﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Öne Çıkarılmış İçerik | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/onecikarilmis/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Sep 2026 14:18:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Öne Çıkarılmış İçerik | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye’de Kamu Yönetimi Kitaplarının Ana Temaları ve Türleri Açısından Bir Değerlendirme (2000-2023)</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-kamu-yonetimi-kitaplarinin-ana-temalari-ve-turleri-acisindan-bir-degerlendirme-2000-2023.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-kamu-yonetimi-kitaplarinin-ana-temalari-ve-turleri-acisindan-bir-degerlendirme-2000-2023.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kaan Akman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 10:54:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kamu Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13656</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özet Bu yazıda, kamu yönetimi alanındaki temel kitaplar üzerine yapılan tarama sonucunda ulaşılan sekiz temel tespit, başlıklar hâlinde sunulmaktadır. Değerlendirme bölümünün ardından, Kitapyurdu gibi kitap satış siteleri ile Orion, Ekin, İmge, Gazi, Dora ve Siyasal yayınevlerinin internet sitelerinde gerçekleştirilen tarama sonucunda ulaşılan 235 kitabın künyesine yer verilmiştir. Ayrıca Özkan tarafından hazırlanan &#8220;Kamu Yönetimi Ders Kitapları: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-kamu-yonetimi-kitaplarinin-ana-temalari-ve-turleri-acisindan-bir-degerlendirme-2000-2023.html">Türkiye’de Kamu Yönetimi Kitaplarının Ana Temaları ve Türleri Açısından Bir Değerlendirme (2000-2023)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Özet</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazıda, kamu yönetimi alanındaki temel kitaplar üzerine yapılan tarama sonucunda ulaşılan sekiz temel tespit, başlıklar hâlinde sunulmaktadır. Değerlendirme bölümünün ardından, Kitapyurdu gibi kitap satış siteleri ile Orion, Ekin, İmge, Gazi, Dora ve Siyasal yayınevlerinin internet sitelerinde gerçekleştirilen tarama sonucunda ulaşılan 235 kitabın künyesine yer verilmiştir. Ayrıca Özkan tarafından hazırlanan &#8220;Kamu Yönetimi Ders Kitapları: İki Döküm Bir Değerlendirme&#8221; başlıklı çalışmadan da yararlanılmıştır.*</p>
<p style="text-align: justify;">Yazının temel amacı, kamu yönetimi alanındaki kitapların genel çerçevesi hakkında fikir edinmek, bu alanda öne çıkan araştırmacıları tanımak ve başlıca eserleri toplu hâlde bir araya getirmektir. Kuşkusuz, bu amaç metodolojik çerçevesi açık biçimde belirlenmiş kapsamlı bir araştırma kapsamında daha sistematik ve bilimsel şekilde gerçekleştirilebilir. Bu yazı ise kamu yönetimi literatürüne kuşbakışı bir ön değerlendirme niteliği taşımaktadır. Sunulan liste, yapılan tarama sonucunda ulaşılan kaynaklardan oluşmakla birlikte alanın tüm yayınlarını kapsayan eksiksiz bir döküm niteliğinde değildir.**</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12px;">* Söz konusu çalışma &#8220;Yönetim Bilimini Yeniden Düşünmek Durum Değerlendirmesi&#8221; başlıklı kitap içerisinde yer almaktadır. Bkz. Şulenur Özkan Erdoğan, “Kamu Yönetimi Ders Kitapları: İki Döküm Bir Değerlendirme” (ss. 89-109), Can Umut Çiner (Ed.), <em>Yönetim Bilimini Yeniden Düşünmek</em>, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 2021.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12px;">**Kamu Yönetimi Derneği tarafından hazırlanan Doktora Yeterlilik Sınavlarına Hazırlık İçin Öneri Yayınlar Listesi de kamu yönetimi alanında öne çıkan kitapları içermektedir. Bkz. https://kamuyonetimi.org.tr/kamu-yonetimi-doktora-yeterlik-sinavlari-icin-oneri-yayinlar/</span></p>
<p><strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>
<p><strong>1.Kamu Personeli Seçme Sınavlarına Hazırlık Kitaplarının Artışı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1999 yılında Devlet Memurları Sınavı (DMS) ile başlayan merkezi personel alım sistemi, 2002 yılından itibaren Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) adı altında yeniden yapılandırılarak günümüze kadar uygulanmaya devam etmektedir. Bu süreçte, kamu yönetimi alanı yalnızca üniversite öğrencilerine yönelik akademik ders kitaplarının konusu olmaktan çıkmış; KPSS, kurum sınavları ve müfettişlik, uzman yardımcılığı, kaymakam adaylığı ile denetçilik gibi kariyer meslek sınavlarına hazırlanan adaylara yönelik konu anlatımı, soru bankası ve deneme sınavı formatındaki yayınların sayısında belirgin bir artış yaşanmıştır. Böylece kamu yönetimi literatürü içinde sınav odaklı yayınlar, akademik eserlerden ayrışan kendine özgü bir alt kategori hâline gelmiştir. Bu durum alanın yayın çeşitliliğini artırırken kamu yönetimi bilgisinin sunuluş biçimini de önemli ölçüde etkilemiştir. Birkaç örnek için Bkz:</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Ahmet Nohutçu, <em>Kamu Yönetimi Konu Anlatımı</em>, Savaş Yayınevi, Ankara, 2024; Can Çelik, <em>Kamu Yönetimi Konu Anlatımı</em>, Dizgi Kitap Yayınları, Ankara, 2023, Ahmet Nohutçu, <em>Mülki İdare Kamu Yönetimi Çıkmış Soru Bankası</em>, Savaş Yayınevi, Ankara, 2014; İlker Parasız, Zeyyat Sabunoğlu, İsmail Efil, <em>KPSS A Kamu Yönetimi Konu Anlatımı,</em> Savaş Yayınevi, Ankara, 2012; Taylan Koç ve Servet Gün, <em>KPSS-A Kamu Yönetimi,</em> Pelikan Yayınevi, Ankara, 2011.</p>
<p><strong>2.Kamu Yönetimi/Yönetim Bilimi Kitap Türlerinin Çeşitlenmesi</strong></p>
<p style="text-align: justify;" data-pm-slice="1 1 []">Kamu yönetimi disiplininde ders kitaplarının yanı sıra, sempozyum ve kongrelerde sunulan bildiri özetlerinin ve tam metinlerinin bir araya getirildiği bildiri kitapları, ansiklopediler ve açıköğretim programlarına yönelik ders kitapları gibi farklı türlerdeki yayınların sayısında da artış gözlenmiştir. Birkaç örnek için Bkz.</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><em>Özet/Tam Metin Kitabı:</em></span> Bekir Parlak (ed.), <em>Kamu Politikalarında Dönüşüm Kayfor 2012 Bildiriler Kitabı,</em> TODAİE, Ankara, 2013; Hikmet Kavruk (ed), <em>Kuram ve Yöntem Açısından Türkiye&#8217;de Kamu Yönetimi Bildiriler Kitabı</em>, TODAİE, Ankara, 2012; Uğur Ömürgönülşen ve M. Kemal Öktem (Yay. Haz). <em>Dünyada Kamu Yönetimindeki Dönüşüm ve Türkiye’de Kamu Yönetimi Öğretimine Yansımaları</em>, KAYFOR II,<strong> </strong>Hacettepe Üniversitesi Yayınları, 2004.</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><em>Ansiklopediler ve Sözlükler:</em></span> Yakup Özkaya, Veysel Erat, İnci Çoban İnce, Aytaç Duran, <em>Kamu Yönetimi Ansiklopedisi/Hukuk Bilimleri</em>, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara, 2023; Yakup Özkaya, Veysel Erat, Abdulsemet Yaman, Adnan Karataş, <em>Kamu Yönetimi Ansiklopedisi/Yönetim Bilimleri</em>, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara, 2023; Yasemin Mamur Işıkçı ve Esmeray Alacadağlı, <em>Kamu Yönetimi Ansiklopedisi</em>, Astana Yayınları, Ankara, 2018; Hatice Altunok ve Fatma Gül Gedikkaya, <em>Kamu Politikaları Ansiklopedisi,</em> Ankara, Nobel Yayıncılık, 2016; Bekir Parlak, <em>Kamu Yönetimi Sözlüğü</em>, Marmara Kitap Merkezi, İstanbul, 2011.</p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="text-decoration: underline;"><em>Açıköğretim Kitapları:</em></span> Koray Karasu (Ed). Karşılaştırmalı Kamu Yönetimi, Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi, 2022; Bilal Eryılmaz, Süleyman Sözen ve Özer Köseoğlu, <em>Kamu Yönetimi</em>, Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi Yayınları, 2019.</p>
<p><strong>3.Çok Editörü ve Çeşitli Konulu Kitapların Yaygınlaşması</strong></p>
<p style="text-align: justify;">2000&#8217;li yıllardan itibaren kamu yönetimi literatüründe birden fazla editörlü kitapların sayısında belirgin bir artış gözlenmektedir. Söz konusu eserlerin bir bölümü, yerel yönetimler, kamu politikası, kamu personel yönetimi veya dijital dönüşüm gibi belirli bir tema etrafında farklı yazarların katkılarıyla bütüncül bir yapı içinde hazırlanmıştır. Buna karşılık, bazı editörlü kitaplar ortak bir kavramsal veya tematik çerçeveye dayanmaksızın, kamu yönetiminin farklı alt alanlarına ilişkin bağımsız bölümlerden oluşan derleme niteliğinde yayımlanmıştır. Bu tür eserlerde bölümler arasında bütüncül bir kurgu veya kavramsal ilişki kurulamaması, kitabın ortak bir tez veya tartışma ekseninde ilerlemesini güçleştirmektedir. Bazı örneklerde ise editörlü kitapların, akademik yükseltme ve performans değerlendirme sistemlerinde yayın üretimine ilişkin ölçütleri karşılamaya yönelik bir araç hâline gelebildiği görülmektedir.</p>
<p><strong>4.Yeni/Çağdaş Yaklaşım Arayışı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">2000&#8217;li yıllarda kamu yönetimi alanında yayımlanan kitapların başlıklarında “yeni” ve “çağdaş” nitelemelerinin kullanımında belirgin bir artış görülmektedir. Bu eğilim, yalnızca başlıklarda tercih edilen bir adlandırma biçimini değil, aynı zamanda disiplinin geçirdiği kuramsal ve uygulamaya dönük dönüşümü de yansıtmaktadır. Özellikle Yeni Kamu İşletmeciliği (New Public Management), yönetişim, Avrupa Birliği uyum süreci, küreselleşme ve bilgi teknolojilerindeki gelişmelerin etkisiyle kamu yönetiminin ilgi alanı genişlemiş; klasik kamu yönetiminin örgüt, bürokrasi, hiyerarşi ve merkezi yönetim eksenli anlatısına yeni tartışma başlıkları eklenmiştir. Bu dönemde yayımlanan eserlerde dijitalleşme, e-devlet, yönetişim, etik, şeffaflık, hesap verebilirlik, stratejik yönetim, performans yönetimi, postmodern yaklaşımlar, sürdürülebilirlik ve Avrupa Birliği gibi temalar daha görünür hâle gelmiştir. Birkaç örnek için Bkz.</p>
<p style="padding-left: 40px;"><strong>Muhittin Acar ve Hüseyin Özgür, Çağdaş Kamu Yönetimi (II. Cilt), Nobel Yayıncılık, Ankara, 2005.</strong></p>
<p style="padding-left: 40px;"><span style="text-decoration: underline;">Konu Başlıkları:</span> Avrupa Birliğine Yönetsel Uyum, Düzenleyici Reformlar, Stratejik Yaklaşım, Performansa Dayalı Bütçeleme, Ağbağ Analizi</p>
<p style="padding-left: 40px;"><strong><a href="https://www.seckin.com.tr/yazar/burak-herguner-yazar-696268773">Burak Hergüner</a>, Kamu Yönetiminde Çağdaş Yaklaşımlar Başlangıcından Günümüze Kamu Yönetiminin Değişen Yüzü, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021</strong></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Konu Başlıkları: </span>Yeni Kamu Yönetimi, Postmodern Kamu Yönetimi, Yeni Kamu İşletmeciliği ve Toplam Kalite Yönetimi, E-Devlet, Yönetişim, Kamu Değeri Kuramı, Yeni Kamu Hizmeti, Kamu Yönetiminde Değişen Roller</p>
<p style="padding-left: 40px;"><strong>Asım Balcı, Ahmet Nohutçu, Namık Kemal Öztürk, Bayram Coşkun (Ed.), Kamu Yönetiminde Çağdaş Yaklaşımlar, <a href="https://www.seckin.com.tr/browser?v=434328699&amp;s=0">Seçkin Yayıncılık</a>, Ankara, 2013.</strong></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Konu Başlıkları: </span>Yeni Kamu Yönetimi, Yönetişim, Postbürokrasi, Postmodernizm, Yönetsel Reform, Hesap Verebilirlik, Performans Yönetimi, Stratejik Yönetim, Toplam Kalite Yönetimi, E – Devlet, Etik ve Kamu Yönetimi, Çatışma Yönetimi, Kriz Yönetimi, Kariyer Yönetimi, Kamu Politikaları, Kamu Politikası Analizi, Yerel Yönetimler ve Yerel Özerklik</p>
<p><strong>5.Yayınevleri Sayısında Artış </strong></p>
<p style="text-align: justify;" data-pm-slice="1 1 []">Kamu yönetimi başlıklı kitapların sayısındaki artışta, yayınevlerinin çeşitlenmesi de etkili olan faktörlerden biridir. 2000’li yıllar öncesinde kamu yönetimi alanındaki kitaplar ağırlıklı olarak üniversitelere bağlı araştırma ve yayın kuruluşlarının yayınevleri tarafından yayımlanırken, özel yayınevlerinin sayısındaki artışla birlikte yayıncılık yapısı da önemli ölçüde değişmiştir. Bu dönüşüm, kamu yönetimi alanındaki eserlerin daha geniş bir yayın ağı aracılığıyla okuyucuya ulaşmasını sağlamış ve alanın kitap üretimindeki çeşitliliği artırmıştır. Günümüzde kamu yönetimi alanındaki kitapların önemli bir bölümü Nobel, Savaş, Ekin, Dora ve Gazi gibi yayınevleri tarafından yayımlanmaktadır. Bu durum, kamu yönetimi literatürünün üniversite merkezli yayıncılık yapısından daha çeşitlenmiş ve ticari yayıncılığın da belirgin biçimde rol aldığı bir yapıya doğru dönüştüğünü göstermektedir.</p>
<p><strong>6.Doktora Tezlerinin Kitaplaşması </strong></p>
<p style="text-align: justify;" data-pm-slice="1 1 []">Üniversitelerin ülke geneline yayılması ve kamu yönetimi bölümlerinin sayısının artmasına paralel olarak, kamu yönetimi disiplininde üretilen lisansüstü tezlerin sayısında da önemli bir artış yaşanmıştır. Özellikle doktora tezlerinin tamamlanmasının ardından kitaplaştırılarak yayımlanması, kamu yönetimi başlıklı kitapların sayısındaki artışın önemli kaynaklarından biri olmuştur. Bu süreç, üniversitelerde üretilen akademik bilginin yalnızca tez çalışmalarıyla sınırlı kalmayarak kitap aracılığıyla daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmasını sağlamıştır.</p>
<p><strong>7.Kamu Yönetimi Kitaplarında Öne Çıkan 10 Başlık</strong></p>
<ul>
<li>Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Kamu Yönetiminin Yeniden Yapılandırılması</li>
<li>Etik</li>
<li>Dijitalleşme/E-devlet</li>
<li>Kamu Yönetiminin Dönüşümü</li>
<li>Yeni Kamu Yönetimi</li>
<li>Afet</li>
<li>Reform</li>
<li>Avrupa Birliği</li>
<li>Kamu Yönetiminin Güncel Sorunları</li>
<li>&#8230; ve Kamu Yönetimi/ Kamu Yönetimi ve &#8230;</li>
</ul>
<p><strong>8.Kitaplarda Kamu Yönetimi Teorileri-Yaklaşımları</strong></p>
<ul>
<li>Yeni Kamu İşletmeciliği Yaklaşımı</li>
<li>Kamu Tercihi Yaklaşımı</li>
<li>Yönetişim Yaklaşımı</li>
<li>Ağbağ (Network) Yaklaşımı</li>
<li>Karmaşıklık Kuramı</li>
<li>Postmodern Kamu Yönetimi Yaklaşımı</li>
<li>Siberokrasi Yaklaşımı</li>
<li>Kamu Değeri Yaklaşımı</li>
<li>Yeni Kamu Hizmeti Yaklaşımı</li>
<li>Eleştirel Kamu Yönetimi Yaklaşımı</li>
<li>Toplam Kalite Yönetimi Yaklaşımı</li>
<li>Stratejik Yönetim Yaklaşımı</li>
<li>Yeni Kamu Yönetimi Yaklaşımı</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a><span style="font-size: 12px;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Örgüt teorilerini içeren yönetim bilimi kitaplarında örgütlere ilişkin yeni yaklaşımlara (öğrenen örgütler, örgütsel kontrol, örgütlerde tükenmişlik, örgütlerde iletişim yönetimi, kriz yönetimi, çatışma yönetimi, itibar yönetimi, risk yönetimi, stres yönetimi, vb.) yer verilmiştir. Bkz. Şadi Can Saruhan ve Müge Leyla Yıldız, <em>Çağdaş Yönetim Bilimi</em>, Beta Yayıncılık, İstanbul 2009; Cevat Elma ve Kamile Demir (Ed.)  <em>Yönetimde Çağdaş Yaklaşımlar: Uygulamalar ve Sorunlar</em>, Anı, 2003.</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-kamu-yonetimi-kitaplarinin-ana-temalari-ve-turleri-acisindan-bir-degerlendirme-2000-2023.html">Türkiye’de Kamu Yönetimi Kitaplarının Ana Temaları ve Türleri Açısından Bir Değerlendirme (2000-2023)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-kamu-yonetimi-kitaplarinin-ana-temalari-ve-turleri-acisindan-bir-degerlendirme-2000-2023.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Agatha Christie-Doğu Ekspresinde Cinayet</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/agatha-christie-dogu-ekspresinde-cinayet.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/agatha-christie-dogu-ekspresinde-cinayet.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kaan Akman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 12:51:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Raksana Abdurahmanli (Bu yazı, makale gönder bölümünden gelmiştir) Agatha Christie. Modern dünya edebiyatı. “Doğu Ekspresinde Cinayet” tarihsel olarak dünya edebiyatında çeşitli türlerde eserler yazılmıştır. Her yazılı eser, onu yazan yazarın yaratıcı düşüncesinin bir ürünü olarak yaratılmıştır. Ancak yaratıcı düşünce derken sadece bireyin beyin ürününü kastetmek doğru olmaz. Çünkü bir eserin yazarının yazdığı fikirler, tarihsel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/agatha-christie-dogu-ekspresinde-cinayet.html">Agatha Christie-Doğu Ekspresinde Cinayet</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazar:</strong> Raksana Abdurahmanli</p>
<p>(Bu yazı, makale gönder bölümünden gelmiştir)</p>
<p style="text-align: justify;">Agatha Christie. Modern dünya edebiyatı. “Doğu Ekspresinde Cinayet” tarihsel olarak dünya edebiyatında çeşitli türlerde eserler yazılmıştır. Her yazılı eser, onu yazan yazarın yaratıcı düşüncesinin bir ürünü olarak yaratılmıştır. Ancak yaratıcı düşünce derken sadece bireyin beyin ürününü kastetmek doğru olmaz. Çünkü bir eserin yazarının yazdığı fikirler, tarihsel olarak gelişmiş olup, günümüze kadar oluşan fikirlerin yanı sıra, bir bütün olarak ülkenin geleneklerini ve halkın milli düşüncelerini de içermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tür olarak polisiye eserler, daha geniş olay örgüsü ve fikir zenginliği açısından üretken özellikleriyle her zaman ilgimi çekmiştir. Dedektif aynı zamanda bir kişinin psikolojisini incelemeye yardımcı olan bir türdür. Polisiye &#8220;Doğu Ekspresinde Cinayet&#8221; hem içerik açısından hem de insan psikolojisini kapsamlı bir şekilde anlatması açısından dünyaca ünlü yazar Agatha Christie&#8217;nin ünlü bir eseri olarak dikkatimi çekti.</p>
<p style="text-align: justify;"> Genel olarak bu polisiyede değineceğim ana noktaları dikkatinize sunmak isterim:</p>
<p style="text-align: justify;">✓ Poirot karakteri;</p>
<p style="text-align: justify;">✓ Tanıkların ve şüphelilerin sorgulanması;</p>
<p style="text-align: justify;">✓ Gerçeği araştırmak;</p>
<p style="text-align: justify;">✓ Gerçeğin ortaya çıkarılmasında psikolojik faktörlerin etkisi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir birey olarak Hercule Poirot, Agatha Christie&#8217;nin yazdığı tüm polisiye romanlarda en çok dikkat çeken karakterlerden biri olduğunu vurgulamak isterim ve mesleği gereği olayın zamanı ve yeri ne olursa olsun her zaman doğru zamanda ortaya çıkabildiğini belirtmek isterim. Sanki olayların kendisi Poirot’yu suç mahalline getiriyor ya da cezai sürecin katılımcılarıyla tanışıyor. Suçun soruşturması başladığı anda Hercule Poirot&#8217;nun kendine özgü yaklaşımı öne çıkmaya başlar. Bir süreç olarak dikkat çekiyor. Sadece “Doğu Ekspresinde Cinayet”i okuyarak Hercule Poirot&#8217;nun soruşturmasının adım adım gelişimini görmek mümkün.</p>
<p style="text-align: justify;">Hercule Poirot için boş yere söylenmiş bir kelime, bir cümle, bir fikir ya da düşünce diye bir şey yoktur. Olayın mahiyeti ve şiddeti ne olursa olsun, olayın meydana geldiği ana kadar, olayın meydana geldiği an ve olay gerçekleştikten sonraki aşamalar üçü de birbiriyle bağlantılıdır ve biri diğerine yardımcı olur. Matematikte Euler-Venn diyagramını duymuş olduğunuzu varsayıyorum. Hatırlatmak adına kısa bir özet olarak anlatayım.</p>
<p><img title="22-300x239 Agatha Christie-Doğu Ekspresinde Cinayet  "fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-13495 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2026/01/22-300x239.png" alt="22-300x239 Agatha Christie-Doğu Ekspresinde Cinayet  " width="300" height="239" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2026/01/22-300x239.png 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2026/01/22.png 365w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şemada her dairenin kendine has özellikleri vardır. Çemberin kesişen kısımları ortak özelliklerini temsil eder. Hercule Poirot, duruşmaya katılanlarla röportaj yaparken olay öncesi, olayın meydana geldiği an ve olay sonrası tüm detayları aldıktan sonra onlarla kesişir. Aralarında belli bir düzenliliğin olması doğaldır. Poirot&#8217;nun suç soruşturması stratejisi zamanla tanıdık gelmeye başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Hercule Poirot&#8217;nun ortak sonuçları (Euler-Venn şemasına dayalı olarak), nihai sonuca varmasına yardımcı olacak bir araçtır. Diyagrama bakıldığında üç dairenin de kesiştiği noktalar ve dairelerin birbiriyle kesiştiği ortak kısımlar bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Doğu Ekspresinde Cinayet”te, bir vagonda yaşanan bir suç olayı, Hercule Poirot&#8217;nun soruşturma planının ortaya çıkmasına yardımcı olur. İlk bakışta farklı nedenlerle seyahat eden insanların tren vagonlarında birleştiğini görüyoruz. Olay öncesinde Hercule Poirot&#8217;nun bu kişilerden bazılarıyla yaptığı sohbet, kendisini Hadisədən əvvəl Hadisə vaxtı Hadisəd ən sonra Puaro nəticələri bekleyen süreçlerde ilerlemesine yardımcı olur. Çünkü sohbet sırasında bu kişilerden bazıları onun bazı fikirler oluşturmasına neden oldu. Faytondaki cinayetin ardından olayla ilgili soruşturmayı Hercule Poirot&#8217;nun üstlendiği biliniyor. Öldürülen kişi ölmeden önce arabada Poirot ile konuştu. Ölümle tehdit edildiğini hissetti ve bunu Poirot&#8217;ya bildirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Euler-Venn şemasında bahsettiğim üçüncü bölümde cinayetten sonraki aşama da oldukça ilginç. Diyagrama göre Hercule Poirot&#8217;nun analizine dayanan sorular, üç aşamanın kesişiminden ortaya çıkıyor ve bu da cinayeti işleyen kişinin bulunmasına yol açıyor:</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Üzerinde &#8220;H&#8221; yazan mendil kimin?</li>
<li>Boru fırçası. Kim düşürdü? Albay mı, yoksa başka biri mi?</li>
<li>Kırmızı kimonoyu kim giydi?</li>
<li>Rehberin kitabına giren kadın veya erkek kimdir?</li>
<li>Saat neden 1:15&#8217;i gösteriyordu?</li>
<li>Suç o sırada mı işlendi?</li>
<li>Yoksa daha önce mi işlenmişti?</li>
<li>Yoksa sonradan mı işlendi?</li>
<li>Ratchett&#8217;in (öldürülen kişi) birden fazla kişi tarafından bıçaklandığından emin olabilir miyiz?</li>
<li>Vücudundaki yaralar başka nasıl açıklanabilir?</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Listelenen bu sorular aslında Hercule Poirot&#8217;nun vardığı sonuçlardır. Sorulara doğru cevap verebilmek için yaptığı çıkarımlar, suçun tüm aşamalarının düğümlerini çözerek gerçeğin ortaya çıkmasına yol açar. Eserde okuyucuya öğretilen temel noktalardan biri, insanın hayatta gördüğü her şeyin gerçekte olduğu gibi olmadığıdır. Her ne kadar bilindiği gibi akraba olmayan kişilerin vagonlarda seyahat ettiği hayal edilse de aslında bu kişilerin her biri yeni işlenen bir suçla birleşiyor. Bu, işin doruk noktasıdır. Arabadaki insanlar bir fikir etrafında birleşiyor. Yıllar önce yaşanan bir suçun intikam duygusu&#8230; Küçük bir kızın kaçırılması ve öldürülmesi gibi bir suçu işleyen katilden intikam alma fikri etrafında birleşen insanlar amacına ulaşır. Katili bulup canını alırlar. Darbeler bir kişi tarafından mı yoksa birkaç kişi tarafından mı yapıldı?</p>
<p style="text-align: justify;">Hercule Poirot yukarıdaki soruların cevabını ve gerçekleri bir yönüyle ortaya koyuyor. Bu taktiksel çalışmayı bir isimle sunmak istiyorum. Tarihte bu tür strateji ve plana anaconda planı (politika) adı verilmiştir. Bu plan ilk kez 1861-1865 Amerikan İç Savaşı sırasında General Winfield Scott tarafından uygulanmıştır. O zamanlar Amerika Birleşik Devletleri endüstriyel kuzey ve köle sahibi güney olarak ikiye bölünmüştü. Amaç güney eyaletlerini kuzeye bölmekti. Planın temeli denizden kuşatmaydı. Bununla güney eyaletlerini ablukaya alan kuzey kazandı. Denizden gelen kuşatma, anakonda yılanının geri dönüşünü hatırlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bana göre okuyucularda anakonda politikası hakkında belli bir fikir oluşturabildim. Şimdi Hercule Poirot&#8217;nun bunu nasıl uyguladığını açıklamaya çalışalım. Cinayetin işlendiği trenin bir dizi inci olduğunu düşünelim. Tren bir iptir ve insanlar inci rolünü oynarlar. Suç işlenmeden önce incilerin ipe değil yere saçıldığı görüldü. Ancak işin sonunda tam tersini görüyoruz. Poirot her birini astı. Gerçek ortaya çıkana kadar trendeki her yolcu ayrı ayrı sorguya çekilir. Ancak bu son değil. Poirot&#8217;nun fikirlerinin doğru mu yanlış mı olduğunu öğrenmesinin ardından ifade veren herkes gerçekleri söylemek zorunda kalır. Gerçek gerçek ortaya çıktıktan sonra inciler zincire vurulur. toplar. Anakonda, avını kuşatıp boğarak amacına ulaştığında, Poirot da sürecin katılımcılarını tek tek sorgulayıp birbirine bağlamış, işin sonundan da anlaşılacağı üzere her birini bir merkezde toplayıp karşı karşıya getirmiş ve bunun sonucunda gerçek gerçek, sürecin katılımcıları tarafından anlatılmış. Geri çekilmelerine imkan yoktu.</p>
<p style="text-align: justify;">Hercule Poirot karakteri hakkında pek çok görüş ortaya çıkabilir. Ancak görüşlerimi dünya görüşüme ve düşünce analizlerime göre açıklamaya çalıştım. Pek çok fikri okuyucuya ulaştırmak isteyen dünyaca ünlü yazar ve Nobel ödüllü Agatha Christie&#8217;nin eserlerine farklı ve zengin fikirler yansıyor. Aynı zamanda insanın hayatında ihtiyaç duyacağı birçok dersi bu eserlerden çıkarmak mümkündür. Yaşanan her olayın gerçek bir nedeni vardır. Önemli değil, aynı zamanda iyi bir olay da olabilir. , kötü bir olay. Kötü bir olayı yaratacak nedenleri bildiğiniz zaman onu olumluya yönlendirmek ve olayların gidişatını değiştirmek mümkündür. Önemli olan, onu bilinçli olarak anlamanızdır. Sonunda Hercule Poirot gibi o da ceza davasını yeniden açmamak için başka bir seçeneği seçiyor .Ratchett hakkında verilen ölüm cezasının infaz edildiği anlaşılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/agatha-christie-dogu-ekspresinde-cinayet.html">Agatha Christie-Doğu Ekspresinde Cinayet</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/agatha-christie-dogu-ekspresinde-cinayet.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>III. Göbeklitepe’den Bugüne Türkiye’nin Tarihi ve Kültürel Mirası Sempozyumu</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/iii-gobeklitepeden-bugune-turkiyenin-tarihi-ve-kulturel-mirasi-sempozyumu.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/iii-gobeklitepeden-bugune-turkiyenin-tarihi-ve-kulturel-mirasi-sempozyumu.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kaan Akman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 19:05:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13451</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şimdi sıra Göbeklitepe’de! Akademik Düşünce Enstitüsü tarafından “Göbeklitepe’den Bugüne Türkiye’nin Tarihî ve Kültürel Mirası Sempozyumu”nun üçüncüsünü düzenlemekten onur duymaktayız. Samsun (2021) ve Ankara (2025) etkinliklerinin ardından bu yılki sempozyum Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ve Harran Üniversitesi’nin akademik katkılarıyla Şanlıurfa’da gerçekleştirilecektir. Sempozyumun  ana teması, küresel gelişmeler ışığında “Uluslararası İlişkilerde Kültürel Miras ve Kültürel Miras Güvenliği” olarak belirlenmiştir. Kültürel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/iii-gobeklitepeden-bugune-turkiyenin-tarihi-ve-kulturel-mirasi-sempozyumu.html">III. Göbeklitepe’den Bugüne Türkiye’nin Tarihi ve Kültürel Mirası Sempozyumu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi sıra Göbeklitepe’de!</p>
<p>Akademik Düşünce Enstitüsü tarafından “Göbeklitepe’den Bugüne Türkiye’nin Tarihî ve Kültürel Mirası Sempozyumu”nun üçüncüsünü düzenlemekten onur duymaktayız.</p>
<p>Samsun (2021) ve Ankara (2025) etkinliklerinin ardından bu yılki sempozyum Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ve Harran Üniversitesi’nin akademik katkılarıyla Şanlıurfa’da gerçekleştirilecektir.</p>
<p>Sempozyumun  ana teması, küresel gelişmeler ışığında <strong>“Uluslararası İlişkilerde Kültürel Miras ve Kültürel Miras Güvenliği”</strong> olarak belirlenmiştir. Kültürel mirasın diplomatik bir güç unsuru olmasının yanı sıra; çatışma bölgelerindeki yıkımlar, yasa dışı ticaret ve teknolojik tehditler konuyu küresel bir güvenlik meselesi haline getirmiştir. Bu doğrultuda sempozyum; uluslararası ilişkiler, kamu yönetimi, tarih, sanat tarihi, arkeoloji, hukuk, sosyoloji, güvenlik çalışmaları ve yapay zekâ gibi pek çok disiplinden uzmanı bir araya getirerek konuyu çok boyutlu bir şekilde tartışmayı hedeflemektedir.</p>
<p>Bildiri göndermek için: <a href="https://sempozyum.akademikdusunce.org.tr/" rel="nofollow external noopener noreferrer" data-wpel-link="external">https://sempozyum.akademikdusunce.org.tr/</a></p>
<p>Detaylı bilgiler için tıklayınız👇</p>
<p><a href="https://www.akademikdusunce.org.tr/wp-content/uploads/2025/12/Sempozyum-Bilgileri.pdf" data-wpel-link="internal">Sempozyum Bilgileri</a></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/iii-gobeklitepeden-bugune-turkiyenin-tarihi-ve-kulturel-mirasi-sempozyumu.html">III. Göbeklitepe’den Bugüne Türkiye’nin Tarihi ve Kültürel Mirası Sempozyumu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/iii-gobeklitepeden-bugune-turkiyenin-tarihi-ve-kulturel-mirasi-sempozyumu.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Orta Vadeli Programı (OVP) 2026-2028: Ekonomik, Sosyal ve Sektörel Etkiler Üzerine Derinlemesine Bir İnceleme</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiyenin-orta-vadeli-programi-ovp-2026-2028-ekonomik-sosyal-ve-sektorel-etkiler-uzerine-derinlemesine-bir-inceleme.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/turkiyenin-orta-vadeli-programi-ovp-2026-2028-ekonomik-sosyal-ve-sektorel-etkiler-uzerine-derinlemesine-bir-inceleme.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Işık]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2025 14:25:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[CARİ AÇIK]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[Enflasyon]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat Hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Vadeli Program (OVP)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13262</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giriş Türkiye’nin Orta Vadeli Programı (OVP), ülkenin ekonomisini yönlendiren en önemli belgelerden biri olup, üç yıllık bir dönemde hedeflenen makroekonomik göstergeleri, bütçe politikalarını, sektör stratejilerini ve hedef büyüme oranlarını içermektedir. 2026-2028 dönemi için açıklanan OVP, Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma stratejisinin temellerini oluşturmakta olup, özellikle ekonomik istikrarın sağlanması, sürdürülebilir büyümenin elde edilmesi ve enflasyonla mücadele gibi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyenin-orta-vadeli-programi-ovp-2026-2028-ekonomik-sosyal-ve-sektorel-etkiler-uzerine-derinlemesine-bir-inceleme.html">Türkiye’nin Orta Vadeli Programı (OVP) 2026-2028: Ekonomik, Sosyal ve Sektörel Etkiler Üzerine Derinlemesine Bir İnceleme</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin Orta Vadeli Programı (OVP), ülkenin ekonomisini yönlendiren en önemli belgelerden biri olup, üç yıllık bir dönemde hedeflenen makroekonomik göstergeleri, bütçe politikalarını, sektör stratejilerini ve hedef büyüme oranlarını içermektedir. 2026-2028 dönemi için açıklanan OVP, Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma stratejisinin temellerini oluşturmakta olup, özellikle ekonomik istikrarın sağlanması, sürdürülebilir büyümenin elde edilmesi ve enflasyonla mücadele gibi kritik öncelikleri içermektedir. Bu makale, Türkiye’nin Orta Vadeli Programı’nın (OVP) ekonomik, sosyal ve sektörel etkilerini ayrıntılı bir şekilde incelemeyi ve mühendislik sektörü özelinde analiz yapmayı amaçlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">OVP, sadece ekonomik göstergelere dayalı bir belge olmanın ötesinde, çeşitli sektörlerdeki paydaşların, özellikle kamu ve özel sektör firmalarının, stratejik planlama ve yönelimlerini etkileyen bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda, 2026-2028 OVP’sinin Türkiye ekonomisi üzerindeki yansımaları, sektörlere göre detaylı bir şekilde ele alınacaktır. Ayrıca, mühendislik sektörü özelinde OVP’nin olası etkileri ve firmaların stratejik yönelimleri üzerine de derinlemesine bir analiz yapılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Orta Vadeli Program (OVP) Nedir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Orta Vadeli Program, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından her yıl açıklanan ve Türkiye&#8217;nin üç yıllık ekonomik yol haritasını belirleyen stratejik bir plandır. Bu plan, büyüme oranları, enflasyon hedefleri, dış ticaret dengesi, işsizlik oranları, kamu harcamaları ve bütçe açıkları gibi makroekonomik hedeflere dayalı olarak şekillenir. OVP, aynı zamanda sektörel politikalar, yatırımlar ve yapısal reformlara yönelik stratejiler içermektedir. Türkiye’nin 2026-2028 OVP’si, ekonomik istikrarı sağlamak ve büyümeyi sürdürülebilir kılmak amacıyla büyük bir öneme sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">OVP’nin temel hedefleri arasında ekonomik büyümenin artırılması, işsizliğin düşürülmesi, enflasyon oranlarının kontrol altına alınması, kamu borçlarının sürdürülebilir seviyelere çekilmesi ve dış ticaret açığının daraltılması bulunmaktadır. 2026 yılı için büyüme hedefi %3.8, 2027 için %4.3 ve 2028 için %5 olarak belirlenmişken, enflasyonun 2025 sonu itibariyle %28,5 iken, 2028&#8217;de %8 seviyelerine çekilmesi öngörülmektedir (Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2025).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>OVP’nin Türkiye Ekonomisine Genel Etkileri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin 2026-2028 dönemi için belirlediği ekonomik hedefler, büyüme oranlarının istikrarlı bir şekilde artırılmasını ve enflasyonun düşürülmesini amaçlamaktadır. Ancak, bu hedeflerin gerçekleştirilmesi, birçok iç ve dış faktöre bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Büyüme Hedefleri ve Ekonomik Dönüşüm</strong></p>
<p style="text-align: justify;">2026-2028 OVP’sinin büyüme hedefleri, Türkiye ekonomisinin daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşması için önemli bir adımdır. Büyüme oranlarının artırılması, özellikle yatırımların teşvik edilmesi, üretim kapasitesinin artırılması ve dijitalleşme süreçlerine yatırım yapılması ile mümkün olacaktır. Ancak, OVP’nin öngördüğü büyüme hedeflerinin tutmaması, kamu maliyesinin zorlanması ve enflasyonun yükselmesi gibi durumlar, sektörel bazda farklı etkilere yol açabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">OVP’nin büyüme hedeflerini tutturabilmesi, dış ticaret açığının daraltılması, ihracatın artırılması ve ithalatın sınırlanması gibi stratejilere dayanmaktadır. Bununla birlikte, global ekonomik belirsizlikler, döviz kuru dalgalanmaları ve dış yatırımcıların Türkiye’ye bakış açısı, büyüme hedeflerinin gerçekleşmesini zorlaştırabilecek risk faktörleri olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Enflasyon ve Faiz Oranı Politikaları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">OVP’de enflasyon oranlarının düşürülmesi temel hedeflerden bir diğeridir. Enflasyonun %28,5’ten %8 seviyelerine çekilmesi, Türkiye&#8217;nin ekonomisini istikrara kavuşturmak için kritik bir hedeftir. Bu hedefin gerçekleştirilmesi, maliyetlerin kontrol altına alınması, üretim süreçlerinde verimliliğin artırılması ve enerji maliyetlerinin düşürülmesi gibi önlemleri gerektirecektir. Enflasyonla mücadelede faiz oranlarının yükseltilmesi veya sabit tutulması, tüketici harcamalarını sınırlayabilir, ancak aynı zamanda yatırımcı güvenini artırarak, ekonomiyi stabil hale getirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">OVP’deki enflasyon hedeflerine ulaşmak için hükümetin sıkı maliye politikaları uygulaması, vergilerin artırılması ve kamu harcamalarının kısılması gibi tedbirler alması beklenmektedir. Bununla birlikte, enflasyonun kontrol altına alınamaması, özellikle işgücü maliyetlerini yükseltebilir ve sektörel büyümeyi tehdit edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sektörel Bazda OVP’nin Etkileri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin 2026-2028 OVP’sinin sektörel bazdaki etkileri, her sektöre özgü stratejilerin oluşturulması ve bu stratejilerin uygulamaya konulması ile şekillenecektir. OVP’deki genel ekonomik hedeflerin her sektöre yansıması farklı olacaktır. Altyapı, sanayi, inşaat ve hizmet sektörleri, OVP’den doğrudan etkilenecek başlıca sektörlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Altyapı ve İnşaat Sektörü</strong></p>
<p style="text-align: justify;">OVP’de altyapı projelerine büyük yatırımlar öngörülmektedir. Bu yatırımlar, özellikle ulaşım, enerji, sağlık ve eğitim gibi temel alanlarda yoğunlaşacaktır. Altyapı projeleri, Türkiye’nin büyüyen nüfusuna ve hızla gelişen şehirlerine hizmet sağlayan önemli unsurlar olacaktır. Altyapı projelerindeki artış, inşaat sektöründe yeni iş imkanları yaratacak ve sektördeki büyümeyi destekleyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte, yüksek enflasyon ve hammadde fiyatlarının dalgalanması, inşaat sektöründeki maliyetleri artırabilir. İnşaat sektöründeki firmaların, yüksek faiz oranları ve artan finansman maliyetlerine karşı daha dikkatli bir mali planlama yapması gerekecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sanayi ve İmalat Sektörü</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin sanayi ve imalat sektörü, OVP’deki büyüme hedeflerinin gerçekleştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Sanayi yatırımlarındaki artış, özellikle dijitalleşme, otomasyon ve yeşil enerji gibi alanlara yatırım yapılmasını gerektirecektir. Türkiye’nin sanayi sektörü, küresel ticaretteki değişen dinamiklere uyum sağlamak için üretim süreçlerini hızlandırmalı ve verimliliği artırmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sanayi sektöründeki büyüme, mühendislik ve teknolojik altyapıya yatırım yapan firmalar için fırsatlar yaratacaktır. Bununla birlikte, küresel tedarik zincirindeki aksaklıklar ve döviz kuru dalgalanmaları, maliyet artışlarını tetikleyebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mühendislik Sektörüne Olan Etkiler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mühendislik sektörü, Türkiye’nin kalkınma hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynamaktadır. OVP, mühendislik projelerinin arttığı bir dönemde, sektörün büyümesini destekleyecek politikalar içermektedir. Özellikle altyapı projeleri ve sanayi yatırımları, mühendislik firmaları için önemli fırsatlar yaratacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mühendislik sektöründe faaliyet gösteren firmalar, OVP’nin sunduğu fırsatları değerlendirebilmek için dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik stratejilerine odaklanmalıdır. Teknolojik yenilikler ve dijitalleşme, sektördeki firmaların daha verimli çalışmasını sağlayacak ve küresel pazarda rekabetçi olmalarına yardımcı olacaktır. Ayrıca, mühendislik firmalarının, projelerde kullanılan malzeme ve ekipmanların yeşil ve sürdürülebilir olmasına özen göstermesi, çevre dostu projelere olan talebin artmasını sağlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dijital Dönüşüm ve İnovasyon</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mühendislik firmalarının dijital dönüşümü benimsemesi, rekabet avantajı yaratmalarına olanak tanıyacaktır. Otomasyon, yapay zekâ ve veri analitiği gibi dijital teknolojiler, mühendislik projelerinin daha hızlı ve verimli bir şekilde tamamlanmasını sağlayacaktır. Bu sayede, firmalar hem maliyetlerini azaltabilir hem de proje teslim sürelerini kısaltabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mühendislik Firmalarına Yönelik Stratejik Yönelimler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mühendislik firmalarının, 2026-2028 OVP’sinin sunduğu fırsatlardan yararlanabilmesi için birkaç strateji izlemeleri gerekecektir:</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><strong>Dijitalleşme ve Teknolojik Yeniliklere Yatırım Yapmak</strong>: Mühendislik firmalarının dijital dönüşüm süreçlerine yatırım yapmaları, verimliliklerini artırmalarına ve projelerdeki hataları minimize etmelerine yardımcı olacaktır.</li>
<li><strong>Yeşil Ekonomiye Uyum Sağlamak</strong>: Çevre dostu projeler ve sürdürülebilir inşaat tekniklerine yatırım yaparak, uzun vadeli iş fırsatları yaratılabilir.</li>
<li><strong>Uluslararası Pazarlara Yönelmek</strong>: Türkiye’nin ekonomik büyüme hedefleri doğrultusunda, mühendislik firmaları uluslararası pazarlara açılarak, yurtdışındaki projelere katılabilir.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin 2026-2028 Orta Vadeli Programı, ekonomik büyüme hedeflerinin gerçekleştirilmesi adına önemli adımlar atılmasını öngörmektedir. Ancak, bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için sektörler arası iş birliği, kamu ve özel sektör ortaklıkları ve dijitalleşme süreçlerine yatırım yapılması gerekecektir. Mühendislik sektörü, özellikle altyapı projeleri ve sanayi yatırımları sayesinde büyüme fırsatları yakalayacaktır. Ancak, enflasyon, döviz kuru dalgalanmaları ve yüksek faiz oranları gibi riskler, sektörün geleceğini tehdit edebilir. Bu nedenle mühendislik firmalarının stratejik planlama ve sürdürülebilirlik odaklı projelere yönelmeleri büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı. (2025). <em>Orta Vadeli Program 2026-2028</em>. https://www.hmb.gov.tr</li>
<li>Güler, İ. (2023). <em>Türkiye Ekonomisinde Büyüme, Enflasyon ve Altyapı Yatırımlarının Sektörel Etkileri</em>. Ankara: Akademik Yayın.</li>
<li>Şimşek, H., &amp; Yılmaz, M. (2024). <em>Sanayi Politikaları ve Ekonomik Dönüşüm: OVP’nin Sektörler Üzerindeki Yansımaları</em>. İstanbul: Ekonomi Araştırmaları Yayıncılık.</li>
<li>Arslan, T. (2022). <em>Dijital Dönüşüm ve Yeşil Ekonomi: Türkiye’nin Mühendislik Sektörüne Etkisi</em>. İstanbul Teknik Üniversitesi Yayınları.</li>
<li>Türkstat. (2025). <em>2025 Yılı Ekonomik Göstergeler ve Yıllık Büyüme Beklentileri</em>. Türkiye İstatistik Kurumu.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyenin-orta-vadeli-programi-ovp-2026-2028-ekonomik-sosyal-ve-sektorel-etkiler-uzerine-derinlemesine-bir-inceleme.html">Türkiye’nin Orta Vadeli Programı (OVP) 2026-2028: Ekonomik, Sosyal ve Sektörel Etkiler Üzerine Derinlemesine Bir İnceleme</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/turkiyenin-orta-vadeli-programi-ovp-2026-2028-ekonomik-sosyal-ve-sektorel-etkiler-uzerine-derinlemesine-bir-inceleme.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VUCA Çağında Türkiye ve Dünya: Psikososyal Kırılganlık ve Stratejik Dayanıklılık</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/vuca-caginda-turkiye-ve-dunya-psikososyal-kirilganlik-ve-stratejik-dayaniklilik.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/vuca-caginda-turkiye-ve-dunya-psikososyal-kirilganlik-ve-stratejik-dayaniklilik.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Erkan Döner]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 06:20:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[İşletme]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik*]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Belirsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[değişkenlik]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[komplekslik]]></category>
		<category><![CDATA[muğlaklık]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[VUCA]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13231</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçinde bulunduğumuz dönemin atmosferini tanımlamak için VUCA kavramı yeni normal olarak kabul edilmektedir. Bu kavram, akronim biçiminde oluşarak Oynaklık (volatility), Belirsizlik (uncertainty), Karmaşıklık (complexity) ve Muğlaklık (ambiguity) faktörlerinin bir araya gelmesiyle bütünlük kazanmıştır (Bennett ve Lemoine, 2014) Bu dört unsur, artık yalnızca askeri stratejilerin ya da yönetim bilimlerinin kavramsal repertuvarında yer alan teknik ifadeler olmaktan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/vuca-caginda-turkiye-ve-dunya-psikososyal-kirilganlik-ve-stratejik-dayaniklilik.html">VUCA Çağında Türkiye ve Dünya: Psikososyal Kırılganlık ve Stratejik Dayanıklılık</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">İçinde bulunduğumuz dönemin atmosferini tanımlamak için <strong>VUCA</strong> kavramı yeni normal olarak kabul edilmektedir. Bu kavram, akronim biçiminde oluşarak Oynaklık (<em>volatility</em>), Belirsizlik (<em>uncertainty</em>), Karmaşıklık (<em>complexity</em>) ve Muğlaklık (<em>ambiguity</em>) faktörlerinin bir araya gelmesiyle bütünlük kazanmıştır (Bennett ve Lemoine, 2014) Bu dört unsur, artık yalnızca askeri stratejilerin ya da yönetim bilimlerinin kavramsal repertuvarında yer alan teknik ifadeler olmaktan çıkmış; bireylerin gündelik hayatını, kurumların işleyişini ve toplumların kolektif psikolojisini belirleyen yapısal gerçeklikler haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Türkiye’de VUCA’nın Yansımaları</strong></p>
<p style="text-align: justify">Türkiye’de VUCA’nın etkileri çok boyutlu olarak gözlenmektedir. Ekonomik alanda enflasyon ve döviz oynaklığı, yalnızca finansal piyasaları değil, vatandaşların gündelik yaşam pratiklerini de doğrudan etkilemektedir. Genç nüfus, yüksek işsizlik oranları ve istihdam piyasasındaki güvencesizlik nedeniyle uzun vadeli plan yapma konusunda zorlanırken (Akcan, 2018); çalışanlar, giderek karmaşıklaşan görev tanımları ve performans baskıları karşısında tükenmişlik riskiyle karşı karşıyadır (Karacaoğlu ve Çetin, 2015). Emekliler ise alım güçlerindeki belirsizlikler nedeniyle geleceğe dair kaygı yaşamaktadır (Çakan ve Gök, 2022). Bütün bu dinamikler, bireysel düzeyde başlayan psikolojik baskıların toplumsal güven erozyonuna dönüştüğünü göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Dünya’da VUCA Yansımaları</strong></p>
<p style="text-align: justify">Türkiye’nin yaşadığı bu tablo, küresel ölçekteki gelişmelerden bağımsız değildir. <strong>Rusya–Ukrayna savaşı</strong>, yalnızca bölgesel güvenlik dengelerini değil, aynı zamanda Avrupa’da enerji piyasalarını ve dünya çapında gıda arzını etkileyerek küresel ölçekte oynaklığı artırmıştır (Chowdhury vd.,2023) <strong>ABD–Çin rekabeti</strong>, özellikle teknoloji ve yapay zekâ alanlarında, öngörülemezliği derinleştirmektedir (Kim, 2019). <strong>İklim krizi</strong> ve iklim krizinin yansımaları (seller, kuraklıklar, deniz seviyesinin yükselmesi, sıcak hava dalgalarına bağlı yangınlar) hem fiziksel hem de psikososyal düzeyde bir kırılganlık yaratmaktadır (Zadow vd. 2019). Nitekim Dünya Sağlık Örgütü (WHO), iklim değişikliğini 21. yüzyılın en büyük halk sağlığı ve ruh sağlığı risklerinden biri olarak tanımlamaktadır. Göç hareketleri, artan toplumsal kutuplaşma ve dijital bilgi akışındaki muğlaklık, küresel düzeyde VUCA’nın çok boyutlu etkilerini gözler önüne sermektedir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Psikososyal Etkiler ve Toplumsal Güven</strong></p>
<p style="text-align: justify">Yakın dönemde geliştirilen <strong>“Algılanan VUCA Maruziyeti Ölçeği (Perceived VUCA Exposure”</strong> (Döner ve Efeoğlu, 2023), bireylerin bu koşulları nasıl algıladığını ölçmeye olanak tanımaktadır. Bu ölçek, değişkenlik ve belirsizliğin bireysel stres düzeyini yükselttiğini; karmaşıklık ve muğlaklığın ise karar alma süreçlerini zorlaştırdığını göstermektedir. İstanbul’da üniversite öğrencisinin iş bulma kaygısıyla, Berlin’de bir ebeveynin enerji faturaları konusundaki endişesi, farklı bağlamlarda aynı psikososyal mekanizmaların devreye girdiğini kanıtlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify">Psikoloji literatürü, bu koşulların bireysel düzeyde kaygı, tükenmişlik ve motivasyon kaybına yol açtığını ortaya koyarken; sosyoloji, bu bireysel kırılganlıkların toplumsal güveni aşındırdığını, kurumsal meşruiyeti sorgulattığını ve dayanışma ağlarını zayıflattığını vurgulamaktadır (Woodward, 2017). Dolayısıyla VUCA yalnızca bireyin iyi olma hali ve ruh sağlığı ile değil, toplumların kolektif dayanıklılığıyla da doğrudan bağlantılıdır.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Dayanıklılık ve Stratejik Uyum</strong></p>
<p style="text-align: justify">Bununla birlikte, VUCA’yı yalnızca tehdit olarak okumak eksik bir bakış açısı olur. Çünkü belirsizlik aynı zamanda <strong>yaratıcılık, bilişsel esneklik ve toplumsal dayanışma reflekslerinin gelişebildiği bir iklim</strong> yaratmaktadır. Türkiye’de krizler karşısında ortaya çıkan genç girişimcilik girişimleri, Avrupa’da hız kazanan yeşil enerji dönüşümü ya da Asya’da dijitalleşmeye verilen stratejik yanıtlar, belirsizlik koşullarında doğan yenilikçi adaptasyon örnekleridir.</p>
<p style="text-align: justify">Bu noktada, politika yapıcıların önceliği bireysel psikolojik sağlamlığı ve toplumsal dayanıklılığı artıracak stratejilere yönelmek olmalıdır. Eğitim sistemlerinde eleştirel ve esnek düşünme becerilerinin geliştirilmesi, iş dünyasında esnek ve kapsayıcı çalışma modellerinin teşvik edilmesi, kamu yönetiminde şeffaf iletişim ve öngörülebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesi, VUCA’nın yıpratıcı etkilerini azaltacak başlıca stratejiler olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Sonuç</strong></p>
<p style="text-align: justify">Nihayetinde, VUCA çağında Türkiye ve dünya aynı yapısal dinamiklerle yüz yüzedir. Ekonomik dalgalanmalar, siyasal kırılganlıklar, teknolojik belirsizlikler ve iklim krizinin çok katmanlı etkileri, yalnızca bireyleri değil, toplumların kolektif bağışıklığını da sınamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Asıl sermaye</strong>, doğal kaynaklar ya da teknolojik araçlar değil; bireyin zihinsel dayanıklılığı ve toplumun güven duygusudur. Bu sermaye güçlendirildiğinde, belirsizlik çağının yalnızca riskleri değil, aynı zamanda sunduğu fırsatlar da görünür hale gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>REFERANSLAR</strong></p>
<p>Akcan, A. T. (2018). Türkiye’de genç işsizlik sorunu ve çözüm önerileri. <i>Gençlik Araştırmaları Dergisi</i>, <i>6</i>(14), 35-54.</p>
<p>Bennett, N., &amp; Lemoine, G. J. (2014). What a difference a word makes: Understanding threats to performance in a VUCA world. <i>Business horizons</i>, <i>57</i>(3), 311-317.</p>
<p>Chowdhury, P. R., Medhi, H., Bhattacharyya, K. G., &amp; Hussain, C. M. (2023). Severe deterioration in food-energy-ecosystem nexus due to ongoing Russia-Ukraine war: A critical review. <i>Science of The Total Environment</i>, <i>902</i>, 166131.</p>
<p>Çakan, S., &amp; Gök, B. (2022). Türkiye’de emekli bireylerin iş yaşamlarına yeniden dönmelerine ilişkin sosyoekonomik nedenler. <i>Journal of Awareness</i>, <i>7</i>(3), 97-110.</p>
<p>Döner, E., &amp; Efeoğlu, İ. E. (2023). Being Affected By VUCA Factors? Developing The “Perceived VUCA Exposure” Scale. <i>GAB Akademi</i>, <i>3</i>(2), 28-53.</p>
<p>Karacaoğlu, K., &amp; Çetin, İ. (2015). İş yükü ve rol belirsizliğinin çalişanlarin tükenmişlik düzeyleri üzerine etkisi: afad örneği. <i>Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi</i>, <i>5</i>(1), 46-69.</p>
<p>Kim, M. H. (2019). A real driver of US–China trade conflict: The Sino–US competition for global hegemony and its implications for the future. <i>International Trade, Politics and Development</i>, <i>3</i>(1), 30-40.</p>
<p>Woodward, M. (2017). How to thrive in a VUCA world: the psychology of navigating volatile, uncertain, complex, and ambiguous times. <i>Psychology Today</i>, <i>31</i>.</p>
<p>Zadow, A., Dollard, M. F., Parker, L., &amp; Storey, K. (2019). Psychosocial safety climate: a review of the evidence. <i>Psychosocial safety climate: A new work stress theory</i>, 31-75.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/vuca-caginda-turkiye-ve-dunya-psikososyal-kirilganlik-ve-stratejik-dayaniklilik.html">VUCA Çağında Türkiye ve Dünya: Psikososyal Kırılganlık ve Stratejik Dayanıklılık</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/vuca-caginda-turkiye-ve-dunya-psikososyal-kirilganlik-ve-stratejik-dayaniklilik.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Büyükşehir Belediyeleri ve İklim Değişikliği Yönetimi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-buyuksehir-belediyeleri-ve-iklim-degisikligi-yonetimi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kaan Akman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Mar 2023 14:19:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Bilimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12791</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzün en önemli küresel güvenlik sorunlarından biri olan iklim değişikliği biyolojik çeşitliliğinden azalmasından gıda güvenliğine, deniz suyu seviyesinin yükselmesinden su kıtlığına kadar doğal ve sosyo-ekonomik çevreyi olumsuz şekilde etkilemektedir. İklim değişikliğinin küresel, ulusal ve yerel düzeydeki etkileri, iklim değişikliği politikalarının hazırlanmasını daha önemli hale getirmekte ve bu politikalara küresel, bölgesel ve yerel yaklaşımları zorunlu kılmaktadır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-buyuksehir-belediyeleri-ve-iklim-degisikligi-yonetimi.html">Türkiye’de Büyükşehir Belediyeleri ve İklim Değişikliği Yönetimi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Günümüzün en önemli küresel güvenlik sorunlarından biri olan iklim değişikliği biyolojik çeşitliliğinden azalmasından gıda güvenliğine, deniz suyu seviyesinin yükselmesinden su kıtlığına kadar doğal ve sosyo-ekonomik çevreyi olumsuz şekilde etkilemektedir. İklim değişikliğinin küresel, ulusal ve yerel düzeydeki etkileri, iklim değişikliği politikalarının hazırlanmasını daha önemli hale getirmekte ve bu politikalara küresel, bölgesel ve yerel yaklaşımları zorunlu kılmaktadır. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından yayımlanan bilimsel raporlarda bu değişimden yakından etkilenecek ülkelerden birinin de Türkiye olduğu yer almıştır. Bu yazıda, Türkiye&#8217;de 30 büyükşehir belediyesinin iklim değişikliğini yönetim politikaları stratejik planları ve teşkilat yapıları kapsamında incelenmiştir.</p>
<p><strong>1.İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİ TANIMLAMAK VE ANLAMAK </strong></p>
<p style="text-align: justify;">İnsan faaliyetleri nedeniyle artan sera gazı salınımları dünyanın giderek ısınmasına yol açmaktadır. Sera gazı emisyonları önümüzdeki birkaç on yıl içinde mevcut seviyelerin önemli ölçüde altına düşürülmezse, gelecek yüzyıllarda küresel düzeyde daha fazla ısınma olacaktır. Dünya bugün 1800’lerin sonunda olduğundan yaklaşık 1,1 derece daha sıcaktır. Son on yıl (2011-2020), kayıtlara geçen en sıcak dönemdir (United Nations, 2022a). İklim değişikliğine ilişkin yapılan birçok hesaplama, 1850 yılı ile yirmi birinci yüzyılın sonu arasındaki dönemde dünya yüzey sıcaklığındaki değişimin 1,5 dereceyi aşma olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir. Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre,  eğer gereken önlemler alınmazsa bu yüzyılın sonunda sıcaklıkların 3 ile 5 derece arasında artması beklenmektedir (BBC News, 2020). Küresel sıcaklıktaki artışın 1,5 dereceyi aşması, iklim krizini daha da derinleştirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">İklim değişikliği, buzulların erimesinden kuraklığa, biyolojik çeşitliliğin azalmasından göçe kadar, insan sağlığı, doğal ekosistemler ve ekonomi üzerinde çok sayıda olumsuz etkilere sahiptir (OECD, 2007:1). İklim değişikliğinin etkileri arasında en önemlilerinden biri su kaynakları üzerinedir. Yağış rejiminde meydana gelen değişimler, dünya genelinde bir taraftan sel ve taşkın gibi afetlerin sayısında ve şiddetinde artışlara bir taraftan da kuraklığa ve su kıtlığına neden olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İklim değişikliği, temiz hava, güvenli içme suyuna erişim, yeterli gıda ve barınma başta olmak üzere insan sağlığının sosyal ve çevresel belirleyicilerini etkileme potansiyeline de sahiptir. 2030 ve 2050 yılları arasında iklim değişikliği kaynaklı yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve ısı stresinden dolayı yılda yaklaşık 250.000 ek ölüm olması beklenmektedir. Ayrıca iklim değişikliğinin sağlığa doğrudan zarar maliyetlerinin 2030 yılına kadar 2 ile 4 milyar ABD Doları/yıl arasında olacağı tahmin edilmektedir (World Health Organization,  2021). Bu durum bize iklim değişikliği kaynaklı, mülkiyete, altyapıya ve insan sağlığına verilen zararların, toplum ve ekonomi üzerinde de ağır maliyetler getirdiğini göstermektedir. Özellikle tarım, ormancılık, enerji ve turizm gibi belirli sıcaklıklara ve yağış seviyelerine doğrudan bağlı olan sektörler bu durumdan etkilenmektedir (Eurepoean Commission, 2022a).</p>
<p style="text-align: justify;">İklim değişikliğinin önemli etkilerinden biri de göçtür. Dünya, her şeyin birbirine bağlı olduğu bir sistem olduğundan, bir alandaki değişiklikler diğer tüm alanlardaki değişiklikleri etkilemektedir. Günümüzde iklim değişikliği nedeniyle deniz seviyesinin yükselmesi ve tuzlu su girişi gibi koşullar, tüm toplulukların yer değiştirmek zorunda kaldığı ve uzun süreli kuraklıkların insanları kıtlık riskiyle karşı karşıya bıraktığı bir noktaya gelmiştir (United Nations, 2022a). Bu gelişmeler neticesinde iklim kaynaklı göç hareketleri günümüzde giderek artmaktadır. Dünya Bankası verilerine göre iklim değişikliğinden yakından etkilenecek bölgeler olan Sahraltı Afrika’sı, Güney Asya ve Latin Amerika’dan 2050 yılına kadar 143 milyon kişi iklim değişikliği nedeniyle göç edecektir (TBMM, 2021). Geleceğe yönelik beklentilerin yanı sıra iklim kaynaklı göçler bugün de yaşanan bir olaydır. Nitekim Tuvalu, Tonga, Fiji, Samoa ve Kiribati gibi küçük ada devletlerinde deniz seviyesinin yükselmesi sonucunda Yeni Zelanda ve Avustralya’ya göçler başlamıştır (Akalın, 2013: 214). İklim değişikliğinin olumsuz etkileri geçimleri doğal kaynaklara bağımlı ve iklimle mücadele etmek için sınırlı kaynağa sahip ülkeleri daha çok etkileyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2. TÜRKİYE&#8217;DE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN BEKLENEN ETKİLERİ </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölgeler arasında yer almaktadır. Türkiye’nin toplam yüzölçümü 785.347 km<sup>2 </sup>olup, tarım arazileri ülke arazi kullanımının yüzde 31,1’ini oluşturmaktadır. Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 84,3 milyondur (2020) ve nüfusun yüzde 87,9’u kentsel alanlarda ve yüzde 12,1’i kırsal alanlarda yaşamaktadır. Türkiye’nin ekonomisi, turizm de dâhil olmak üzere tarım, sanayi ve hizmet sektörleri tarafından yönlendirilmektedir. Türkiye, aşırı hava olaylarından ve sıcaklık artışından kaynaklanan iklim değişikliğinin etkilerine karşı savunmasızdır. İklim değişikliğinin kara, deniz ve tatlı su ekosistemleri üzerindeki sonuçları çevre üzerindeki genel baskıyı artırmaktadır (Climate Change Knowledge Portal, 2022). Özellikle sıcaklıklardaki artış ve yağışlardaki azalma, ülkede gıda üretimi ve kırsal kalkınma için gerekli olan su varlığı üzerinde büyük bir olumsuz etkiye sahiptir. Bu durumun Doğu ve Güneydoğu illeri ile ülkenin geri kalanı arasındaki sosyal ve bölgesel farklılıkları daha da artırması beklenmektedir (UNDP, 2022).</p>
<p style="text-align: justify;">İklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkilerinden biri diğeri sel başta olmak üzere doğal afet sayılarında meydana gelen artıştır. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından çıkarılan afet risk haritasına göre, Türkiye’de 2021 yılında  107 sel/su baskını, 66 orman yangını, 16 kar/tipi, 39 heyelan meydana gelirken, Karadeniz Bölgesi’nde aşırı yağış ve heyelan, Ege ve Akdeniz ise orman yangınları sıkça görülmüştür (AFAD, 2022). Sel ve toprak kaymalarından kaynaklanan ekonomik kayıpların gayrisafi yurtiçi hâsıla içindeki oranı diğer ülkelerle karşılaştırıldığında tarihsel olarak Türkiye’deki en yüksek oranlar arasındadır. Artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar, özellikle ülkenin güney ve batı kesimlerinde su sıkıntısına yol açmaktadır. Bu durum, tarım sektöründe ihtiyaç duyulan su talebi artışı ile daha da kötüleşecektir. 2030 yılına kadar bazı havzalarda yüzey suyunun yaklaşık yüzde 20’sinin kaybolacağı tahmin edilmektedir. İklim değişikliğinin sonuçları havzaların arazi kullanımını ve arazi örtüsünü de etkileyecektir. Türkiye’nin özellikle Orta ve Doğu Karadeniz, Kuzey Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’deki kıyı şeritleri kıyı erozyonu ve taşkınlarından olumsuz etkilenmektedir. Su kıtlığının yanı sıra suyun kalitesinde de düşüşler olacaktır (UNDP, 2022).</p>
<p style="text-align: justify;">İklim değişikliği özellikle kentler için önemli bir tehdit unsurudur. Kentler iklim değişikliğini tetikleyen ve iklim değişikliğinin sonuçlarından etkilenen alanlardır. Kuraklık, aşırı hava olayları, sıcak hava dalgaları başta olmak üzere iklim krizi, kentlerin hem gündelik yaşamını hem de uzun vadede kentlerin sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Karbon salımının yüzde 18-20’sinden dünya genelinde en fazla karbon ayak izine sahip yüz kent sorumludur. Bu sıralamada, Türkiye’nin birinci ve ikinci en kalabalık nüfusa sahip kentleri olan İstanbul yirmi altıncı, Ankara ise sekseninci sırada yer almaktadır. Avrupa’da deniz kıyısında yer alan on beş kent üzerine yapılan bir çalışmaya göre, İstanbul ve İzmir iklim değişikliğinin riskleri karşısında yüksek kırılganlık seviyelerine sahip kentlerden ikisidir. İstanbul kıyı kentleri arasında en çok zarar görecek kentler arasında birinci sıradadır. İklim değişikliğinin kentler üzerindeki etkisi ekonomik kaybı da beraberinde getirecektir. İstanbul’da oluşacak ekonomik kaybın 2030 yılında 200 milyon dolar, 2100 yılında ise 10 milyar dolar olacağı tahmin edilmektedir. İklim değişikliğinin İzmir üzerindeki ekonomik maliyetinin ise 2030’da 132 milyon dolar, 2100 yılında 5 milyar 800 bin dolar olması beklenmektedir (Uncu, 2019: 18, 27).</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-buyuksehir-belediyeleri-ve-iklim-degisikligi-yonetimi.html">Türkiye’de Büyükşehir Belediyeleri ve İklim Değişikliği Yönetimi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/bir-akademik-yazi-calisma-turu-olarak-bildiri-teblig.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kaan Akman]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Mar 2023 20:13:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik*]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Bilimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12773</guid>

					<description><![CDATA[<p>ANA SORU: Akademik Çalışmada “Bildiri”: Türkiye’de ve Dünyanın Başka Akademilerinde Nasıl Anlaşılır; Nasıl Formatlanır; Neden Öyle Yapılır; İşlevi Nedir; Biz Buna Nasıl Bir Format, Nitelik, İşlev Atayabiliriz? &#160; TARTIŞMA SORULARI: Bildiri nedir? Hangi tür toplantılarda bildiri sunulur? Bildiri özetinin ve metnin kapsamı nasıl belirlenir? Bildiri tam metni-kitap bölümü- makale arasındaki farklar nelerdir? Bildiri sunumlarından önce [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/bir-akademik-yazi-calisma-turu-olarak-bildiri-teblig.html">Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><u>ANA SORU:</u></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Akademik Çalışmada “Bildiri”: Türkiye’de ve Dünyanın Başka Akademilerinde Nasıl Anlaşılır; Nasıl Formatlanır; Neden Öyle Yapılır; İşlevi Nedir; Biz Buna Nasıl Bir Format, Nitelik, İşlev Atayabiliriz?</p>
<p><img title="Vintage-Retro-Newspaper-Style-Statement-Quote-Instagram-Post Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?  "decoding="async" class="wp-image-12786 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/Vintage-Retro-Newspaper-Style-Statement-Quote-Instagram-Post.jpg" alt="Vintage-Retro-Newspaper-Style-Statement-Quote-Instagram-Post Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?  " width="450" height="450" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/Vintage-Retro-Newspaper-Style-Statement-Quote-Instagram-Post.jpg 1080w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/Vintage-Retro-Newspaper-Style-Statement-Quote-Instagram-Post-300x300.jpg 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/Vintage-Retro-Newspaper-Style-Statement-Quote-Instagram-Post-150x150.jpg 150w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/Vintage-Retro-Newspaper-Style-Statement-Quote-Instagram-Post-768x768.jpg 768w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong><u>TARTIŞMA SORULARI:</u></strong></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Bildiri nedir?</li>
<li>Hangi tür toplantılarda bildiri sunulur?</li>
<li>Bildiri özetinin ve metnin kapsamı nasıl belirlenir?</li>
<li>Bildiri tam metni-kitap bölümü- makale arasındaki farklar nelerdir?</li>
<li>Bildiri sunumlarından önce tam metinlerin hazır olması gerekli midir? Yoksa özet kapsamında sunumun yapılmasının ardından getirilen yorumlar ile birlikte sunum sonrasında mı hazırlanmalıdır?</li>
<li>Poster bildiri nedir?</li>
<li>Akademik puanlama açısından bildiri sunmanın ve bildiri tam metninin karşılığı nedir?</li>
<li>Birden fazla araştırmacı ile hazırlanan bildirilerde, araştırmacılar arasındaki iş bölümü nasıl olmalıdır?</li>
<li>Uluslararası ve ulusal bildiri sunumlarındaki farklar nelerdir?</li>
<li>Bildiri metinlerinde dil ve üslup kullanımı nasıl olmalıdır?</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong><u>Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri/Tebliğ Nedir?</u></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><u>Tanım:</u></strong> Araştırılan konunun genel hatları ile sözel veya yazılı olarak sunulduğu ve tartışıldığı, tam metnin daha sonra yayımlandığı akademik çalışma türüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir konuda üretilmiş özgün düşünceleri bilimsel bir üslupla çoğu zaman uzmanlardan ve konuya ilgililerden oluşan bir toplantıda sunmak üzere oluşturulan çalışmalardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sos. (Alm. Dekleration, f, Erklärung, f; Fr. communiqué, m, déclaration, f, manifeste, m; İng. declaration, manifesto, paper) 1. Tanınmış ve yetkili bir kişinin, bir kurumun ya da topluluğun herhangi bir <strong><u>durumu, görüşü ya da savı</u></strong> basın ve yayın yoluyla ilgililere duyurmak için yaptığı yazılı açıklama. <strong>2. Bilimsel toplantılarda bir konu üzerinde yapılan açıklama, görüş ve okunan rapo<span style="text-decoration: underline;">r</span> </strong>(<a href="http://terim.tuba.gov.tr/">terim.tuba.gov.tr/</a>).</p>
<p style="text-align: justify;"><u>Sempozyum, kongre, bilgi şöleni, çalıştay gibi bilimsel toplantılarda </u>bir konu üzerinde yapılan açıklama, görüş ve raporun sözlü ve poster şeklinde sunumuna bildiri (tebliğ) denir. (Karagöl, 2020: 410,411).</p>
<p style="text-align: justify;">Tebliğ: Hakemli uluslararası bilimsel <strong><u>konferans, sempozyum veya kongrede</u></strong> sözlü olarak sunulan ve yayımlanan bildiri (Akademik Teşvik Ödeneği Yönetmeliği)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Toplantı Türleri ve Bildiri Sunumu:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><u>Ulusal bilimsel toplantı</u></strong>, ulusal seviyede farklı kurumlardan bilim insanlarının bilim kurulunda bulunduğu ve sunumların bilimsel ön incelemeden geçirilerek kabul edildiği toplantıdır. Uluslararası bilimsel toplantı ise farklı ülkelerden bilim insanlarının bilim kurulunda bulunduğu ve sunumların bilimsel ön incelemeden geçirilerek kabul edildiği toplantı olarak tanımlanır (ÜAK, 2018).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><u>Uluslararası bilimsel toplantı,</u></strong>tebliğlerin sunulduğu yurt içinde veya yurt dışındaki etkinliğin uluslararası olarak nitelendirilebilmesi için <u>Türkiye dışında en az beş farklı ülkeden sözlü tebliğ sunan konuşmacının katılım</u> sağlaması ve <u>tebliğlerin yarıdan fazlasının Türkiye dışından</u> katılımcılar tarafından sunulması esastır. Ayrıca etkinliğin uluslararası niteliği haiz olup olmadığı hususunda, ödemeye esas teşkil etmek üzere üniversite yönetim kurulu kararının olması gerekir. Tebliğlerin değerlendirilmesinde tebliğin ilgili etkinlikte sunulmuş ve bunun belgelendirilmiş olması (etkinlik programı ve etkinliğe tebliğde ismi yer alan en az bir araştırmacının katılım sağladığını gösterir belge) esastır. Ayrıca değerlendirme için tebliğin elektronik veya basılı olarak etkinlik tebliğ kitapçığında yer alması ve yayımlanmış tam metninin sunulması gerekir. (Akademik Teşvik Ödeneği Yönetmeliği)</p>
<p style="text-align: justify;">Başlıca toplantı türleri şunlardır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kongre/Konferans</strong>, belirli bir bilim dalında ya da bilim dallarında yapılan özgün araştırmaların, araştırmayı yapan kişilerce diğer bilim insanlarına sunulması amacıyla yapılan tartışmalı toplantılarıdır (TÜBİTAK Yurt Dışı Bilimsel Etkinliklere Katılımı Destekleme Programı)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Konferans</strong>, tartışmayı, sorun çözmeyi ve istişareyi amaçlayan büyük ve resmi bir toplantıdır. İnsanların bir konu hakkında konuştukları bir platformdur. Akademik konferanslar, iş konferansları, medya konferansları, ticaret konferansları, dini konferanslar vb. gibi çeşitli konferans türleri vardır (pediaa.com)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çalıştay,</strong> bir grup insanın bir konu hakkında yoğun tartışmalar ve konu ile ilgili etkinlikler yoluyla bilgi edindiği toplantıdır. Çalıştaylar, küçük veya büyük grup tartışmalarını, alıştırmaları ve etkinlikleri ve öğrenilen kavramların pratik uygulamasını içerebilir. Bu çalışmalarda, katılımcılar genellikle öğrenme sürecine tam olarak dahil olurlar. Çalıştaylar, konferanslar ve sempozyumlarla karşılaştırıldığında çalıştaylar doğası gereği daha pratiğe yöneliktir ve uygulamalı oturumlar sunmaktadır  (pediaa.com)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Seminer</strong>, akademik bir toplantı şeklidir. Seminerler, genellikle belirli konulara odaklanan ve yinelenen toplantılardır. Katılımcıların bu toplantılara aktif olarak katılmaları beklenmektedir. Aktif katılım, ilgili konu hakkında tartışmalarla sağlanır. Seminerler her zaman bir lider veya tartışmayı yöneten bir eğitmen tarafından yönetilir (pediaa.com)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sempozyum</strong>, belirli bir alandaki uzmanların belirli bir konuyu tartıştığı bir toplantıdır. Sempozyum kelimesini genellikle farklı toplantı türlerini ifade etmek için kullanılır. Bir sempozyum genellikle birden çok konuşmacıyı içerir. Sempozyum daha resmi veya akademiktir. Belirli bir konuda kısa sunumlar yapan birden fazla uzmanı içerir. Bir çalıştay gibi, genel bir tartışma yerine belirli bir konuya odaklanır, ancak bir çalıştaydan daha az uygulamaya dönüktür  (pediaa.com). Sempozyum, belirli bir konuyu aydınlatmak amacıyla, bilim insanı ve araştırmacıların bir araya geldikleri ve konuşmacıların konunun belirli bölümlerini sundukları tartışmalı toplantılarıdır (TÜBİTAK Yurt Dışı Bilimsel Etkinliklere Katılımı Destekleme Programı)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Çalıştay-Seminer-Sempozyum ve Konferans Nedir?</strong></p>
<p><img title="Ekran-goruntusu-2023-03-03-230907-1-300x178 Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?  "decoding="async" class="wp-image-12775 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/Ekran-goruntusu-2023-03-03-230907-1-300x178.png" alt="Ekran-goruntusu-2023-03-03-230907-1-300x178 Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?  " width="647" height="384" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/Ekran-goruntusu-2023-03-03-230907-1-300x178.png 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/Ekran-goruntusu-2023-03-03-230907-1.png 760w" sizes="(max-width: 647px) 100vw, 647px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Netice itibariyle bildiri <strong><em>sempozyum, kongre, konferans</em></strong> toplantı türleri için hazırlanmakta ve sunulmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong><u>Amaç:</u></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bildiri türünün başlıca üç temel amacı bulunmaktadır:</p>
<p>a) Bilinen bir konuya yenilik getirme</p>
<p>b) Değişik görüş ve düşüncelerle yeni tezler ortaya koyma</p>
<p>c) Daha önce ileri sürülen bir tezi çürütme</p>
<p style="text-align: center;"><strong><u>Türleri:</u></strong></p>
<p><strong>a) Poster Bildiri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimsel bir çalışmanın sonuçlarının görsel unsurlar ve anlamlı özetlemeler kullanılarak afiş boyutunda düzenlenmesi ile ortaya çıkan görsel ürün olarak adlandırılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Sos. </em></strong><em>(Alm. Poster-Präsentation, f; Fr. présentation des posters, f; İng. poster presentation)</em> <strong><em>yönb.</em></strong> Aynı alandaki bilimsel çalışmaların sunulduğu bilimsel toplantılarda, çalışmanın <strong><u>görsel yanı ağır bastığında</u></strong>, gezici duvarlarda yazılı bir biçimde sunulması, <u>duvaryazı bildiri sunumu</u> (terim.tuba.gov.tr/).</p>
<p style="text-align: justify;">Bilimsel çalışmaların sunulduğu bilimsel toplantılarda, çalışmanın görsel yanı ağır bastığında, gezici duvarlarda yazılı bir biçimde sunulması, duvaryazı (poster) bildiri sunumudur. Poster bildiri, araştırmacı tarafından tek parça olarak hazırlanır ve bastırılır. <em>Özet (Türkçe ve İngilizce), Anahtar Kelimeler, Giriş, Materyal ve Yöntem, Sonuçlar ve Tartışma, Kaynaklar</em> bölümlerinden oluşur (Karagöl, 2020: 410, 411).</p>
<p><strong>b) Sözlü Sunum</strong></p>
<p>Bilimsel bir çalışmanın sonucunun oturum yöneticisinin yönetiminde ve belirli bir süre içerisinde dinleyenlere anlatılmasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong style="text-align: justify;"><u>Etik Konular:</u></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir kongrede bildiri olarak sunulan çalışma, kongre bildiri metinleri arasında yayımlamadan başka bir yerde (makale, kitap bölümü vb. olarak) yayımlanabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Yayımlanmamış bir bildiri, sonradan makaleye dönüştürülebilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Hakem değerlendirmelerinin toplantı kriterlerine ve bilimsel esaslara uygunluğu doğrultusunda seçiciliğine ne kadar dikkat ediliyor?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong><u>Akademik Değeri:</u></strong></p>
<p><strong>a) Doçentlik Kriteri </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Üniversitelerarası Kurul, Doçentlik Kriterleri, <a href="https://www.uak.gov.tr/Documents/docentlik/2022/2022-ekim-donemi/basvuru-sartlari/TA_Tablo11_2022E_27092022.pdf">https://www.uak.gov.tr/Documents/docentlik/2022/2022-ekim-donemi/basvuru-sartlari/TA_Tablo11_2022E_27092022.pdf</a>.</p>
<ul>
<li>Tek yazarlı yayınlarda (makale, kitap, bildiri) yazar tam puan alır.</li>
<li>Çok yazarlı yayınlarda puan yazarlar arasında eşit olarak bölünür.<img title="a-300x131 Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?  "loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-12776 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/a-300x131.png" alt="a-300x131 Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?  " width="689" height="301" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/a-300x131.png 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/a.png 733w" sizes="auto, (max-width: 689px) 100vw, 689px" /></li>
</ul>
<p><strong>b) Akademik Teşvik </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Akademik Teşvik Ödeneği Yönetmeliği, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/21.5.201811834.pdf">Https://Www.Mevzuat.Gov.Tr/Mevzuatmetin/21.5.201811834.Pdf</a>,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img title="fafaf-1-300x163 Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?  "loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-12781 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/fafaf-1-300x163.png" alt="fafaf-1-300x163 Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?  " width="300" height="163" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/fafaf-1-300x163.png 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/fafaf-1.png 476w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><img title="fdffd-300x105 Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?  "loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-12780 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/fdffd-300x105.png" alt="fdffd-300x105 Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?  " width="511" height="179" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/fdffd-300x105.png 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/03/fdffd.png 680w" sizes="auto, (max-width: 511px) 100vw, 511px" /></p>
<p>*Üniversite kriterine göre değişim gösterebilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong><u>Süreç:</u></strong></p>
<p><strong>1.Bildiri Özeti</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bildirilerin bilim kuruluna sunumu için hazırlanan ve araştırmanın mahiyeti hakkında kısa bilgi veren metinler, bildiri özeti olarak tanımlanabilir. Bilimsel toplantıdan önce bilim kuruluna gönderilen, araştırmanın problem durumu, amacı, alt problemleri/alt amaçları, yöntemi, ön bulguları ve ön sonuçları gibi bilgilere yer verilen özet metnidir. Bu özet metni, bildiri düzenleme kuruluna ulaştırıldıktan sonra kurul tarafından hakemlere gönderilir. Hakemler, özet bildiri metnini inceleyerek bildirinin söz konusu bilimsel toplantıda kabul edilip edilmeyeceğine karar verirler. Bilimsel toplantı için kabul edilen özetler, bildiri özetleri kitabı olarak basılı veya elektronik ortamda kullanıcılara sunulabilir. <u>Özet, araştırma bittikten sonra yazılmaktadır. </u>Araştırmacıların bilimsel toplantılara özet gönderme aşamasında araştırmayı tamamlayarak özet gönderdikleri düşünülebilir (Karagöl, 2020: 410, 411).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>a)Yapılandırılmış Özet (Alt başlıklı)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Amaç/ Önem/ Yöntem/Sonuçlar/ Öneriler</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>b)Yapılandırılmamış Özet (Alt başlıksız)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> 2.Sunum</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Aynı alandaki bilimsel çalışmaların sunulduğu toplantılarda, çalışmanın, alanda çalışan bilimcilerin önünde sözlü olarak anlatılması ve tartışılmasıdır (http://terim.tuba.gov.tr/)</p>
<p><strong> 3.Tam metin </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Özeti kabul edilen bildiri, bilimsel toplantıda sözlü olarak çeşitli araçlar yardımıyla sunulur. Sunum hâlinde olan bildiri, daha sonra araştırmacının isteğine göre tam metin olarak tam metin kitabında veya herhangi bir dergide yayımlanabilir (Karagöl, 2020: 411).</p>
<p style="text-align: center;"><strong><u>Okuma Önerileri:</u></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bildiri Nedir? Nasıl Yazılır?, Erişim: <a href="https://www.akademikpersonel.org/bildiri-nedir-nasil-yazilir/">https://www.akademikpersonel.org/bildiri-nedir-nasil-yazilir/</a>,</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiri Özeti Nedir? Erişim: <a href="https://www.abstractagent.com/?p=bildiri_ozeti_nasil_hazirlanir">https://www.abstractagent.com/?p=bildiri_ozeti_nasil_hazirlanir</a>,</p>
<p style="text-align: justify;">Fatih Köksal (2020). Bilim Dünyamızın Kanayan Yarasında Yeni İcatlar veya Adı Konulmamış Yayın Etiği İhlalleri, 20(1), Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, s. 209-218.</p>
<p style="text-align: justify;">İlhan Yaylım, Bildiri Özet Yazılması, Sözel ve Poster Hazırlanması, Erişim: <a href="https://medikalfizik.org/uploads/kurs/sunum/Bildiri-ozeti-ve-Sunum-Hazirlama-(ilhan-YAYLIM).pdf">https://medikalfizik.org/uploads/kurs/sunum/Bildiri-ozeti-ve-Sunum-Hazirlama-(ilhan-YAYLIM).pdf</a>.</p>
<p style="text-align: justify;">Karagöl, Efecan (2020). Akademik Yazma Açısından Bildiri Özetleri, Ana Dili Eğitimi Dergisi, 8(2), S. 410-426.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçil Aksayan ve Güler Cimete (1999). Sözel ve Poster Bildirisi Hazırlama, Sunma ve Değerlendirilmesine İlişkin Bir Rehber, Atatürk Üniversitesi, Hemşirelik Yüksekokul Dergisi, 2 (1), s.1-10.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">TÜBİTAK Yurt Dışı Bilimsel Etkinliklere Katılımı Destekleme Programı</p>
<p style="text-align: justify;">https://www.tubitak.gov.tr/sites/default/files/3835/2224_a_2021_yili_cagri_duyurusu_06.05.2021.pdf</p>
<p style="text-align: justify;">What is the Difference Between Workshop Seminar Symposium and Conference, https://pediaa.com/what-is-the-difference-between-workshop-seminar-symposium-and-conference/</p>
<p style="text-align: justify;">Köksal, Fatih (2020).  Bilim Dünyamızın Kanayan Yarasında Yeni İcatlar veya Adı Konulmamış Yayın Etiği İhlalleri, 20(1), Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, s. 209-218.</p>
<p style="text-align: justify;">İlhan Yaylım, Bildiri Özet Yazılması, Sözel ve Poster Hazırlanması, Erişim: <a href="https://medikalfizik.org/uploads/kurs/sunum/Bildiri-ozeti-ve-Sunum-Hazirlama-(ilhan-YAYLIM).pdf">https://medikalfizik.org/uploads/kurs/sunum/Bildiri-ozeti-ve-Sunum-Hazirlama-(ilhan-YAYLIM).pdf</a>.</p>
<p style="text-align: justify;">Karagöl, Efecan (2020). Akademik Yazma Açısından Bildiri Özetleri. Ana Dili Eğitimi Dergisi, 8(2), S. 410-426.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksayan, Seçil ve Cimete, Güler (1999). Sözel ve Poster Bildirisi Hazırlama, Sunma ve Değerlendirilmesine İlişkin Bir Rehber, Atatürk Üniversitesi, Hemşirelik Yüksekokul Dergisi, 2 (1), s.1-10.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>TEŞEKKÜR:</strong></span> Bu çalışma Ankara Üniversitesi Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı Doktora Programında 2022-2023 yılı Bahar döneminde Prof.Dr. Birgül Ayman Güler yönetimindeki Uzmanlık Alan dersi için hazırlanmıştır. Çalışmaya katkılarından dolayı H.Duygu Bankoğlu&#8217;na teşekkür ederim.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/bir-akademik-yazi-calisma-turu-olarak-bildiri-teblig.html">Bir Akademik Yazı/Çalışma Türü Olarak Bildiri Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihin Unutamadığı Dahi Kadınlar</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/tarihin-unutamadigi-dahi-kadinlar.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öğr. Gör. Ayten Nahide KORKMAZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Oct 2022 07:38:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12694</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugüne kadar gönüllerimizde çığır açan buluşları ve eşsiz eserleri ile taht kurmuş iki dâhinin gölgesinde kalarak isimlerini belki de çoğumuzun duymadığı iki kadın: Mileva Maric Einstein ve Fanny Mendelssohn. Biri bilim dünyasına damgasını vuran teorileri ile hafızalara kazınmış bir gölgede geçirilmiş bir yaşam, bir diğeri ise henüz su yüzüne çıkmamış birçok eseri ile müzik dünyasında [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/tarihin-unutamadigi-dahi-kadinlar.html">Tarihin Unutamadığı Dahi Kadınlar</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px">Bugüne kadar gönüllerimizde çığır açan buluşları ve eşsiz eserleri ile taht kurmuş iki dâhinin gölgesinde kalarak isimlerini belki de çoğumuzun duymadığı iki kadın: Mileva Maric Einstein ve Fanny Mendelssohn. Biri bilim dünyasına damgasını vuran teorileri ile hafızalara kazınmış bir gölgede geçirilmiş bir yaşam, bir diğeri ise henüz su yüzüne çıkmamış birçok eseri ile müzik dünyasında adı duyulmamış bir başkası… Neden adlarını duyuramadı bu dâhiler? Yıllarca önlerindeki en büyük engel ne olmuştur? Kendileri mi tercih ettiler yaşamlarının bu denli olmasını yoksa engellendiler mi yıllarca?</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px">Mileva Mariç ile Albert Einstein’ın yaşamı üniversite yıllarında kesişir. Albert’a göre çok daha düzenli ders takibi yapan Mileva 4.7 gibi bir ortalama ile mezun olmuştur. Fakat tek dersi kaldığı için 4.6 ortalaması olan Einstein&#8217;dan sonra diplomasını almıştır. İkili Zürih Politeknik Üniversitesi’nde öğrenci oldukları günden beri tatlı bir rekabet içinde birlikte çalışmışlar ve birlikteliklerine devam etmişlerdir. Mileva ile Albert birlikte ilk makalelerini yazdıklarında üretici koltuğunda yalnızca bir kişi oturmaktaydı. Ve hiç de şikayetçi değildi Albert bu durumdan. Mileva sevgilisine bu izni vermişti. Belki de Albert bir an önce iş bulsun evlenebilsinler istemiş olabilir. Zira baba Einstein Albert’ın iş bulması şartı  Mileva ile evlenmesine izin vermişti. Ama bu makale de Albert’ın iş bulmasına olanak sağlamamıştı.        </span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px">1901 yılında Albert Bern’de Patent Enstitüsü’nde iş bulmuş ikilinin evlenmesi için hiçbir engel kalmamıştı. Mileva ve Albert çalışmalarını Albert’ın yoğun iş mesaisinden kalan zamanlarda aralıksız sürdürüyorlardı. 1905 yılı Einstein için yaşamındaki en parlak yıl olarak görülmektedir. O yıl ortaya çıkan çalışmaları şunlardı: Foto elektrik efekti (1921’de bu makalesiyle Nobel aldı),Brownian motion (bu konuda 2 makale yazdı), Özel görelilik teorisi ve <strong>E=mc<sup>2</sup>. </strong>21 makale yazdı bu çalışmalarla alakalı olarak Mileva ve Albert. Bir tek atıf bile yer almıyordu çalışmalarda Mileva’ya..Bu sırada çiftin oğulları Hans dünyaya geldi. Üniversitede ders veren Albert Mileva’nın hazırlamış olduğu notlardan faydalanıyordu, birlikte bir arkadaşları ile birlikte ultra  hassas volt ölçeri icat ettiler patentini aldılar. Mileva’nın adı hiçbir yerde geçmedi. İkinci çocukları da dünyaya gelmişti, Mileva’nın görevi ev işlerini organize etmek, çocuklara bakmak ve bilimsel çalışmalarda Einstein ile birlikte çalışmaktı. Bu sırada bambaşka bir gelişme yaşanmıştı. Albert ile Mileva boşanma kararı almışlardı. Bu durumun sebebi Albert’ın kuzeni Elsa’ya aşık olması idi. Hiçbir zaman hemen hemen her çalışmada tüm katkılarına rağmen bir kez bile adı geçmeyen Mileva’nın tek bir isteği vardı Albert ‘tan. Nobel ödülünü kazandığında para ödülünü ona vermesini isteyecek, Einstein başta kabul etmeyecek daha sonra da bir oğullarının rahatsızlığından dolayı anne Mileva paranın oğullarının hakkı olduğunu ısrar edecekti defalarca. Albert’ı çalışmaların tamamını birlikte yaptıklarını söylemekle tehdit etmişti. Albert ona cevaben yazdığı mektupta şunları söyledi: “Yazdıklarınla beni güldürdün. Hakkında konuştuğun adam bu kadar başarılı olmuşken, kimse senin söylediklerine ilgi gösterir mi sanıyorsun? Eğer bir insan önemsiz ise, kimseye bir şey söylemeden, sessizce kalması gerekir. Sana da bunu tavsiye ederim.” Birçok kez reddedilse de Mileva sonunda Albert’tan  ödülün parasını alabildi. Aldığı para ile  iki ev satın alan Mileva  oğullarıyla birlikte fakir bir yaşam sürerken, Albert parlak başarıları ile tüm dünyaca  bilinen en başarılı bilim insanı olarak tarihe adını yazdırdı (1).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px">Fanny Mendelsshon… Ünlü besteci ve piyanist Felix Mendelssohn’un kız kardeşi en az onun kadar yetenekli bir piyanist ve besteci… Küçüklüğünden beri müziğe ilgisi olan Fanny, annesinin desteği ile piyano eğitimi alır. Fanny erkek kardeşine ilk piyano derslerini verecek bir nevi onun yetişmesine katkıda bulunacaktır. Bu yetenek maalesef hiçbir zaman müziğini bir meslek icra edemeyecektir. Babası bir mektubunda Fanny’e şunları söyleyecektir:  <em><strong>“Müzik çalışmaların konusunda bana yazdıkların, kardeşin Felix’in çalışmaları hakkında düşündüklerin….bunların hepsi güzel şeyler. Müzik kardeşin için belki bir meslek olacak, fakat senin için bir süsten öteye gidemeyecek. Bu anlayışla hareket et. Kadınlara sadece kadınsı bir tavır yakışır</strong></em><em>.”</em><em> Böyle bir yetenek babası ile müziği arasında kalan Fanny saray ressamı Wilhem Hansel ile evlenir. Wilhem Fanny’e  piyano çalmasını ve beste yapması için her zaman destek olur. Kardeş Felix tüm eserlerini oluştururken ablasına danışır, onun görüşlerini uygulamaya koyar. Dünyaca ünlü Felix Mandelssohn’un birçok eserinin ablasına ait olduğu ama altında kendi adının yer aldığı bilinmektedir. Yaklaşık 500 adet bestesi olduğu düşünülen Fanny’nin hala gün yüzüne çıkmayan eserlerinin olduğu varsayılmaktadır (2)</em></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><em>Adları tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuş bu iki dahi kadın ve niceleri… Büyük bir toplum baskısı içinde erkek egemen toplumda eserlerini icra edememiş çok sayıda kadın bilim insanları, şairler, müzisyenler, ressamlar yer aldı yaşamın var olduğu ilk günden itibaren.</em>   Tarihçi Margaret Rossiter bu ön yargıya ‘Matthew Matilda Etkisi’ ismini verdi. 20. yy’dan önce kadınların bilimle uğraşabilmeleri için bir erkekle ortaklık kurmaları ya da onlarla arkadaş olmaları gerekiyordu. Tabii ki zengin olmaları da büyük bir artı niteliğindeydi (3). Günümüzde bu önyargı çok büyük bir ölçüde ortadan kalkmıştır. Kadınların bilim dünyasına katkılarının olmadığını öne sürmek büyük bir hata olmaktan öteye gitmeyecektir.</span></p>
<p style="text-align: justify">
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><strong>Kaynakça</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><a href="https://blogs.scientificamerican.com/guest-blog/the-forgotten-life-of-einsteins-first-%20%20%20%20%20%20wife/?WT.mc_id=SA_FB_PHYS_BLOG">https://blogs.scientificamerican.com/guest-blog/the-forgotten-life-of-einsteins-first-    wife/?WT.mc_id=SA_FB_PHYS_BLOG</a></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><a href="http://gazetekarinca.com/2018/06/toplum-baskisina-ragmen-piyanosunu-susturmayan-bilgelik-tanricasi-fanny-mendelssohn/">http://gazetekarinca.com/2018/06/toplum-baskisina-ragmen-piyanosunu-susturmayan-bilgelik-tanricasi-fanny-mendelssohn/</a></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px">https://www.webtekno.com/tarih-kadin-bilim-insanlarini-neden-gizledi-h58792.html</span></p>
<p style="text-align: justify">
<p style="text-align: justify">
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px">  </span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px">           </span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px">  </span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px">      <strong>    </strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 16px"><strong> </strong></span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/tarihin-unutamadigi-dahi-kadinlar.html">Tarihin Unutamadığı Dahi Kadınlar</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kümelenme Teorisinin İktisadi Etkileri Üzerine Bir Bakış</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kumelenme-teorisinin-iktisadi-etkileri-uzerine-bir-bakis.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öğr. Gör. Ayten Nahide KORKMAZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2022 05:59:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademik Sunumlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12669</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8211;Bu metin 03.Eylül .2022 tarihli Türkiye Ekonomi Kurumu&#8217;nun hazırladığı &#8220;ICE-TEA2022 8th International Conference on Economics&#8221; adlı uluslararası İktisat Kongresi&#8217;nde  sunulmuştur.- &#160; KÜMELENME TEORİSİNİN İKTİSADİ ETKİLERİ ÜZERİNE BİR BAKIŞ ÖZET 1990’dan itibaren yoğunlaşan kümelenme çalışmalarına uzun zaman öncesinde de rastlamak   mümkündür. İşletmelerin coğrafik olarak yığılma özelliği göstermesi bu duruma birçok kentte örnek teşkil etmiştir. Peki, neden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kumelenme-teorisinin-iktisadi-etkileri-uzerine-bir-bakis.html">Kümelenme Teorisinin İktisadi Etkileri Üzerine Bir Bakış</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8211;<strong>Bu metin 03.Eylül .2022 tarihli Türkiye Ekonomi Kurumu&#8217;nun hazırladığı &#8220;ICE-TEA2022</strong><br />
<strong>8th International Conference on Economics&#8221; adlı uluslararası İktisat Kongresi&#8217;nde </strong> <strong>sunulmuştur.-</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KÜMELENME TEORİSİNİN İKTİSADİ ETKİLERİ ÜZERİNE BİR BAKIŞ</strong></p>
<p><strong>ÖZET</strong></p>
<p style="text-align: justify">1990’dan itibaren yoğunlaşan kümelenme çalışmalarına uzun zaman öncesinde de rastlamak   mümkündür. İşletmelerin coğrafik olarak yığılma özelliği göstermesi bu duruma birçok kentte örnek teşkil etmiştir. Peki, neden aynı ürünü veya hizmeti üreten birden çok sayıda işletme farklı coğrafi alanda ekonomik faaliyetlerini sürdürmeyi istemeyip aynı alanı paylaşırken karşımıza çıkmaktadır? Aslında tarihin ilk zamanlarından beri uygulanan kümelenme olgusu üzerine Harvard Üniversitesi ekonomi ve yönetim bilimleri profesörü olan Micheal Everett Porter 1990’da Kümelenme Teorisi üzerine çalışmalar yapmıştır. Kümelenme birbiriyle bağlantılı olan işletmelerin ve kurumların belirli yerlerde coğrafi olarak yoğunlaşmalarıdır. Kümelenmeler, rekabet açısından önemli olan birbiriyle bağlantılı endüstrileri içine alır. Bu şekilde bir arada olmalarının nedeni aslında onların arasındaki rekabetin yanı sıra işbirliğinin de var olmasıdır. Sıkı bir rekabet içinde olsalar da ellerindeki müşteriyi kaybetmemek için biri bir diğerinin işletmesini önererek tüketicinin alanı terk etmesinin önüne geçerler. Kümelenme olgusu üç temel özelliğe sahiptir. Bunlar yakınlık, ağ oluşturma ve uzmanlaşmadır. Yakınlık; şirketlerin uzman işgücüne erişim, zımni ve somut bilgilerin değişimi avantajlarından ötürü, birbirlerine yakın mesafede olmalarıdır. Ağ Oluşturma; yerel tedarikçiler, müşteriler, rakipler, üniversiteler ve araştırma merkezleri arasındaki bağlantıları ve ortak çalışma ilişkilerini olanaklı kılmaktadır. Uzmanlaşma ise iş bölümünün endüstrideki yansıması olarak düşünülebilir.</p>
<p style="text-align: justify">Bu çalışmanın ana amaç olarak Porter tarafından öne sürülen Kümelenme Teorisi’nin işletmeler, bireyler ve ekonomi için anlamlandırılmasını sağlamak güdülmüştür. Bu minvalde Geleneksel Konum ve Yığılma Teorileri ile Endüstriyel Bölge gibi geliştirilen ilk teoriler daha çok kümelenmenin de temeli olan coğrafik yığılmaya vurgu yapılacaktır.  Sonrasında İtalyan Sanayi Bölgeleri ve Yenilikçi Çevreler, Yeni Sanayi Odakları ve Yeni Ekonomik Coğrafya teorileri incelenmiştir.  Bölgesel İnovasyon Sistemleri ve Öğrenen Bölgeler teorileri ile bağlantılar kurulmaya çalışılmış, teorinin gelişimine katkı sağlayan tüm bu teorilerin günümüze taşınması adına çözüm önerileri sunulacaktır. İnovasyon kavramına değinilip kavramın teoriyle olan bağlantıları açıklanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>Micheal Everett Porter, Kümelenme Teorisi, Uzmanlaşma, Coğrafi Yığılma, Rekabet.</p>
<p style="text-align: justify"><strong> A LOOK AT THE EFFECT OF THE CLUSTER THEORY ON ECONOMY</strong></p>
<p style="text-align: justify"><strong> </strong><strong>ABSTRACT</strong></p>
<p style="text-align: justify">It is possible to come across clustering studies that have intensified since 1990 and also a long time ago. The geographical agglomeration of businesses has set an example for this situation in many cities. Why do we come across multiple businesses that produce the same product or service when they do not want to continue their economic activities in different geographical areas and share the same area? In reality, on the clustering phenomenon, which has been practiced since the earliest time of history, Harvard University professor of economics and management sciences, Micheal Everett Porter, worked on the Cluster Theory in 1990. Clustering is the geographical concentration of interconnected businesses and institutions in specific locations. Clusters include interconnected industries that are competitively important. The reason why they are together in this way is that there is cooperation as well as competition between them. Even though they are in tight competition, they prevent the consumer from leaving the field by suggesting one another’s business in order not to lose the customer they have. The clustering phenomenon has three basic features. These are proximity, networking, and specialization. Proximity is a component that companies are close to each other according to the prons of access to a specialized workforce and exchange of tacit and tangible data. Networking enables connections and collaborative working relationships between local suppliers, customers, competitors, universities, and research centers. Specialization can be thought of as the reflection of the division of labor in the industry.</p>
<p style="text-align: justify">The main purpose of this study is to make the Cluster Theory that Porter puts forward to be meaningful for businesses, individuals, and the economy. In this way, the traditional location and agglomeration theories and the first theories developed such as the Industrial Zone will be emphasized more geographical accumulation, which is also the basis of the Clustering. Afterward, Italian Industrial Zones and Innovative Environments, New Industrial Focuses, and New Economic Geography theories were examined. It has been tried to establish connections with the theories of Regional Innovation Systems and Learning Regions, and solution suggestions will be presented in order to carry all these theories that contribute to the development of the theory. The concept of innovation will be mentioned and its connections with theory will be explained.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Key Words: </strong>Micheal Everett Porter, The Cluster Theory, The Spezialisierung, The Geographic Agglomeration, The Rivalry.</p>
<p><strong>1.Giriş</strong></p>
<p>1990’dan itibaren sıklıkla karşımıza çıkan kümelenme kavramına aslında uzun zaman öncesinde de rastlamak   mümkündür. Coğrafik yakınlıkla ekonomik performans arasındaki ilişki  kümelenme kavramının Harvard Üniversitesi ekonomi ve yönetim bilimleri profesörü olan Micheal Everett Porter 1990’daki çalışmasına kadar çok da popüler olmadığını söylememiz yerindedir denebilir. Kümelenme genel olarak benzer ve birbirleri ile ilişkili faaliyetleri olan işletmelerin ve kurumların bölgesel yoğunlaşmalarıdır. Bu yüzden kümelenme teorisini öncelikle coğrafi yığılmayı açıklamaya çalışan teoriler çerçevesinde incelemenin daha anlamlı olduğu düşünülebilir.</p>
<p>Bu çalışmanın ana amaç olarak Porter tarafından öne sürülen Kümelenme Teorisi’nin işletmeler, bireyler ve ekonomi için anlamlandırılmasını sağlamak güdülmüştür. Bu minvalde Geleneksel Konum ve Yığılma Teorileri ile Endüstriyel Bölge gibi geliştirilen ilk teoriler daha çok kümelenmenin de temeli olan coğrafik yığılmaya vurgu yapılacaktır.  Sonrasında İtalyan Sanayi Bölgeleri ve Yenilikçi Çevreler, Yeni Sanayi Odakları ve Yeni Ekonomik Coğrafya teorileri incelenmiştir.  Bölgesel İnovasyon Sistemleri ve Öğrenen Bölgeler teorileri ile bağlantılar kurulmaya çalışılmış, teorinin gelişimine katkı sağlayan tüm bu teorilerin günümüze taşınması adına çözüm önerileri sunulacaktır. İnovasyon kavramına değinilip kavramın teoriyle olan bağlantıları açıklanacaktır.</p>
<p><strong>2.Kümelenme Teorisini Anlamak</strong></p>
<p>Kümelenme birbiriyle bağlantılı olan işletmelerin ve kurumların belirli yerlerde coğrafi olarak yoğunlaşmalarıdır.Kümelenmeler,rekabet açısından önemli olan birbiriyle bağlantılı endüstrileri içine alır. Bu şekilde bir arada olmalarının nedeni aslında onların arasındaki rekabetin yanı sıra işbirliğinin de var olmasıdır. Sıkı bir rekabet içinde olsalar da ellerindeki müşteriyi kaybetmemek için biri bir diğerinin işletmesini önererek tüketicinin alanı terk etmesinin önüne geçerler.Kümelenme olgusu üç temel özelliğe sahiptir. Bunlar yakınlık, ağ oluşturma ve uzmanlaşmadır. Yakınlık; şirketlerin uzman işgücüne erişim, zımni ve somut bilgilerin değişimi avantajlarından ötürü, birbirlerine yakın mesafede olmalarıdır. Ağ Oluşturma; yerel tedarikçiler, müşteriler, rakipler, üniversiteler ve araştırma merkezleri arasındaki bağlantıları ve ortak çalışma ilişkilerini olanaklı kılmaktadır. Uzmanlaşma ise iş bölümünün endüstrideki yansıması olarak düşünülebilir.</p>
<p>Kümelenme teorisine etki eden teoriler çok geniş ve heterojen bir görünüm sergilemekte olup kümelenme teorisinin her yönüyle anlaşılmasına temel teşkil etmektedir. Bu teorilerden ilki Tarımsal Lokasyon Teorisinin temellerini atan von Thünen (1826), Endüstriyel Lokasyon Teorisini ortaya koyan Alfred Weber (1909) ve şehirlerin yerleşimlerini açıklamaya çalışan Christaller (1933) ve Lösch’ün (1939) çalışmalarına dayanan Geleneksel Konum ve Yığılma Teorileridir. Sonrasında Marshall (1890) mal veya hizmet piyasasında endüstri yoğunlaşması sonucunda, endüstriye yeni giren işletmenin öncekilerin maliyetlerinde azalma meydana getireceği görüşü ile coğrafik yığılmayı başka bir boyutta incelemiştir. Becattini (1979) Marshall’ın görüşlerinden de etkilenerek yığılmanın sosyal boyutunu da hesaba katmıştır. Yeni Sanayi Odakları çeşitli araştırmacıların görüşleri ile şekillenmiş olsa da Yenilikçi Çevre Yaklaşımının etkilerini taşımaktadır. Krugman, Yeni Ekonomik Coğrafya’da Marshall’ın (1890) görüşlerini esas almıştır. Porter’a (1990) kadar kümelenmeden değil daha çok coğrafik yığılmadan bahsedilen bu çalışmalar kümelenme teorisinin alt yapısını oluşturmaktadır. Bu yaklaşımların ortak özelliği coğrafik yığılmanın maliyet etkinliğini artırması ile ölçek ekonomisinden yarar sağlanabileceği varsayımıdır.</p>
<p><strong>3)Geleneksel Konum ve Yığılma Teorileri</strong></p>
<p>Coğrafi yoğunlaşmayı açıklamaya ilk katkıyı geleneksel konum teorileri sağlamıştır. Konum teorisi geleneksel ekonomik analizlerde yer unsurunun ele alınmamasına tepki olarak geliştirilmiş olup üç önemli çalışmaya dayanmaktadır. Bunlardan ilki, tarımsal lokasyon teorisinin temellerini atan von Thünen, diğeri endüstriyel lokasyon teorisini ortaya koyan Alfred Weber sonuncusu ise bir piyasa merkezi olarak şehirlerin yerleşimini açıklamaya çalışan Christaller-Lösch tarafından yapılan çalışmalardır (Fujita vd., 1999:26).</p>
<p>Geleneksel konum teorisinin kökeni, bir Alman arazi sahibi olan J. H. von Thünen’in 1826 yılında yayımladığı eserine kadar gitmektedir (von Thünen, 1966). Konum teorisinin kurucusu olan von Thünen’in ortaya koyduğu Tarımsal Arazi Kullanım Modeli/Teorisi dünyanın ilk coğrafi teorisi/modeli olarak da anılmaktadır (Wheeler vd., 1998:305). von Thünen, merkezi bir şehrin etrafında gelişen tarımsal arazi kullanımının özelliklerini coğrafi mesafe, ulaşım maliyetleri ve arazi fiyatlarını göz önüne alarak açıklamaya çalışmıştır. von Thünen analizinin sonucunda tarımsal üretimin ve arazi kullanımının mekânsal düzeninin merkezi bir şehirden (yani piyasadan) çevreye doğru bir dizi dairesel halkalar şeklinde gelişme gösterdiğini ortaya koymuştur. Modele göre bahçecilik ve süt üretimi gibi getirisi yüksek faaliyetler pazara yakın konumlanırken, hayvancılık gibi daha az gelir getiren faaliyetler pazara uzak konumlanmaktadır (vom Hofe ve Chen,2006:5).</p>
<p><strong>4) Endüstriyel Bölgeler Teorisi</strong></p>
<p>Günümüzdeki küme kavramına en yakın kavrama ilk defa Marshall’ın Principles of Economics (1890) adlı eserinde yer verilmiştir. Endüstriyel bölge olarak tanımlanan bu kavramı Marshall, belirli bir sektörde faaliyet gösteren işletmelerin iyi tanımlanmış ve nispeten küçük bir coğrafi alanda yığılmaları olarak tanımlamıştır (Sîrb,2013:318). Geleneksel yerleşim ekonomistlerinden farklı olarak sadece tek bir firmanın konumlanmasından çok ortak konumlanmanın yararları üzerinde durmuştur. Alfred Marshall’ın kapsamlı yaklaşımı, endüstrilerin coğrafi yoğunlaşmalarını açıklamada daha fazla dikkat çekmiştir. Marshall’a göre işletmeler önemli ölçek ekonomileri elde edebilecekleri yerlerde konumlanırlar. Ölçekler dışsal ve içsel olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Dışsal ölçek ekonomileri endüstriyel gelişmeyi ve bölgesel yoğunlaşmayı sağlar (Potter ve Watts,2014:604). İçsel ölçek ekonomisi ise organizasyonel ve yönetimsel etkinlikle ilgilidir. Dışsal ölçek ekonomilerinin bir sonucu olan sanayi kümesi, küme içindekilerin etkinliğini ve verimliliğini artırır.</p>
<p><strong>5) İtalyan Sanayi Bölgeleri ve Yenilikçi Çevreler Teorisi</strong></p>
<p>1960’lı yıllara gelindiğinde, Marshall’ın 1900’lerin başlarında ortaya koymuş olduğu görüşler, endüstri kavramı çerçevesinde teorik analizleri destekleyici unsur olmuştur (Sforzi, 2002:442). Marshallyan Endüstriyel Bölge, İtalya’da Üçüncü İtalya2 olarak da adlandırılan bölgeler ile tekrar gündeme gelmiştir (Morgan, 2004:38). İtalyan Sanayi Bölgeleri ve Yenilikçi Çevreler temelde Marshall’ın görüşlerine dayanan yaklaşımlar olsa da farklarının ve küme teorisine yaptıkları en önemli katkının sosyal ilişkiler, güven, ortak bir kültürü paylaşmak gibi aktörler arasındaki iş birliğini artıran kavramlar üzerinde durulması olduğunu söylemek mümkündür. Zaten söz konusu kavramlar da bölgesel inovasyonu artıran özelliklerin başında gelmektedir.</p>
<p><strong>6) Yeni Sanayi Odakları Teorisi</strong></p>
<p>Çeşitli araştırmacıların katkısıyla şekillenen bu yaklaşım 3 vaka çalışmasına dayanır. Bu çalışmalar üçüncü İtalya, Silikon Vadisi ve Güney Paris bölgesindeki Bilimsel şehir 2 çalışmalarıdır ve bu alanların bazı ortak özellikleri vardır. Bunlar: Coğrafik yığılma, esnek üretim sistemleri (pazar koşullarına hızlıca uyum sağlayabilen sistemler), iş gücünün toplumsal bir bölümünün varlığı, dışsal ölçek ekonomileri, yüksek hayat standardı ve iş ortamının elverişli olmasıdır.</p>
<p>Yeni endüstriyel bölgeler sadece üretim sistemlerinin yığınlaşmasını değil aynı zamanda çeşitli etkenlerle sosyal düzenleme sistemi de içerir (Storper ve Scott,2003,s.582).</p>
<p>Bu etkenler:</p>
<ul>
<li>Endüstriyel sistemlerde firmaların ileriye ve geriye doğru bağlantıların dinamikleri</li>
<li>Birden fazla işyeri çevresinde yoğun yerel işgücü piyasalarının oluşumunu ve Öğrenmenin ve inovasyonun etkisini artıran yerel bölgesel varlıkların (ve ağların) oluşmasıdır.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>7)Yeni Ekonomik Coğrafya Teorisi</strong></p>
<p>Ekonomi ve uluslararası ticaret teorilerinden gelen Krugman (1991), uluslararası ticaret teorilerindeki kavramlar üzerinde inşa edilen ve yeni ekonomik coğrafya olarak isimlendirilen yaklaşımın ardındaki mimar olmuştur (Fujita vd., 1999; Krugman, 2000). Krugmanın coğrafyayı genel ekonominin içinde canlandırmasının arkasındaki genel ve kısa fikir şu ifadelerde görülebilir (Krugman, 2000,s.49): ―Marstan -ya da gerçek dünyadan- bir adam ekonomik coğrafya ve uluslararası ticaret teorilerinin birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış alanlar olmasına şaşıracaktır” Yeni ekonomik coğrafya (YEC) paradigmasının amacı coğrafi mekânda meydana gelen çok çeĢitli ölçeklerdeki ekonomik yığılmanın/kümelenmenin oluşumunu monopolistik rekabet, dıĢsal ekonomiler ve artan getiriler gibi mikro ekonomik kavramlar çerçevesinde matematiksel modellemeler kurarak açıklamaktır (Fujita ve Krugman, 2004, s.140). Ekonomik faaliyetlerin yığınlaşması veya kümelenmesi farklı coğrafik faaliyetlerde ve farklı seviyelerde olabilir.</p>
<p><strong>6)Kümelenme Teorisi</strong></p>
<p>Küme yaklaşımı çeşitli sanayileşmiş ülkelerde yapılmış olan ulusal rekabetçilik çalışmalarıyla 1980‘lerin sonlarına doğru başlamıştır. Çalışmanın sonucunda Porter herkesçe bilinen Ulusların Rekabet Üstünlüğü (1990) isimli kitabını çıkarmıştır. Kitap Porter‘ın stratejik yönetim ve organizayonel ekonomi alt yapısından ve 1980‘lerin sonu 1990‘ların başında geliĢen (Freeman, 1987; Lundvall, 1992; Nelson, 1992; Edquist, 1997) inovasyon ekonomisine dair düşüncelerinden oldukça etkilenmiştir. 1990‘daki kitabında Porter küme kavramını coğrafik bağlamda kullanmıştır. Endüstrilerin kümeleri üzerinde durmuş sonraki çalışmalarında da coğrafik boyutu eklemiştir. Bulgularına göre ulusların rekabet üstünlüğü coğrafyayla da oldukça ilişkilidir. Porter kümeleri şu şekilde tanımlanmıştır: “Kümelenme birbiriyle bağlantılı olan işletmelerin ve kurumların belirli yerlerde coğrafi olarak yoğunlaşmalarıdır. Kümelenmeler, rekabet açısından önemli olan birbiriyle bağlantılı endüstrileri ve diğer kurumları içine alır. Bunlar bileşen, makine ve hizmet sağlayan ihtisaslaşmış tedarikçileri ve ihtisaslaşmış altyapı sağlayıcılarını kapsar. Kümelenmeler genelde dikey olarak tedarik kanallarını ve müşterileri, yatay olarak tamamlayıcı ürünler üretenleri ve yetenekler, teknoloji veya ortak girdi kullanımı yönünden ilgili olan sanayilerdeki işletmeleri kapsayacak şekilde genişler. Son olarak, kümelenmeler kamu kurumlarını ve üniversiteleri, standart belirleyici ajansları ve danışmanları, mesleki eğitim kurumlarını ve sendikalar gibi ihtisaslaşmış eğitim, öğretim, araştırma, bilgi ve teknik destek sağlayan diğer kurumları kapsar (1998a,s.78). Bir kümenin coğrafik kapsamı tek bir şehir, eyalet veya ülke olabileceği gibi komşu ülkelerde olabilir (1998b,s. 199). Porter‘ın (1990) küme tanımının kökleri, ülkelerin rekabet üstünlüğünün dört faktörden (firma stratejisi, firma yapısı ve rekabet; girdi koşulları; talep koşulları ve ilgili ve destek endüstriler) oluşan ulusal rekabet elmasına dayandığını ifade ettiği çalışmasına dayanmaktadır.(Elmas Modeli)</p>
<p>Porter‘a (1998a) göre kümeler, kapsamına ve fonksiyonlarına göre 2 boyutta incelenebilir.  Kümeleri oluşturan aktörler: Porter bir kümenin genel olarak Ģu öğelerden oluĢtuğunu ifade etmiştir. Özel girdilerin tedarikçileri, endüstriye özgü altyapı sağlayıcıları, müşteriler ayrıca sektöre özgü yeteneklerle, teknolojilerle veya ortak girdilerle ilgili işletmeler de kümede yer almaktadır. Ayrıca birçok küme endüstriye özgü eğitim ve bilgi veren, araştırma yapan ve teknik destek sağlayan kamu ve diğer kuruluşlardan (üniversiteler, standart enstitüleri, beyin takımları, mesleki eğitim sağlayıcıları ve ticaret birlikleri) oluşur (s.78). ii. Aktörler arasındaki bağlar: Porter aktörler arasındaki işbirliğinin ve rekabetin büyümeyi, inovasyon faaliyetlerini ve rekabet gücünü artıracağını ifade etmiĢtir. Ona göre bu artış 3 yolla gerçekleşir a) İŞletmelerdeki üretkenliğin artmasıyla b) inovasyonu yönlendirmesi ve ilerleme hızını artırmasıyla ve c) yeni işletmelerin oluşumunu teşvik etmesiyle.</p>
<p><strong>8) Bölgesel İnovasyon Sistemleri ve Öğrenen Bölgeler</strong></p>
<p>Porter‘ın yaklaşıma benzer olarak bölgesel inovasyon sistemleri (BIS) ve öğrenen bölgeler literatürü ulusal inovasyon sistemi (UIS) literatürü (Freeman, 1987; Lundvall, 1992; Nelson, 1992; Edquist, 1997) ile 1990‘ların sonunda ortaya çıkmıĢ olup temel mantığı, ülkeler arası farklılıkların bölgeler arasında da olabileceğidir. BIS yaklaĢımına yapılan en önemli katkılar Cooke (1992), Braczyk ve diğerleri (1998), Cooke ve Morgan (1998) ile birlikte Cooke ve diğerlerinden (2004) gelmiĢtir. Bölgesel İnovasyon Sistemi; ortaklaşa öğrenmeyi ve sürekli yeniliği teşvik eden ve firmalar arası iletişimin güçlü olduğu, sosyo-kültürel yapı ve kurumsal çevrenin oluşturduğu bir bütündür (Jain,2005:.3). Daha geniş bir tanıma göre bölgesel inovasyon sistemi; firmaların, kurum/kuruluşların ve hükümetlerin, ortaklaĢa ya da bireysel olarak, bölgesel düzeyde inovasyonun desteklenmesine nasıl katkıda 16 bulunduklarını açıklamaya yönelik bir kavramdır. Bu tip bir inovasyon ağı, firmalar, araştırma ve teknoloji ajansları, inovasyon destek kuruluşları, risk sermayesi şirketleri ve yerel/merkezi hükümet kurumlarından oluĢmaktadır. Bu kurumlar arasındaki bağlantılar, bilginin rekabet üstünlüğüne dönüştürülmesi açısından oldukça önemlidir.</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Kümelenme çalışmaları daha çok 1990’lardan itibaren başlamıştır. Ama öncesinde herhangi bir sanayi kümesi yoktur gibi bir görüşe kapılmak da yanlış olacaktır. Çünkü kümelenmenin esası olan coğrafik yığılmanın geçmişi uzun zaman öncesine dayanmaktadır. İşletmeler her dönemde çeşitli avantajlara sahip olacakları düşüncesi ile coğrafik yığılma özelliği göstererek kümelenmeye temel teşkil etmişlerdir. Kümelenme teorisine katkı yaptıkları düşünülerek ele alınan Geleneksel Konum ve Yığılma ile Endüstriyel Bölge Teorileri genel olarak maliyet etkinliği sağlamak amacıyla işletmelerin bölgesel yoğunlaşma eğiliminde olduklarını ifade eder. Maliyet etkinliği taşımada, kaynaklara ulaşmada veya pazara ürün sunmada olabilir. Buna göre bu teoriler sadece işletmelerin bölgesel yoğunlaşma nedenlerine değinmişlerdir. Ancak daha sonra yine bu teorilere de dayanan İtalyan Sanayi Bölgeleri ve Yenilikçi Çevreler, Yeni Sanayi Odakları ve Yeni Ekonomik Coğrafya yaklaşımları coğrafik yığılmanın statikliğini aktörler arasındaki ilişkileri de göz önüne alarak dinamik bir açıdan ele almışlardır. Ekonomik küreselleşme ve bölgesel yerelleşmenin eşanlı gelişmeler olması endüstriyel kümelenmelerin daha çok önem kazanmasına yol açmıştır. Buradan ekonomik kalkınma süreci açısından endüstriyel küme politikalarının tasarımı ve yürütülmesinde radikal bir bakış açısı değişiminin gerekli olduğu sonucu çıkmaktadır. Bu durum için de politika yapıcıların kümelenme stratejilerini uygulamaya koymaları yerinde bir karar olacaktır.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>Fujita, M., Krugman, P., &amp; Venables, A. J. (1999). Spatial Economy. Cambridge: MIT Press</p>
<p>Jain, A. (2005). The Regional Innovation Sysmtes in the City of Casey: Prospective Evaluation. Deakin University School of Accounting, Economics and Finance Working Paper No: 2005-22, 1-16.</p>
<p>Morgan, J. Q. (2004), The Role of Regional Industry Clusters In Urban Economic Development: An Analysis of Process and Performance (Yayınlanmamış Doktora Tezi). Raleigh: North Caroline State University</p>
<p>Potter, A., &amp; Watts, H. D. (2014), Revisiting Marshall’s Agglomeration Economies:Technological Relatedness and the Evolution of the Sheffield Metals Cluster, Regional Studies, 48(4):603–623.</p>
<p>Sîrb, L. (2013), The Organizational Benefits Generated By The Membership To A Conglomerate Of Regional Clustering Type. The Implications Of “Roşia Montană Project” on Creating A Mining Cluster In The “Apuseni Mountains” Area From Romania, Oeconomica, 15(1):318-332.</p>
<p style="text-align: justify"><strong> </strong></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kumelenme-teorisinin-iktisadi-etkileri-uzerine-bir-bakis.html">Kümelenme Teorisinin İktisadi Etkileri Üzerine Bir Bakış</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Adaleti&#8221; Arayan Dizi Kahramanları-Şahsiyet Dizisi Âgah Beyoğlu, La Casa De Papel Dizisi Profesör, Yargı Dizisi Avukat Ceylin- Üzerinden Toplumun Adalet Anlayışının İrdelenmesi ve &#8220;Adalet&#8221; Kavramının Yüceliği</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/adaleti-arayan-dizi-kahramanlari-sahsiyet-dizisi-agah-beyoglu-la-casa-de-papel-dizisi-profesor-yargi-dizisi-avukat-ceylin-uzerinden-toplumun-adalet-anlayisinin-irdelenmesi-ve-adalet-kavrami.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Büyükiba]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jul 2022 14:07:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Medya ve İletişim Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[dizilerde adalet kavramı.]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12624</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz insanının en büyük problemlerinden biri şüphesiz ki herhangileşmek, farklılıklarını kaybetmiş olmak ve alışmak daha da ötesi duyarsızlaşmaktır. Birbirine benzer, farksız, ayrışmayan hayatlar yaşıyor, bizim gibi olmayanları toplumumuzda kendi koyduğumuz kurallar çerçevesinde yargılıyor ve hemen cezasını kesip toplum dışına itiyoruz. Dilleri, dinleri, inanışları aynı olan insanları bizden kabul ediyoruz da bu ortaklıkları taşımayanları hemen ötekileştiriyoruz. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/adaleti-arayan-dizi-kahramanlari-sahsiyet-dizisi-agah-beyoglu-la-casa-de-papel-dizisi-profesor-yargi-dizisi-avukat-ceylin-uzerinden-toplumun-adalet-anlayisinin-irdelenmesi-ve-adalet-kavrami.html">“Adaleti” Arayan Dizi Kahramanları-Şahsiyet Dizisi Âgah Beyoğlu, La Casa De Papel Dizisi Profesör, Yargı Dizisi Avukat Ceylin- Üzerinden Toplumun Adalet Anlayışının İrdelenmesi ve “Adalet” Kavramının Yüceliği</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Günümüz insanının en büyük problemlerinden biri şüphesiz ki herhangileşmek, farklılıklarını kaybetmiş olmak ve alışmak daha da ötesi duyarsızlaşmaktır. Birbirine benzer, farksız, ayrışmayan hayatlar yaşıyor, bizim gibi olmayanları toplumumuzda kendi koyduğumuz kurallar çerçevesinde yargılıyor ve hemen cezasını kesip toplum dışına itiyoruz. Dilleri, dinleri, inanışları aynı olan insanları bizden kabul ediyoruz da bu ortaklıkları taşımayanları hemen ötekileştiriyoruz. Buradaki temel sorun ise bir toplumu bir arada tutan iki temel olgunun yani ahlak ve hukuk kavramlarının birbirlerinden ayrı tutulmasıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Ahlak kavramı insana yalansız yaşamayı öğretirken hukukî yaptırımlar insanı yalan söylemeye mi teşvik etmektedir? Ahlak, bireysel değerlendirilirken hukuk toplumsal bir norm mudur? Ahlak her insan için gerekli iken hukuk bazı toplumlarda önemli bazı toplumlarda daha mı önemsizdir? Ahlak bireyi vicdanî bir sorgulamaya iterken hukuk toplumsal bir sorgulamaya mı itmektedir? Tüm bu ayrıştırmaların bireyler arası farklılıklardan dolayı insanı ayrıştırmadan bir farkı yoktur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Hak, hukukî bir kavram ve aynı zamanda sorumluluktur. Doğuştan getirdiğimiz bazı hakların yanında, bazı yükümlülükler karşılığında kazanılan haklar vardır. Bu sebeple insanların haklara sahip olması onları mutlak yetkiye kavuşturmamaktadır. Hak tanımı üzerine ortak bir tanım yapılamamakla birlikte Türk Dil Kurumu Sözlüğünün hak, “adalet” ya da “hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey kazanç”, yahut “dava veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk” veya “verilmiş emekten doğan manevi yetki” olarak tanımlanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Sosyal adalet kavramı; baskın otorite, güç, akran zorbalığı gibi bireyin fiziksel özellikle de psikolojik gelişiminde derin hasarlara yol açacak durumların önüne geçmektedir. Sosyoloji de olduğu gibi psikolojide de devlet, adalet ve birey sistemindeki eşitlik esastır. Kişilerin yaşam koşulları arasındaki farklar, adalet sistemi önündeki ayrıcalıkları durumları bir eşit olmama durumunu yaratmaktadır ve bu durum eşitsizliğin de ötesinde bir insan hakları ihlâli yaratmaktadır. Haklarının ihlal edildiğini düşünen, eşitsizlik olgusunun hâkim olduğu bir toplumda kırmızı çizgilerinin geçildiğine ve bu şekilde yaşamak zorunda olduğuna inanan bir bireyin psikolojik açısından sağlam bir yapıya sahip olması beklenemez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Kültürel adalet kavramı beraberinde yabancı bir kültürün adalet sisteminin farklı bir topluma uygulanamayacağını çünkü her toplumun kendisine ait bir adalet anlayışı yarattığını da göstermektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Hukuk sonuç olarak toplumsal, hatta dilsel gücün üstüne, dışına çıkar. Bu durumda bütün hukuk düzenlerinin bir mit olarak kaynağıdır. Derrida’ya göre hukuku meşru kılma, temellendirme ve hukukun yapılışını oluşturan kuruluş anında veya uygulanışındaki işlem (operasyon) gücün var olmasına bağlıdır, bu işlem performatifdir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> ve bu yüzden yorumlayıcı güç aslında ne adildir ne de adaletsizdir. Bu gücü herhangi bir adalet anlayışı ve daha önce konulmuş bir yasa garanti altına alamaz veya geçersiz addedemez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Sonuç olarak ‘’bireyi’’ merkeze alan modernizm ve postmodernizm hukuk ve hukukî sistem içerisindeki adalet duygusunun da insanın özgürlüğünü, özgünlüğünü ve biricikliğini kısıtladığını düşünerek toplum için ortak olan bir adalet kavramından söz edemez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Televizyonu açtığımızda, radyoya kulak verdiğimizde, gazeteyi bir pazar günü elimize alıp ilk sayfaya şöyle bir baktığımızda dikkatimizi çeken ilk şey; ‘’şiddet, kadına şiddet, çocuğa şiddet, insana şiddet hayvana şiddet, … her gün artan şiddet haberleridir.’’ Şiddetin gündelik hayatın bir parçası hâline dönüştürülmesi ve bu konuda caydırıcı önlemlerin alınmaması toplumun hukukun üstünlüğüne olan güvenini sarsmış ve bu durum bireyi farklılıkları kabul etmeyen, farklılıklara saygısı kalmayan sadece ben, ben olgusu ile hareket eden kendi haklarının ihlal edildiğini düşündüğü anda hakkını aramak için her yolun mubah kabul edildiği bir zihniyete sahip kişiliğe dönüştürmüştür. Bu durum hem sosyolojik hem de psikolojik anlamda incelenmesi gereken bir vakadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;">S<span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">on dönemlerde adından sıkça söz ettiren La Casa De Papel, Şahsiyet ve Yargı dizilerinde &#8220;adalet&#8221; kavramı hangi boyutlarda ele alınmaktadır? Üç dizide de adalet kavramının birleşenlerini haksız düzene isyan, başkaldırı, zengin olanın gücü elinde bulundurması oluşturmaktadır. Üç sezon süren La Casa De Papel, bir sezon süren Şahsiyet ve Yargı dizilerinde konuların geçtiği şehirde adalet kavramı devlet tarafından korunamayan bir mekanizmaya dönüşmüştür. Toplumun bozulan güç dengesi beyin ya da kas gücü ile ön plana çıkan bir erkek figürü tarafından yeniden sağlanmaktadır. La Casa De Papel dizisinde Ursula ve Nabro,  Şahsiyet dizisinde Nevra ve Zuhal, Yargı dizisinde ise Ceylin, kadın karakterler olarak ön plana çıkmaktadır. Bu beş ana kadın karakter dizilere hâkim birer tema olan dişilik, güç, vicdan ve intikam duygusu ile karşımıza çıkmaktadır. La Casa De Papel dizisinde Pedro ve Navaro,   Şahsiyet dizisinde Agâh, Ateş ve Cemil,  Yargı  dizisinde Savcı Ilgaz erkek karakterler olarak ön plana çıkmaktadır. Bu beş ana erkek karakter dizilere hâkim birer tema olan ’güç, zekilik, erkeksilik, koruma içgüdüsü, şiddet eğilimi’’ üzerinden karşımıza çıkmaktadır. Şahsiyet dizisinin arka boyutunda ele alınan namus kavramı da bir nevi toplumun adalet anlayışının tamamlayıcısı konumundadır. Geçmişin izlerini bugüne aktaran ilkel diye tabir edilen pek çok toplumda suç ve günah aynı şeydir. Suç ve günahın tanımı da birtakım dinî ve atalardan gelen öğretiler çerçevesinde yapılmaktadır. Namus, bu öğretilerin temelini oluşturan kavramdır. Prestij ve saygınlık göstergesi, kaybedilmesi ise saygısızlık ve ahlaksızlık göstergesidir. <strong>Namus kültürlerinde erkeğin baskın ve güçlü olması; kadınların ise itaatkâr olması, toplumsal cinsiyet kurallarına harfiyen uyması ve davranışlarında dikkatli olması gereklidir. Kadının cinsel hareketleri (bakirelik, evlilik dışı ilişki, aile dışı erkeklerle samimiyeti, cinsellikte utangaçlık vb.) namusu tanımlamada en önemli durumlardır.</strong> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Yargı, Avukat Ceylin adlı güçlü kadın kahramanıyla dikkat çekmektedir. <u>Ceylin hem güzel hem akıllıdır, tuttuğunu koparan bir avukattır. Bu da kadın güzelse aptaldır, zeki kadın çirkindir, bakımsızdır. Başarılı savcı, avukatlar genellikle erkektir. Kadın bu tarz zorlu mesleklerde başarılı olamaz çünkü duygularıyla hareket eden bir varlıktır algısını ters düz etmektedir.</u> Kurallara sonuna kadar bağlı olan dizinin erkek kahramanı Savcı Ilgaz’ın da bu kuralları hiç kimse için (kardeşi bile olsa) esnetmemesi dikkat çekicidir. Üç dizisinin bir diğer ortak noktası da &#8220;adaletin&#8221; sosyolojik boyuttaki sorgulamasıdır. Sosyolojik olarak kentleştikçe, eğitim ve gelir seviyesi yükseldikçe, kısaca modernleştikçe bu kesimlerin geleneksel referanslar yerine modern, çağdaş değerlere olan bağlılıklarının artacağı, doğal olarak da bu sürecin sonucunda hukuk devletine olan inancın da yükselmesi beklenir. Fakat gözlenen durum, aksini göstermektedir. Dindarlık seviyesi yükseldikçe hukuka olan güvenin artması, toplumun adalet ve hukuk kavramlarına, pozitif kurallar kadar manevî dünyanın anlamlarından da yükleme yaptığını göstermektedir. Yani adalet ve hukuk kavramları yalnızca kanun maddesinden öte bir şey olarak algılanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Kitap okuma oranının giderek azaldığı bu dijital dünyada genç kuşağa ulaşmanın en kestirme yolu &#8220;kullan at&#8221; mantığıyla hazırlanan dizi ve filmlerdir. Bireyin aileden ve eski kültürden gelen anlayıştaki en büyük öğretisi yanlış gördüğün bir şeyler varsa bunları değiştirmek için &#8220;oku, çalış, meslek sahibi ol ve hakkını saygı çerçevesinde ara!&#8221; iken modern dünyanın modern dizileri &#8220;bekleme, başkaldır, sahip ol!&#8221; dürtüsünü empoze etmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[2]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">&#8220;Biri seni rahatsız ediyorsa icabına bak!&#8221; her seferinde bu slogan ile karşı karşıya kalan genç bir beyin nereye kadar kendini koruyabilir? Üstelik susan, hakkını adalet çerçevesinde arayanlar ezilen, hor görülen olarak anlatılıp adaleti parası ile silahı ile çevresindeki nüfuzunu kullanarak sağlamaya çalışanlar güçlü dikkat çekici anlatılırken &#8220;birey&#8221; hangisi olmayı, hangileri gibi görünmeyi tercih edecektir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Sakal bırakmayan biri sözü geçen, bilgili bir adam olamaz mı; eli silah tutmayanı adamdan mı saymayacağız, bir kadının, bir çocuğun insanların daha adil bir dünyada yaşaması sadece bir erkeğin güçlü kollarıyla devreye girmesiyle mi mümkündür? Her birine verdiğimiz cevap: Hayır. Tüm bu olguların bireyi ötekileştirmekten, yalnızlaştırmaktan, güven duygusunu sarsarak yaşadığı topluma yabancılaştırmaktan başka işlevi yoktur. İnsanları gerici, muhafazakâr, devrimci, aykırı, anormal olarak birbirinden ayırmak ne kadar yanlışsa &#8220;kendi adaletini sağlamak&#8221; kavramı da işin karşı kıyısında yapılan bir gericiliktir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">&#8220;Adalet&#8221; kavramının toplumu bir arada tutmada ne denli önem teşkil ettiğini vurgulamak için Türk edebiyatı ve Türk tarihi adına bir kilometre taşı kabul edilen Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgi) ve Edip Ahmet Yükneki’nin Atabetü’l – Hakayık (Hakikâtlerin Eşiği) adlı eserlerinde var olan sembolik anlatımdan yola çıkmakta fayda olacaktır. Kutadgu Bilig’de adalet olgusu o kadar kutsal anlatılır ki, bu yetki Tanrı tarafından hükümdara bahşedilmekte ve Kün Togdı( Güneş Doğdu) diye tasvir edilen hükümdar adaletin sembolü olarak kabul edilmektedir. Adalet dünyayı sarıp sarmalayan bir güneş gibi kutsal, adil ve korumacıdır. Devletin en önemli sacayağıdır ve bu ayak yok olduğunda ister istemez diğer kurumlar da sarsılacak hatta çökecektir. Hakikâtlerin Eşiği adlı eserde insan için en tehlikeli olan durumun bilgiden ve adaletten yoksun bir dünyada yaşamaya mahkûm edilmek olduğu birkaç kez çizilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Orta Asya’da &#8220;hakan&#8221;ın adaletli olma yetisiyle dünyaya gelişi, Osmanlı İmparatorluğu’nda sistemin temelini adaletin oluşturması bu sebeple de kadıların bağımsız görev yapması, Cumhuriyet’in ilk yıllarında &#8220;Adliye Teşkilâtı&#8221; kuruluşu ile birlikte Adalet Bakanlığı’nın ilk temellerinin atılışı ve sonraki süreçlerde &#8220;Adalet Bakanlığı Teşkilatı&#8221;nın yapılandırılarak görevlerinin belirlenmesi; Türk toplumu ve devletin devamlılığı için adaletin olmazsa olmazlığının somut birer göstergesidir. Hukukun üstünlüğünün sarsıldığı, ahlakın temel dayanaklarını yitirdiği ve halkın mevcut haklarının korunması noktasında devletin kurumlarına olan güveninin sarsıldığı bir noktada adalet anlayışından söz etmek zordur. Bu noktada devlet ve onun korumakla yükümlü olduğu toplum, o toplumu var eden birey için en büyük tehlike adaletin olmadığı, kurumların görevini yerine getirmediği bu nedenle de bireyin kendi adaletini kendi çabalarıyla sağlamasının en doğal hakkı olduğuna inandırılması ve bu ütopik dünyada yaşamaya mecbur kılınmasıdır. Bu algı günümüzdeki dizi sektöründe belli başlı bir leitmotiv <a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[3]</a>olarak karşımıza çıkmaktadır. Nedir bu sıkça tekrarlanan olgu; &#8220;Hukukun ahlakın başı üstünde yeri olmadığı bir dünyada kendi adaletini kendin sağla.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Mafyanın iyi kalplisi, zenginden alıp fakire vereni olur mu? Dijital bilgi hırsızlığı olan hackerlık fakiri zengin etme üzerine kurulu ise bu durum suçun büyüklüğünü bağışlatır mı? Geçmişte hatalar yapıp yanlışlara sustunuz ancak artık kaybedeceğiniz bir şey yok. Kötü insanların cezasını kesmek sizi bir süper kahraman yapar mı ya da vicdanınızı rahatlatır mı? Bu soruları kendi kendinize sorup cevapladığınızda &#8220;hayır&#8221; cevabını alıyor olsanız da olayların bir sonraki bölümde iç içe geçtiği dizilerde tüm bunlar öyle kahramanlar üzerinden bizlere sunulmaktadır ki, onlar özellikle genç nesil tarafından hayranlıkla izlenmekte ve örnek alınmaktadır. Bu kahramanlara duyulan sempati büyük noktalara ulaşmıştır. “Sistem kendini devam ettiremiyorsa o sisteme başkaldırmak haktır.” yaklaşımı da genç beyinlere her alt metinde sezdirilmekte ve empoze edilmektedir. Tam bu noktada aile ise medya ve toplum iş birliği ile hareket etmelidir. Toplumda yanlış giden bir şeyler varsa bunlar elbette ki anlatılmalıdır ancak ifade edildiği üzere Türk tarihi ve toplumunda çok önemli bir yere sahip olan adalet olgusunun içi bu denli boşaltılmamalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Toplumun büyük bir kesiminin adalet duygusuna olan inancının sarsıldığı ve &#8220;kendi adaletini sağlama&#8221; dürtüsünden hareketle şiddete olan eğiliminin arttığı bir dünya düzeninde devletin görevlerini yerine getiremediğini duyurmak, kaybolan adalet duygusunu topluma getirmek için kendi kurallarını koyup uygulayan kahraman erkek figürleri yaratmak ne derece doğrudur. Bu figürler, dijital dünyanın egemenliği altında yaşayan gençleri yaşanılan toplumdan koparmakta, güven duygularını zedeleyerek kendi kültürlerine sahip çıkmak, kendi toplum düzenlerinin iyileşmesi için çaba göstermek algısından uzaklaştırarak başka ülkelere olan beyin göçünün de zeminini sağlamlaştırmaktadır. Öte yandan dizilerin sunduğu kadın figürler (Avukat Ceylin, Başkomiser Nevra gibi) güçlü, başları dik olmaları açısından toplumun genç kadınlarına iyi örnek teşkil etmekle birlikte tacize, tecavüze uğrama, şiddet görme hemen hemen bütün bu kadınların ortak kaderi hâline dönüşmüştür. Her gün televizyon karşısında bu haberlere maruz kalan kadınların dizilerde de aynı mağduriyeti yaşamış kadın kahramanlar ile karşılaşmaları kaybettikleri güven duygusunun bir gün geleceğine dair inançlarını tümüyle yok etmekte, bir şeyleri değiştirmek için çabalamaktan onları uzaklaştırmaktadır. Çünkü alt metinlerde verilen mesaj hep aynıdır: &#8220;Ne yaparsanız yapın bu bozuk düzen değişmeyecek, sen kimsin de tek başına adaleti sağlayacaksın, bir kadın olarak bundan fazlasını yapamazsın. Adaleti kanun dışı yöntemlerle sağlamaya çalışan figürlerin güçlü, yakışıklı, sevimli, hitap yeteneği yüksek, zeki olduğunu göstermektedir. Böylece günümüz insanı için yeni bir alp tipi yaratılmıştır. Gençlerin birçoğu bu alp tipine benzemek için kendi aralarında amansız bir yarış vermektedir. Günümüz kimi dizi ve filmlerindeki kadın figürlerinin cinsellik ve güzellik algıları ile ön plana çıktığı görülmektedir. Baba sevgisinden ve güveninden yoksun büyüyen kadınları, toplum gençliklerinde ve çocuklarında taciz, tecavüz ve şiddet karşısında koruyamamıştır. Tüm bunlar kadınların dünyasında derin yaralar açmıştır. İntikam ateşi ile büyümüşlerdir ve uğradıkları haksızlıklar karşısında &#8220;<strong>adalet dışı&#8221;</strong> yöntemlerle hesap sormaktadırlar. Güç-adalet ve cinsellik kavramlarının güzel kadınlar ve yakışıklı adamlar üzerinden sunulduğunda ilgi çekici hâle geldiği bir gerçektir. Adaletsizlikleri kendi adaletleriyle çözmeye çalışan bu karakterler izleyici için birer kahramana daha da ötesi fenomene dönüşmüştür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Bir diğer konu adalet, ahlak ve hukuk kavramlarının kadın cephesinde ayrı, erkek cephesinde ayrı değerlendirilmesidir. Ahlakın ya da hukukî kuralların cinsiyetçi boyutu olamaz. Toplumsal yasalar olarak değerlendirilen hukuk ve vicdanî yasalar olarak değerlendirilen ahlak her ikisi de kadın ve erkekleri aynı oranda korumalı ve aynı oranda yargılamalıdır. Suçun kadını, erkeği olmadığı gibi verilen cezanın da kadını, erkeği olmamalıdır. Bu bağlamda öğrencilere aile ve okul içinde verilen eğitimde cinsiyetçi söylemlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Destanlar, efsaneler, halk hikâyeleri her ne kadar bizim kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olsa da günümüz modern çağı düşünüldüğünde kendisine kötülük edilen bir kahramanın atıyla, silahıyla, cesur yüreğiyle adalet avına çıkması artık kabul edilemez. Bu anlatı bireye, &#8220;sana haksızlığın yapıldığını düşündüğün noktada eğer ki hukuk ve ahlaki yasalar seni koruyamıyorsa kendi cezanı kendin kes.&#8221; demekten farksızdır. Vicdanın ve hukukun temel olduğu bir toplumda yaşamak istiyorsak ilk yapılması gerekenlerden biri bireye, hakkını &#8220;hak, adalet ve ahlak gibi kavramlardan uzaklaşmadan toplumsal yasalar çerçevesinde aramalısın.&#8221; olmalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Özgürlük,</strong> sorunların temel izleğidir. Zengin olanın daha özgür olarak algılandığı bir dünyada gençler arasındaki marka savaşlarından, yetişkinler arasındaki çocukları üzerinden yarışa kadar pek çok toplumsal olguyu etkilemektedir. Özgürlüğün cinsiyet ile sınırlandırılması da bir başka problemdir. Ataerkil yapıda erkek özgürlüğünün keyfini sürerken kadın söz hakkı için sürekli kendini meydanlarda bulmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Toplumdaki zıtlıkları ak-kara diye ayrıştırmak</strong>. Belki de eski anlatılarda var olan beyazın &#8220;saflığı, masumiyeti&#8221; simgelemesi beyaz annenin &#8220;doğurganlığa sahip olarak dünyaya gelmesiyle&#8221;; karanın &#8220;kötülüğü-umutsuzluğu&#8221; simgelemesi ve siyah annenin doğurduğunu yok etme içgüdüsüne sahip olmasıyla açıklamak gerekmektedir. Ahlakın da hukukun da rengi yoktur. Her ikisi de toplumdaki farklı renkleri kapsayıcı ve açıklayıcı nitelikte olmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> performatif: Dil felsefesi ve konuşma eylemleri teorisinde, performans söylemleri yalnızca belirli bir gerçeği tanımlamakla kalmayıp aynı zamanda tarif ettikleri sosyal gerçeği değiştiren cümlelerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[2]</a> empoze etmek: dayatmak; bilime, sanata, basına, kendi düşüncesini ve değer yargılarını aktarmaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[3]</a> leitmotiv: Senaryo, roman, hikâye gibi anlatıların değişik bölümlerinde, çeşitli nedenlerle tekrarlanan ifade kalıplarıdır.</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/adaleti-arayan-dizi-kahramanlari-sahsiyet-dizisi-agah-beyoglu-la-casa-de-papel-dizisi-profesor-yargi-dizisi-avukat-ceylin-uzerinden-toplumun-adalet-anlayisinin-irdelenmesi-ve-adalet-kavrami.html">“Adaleti” Arayan Dizi Kahramanları-Şahsiyet Dizisi Âgah Beyoğlu, La Casa De Papel Dizisi Profesör, Yargı Dizisi Avukat Ceylin- Üzerinden Toplumun Adalet Anlayışının İrdelenmesi ve “Adalet” Kavramının Yüceliği</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
