehmed döneminde topraklar genişlerken veziriazam Karamani Mehmet Paşa ve Nişancı Leyszade Tevkii Mehmet bin Mustafa ile birlikte teşkilat kanunnameleri hazırlamıştır. Genel anlamda kanunname Nişancı Leyszade Mehmet ile veziriazam Karamani Mehmet tarafında yazılırken bazı eksik ve hatalı taraflarını kendisi de âlim olan II. Mehmet bizzat ele almıştır (Özcan, 1981, s. 9). Teşkilat kanunu <em>Kul Sistemi</em> ile yönetildiği için sarayda uygulanacak tefrişat kurallarına yer verilmiştir.</p>
<p>Teşkilat Kanunnamesi 3 bab ve 51 maddeden oluşmaktadır. Birinci babta devlet protokollerin yeri, hangi devlet yöneticilerin padişaha arzda bulunabileceği ve kadıların dereceleri yer almaktadır. Örnek maddeler ise şunlardır:</p>
<p><em> ‘’Ve çavuşbaşı ve reîsülküttâb ve kapucular kethüdâsı hidmetkârdır, Dîvân&#8217;da oturmazlar. Ve ağalardan mîr-i alem ve kapucubaşı gelmek lâzım gelse, anlar dahi oturmazlar.’’</em></p>
<p><em>‘’</em> <em>Ve mâl defterdârlarım şâhzâde lalalarının üstüne otururlar.’’</em></p>
<p><em>‘’</em> <em>Ve bizzât rikâb-ı hümâyûnuma sâhib-i arz olanlar vüzerâm ve kadı&#8217;askerlerim ve defterdârlarımdır. Ve iç halkından kapu ağası ve odabaşı ve hazînedarbaşı ve kilercibaşı ve Saray-ı âmiremin ağası sâhib-i arzdır. Amma kapu ağası olan ihtiyar başdır. Ekseriya odabaşı ve kapu ağası arz itmek gerekdür. Ve nâme ile arz itmek götürü beğlerbeğilerin ve ümerânın ve kuzâtın yollarıdır. Bizzat arz itmek mertebesi âlîdür.’’</em></p>
<p>İkinci babta ise Divan-ı Hümayun, has oda teşkilatı ve saray hizmetkârların görevleri yer alıyor. Örnek maddeler ise şunlardır:</p>
<p><em>‘’</em><em> Dîvân&#8217;a her gün vüzerâm ve kadı&#8217;askerlerim ve defterdârlarım geldükde çavuşbaşı ve kapucular kethüdası önlerine düşüp istikbâl itsünler.’’</em></p>
<p><em>‘’</em><em> Ve oda oğlanlarının zabtı odabaşına mufavvazdır. Silâhdâr dahi acemilere sille çalmağa me&#8217;mûrdur.’’</em></p>
<p><em>‘’</em><em> Ve Has Odam oğlanına yılda dört def&#8217;a kaftan virilsün. Üzerine çatmadan takye ve pabuç virilsün.’’ </em></p>
<p>Üçüncü babta ise devlet yönetenlerin işledikleri suçların cezası, devlet adamların maaşları, devlet adamlarına yazılacak yazışmalarında unvanlar yazılmıştır.  Örnek maddeler ise şunlardır:</p>
<p><em>‘’Evvelâ cerime kanda gerek mîrî subaşılarına ve gerek ehl-i tîmâr subaşılarına üç bin akça ola. Ve göz çıkmağa bin beş yüz akça ola. Ve kol kırılmağa bin akça ola ve baş yangına elli akça ola’’</em></p>
<p><em>‘’Ve bir kişi bir kişinin haremine nâzır olsa yirmi akça cerîme alına.’’</em></p>
<p><em>‘’Ve beğlerbeğilere böyle yazıla: Emîrü&#8217;l-ümerâi&#8217;l-kirâm kebîrü&#8217;l-küberâi&#8217;l-fihâm zü&#8217;l-kadri ve&#8217;l-ihtirâm sâhibü&#8217;l-&#8216;izzi ve&#8217;l-ihtişâm el-muhtassu bi-mezîdi inâyeti&#8217;l-Meliki&#8217;l-a&#8217;lâ Karaman beğlerbeğisi &#8230; dâme ikbâluhû.’’</em></p>
<p>Kanunname maddeleri bakıldığı zaman cümlelerin gayet anlaşılır ve sade olduğu anlaşılıyor. Devlet kademelerin tamamen oturtulmaya çalışıldığı ve on yıllar ve hatta yüzyıllar boyu sürmesi hedeflendiği anlaşılıyor.</p>
<p>Daha sonraları bu kanunlar I. Süleyman emriyle Şeyhülislam Ebu’l Suud Efendi tarafından yeniden gözden geçirilmiş eksik olan kanunlar tesis edilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>4. KİŞİLİK BAKIMINDAN FATİH</strong></p>
<p>30 Mayıs 1432 yılında doğan Fatih Sultan Mehmed Han’ın babası II. Murat annesi ise bilinmiyor. <a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> Ancak II. Mehmed’in yetişmesinde dadısı Daya Hatun ve <em>Validem</em> dediği Georg Brakovic’in kızı II. Murad’ın eşlerinden biri olan Mara Hatun’dur.  Çocukluk döneminde gayet yaramaz, yerinde duramayan yani ele avuca sığmayan bir yapıya sahipti. İlk başlarda eğitime karşı olan sadece harp eğitimine meyilli olan Fatih, babasının Molla Gürani’yi lala olarak atadıktan sonra eğitimine önem verilmiştir.</p>
<p>Daha önce yazıldığı gibi II. Mehmed Türkçenin yanında, Farsça, Arapça, Sırpça, İtalyanca ve Slav dillerine hâkim olması ile bilinirdi.  Fen, Matematik, Coğrafya ve Tarih ile özel ilgilenmektedir. Fatih’in en özel bilgi alanı ise Dinler Tarihi idi. Kendisine ait özel kütüphanesinde üçte biri tarih ve coğrafya kitaplarını miras bırakmıştır. Bu konu nazaran dikkat çekicidir.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed’in 5 kardeşi bulunmaktadır. Babası II. Murad, Ahmed ve Alâeddin Ali Çelebi’yi özel olarak sevmektedir. Belki bundan dolayı 5 kardeşinden ayrılmak istemesinden ötürü kendisini fazlasıyla yetişmiş olabileceği düşünülüyor. II. Murad büyük çocuklarını ardı ardına kaybetmesi özellikle Alâddin Ali’nin vefatıyla derin bir psikoloji çöküntüsü yüzünden tahtı hayatta kalan tek oğluna tahtı devretmiştir. Daha 12 yaşında ergenliğe bile girmemiş bir padişah olan II. Mehmed ilk tahta geçişi deneyimsizlik ve Çandarlı Halil Paşa’nın ayak oyunları yüzünden tamamen başarısız geçmiştir. Daha sonrasında ikinci kez tahta çıktığında daha deneyimli olan II. Mehmed özellikle İstanbul’u Kuşatma sırasında geri çekilme konusunda ısrar eden Çandarlı Halil Paşa’ya rağmen ısrarlı tavrından vazgeçmemiş ve İstanbul’u fethetmiştir.</p>
<p>Kişilik bakımından iki karakteri de barındıran II. Mehmed; son derece iyi eğitim almış, sert karaktere sahip, inatçı, çok akıllı, fikirlerinde son derece kararlı, sırrını asla paylaşmayan, savaş sırasında düşmanlarını her defasında yanıltabilen, yüzüne bakıldığı zaman ciddi ve sinirli yapısı olduğu belli oluyordu. Çok az gülen ve affetmeyi sevmeyen bir yapısı vardır. Ancak ikinci karakterinde sakin, mülayim, yumuşak, iyi kalpli ve affedici olduğu biliniyor (Kuşat, 2003, s. 131-148).</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed düşünceli ve ciddi bir yüzü olduğu, ince kemerli bir buruna sahip, Osmanlı şehzadelerinde bulunan belirgin olan bir küçümser havalı dudaklarının çevreleyen sakalları ve otoriter bir bakışları mevcuttur. Venedikli Jacopo Languichi ortadan biraz uzun olarak betimliyor. <em>‘’Silahları taşırken saygı ve korku uyandırır’’</em> der. ‘’<em>Gerektiği zaman sert gerektiği zaman yufka yürekli özellikle âlimlere karşı çok cömert, tartışma meclislerine bulunmayı seven biri tıpkı Büyük İskender. Aynı zamanda birçok insanda görülmeyen ender özelliklerinden biri olarak soğu, sıcağı, açlığa dayanaklı ’’</em> olarak da belirtmiştir (Clot, 1994, s. 30).</p>
<p><strong>5. EDEBİ BAKIMINDAN FATİH</strong></p>
<p>Komutanlık ve yöneticilik özellikleri dışında edebi vasıflarını da taşıyan Fatih; birçok şiir yazmış ve mahlası ise ‘’<em>Avni</em>’’dir. Divanı olduğu biliniyor lakin bütün şiirleri bilinmiyor. (Timurtaş, 1968)</p>
<p>Sultan Murad döneminin divan şairlerinin kendilerini gösterdiği dönem olarak bilinse de Fatih döneminde altın çağını yaşadığı bilinmektedir. Ahmed-i Dai, Melihi, Cemali, Safi, Konyalı Nizami gibi divan şairlerinin hepsi bu dönemde yer almıştır. 14. yüzyılın sonlarına doğru Türk diline Arapça ve Farsça kelimeler de divana eklenmeye başlanmıştır. Bu divan dili 15. Yüzyılın sonlarına doğru iyice hâkim olmaya başlamıştır. 15. Yüzyılın ortalarına doğru Eski Türkçe ile Klasik Osmanlı şiir dilini harmanlanmıştır.</p>
<p>Fatih’in yazdığı birkaç beyiti incelersek daha iyi anlamış olacağız;</p>
<p><strong><em>‘’Dişleründür ağlamakla gözyaşından umduğum,</em></strong></p>
<p><strong><em>  Dürr-i şehvar oldı ancak ebr-i nisândan ümid’’</em></strong></p>
<p>Ahmed-Dai ve Şeyhi’nin eserlerinde olduğu gibi, Fatih’in şiirlerinde de mazlumların kullanışı, henüz açık imalara ve kelime münasebetine dayanmaktadır. Beyitlerin girift bir hal alması, birkaç mazmunu tek kelimelik imalarla bir arada kullanmak suretiyle mana teksifi gibi haller, daha sonraki yüzyıllarda, bilhassa 17. Yüzyıldan itibaren görülmektedir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a></p>
<p>Bir başka beyit ise şu şekildedir;</p>
<p><strong><em>‘’Yüzünle zülfüni giceyle güne nispet edüp,</em></strong></p>
<p><strong><em>Kaşınla kirpigünü tir ile kemana yazam.’’</em></strong></p>
<p>Bu beyite bakıldığı zaman yüz güneşe, saç geceye, kaş yaya, kirpik oka benzetme yapılmıştır. Kısacası Fatih’in şiirlerine bakıldığı zaman duygu ve heyecandır. İkinci planda ise fikirdir. Bundan dolayı mazmun yani kafiye bir diğer değişle şekil aramamak gerekir.</p>
<p>İstanbul’un fethedip Ortaçağı kapatıp Yeniçağ’ı açan Fatih Sultan Mehmed’in bir sevgilisine aynen şu şiirleri yazmıştır:</p>
<p>‘’<strong><em>Benüm sen şah-ı mehruya kul olmak iledür fahrûm</em></strong></p>
<p><strong><em>Geda-yı dilber olmak yeğ cihanun padişasındır.’’</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Bu makaleden anlaşılacağı üzerine Fatih Sultan Mehmed çağının çok ilerisinde bir padişah olduğu anlamını çıkarabiliriz. İlk kez tahta çıktığı dönemden ve kişilikten hayli uzak olan Fatih Sultan Mehmet sadece İstanbul’u fethetmekle kalmadı. Aynı zamanda İstanbul’u dünya başkenti gibi yeniden imardan geçirmiş, devlet yapılanmasında ise devlet yapısından imparatorluğa geçişini sağlamıştır. Kanunnameler yayınlayarak o dönemdeki Avrupa devletlerinin kat be kat ileri anayasasını yapmıştır. Devlete nizam getirmiştir. Her ne kadar eleştirilse de <em>Kardeş Katlini</em> resmileştirmiştir. Bu kanunla Osmanlı Devleti’nin Padişahı tahta geçtiğinde kardeşlerini ve yeğenlerini ortadan kaldırarak olası taht kavgasını önlemiştir. Ancak ileriki süreçlerde fazla çocuk sahibi olan bir padişahın ölümü ile de tahta geçen padişahın küçük yaştaki kardeşlerini öldürmesi o padişahın hem ruh halini bozmuştur hem de toplum nezdinde itibar kaybı yaşatmıştır.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> I. Ahmed döneminden sonra taht veraset yasası değişip kardeş katlini önlense de bu sefer şehzadeler ‘’<em>Kafes Usulü’’</em> ile bir daireye kapanıp dış dünyaya kapalı ortamda eğitim görmüşler ancak devlet yönetimi tecrübesizliği yaşanmıştır. Fatih Sultan Mehmed birçok padişah gibi âlimleri seven koruyan bir kişidir. Bronz madalyalarda resmini kabartma olarak yaptırtmıştır. İlk defa resmini çizdirmiştir. Hatta heykel siparişi bile verdiği söylenir. Gentini Bellini’nin 1480 yılında çizdiği resim Fatih’in en bilinen resimlerinden biridir. Papa II. Pius tarihi bir mektupla Hıristiyanlığa davet etmiştir. (İnalcık, 2019, s. 751) Fatih Sultan Mehmed dünya tarihinde çağ açan ve çağ kapatan, Hz. Peygamber’in hadisi ile şereflenmiş bir tarihi kişiliktir. Bununla yetinmemiş kendini son derece eğitmiş ve her zaman farklı bir yapıda olduğunu birçok kez kanıtlamıştır. Bundan dolayı Türk Parasında tek resmi bulunan padişahtır. Fatih’e ne kendisinden önceki babası ve ataları ne de oğlu ve torunları onun eriştiği mertebeye ve saygınlığa erişememiştir. Fatih’in sağlam dirayeti sayesinde birçok zorlukları az sıkıntıyla atlatmıştır.</p>
<h1>Kaynakça</h1>
<p>Akbulut, D. A. (tarih yok). <em>Atatürk Ansiklopedisi</em>. Haziran 5, 2021 tarihinde https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/Saltanat%C4%B1n_Kald%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1 adresinden alındı</p>
<p>Clot, A. (1994). <em>Fatih Sultan Mehmet.</em> (N. Işık, Çev.) İstanbul: Artmedia-Milliyet Yayın A.Ş.</p>
<p>Demir, A. (2012). Hukuk Tarihimiz Açısından Fatih Sultan Mehmet. İ. Üniversitesi (Dü.), <em>I. Türk Hukuk Tarihi Kongresi Bildirileri</em> içinde (s. 119-136). İstanbul: On İki Levha Yayıncılık.</p>
<p>Demir, K. A. (2019). Platon&#8217;un Devlet Kurgusunun Modern Kamu Yönetimine Yansımalar. <em>Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi</em>, 206.</p>
<p>Doukas, M. (2008). <em>Anadolu ve Rumeli 1326-1462.</em> (B. Umar, Çev.) İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınevi.</p>
<p>Engin, K. (2016, Aralık). Osmanlı Devleti’nde Kanunnamelerden Nizamnamelere Geçiş. <em>SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi</em>(39), 1-26.</p>
<p>Gürbüz, Y. (2021, Mart 10). <em>Osmanlıyı Dirilten Savaş</em>. Mart 24, 2021 tarihinde Akademik Kaynak: https://www.akademikkaynak.com/osmanliyi-dirilten-savas-varna.html adresinden alındı</p>
<p>İnalcık, H. ( 2020). <em>Devlet-i &#8216;Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I Klasik Dönem (1302-1606) Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişim</em> (Cilt 1). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p>İnalcık, H. (1988-89). Fatih Sultan Mehmed Tarafından İstanbul&#8217;un Yeniden İnşası. (F. Unan, Dü.) <em>Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi</em>(3-4), 215-225.</p>
<p>İnalcık, H. (2001). <em>Kanunname</em> (Cilt 24). Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi.</p>
<p>İnalcık, H. (2019). <em>İki Karanın Sultanı, İki Denizin Hakanı, Kâyser-i Rûm Fatih Sultan Mehemmed Han.</em> İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p>İnalcık, H. (2021). <em>Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I.</em> İstanbul: Kronik Yayınevi.</p>
<p>Karaduman, T. (2020, Haziran). II. Mehmed&#8217;in Rodos ve Otranto Seferi. <em>Akademik Tarih ve Düşünce Tarihi, 7</em>(2), 1221-1236.</p>
<p>Kenanoğlu, M. M. (2005). Osmanlı Kanunnâmeleri Neflriyatı Üzerine Bir Tahlil. <em>Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 3</em>(5), 142.</p>
<p>Kuşat, A. (2003). Fatih Sultan Mehmed&#8217;in Kişiliği ve Fetihteki Rolü (Psikanalitik Bir Yaklaşım). <em>Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1</em>(14), 131-148.</p>
<p>Özcan, A. (1981). Fatih’in Teşkilat Kanunnamesi ve Nizam-ı Alem İçin Kardeş Katli Meselesi. <em>Tarih Dergisi</em>(33), 9.</p>
<p>Paşazâde, Â. (2010). <em>Osmanoğullarının Tarihi: Tevârîh-i Âl-i Osmân.</em> (K. Yavuz, &amp; M. Y. Saraç, Dü) İstanbul: Gökkubbe Yayınevi.</p>
<p>Platon. (2010). <em>Devlet.</em> İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p>Sakaoğlu, N. (1999). <em>Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi</em> (Cilt 2). İstanbul: Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık.</p>
<p>Solnon, J.-F. (2020). <em>Osmanlı İmparatorluğu.</em> İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p>Timurtaş, F. K. (1968). Şair Fatih. <em>İslam Medeniyeti Dergisi, 1</em>(10).</p>
<p>Vatin, N. (2020). Osmanlıların Yükselişi (1451-1512). R. Mantran, &amp; A. Yalkut (Dü.) içinde, <em>Osmanlı İmparatorluğu Tarihi</em> (S. Tanilli, Çev.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Yüksel Gürbüz, İstanbul Üniversitesi, Açık ve Uzaktan Fakültesi, Tarih Bölümü Mezunu</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Fatih Kanunnamesi Bab-ı Sani 19. Maddesi</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Derviş Ahmed Âşıkî’nin Aşıkpaşade Tarihi’ne göre İsyendiyar Bey’in kızının II. Murad ile evlilik sonucunda doğan oğlu</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Bu konu hakkında detaylıca; Tuğba Demirci; Osmanlı Tarih Kitaplarında III. Mehmed&#8217;in Cülusunda Öldürülen On Dokuz Şehzade Meselesi, Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Dergisi, C:5 S:9</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Diğer padişahlar; II. Murat ve I. Mustafa</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Bkz. Kasım Bolat, Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> ‘’Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber&#8217;e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah&#8217;tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.’’ Enfal Sûresi 1. Ayet; ‘’Eğer Allah&#8217;a ve hak ile bâtılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah&#8217;a, Resûlüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.’’ Enfal Sûresi 41. Ayet; ‘’Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yeyin. Ve Allah&#8217;tan korkun. Şüphesiz ki Allah bağışlayan, merhamet edendir’’. Enfal Suresi 69. Ayet. Enfal Arapçada ‘’Ganimetler’’ demektir.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Orta Asya’da Bizans İmparatorluğu olarak bilinir.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> &#8220;Konstantinopolis&#8217;te Latin serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi yeğlerim&#8221; sözünün sahibidir.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Diyanet İslam Ansiklopedisi</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> “Ebedu’l-abad mamulun bih”</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> “Evlad-ı kiramım neslen ba’de neslin, bununla amil olalar.”</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> “Bu kanunname atam ve dedem kanunudur.”</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Bazı kaynaklarda İsfendiyar Bey’in kızı olduğu düşünülür ancak Aşıkpaşazade’ye göre bu Hatun, II. Mehmed’in tahta çıktığında katlettirdiği 2 aylık kardeşinin annesidir.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Bu kısım Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş’ın İslam Medeniyeti Dergisi 1 (10), s. 34-35 den alınmıştır.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> 1595 yılında tahta çıkan III. Mehmed nizami âlem için 19 kardeşini katlettirmiştir. 4 kardeşi hariç bütün kardeşleri daha kundakta bebektiler.  Bu durum İstanbul’da hoş karşılanmadığı, halkın yeni padişahı sevmediği söylenir. Aynı zamanda III. Mehmed’in bu olaydan çok etkilendiği, ruh halini bozduğu ve olayı atlatamadığı söylenir.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/fatih-sultan-mehmedin-kisiligi-ve-devlet-uzerine-tetkikler.html">Fatih Sultan Mehmed’in Kişiliği ve Devlet Yönetimi Üzerine Tetkikler</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi: Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-analizi-osmanlida-pasalar-ve-padisahlar-1421-1520-sultanlarin-golgesinde-iktidar-mucadelesi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yüksel Gürbüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2021 17:28:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Analizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=11817</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap Künyesi: Bolat, K (2020) Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi , İstanbul, Ötüken Neşriyat Analizini yaptığımız kitap, 1421-1520 yılları arasında 99 yıllık bir dönemini yani sırasıyla II. Murad (1421-1444, 1446-1451), II. Mehmed (1444-1446, 1451-1481), II. Bayezid (1481-1512),  I. Selim (1512-1520) dönemlerini ve paşaların birbirileriyle çatışmalarını anlatıyor. Kitabın yazarı Çankırı Karatekin Üniversitesi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-analizi-osmanlida-pasalar-ve-padisahlar-1421-1520-sultanlarin-golgesinde-iktidar-mucadelesi.html">Kitap Önerisi: Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img title="WhatsApp-Image-2021-03-14-at-22.58.05-209x300 Kitap Önerisi: Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi  "fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-11815 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/WhatsApp-Image-2021-03-14-at-22.58.05-209x300.jpeg" alt="WhatsApp-Image-2021-03-14-at-22.58.05-209x300 Kitap Önerisi: Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi  " width="209" height="300" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/WhatsApp-Image-2021-03-14-at-22.58.05-209x300.jpeg 209w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/WhatsApp-Image-2021-03-14-at-22.58.05.jpeg 691w" sizes="(max-width: 209px) 100vw, 209px" /></p>
<p><strong>Kitap Künyesi:</strong> Bolat, K (2020) Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi , İstanbul, Ötüken Neşriyat</p>
<p style="text-align: justify;">Analizini yaptığımız kitap, 1421-1520 yılları arasında 99 yıllık bir dönemini yani sırasıyla II. Murad (1421-1444, 1446-1451), II. Mehmed (1444-1446, 1451-1481), II. Bayezid (1481-1512),  I. Selim (1512-1520) dönemlerini ve paşaların birbirileriyle çatışmalarını anlatıyor. Kitabın yazarı Çankırı Karatekin Üniversitesi Tarih Bölümünde Doktora Öğrencisi Kasım Bolat&#8217;tır. Bolat&#8217;ın diğer çalışmaları Osmanlı Siyasi ve Müessese Tarihi, Harp Tarihi, Balkan Savaşları, Çatalca Muharebesi&#8217;dir. Kasım Bolat&#8217;ın  Fatih Üniversitesi&#8217;nde iken yazmış olduğu yüksek lisans tezi ise Balkanlardan İstanbul&#8217;a Türk Göçleri 1877-1890 ( Turkish migrations from the Balkans to Istanbul 1877-1980) &#8216;dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın giriş kısmında ilk önce Köprülüzade Merzifonlu Kara Mustafa Paşa&#8217;nın II. Viyana Kuşatmasındaki bozgunu sonucunda o zaman ki paşaların nasıl sevindiğini anlatarak bizleri hem bilgilendirmeye hem de şaşırtmaya başlıyor. Çünkü tarih okuyan nesil II. Viyana Kuşatmasının hem Türk Tarihi hem de Türk Savaş Tarihi için önemi büyüktür. Böylece bizler için üzücü bir olayın o dönem ki paşalar için mutlu bir olay olduğunu anlıyoruz. Kasım Bolat bu kitabında 4 padişah 35 konu başlıkla yazmıştır. I. Mehmet Çelebi&#8217;nin ölümüyle başlayan kitap Yavuz Sultan Selim döneminin en önemli veziriazamı olan Piri Mehmet Paşa ve kitabın yazarı Son Sözü ile biter.</p>
<p style="text-align: justify;">II Murat döneminde başlıca alt konuları <em>Paşaların Akıl Oyunları ve II. Murad&#8217;ın Cülusu, </em><em>Buhranların Başlangıcı (1439-1444);</em></p>
<p style="text-align: justify;">II. Mehmed döneminde başlıca alt konuları <em>Sultan Mehmed&#8217;den Ebü&#8217;l Feth&#8217;e, İstanbul&#8217;un Fethi ve &#8221;Allahın Lanetine Uğrama&#8221; Korkusu, Çandarlı Halil Paşa&#8217;nın Katli Meselesi, Şehzade Mustafa&#8217;nın Ölümü </em></p>
<p style="text-align: justify;">II. Bayezid döneminde başlıca alt konuları <em>Bayezid ve Cem&#8217;in Taht; Paşaların ise Güç Mücadelesi, Yenişehir Muharebesi&#8217;ne Doğru (20 Haziran 1481) , II. Bayezid&#8217;in &#8221;Şark Meselesi&#8221; ve Paşalar, Şahkulu Baba Tekeli İsyanı, 1511</em></p>
<p style="text-align: justify;">I. Selim döneminde başlıca alt konuları <em>Şehzade Selimşah&#8217;dan Yavuz Sultan Selim&#8217;e, Amasya Vak&#8217;ası, Sahipkıran&#8217;ın Ahdi; İntikam Vakti, Şark Seferiden Mısır Seferine </em>ve son olarak <em>Yavuz ve Örnek Bir Vezir Profili Olarak Piri Mehmed Paşa&#8217;</em>dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Bolat, &#8221;<em>Kitap ve Tezler&#8221; </em>ve &#8221;<em>Makaleler ve Ansiklopedi Maddeleri&#8221; </em>olarak ikiye ayırmıştır. Kitap ve Tezler başlıca Aşıkpaşazade&#8217;ye ait <em>Tevarih-i Al-i Osman,</em> Franz Babinger&#8217;e ait <em>Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı </em>, Mikhael Doukas&#8217;a <em>Tarih: Anadolu ve Rumeli 1362-1462,</em> Feridun Emecen&#8217; e ait olan <em>Fetih ve Kıyamet 1453, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi 1300-1600, Osmanlı Klasik Çağında Siyaset , </em>Halil İnalcık&#8217;a ait olan <em>Devlet-i Aliyye cilt I,II,III,IV ,</em> aynı zamanda Abdülkadir Özcan&#8217;ın hazırlamış olduğu <em>Kanunname-i Al-i Osman </em>başlıca kullanırken; <em>Makaleler ve Ansiklopedi Maddeleri &#8216;nde </em>genellikle <em>Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi</em>&#8216;ndeki maddeleri kaynak kullanırken İsmail Erünsal&#8217;ın İstanbul Üniversitesi Tarih Dergisi&#8217;nde yayınlanan &#8221;<em>Fatih Devri Kütüphaneleri ve Molla Lütfi Hakkında Birkaç Not&#8221;, </em>Halil İnalcık&#8217;ın Speculum&#8217;da yayınlanan <em>Mehmed the Conqueror (1432-1481) and His Time, </em>Feridun Emecen&#8217;e ait İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Yayınlarında yayınlanan &#8221;<em>Hukuki Bir Tartışmanın Tarihi Zemini; İstanbul Nasıl Alındı?&#8221; </em>Çağatay Uluçay&#8217;ın Yeni Tarih Dünyası&#8217;nda yayınlanan <em>II. Bayezid&#8217;in Kızı Fatma Sultanın Kocası Çapkın mıydı?&#8221; </em>İsmail Hakkı Uzunçarşılı&#8217;nın  Türk Tarih Kurumu&#8217;n Belleten dergisinde yayınlandığı <em>Fatih Sultan Mehmed&#8217;in Ölümü (Cesedin Kokması, Oğulları Arasında İlk Mücadele) </em>başlıca makaleleri ve tezlerini kaynak olarak kullanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitap; &#8221;Osmanlıyı Dirilten Savaş: Varna&#8221; makalesini yazarken yaptığım kaynak taramada önüme çıkan en önemli eserdir. Akıcı bir dilde yazılan kitap yeri geldiğinde Osmanlıca metinlerini kullanılmıştır. Benim bu kitapta beğendiğim en cümle &#8221;<em>Eğer padişah sen isen, devletimizi müdafaa etmek için gelin ve eğer padişah ben isem, sana emrediyorum, derhal ordumuzun başına geçin ve emrime itaat edin.&#8221; </em>cümlesinin aslında tarihe yanlış aksedildiğini gerçeği Kemalpaşazade’nin 6. Defterinde yer alan &#8221;<em>Eger bu diyarun şehriyarıysan gel vilayetüni himayet eyle ve raiyyet olmağa rağbet itdün ise anun hükmüni riayet eyle; Sultan-ı zamanun da davetine icabet idüp emr-i vacibü’l kabüline itaat eyle” </em>cümlesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapla alakalı diğer çalışmalar İsmail Hakkı Uzunçarşılı&#8217;nın Osmanlı Tarihi Anadolu Selçukluları ve Anadolu Beylikleri hakkında Bir Mukaddime İle Osmanlı Devleti&#8217;nin Kuruluşundan İstanbul&#8217;un Fethine Kadar ve İstanbul&#8217;un Fethinden Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın Ölümüne Kadar kitapları, Robert Mantran&#8217;ın Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Editörü Sina Akşin&#8217;in Türkiye Tarihi 5 Cilt, Halil İnalcık &#8216;in Devlet-i Aliyye 4 Cilt ve Prof. Dr. Ali Muhammed Sallabi&#8217;ye ait olan Osmanlı Tarihi kitabı da incelemeye kayda değer incelemedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun hem en çalkantılı dönemini hem de devletten imparatorluğa nasıl evirildiğini bizlere dolu dolu anlatan bu kitap 99 yıllık yol haritasını bizlere göstermiş oluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-analizi-osmanlida-pasalar-ve-padisahlar-1421-1520-sultanlarin-golgesinde-iktidar-mucadelesi.html">Kitap Önerisi: Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Analizi: Kanuni&#8217;nin Veziriazamı Pargalı İbrahim Paşa</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-analizi-kanuninin-veziriazami-pargali-ibrahim-pasa.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yüksel Gürbüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 17:53:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Analizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim paşa]]></category>
		<category><![CDATA[kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[pargalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=11772</guid>

					<description><![CDATA[<p>Analizini yaptığımız kitap, Kanuni Sultan Süleyman devrinin en önemli veziriazamı &#8221;Serasker Sultan&#8221; lakaplı Makbul Pargalı İbrahim Paşa dönemini (Doğ: 1494, Veziriazamlık Dönemi: 1523-1536) anlatan bir araştırma inceleme eseridir. Kitabın yazarı Hester Donaldon Jerkins (1869-1941), Editörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu&#8217;dur. Jerkins&#8217;in diğer bilinen çalışmaları Robert Kolej&#8217;in Kızları adlı kitabıdır. Özetini çıkardığımız kitabın Orijinal ismi Ibrahim Pasha: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-analizi-kanuninin-veziriazami-pargali-ibrahim-pasa.html">Kitap Analizi: Kanuni’nin Veziriazamı Pargalı İbrahim Paşa</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><img title="kanuninin-veziriazami-pargali-ibrahim-pasa-192x300 Kitap Analizi: Kanuni&#039;nin Veziriazamı Pargalı İbrahim Paşa  "decoding="async" class="size-medium wp-image-11773" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/kanuninin-veziriazami-pargali-ibrahim-pasa-192x300.jpg" alt="kanuninin-veziriazami-pargali-ibrahim-pasa-192x300 Kitap Analizi: Kanuni&#039;nin Veziriazamı Pargalı İbrahim Paşa  " width="192" height="300" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/kanuninin-veziriazami-pargali-ibrahim-pasa-192x300.jpg 192w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/kanuninin-veziriazami-pargali-ibrahim-pasa.jpg 320w" sizes="(max-width: 192px) 100vw, 192px" /></p>
<p style="text-align: justify">Analizini yaptığımız kitap, Kanuni Sultan Süleyman devrinin en önemli veziriazamı &#8221;Serasker Sultan&#8221; lakaplı Makbul Pargalı İbrahim Paşa dönemini (Doğ: 1494, Veziriazamlık Dönemi: 1523-1536) anlatan bir araştırma inceleme eseridir. Kitabın yazarı Hester Donaldon Jerkins (1869-1941), Editörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu&#8217;dur. Jerkins&#8217;in diğer bilinen çalışmaları Robert Kolej&#8217;in Kızları adlı kitabıdır. Özetini çıkardığımız kitabın Orijinal ismi Ibrahim Pasha: Grand Vizir of Suleiman the Magnificient (1911).Jerkins 1900-1909 yılları arasında İstanbul Amerikan Kız Koleji&#8217;inde tarih profesörü olarak görev yapan Hester Donaldson Jerkins tarafından Colombia Üniversitesi&#8217;nde 1911 yılında doktora tezi olarak hazırlanmış ve aynı yıl basılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify">Biz bugün Jerkins dediğimizde ilk aklımıza gelen ünlü <em>Kanuni&#8217;nin Veziriazamı Pargalı İbrahim Paşa</em> adlı kitabının özetini çıkartacağız. Bu kitapta yazar Pargalı İbrahim Paşa&#8217;nın kimliği hakkında, Şehzade Süleyman ile tanışmasını, yükselişini ve düşüşünü inceler. Jerkins; bu kitapta Pargalı İbrahim Paşa&#8217;nın tüm dönemlerini beş bölümde anlatmıştır. Sırasıyla İbrahim Paşa&#8217;nın Yükselişi, İdareci İbrahim Paşa, Diplomat İbrahim Paşa, General İbrahim Paşa ve İbrahim Paşa&#8217;nın Düşüşü olarak kitabı bitirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify">16. yüzyıl Klasik Osmanlı Dönemi olsun, Kanuni Sultan Süleyman döneminin ilk 16 yılı olsun siyaset, savaş ve diplomasi alanında araştırma yapan tarihçi ve araştırmacılar için vazgeçilmez bir şahsiyet olan Pargalı İbrahim Paşa ve dönemi araştırılması gereken hususi konulardan bir tanesidir. Bundan dolayı yeni nesil araştırmacıların eğer 16. yüzyıl dönemini araştırma yapacaklarsa bu kitabı şiddetle tavsiye ederim.</p>
<p style="text-align: justify">Bu kitapta Jerkins genel olarak Venedik, Avusturya ve Fransa Krallıkların elçilerin onun hakkında tuttukları raporlar, resmi yazışmalar, antlaşmalar, geziler ve Türk geleneklerine dair raporları ve özel makaleleri kullanmıştır. Bazı yerlerde de Solakzade, Şeref Abdurrahman, Kemalpaşazade gibi Vak&#8217;a-Nüvis&#8217;lerin yazılarını kaynak göstermiştir. Aynı zamanda dünyaca ünlü  yabancı Osmanlı araştırmacıları olan Hammer ve Jorga gibi tarihçilerinin eserlerini de kaynak olarak kullanılmıştır. Kitap bölümlerinde ele alınan konular şu şekildedir:</p>
<p style="text-align: justify">Birinci Bölümde; İbrahim Paşa&#8217;nın kökeni, doğumu ve çocukluğu, Şehzade Süleyman ile tanışması, Sultan Süleyman&#8217;ın hükümranlık döneminde hızlı yükselişi, düğünü ve özellikle Sultan Süleyman ile ilişkisi hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Aynı zamanda bu bölümde İbrahim Paşa&#8217;nın hayatı hariç Türkiye&#8217;de Batı&#8217;dan farklı kölelik, Peygamberin ve İslami Kanunların Kölelere ile ilgili tavsiyelerini de incelemiştir.</p>
<p style="text-align: justify">İkinci Bölümde; Hain Ahmet Paşa&#8217;nın İsyanı, Mısır&#8217;a Gidişi ve İsyana Son Vermesi, Seraskerliği tayin oluşu ve İdareci özelliklerini de ele alıyor. Aynı zamanda ticaret hususunda ne kadar gayretli olduğunun da altını çiziyor.</p>
<p style="text-align: justify">Üçüncü Bölümde ise Diplomat İbrahim Paşa başlık altında Türkiye&#8217;nin dış ilişkileri, Ragusa, Venedik, Rusya, Kutsal Roma İmparatorluğu, Ferdinand ve Zapolya ile diplomatik ilişkileri,  Fransa elçilerin Pargalı ile görüşmeleri ve İbrahim Paşa&#8217;nın Avrupa&#8217;nın hedeflerini anlatmaktadır. Ancak buradaki en önemli alt konu İbrahim Paşa&#8217;nın Sultan Süleyman üzerindeki nüfuzudur.</p>
<p style="text-align: justify">Dördüncü Bölümde ise Askeri olarak İbrahim Paşa&#8217;nın nitelikleri konusu ele alınıyor. Başlıca alt konuları Belgrad Sefer, Rodos Kuşatması, Mohaç Meydan Muharebesi, Viyana Kuşatması ve İbrahim Paşa&#8217;nın son seferi olan Irakeyn Seferi konuları ele alınıyor.</p>
<p style="text-align: justify">Son bölüm olan İbrahim Paşa&#8217;nın Düşüşü incelendi. Alt konu İbrahim&#8217;in ölümü, İbrahim&#8217;e karşı suçlamalar, Hıristiyanları kayırdığı iddiası, İskender Çelebi ile anlaşmazlıklar, Sultan Süleyman&#8217;ın yemini bozması, İbrahim Paşa&#8217;nın Hain miydi? gibi alt konular işlenmiştir.  Benim şahsen en beğendiğim cümleler İbrahim Paşa&#8217;nın kibri ve hırsından dolayı elçilere karşı sarf ettiği konuşmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify"><em>&#8221;<i>Efendimiz padişah, kendileri ile benim aramda fark kalmamasını istediklerinden biri onda, biri de bende iki adet mühür bulunmasını buyurmuşlardır. Eğer kendileri için giysi ısmarlayacak olsalar, bir eşini de benim için yaptırırlar.</i><i>&#8221; </i></em></p>
<p style="text-align: justify">&#8221;Muhteşem Süleyman&#8217;ın Muhteşem Zaferine Dair İnceleme: Mohaç&#8221; makalesini yazarken İbrahim Paşa&#8217;nın karakteri ilgimi fazlasıyla çekerken sadece Sultan Süleyman&#8217;ı değil aynı zamanda &#8221;Serasker Sultan&#8221; lakaplı bu veziriazamını da hususi inceleme isteği uyandırdı. Hem iyi bir asker olan hem de iyi bir diplomat olan ve yabancı elçiler tarafından Sultan Süleyman&#8217;a atıf yapılarak &#8216;Muhteşem İbrahim&#8217; in hayatı bizim gibi tarih araştırmacılar için her zaman ilgi çekici bir konu olmuştur. Pargalı İbrahim Paşa&#8217;nın hayatını bu kitap hariç Editörlüğünü yine Erhan Afyoncu&#8217;nun yürüttüğü bir araştırma inceleme kitabı olan &#8221; Venedik Raporlarına Göre Kanuni ve Pargalı İbrahim Paşa&#8221;, Prof. Dr. Feridun M. Emecen &#8216;in &#8221;İbrahim Paşa&#8221;  Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 21 Cilt, Robert Mantran&#8217;ın Osmanlı İmparatorluğu Tarihi,  Nicolae Jorga&#8217;nın  <i></i>Osmanlı İmparatorluğu Tarihi 1451-1538 Cilt 2 çalışmaları da kayda değer incelemelerdir.</p>
<p style="text-align: justify">Kitabı bölüm, bölüm incelememin temel amacı yazıldığı günden bugüne 110 sene geçmiş olmasına rağmen bizlere günümüzde de yol gösteriyor oluşudur.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p style="text-align: justify">Jerkins, H (2015) Kanuni&#8217;nin Veziriazamı Pargalı İbrahim Paşa, (Çev. Nilüfer Epçeli), İstanbul; Yeditepe Yayınevi.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-analizi-kanuninin-veziriazami-pargali-ibrahim-pasa.html">Kitap Analizi: Kanuni’nin Veziriazamı Pargalı İbrahim Paşa</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlıyı Dirilten Savaş : Varna</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/osmanliyi-dirilten-savas-varna.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yüksel Gürbüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2021 17:46:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[janos hunyadi]]></category>
		<category><![CDATA[murad]]></category>
		<category><![CDATA[varna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=11586</guid>

					<description><![CDATA[<p>GİRİŞ Osmanlı Devleti ile Macar Kralı arasında 1444 yılının 10 Kasım tarihlerinde Varna şehrinde gerçekleşen ve adını bu ovada alan Varna Savaş’ı, II. Murat ile Macar Kralı III. Władisław,  orduların Başkomutan Hunyadi Janos ve Papa’nın elçisi Julian Cesarini ve Eflak Voyvodası II. Vlad arasında yaşandı. Bu savaşı ezici bir zaferle II. Murad’ın orduları kazanırken Hunyadi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/osmanliyi-dirilten-savas-varna.html">Osmanlıyı Dirilten Savaş : Varna</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p style="text-align: justify">Osmanlı Devleti ile Macar Kralı arasında 1444 yılının 10 Kasım tarihlerinde Varna şehrinde gerçekleşen ve adını bu ovada alan Varna Savaş’ı, II. Murat ile Macar Kralı III. Władisław,  orduların Başkomutan Hunyadi Janos ve Papa’nın elçisi Julian Cesarini ve Eflak Voyvodası II. Vlad arasında yaşandı. Bu savaşı ezici bir zaferle II. Murad’ın orduları kazanırken Hunyadi Janos savaştan kaçarken Macar Kralı,  Papa Elçisi ve Eflak Voyvodası ise savaş sırasında öldürüldü. Bu yazıda savaşa giden süreç ve savaşın sonuçları ele alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>1. FLORANSA GÖRÜŞMELERİ</strong></p>
<p style="text-align: justify">Papa III. Innocentius tarafından 1202-1204 yılları arasında gerçekleşen Kudüs’ü kurtarma amacı güdülen IV. Haçlı Seferi amacından sapmış. Ortaçağ Avrupa’sına göre hayli zengin ve kültürel olan Konstantinopolis Latinler ya da Katolikler tarafından imha edildiği ve yağma yapıldığı gibi Bizans ya da Doğu Roma İmparatorluğu yıkılmış. Onun yerine 60 yıla yakın Latin İmparatorluğu olarak tarih sahnesinde bulunmuştur. O zamanlarda gerçekleşen yıkım ve Katoliklerin, İstanbul halkına yani Ortodoks halkına yapılan mezalimleri sonucunda Hıristiyanlık geri dönülemez şekilde ikiye ayrılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify">Bunun sonucunda Katolikler Papa tarafından; Ortodokslar Başpiskopos tarafından temsil etmektedir. Zaten ikiye ayrılmaya yüz tutan bu süreçte Türklerin hızla yükselişi ve Hıristiyanlık dini olarak kardeşlik ve Türkleri yükselişini durdurmak bir kez daha Haçlı Seferlerinde tam birlik olabilmek için bu süreçte ayrılmıştır. Katolik ve Ortodoks mezheplerinin birleşmesi için 7 kez Konsil adı altında toplantılar yapılmıştır. (Macar, 1999, s. 4-5)</p>
<p style="text-align: justify">Ancak 7. konsilden sonra her iki mezhep de birbirlerini tanımamaya başladılar ve birbirlerinden ayrı olarak konsil yapmaya başladılar. 1050’li yılların başında İstanbul Patriği’nin etkisi arttıkça Papalık Kurumu ile çatışmalar başlamıştı. Bu çatışmalar Hıristiyanlığın yayılmaya başladığı noktalarda açıkça görülüyordu. Ortaçağ düzeninde Papalık kurumunun enternasyonal, aforoz ve para karşılığında af ve cennet vadi ile hazinesini doldurduğu alenen bir olaydı.</p>
<p style="text-align: justify">Bu iki ayrı görüş ise özellikle Hıristiyanlığın yayıldığı yeni yerlerde belirgin olarak gözüküyordu. Bu çatışma ve ayrılık izleri en sonunda 1054 yılında (Solnom, 2020, s. 21) İstanbul’a gelen Papalık temsilcisi Normal akınlarına karşı ittifak kurmak için yapılan görüşmelerde kalıcı olduğunu gören temsilci Ayasofya Kilisesi’ne aforoz belgesini asmasıyla tavan yaptı. Buna karşılık elbette geldi ve Patrik Mihail Kirilarios da Roma’yı aforoz ederek misilleme yaparak karşılık verdi. (Macar, 1999, s. 10)</p>
<p style="text-align: justify">Bütün bu olayların üzerine yukarıda yazdığımız gibi Latinlerin İstanbul halkına zulümleri sonucunda günümüze kadar sürecek olan mezhep ayrımının fitilini ateşlemiş oldular. Hatta bu durumu İngiliz tarihçisi John Julius Norwich bu durumu şu şekilde anlatır:</p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px">“<em>Dünya olaylarının çok geniş içeriğinde .. Dördüncü Haçlı Seferi.. büyük bir felaket olarak görünmektedir. … Bu demek değildir ki bu sefer, genel Haçlı Seferleri kavramının bir kötü ün kazanmasına neden olmuştur. Bir önceki yüzyılda birbirini takip eden seferler zaten Hristiyanlık tarihindeki en kara sayfalar oluşturmuştu. Fakat Dördüncü Haçlı Seferi (eğer Haçlı seferi demek kabilse) daha önceki Haçlı seferlerine kıyasla imansızlık ve ikiyüzlülük ve vahşilik ve açgözlülük bakımından önceki seferlerden kat kat üstünde olmuştur. … İstanbul’un talan edilmesi, 5. yüzyılda Roma’nın barbar kavimler tarafından yağmalanmasından, 7. yüzyılda İskenderiye kütüphanesinin ve kitaplarının… Yakılmasından, bütün dünya için daha çok felaketli olan bir kayıp ortaya çıkarmıştır… Haç sancağı altında savaşan bu adamlara… nakliyat sağlayan ve kendilerine ilham ve moral veren ve onları cesaretlendiren ve onların başını çeken en sonunda Enrico Dandolo’dur. Bu kişi bunları Venedik Cumhuriyeti adına yapmıştır ve bu trajediden en mühim kârlı parsayı toplayan Venedik olmuştur. Bu nedenle bütün dünya için bu büyük kargaşalık, felaket ve yıkımı ortaya çıkarmanın mesulleri Venedik ve onun kör, ihtiyar düküdür.”</em></span><em> (Norwich, 1996, s. 81-82)</em></p>
<p style="text-align: justify">Bütün bu gelişmelere rağmen Elçin Macar’a göre 5 kere daha birleşmek için konsil toplanmıştır. 1098 Bari, 1215 Laterno, 1234 İznik, 1274 Lyon ve 1438 (Emecen, 2020, s. 119) yılında ise Floransa Konsilleri’dir. (Macar, 1999, s. 11)</p>
<p style="text-align: justify">Ancak yapılan birleşme görüşmeler dini bakımından ziyade politiktir. Özellikle Floransa Görüşmeleri ya da Konsilleri artık sallantı da olan ve şehir nüfusuna hükmeden Bizans yada Doğu Roma İmparatorluğu bunları tetiklemiştir. Zaten son yıllarına yaklaşan ve yalnız politikasını benimseyen Bizans Türkler tarafından kuşatılma riskine karşılık İmparator VIII. İonnis 1433-1439 yılları arasında sıkça İtalya’ya gitmesi (Bolat, 2020, s. 75) ve özellikle Floransa Görüşmelerinin (Roberts, 2017, s. 262-263) neticesinde Papa’nın otoritesi artık evrensel yani tek hâk sahibi olduğu konusunda uzlaşmaya kesin olarak varıldı. Bu metin ise 5 Temmuz’da imzalandı. Bu birleşme Doğu Kilisesi başta olmak üzere bağlı olduğu Ermeni, Süryani, Keldani, Marunî ve Habeş kiliseleri resmen Roma Kilisesi olmuştur. (Macar, 1999, s. 12)</p>
<p style="text-align: justify">Her ne kadar İmparator bu birleşmeyi istemiyor olsa da Osmanlı Devleti’nin durdurulmasının tek yolu bu idi. Ancak üst düzey bir yetkilinin söylediği<em> “ Şehirde Latin rahiplerinin tacını görmektense Türk sarığı görmeyi yeğlerim.”</em> Bu anlaşmayı bir kişi hariç orada bulunan herkes imzalamış ve o anlaşmayı imzalamayan kişi de daha sonrasında Aziz ilan edildi. İmparator zaten kendisi bu anlaşmayı imzaladıysa da resmen birleşmeyi 13 yıl sonra ilan edebildi. (Roberts, 2017, s. 263)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>2. BELGRAD KUŞATMASI</strong></p>
<p style="text-align: justify">Belgrad’ın; hem Osmanlı Devleti hem de Balkan devletleri için önemli bir yer tutar. Çünkü Orta Avrupa’nın kapısı bu şehirdir. Osmanlılar da en az İstanbul’u fethetmek için çabaladığı çabayı buraya da çabalamışlardır. Tabi bazı tarihçiler Yıldırım Bayezid olarak varsayımda bulunsalar da ilk sıcak temas ve sabit olarak II. Murat gösterilir.</p>
<p style="text-align: justify">Yıldırım Bayezid’in Balkanlardaki ilerleyişi nihai olarak 1402’deki Emir Timur ile yapılan Ankara Savaşı sonrasında durmuştu. Yıldırım Emir Timur’a esir düşmüştü ve 11 yıllık sürecek olan Fetret Dönemi (1402-1413) Fetret Dönemi başlamıştı. Macar Kralı Sigismund Ankara Savaşı’nın sonuçlarından yararlanmak istedi. Osmanlı Devleti ile kendi krallığı olan Macaristan Krallığı arasındaki tampon devlet kurmayı amaçladığı biliyordu. Sırp Tespiti Stefan Lazerević’e Osmanlı Devleti’ne vasal olmaktan kurtarıp bağımsız devlet haline getirdi. Kendisini de üst otoriter ilan etti. Buna karşılık Lazerević’e Belgrad’ı teslim etti ve şehri Sırp Despotu’nun merkezi haline getirdi.</p>
<p style="text-align: justify">Lazerević, Belgrad kalesini olabildiğince sağlamlaştırdı. Gizli geçitler yaptı, duvarları yeniledi ve kaleyi beş kısma ayırdı. İkisi Aşağı Şehir, diğer kalanlar ise Lazerević ‘in ikametgahı, askeri birlikler, kilise ve feodallerin oturduğu yerlerdeydi. Ekonomi ve cazibe merkezi haline getirmeyi hedefleyen Lazerević , Dubrovnik’i tüccarların ilgisini arttırdı. Lazerević gümrük vergilerinden de muaf etmiştir ve Macar Kralı Sigismund‘dan kendi halkı için imtiyazları da elde etmişti.</p>
<p style="text-align: justify">İleri ki dönemlerde olası taht kavgasını önlemek amacıyla veliahdını da ayarlamak için Macar Kralı Sigismund ile Tata’da anlaşma yaptı. Anlaşmaya göre Despot ’un ölümü halinde Lazerević’in yeğeni Đurad Braković yerine geçecekti. Ancak buna karşılık Belgrad ve Güvercinlik Macaristan Krallığı’na bağlanacaktı. Akabinde Lazerević 3 ay sonra vefat etti ve yerine yeğeni geçti. (Arslantaş, 2011, s. 13-19)</p>
<p style="text-align: justify">Bütün bu olaylara karşılık 1428 yılında Sigismund Güvercinlik’i hem karadan hem de sudan kuşatmaya çalıştı ancak II. Murat’a karşı savaşta yenilmiş ve ateşkes imzalayarak Güvercinlik’i II. Murad’a teslim etmiştir. Braković de mecburen üst otorite olarak kabul etti ve yıllık 50.000 duka haraç vermeyi ve Macaristan’la her türlü diplomatik ilişkiyi bitirmeyi taahhüt etti. Bunun üzerine 1437’de Sigismund ’ün ölmesi ve bir veliahttın olmamasını (Kinross, 2008, s. 97)<sup> </sup>fırsat bilen II. Murat bu dönemde Sırbistan, Transilvanya ve Eflâk üzerine akınlar yaptı.</p>
<p style="text-align: justify">İkinci Murat Ağustos 1439’da Semendire üzerine üç boyunca akınlar yaptı ve sonunda Eflâk’ı fethetti. Bütün bunların akabinde Macar Kralı II. Albert’in ölümüyle kargaşa hat safhaya çıktı ve bunun üzerine Osmanlı orduları Belgrad önlerine geldi. (Arslantaş, 2011, s. 18-20)Yaşlılığına rağmen Evrenoszâde Ali Bey Belgrad’a saldırı düzenledi ise de ordusu bozguna uğradı. Hunyadi Janos ise devlete verilen zararın intikamını almak için sonbaharda Bosna’ya saldırıp, İsa Bey’in birkaç birliklerini kovma cesaretini gösterdi. (Jorga, 2008, s. 445)</p>
<p style="text-align: justify">Ancak 1440 yılında Belgrad kuşatmasında ordunun 12.000 askerini kaybeden ve 6 ay boyunca herhangi bir gelişme sağlayamayan II. Murat ricat etti. Bu hem II. Murat hem de Avrupalılar için bir dönüm noktası olarak tarihe geçer. II. Murat Varna Muharebesine kadar savunmaya geçerken ve hatta devleti kurtarmaya çalışırken Hunyadi Janos ve Macar Kralı için taarruz dönemlerine giriliyordu. (İnalcık, 2020, s. 106)</p>
<p style="text-align: justify">Feridun Emecen’in anlatımında bombaların gürültüsünde şehir kuşatmasında çok büyük yararlık gösterdiğini ancak Belgrad Kuşatmasındaki topların yıkıcı bir özelliği olmadığını söyler. Bunun akabinde Belgrad ahalisinin top gürültüsüne alışık olduğundan dolayı pek etkileyici bir performans gösteremediğini söyler. Topun bir meydan muharebesinde kullanımı için 1440 yılını beklemeleri gerekiyordu. (Emecen, Osmanlı Klasik Çağında Savaş, 2010, s. 20) Ayrıca ilk defa Türkler’ e karşı kullanılan tüfek ateşi bu başarısızlığın amillerinden biri gibi görünmektedir. (İnalcık, II. Murad, 2006, s. 168)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>3. AVRUPA’DA TAHT HAK SAHİBİ ARAMA</strong></p>
<p style="text-align: justify">Bu süreçte daha önce yazdığımız gibi 1439 yılında beklenmedik bir olay gerçekleşti. Macar Kralı Hasburg hanedanlığından II. Albert vefat etti ve arkasındaki varis olarak daha bebek yaşındaki bir varış bıraktı. Bu bebeğin ismi ise Ladislaus Posthumus’dur. Ölen Albert Viyana doğumlu olmasına rağmen Alman asıllı idi ve ayrıca Macaristan Kralı Sigismund ‘un damadı idi. Ancak II. Albert tahta bir yıl kaldıktan sonra çok ani şekilde vefat edip üzerine Balkanlardan gelen Osmanlı tehlikesi ise Macaristan’a doğru yaklaşıyordu. Bu durumda bir lider olmayışı Türk tehdidine karşılık açık meydan veriyordu. Buna karşılık dağılmış ve taht kavgası içerisindeki bir devlet istemeyen Papa IV. Eugenius büyün siyasi ağırlığını bu konuya verdi. İlginç bir çözüm bulduğu aşikar olacak ki iki Katolik kilisesine bağlı olan Macaristan ve Polonya’yı birleşmesini sağladı. 1440 yılında Macar asilzadeleri Polonya Kralı 3. Władisław’a Macar Kralı olması için teklif götürdüler. 16 yaşında olan ve 10 yaşından beri Polonya Kralı olan Władisław 2 yıl boyunca çarpışmalar ve taht kavgaları sonucunda Macaristan Kralı İ. Ulàszló unvanıyla tahta çıkmıştır. Yeni Macar Kralı orduların başına da Türklerin amansız düşmanı Hunyadi Janos ‘u geçirdi. (Mesut, 2017, s. 4)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>4. OSMANLILARIN SAVUNMAYA GEÇİŞİ</strong></p>
<p style="text-align: justify">Belgrad Kuşatmasında başarısız olan II. Murat Evrenosoğlu Ali Bey’i Macaristan’a akınlar yapmaya gönderdi Ancak Evrenosoğlu Ali Bey bu akınlarda Macaristan topraklarına girdi ve Mehdiye denilen toprakları yağmaladı. Bu sırada Rumeli Beylerbeyi Şahabettin Paşa ise Novoberda’yı ele geçirdi ise de bu süreçte başkomutanlığı alan Hunyadi Janos Şahabettin Paşayı geri püskürttü ve ordusunu bozguna uğrattı.  (Bolat, 2020, s. 153) Bosna’dan da Türk akıncılarını çıkartan Hunyadi Janos<em> Milli Kahraman</em> ilan edildi. (Jorga, 2008, s. 443)  Bu kazançlarından dolayı Balkan Devletlerinde büyük sevinç gösterileri yapıldı ve hemen yeni bir Haçlı Seferi tertip edildi. Macaristan Kralı Władisław’ın etrafında toplanan birlikler başkomutan Hunyadi Janos ‘un önderliğinde Niş Muharebesinde Türkleri yendiler. Rodop dağlarında tutunmaya çalışan Osmanlı orduları yine püskürttü ve böylece Filibe’ye kadar geldiler. (Kunt, 208, s. 75) En sonunda 24 Kasım 1443’de İzladi geçidin de II. Murat zorlukla da olsa Hunyadi Janos ve ordularını durdurmayı başardı. (Gürsoy, 2020, s. 55-56) (Kiel, 2001, s. 513) Gazâvatnameler ’de Neşri şu şekilde nakletmiştir;</p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px">“<em>Sultan Murad dahi Karaman oğluyla musâleha etmişti, kafiri karşuladı, kâfir leşkeri İzledi Derbendi’nin içine girüp oturdu, hünkar dahi İzladi’ye müteveccih olup gelüp birkaç gün anda oturup kış olmağın uğraşmaya mecal olmayup kâfir dahi zebun olup hemen bir gece çekilip gitti.</em>”</span></p>
<p style="text-align: justify">Zlatiça Savaşı’nın ( 24 Kasım 1443) önemini anlatmak istersek Hunyadi Janos ve Macar Kralı olası savaşta durdurulmasa idi Edirne düşman ordularına açık olacaktı. Bu da Osmanlı Devleti’nin sonu demek olurdu. Burada II. Murat’ın büyük bir risk aldığını söylemek gerekir. Bu durumda II. Murat’ın devletini ipten aldığı aşikârdır. Birçok tarihçiye göre II. Murat İzladi Geçidi savaşından sonra canını zor kurtaran Janos ve Władisław ‘ı takip edebilir hatta olabildiğince geriye doğru çekebilirdi. Ancak hem ordusu çok yorgun hem üç beylerine olan güvensizliği hem de çok sevdiği 16 yaşındaki Alâeddin Ali Çelebi’nin ölüm haberi (Afyoncu, 2018, s. 52) (Babinger, 2003, s. 40-41) yüzünden kendinde bu gücü göremedi.</p>
<p style="text-align: justify">Ayrıca bu savaşta Rumeli Beylerbeyi Kasım Paşa ile Sancak Beyi ve II. Murad’ın damadı Mahmut Çelebi başta olmak üzere iki yüze kadar askeri Hunyadi Janos ‘a esir düştüler. Janos bu esirlerden yüz yetmişini öldürmüş iki Beyi de Budin’e götürmüştür. (Hammer, 2011, s. 221) Hunyadi Janos, silahlı savaş arabalarına dayalı yeni bir harp taktiğiyle Osmanlı süvarisi karşısında seri zaferler kazanmasını bilmişti. Osmanlıların “ tabur cengi” adını verdiği bu sistemde, üstü geleneksel savaş araç gereçlerinin yani sıra ateşli silahlar kullanan askerlerle doldurulan arabalar, tahta paravan ve kalkanlarla sıkıca muhafaza altına alınmış oldukları halde birbirlerine zincirlenerek bir müdafaa hattı oluşturuyorlardı. Osmanlı atlıları, bu yıllarda arabalardan örülü Macar savunmasını aşmakta zorluk çekmişlerdi. (Emecen, 2020, s. 119)</p>
<p style="text-align: justify">Değinilmesi gereken bir husus ise Karamanoğlu’nun Macar Kralı ile anlaşmasıdır. Buna göre Karamanoğlu; Osmanlı’nın Anadolu’daki topraklara saldıracak bu durumda ise Osmanlılar topyekûn orduları ile birlikte Karaman’a saldırırken Macarlar da Balkanlardan saldırıp Edirne’ye saldıracaktı. (Uzunçarşılı, 1978, s. 372) Doğu Roma İmparatorluğu’nun ise buradaki görevi Osmanlıların iki yakanın da geçmesini engellemektir. Ancak burada Karamanoğullar’ı çok acele ettiği aşikârdır. Çünkü Macar ve Sırp birlikleri daha ordusunu toparlayamamıştı.<br />
Halil İnalcık ve Mevlüd Oğuz’un araştırmasında “Yeni Bulunmuş Bir Gazavat-ı Sultan Murad” ‘da Neşrî bu anlaşmayı şu şekilde yazmıştır:</p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px">“<em>Çünkü Semendre alınıp içine ehl-i İslam dolıcak küffar karın ağrısına uğradılar, Vılık oğlu varup Ungurus eteğine yapıştı ve hemen Karaman oğlunun Ungurus’e elçisi vardı, eyitti, sen öteden yürü ben beride yürüyelüm, aradan müslümanlığ götürelüm, Rumeli senin olsun Anadolu benim olsun dedi, Vılık oğluna dahi yine ilin alıvirelüm dedi</em>“</span> (İnalcık &amp; Oğuz, Yeni Bulunmuş Bir Gazavat-ı Sultan Murad, 1949, s. 484)</p>
<p style="text-align: justify">Karamanoğlu Mehmet Bey ın Osmanlı topraklarını saldırısını Zaifi, II. Murad’ın ağzından şu şekilde anlatır:</p>
<p style="padding-left: 80px;text-align: justify"><span style="font-size: 14px"><em>“İki gezdür iderüz, kasd-ı küffar</em></span><br />
<span style="font-size: 14px"><em>Bizi men eyler ol işden bu idbâr</em></span><br />
<span style="font-size: 14px"><em>Geçen yıl geldi Begşehirini aldı</em></span><br />
<em><span style="font-size: 14px">Ne denlü mescidi varısa yıkdı”</span> (Pehlivan, 2008, s. 602-603)</em></p>
<p style="text-align: justify">Bu beyitten anlaşıldığı üzeri Karamanoğlu Mehmet Bey, Akşehir ve Beyşehir’i kuşatmıştır. Osmanlılar bu kuşatmaya karşı acele ile sefer düzenleyip Konya ve Larende dâhil olmak üzere Karaman ilini yağma ve tahrip etti. Ancak Macarların hareketi üzerine Mehmet Bey’le anlaşma yapmak zorunda kaldı. (Emecen, 2020, s. 119-120)</p>
<p style="text-align: justify">Bütün bu başarısızlık ve geri çekilme hamleleri sonucunda II. Murat Macarlara karşı barış ve yatıştırma politikasını devreye soktu. Macarlara karşı yeminli barış antlaşması yaptı. Sırp Tespiti Georg Braković ‘e ülkesini geri verdi (Emecen, Varna Muharebesi, 2012, s. 528) ve Tuna Nehri’nin ilerisine gitmeyeceğinin taahhüdü ile Macarlar ve Sırp despotu ile barış anlaşması imzaladı. Ancak en önemlisi bu anlaşma on yıl sürecekti. (12 Haziran 1444 Edirne-Segedin Antlaşması ). Bu anlaşmada Sırp despotunun kızı padişahın karısı Mara Sultan bunda önemli rol oynadı. (İnalcık, II. Murad, 2006, s. 168) Akabinde Karamanoğulları ile de barış antlaşması yaptı. Hamid-eli’ni Karamanoğlu Mehmet Bey’e bıraktı. (İnalcık, 2020, s. 106-107)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>5. II. MURAD’IN KİŞİLİĞİ VE TAHTI DEVRETMESİ</strong></p>
<p style="text-align: justify">Birçok yapılan araştırmalarda II. Murad Han’ın naif, kibar, eğlenceye ve işrete düşkün, çok fazla alkol içen, (İnalcık, Murad II, 2000, s. 609) sanatçıları ve âlim adamları koruyup koruyan bir padişahtı. Son zamanlarında alkolü bıraktığına dair bir takım tezler üretildiyse de kanıtlanmış bir bulgu değildir. II. Murad aynı zamanda barışsever bir padişahtı. Ne atası Yıldırım Bayezid ne de oğlu II. Mehmet gibi fütuhatça bir padişah özelliğine sahipti. (İnalcık, Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481), 2010, s. 152) Çok gerekmedikçe savaşmaz her zaman barıştan yana olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify">İkinci Murad’ın altı tane şehzadesi vardı. Sırasıyla Büyük Ahmet, Alâeddin, Mehmet, Orhan ve Küçük Ahmet’tir. Ancak II. Murad şehzadelerin arasında en çok Alâeddin’i severdi. Özellikle 16 yaşındaki oğlunu Karaman seferine yollamış ona bizzat görevler vermişti. Şehzade Alâeddin kendisine verilen görevleri yerine getirmiş hem babasını hem de devlet adamlarının gözüne girmişti. Ancak II. Murad Macar ordularını İzladi Geçidi’nde durdurmaya çalışırken hiç beklenmedik bir haber alır. En sevdiği şehzadesi ölmüştür. (İnalcık, II. Murad, 2006, s. 168)Bu ölüm haberinden sonra Macar ordularını İzladi’de durduran Sultan Murad seferi durdurma kararını alır. (Bolat, 2020, s. 93)</p>
<p style="text-align: justify">Şehzade Alâeddin’in ölüm nedeni hakkında birçok rivayetler dolaşır. Bazı tarihçilere göre Amasya’da av sırasında attan düşüp boynunu kırdığı yazarken bazı tarihçiler ise barışçı sever padişaha bir gözdağı vermek istedikleri için şehzadesini öldürmüşlerdir. Çünkü devlet adamların birçoğu özellikle Çandarlı Halil Paşa’nın başını çektiği barış ortamında fetih ortamını özleyen Rum alındılara destek veren devlet adamları ile sürekli bir çekişme ve çatışma yaşıyorlardı. Bunun en baskın tezini süren Prof. Dr. Feridun Emecen’dir. (Emecen, Fetih ve Kıyamet 1453, 2012, s. 90-91)<sup>.</sup>Her ne olursa olsun öldürülme olayı ya da ecelden dolayı ölmüş olsun II. Murat daha Karaman seferine giderken oğlu Mehmet Çelebi’ye tahtı önce kaymakam olarak yerine bırakan Sultan Murat; Karaman seferinden sonra Hem Macarlarla yapılan Edirne-Segedin Antlaşması ile, daha sonra Karamanoğulları ile yapılan barış antlaşmasından sonra tahtını daha önce tarihte görülmemiş bir şekilde terk etti (Emecen, 2020, s. 120). Bundaki amacı 1439 yılından beri hem hastalık, hem evlat acısı, ihanetler, yorgunluk gibi sebeplerden dolayı geri çekilmek hem de sağlığında iken oğlu II. Mehmet’in devlet yönetimini görmek istemiştir.  Gazavat’a göre Yenişehir’den ordusuyla Bursa’ya geldi. Tahtı bıraktığını şu şekilde bildirmiştir:</p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px">“<em>Bakın beyler, paşalar, bu ana gelince Padişahınız ben idim, ba’del-yevm Padişahınız oğlumdur, zira ben cümle tâc ve tahtımı ve unvânımı fi’l-cümle oğluma verdim, hâlâ Padişah oğlumu bilesiz. “</em></span></p>
<p style="text-align: justify">Sultan Murad Karamanlılarla antlaşma yapması, Bursa’da birkaç gün kalması ve nihayetinde tahtı bırakması 2 ila 3 hafta sürdüğü düşünülüyor. (İnalcık, İki Karanın Sultanı İki Denizin Hakanı Kayser-i Rum Fatih Sultan Mehemmed Han, 2019, s. 121) Böylece ordusu Edirne’ye dönerken kendisi Bursa’da kaldı. (Gazavat-ı Sultan Murad bin Mehemmed Han, 1989, s. 36), (İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ 1300-1600, 2020, s. 35)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>6. VARNA SAVAŞI’NA GİDEN SÜREÇ VE HAZIRLIKLARI</strong></p>
<p style="text-align: justify">Ortaçağ devrini kapatıp Yeni Çağ’ı başlatan devlet adamı II. Mehmet İstanbul’u fethi politikasına daha 12 ila 13 yaşlarında karar verdiği düşünülüyor. Bu düşünceyi olguya sokturan ise Zağanos Paşa ve Şehabettin Paşalardı. Ancak barış ortamını arzu eden Çandarlı Halil Paşa veziriazamlığını sürdürmekte idi ve Bursa’da ikametgâh eden II. Murad’a devlet gelişmelerini haberdar ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify">1439 yılında Osmanlı hâkimiyetini bitirmek için yapılan Floransa Görüşmelerini Bizans Devleti’nin ön ayak olduğunu ve haçlı seferlerinin düzenlenmesinde teşvik edici rolü olduğu bilindiği için artık sadece şehir devleti olan bu imparatorluğu her ne pahasına olursa olsun fethetmek gerektir.</p>
<p style="text-align: justify">Birinci Mehmet daha ilk hükümdarlık döneminde Bizans Devleti Şehzade Orhan’ı serbest bırakıp II. Mehmet’i sınamak istemiştir. II. Mehmet bu isyanı derhal son vermek ve Şehzade Orhan’ın üzerine yürümek istemiş ancak Çandarlı Halil Paşa bu isyan için II. Murad’ın çağırılmasını istemiştir. Ancak II. Mehmet, Zağanos ve Şehabettin Paşalar karşı çıkmışlardır. Büyük olasılıkla II. Mehmet eğer bu gibi küçük durumlarda bile babası için çalışılıyorsa padişah olmanın anlamı yok diye düşünmüştür. II. Mehmet ‘de hiç vakit kaybetmeden Şahabettin Paşa’ya bu isyanı durdurmasını emretmiştir.</p>
<p style="text-align: justify">Ancak II. Mehmet Şehzade Orhan’ın sağ bir şekilde Edirne’ye getirilmesini istemiştir. Şahabettin Paşa isyanı bastırmış ama son anda Şehzade Orhan’ı elinden kaçırmıştır. Düşünülmesi gereken bir husus ise Orhan’ın Bizans Devleti’ne ikinci defa sığındığında yeni Padişah’ın ne denli kuvvetli olduğunu Bizans İmparatoruna bizzat söylemiş olduğudur.</p>
<p style="text-align: justify">Bütün bu gelişmeler olurken Papa IV. Eugenius ‘un elçisi Kardinal Cesarini ‘’yi Macar’a yollayıp Władisław ‘ın imzaladığı Edirne-Segedin Anlatması ’nın kendisi kabul etmediği sürece geçerli olmayacağını söyledi. Tahtı yeni bırakmış olan II. Murad’ın yerine geçen çocuk yaştaki tahta geçen padişahın tecrübesiz olduğunu yeni bar haçlı seferini düzenlenmesini istedi. Burada önemli husus Papa rica etmiyordu emrediyordu. Burada görülmesi gereken husus Papalık kurumunun ne kadar güçlü olduğunu savaşın ve barışın Avrupalı devletlerin üstünde bir karar mercii olduğu anlaşılıyor.</p>
<p style="text-align: justify">Macar Kralı antlaşmanın geçersiz olduğunu ilan edip savaş hazırlıklarını yaptı. Bütün Balkan hanedanlıkları Osmanlılara karşı birleşmişlerdi. Bunlardan biri ise İskender Bey diye bilinen ünlü George Kastriota idi. (İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ 1300-1600, 2020, s. 35)</p>
<p style="text-align: justify">Bütün bunlar olurken Osmanlı topraklarında güç gösterisi vardı. II. Murat veziriazamı Çandarlı Halil Paşa‘ya emanet edip Bursa’ya çekilmiş günlerini zevk ve eğlence içerisinde geçiriyordu. II. Mehmet taraftarları ise Halil Paşa’nın gücünü kırmaya çalışıyorlardı. Zağanos Paşa, Rumeli Beylerbeyi Şehabettin Paşa, daha atılgan bir politikayı güdüyorlardı. Zağanos Paşa ve onu destekleyen paşalar, Çandarlı’yı değiştirmek isteseler de Çandarlı Halil Paşa’yı yeniçeriler destekliyordu.</p>
<p style="text-align: justify">Bütün bu iktidar kavgasının üzerine yeni bir Haçlı Seferi’nin haberinin gelmesi üzerine Edirne tarafında büyük bir göç hareketi başladı. O sırada çıkan Hurufî isyanı da ancak kanlı bir kıyımla bastırabilmişti. (Emecen, 2020, s. 121) Üstüne Edirne’de çıkan yangın tüm şehri harap etti. Hemen savaş hazırlıklarına başlayan devlet kademesi Haçlı Seferine karşı Edirne’yi savunmak için etrafına hendekler kazılıyor surlar ise sağlamlaştırılıyordu.</p>
<p style="text-align: justify">Eylül’de birleşik Macar-Eflak-Avrupa ordusu Bulgaristan üzerinden Tuna’nın güney kısmından Osmanlı topraklarına girdi. Venedik ise olası Osmanlı ordusunun Rumeli topraklarının geçişini engellemek için Çanakkale Boğazlarını kapatmıştı. (Kunt, 208, s. 76)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>7. VARNA SAVAŞI</strong></p>
<p style="text-align: justify">Papalık emriyle ve çocuk yaşta tahta çıkmasını bir fırsat bilen Macar Kralı Władisław ve orduların başkomutanı Hunyadi Janos, Eflak Voyvodası II. Vlad, Papalık kurumun elçisi Kardinal Cesarini’ne ek olarak Burgondiya, Venedik ve Dubrovnik ‘de bu orduların içindeydi. Macarlar 4 Ağustos 1444 yılında Osmanlılara karşı savaş ilan ettiler. Burada değinilmesi gereken önemli bir konu ise bu savaş ilanını Kardinal Cesarini vermiş olmasıdır. (Emecen, Varna Muharebesi, 2012, s. 528), (Kinross, 2008, s. 103)</p>
<p style="text-align: justify">Bu sırada paşalar arasında fikir ayrılığı da iyice belirmişti. II. Mehmet taraftarı olan Paşalar Macarlılara karşı ordunun başında II. Mehmet olmasını ve olası savaşta düşmanları yenmesi durumunda başta Çandarlı olmak üzere diğer vezirlerinin tarih sahnesinden silinmesi anlamına geliyordu. Ancak burada herhangi bir şansa bırakmak istemeyen Çandarlı Halil Paşa derhal bir mektupla II. Murad’ın Edirne’ye gelip orduların başına geçmesini istedi. Savaş divanında Halil Paşa II. Murad’ı savaşa davet ettiğini ve meselenin liderliğini onun üstlenmesi gerektiğini söyledi. Bu durumda daha fazla diretmenin gereksiz olduğunu düşünen II. Mehmet <em>“Tiz babama haber edip ve her nice mümkün ise babamı getirin ki o küffar üzerine gitmek lazım lazım geldi. Amma bu Edirne yalnız olmaz. Birimiz burada oturup ve birimiz gitmek gerekir.”</em> dedi. (Bolat, 2020, s. 108)</p>
<p style="text-align: justify">Bu cümlede anlamamız gereken iki şey var. Ya II. Mehmet ordunun başında olacak ve Edirne’de olacak kişi II. Murad ya da II. Murad ordunun başında olacak ve Edirne’nin savunmasını II. Mehmed olacaktır. II. Mehmed, Kassabzade Mahmud Paşa’ya nameyi eline vererek Bursa’da oturan II. Murad’a verilmesini ve derhal Edirne’ye gelmesini emretti.</p>
<p style="text-align: justify">Ancak II. Murad devlet adamlarına küskün olduğu için ilk başta bu durumu kabul etmez. Kassabzade burada bir hamle yaparak bu savaşın arkasında Bizans Devleti’nin de olduğunu belirtmesi üzerine ikna oldu. II. Murad Edirne’ye gitmek için yola revan oldu. Burada Bizans İstanbul Boğazlarından geçmesini engellemeye çalıştı, II. Murad buna alternatif olarak Cenevizlilere kira karşılığında Boğazlardan geçmiştir. Hatta Lord Kinross Cenevizlilerden bahsederken Hain, Kâfir olarak bahseder. Çünkü II. Murad Edirne’ye ulaşmasa idi Varna Savaşı olmayacaktı.</p>
<p style="text-align: justify">Burada aslında II. Mehmet’in <em>“ Eğer padişah sen isen, devletimizi müdafaa etmek için gelin ve eğer padişah ben isem, sana emrediyorum, derhal ordumuzun başına geçin ve emrime itaat edin.”</em> Cümlesini kullanıldığı pek mit gibi olsa da Kemalpaşazade’nin 6. Defterinde doğrusu şu şekildedir;</p>
<p style="text-align: justify"><em>“Eger bu diyarun şehriyarıysan gel vilayetüni himayet eyle ve raiyyet olmağa rağbet itdün ise anun hükmüni riayet eyle; Sultan-ı zamanun da davetine icabet idüp emr-i vacibü’l kabüline itaat eyle” </em><em><sup> </sup></em><sup> (Bolat, 2020, s. 109)</sup> (Yılmaz, 2018, s. 85)</p>
<p style="text-align: justify">Bu emre karşı da II. Murad daha fazla diretemedi ve Edirne’ye doğru yol aldı. Edirne’ye gelen II. Murad sevinç gösterileriyle karşılandı. Ordusunun başına geçen II. Murad , oğlu II. Mehmet’i veziriazam Çandarlı Halil Paşa ile birlikte Edirne’de bırakarak Balkanlara doğru ilerlemeye başladı.</p>
<p style="text-align: justify">Bu sırada Władisław ve ekibi Tuna nehrini aşıp Varna’ya doğru gitmektirler. 10 Kasım 1444 yılında II. Murad Varna’da Macarları karşıladılar. Macar ordusu 15.000 atlı ve buna yakın piyade, 2000 kadar araba vardı. Eflak Prensi 4000 dolayların askeriyle Niğbolu’da Hunyadi Janos’un ordusu ile birleşti. II. Murad ise 40.000 kadar bir ordu toplamıştı. (Emecen, 2020, s. 122) Ordu düzeninde sağ kolunu Anadolu Beylerbeyi Karaca Bey, sol konunu Rumeli Beylerbeyi Hadım Şehabettin Paşa, merkezini de kaideler gereği yeniçerilerle birlikte II. Murad yer alacaktı.</p>
<p style="text-align: justify">En başta Hunyadi Janos, Anadolu Beylerbeyi Karaca Bey üzerine gidip o kısmı dağıtmak için emrinde bulunduğu askerler ani hücum düzenledi. Karaca Bey ‘in bütün girişimlerine karşılık sağ kısım geriye doğru çekilmeye ve dağılmaya başladı. Bu sırada bir ok saldırısı ile Karaca Bey şehit oldu. Bunda en büyük etken Avrupalıların Ortaçağ’a özgü ağır zırhlı süvari hücumlarına nispeten Osmanlı orduların hafif teçhizatlı bir savaşa ve donanıma sahip olmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify">Sol tarafta da istenilen başarı sağlanamıyordu. Şehabettin Paşa Eflak kuvvetleri çarpışıyor direniyor ise de Hunyadi Janos ‘’ün kuvvetleri Osmanlıların sağ taraftaki kuvvetlerini dağıtmış sol tarafa doğru akın ediyordu. Burada Şehabettin Paşa’nın sağlam iradesi sayesinde Haçlı birliklerini durduramadıysa da yavaşlattığı gözüküyor. Akşama yakın sağ tarafta dağıldığını gören II. Murad risk alarak merkezi birliklerini de ( Yeniçeriler ) hücuma destek için yolladı.</p>
<p style="text-align: justify">Bu süreçte sağ, sol ve merkez birliklerin dağıldığı gören Władisław olabilecek bir başarıdan büyük pay sahibi olmak için, Janos ’un itirazına rağmen kendisine bağlı olan Lehistan orduları ile birlikte merkeze yürüdü. Burada bir yeniçerinin hamlesi sonucunda attan düşürüldü ve yayabaşı Koca Hızır tarafından kellesi kesilmek suretiyle öldürüldü. (Jaczynowaski, 2017  s. 187-209) Koca Hızır Kralın kesik başını mızrağına takıp Padişaha götürdü. Bunu gören Lehistan ordusu daha fazla direnemedi ve yeniçerilerin kuşatmasının içinde kalıp imha edildi.</p>
<p style="text-align: justify">Bazı kaynaklara göre Kardinal Cesarini savaş sırasında kaçtığını bazı kaynakların ise Varna Savaşında öldüğü tahmin ediliyor. Hunyadi Janos her ne kadar ordularını savaşmaya teşvik etse de Kralın öldüğünü gören kuvvetleri savaşmak istemiyor ve kaçıyordu Buna müteakip Hunyadi Janos’da asker kılığına girip Varna’dan kaçmıştır. Böylece II. Murad Varna Muharebesini kazanmış ve eski saygınlığını tekrar kazanmıştır. (Uzunçarşılı, 1978, s. 433-439)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>SONUÇ</strong></p>
<p style="text-align: justify">Bu savaşla birlikte gücüne güç katan II. Murad hem saygınlığı kazanmış, hem de ileri de yapılacak olan II. Kosova Savaşı ile birlikte oğlu II. Mehmed ’in İstanbul’u kuşatırken hiçbir Haçlı Seferi’nin olmayacağını temin etmiştir. Bu zaferle 1439 Floransa Görüşmeleri’nin hükmü kalmamıştır, Bizans’ın da son ümitleri tükenmiştir. Katolikler birleşmemiş ve İstanbul’u 29 Mayıs 1453 yılında kaybetmiş olacaklardır. Tarihte Kanuni Sultan Süleyman devrinin hazırlayıcısı I. Selim deniliyorsa aynı şekilde Fatih Sultan Mehmet devrini hazırlayan padişah II. Murad dönemidir. Çünkü Fatih tahta çıktığında ilk işi İstanbul’u fethetmek politikasına başladı. İstanbul Kuşatması (6 Nisan’dan 29 Mayıs 1453) sırasında hiç bir Avrupa ülkesi Bizans İmparatoru’nun yardımına gelmemiştir. Bunun nedeni de Varna Savaşı ve II. Kosova Savaşı’nın neticesidir.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>Afyoncu, E. (2018). <em>Herkes İçin Osmanlı Tarihi (1302-1922).</em> İstanbul: Yeditepe Yayınevi.</p>
<p>Arslantaş, S. (2011). Belgard-ı Darü&#8217;l Cihad. <em>Türkiyat Araştırmaları</em> (15), 13-19.</p>
<p>Babinger, F. (2003). <em>Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı.</em> İstanbul: Oğlak Yayınevi.</p>
<p>Bolat, K. (2020). <em>Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi.</em> İstanbul: Ötüken Neşriyat.</p>
<p>Emecen, F. M. (2012). <em>Fetih ve Kıyamet 1453.</em> İstanbul: Timaş Yayınevi.</p>
<p>Emecen, F. M. (2020). <em>Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun Kuruluşu ve Yükseliş Tarihi 1300-1600.</em> İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p>Emecen, F. M. (2010). <em>Osmanlı Klasik Çağında Savaş.</em> İstanbul: Timaş Yayıncılık.</p>
<p>Emecen, F. M. (2012). <em>Varna Muharebesi</em> (Cilt 42). Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi.</p>
<p><em>Gazavat-ı Sultan Murad bin Mehemmed Han.</em> (1989). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınevi.</p>
<p>Gürsoy, E. (2020). <em>Osmanlı Tarihi El Kitabı.</em> (T. Gündüz, Dü.) İstanbul: Grafiker Yayınları.</p>
<p>Hammer, J. v. (2011). <em>Osmanlı İmparatorluğu Tarihi</em> (Cilt 1). (A. B. Kocaoğlu, Çev.) İstanbul: İlgi Kültür Sanat Yayıncılık.</p>
<p>İnalcık, H. (2020). <em>Devlet-i Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar, Klasik Dönem (1302-1606); Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişim</em> (Cilt 1). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p>İnalcık, H. (2006). <em>II. Murad</em> (Cilt 31). Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi.</p>
<p>İnalcık, H. (2019). <em>İki Karanın Sultanı İki Denizin Hakanı Kayser-i Rum Fatih Sultan Mehemmed Han.</em> İstanbul: Tükiye İş Bankası Kültür Yayınevi.</p>
<p>İnalcık, H. (2010). <em>Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481).</em> İstanbul: İSAM Yayınları.</p>
<p>İnalcık, H. (2000). <em>Murad II</em> (Cilt 8). Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı İslam Ansiklopedisi.</p>
<p>İnalcık, H. (2020). <em>Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ 1300-1600.</em> İstanbul: Kronik Kitap.</p>
<p>İnalcık, H., &amp; Oğuz, M. (1949). Yeni Bulunmuş Bir Gazavat-ı Sultan Murad. <em>Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi</em> (31), 484.</p>
<p>Jaczynowaski, L. (2017). <em>Supposed Gravesites of Wladislaw III of Varna.</em></p>
<p>Jorga, N. (2008). <em>Osmanlı İmparatorluğu Tarihi</em> (Cilt 1). (E. Afyoncu, Dü., &amp; N. Epçeli, Çev.) İstanbul: Yeditepe Yayınevi.</p>
<p>Kiel, M. (2001). <em>İzladi</em> (Cilt 23). Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi.</p>
<p>Kinross, L. (2008). <em>Osmanlı İmparatorluğun Yükselişi ve Çöküşü.</em> İstanbul: Altın Kitaplar Yayınevi.</p>
<p>Kunt, M. (208). Türkiye Tarihi. S. Akşin, &amp; S. Akşin (Dü.) içinde, <em>Osmanlı Devleti 1300-1600</em> (Cilt 2, s. 75). İstanbul, Beyoğlu: Cem Tarih.</p>
<p>Macar, E. (1999). Kilise-Siyaset İlişkisi Açısından İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi (1918-1999). <em>Doktora Tezi</em> , s. 4-5.</p>
<p>Mesut, R. (2017). Varna Muharebesi. <em>Edirne Hudut Gazetesi</em> , s. 4.</p>
<p>Norwich, J. J. (1996). <em>Byzantium : The Redline and Fall.</em> (A. A. Knopf, Dü.) New York.</p>
<p>Pehlivan, G. (2008). Varna Savaşı ve Bir Tarih Kaynağı Olarak Gazavatnameler. <em>Turkish Studies, İnternational Periodical For The Languages, Literature an History of Turkic</em> (3), 602-603.</p>
<p>Roberts, J. M. (2017). <em>Avrupa Tarihi.</em> (A. Demirkaynak, Çev.) İstanbul: İnkilap Yayınevi.</p>
<p>Solnom, J. F. (2020). <em>Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa.</em> (A. Bertay, Çev.) İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p>Uzunçarşılı, İ. H. (1978). <em>Osmanlı Tarihi</em> (Cilt 1). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.</p>
<p>Yılmaz, H. (2018). <em>Tarih-i İbn Kemal; VI. Defter.</em> Sakarya: Sakarya Üniversitesi Enstitüsü Yayınları.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/osmanliyi-dirilten-savas-varna.html">Osmanlıyı Dirilten Savaş : Varna</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Savaşları ve Sonrası Çocuk İstismarı Hakkında Yapılan Hukuki Düzenlenmeler</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/cocuk-istismari-icin-yapilan-hukuki-duzenlenmeler.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yüksel Gürbüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2021 20:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[istismar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=11406</guid>

					<description><![CDATA[<p>ÖZET İstismar denildiğinde genellikle ilk akla cinsel istismar olarak gelir. Ancak istismar denilen kelime hem anlam hem de kavram olarak çok geniş bulgulara yer alır. İstismarda çocuğun öncelikle hem anne, babanın hem de çocuğun bakımıyla sorumlu kişilerin yaptığı fiziksel ve ruhsal istismarlarının nedenleri araştırdık. Ancak bunu yapmadan önce Sanayi Devrimi, I. Dünya Savaşlarına giden süreç, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/cocuk-istismari-icin-yapilan-hukuki-duzenlenmeler.html">Dünya Savaşları ve Sonrası Çocuk İstismarı Hakkında Yapılan Hukuki Düzenlenmeler</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><strong>ÖZET</strong></p>
<p style="text-align: justify">İstismar denildiğinde genellikle ilk akla cinsel istismar olarak gelir. Ancak istismar denilen kelime hem anlam hem de kavram olarak çok geniş bulgulara yer alır. İstismarda çocuğun öncelikle hem anne, babanın hem de çocuğun bakımıyla sorumlu kişilerin yaptığı fiziksel ve ruhsal istismarlarının nedenleri araştırdık. Ancak bunu yapmadan önce Sanayi Devrimi, I. Dünya Savaşlarına giden süreç, I. Dünya Savaşı, Milletler Cemiyeti’nin kurulması, Cenevre Sözleşmesini, II. Dünya Savaşı ve sonrasında Birleşmiş Milletlerin kurulması, Evrensel Haklar Bildirgesi, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesini inceledik. Daha sonra çocuğun yetiştirilmesinde ihmâl ve istismarları derine inceledik ve buna dair yaptırımlarını inceledik.</p>
<p><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> <em>İstismar, Sanayi Devrimi, Cenevre Sözleşmesi</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="ead-preview"><div class="ead-document" style="position: relative;padding-top: 90%;"><div class="ead-iframe-wrapper"><iframe src="//docs.google.com/viewer?url=https%3A%2F%2Fwww.akademikkaynak.com%2Fwp-content%2Fuploads%2F2021%2F01%2Fyuksel-gurbuz-makale-1.pdf%3F1788623104&amp;embedded=true&amp;hl=en" title="Embedded Document" class="ead-iframe" style="width: 100%;height: 100%;border: none;position: absolute;left: 0;top: 0;visibility: hidden;"></iframe></div>			<div class="ead-document-loading" style="width:100%;height:100%;position:absolute;left:0;top:0;z-index:10;">
				<div class="ead-loading-wrap">
					<div class="ead-loading-main">
						<div class="ead-loading">
							<img title="loading Dünya Savaşları ve Sonrası Çocuk İstismarı Hakkında Yapılan Hukuki Düzenlenmeler  "decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/loading.svg" width="55" height="55" alt="loading Dünya Savaşları ve Sonrası Çocuk İstismarı Hakkında Yapılan Hukuki Düzenlenmeler  ">
							<span>Loading...</span>
						</div>
					</div>
					<div class="ead-loading-foot">
						<div class="ead-loading-foot-title">
							<img title="EAD-logo Dünya Savaşları ve Sonrası Çocuk İstismarı Hakkında Yapılan Hukuki Düzenlenmeler  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/EAD-logo.svg" alt="EAD-logo Dünya Savaşları ve Sonrası Çocuk İstismarı Hakkında Yapılan Hukuki Düzenlenmeler  " width="36" height="23"/>
							<span>Taking too long?</span>
						</div>
						<p>
							<div class="ead-document-btn ead-reload-btn" role="button">
								<img title="reload Dünya Savaşları ve Sonrası Çocuk İstismarı Hakkında Yapılan Hukuki Düzenlenmeler  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/reload.svg" alt="reload Dünya Savaşları ve Sonrası Çocuk İstismarı Hakkında Yapılan Hukuki Düzenlenmeler  " width="12" height="12"/> Reload document							</div>
							<span>|</span>
							<a href="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/01/yuksel-gurbuz-makale-1.pdf" class="ead-document-btn" target="_blank">
								<img title="open Dünya Savaşları ve Sonrası Çocuk İstismarı Hakkında Yapılan Hukuki Düzenlenmeler  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/open.svg" alt="open Dünya Savaşları ve Sonrası Çocuk İstismarı Hakkında Yapılan Hukuki Düzenlenmeler  " width="12" height="12"/> Open in new tab							</a>
					</div>
				</div>
			</div>
		</div><p class="embed_download"><a href="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/01/yuksel-gurbuz-makale-1.pdf" download>İndir [394.35 KB] </a></p></div>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/cocuk-istismari-icin-yapilan-hukuki-duzenlenmeler.html">Dünya Savaşları ve Sonrası Çocuk İstismarı Hakkında Yapılan Hukuki Düzenlenmeler</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Devleti&#8217;nin Ekonomik Yapısı ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Devalüasyonun Nedenleri</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/osmanli-devletinde-devaluasyon.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yüksel Gürbüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Sep 2018 10:03:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=6144</guid>

					<description><![CDATA[<p>ÖZET Osmanlı Devleti, 16. Yüzyılda kendi kontrolüyle devalüasyon yaparak akçenin değerini düşürmüştür. 16. Yüzyılda gerçekleşen bu devalüasyonun başlıca nedenleri coğrafi keşifler sonrası ekonomik kalkınma yaşayan Batının ve yeni ticaret yollarının Osmanlı ekonomisi üzerine etkisidir. Coğrafi keşiflerle ticaret yolları üzerinde etkisi kalmayan Osmanlı Devleti hem askeri hemde iktisadi anlamda sorun yaşamıştır.  Devalüasyonun tanımı çeşitleri ve Osmanlı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/osmanli-devletinde-devaluasyon.html">Osmanlı Devleti’nin Ekonomik Yapısı ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Devalüasyonun Nedenleri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: 16px; font-family: 'times new roman', times, serif;">ÖZET</span></strong></h2>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Devleti, 16. Yüzyılda kendi kontrolüyle devalüasyon yaparak akçenin değerini düşürmüştür. 16. Yüzyılda gerçekleşen bu devalüasyonun başlıca nedenleri coğrafi keşifler sonrası ekonomik kalkınma yaşayan Batının ve yeni ticaret yollarının Osmanlı ekonomisi üzerine etkisidir. Coğrafi keşiflerle ticaret yolları üzerinde etkisi kalmayan Osmanlı Devleti hem askeri hemde iktisadi anlamda sorun yaşamıştır.  Devalüasyonun tanımı çeşitleri ve Osmanlı Devleti’nde devalüasyonu tetikleyen nedenler hem iktisadi hemde tarihsel açıdan incelenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>    <span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Anahtar Kelimeler:</span></strong> <em>Coğrafi Keşiflerin Etkileri, Devalüasyon, Osmanlı Devleti</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="ead-preview"><div class="ead-document" style="position: relative;padding-top: 90%;"><div class="ead-iframe-wrapper"><iframe src="//docs.google.com/viewer?url=https%3A%2F%2Fwww.akademikkaynak.com%2Fwp-content%2Fuploads%2F2018%2F09%2FOsmanl%C4%B1-Devletinde-Deval%C3%BCasyon-Yuksel-Gurbuz.pdf&amp;embedded=true&amp;hl=en" title="Embedded Document" class="ead-iframe" style="width: 100%;height: 100%;border: none;position: absolute;left: 0;top: 0;visibility: hidden;"></iframe></div>			<div class="ead-document-loading" style="width:100%;height:100%;position:absolute;left:0;top:0;z-index:10;">
				<div class="ead-loading-wrap">
					<div class="ead-loading-main">
						<div class="ead-loading">
							<img title="loading Osmanlı Devleti&#039;nin Ekonomik Yapısı ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Devalüasyonun Nedenleri  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/loading.svg" width="55" height="55" alt="loading Osmanlı Devleti&#039;nin Ekonomik Yapısı ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Devalüasyonun Nedenleri  ">
							<span>Loading...</span>
						</div>
					</div>
					<div class="ead-loading-foot">
						<div class="ead-loading-foot-title">
							<img title="EAD-logo Osmanlı Devleti&#039;nin Ekonomik Yapısı ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Devalüasyonun Nedenleri  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/EAD-logo.svg" alt="EAD-logo Osmanlı Devleti&#039;nin Ekonomik Yapısı ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Devalüasyonun Nedenleri  " width="36" height="23"/>
							<span>Taking too long?</span>
						</div>
						<p>
							<div class="ead-document-btn ead-reload-btn" role="button">
								<img title="reload Osmanlı Devleti&#039;nin Ekonomik Yapısı ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Devalüasyonun Nedenleri  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/reload.svg" alt="reload Osmanlı Devleti&#039;nin Ekonomik Yapısı ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Devalüasyonun Nedenleri  " width="12" height="12"/> Reload document							</div>
							<span>|</span>
							<a href="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/09/Osmanlı-Devletinde-Devalüasyon-Yuksel-Gurbuz.pdf" class="ead-document-btn" target="_blank">
								<img title="open Osmanlı Devleti&#039;nin Ekonomik Yapısı ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Devalüasyonun Nedenleri  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/open.svg" alt="open Osmanlı Devleti&#039;nin Ekonomik Yapısı ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Devalüasyonun Nedenleri  " width="12" height="12"/> Open in new tab							</a>
					</div>
				</div>
			</div>
		</div></div>
<p><span style="background-color: #000000; color: #ffffff;">Editör Notu: PDF dosyalarının yüklenmesi dosya boyutuna paralel şekilde uzun sürebilir. Dosyanın görünmemesi durumunda sayfayı yenileyiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/osmanli-devletinde-devaluasyon.html">Osmanlı Devleti’nin Ekonomik Yapısı ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Devalüasyonun Nedenleri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 Eylül Dönemi; Öncesi, Sonrası ve Etkileri</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/12-eylul-donemi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yüksel Gürbüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Aug 2018 19:34:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül Darbes]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül Yargılamaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=5859</guid>

					<description><![CDATA[<p>1)12 EYLÜL ÖNCESİ GERÇEKLESTIRILEN SUIKASTLER 1 Şubat 1979:Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi 1 Şubat 1979 gecesi İstanbul Maçka&#8217;daki evinin yakınlarında arabasında iken Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü. Mehmet Ali Ağca verdiği ifadede Abdi İpekçi&#8217;ye 5 &#8211; 6 el ateş ettiğini söyledi. Fakat olay yerinde 9 mermi ele geçirildi. Bu da bir ikinci kişinin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/12-eylul-donemi.html">12 Eylül Dönemi; Öncesi, Sonrası ve Etkileri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>1)12 EYLÜL ÖNCESİ GERÇEKLESTIRILEN SUIKASTLER</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">1 Şubat 1979:</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi 1 Şubat 1979 gecesi İstanbul Maçka&#8217;daki evinin yakınlarında arabasında iken Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Mehmet Ali Ağca verdiği ifadede Abdi İpekçi&#8217;ye 5 &#8211; 6 el ateş ettiğini söyledi. Fakat olay yerinde 9 mermi ele geçirildi. Bu da bir ikinci kişinin olduğunu ihtimalini güçlendirdi. Daha sonra Oral Çelik ve Mehmet Şener&#8217;in suikastı beraber planladığı ve Mehmet Ali Ağca&#8217;yı da tetikçi olarak sonradan aralarına aldıkları öğrenildi.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">10 Eylül 1979:</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Türkiye İşçi Partisi Adana eski İl Başkanı Ceyhun Can, yazıhanesinde öldürüldü.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">19 Eylül 1979:</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı Mürsel Karataş İstanbul Sultanahmet&#8217;te öldürüldü.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">3 Aralık 1979:</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Fedai Dergisi sahibi MHP&#8217;li yazar Kemal Fedai Coşkuner İzmir Agora semtinde alışveriş yaptığı pazar yerinden dönerken kurşunlanarak öldürüldü.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">7 Aralık 1979:</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyelerinden Cavit Orhan Tütengil 7 Aralık 1979&#8217;da evinden üniversiteye giderken silahlı saldırıya uğradı ve öldürüldü. Tütengil uzun yıllar Cumhuriyet gazetesinde denemeler yazmıştı.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">11 Nisan 1980:</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu, 1980&#8217;de evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">27 Mayıs 1980:</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, eşi ile gittiği bir ziyaretten dönüp arabadan eşyalarını indirirken Devrimci Sol militanları tarafından çapraz ateşe alınarak öldürüldü.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">24 Haziran 1980:</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok evinde ve kızıyla birlikte öldürüldü.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">15 Temmuz 1980:</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">CHP İstanbul milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu İstanbul Şişli&#8217;deki işyerinde öldürüldü.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">19 Temmuz 1980:</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Eski Başbakan Nihat Erim İstanbul Dragos&#8217;taki evinin yakınında Mahir Çayan ve arkadaşlarının intikamının alınması adına Dev-Sol militanları tarafından suikaste uğradı.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">22 Temmuz 1980:</span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Maden-İş Sandikası genel Başkanı Kemal Türkler İstanbul Merter semtinde silahlı saldırı sonucu öldürüldü.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Elbette bunlar bilinen suikastlar; ama daha bilinmeyen birçok cinayetin işlendiği yadsımaz gerçektir. 80 darbesinin önemli nedenleri arasında bu suikastlar da yer almaktadır. Bu suikastlar dışında Malatya, Kahramanmaraş, Çorum, Sivas Olayları ve 16 Mart katliamı gibi darbeyi tetikleyici birçok etken bulunmaktadır. Bu olaylar kısaca şu şekilde özetlenebilir:</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">16 Mart Katliamı: 16 Mart 1978 tarihinde İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde faşist tarafın, devrimci gençlere yönelik bombalı saldırısıdır. 7 öğrencinin öldüğü, 41 tanesinin de yaralanmadığı olaydır. Olayın 10 gün kadar önce bir istihbaratçı tarafından İstanbul Emniyeti’ne bildirildiği, ama katliama engel olunmadığı gerekçesiyle olaydan 19 sonra dava açılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>Malatya Olayları</strong>: 17 Nisan 1978 tarihinde Malatya’nın sağ görüşlü belediye başkanı Hamit Fendoğlu’nun bombalı paketin evinde patlaması sonucunda gelini ve torunuyla birlikte ölmesi sonucu olaylar başlamıştır. Ardından gerginlik Alevi mahallelerine ve Alevilere yönelik saldırılara dönüşmüştür. 20 Nisan’a kadar sürmüş ve 8 kişi ölürken, 20 kişi ağır yaralanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>Sivas Olayları</strong>: Ali Baba Mahallesi Olayları olarak da bilinir. Olaylar, 3 Eylül 1978 sabahında Ali Baba Mahallesi’nin pazar yerinde iki çocuğun kavgasına karışan ailelerle başlamıştır. İki Alevi kadın vurularak öldürülmüştür. “Kanımız aksa da zafer İslamın” sloganları atılarak Alevi mahallelerine saldırılmıştır. Resmi rakamlara göre 11 kişi ölmüştür.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>Kahramanmaraş Olayları</strong>: 19 – 26 Aralık 1979 tarihinde Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve Alevileri hedef alan saldırılardır. Resmi rakamlara göre 7 gün süren bu olaylar sırasında 105 Alevi öldürülmüştür. 200 Alevi’nin evi yakılmış, 100’e yakın iş yeri tahrip edilmiştir. Buna karşın gerçek rakamların, açıklananlardan 3-4 kat daha fazla olduğu söylenmektedir.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">19 Aralık günü bir sinema bombalanmış ve biri ağır yedi kişi yaralanmıştır. Olay, “Alevi komünistler, sinemayı bombaladı” söylentisi ve iki sol görüşlü öğretmenin öldürülmesi ile tırmanışa geçmiştir. Öğretmenlerin cenazelerinden sonra önceden kapıları işaretlenen evlere saldırılmıştır. 26 Aralık’a kadar sürmüştür. Saldırganlığın caniliği ve askeri müdahalenin gecikmesi, tartışmalara neden olmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>Çorum Olayları</strong>: 1980 yılının Mayıs – Temmuz aylarında Çorum’da meydana gelen siyasi ve dini temelli kanlı olaylardır. 57 kişinin öldüğü açıklanmıştır ve güvenlik güçleri ile bastırılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>Fatsa Olayları</strong>: Nokta Operasyonu ismiyle bilinen olaylar, sol görüşlü belediye başkanı Fikri Sönmez’in girişimiyle başlamıştır. Fatsa’nın bölgeleri nezdinde karar alan halk komiteleri ile katılımcı bir yerel yönetim modeli deneniyordu. 9 Temmuz 1980 tarihinde Fatsa’ya askeri birlikler geldi ve 11 Temmuz 1980’de operasyonlar başladı. Birçok gözaltı ve tutuklama gerçekleşti. Sosyalist bir yönetim kurduğu gerekçesiyle Sönmez, yargılandı ve hüküm giydi. 1985 yılında ise cezaevinde hayatını kaybetti.<sup>1</sup></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>2) VE 12 EYLÜL 1980 SABAHI</strong></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">İşte böyle gergin bir ortamda Türk Silahlı Kuvvetleri 12 Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askeri müdahale ile yönetime el koydu.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Dönemin Genelkurmay Başkanı daha sonra yargılanması gündeme gelen ve birçok tartışmaya neden olan Kenan Evren&#8217;di&#8230;</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Evren, Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı&#8217;nın yanı sıra Devlet Başkanlığı görevini de üstlendi.<sup>2</sup></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">12 Eylül 1980 Cuma günü saat 03.59&#8217;da Türkiye radyoları (TRT) İstiklal Marşı&#8217;nın çalınmasıyla birlikte yayına geçti. Daha sonra anons yapılmadan Harbiye Marşı çalındı. Marşın bitiminde Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzasıyla yayınlanan Milli Güvenlik Konseyi&#8217;nin bir numaralı bildirisi okunmaya başlandı. Bu bildiriyi 5 bildiri daha izledi.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>3) 12 EYLÜL DARBESININ TELEVIZYON METNI</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="text-decoration: underline;font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>GENELKURMAY VE MİLLÎ GÜVENLİK KONSEY BAŞKANI ORGENERAL KENAN EVREN&#8217;İN TÜRK MİLLETİNE AÇIKLAMASI</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla sizlere radyo ve televizyondan hitap etmek imkânını bulmu ve ayrılan kısıtlı süre içerisinde mümkün olduğu kadar, yurdumuzun içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumu ile anarşik ve bölücü eylemleri, alınması gereken tedbirleri çok kısa olarak izah etmeye çalışmıştım. Yine çok </em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>iyi hatırlayacaksınız ki; iki yıldır her fırsattan istifade ile muhtelif defalar verdiğim beyanat ve radyo televizyon konuşmalarımda da bu hayati önemi olan konuları dile getirmiştim.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Kalbi bu vatan ve millet için atan sağduyu sahibi vatandaşlarım kabul edeceklerdir ki; ülkemizin halen içinde bulunduğu hayati önemi haiz siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlar, devlet ve milletimizin bekasım tehdit eder boyutlara ulaşmış ve bu </em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>hal devletimizi Cumhuriyet tarihimizin en ağır buhranına sürüklemiştir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Yine hepinizin bildiği ve gördüğü gibi; anarşi, törer ve bölücülük her gün 20 civarında vatandaşımızın hayatım söndürmektedir. Aynı dini ve milli değerleri paylaşan Türk Vatandaşları siyasi çıkarlar uğruna, çeşitli sun&#8217;î ayrılıklar yaratılmak suretiyle muhtelif kamplara bölünmü ve birbirlerinin kanlarım çekinmeden akıtacak </em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>kadar gözleri döndürülerek adeta birbirlerine düşman edilmişlerdir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Atatürk ilkelerini esas alarak kurulan Cumhuriyetimizin bu duruma düşürülebileceğini bundan 10 sene evvel tasavvur dahi etmek mümkün değildi. Bugüne kadar iktidara gelen çeşitli hükümetlerin, her yıl artan bir hız ile yaygınlaşan ve dünya tarihinde sayısız örnekleri görülen özel harbin sızma ve çökertme harekâtına karşı iç güvenliği sağlayacak kararları ve tedbirleri birinci öncelikle alacaklarım vadetmelerine rağmen; sonuç alacak teşebbüsleri, siyasi çıkar çataşmaları ve basit parti hesapları, kaprisler, hayaller, gerçek dışı talepler ve Türk Devletinin niteliklerine ters düşen gizli ve açık emeller arasında kaybolup gitmiştir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Düşmanın amaç ve yöntemleri, anarşi, terör ve bölücülüğün ulaştığı düzey; özel hukuki tedbirlere, idari düzenlemelere, sosyal koşulların geliştirilmesine, milli eğitim ve i hayatının düzenlenmesine ihtiyaç göstermekteyken; milletin vekâletini taşıyan milletvekilleri ve senatörler Meclislerde aylardan beri hiçbir sorumluluk duymadan yalnız parti menfaat ve disiplini uğruna bu olaylara seyirci kalabilmişlerdir. iktidarların basan ümit ederek aldıkları her tedbir muhalefetler tarafından kınanarak ve hatta memleket yararına da olsa baltalanmıştır. Milli birlik ve beraberliğe en fazla muhtaç olduğumuz dönemlerde bile kutuplaşmalar ve bölünmeler adeta teşvik edilmiş; yangını beraberce söndürmek yerine, üzerine benzin dökülerek memleket bilerek veya siyasi çıkarlar uğruna, sırf iktidara gelebilmek pahasına bir yangın yerine çevrilmek istenmiştir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Ağızlarından düşürmedikleri hukuk devleti kavramı bir kısım Anayasal kuruluşlarca devletin parçalanması pahasına da olsa yalnız kişilerin müdafaası olarak yorumlanmış, devletin ve milletin savunulması ise sahipsiz kalmıştır. Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesinin birlikte getirdiği sorumluluk, uygulamada kuvvetler çatışmasına dönüştürülmüştür.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Düşüncelerimiz, dinimiz üzerinde ve akla gelebilen her konuda dı ve iç kaynaklı bölücü ve yıkıcı faaliyetler bütün şiddetiyle sürdürülürken ne hazindir ki; bir kısım gerçeğe uymayan özerklik, dar görüşlü, sahibinden başkasının inanmadığı bilimsellik ve koşulları dikkate almayan salt hukuk savunucuları, yıkılacak devletin enkazı altında kalacaklarının, yokolup gideceklerinin idraki içinde olmadıkları görünümünü vermişlerdir. Bu acı hakikatları görüp çare arayanların veya Türk Ulusunu uyaran ve milleti bütünleşmeye davet edenlerin ise seslerini duymak mümkün olamamıştır. (Bir kısım kıymetli Türk basınının bu konuda zaman zaman yaptıkları uyarılan burada şükranla belirtmek isterim.)</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Siyasi partiler, bu kritik dönemde milletin özlemle beklediği önlemleri almak yerine; iç gerilimi devamlı olarak arttırarak, yıkıcı ve bölücü mihraklan büsbütün kışkırtarak, onlara cüret ve cesaret verecek beyan ve eylemleri ile adeta yanşırcasına seçim yatırımları için zemin yaratma yollarını tercih etmişlerdir. iktidara gelen siyasi partiler devlet teşkilâtının bütün kademelerini kendi görüşleri doğrultusundaki kişilerle doldurarak, kamu görevlilerinin ve vatandaşlarımızın bir tarafa girerek kamplara bölünmesini zorunlu hale getirmişler, giderek anarşi ve bölücülüğü destekleyen kaynakların şekillenmesine ve kamu kuruluşlarında çalışanlarla, polis ve öğretmenlerin dahi birbirine düşman kamplara ayrılmalarına neden olan partizan tutum ve davranışlarından vazgeçmemişlerdir. Böylece tarafsız halkımız, devletten beklediklerini parti kapılarında aramaya mecbur bırakılarak devlet otoritesi yok olmağa, vatandaşların hak ve hukukunu korumak ve ona tarafsız hizmet götürmek yerine, devletin saygınlığı yava yava erimeğe mahkûm olmu ve dolayısıyla ülkemizde tam bir otorite boşluğu teşekkül etmiştir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Bir kısım bedbahtlar Türk Milletinin bağımsızlığını, birlik ve beraberliğini temsil eden İstiklâl Marşımıza, koyu taassup veya sapık ideolojik amaçlarla protesto maksadıyla oturarak veya İstiklâl Marşı yerine Enternasyonali söyleyerek açıkça saygı-</em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>sızlık gösterebilmişler ve buna doğrudan sorumlu kişiler tevil yoluna sapmak suretiyle savunmalarını yapabilmişlerdir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Uzun zamandan beri bu fevkalâde üzücü olayları yakından takip eden Türk Silahlı Kuvvetleri hatırlayacağınız gibi; milletin kendisine verdiği yetkileri kullanamayan ve bu korkunç gidişi acz içinde seyreden Anayasal kuruluşların tümünü Cumhurbaşkanımız aracılığıyla uyararak alınması gereken tedbirlere de yer vermek suretiyle büyük Türk Milletine karşı yüklendiği sorumluluğu dile getirmiştir. Aradan geçen 8 aylık süre içerisinde yaptığımız sayısız uyarmalara rağmen hemen hemen bu tedbirlerin hiç birine yasama ve yürütme organları ile diğer Anayasal kuruluşlardan yeterli bir cevap alınamamı ve bu konuda müsbet faaliyetleri de izlenememiştir. Bu uyarı mektubundan sonra bir kısım yasaları etkisiz hale getirerek çıkaran Meclislerimiz</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>22 Mart 1980 tarihinden beri siyasi çıkar hesapları ile çıkmaza sürüklenen Cumhurbaşkanlığı seçiminden dolayı içinde bulunduğumuz buhran ile mücadelede en kıymetli unsur olan zamanı fütursuzca harcamışlardır. Dünyanın hiçbir ülkesinde Cumhurbaşkanlığı makamı ve seçimi bu kadar hafife alınmamı ve bu kadar zaman boşa harcanmamıştır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Asayi ve ekonomik bunalıma çareler getirmesi ve kanunlar yapması beklenen yasal organlarımız, memleket üzerine çöken bu kâbusa kargı kayıtsız kalmışlardır. Anayasamız, Türk Vatandaşlarının dinî inançlarından Ötürü kınanamayacağını, açıkça belirtmi olmasına rağmen, tek bir oyun peşinde koşan siyasi partilerimiz, yüce Atatürk&#8217;ün Cumhuriyeti döneminde unutulmu mezhep ayrılıklarını kışkırtmakta faydalar görerek Erzincan, Sivas, Kahramanmaraş, Tunceli ve Çorum illerinde siyasî çıkarlar uğruna vatandaşlarımızın birbirini katletmelerine neden olmuşlardır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan ve kendini Türk Vatandaşı kabul eden herkesin tek bir vücut halinde Türk Milletini oluşturduğu unutulmu ve değişik mezheplere bağlı vatandaşlarımızın tam bir kardeşlik bağı ile kaynaşmalarım </em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>engellemek isteyen kışkırtıcılar siyasî destek görmüşlerdir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Bir kısım Anayasal kuruluşlar muhtelif etkiler altında anarşi, terör ve bölücülük karşısında tarafsız, adil ve ortak bir yol izlemek yerine bizzat Anayasanın ihlâli karşısında dahi sessiz kalmayı tercih etmişlerdir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Bütün bu şartlara rağmen; hukuk devletinin temel ilkelerini savunmakla görevli Anayasal kuruluşlarımız, devletin en üst kademesindeki anarşizmin yarattığı tehlikenin büyüklüğünü idrak edemediklerinden veya terör odaklarının tehdidinden çekindiklerinden, devletin temellerine konan dinamitle her an parçalanma tehlikesi karşısında olduğunu gözlerden kaçırmaya çalışmışlardır. Devlet çökertildiği zaman Anayasanın kanatları altına sığınan tüm hukuk kurumları ile özerk, bilim müessese ve </em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>derneklerinin bu enkaz altında yok olacağı unutulmuştur.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Son iki yıllık süre içinde terör 9241 can almış, 14.152 kişinin yaralanmasına veya sakat kalmasına sebep olmuştur. İstiklâl harbinde Sakarya savaşındaki şehit miktarı 5.713, yaralı miktarımız 18.480&#8217;dir. Bu basit mukayese dahi Türkiye&#8217;de hiçbir insan&#8217;lık duygusuna değer vermeyen bir örtülü harbin uygulanıldığını açıkça ortaya koymaktadır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Sevgili Vatandaşlarım;</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>İşte bütün bunlar ve buna benzer sayılabilecek ve hepiniz tarafından yakinen bilinen daha birçok sebeplerden dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri; ülkenin ve milletin bütünlüğünü, milletin hak, hukuk ve hürriyetini korumak, can ve mal güvenliğini sağlayarak korkudan kurtarmak, refah ve mutluluğunu sağlamak, kanun ve nizam hakimiyetini, diğer bir deyimle devlet otoritesini tarafsız olarak yeniden tesis ve idame etmek gayesiyle devlet yönetimine el koymak zorunda kalmıştır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Bugünden itibaren yeni hükümet ve yasama organı kuruluncaya kadar muvakkat bir zaman için yasama ve yürütme yetkileri benim başkanlığımda, Kara, Deniz, Hava Kuvveti Komutantan ile Jandarma Genel Komutanı&#8217;ndan oluşan Millî Güvenlik Konseyi tarafından kullanılacaktır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Büyük Atatürk&#8217;ün deyimiyle «Ulusal kültürümüzü, çağda uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmak, yurdumuzu dünyanın en mamur ve en uygar araç ve kaynaklarına sahip kılmak» hedefine yönelik hızlı bir kalkınma döneminin en kısa zamanda gerçekleştirilmesi zaruretine inanıyoruz. Bu inancımızın gerçekleşmesi için yüce ulusumuzun, bağrından çıkardığı ve yurdumuzdaki kutuplaşmada hiçbir tarafı tutmayan sadece Atatürk ilkeleri doğrultusunda yürüyen Türk Silâhlı Kuvvetleri yönetimine güveneceğinden kuşkumuz yoktur. İçinde bulunduğumuz buhrandan çıkmamız için ulusça arzu edildiğine inandığımız, disiplinli ve her türlü tasarrufa ağırlık veren </em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>bir yaşam ve dayanışma ortamına girilmesini ve milletçe gücümüzün tümünü ortaya koyacak bir çalışma hızım bekliyor ve yüce Türk Milletine güveniyoruz.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Vatandaşlarımızı kadarde, kıvançta ve tasada ortak bir bütün halinde millî şuur ve ülküler etrafında birleştirmenin iç barı ve huzurun sağlanmasında vazgeçilmez faktör olduğu düşüncesiyle, Atatürk Milliyetçiliğinden hız ve ilham almanın, politikada «Yurtta sulh cihanda sulh» ilkesine bağlı kalmanın, milli mücadele ruhunun, millet egemenliğine, Atatürk ilke ve devrimlerine olan bağlılığın tam şuurunu yerleştirmek ve geliştirmekle ülkemize yönelik tehditlerin ulusça göğüsleneceğine inanıyoruz.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Türkiye Cumhuriyeti, NATO dahil tüm ittifak ve anlaşmalara bağlı kalarak, başta komşularınız olmak üzere bütün ülkelerle karşılıklı bağımsızlık ve saygı esasına dayalı birbirlerinin iç işlerine karışmamak kaydıyla eşit şartlar altında ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerini geliştirme kararındadır. Uluslararası sorunların barışçı yollarla çözümlenmesinden yana bir dı politika izlenmesine devam edilecektir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Birçok tutum ve davranışlarıyla demokratik özgürlükçü parlamenter sisteme inancım defalarca kanıtlayan Türk Silahlı Kuvvetleri, en kısa zamanda Bakanlar Kurulu&#8221;nu kurarak, yürütme sorumlululuğunu bu kurula bırakacak ve hür, demokratik parlamenter sistemin şimdi olduğu gibi dejenere edilmesine ve tıkanmasına mani olucu ve Türk toplumuna yaraşır bir Anayasa ve Seçim Kanunu ile Partiler Kanununu hazırlamayı ve bunlara paralel düzenlemeleri yapmayı müteakip insan hak ve hürriyetlerine saygılı, millî dayanışmayı ön plana alan sosyal adaletti gerçekleştirecek, ferdin ve toplumun huzur, güven ve refahına önem veren özgürlükçü demokratik, lâik ve sosyal hukuk kurallarına dayalı bir yönetime ülke idaresini devredecektir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Sayılan bu hazırlıklar tamamlanıncaya kadar Yurdumuzda her türlü siyasî faaliyetler her kademede durdurulmuştur. Zorunlu olarak faaliyetleri durdurulan siyasî partilerin yeniden hazırlanacak Anayasadaki düzenlemelere ve yeni Seçim ve Partiler Kanununa göre zamanı, koşulları ilân edilecek seçimlerden yeterince önce faaliyete geçmesine müsaade edilecektir. Parlamento üyeleri, siyasî faaliyetlerinden dolayı suçlanmayacak ve yeni yönetime karşı suç teşkil edecek tutum ve davranışlarda bulunmadıkları sürece haklarında herhangi bir işlem yapılmayacaktır. </em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Ancak, kanunların suç kabul ettiği fiilleri vaktiyle işlediği saptanan parlamenterler hakkında gerekli kovuşturma yapılacaktır. Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Millî Selâmet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partilerinin parti başkanları şimdilik can güvenliklerinin sağlanması amacı ile Silahlı Kuvvetlerin koruma ve gözetiminde belirli yerlerde ikamete tabi tutulmuşlardır. Durum müsait olunca serbest bırakılacaklardır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Memlekette idarenin tam bir tarafsızlık içinde vatandaşın hizmetine koşması sağlanacaktır. Devlet hizmetinde bulunanların siyasi etkiler dışında çalışmaları kanun hakimiyeti altına alınacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu şu anda devletin yanında tarafsız ve adil hizmet görecek yöneticiler eski zamanın siyasi davranışlarına yönelmedikçe hizmet ve görevlerine devam edeceklerdir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Kanun ve nizam hakimiyetini sağlamada tecrübeli ve yetenekli kişilerden oluşan mahkemelerin süratle ve doğru kararlar verebilmelerini ve bunları korkusuzca uygulayabilmelerini sağlayacak yasal ve idari tedbirler alınacaktır. </em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Memleketin ekonomik koşullarını kendi gücümüzle iyileştirmek için her alanda elden gelen gayret sarf edilecektir. Çalışkan ve vatanperver Türk işçisinin mevcut ekonomik koşullar çerçevesinde her türlü haklan korunacaktır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Ancak temiz Türk işçisini sömüren, onları kendi ideolojik görüşleri istikametinde kullanmak için her türlü baskı oyunlarına başvuran, işçinin hakkı yerine kendi menfaatlarını ön planda tutan bazı ağaların bu faaliyetlerine asla müsaade edilmiyecektir. Tüm işverenlerin i banşının koşullarım sağlayacak esaslardan ayrılmadan üretimin arttırılması ve ihracata yönelik gayretlerin gelişmesine yardımcı olmaları için her türlü tedbir alınacaktır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Köylünün, milletimizin efendisi olduğu inancım kuvveden fiilen çıkarmak için taran alanında üretimi artıracak bir tarım seferberliği ve fiyat politikası ile gerekli diğer önlemlerin alınmasına bilhassa önem verilecektir. Türk köylüsünün tarlasından ayrılıp şehirlere göçetmesini zorlayan ekonomik ve sosyal nedenlere çare aranacaktır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Eğitim ve öğretimde Atatürk Milliyetçiliğini yeniden yurdun en ücra köşelerine kadar yaygınlaştıracak tedbirler en kısa zamanda alınacaktır. Yarının teminatı olan evlatlarımızın Atatürk ilkeleri yerine yabancı ideolojilerle yetişerek sonunda birer anarşist olmasını önleyecek tedbirler alınacaktır. Bu maksatla hepimizin tek tek saygıyla andığımız öğretmenlerimizin Der&#8217;li, Bir&#8217;li derneklere üye olarak bölünmelerine müsaade edilmeyecektir. Her düzeyde öğrencinin amacı Atatürk ilkeleri ve milliyetçiliği ile pekişmiş ve üretime yönelik bilgi ve becerisini kazanmak olacaktır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>En kıdemsiz erinden en üst komutanına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm personeli bu amaçlara ulaşmada devletin iç ve dış tehditlere karşı kollayıcı ve koruyucu gücü olarak siyasetin dışında kalacaktır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Aziz yurttaşlarım;</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Bir defa daha belirtiyorum ki; Silahlı Kuvvetler aziz Türk Milletinin hakkı olan refah ve mutluluğu, vatan ve milletin bütünlüğü ve gittikçe etkisi azaltılmaya çalışılan Atatürk ilkelerine yeniden guç ve işlerlik kazandırmak, kendi kendini kontrol edemiyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan Devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır. Komutan, subay, astsubay ve erler olarak hepimiz vatan ve milletin refah ve mutluluğu uğruna her şeyimizi, bu arada hayatımızı dahi seve seve feda etmeye hazırız. Memlekette her zaman bulunabilen ve özellikle son zamanlarda çoğalan kötü niyetli birçok kişi ve kuruluşlar sizlere yalanlar düzerek, bunun aksini söyleyebilecekler ve menfi propagandalara baş vurabileceklerdir. Bunlara asla inanmayınız. Bütün uygulamalar milletin gözü önünde yapılacaktır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Kıymetli vatandaşlarım;</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Her zaman milletiyle bir bütün ve Türk Milletinin emrinde olan Türk Silahlı Kuvvetlerine ve yeni yönetime karşı yapılacak her türlü direniş, gösteri ve tutum anında en sert şekilde kırılarak cezalandırılacaktır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Yurtta kan dökülmemesi için bütün vatandaşlarımın tahriklere kapılmaksızın sükunet içinde yayınlanacak bildiriler doğrultusunda hareket etmelerini ve ikinci bir bildiriye kadar sokağa çıkmamalarını rica ederim.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Vatandaşlarımın birbirlerinin hak ve hukukuna saygılı olmalarını, sevgi içinde, kırgınlıklarını unutmalarını, hepimizin bu mübarek topraklar üzerinde aynı haklara sahip bir Türk Vatandaşı olduğumuzun idraki içerisinde olarak yeni yönetime yardımcı olmalarını vatanperverlik ve asil karekterlerinden bekler mutlu ve aydınlık yarınlar dilerim.»</em> <sup>3</sup></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>4) MILLI GUVENLIK KONSEYI’NİN 12 EYLÜL TARIHLI 1. MUKERRER RESMI GAZETESINDE ÇIKAN İLK BEŞ MADDE</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>a)MİLLİ GÜVENLİK KONSEYİ&#8217;NİN 1 NUMARALI BİLDİRİSİ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Yüce Türk Milleti;</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Büyük Atatürk&#8217;ün bize emanet ettiği ülkesi ve milletiyle bu bütün olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son yıllarda, izlediğiniz gibi dış ve iç düşmanların tahriki ile, varlığına, rejimine ve bağımsızlığına yönelik fikri ve fiziki haince saldırılar içindedir.</em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Devlet, başlıca organlarıyla işlemez duruma getirilmiş, anayasal kuruluşlar tezat veya suskunluğa bürünmüş, siyasi partiler kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumlarıyla devleti kurtaracak birlik ve beraberliği sağlayamamışlar ve lüzumlu tedbirleri almamışlardır. Böylece yıkıcı ve bölücü mihraklar faaliyetlerini alabildiğine arttırmışlar ve vatandaşların can ve mal güvenliği tehlikeye düşürülmüştür.</em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Atatürkçülük yerine irticai ve diğer sapık ideolojik fikirler üretilerek, sistemli bir şekilde ve haince, ilkokullardan üniversitelere kadar eğitim kuruluşları, idare sistemi, yargı organları, iç güvenlik teşkilatı, işçi kuruluşları, siyasi partiler ve nihayet yurdumuzun en masum köşelerindeki yurttaşlarımız dahi saldırı ve baskı altında tutularak bölünme ve iç harbin eşiğine getirilmişlerdir. Kısaca devlet güçsüz bırakılmış ve acze düşürülmüştür.</em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Aziz Türk Milleti:</em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>İşte bu ortam içinde Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanunu&#8217;nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.</em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Girişilen harekatın amacı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmaktır.</em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Parlamento ve Hükümet feshedilmiştir. Parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırılmıştır.</em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir.</em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Yurt dışına çıkışlar yasaklanmıştır.</em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Vatandaşların can ve mal güvenliğini süratle sağlamak bakımından saat 05.00&#8217;den itibaren ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı konulmuştur.</em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Bu kollama ve koruma harekatı hakkında teferruatlı açıklama bugün saat 13.00&#8217;deki Türkiye Radyoları ve Televizyonun haber bülteninde tarafımdan yapılacaktır. Vatandaşların sükunet içinde radyo ve televizyonları başında yayınlanacak bildirileri izlemelerini ve bunlara tam uymalarını ve bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne güvenmelerini beklerim.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>B) MILLI GUVENLIK KONSEYI 2 NUMARALI BILDIRISI</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>1) Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ; İstanbul İli Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Bedrettin Demirel; Konya, Niğde. Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat İlleri, Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Selahattin Demircioğlu; Erzincan, Gümüşhane, Giresun, Trabzon, Rize, Ordu, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Samsun, Sinop İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Ege Ordusu Komutam Orgeneral Süreyya Yüksel; İzmir, Manisa, Aydın, Uşak, Denizli, Muğla, Isparta, Burdur, Antalya İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Donanma Komutanı Koramiral Nejat Serim; Kocaeli, Bursa, Bilecik, Sakarya, Bolu, Zonguldak iller i Sıkıyönetim Kamutanlığı&#8217;na,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>İkinci Kolordu Komutanı Korgeneral Hüsnü Çelenkler; Çanakkale, Balıkesir İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Dördüncü Kolordu Komutanı Korgeneral Recep Ergun; Ankara, Çankırı, Kastamonu İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Beşinci Kolordu Komutam Korgeneral Adnan Doğu; Tekirdağ, Kırklareli, Edirne İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Altıncı Kolordu Komutanı Korgeneral Nevzat Bölügiray; Adana, Mersin, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Hatay illeri Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na, Yedinci Kolordu Komutam Korgeneral Kemal Yamak; Diyarbakır, Urfa, Mardin, Siirt, Hakkâri, Van İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Sekizinci Kolordu Komutanı Korgeneral Sabri Deliç; Elazığ, Malatya, Tunceli, Bingöl, Muş, Bitlis İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Dokuzuncu Kolordu Komutam Korgenerali Selahattin Cambazoğlu; Erzurum, Ağrı, Kars, Artv&#8217;n İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Birinci Taktik Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Tevfik Alpaslan; Eskişehir, Kütahya, Afyon İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na, Atanmışlardır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>2) Sıkıyönetim Komutanlıkları ülkede devlet otoritesinin teslisi, asayiş, emniyet, huzur, can ve mal güvenliğinin sağlanması, için; lüzum görecekleri her türlü tertip ve tedbiri almaya yetkili kılınmışlardır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>3) Bütün vatandaşlar; ülkede devlet otoritesinin tesisi, asayiş, emniyet, huzur, can ve mal güvenliğinin kısa sürede sağlanması için Sıkıyönetim Komutanlıklarının aldığı ve alacağı kararlara, tedbirlere ve yayınlanacak bildirilere titizlikle uyacaklardır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>MİLLÎ GÜVENLİK KONSEYİ</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>C) MİLLÎ GÜVENLİK KONSEYİ&#8217;NİN ÜÇ NUMARALI BİLDİRİSİ:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>1. Kuruluşunda Belediye teşkilâtı bulunan tüm yerleşme merkezlerinde vatandaşların birlik, düzen ve sağlığının korunmasından birinci derecede belediyeler sorumludur.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>2. Vatandaşların zarurî ihtiyaçlarım teşkil eden gıda maddelerinin satışı, elektrik, su, havagazı ve toplu taşıma hizmetleri ile sağlık ve temizlik faaliyetleri düzenli bir şekilde yürütülecek, itfaiye ekipleri teçhizat ve personeli ile her an görev alacak tarzda hazır bulunacaktır. Belirtilen faaliyet sahalarında çalışan görevli ve hizmetliler ile müessese amirleri sokağa çıkma yasağı süresi içinde sıkıyönetim veya garnizon komutanlıklarından izin belgesi alarak çalışmaya devam edeceklerdir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>3. özellikle, bütün fırınlar ve un fabrikaları tam kapasite ile çalışacak ve halkın ekmek ihtiyacını karşılayacaklardır. Bu sahada hizmet veren vatandaşlara gerekli izin belgeleri sıkıyönetim veya garnizon komutanlıklarınca verilecektir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>4. Gıda maddelerinin satışlarında paniğe ve istifçiliğe fırsat verilmeyecektir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>5. Belediyelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında çalışan bütün sağlık personeli görev yerlerinde bulunacak, âcil durumlarda vatandaşlar hasta tahliyesi için belediye tabipliklerine başvuracaklardır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>6. Gıda ve yakacak gibi halkın zarurî ihtiyaç maddelerini taşımakla görevli kamu ve özel kara, deniz ulaştırma araçları, şehirlerarası ve şehir içi nakliyatında sokağa çıkma yasağı süreleri içinde de normal seferlerini yapabileceklerdir. Bu gibi araçlar için garnizon komutanlıkları gereken müsaadeyi vereceklerdir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>7. Askerî servis araçları günlük seferlerine normal şekilde devam edeceklerdir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Bütün vatandaşlarımın görevlilere yardımcı olmalarını beklerim.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Kenan Evren</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Orgeneral </em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>D) MÎLLÎ GÜVENLİK KONSEYİNİN DÖRT NUMARALI BİLDİRİSİ:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>1) Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni kollama ve horuma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içerisinde ve emirle yerine getirme kararı almı ve ülke yönetimine bütünü ile el koymu olan Milli Güvenlik Konseyi;</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Başkan: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Üye : Kara Kuvvetleri Komutam Orgeneral Nurettin Ersin,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Üye : Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Üye : Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer,</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Üye : Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun&#8217;dan teşekkül etmiştir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>2) Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğine Orgeneral Haydar Saltık atanmıştır.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Kenan Evren</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Orgeneral</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Genelkurmay ve Milli Güvenlik</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>Konseyi Başkanı</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>E) MİLLÎ GÜVENLİK KONSEYİ&#8217;NÎN BEŞ NUMARALI BİLDİRİSİ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>1) Bütün hava ve deniz limanlan ile hudut kapıları çıkışa kapatılmıştır. Ancak, Trakya&#8217;da yurt dışına kara ve hava yolu ile çıkacak yurt dışında çalışan işçi ve yabancı turistler ile yurt dışında okuyan öğrenciler çıkı yapabileceklerdir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>2) Yabancı bandıralı gemilerin boğazlardan geçişi devam edecektir. </em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>3) Yurtiçi tarifeli sefer halinde bulunan kara, hava, deniz ve demiryolu araçlarının son duraklarına kadar seyirleri kontrollü olarak devam edecektir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>4) Transit geçen yabancı uçak ve gemiler seyirlerine devam edeceklerdir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>5) Doğu ve güneydoğu Anadolu&#8217;da pasavanla geçişler yasaklanmıştır. </em></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>6) Meskun bölgelere giri ve çıkışlar sıkıyönetim komutanlıklarının denetimi altına alınmıştır. Trafiğe devam mecburiyeti olan araçlar belli güzergahlardan kontrollü olarak sevk edileceklerdir.</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><em>7) Dışişleri Bakanlığı ile yabancı elçilik ve yetki verilmiş temsilcilikler hariç ikinci bir emre kadar yurtdışı ile telsiz haberleşmesi yasaklanmıştır.<sup>4</sup></em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>5) 12 EYLÜL DÖNEMİNDEN ÖNCE MİLLİ GÜVENLİK KURULUNUN RESMİ GAZETE’DE YAYINLANAN KARAR VE BAKANLAR KURULU TAM LİSTESİ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><img title="Screenshot_20180817-154101-206x300 12 Eylül Dönemi; Öncesi, Sonrası ve Etkileri  "loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5861" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/08/Screenshot_20180817-154101-206x300.jpg" alt="Screenshot_20180817-154101-206x300 12 Eylül Dönemi; Öncesi, Sonrası ve Etkileri  " width="206" height="300" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/08/Screenshot_20180817-154101-206x300.jpg 206w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/08/Screenshot_20180817-154101-768x1117.jpg 768w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/08/Screenshot_20180817-154101-704x1024.jpg 704w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/08/Screenshot_20180817-154101.jpg 1042w" sizes="auto, (max-width: 206px) 100vw, 206px" /></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">6) MILLI GÜVENLİK KONSEYİ</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">12 Eylül Darbesi ile ülke yönetimine el konulmasından sonra yasama yürütme ve yargı yetkilerini kullanmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun&#8217;dan oluşan cuntadır. 7 Kasım 1982 Türkiye anayasa referandumu ile onaylanan Anayasa&#8217;nın Geçici 1. maddesi uyarınca Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçilerek yedi yıllık görev süresi başlamış oldu. Millî Güvenlik Konseyi&#8217;nin varlığı da, 6 Kasım 1983 tarihindeki genel seçimlerin ardından, TBMM&#8217;nin Başkanlık Divanı&#8217;nın oluştuğu 7 Aralık 1983&#8217;de sona ermiştir. Anayasa&#8217;nın Geçici 2. maddesi uyarınca, Millî Güvenlik Konseyi üyeleri, 6 yıl süreyle Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyesi sıfatını aldılar.<sup>5</sup></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><img title="20180817_155422-300x295 12 Eylül Dönemi; Öncesi, Sonrası ve Etkileri  "loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-5860" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/08/20180817_155422-300x295.jpg" alt="20180817_155422-300x295 12 Eylül Dönemi; Öncesi, Sonrası ve Etkileri  " width="301" height="296" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/08/20180817_155422-300x295.jpg 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/08/20180817_155422-768x756.jpg 768w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/08/20180817_155422-1024x1008.jpg 1024w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/08/20180817_155422-50x50.jpg 50w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/08/20180817_155422.jpg 1066w" sizes="auto, (max-width: 301px) 100vw, 301px" /><sup>6</sup></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>7)MİLLİ GÜVENLİK KONSEYİ ÜYELERİN KISA HAYAT ÖZETİ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><strong><em><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">SEDAT CELASUN</span></em></strong></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">1937 yılında Kuleli Askeri Lisesi&#8217;ni, 1939 yılında Kara Harp Okulu&#8217;nu, 1941 yılında Topçu Okulu&#8217;nu bitirdi. 1955 yılında Kara Harp Akademisi&#8217;nden mezun oldu. Türk Kara Kuvvetleri&#8217;nin çeşitli kademelerinde görev yaptı. 1973 yılında Korgeneral rütbesine terfi etti. Bu rütbeyle Genelkurmay Lojistik Başkanlığı görevinde bulundu. 1977 yılında Orgeneral rütbesine terfi etti. Bu rütbede 3. Ordu Komutanlığı ve Genelkurmay II. Başkanlığı yaptı. Şiddetin giderek tırmandığı 1978 yılında Jandarma Genel Komutanlığı&#8217;na atandı. 12 Eylül Darbesi&#8217;nden sonra, aynı zamanda Millî Güvenlik Konseyi Üyeliği görevini de yürüttü. 6 Aralık 1983tarihinde emekli oldu.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">17 Temmuz 1998 tarihinde Çanakkale&#8217;de vefat etti.(7)</span></p>
<p style="text-align: justify"><em><strong><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">TAHSİN ŞAHİNKAYA</span></strong></em></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Çankırı Piyade Atış Okulu&#8217;nda piyadecilik stajını tamamlayarak Eskişehir Hava Okulu&#8217;nda uçuş eğitimine başladı. 1944 yılında pilotaj eğitimi için ABD&#8217;ye Uçuş Okulu&#8217;na gönderildi. Burada özel keşif kursunu da bitirerek uçucu Teğmen olarak 1946 yılında Türkiye&#8217;ye döndü ve Eskişehir Hava Okulu&#8217;na atandı. 1949 yılında tekrar ABD&#8217;ye gönderildi. Dönüşte Eskişehir&#8217;de Hava Fotoğraf Okulu&#8217;nu kurdu ve 1955 yılında girdiği Hava Harp Akademisi&#8217;nden 1957 yılında mezun oldu ve 3. Hava Kuvveti İstihbarat Başkanlığı Foto Kıymetlendirme Subaylığına atandı. 1964 yılında Napoli Airsouth karargahına Eğitim Tatbikat ve Kıyı Daire Başkanı olarak atandı. 1965 yılında Tuğgeneral rütbesine terfi ederek 6. Ana Jet Üs Komutanlığı&#8217;na atandı. 1966 yılında Türkiye&#8217;ye döndü.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">1969 yılında Tümgeneral rütbesine terfi etti. Bu rütbedeyken Hava Harp Akademisi Komutanlığı&#8217;na, 1971 yılında Hava Kuvvetleri Harekât Daire Başkanlığı&#8217;na, 1972 yılında Hava Harp Okulu Komutanlığı&#8217;na atandı.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">1973 yılında Korgeneral rütbesine terfi etti. Bu rütbedeyken Hava Kuvvetleri İdari Kurmay Yar Başkanlığı, 1. Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı ve CENTO Türk Askerî Temsil Heyeti Başkanlığı görevlerinde bulundu, 1977 yılında Orgeneral rütbesine terfi ederek Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği&#8217;ne atandı. 21 Ağustos 1978 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı&#8217;na atandı. 12 Eylül 1980 tarihinde içinde bulunduğu cuntanın gerçekleştirdiği darbeden sonra, aynı zamanda Millî Güvenlik Konseyi üyeliği görevini de yürüttü. 6 Aralık 1983 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Evli ve 2 çocuk babasıydı. 9 Temmuz 2015 tarihinde organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı&#8217;na defnedildi. (8)</span></p>
<p style="text-align: justify"><strong><em><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">NEJAT TÜMER</span></em></strong></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">1944’te Deniz Harp Okulu’nu bitirdi. 1955&#8217;de Harp Akademisi&#8217;ni bitirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nde çeşitli kademelerde görev yaptıktan sonra 1967-1970 yılları arasında tuğamiral, 1970-1974 yılları arasında Tümamiral, 1974-1978 yılları arasında Koramiral, 1978-1983 yılları arasında oramiral rütbesiyle hizmet gördü.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">12 Eylül Darbesi&#8217;nden sonra, aynı zamanda Milli Güvenlik Konseyi üyeliği görevini de yürüttü. 6 Aralık1983 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu. 1983-1989 arasında Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyeliği yaptı.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">29 Mayıs 2011 tarihinde Böbrek kanseri tedavisi gördüğü Haydarpaşa GATA&#8217;da hayatını kaybetti. Naaşı Selimiye camii&#8217;nden kaldırılarak Zincirlikuyu mezarlığı&#8217;na defnedildi.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Evli ve 2 çocuk babasıydı. (9)</span></p>
<p style="text-align: justify"><strong><em><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">NURETTİN ERSİN</span></em></strong></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Öncelikle 1931 yılında Hocailyas Ortaokulu&#8217;ndan mezun oldu. 1935 yılında Bursa Işıklar Askeri Lisesi&#8217;nden, 1937 yılında Piyade Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu&#8217;ndan mezun oldu. 1938 yılında Piyade Sınıf Okulu&#8217;nu bitirdi. 1945 yılına kadar çeşitli birliklerde Takım ve Bölük Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1945 yılında girdiği Harp Akademisi&#8217;ni 1948 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1964 yılına kadar çeşitli karargâh ve birliklerde görev yaptı.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">1963 yılında tuğgeneral, 1966 yılında tümgeneral, 1970 yılında korgeneral ve 1974 yılında orgeneral rütbesine terfi etti. Tuğgeneral rütbesi ile 3. Ordu Kurmay Yarbaşkanlığı, 66. Tümen Komutan Yardımcılığı ve Vekilliği, Genelkurmay Etüt ve İnceleme Heyeti Üyeliği, MİT Müsteşarlığı, Tümgeneral rütbesi ile aynı göreve devam ederek takiben 4. Piyade Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile Batı Menzil Komutanlığı, MİT Müsteşarlığı 6. Kolordu ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1974 Kıbrıs Harekâtı&#8217;nda birliklere bizzat Kıbrıs&#8217;ta komuta etti. Orgeneral rütbesinde Yüksek Askeri Şura Üyeliği, 22 Ağustos 1975 ile 5 Ocak 1976 tarihleri arasında Jandarma Genel Komutanlığı yaptı. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve 1. Ordu Komutanlığı görevini takiben 9 Mart 1978 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı&#8217;na atandı.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">12 Eylül Harekâtı&#8217;ndan sonra, aynı zamanda Milli Güvenlik Konseyi Üyeliği görevini de yürüttü. 1 Temmuz 1983 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı&#8217;na atanarak Milli Güvenlik Konseyi Üyeliği görevine devam etti. 3 Aralık 1983 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu. (10)</span></p>
<p style="text-align: justify"><em><strong><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">KENAN EVREN</span></strong></em></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Türk asker ve devlet adamı; Türkiye&#8217;nin 7. Cumhurbaşkanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin 17. Genelkurmay Başkanı. Kenan Evren, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi&#8217;nden sonra devlet başkanı unvanını almış, 1982 Anayasasının halkoyuna sunulup yürürlüğe girmesi ile birlikte Türkiye&#8217;nin yedinci cumhurbaşkanı olmuştur (1982-89).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">18 Haziran 2014 tarihinde, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 12 Eylül 1980&#8217;de dönemin başbakanı Süleyman Demirel&#8217;e muhtıra vermek, T.C. Anayasasını ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan müebbet hapis cezası verilmesine ve orgenerallik rütbesinin erliğe düşürülmesine karar verildi. Yargıtay&#8217;da onanmalarıyla kesinlik kazanacak kararların, 24 Kasım 2014 itibarı ile Yargıtay sürecine henüz başlanmamıştı. Evren&#8217;in ölümünün ardından Yargıtay süreci devam eden kamu davası düşmüş oldu.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">9 Mayıs 2015&#8217;te, tedavi gördüğü Gülhane Askerî Tıp Akademisi&#8217;nde 97 yaşında hayatını kaybetti <sup>11</sup></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>8) DEMİREL HÜKÜMETİ FESHEDİLDİ&#8230;</strong></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Bu müdahale ile 6. Süleyman Demirel hükümeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedildi, sendika ve derneklerin faaliyetleri durduruldu ve genel sıkıyönetim ilan edildi.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı ve bir askeri dönem başladı. Bu dönem yaklaşık 9 yıl sürdü.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">12 Eylül 1980 darbesinin ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. <sup>12</sup></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>9) LİDERLER İÇİN HAMZAKÖY VE UZUNADA DÖNEMİ</strong></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Darbenin gece 03.00&#8217;te ilanından sonra aynı gün sabah saat 05.30&#8217;da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan&#8217;a Genelkurmay Başkanı Evren tarafından birer tebliğ gönderildi.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Tüm tebliğlerde, &#8220;TSK yönetime el koymuştur. Hükümetiniz feshedilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz&#8221; ifadesi kullanıldı, liderlere gidecekleri adresler de belirtiliyordu.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel için Hamzaköy Gelibolu adresi belirtilirken, Necmettin Erbakan&#8217;a ise Uzunada İzmir adres olarak gösterildi.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Ecevit ve Demirel eşleriyle birlikte aynı uçakla Hamzakoy&#8217;a götürüldü. Yaklaşık bir ay boyunca, 11 Ekim 1980&#8217;e kadar burada kaldılar.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Necmettin Erbakan ise aynı gün uçakla Uzunada&#8217;ya götürüldü.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Alparslan Türkeş evinde bulunamadığı için Milli Güvenlik Konseyi, 13 Eylül&#8217;de bir bildiri ile teslim olmaması halinde suçlu duruma düşeceğini belirtti. Bunun üzerine Türkeş 14 Eylül&#8217;de Ankara Merkez Komutanlığı&#8217;na teslim oldu ve Uzunada&#8217;ya gönderildi. <sup>13</sup></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>10) 12 EYLÜL BİLANÇOSU</strong></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Darbe sonrası Türkiye Cumhuriyeti kamu ve kuruluşlarında dönemin devlet yöneticilerinin emri ile anarşist ilan eden 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, yine Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi ve 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50&#8217;si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1&#8217;i Asala militanı). İdamları istenen 259 kişinin dosyası Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ne gönderildi. Yine 71 bin kişi Türk Ceza Kanunu&#8217;nın 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı, 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Aynı dönem 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci silahla öldürüldü. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı ve aralarında Hürriyet, Millî Gazete ve Ortadoğu&#8217;nun da olduğu 13 büyük gazete için 303 dava açıldı. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 14 kişi aynı dönem yapılan açlık grevlerinde öldü, 16 kişi -kaçarken- vuruldu, 95 kişi -çatışmada- öldü, 73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi, 43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.<sup>14</sup></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>11)ZİNCİRBOZAN</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Siyasi partilerin yeniden kurulmasına izin verilmiştir. Ancak Millî Güvenlik Konseyi&#8217;nin yayınladığı 31 Mayıs 1983 tarih ve 79 sayılı kararıyla Adalet Partisi&#8217;nden Süleyman Demirel, Ali Naili Erdem, Ekrem Ceyhun, Saadettin Bilgiç, Nahit Menteşe, Yiğit Köker, İhsan Sabri Çağlayangil, Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nden Sırrı Atalay, Metin Tüzün, Celal Doğan, Deniz Baykal, Ferhat Aslantaş, Süleyman Genç, Yüksel Çakmur, Büyük Türkiye Partisi&#8217;nden Hüsamettin Cindoruk ve Mehmet Gölhan olmak üzere 16 eski siyasetçi 121 gün süreyle Çanakkale Lapseki ilçesindeki Zincirbozan askerî üssünde zorunlu ikamette tabi tutulmuştur.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Millî Güvenlik Konseyi&#8217;nin yeni kurulan partilerin kurucularını veto etmesi ve bazı partilerin ülke genelindeki gerekli teşkilatlanmayı seçim dönemine yetiştirememeleri nedeniyle 6 Kasım 1983 genel seçimlerine katılmasına izin verilmeyen Büyük Türkiye Partisi&#8217;nin devamı niteliğinde olan Doğru Yol Partisi, Sosyal Demokrasi Partisi ve Refah Partisi&#8217;ne &#8220;Yasaklılar&#8221;, Millî Güvenlik Konseyi tarafından genel seçimlere katılmalarını uygun bulunan Emekli Orgeneral Turgut Sunalp&#8217;in liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi, eski Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp&#8217;ın liderliğindeki Halkçı Parti ve 24 Ocak Kararları&#8217;nı hazırlayan Turgut Özal&#8217;ın liderliğindeki Anavatan Partisi&#8217;ne &#8220;İcazetliler&#8221; veya &#8220;6 Kasım partileri&#8221; denilmiştir. <sup>15</sup></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>12) 12 EYLÜL YARGILANMASI</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Darbe sonrası hazırlanan 1982 anayasasında yer alan geçici 15. madde ile 12 Eylül&#8217;ü gerçekleştiren Millî Güvenlik Konseyi ile bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümet ve Kurucu Meclis üyeleri hakkında dava açılması engellenmiştir.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">2000 yılında Adana savcısı Sacit Kayasu Kenan Evren hakkında iddianame hazırladı. Fakat, Kayasu&#8217;nun iddianamesi kabul edilmedi. Kayasu ilk olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kınama cezası aldı. Daha sonra Yargıtay tarafından &#8220;görevi kötüye kullanmak&#8221; ve &#8220;askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif&#8221; suçundan mahkûm edilen Kayasu&#8217;yu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu meslekten ihraç etti. Avukatlık yapma hakkı dahi elinden alınan Kayasu, ihraç kararı üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nde dava açtı. 2008&#8217;de sona eren davada &#8220;ifade özgürlüğünü kısıtladığı&#8221; için Türkiye 41 bin avro tazminata mahkûm edildi.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Mayıs 2010&#8217;da meclisten geçen ve cumhurbaşkanı tarafından halkoyuna sunulan 26 maddelik anayasa değişikliği paketindeki maddelerden biri de &#8220;geçici 15. madde&#8221;nin kaldırılmasıyla ilgiliydi. Bu maddenin kaldırılmasıyla 12 Eylül Darbesi ile ilgili suçların zaman aşımına uğrayıp uğramayacağı konusunda farklı görüşler ortaya atıldı.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>13) 12 EYLUL HALKTA YANSIMASI</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Tabi ki her darbe devleti 50 yıl geriye götürmüştür. Birçok cinayetler, işkenceler, idamlar, yargılamaların adilsizligi Türk toplum yapısında derin izler bırakmıştır. 12 EYLÜL özellikle bir jenerasyonun insan sağlığına, sosyoloji yapısını ve bir sonraki jenerasyonun sağ sol çatışmalarını yeniden başlamasına, bilim için atanan akademisyenlerin de bu sağ sol çatışmasının yerinde yer alması ve bilim adına dünyaya herhangi birşeyin yansımamasıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>14) 12 EYLÜL’ÜN SOSYOLOJİSİ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">12 Eylül darbesinin ağırlıklı olarak idamlar ve işkenceler ile anılarak sorgulanmasına yönelik yaklaşımın yetersizliği açıktır. Elbette “bir ondan bir bundan idam edelim” mantığının bu yönü ve işkenceler sorgulanmalıdır, suçlular cezalandırılmalıdır. Ama Türkiye’yi uzun vadede, Batı liberal-kapitalist medeniyetin toplum anlayışına bağlayan 12 Eylül darbesinin soyut değerler üzerindeki etkilerinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu ahlaki kültürel, metafizik algı içeren soyut değerlerin tahribi, günümüze değin medeniyetimizi ve ülkemizi oldukça zor süreçlerle sokmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">11 Eylül 1980; Türkiye’de anarşi, sokak çatışmaları, bombalamalar, silahlı çatışmalar had safhaya çıkmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Toplum ise; huzursuz, güvenlik kaygısı içinde, küçük ve orta çap esnaf işyerini tehdit altında gören bir ruh hali içerisindedir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Devlet kurumu ise çeşitli bölgelerde sıkıyönetim ilanı ve başta polis olmak üzere ikiye ayrılmış bir bürokrasi çerçevesi oluşmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Halk ise bir yandan geçim derdinde kuyruklara alıştırılmış korku-umutsuzluk ekseninde bir yaşam biçimi, öte yandan ise insanlar canlarını, mallarını ve çocuklarını koruma konusundaki acziyetlik içerine sokularak sindirilmişlik benimsetilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Ve büyük gün, Türk kapitalizminin uğurlu günü, Türk jakobenliğinin kutsal günü yani: 12 Eylül 1980 yani Darbe.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Bu gün de, bir önceki gün olan 11 Eylül’deki sayılan olaylar bıçakla kesilmiş gibi ortadan kayboldu.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Neredeydi bu devlet, neredeydi bu askerler…</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">11 Eylül’de ki bu kaoscu sosyal hadisler, kendi doğası içinde olmuş olsa yani kurgu olmaktan uzak olsa, 12 Eylül günü bu olayların birden bire kesilmemesi gerekmekteydi. (Yani bilim meseleye böyle bakar). Buna göre 12 Eylül’de bunların birden kesilmesi ise konun rasyonalite ölçüleri içerisinde sosyoloji biliminin toplum okumasına yönelik teorileri ile açıklanmayı zora sokmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">12 Eylül 1980 darbesi ortaya koyduğu etkiler itibariyle;</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Gelenekselci Türkiye’den daha Batı liberal-kapitalizmine bağlayıcı taklitçi, seküler bir Türkiye’nin inşasını gerçekleştirmiştir,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Liberal-kapitalizmci devlet aklına sahip laik, laisizmci, pozitivist ama sol görünümlü olan bürokrasinin iktidar alanını güçlendirmiştir,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Bu bürokrasi; seküler, laisizmci liberal-kapitalist büyük İstanbul sermayesinin öncesi dönemden çok daha hızlı büyümesine devlet içinde hükümranlık yoluyla mekanik önderlik etmiştir,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Yine bu bürokrasi başta ekonomi, siyasi, kültürel alanlardaki devlet organları içinde büyük İstanbul sermayesine devlet kaynaklarının aktarılması konusunda (yasalar, yönergeler ve darbelerle) kılavuzluk görevini ifa etmiştir,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Türkiye’de seçmenelerin yaklaşık %60-70 ‘i olan Türk geleneksel sağı , kendi değerleri yerine liberal-kapitalizme olumlu yönde çıktı sağlayan liberal–merkez sağ anlayışı ile hükümetleri kurarak/kurdurularak, bu yolla, devleti yöneten sol görünümlü ama esasta liberal-kapitalist laisizmci jakoben yapının iktidarını sağlamlaştırmıştır. Böylece gelenekselci mukaddesatçı kesimin oylarıyla liberal-kapitalist Türk jakobenizminin, “devlet” aygıtına hükümrancı bir mantıkla yön vermesi sağlanmıştır,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Gelenekselci partiler liberal-kapitalizmin içinden bir toplum algısının oluşmasına hizmet ederek, Türk milli ve muhafazakârlık düşüncesini ve siyasetini bu anlayışa göre yönetmişlerdir,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">12 Eylül darbesinin Türk toplumuna iki yönlü etkisi görmek gerekir. Birincisi; toplumsal realite açıdan liberal- kapitalist ekonominin oluşması sağlanarak, toplumun geleneğinden uzaklaşarak materyalistleşmesine, bireyselleşmeye yol açılmıştır. İkincisi ise toplumun soyut değerlerindeki aşınmayı gerçekleştirerek, milli ve manevi kültürün zaafa uğraması sağlanmaya çalışılmıştır. Bunun sonucu olarak da;</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Aile kurumunun niteliğindeki aşınmanın ortaya çıkması,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Hedefsiz bir gençliğinin idealsizleştirilmesi sağlanarak, ülkenin geleceği karartılmak istemiştir,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Ekonomide güçlü zayıfı ezer mantığı ile Türk toplumunun özgün dayanışmacı sosyo- ekonomi anlayışı yerine bencileştirici bir ekonomik yapının oluşması sağlanmıştır. Bu yolla toplumda insanlar yalnızlaşmıştır. Mutsuz ve para peşinde koşan dünyacı insan tiplerinin oluşması sağlanmıştır,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Kadim değerlerimiz liberal-kapitalist mantık içinden ele alınarak, özünden ve özgün dinamiklerinden uzaklaştırılmış bir çerçeveye oturtulmuştur. Böylece “yapay kadim kültür” çerçevesinden Türk–İslam medeniyet algısının Protestancı bir yaklaşıma yönlendirilme uğraşı ortaya çıkmıştır,</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Buna bağlı olarak Türk toplumun milli karakteri ve İslam şahsiyetine yönelik ahlak algısı yozlaştırılmaya uğratılarak, Türk toplumun kadim değerli yapısının “sosyal çözülmeye” tabi kılınması sağlanmaya çalışılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">Sonuç itibariyle 12 Eylül darbesinin ağırlıklı olarak idamlar ve işkenceler ile anılarak sorgulanmasına yönelik yaklaşımın yetersizliği açıktır. Elbette “bir ondan bir bundan idam edelim” mantığının bu yönü ve işkenceler sorgulanmalıdır, suçlular cezalandırılmalıdır. Ama Türkiye’yi uzun vadede, Batı liberal-kapitalist medeniyetin toplum anlayışına bağlayan 12 Eylül darbesinin bu soyut etkilerinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu ahlaki kültürel, metafizik algı içeren soyut değerlerin tahribi, günümüze değin medeniyetimizi ve ülkemizi oldukça zor süreçlerle sokmuştur. <sup>16</sup></span></p>
<hr />
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">1)Resmi Gazete 12 Eylül 1980 1. Nolu Mükerrer Kararname Milli Güvenlik Konseyi 1. Nolu Bildirisi</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">2)https://paratic.com/12-eylul-1980-askeri-darbesi/ (PARATİC- 12 EYLÜL DARBESİ)</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">3) Resmi Gazetesi 12 Eylül 1980 1. Nolu Mükerrer Kararname Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Org. Kenan Evren&#8217;in Türk Milletine Açıklaması sy.1</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">4) Resmi Gazetesi 12 Eylül 1980 1. Nolu, 2 Nolu, 3.Nolu 4.Nolu ve 5. Nolu Kararları sy. 6-7-8-9.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">5) 1982 T.C. Anayasası Altıncı Kısım Geçici Madde 1 ve 2. Sy.35</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">6)tr.wikipedia.org/wiki/Milli_Güvenlik_Konseyi)</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">7)tr.wikipedia.org/wiki/Sedat_Celasun) Wikipedia Ansiklopedisi</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">8)tr.wikipedia.org/wiki/Tahsin_Sahinkaya) Wikipedia Ansiklopedisi</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">9)tr.wikipedia.org/wiki/Nejat_Tumer) Wikipedia Ansiklopedisi</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">10)tr.wikipedia.org/wiki/Nurettin_Ersin) Wikipedia Ansiklopedisi</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">11)tr.wikipedia.org/wiki/Kenan_Evren) Wikipedia Ansiklopedisi</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">12)Resmi Gazete 12 Eylül 1980 1. Nolu Mükerrer Kararname Milli Güvenlik Konseyi 1. Nolu Bildirisi sy. 6</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">13)Resmi Gazete 14 Eylül 1980 Resmi Karar Milli Güvenlik Konseyi 13 Nolu Bildirisi&#8217;nin 2. fıkrası kararı syf. 8</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">14)Türkiye Büyük Millet Meclisi resmi internet sitesi; Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun 2 Mayıs 2012-28 Kasım 2012 arasında yaptığı çalışmalarının sonucunda yayınlanan rapor:’’ Sırasayı 376 Cilt 1, Sayfa 15, Paragraf 4)</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">15) tr.wikipedia.org/wiki/12_Eylül_Darbesi</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;font-size: 16px">16)www.ozgunsosyaldusunce.com/12-eylül-darbesinin-sosyoloji.html (Özgür Sosyal Düşünce- 12 Eylül Darbesinin Sosyolojisi</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/12-eylul-donemi.html">12 Eylül Dönemi; Öncesi, Sonrası ve Etkileri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Analiz: Osmanlı Siyasal Yaşamında Anayasal Geçişler</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/osmanli-siyasal-yasaminda-anayasal-gecisler.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yüksel Gürbüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jul 2017 17:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikkaynak.com/?p=932</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anayasalar, temel hak ve özgürlükleri tanımlayarak devlet ile vatandaşlar arasındaki ilişkileri ve yasama, yürütme, yargı gibi devletin temel organlarının kuruluş ve işleyiş esaslarını düzenleyen kurallar bütünüdür. Bu kurallar dönemin uluslararası ortamı ve ülkenin siyasal, toplumsal ve iktisadi şartlarından etkilenir. Osmanlı imparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakıldığında da bu durum görülür. İnsanlık tarihinde anayasal nitelikte düzenlemeler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/osmanli-siyasal-yasaminda-anayasal-gecisler.html">Analiz: Osmanlı Siyasal Yaşamında Anayasal Geçişler</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Anayasalar, temel hak ve özgürlükleri tanımlayarak devlet ile vatandaşlar arasındaki ilişkileri ve yasama, yürütme, yargı gibi devletin temel organlarının kuruluş ve işleyiş esaslarını düzenleyen kurallar bütünüdür. Bu kurallar dönemin uluslararası ortamı ve ülkenin siyasal, toplumsal ve iktisadi şartlarından etkilenir. Osmanlı imparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakıldığında da bu durum görülür.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlık tarihinde anayasal nitelikte düzenlemeler eski tarihlere gitmekle birlikte, liberal anayasacılık hareketi denildiğinde 18. yüzyılda, temel hak ve özgürlükler ile devletin temel düzenine ilişkin kuralları, bağlayıcı yazılı bir belgede toplama amacı güden hareketler anlaşılır. 1787 de Amerika Birleşik Devletleri Anayasası ilk yazılı anayasa olarak kabul edilmekle beraber bu tarihten itibaren Batı dünyasında anayasacılık faaliyetleri başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin de bu hareketlerden etkilendiği görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Osmanlı Devletinde Anayasacılık Hareketleri</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İlk Anayasal Nitelikte Belgeler</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Sened-i İttifak</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı imparatorluğu tarihinde anayasal nitelikte ilk belge 1808 tarihli Sened-i İttifak olarak kabul edilir. Bir giriş, yedi şart (madde) ve bir zeylden (ek) oluşan bu belge, Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa’nın âyanları davet ettiği bir toplantıda, bu toplantıya katılanların/temsilci gönderenlerin bazıları tarafından imzalandıktan sonra, padişah II. Mahmut tarafından da imzalanmıştır. Başka bir deyişle Sened-i İttifak, bir yanda merkezî gücü temsil eden aktörler, diğer yanda merkez dışı çevre güçleri temsil eden âyanlar arasında yapılan iki taraşı bir anlaşmadır ve bu özelliğiyle misak (sözleşme) niteliğindedir. Bu belgenin amacı giriş kısmında “Sarsılan devlet otoritesinin kuvvetlenmesinin sağlanması” şeklinde açıklanmıştır. Bunun için de yapılması gerekenler şu şekilde sıralanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">• Ayanların padişaha ve mutlak vekili olan sadrazama itaat etmeyi kabul etmeleri</p>
<p style="text-align: justify;">• Ayanların kendi yönetimlerindeki asayişe ve vergilerin ezici olmamasına dikkat etmeleri</p>
<p style="text-align: justify;">• Vergilerin adil toplanması</p>
<p style="text-align: justify;">• Sadrazamın keyş eylemlerinin önlenmesi</p>
<p style="text-align: justify;">• Suçu olmayan âyana merkez tarafından müdahale edilmesinin önüne geçilmesi</p>
<p style="text-align: justify;">Sened-i İttifak, imzalayan taraşar ve içeriğindeki bazı özellikler bakımından İngilizlerin 1215 tarihli Magna Carta’sına benzetilebilecek olsa da Magna Carta İngiliz feodal beylerinin Kral’a kendi şartlarını dayattıkları bir belgeyken Sened-i İttifak çevre güçlere karşı merkezî devlet otoritesini güçlendirmeyi amaçlayan sadrazamın girişimiyle ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan merkezî güç iktidarını kuvvetlendirmek için birtakım tavizler de vermiştir. Bu anlamda Sened-i İttifak, padişahın mutlak iktidarının sınırlanabileceği fikrini ortaya koyması bakımından önemli bir belge olarak kabul edilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Tanzimat Dönemi</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı sorunlara çözüm getirmek amacıyla ve Batılı devletlerin etkileri ile 19. yüzyıl başlarında bazı reform girişimleri yapılır. Bu çerçevede iktidarın yetkilerini ve devlet toplum ilişkilerini düzenleyen metinler de ortaya çıkar. Bunlararasında en önemlilerinden bir tanesi 1839 tarihli Gülhane Hattı Hümayunu (Tanzimat Fermanı)’dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tanzimat Fermanı padişahın tek taraşı iradesinin sonucu olduğu için, Sened-i İttifak’tan farklı olarak ferman niteliğindedir. Kanunların üstünlüğüne vurgu yapılan metinde, can güvenliği, şeref, haysiyet ve ırzın korunması, aleni yargılanma hakkı, askerlik hizmetlerinde adalet ve eşitlik, mali güce göre vergi alınması ilkesi, devlet harcamalarının kanunla yapılması ve denetlenmesi, mülkiyet hakkı, müsadere yasası ve eşitlik ilkesi gibi konular yer almaktadır. Islahat Fermanı ise 1856 yılında yapılan Paris Konferansı öncesinde bazı Avrupa devletlerinin baskısıyla ilan edilmiştir. Temel hükümleri Sadrazam Ali Paşa ile İstanbul’daki İngiliz ve Fransız elçileri arasında kararlaştırılan belgenin asıl amacı Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında tam bir eşitlik sağlanmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet, vergi, askerlik, eğitim gibi birçok alanda gayrimüslimler aleyhine olan eşitsizliklere son verilmiştir. Her ne kadar, yapım sürecinde Avrupa devletleri ile pazarlıklar yapılmışsa da sonuç olarak padişahın tek taraflı iradesini yansıtan bir ferman ile ilan edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>İlk Anayasa (1876 Kanun-i Esasi)</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">19. yüzyılın başından itibaren yaşanan bu gelişmeler Osmanlı İmparatorluğu’nda mutlak iktidarın sınırlandırılmasına yönelik girişimler olmakla birlikte söz konusu belgeler anayasa olarak kabul edilmemektedir. İlk anayasa olan Kanun-i Esasi, 23 Aralık 1876’da ilan edilmiştir. Kanun-i Esasi ilan edilmeden önce tahta geçmesinde etkili oldukları bilinen Genç Osmanlılar hareketinin destekçileri II. Abdülhamit’ten meşrutiyet sözü alınmıştır. Bu nedenle II. Abdülhamit 28 üyeden oluşan bir komisyon kurmuştur. Komisyon temelde Fransız anayasaları olmak üzere Belçika, Polonya ve Prusya vb. anayasalardan yararlanarak bir anayasa tasarısı hazırlamıştır. Bu tasarı 23 Aralık 1876 yılında padişah tarafından Kanun-i Esasi olarak ilan edilmekle beraber içeriği şu şekildedir:</p>
<p style="text-align: justify;">a. Ülkesiyle bölünmez bütün olan Osmanlı Devleti’nin resmî dili Türkçe, başkenti İstanbul’dur. Saltanat ve hilafet hakkı Osmanoğulları soyuna aittir. Devletin dini İslam’dır.</p>
<p style="text-align: justify;">b. Yürütme organı padişah ve Heyet-i Vükeladan (Bakanlar Kurulu) oluşur.</p>
<p style="text-align: justify;">c. Meclis-i Umumi adı verilen yasama organı Heyet-i Âyan ve Heyet-i Mebusan adında ikili yapıdan oluşur. (Heyet-i Mebusan üyeleri 4 yılda bir seçimle gelirken, Heyet-i Âyan ömür boyu görevde kalacak şekilde padişah tarafından seçilir.)</p>
<p style="text-align: justify;">d. Yasama ve yürütme yetkisi padişaha ait olmakla beraber Heyet-i Vükela ve Heyet-i Mebusan da bu süreçlerde kısmen görev almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">1876 Anayasası, padişahın zaten sahip olduğu yetkilerin bir anayasa ile meşrulaştırılması işlevini görmüştür. Ancak, özellikle yargı ve kısmen de olsa yasama işlevi açısından padişahı egemenliğin tek sahibi olmaktan çıkarması bakımından mutlakiyet rejiminden çıkıldığı da açıktır. Mutlakiyet, devletin temel organlarına (yasama-yürütme-yargı) ait yetkilerin tek bir kişide ya da grupta toplandığı yönetim biçimidir. Sonuç olarak, bu sistemin ılımlı, anayasalı ve parlamentolu olmakla birlikte, meşruti, anayasal ve parlamenter bir sistemin nitelikleri haiz olmadığı söylenebilir. II. Abdülhamit’in uygulamaları kendi muhalefetini de doğurmuş ve özellikle Jön Türk hareketi gerek örgütlülüğü gerekse oluşturduğu kamuoyu ile 1908 yılında ikinci kez meşrutiyetin ilan edilmesinde etkili olmuştur. II. Meşrutiyet olarak adlandırılan bu dönemin başında II. Abdülhamit, otuz yıl aradan sonra önce Meclisi toplantıya çağırmış (23 Temmuz 1908) ve ardından Kanun-i Esasi’nin yürürlükte olduğuna dair bir Hatt-ı Hümayun yayınlamıştır (1 Ağustos 1908). II. Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre sonra Kanun-i Esasi’de önemli değişiklikler yapılacaktır. Ancak, bu değişiklikler öncesinde uygulamaya yönelik de önemli farklılıklar göze çarpmaktadır. Meşrutiyet yeniden ilan edildikten sonra padişah karşısında güçlenen ilk organ hükûmettir. Heyet-i Vükela (Kamil Paşa Kabinesi), Osmanlı siyasal hayatında ilk defa bir “hükûmet programı” hazırlayarak kamuoyuna sunmuş ve yayınlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>1909 Değişiklikleri</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanı ile Kanun-i Esasi’nin uygulamasında bazı değişiklikler yapılmaya başlanmışsa da 31 Mart ayaklanmasının bastırılması ve padişah değişikliğinin ardından Meclis-i Umumi temel hukuki yapının değiştirilmesi yönünde adımlar atmaya başlamıştır. 1909 değişikliklerinde devletin monarşik ve teokratik yapısı korunurken padişahın yetkilerinin gerçekten sınırlanması yönünde adımlar atılmıştır. Artık en önemli kurum Meclis-i Mebusan’dır. Padişah Meclis-i Umumi önünde anayasaya bağlılık yemini etme yükümlülüğü altına girmiş ve ödenekleri yasaya bağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Meclis-i Mebusanın birinci ve ikinci başkanları padişah tarafından değil, bizzat meclis tarafından seçilecektir. Gerek Âyan Meclisi, gerekse Mebusan Meclisi kasım ayı başında padişahın herhangi bir daveti olmaksızın kendiliğinden toplanabilecektir. Yasa yapım süreci de tamamen değişmiştir. Meclis-i Mebusan padişah izni olmaksızın her konuda teklif verebilir hâle gelmiştir. Teklif üzerine padişah oluru verilmesi ve teklifin Şuray-ı Devlette tasarı hâline gelmesi usulü tamamen kaldırılmıştır. Padişahın yürütme alanına ilişkin yetkilerine bakıldığında, artık sadece sadrazam ve şeyhülislamı bizzat atayabildiği, diğer vekilleri ise sadrazamın seçimi doğrultusunda usulen atadığı görülmektedir. Sadrazamı belirlerken de herhangi birini değil meclisten güvenoyu alabilecek birini seçmesi gerekmektedir. Parlamenter hükûmet sisteminin bir gereği olarak, padişah yetkilerini sadrazam ve ilgili bakanın imzasıyla kullanabilecektir. Bakanlar kurulunun bir konuyu görüşmek için padişahtan izin alma zorunluluğu kaldırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Padişaha sürgün yetkisi veren 113. maddenin kaldırılması, sansür yasağı getirilmesi, postaya verilen evrakların mahkeme kararı olmadan açılamayacağının kabul edilmesi, kanun dışı tutuklamanın engellenmesi, toplanma ve dernek kurma haklarının anayasallaştırılması temel hak ve özgürlükler alanında önemli gelişmelerdir. Bütün bu değişiklikler doğrultusunda, 1909’da Osmanlı Devleti’nin parlamenter, anayasal bir monarşiye geçtiği ileri sürülebilir.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/osmanli-siyasal-yasaminda-anayasal-gecisler.html">Analiz: Osmanlı Siyasal Yaşamında Anayasal Geçişler</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Analiz: 27 Mayıs 1960 Darbesinin Nedenleri ve Sonuçları</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/1960-darbesi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yüksel Gürbüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Jul 2017 22:02:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikkaynak.com/?p=832</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet döneminin ilk askeri darbesi 27 Mayıs 1960 günü Demokrat Parti (DP) hükümetine karşı gerçekleşmiş, ardında görülen davalarda dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmiştir. DP iktidar yolunda popülist bir söylem gütmüş, bir başka deyişle ünlü “Yeter! Söz Milletindir!” sloganıyla sandıklardan çıkacak çoğunluğu kendi iradelerine eşitlemişlerdir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/1960-darbesi.html">Analiz: 27 Mayıs 1960 Darbesinin Nedenleri ve Sonuçları</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet döneminin ilk askeri darbesi 27 Mayıs 1960 günü Demokrat Parti (DP) hükümetine karşı gerçekleşmiş, ardında görülen davalarda dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmiştir. DP iktidar yolunda popülist bir söylem gütmüş, bir başka deyişle ünlü “Yeter! Söz Milletindir!” sloganıyla sandıklardan çıkacak çoğunluğu kendi iradelerine eşitlemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu popülist siyaset tarzı içerisinde DP’yi iktidara taşıyan bir de hegemonya projesi vardır. Hegemonya projeleri ulusal-popüler, ulus çapında tüm sınıfsal veya sınıfsal olmayan unsurları tek bir hâkim sınıfın önderliğinde toplayarak egemenlik kurma çalışmalarıdır. Hegemonya projesi dört sacayağı üzerine oturuyordu: Ekonomik kalkınma, patronaja dayalı yeniden dağıtım, muhafazakâr modernleşme ve millî iradenin gerçekleşmesi olarak demokrasi.</p>
<p style="text-align: justify;">Popülizm ise siyasetin çatışma eksenini iktidar bloğu karşısında halk (veya millet) bloğu şeklinde kuran, bu bloklar altında farklı sınıfsal ve diğer toplumsal kesimleri dizen, bunu da ideolojik söylemler kadar patronaj ilişkilerine dayalı yeniden dağıtım mekanizmalarıyla gerçekleştiren bir siyaset tarzıdır. DP’nin hegemonya projesinin dört ana unsuru bulunmaktadır. Bunlardan ilki, CHP döneminde zaten uygulamaya konulmuş olan tarım ve ticaret odaklı ekonomik büyüme modelini benimsemektir. İkincisi, patronaja dayalı bir ekonomik paylaşım modeli uygulamak, üçüncüsü ise kültür modernleşmesi yerine daha yavaş ilerleyen ve muhafazakâr ve örfi unsurların da incitilmediği bir modernleşme anlayışı belirlemek ve son olarak da gerçek milli iradenin tecelli edeceği söylemini üretmek olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu plan ve projeler, ilk başta DP’yi iktidara taşıyacak ve iktidarda üst üste gelen seçim başarılarıyla tutacak kadar başarılı olsa da, özellikle 1950’li yılların ikinci yarısından sonra akamete uğramaya başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilhassa, ilk ciddi oy kaybının yaşandığı 1957 seçimleri sonrasında ülkedeki mali ve siyasi kriz derinleşti. Bundan daha ciddi bir sorun ise DP’nin giderek artan otoriter tutumu ve baskılarıydı. Bu baskıcı tutumlar arasında muhalefet partisi CHP üzerindeki ciddi tahakküm, mal varlığının hazineye devredilmesi, genel sekreterinin bir yurt gezisi esnasında tutuklanması ve tertipli ve silahlı bir ayaklanma tertip etmekle suçlanması hemen akla gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Basın, üniversite, sivil aydınlar ve ordunun yönetim kadrosunun iktidar odaklarınca bastırılıp, şekillendirilmeye çalışılması ve protestolara karşı ilan edilen sıkıyönetimler de otoriter yönetimin diğer baskı araçları halindeydi. Tüm bu şartlar ve devamlı ihmal  edilen ordu modernleşmesi, subayların giderek kötüleşen maddi durumları ve ülkedeki sosyo-ekonomik yapıda  geriye itilmeleri ordudaki hiyerarşi dışı bir örgütlenmeyi tetiklemiş, oluşan darbeci fraksiyonları birleştirmiş ve  günü geldiğinde darbe gerçekleşerek başa o sıra izinde bulunan kara kuvvetleri komutanı Orgeneral Cemal Gürsel’i getirmiştir. Milli Birlik Komitesi (MBK) adı altında tüm egemenlik haklarını belirli bir süreyle üstünde toplayan bir askeri yönetim kurulu kurulmuştur. MBK, kendi içinde daha uzun süreli iktidarda kalmak isteyen kısmı tasfiye etmiş, böylece en kısa zamanda adil ve tarafsız seçim vaadinde bulunmuştur. Halka 27 Mayıs’ı anlatmak üzere yapılacak  konferanslarda kullanılmak üzere hazırlanan ESASLAR başlıklı yayımda “27 Mayıs inkılap hareketi niçin yapıldı?” bölümünde de nedenler şöyle sıralanmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">1. “Partizan bir idare kurulması ve hukuk devleti vasfının ortadan kalkması&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">2. Plansız bir yatırım politikası ve suistimaller</p>
<p style="text-align: justify;">3. Enşasyonist bir mali politika ve hayat pahalılığı</p>
<p style="text-align: justify;">4. Fikir hayatı üzerine baskı ve basın hürriyetini tehdit</p>
<p style="text-align: justify;">5. Tek parti diktatoryasının kurulması ve Büyük Millet Meclisinin meşruluğunu kaybetmesi”</p>
<p style="text-align: justify;">Daha 14’lerin tasfiyesinden önce “hükûmetin çalışma  programına esas teşkil etmek üzere” MBK’nin oy birliğiyle kamuoyuna açıkladığı “Millî Birlik Komitesi’nin Direktifi” ve “Millî Birlik Komitesi’nin Memleket Meseleleri Hakkında Temel Görüşleri” adlı resmî yayınlar şunları öngörmektedir: Özel teşebbüse müdahale etmeyecek dengeli bir devletçilik yoluyla sanayileşme, toprak ve tarım reformu, adil vergi sistemi; işçilerin sosyal haklarının sağlanması, istihdamın artırılması, sosyal adalet ilkesine uygun bir sağlık politikası; demokratik hukuk nizamı, yeni anayasa ve seçim kanunu; ordunun yapısının modernleştirilmesi.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidarı ele alan askeri yönetim yeni bir hegemonya projesi başlatarak çeşitli icraatlar yürüttü ki bunların en önemli ikisi Devlet Planlama Teşkilatı&#8217;nın (DPT) kurulması ve 1961 Anayasası&#8217;nın yazılması oldu. DPT ile askeri yönetim, kapitalist ekonomik gelişmeleri daha adil planlayıp dağıtacağını ve böylece sınıf çatışmalarının önüne geçeceğini düşünüyordu. Bu, kurmaya çalıştığı sosyal-milli bir devlet yönetimi anlayışının sosyal ayağını oluştururken, askerlerin ağırlıklı söz sahibi oldukları ve anayasal bir organ olarak görev yapan Milli Güvenlik Kurumu&#8217;nu (MGK) da kurarak yeni yönetimin milli güvenlik ayağını da tesis etmişlerdi. Askeri yönetimin en önemli icraatıysa, yazdırdıkları 1961 Anayasası olmuştur. Bu anayasa, görece demokratik hakları korumuş, sendikal ve siyasi hakların kullanım alanını genişletmiş, yargı ve üniversite bağımsızlığını kurmuş, Anayasa Mahkemesi&#8217;ni ve yürütmeyi kontrol amaçlı, çift kanatlı meclis anlayışını getirmiştir. Fakat Türkiye’deki sağ kanat bu formüllerin işe yararlığına asla ikna olmayacak ve yeni anayasanın tanıdığı özgürlük alanlarına muhalefet edecektir. Diğer yandan ise, Anayasa askerî vesayet rejimini ve devletin militarizasyonunu kurumsallaştırdı. 27 Mayıs 1960 sonrasında TSK’nin merkezîleşmesi ve özerkleşmesi yönünde önemli adımlar atıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Merkezîleşme adına bozulmuş olan rütbe piramidi ve emir komuta hiyerarşisi toplu emekliye sevklerle düzeltilmeye çalışıldı. Özerkleşme yönünde ise birçok hamle yapıldı. Askerî bürokrasi yürütmenin üçüncü başı olarak sayıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Genelkurmay Başkanlığı Millî Savunma Bakanlığı (1949 sonrası böyleydi) yerine tekrar Başbakan’a karşı sorumlu kılındı. Millî Güvenlik Kurulu (MGK) anayasal bir organ olarak kuruldu. Bu dönemde kurul sivil üyelerin çoğunlukta olduğu sivil-asker karma bir kurul olup görevi de millî güvenliği ilgilendiren her türlü konuda Bakanlar Kuruluna tavsiyede bulunmaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu hal ve gidişat ise 1970’lerin başında görülecek ve tüm siyasi hayatı derinden şekillendirecek başka bir askeri müdahaleye, 12 Mart muhtırasına yol açacaktır.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/1960-darbesi.html">Analiz: 27 Mayıs 1960 Darbesinin Nedenleri ve Sonuçları</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
