﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Önerileri | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/guncel/kitaponerileri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Apr 2024 19:42:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Kitap Önerileri | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cumhuriyet&#8217;in 100. Yılında Sosyal Bilimler</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/cumhuriyetin-100-yilinda-sosyal-bilimler.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/cumhuriyetin-100-yilinda-sosyal-bilimler.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Akademik Kaynak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Feb 2024 13:47:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik*]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13005</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akademik Kaynak yazarları,  Dr. Hülya Küçük Bayraktar, Dr. Ozan Yetkin Arş. Gör. Merve Mert, Öğr. Gör. Ayten Nahide Korkmaz, Öğr. Gör. Büşra Doğan, İrem Ece Akpınar Muhammed Aksu’nun yazarları arasında yer aldığı, Oğuzhan Koca ve Kaan Akman’ın editörlüğünü yaptığı yeni kitabımız İmge kitabevi’den çıktı. &#160; &#160; &#160; &#160;</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/cumhuriyetin-100-yilinda-sosyal-bilimler.html">Cumhuriyet’in 100. Yılında Sosyal Bilimler</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akademik Kaynak yazarları,  Dr. Hülya Küçük Bayraktar, Dr. Ozan Yetkin Arş. Gör. Merve Mert, Öğr. Gör. Ayten Nahide Korkmaz, Öğr. Gör. Büşra Doğan, İrem Ece Akpınar Muhammed Aksu’nun yazarları arasında yer aldığı, Oğuzhan Koca ve Kaan Akman’ın editörlüğünü yaptığı yeni kitabımız İmge kitabevi’den çıktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img title="WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.40.17-773x1200 Cumhuriyet&#039;in 100. Yılında Sosyal Bilimler  "fetchpriority="high" decoding="async" class="size-large wp-image-13006 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.40.17-773x1200.jpeg" alt="WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.40.17-773x1200 Cumhuriyet&#039;in 100. Yılında Sosyal Bilimler  " width="740" height="1149" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.40.17-773x1200.jpeg 773w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.40.17-193x300.jpeg 193w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.40.17-768x1192.jpeg 768w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.40.17-990x1536.jpeg 990w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.40.17.jpeg 1320w" sizes="(max-width: 740px) 100vw, 740px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img title="WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.42.02-771x1200 Cumhuriyet&#039;in 100. Yılında Sosyal Bilimler  "decoding="async" class="size-large wp-image-13007 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.42.02-771x1200.jpeg" alt="WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.42.02-771x1200 Cumhuriyet&#039;in 100. Yılında Sosyal Bilimler  " width="740" height="1152" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.42.02-771x1200.jpeg 771w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.42.02-193x300.jpeg 193w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.42.02-768x1195.jpeg 768w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.42.02-987x1536.jpeg 987w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-13.42.02.jpeg 1316w" sizes="(max-width: 740px) 100vw, 740px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img title="WhatsApp-Image-2024-02-05-at-14.08.49-1-734x1200 Cumhuriyet&#039;in 100. Yılında Sosyal Bilimler  "decoding="async" class="size-large wp-image-13009 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-14.08.49-1-734x1200.jpeg" alt="WhatsApp-Image-2024-02-05-at-14.08.49-1-734x1200 Cumhuriyet&#039;in 100. Yılında Sosyal Bilimler  " width="734" height="1200" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-14.08.49-1-734x1200.jpeg 734w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-14.08.49-1-184x300.jpeg 184w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-14.08.49-1-768x1255.jpeg 768w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-14.08.49-1-940x1536.jpeg 940w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-05-at-14.08.49-1.jpeg 1253w" sizes="(max-width: 734px) 100vw, 734px" /></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/cumhuriyetin-100-yilinda-sosyal-bilimler.html">Cumhuriyet’in 100. Yılında Sosyal Bilimler</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/cumhuriyetin-100-yilinda-sosyal-bilimler.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap İncelemesi: Türkiye Tarihi Selçuklular Devri</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-turkiye-tarihi-selcuklular-devri.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-turkiye-tarihi-selcuklular-devri.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kaan Akman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Jul 2023 06:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12880</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap Künyesi: Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, yazar Mükrimin Halil Yinanç, haz. Refet Yinanç (Ankara: TTK Yayınları, 2020), 2. Baskı, 829 sayfa, ISBN: 978-975-16-2533-5 İnceleme: Türkiye’de Anadolu Selçuklu Devleti tarihi araştırmalarının Fuat Köprülü ile birlikte öncü isimlerinden biri olan Prof. Dr. Mükrimin Halil Yinanç, 1900-1961 yılları arasında yaşamış; araştırmalarını Türk Tarih Kurumu çatısı altında sürdürmüştür. Selçuklu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-turkiye-tarihi-selcuklular-devri.html">Kitap İncelemesi: Türkiye Tarihi Selçuklular Devri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img title="2480-203x300 Kitap İncelemesi: Türkiye Tarihi Selçuklular Devri  "loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-12881 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/07/2480-203x300.jpg" alt="2480-203x300 Kitap İncelemesi: Türkiye Tarihi Selçuklular Devri  " width="203" height="300" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/07/2480-203x300.jpg 203w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2023/07/2480.jpg 475w" sizes="auto, (max-width: 203px) 100vw, 203px" /></p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Kitap Künyesi:</strong></span> Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, yazar Mükrimin Halil Yinanç, haz. Refet Yinanç (Ankara: TTK Yayınları, 2020), 2. Baskı, 829 sayfa, ISBN: 978-975-16-2533-5</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>İnceleme:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de Anadolu Selçuklu Devleti tarihi araştırmalarının Fuat Köprülü ile birlikte öncü isimlerinden biri olan Prof. Dr. Mükrimin Halil Yinanç, 1900-1961 yılları arasında yaşamış; araştırmalarını Türk Tarih Kurumu çatısı altında sürdürmüştür. Selçuklu araştırma dünyası iki ismin çalışmalarından sonra zenginleşmiş; Osman Turan, İbrahim Kafesoğlu, Mehmet Altan Köymen gibi diğer araştırmacıların katkısı ile Selçuklu tarihi hakkında geniş bir bilgi birimi oluşmuştur. Nitekim bu isimlerden biri olan İbrahim Kafesoğlu, Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu (1949) adlı doktorasını Mükrimin Halil Yinanç’ın danışmanlığında tamamlamıştır. Yinanç, İstanbul Üniversitesi’nde akademik araştırmalarda bulunmuş, Türk Tarih Tezi çalışmalarını yapan ekipte yer almasına rağmen bu çalışmalara muhalif tutumu nedeniyle katkı vermekten uzak durmuştur. Yinanç’ın çalışmalarının önemli bir bölümü Anadolu Mecmuası ile Târîh-i Osmânî Encümeni Mecmûası’nda yayınlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1015 yılından 1085’e kadar Anadolu’nun Türkleşme sürecinin anlatıldığı 1944 yılında yayımlanan Türkiye Tarih Selçuklular Devri I Anadolu’nun Fethi adlı kitabından başka telif eser bırakmamıştır. Yinanç’ın Anadolu tarihi üzerine araştırmalarının sonuçları Anadolu Mecmuası’ndaki Millî Tarihimizin Adı, Millî Tarihimizin Mevzuu ve Anadolu’nun Fethi gibi makalelerde yer almıştır. Yinanç görüşlerini Cumhuriyetin kuruluş döneminde Anadoluculuk yaklaşımı içerisinde şekillendirmiştir. Anadolu coğrafyasının 1071 sonrasında vatanlaştırılmasına ve milletin adının saptanmasına yönelik getirdiği açıklamalar ile yaklaşımın içerisinde ayrı bir önem kazanmıştır. Böylece Yinanç ne Hilmi Ziya Ülken gibi Anadolu’nun kültürü ve edebiyatı konularına odaklanmış, ne de Kemalist Anadolucuların temsilcileri gibi Batılaşma sürecini sahiplenmiştir. O, milleti tanımlama ve coğrafyayı vatanlaştırma çabasında kanıtları Türk ve İslam tarihinde aramıştır. Bu arayışı Anadolu Selçuklu Devleti tarihini araştırma gündemi haline getirmesini sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yinanç’ın Anadolu’nun vatan haline gelmesi sürecine yönelik araştırmaları sonucunda oluşan kitabının ilk baskısı 1944 yılında İstanbul Üniversitesi Yayınları’na aittir. Bu kitabın incelenen metni ise Yinanç’ın yeğeni Prof. Dr. Refet Yinanç tarafından yayına hazırlanmış ve Türk Tarih Kurumu tarafından 2020 yılında basılmıştır. Kitabın birinci cildinde Anadolu’nun fethi, XII. yüzyıl boyunca süren olaylar ve Haçlı Seferleri kapsamlı bir şekilde incelenirken, ikinci ciltte Anadolu Selçuklularının merkezileşmesi ve yıkılış sürecine yer verilmiştir. Kitabın birinci cildi Selçuklular Devri, Anadolu’nun Müdafaası, Selçuklu ve Bizans Mücadeleleri; ikinci cildi ise Anadolu Saltanatının İkbali, Anadolu Devletinin İnhitat ve İnkırazı, Anadolu’da Fetret, Moğolların Müdahalesi ve Devletin İntihatı, Şehzadelerin Çekişmesi, Moğolların Tahakkümü Altında Anadolu Devleti, İstiklal ve Milliyet Hareketleri ve Anadolu Devleti’nin bölümlerinden oluşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yinanç Anadolu Selçuklu tarihini yalnızca savaşlar ve iktidar mücadeleleri çerçevesinde incelememiş, sultanların dönemlerini analiz eden saptamalar yapmıştır. Bu analizde birçok farklı kaynaktan beslenmiştir. Fakat bu kaynaklara mesafeli yaklaşmış ve kaynakları kapsamlı bir şekilde değerlendirmiştir. Örneğin Anadolu kitabelerinin birincil kaynak olduğunu ancak bu konuda önemli bilgi eksikliklerinin bulunduğunu belirtmiştir. Selçuklular devrine ilişkin divan defterlerinden, resmi evraklardan ve mahkeme msicillerinden bilgilerin günümüze ulaşmadığını ifade etmiştir. Yinanç destansı bir içeriği nedeniyle güvenilir olmadığını düşündüğü bu kaynakları temel alarak bir Anadolu Selçukluları tarihi yazmanın mümkün olmadığını savunmuştur. Yinanç, Anadolu’nun Selçukluları dönemini; Anadolu’nun fethi ve Anadolu’ya Oğuz Türklerinin göç etmesi (1015-1085), Anadolu’nun müdafaası ve dâhilde birlik mücadelesi (1085-1192), Anadolu’da birlik ve merkezileşme (1192-1256) ve Anadolu’da Sultanlığın zayıflaması, çökmesi ve ortadan kalkması (1256-1308) olmak üzere dört bölüme ayırmıştır. Fakat incelenen kitaptaki bölümler Yinanç’ın sınıflandırması doğrultusunda oluşturulmamış; bölümlerde sultanların hâkimiyet dönemlerinin askeri ve siyasi olayları kronolojik olarak anlatılmıştır. Kitabın incelemesinde bu bölümlerden ziyade Yinanç’ın Anadolu Selçuklu Devleti’nin temel niteliği hakkındaki görüşleri, Anadolu Selçuklularının Anadolu ve Türk-İslam tarihi açısından önemine yönelik önermeleri ve Anadolu Selçukluların farklı devletlerle kurduğu etkileşime bakışı ele alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Milli tarihi Anadolu’ya fetih hareketleri ile başlatan Yinanç, Anadolu’nun ilk Türkmen yerleşimlerinden sonra vatan haline geldiğini ifade etmektedir. Bu nedenle Anadolu Selçuklularının incelenmesini Anadolu fetihlerinin tarihi ile başlamak gerektiğini düşünmektedir (1085’e kadar). Melik Şah döneminde Horasan, Irak ve Acem’e dağılan Selçuklu şehzadeleri etrafında toplanarak isyan gösteren Türkmen uluslara yaylak ve kışlak olarak yeni fetih edilen Anadolu toprakları gösterilmiştir. Bu göçler neticesinde Anadolu’ya yalnızca çobanlıkla meşgul olan göçebe Türklerden başka ziraatla uğraşan yarı göçebe Türkler ile köylü Türkler bir arada gelmiştir. Yinanç’a göre zanaata ve çiftçiliğe mahsus olan terimlerin çoğunun Türkçe olması bu durumu kanıtlamıştır. Ayrıca Büyük Selçuklu Devleti, göçleri bir yerleşme strateji çerçevesinde planlamıştır. Bu doğrultuda Türkmenlerin Anadolu’daki yerleşmelerinde kendi aralarında bir araya gelerek bağımsız bir devlet meydana getirmemelerine dikkat edilmiştir. Yinanç’a göre göçler sonrası Anadolu’ya gelen Türklerin diğer Türklerden ayrı ve bağımsız bir devleti ve tarihi olmuştur. Bu nedenle Yinanç yaşanan göçlerin tarih boyunca meydana gelen göçler arasında netice bakımından en önemlisi olduğunu belirtmektedir. O, bu fetihler sırasında Anadolu’nun tahrip edildiğini kabul etmekle birlikte Malazgirt Savaşı sonrası Türkmenlerin yerleşmesinin ardından bu tahriplerin durduğunu söylemektedir. Bu konuda Ermeni kaynaklarının verdiği bilgileri ise doğru bulmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yinanç, Anadolu Selçuklu Devleti’ni feodal bir hükümdarlık içinde özerk ve müttefik bir devlet olarak tanımlamakta; Büyük Selçuklu Devleti’nin bir parçası olarak görmektedir. Yinanç’a göre Büyük Oğuz Devleti’ni oluşturan ülkelerin hepsi aynı büyük hükümdara metbu olmakta birlikte ayrı ayrı devletler halinde birbiri ile etkileşime girebilmektedir. Bu ülkeler aynı zamanda Bağdat halifeleriyle doğrudan doğruya iletişime geçebilmektedir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin teşkilat yapısı ise Büyük Selçuklu Devleti’nin bir eyaleti ve hükümdarın Selçuklu hanedanına mensup olması nedeniyle Büyük Sultanlığa benzemektedir. Yinanç Büyük Selçuklu Devleti’nin devlet teşkilatında Oğuz töresinin ve Abbasi halifelerinin usullerinin etkili olduğunu belirtmektedir. Fakat Büyük Selçuklu Sultanları Oğuz töresi gereğince Emevi ve Abbasi hanedanları gibi sorgulanamaz ve sınırsız güçle değil; adalet merkezli bir yönetim benimsemiştir. Ona göre Büyük Selçukluların toprak üzerinde örgütlenmesi ve yönetim yapısı kendisinden sonra kurulan birçok devletin teşkilatının temelini olmuştur. Nitekim Suriye eyaletindeki Selçuki Sultanlığı kendinden sonra gelen atabeklere, Eyyubilere; Anadolu eyaletindeki Anadolu Selçuklu Devleti ise Osmanlı yönetimine bu teşkilatı devretmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu Selçuklu Sultanlığının etkileşim alanı içerisinde Anadolu’da Artuklular, Danişmendliler gibi beylikler, Doğu’da Büyük Selçuklu Sultanlığı, Gürcüler, Ermeniler ve Azerbaycan Türkleri, Güney’de Haçlı prensleri, Suriye atabekleri, Eyyubiler ve Batı’da Bizans yer almaktadır. Yinanç’a göre ilk etkileşim Anadolu’ya gelen Türk fatihleri ile Anadolu’nun helenleşmemiş yerli halkı arasındadır. Bu halk İslam adaletini temsil eden Türk fatihlerine yardımcı olmuştur. Bu etkileşimi dil bakımından değerlendiren Yinanç, yerlilerin dillerinin fatihlerin dili olan Türkçe’nin karşısında yavaş yavaş söndüğünü ve zaman içinde Anadolu’nun tamamının Türkleştiği belirtmektedir. Malazgirt Savaşı sonrasında ise Selçuklular Anadolu’da müstakil bir devlet kurmuş, bu ülke yerlileriyle kaynaşarak bir millet haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu Selçukluların bölgedeki diğer devletlere etkileşimi konusunda Yinanç’ın üzerinde önemle durduğu konu Büyük Selçuklu Devleti ile olan ilişkilerdir. Bu ilişkileri genellikle uyumlu bir şekilde ilerlerken bazı dönemlerde çatışmaya da dönmüştür. Örneğin Sultan I. Kılıç Arslan Berkyaruk’un metbuluğunu kabul ederken ondan sonra gelen Mehmet Tapar’ın sultanlığı gasp ettiğini öne sürerek metbu olmak istememiştir. Benzer şeklinde Anadolu Sultanları, Büyük Selçuklu Devleti’nin başına geçmek için birçok girişimde bulunmuş, fakat başarılı olamamıştır. Bu nedenle Büyük Selçuklu Sultanlığı, Anadolu Sultanlığının Doğu’daki genişleme siyasetini yakından izlemiştir. İki devlet arasındaki ilişkilerin askeri ve vergi boyutuna bakıldığında ise Anadolu Selçuklularının Büyük Sultanlığının müsaadesiyle Bizans İmparatorluğu ile savaş veya barış yapabildiği, özellikle Halep gibi Büyük Sultanlığının genişleme alanı içerisinde yer alan ve kendi güvenliğini tehdit eden fetihlere müdahale edebildiği görülmektedir. Yinanç, Anadolu Selçuklu Sultanlığının, Büyük Selçuklu Sultanlığına vergi gönderdiğine ilişkin ise belge olmadığını ifade etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yinanç Büyük Selçuklu Devleti’ndeki Acem ve Arap yöneticilerin sahip olduğu yetkilerin devleti zayıflattığı ve bu zayıflamanın Türklerin millet haline gelmesini önlediği görüşündedir. Dolayısıyla Yinanç Acem ve Arap devletleri ve toplumları ile yaşanan etkileşime olumsuz bakmaktadır. Büyük Selçuklu Sultanlığında, Sultan Tuğrul ve Alp Arslan teşkilat-ı hükümette an’ane-i milliyeyi muhafaza etmiş ve Oğuz töresine sadık kalmıştır. Melik Şah döneminde ise töreden fedakârlık edilmeye başlanmış, Arap hukukçuların tesiri ile Abbâsîler’ taklit edilmiştir. Böylece orduya Acemler ve Araplar kabul edilmeye başlanmıştır. Acemler devlet yönetiminde öne çıkmasında, koyu bir Acem milliyetperveri olan Nizamülmülk dönemi oldukça etkili olmuştur. Böylece Yinanç’ın ifadesiyle “Acemler devletin bünyesinde kuvvetli bir kök salmıştır.” Bu kök salma Büyük Selçuklu Sultanlığının yönetimini doğrudan etkilemiş, veraset usulü değiştirilmiştir. Bu nedenle Ali-Selçuk idaresindeki memalikte bulunan Türk kavmi bir millet haline gelememiş; Azerbaycan Türkleri, Türkistan Türkleri ve Horasan Türkleri gibi ayrı ayrı milletler olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu Selçuklularının farklı devlet ve toplumlar ile etkileşimde bir diğer önemli konu Anadolu’daki emirlikler ve beylerdir. Anadolu Selçuklularını, merkezi birliği sağlama konusunda en çok uğraştıran konu ise Dânişmendliler ile mücadeledir. Sultanlığın gücünü yitirdiği zamanlarda Anadolu’daki beyler bağımsızlıklarını ilan etmiştir. Beylerin bağımsızlıklarını ilan etmesinde halifelerin siyasetleri de etkili olmuştur. Çünkü halifeler sultanların yönetim alanını daraltmış, emirlere ve meliklere müstakil hareket edebilecek yöntemler göstermiştir. Emirler ve melikler halifeden meşruluk sembolleri almış, dini nüfuzları sayesinde halifeler Büyük Selçuklu Sultanlığın bütün Asya’daki hâkimiyetini sarsmış, devleti bir hercümerç içinde bırakmıştır. Gürcüler, Ermeniler, Suriye atabeyleri yaşanan savaşlar da Anadolu’daki siyasi birliğin sürekli bozulmasına neden olmuştur. Yinanç, Acem yönetim geleneğinin etkisini olumsuz bir şekilde değerlendirmektedir. Çünkü Acem ilim ve edebiyatın medreseye ve saraya yerleşmesi sultanların yönetim anlayışını değiştirmiştir. Örneğin Sultan I. İzzeddin Keykavus (1210-1219) döneminde sultanlar sorgulanamaz hale gelmiş, eski şark hükümdarlarının hareket ve yönetim tarzı etkisini göstermiştir. Bu dönemde İran’dan gelen her şeyin makbul sayılmasını, sultanların ve saray erkânın Acem etkisine girmesini Yinanç şu sözlerle özetlemektedir:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px;">&#8220;İran eski hükümdarları Anadolu selatinin gözlerini kamaştırdı. Kendilerine Keyhüsrev’den Dara’dan daha büyük hükümdar olan Melik Şah ve Sencer’e değil Keyhüsrev’e Keykavus’a meclub ettiler… Şehname kahramanlarının menkıbelerini dinlemekte vakit geçirdiler. Büyükbabaları Sultan Kılıç Arslan-ı evvel kahramanlık timsali olduğu halde onu değil İran’ın Rüstem’ini daha çok takdir ettiler.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;">
Yinanç farklı devletlerle etkileşim sürecinde töreden taviz veren sultanlara yönelik eleştiriler getirirken, töreyi uygulayarak devleti güçlendiren sultanlardan ise büyük bir övgü ile bahsetmektedir. Örneğin Ona göre bunlardan biri olan Alp Arslan Anadolu’daki Müslümanlığın ve Türklüğün kurucusudur. Bir diğeri ise Sultan II. Kılıç Arslan’dır. Çünkü II. Kılıç Arslan devlet teşkilatını bozulmuş şeklinden kurtararak gelişmiş bir hale getirmiştir. Bu dönemde devletin yönetim yapısını merkeziyet esasına göre örgütlemiş, Türk hakanlarına verilen derebeylik esasına kaldırmış, Roma İmparatorluğu’nun idari mteşkilatına benzer bir teşkilat kurmuştur. Ayrıca II. Kılıç Arslan Danişmendlileri tamamen yok etmek yerine onları irsi olmamak kaydıyla vilayet valiliklerine atamıştır. Böylece Anadolu’daki farklı güç odaklarını kendine bağlı hale getirmiştir. Yinanç’a göre bu merkeziyetçilik Anadolu Selçuklu Devleti’nin, diğer İslam devletlerinden daha uzun bir ömrünün olmasını sağlamıştır. İkinci ciltte yoğun olarak işlenen Moğollar ile olan mücadelelerin kaybedilmesinde Yinanç yine Acem etkisini suçlamaktadır. Yinanç’a göre Anadolu Selçuklu Devleti’ni  yıkılışının ve Anadolu’da merkezi idarenin bozulmasının temel nedeni sultanların Oğuz töresinden uzaklaşıp; Arap ve Acem yönetim geleneğine hayranlık duymalardır. I. Gıyaseddin Keyhüsrev dönemi ile başlayan bu hayranlık, sultanların yönetim uygulamalarında köklü dönüşümlere neden olmuştur. Nitekim Oğuz neslinden gelenlere verilen önem azalmış, Anadolu’daki Oğuz beylerine yönelik gösterilen yaklaşım değişim göstermiştir. Yinanç Alâeddin Keykubad1 dönemini sert bir şekilde eleştirerek, bu dönemde İran şahlarına ve edebiyatına meftunluğun Moğol saldırılarını kolaylaştırdığını vurgulamıştır. İran şahlarının otoriter yönetim anlayışı Keykubad’a geçmiş, bu dönemdeki birçok Anadolu beyi öldürtülmüştür. Böylece Anadolu savunmasız hale gelmiş, yönetimde yer alan kişilerin niteliğinde bozulmalar yaşanmıştır. Yinanç bu durumu teşkilatı bozulan, beylerini kaybeden, padişahtan uzaklaşan yabancılar elinde oyuncak olan Anadolu’nun Moğolların hücumuna uğraması şeklinde açıklamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak “bir devlet miras aldığı tarihsel kaynakları bakımından nasıl incelenebilir?” sorusu doğrultusunda incelenen kitabın, Anadolu Selçuklu Devleti’nin hangi tarihsel kaynaklara sahip olduğunu göstermesi açısından önemli olduğu tespit edilmiştir. Kitapta bu tarihsel kaynaklara, Anadolu Selçuklu Devleti’nin farklı devletler ile etkileşimin sonuçlarının çözümlenmesi ile ulaşılabilmektedir. Yinanç’ın etkileşim konusunda esas aldığı değişken ise Oğuz töresinden uzaklaşmadır. Bu etkileşim kitapta yönetim geleneği ve devlet örgütlenmesi açısından değerlendirilirken; sosyal, kültürel ve ekonomik boyutları da içermemesi nedeniyle eksiklikleri barındırmaktadır. Yinanç, Anadolu Türkleri Tarihi ismini verdiği dönemin kökenlerini İslami bir çerçevede sınırlamış, millet tanımını tarih ve coğrafya ile örtüştürmüş, yaptığı çalışmalarla Selçuklu tarihi araştırmalarının zenginleşmesine katkı sağlamıştır.</p>
<p><strong>Not: Bu inceleme Selçuklu Araştırmaları Dergisi&#8217;nde yayımlanmıştır. </strong></p>
<p><strong>Künye: </strong>Akman, Kaan. “Türkiye Tarihi Selçuklular Devri”. Selçuklu Araştırmaları Dergisi /18 (Haziran m2023), 347- 353. https://doi.org/10.23897/usad.1319148</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-turkiye-tarihi-selcuklular-devri.html">Kitap İncelemesi: Türkiye Tarihi Selçuklular Devri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-turkiye-tarihi-selcuklular-devri.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap İncelemesi: Hukuk Devletinin Sonu Olağanüstü Halden Diktatörlüğe Terörle Mücadele</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-hukuk-devletinin-sonu-olaganustu-halden-diktatorluge-terorle-mucadele.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kaan Akman]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Dec 2021 12:40:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12394</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap Künyesi: Jean Claude Paye, Hukuk Devletinin Sonu Olağanüstü Halden Diktatörlüğe Terörle Mücadele, İmge Yayınevi, Çev. G. Demet Lüküslü, Ankara, 2009. 272 sayfa, ISNB: 9789755335971 NOT: Bu inceleme Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi&#8217;nin 2021/2 sayısında yayımlanmıştır.  Günümüzde artan güvenlik sorunları ile birlikte terörle mücadele birçok ülkenin temel meselesi haline gelmiştir. Bu mücadele kapsamında devletler maddi ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-hukuk-devletinin-sonu-olaganustu-halden-diktatorluge-terorle-mucadele.html">Kitap İncelemesi: Hukuk Devletinin Sonu Olağanüstü Halden Diktatörlüğe Terörle Mücadele</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Kitap Künyesi:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Jean Claude Paye, Hukuk Devletinin Sonu Olağanüstü Halden Diktatörlüğe Terörle Mücadele, İmge Yayınevi, Çev. G. Demet Lüküslü, Ankara, 2009. 272 sayfa, ISNB: 9789755335971</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em>NOT: Bu inceleme Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi&#8217;nin 2021/2 sayısında yayımlanmıştır. </em></p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde artan güvenlik sorunları ile birlikte terörle mücadele birçok ülkenin temel meselesi haline gelmiştir. Bu mücadele kapsamında devletler maddi ve beşeri kaynaklarını harcamaktadır. Egemenlik ve güvenlik boyutu ile değerlendirilen terörle mücadelenin aynı zamanda hukukun temel ilke ve prensiplerini ilgilendiren yönü de bulunmaktadır. Paye, incelenen kitapta olağanüstü hal dönemlerinin süreklilik kazanmasıyla birlikte hukuk devleti anlayışındaki dönüşümleri ele almaktadır. Belçikalı sosyolog ve kamu hukukçusu olan Paye’nin yedi bölümden oluşan bu kitabı, akıcı ve anlaşılır bir dil ile kaleme alınmış, kitabın temel tezi somut örnekler ile açıklanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Paye, toplumların denetim altına alınmasında terörle mücadelenin araçsallaştığını ileri sürmektedir. Bu aracın kullanımını ise 11 Eylül saldırıları ile başlatmaktadır. İngiltere’de bir bakanlık yetkilisinin meslektaşına 11 Eylül günü gönderdiği elektronik postadaki “bugün almamız gereken tüm önlemleri sessiz şekilde yeniden gündeme getirmek ve kabul ettirmek için çok güzel bir gün” ifadelerini bu tespitine örnek olarak göstermektedir. Paye, terör ve terörle mücadele kavramlarının tanımı üzerinde bir uzlaşının olmadığını ve bu alanda belirsizliğin yaşandığını belirtmektedir. Terör ve terörle mücadele alanında karşımıza çıkan yüksek riskli profil, acil durum, mantıklı bir<br />
şüphe söylemlerinin ise toplumdaki tehdit algısını güçlendirdiğini savunmakta, terörle mücadele sürecini sürekli değişen bir düşmana karşı uzun soluklu savaş olarak tanımlamaktadır. O’na göre bu savaş boyunca hukuk devleti askıya alınırken aynı zamanda yeni bir hukuksuzluk düzeni de kurulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabının inceleme nesnesini oluşturan hukuk devleti ve olağanüstü hal kavramlarının tanımlanmasına son bölümde yer verilmiştir. Paye’ye göre, hukuk devletinin temel özellikleri arasında yargı sisteminin özerkliğinin bulunması, güçler ayrılığının sağlanması ve bireysel özgürlüklerin garanti altına alması yer almaktadır. Hukuk devleti denildiğinde akla gelen ilk çağrışım Hans Kelsen’in normlar hiyerarşi yaklaşımıdır. Fakat Paye’nin hukuk devleti tanımı kanunların üst normlara şekli uygunluğundan ziyade siyasal, yönetsel ve hukuksal ilkeleri kapsayan geniş bir düzeni içermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Paye, çeşitli ülkelerde çıkarılan terörle mücadele, suç ve güvenlik yasaları sonrası hukuk devletinin askıya alındığını kitapta örnekler ile açıklamaktadır. Bu dönemin temel özelliğini ise terörle mücadele kapsamında polisin ve istihbarat birimlerinin yetkilerinin artırılması ve olağanüstü hal şartlarının ağırlaştırılması olarak saptamıştır. Paye’ye göre bu düzenlemeler ile birlikte toplum adeta polisleştirilmiş, yargı bağımsızlığını yitirmiştir. Denetimin ve gözetimin sürekli hale gelmesiyle de kişilere ait özel alanlar yok edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Paye’ye göre olağanüstü hal “istisnanın kural haline” geldiği bir dönemdir. Olağanüstü hal döneminin en belirgin özelliği hukukun öznelleşmesi ve kişiye göre ayarlanabilmesidir. Paye, hukuk devletinin sonu olarak belirttiği olağanüstü hal rejimini, hâkimlerin polisleri kontrol etme kapasitesinin azalması, adalet bakanlarının yargıya müdahalelerinin artması, yargı erkinin yürütme organı karşısında konumunu kaybetmesi gibi değişkenler ile ele almış, farklı ülkelerde yaşanan olaylardan sıklıkla yararlanmıştır. Paye bu değişimlerin sonucunda nüfusun tamamının olağanüstü hal koşullarında yaşamaya başladığı bir siyasal rejimin kurulduğunu ifade etmektedir. Ayrıca olağanüstülük halinin olağan bir duruma gelmesinin meşruluğunun devlet ve toplum üzerindeki tehditlerin çeşitlenerek arttığı söylemiyle sağlandığını belirtmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Paye, hukuk devletinin yaşadığı kırılmaları açıklarken hukuksal ve siyasal gelişmelerin yanında bu iki yapıdaki değişimlerinin tamamlayıcısı olan ekonomik düzeni de inceleme alanına dâhil etmektedir. Bu düzeni açıklamada ise yönetişim kavramını incelemektedir. Yönetişim olarak adlandırılan süreç ile birlikte kamu ve özel sektörün ortak yönetimi alanına güvenlik de dâhil olmuştur. Bu kapsamda özel şirketler aracılığıyla bilgi toplamak yaygınlaşmış; özel sektörün iç güvenlik alanındaki yetkisi artmaya başlamıştır. Paye’ye göre, bu dönemde devletin yeni rolü piyasaları düzenleme, koruma ve nüfusları denetlemektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hukuksal, siyasal ve ekonomik açılardan açıklanmaya çalışılan olağanüstü hal döneminin uluslararası sisteme de yansıması olmuştur. Bu kapsamda terörle mücadele sürecinde hükümetler küresel boyutta yeniden yapılanmış ve mevcut siyasal düzenin korunması yoluyla toplumun kontrol altında tutulması mümkün olmuştur. Paye’ye göre 11 Eylül saldırıları ile birlikte benimsenen terörle mücadele konsepti devletlerin hegemonyalarının pekişmesinde itici bir güç haline gelmiştir. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere hükümetler terörle mücadele adına birçok hukuki olmayan düzenleme yapmıştır. Bu dönemde internet aracılığı ile kişilerin yakın takibe alınması, kişisel verilerin depolanması, tüm vatandaşların denetim ve gözetim altında tutulması ve özel soruşturma tekniklerinin uygulamaya konulması gibi gelişmeler ortaya çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Paye, hukuk devletinin olağanüstü hal rejimi ile birlikte yaşadığı değişimleri ABD örneğinde incelemiştir. ABD’de 11 Eylül 2001 tarihinde New York’ta bulunan Dünya Ticaret Merkezi kulelerine saldırı sonrası Vatanseverlik Yasası gibi güvenlik yönü ağır basan birçok düzenleme yapılmıştır. Bu yasanın ardından polis ve istihbarat birimlerine yeni yetkiler verilmiş, hükümete baskı yapmayı amaçlayan her grev, gösteri ya da yürüyüş yasada geçen suçlarla ilişkilendirilmiştir. 13 Kasım 2001’de olağanüstü kanun hükmünde kararname ile de terörle suçlanan yabancıları yargılamak için olağanüstü askeri mahkemeler ve geniş bütçe ve personeli olan İç Güvenlik Bakanlığı kurulmuştur. Ayrıca şüpheli olayların tespit edilebilmesi için yerel federal muhbirlikler oluşturulmuştur. Böylece ABD’de terörle mücadele kapsamında devletin yetki ve otorite alanı genişlemiştir. Bu dönemde ABD’nin güvenlik tehdidi algısı etnik köken seviyesine kadar inmiş, kişiler Afganistan ve Pakistan’dan geldiği gerekçesiyle tutuklanmıştır. Vatanseverlik Yasası’na eklenen maddeler ile tutuklular hakkında bilgi alınmasının yasaklaması ve resmî iddianame olmaksızın hapsedilmek mümkün hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">11 Eylül sonrası ABD öncülüğündeki yüksek güvenlik politikaları diğer ülkelerde de hızla yayılmış, toplumsal hareketler terörle mücadele ile ilişkilendirilerek önlenmeye çalışılmıştır. Terörle mücadele kapsamında ABD diğer devletlere müdahale hakkını artırmış; bu hakkı kullanırken uluslararası örgütlerden de yararlanmıştır. Örneğin Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği, ABD ve Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) taleplerini yerine getirmeye çalışmıştır. Böylece ABD yönetimi kendisine karşı olduğunu düşündüğü herhangi bir rejimi düşürme hakkını elde etmiş, bu hak karşısında ulus-devletler kendi çıkarlarından ABD lehine vazgeçmeye başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD öncülüğünde başlayan güvenlik merkezli kanunlar Avrupa ülkelerinde de hızla çıkarılmıştır. Örneğin, 2003 yılında Fransa’da çıkarılan Perben Yasası ile organize suç kavramının kapsamı genişletilmiş, polisin yetkileri artırılmış, arama yapma, telefon dinleme ve soruşturma prosedürü değiştirilmiştir. Ayrıca polis, telekomünikasyon şirketleri ve internet erişim tedarikçileri aracılığıyla kişisel verilere ulaşma imkânına kavuşmuştur. Böylece ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde terörle mücadele muhalefeti bastırmak amacıyla bir araç olarak kullanılmış, bir ülkenin temel siyasal, sosyal ve ekonomik yapısını istikrarsızlaştırmak suçlamasıyla kimin terörist olup olmadığına hükümetler karar vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitapta Paye’nin en önemli saptaması, hukukun kullanılarak, hukuk devletinin sonunun getirildiğidir. Olağanüstü yöntemleri genişleterek, kişilerin anayasal güvencelerin etkisizleştirilmesi hem bireysel yaşamı değiştirmekte hem de iktidarın toplum ve bireyler üzerindeki denetim yetkilerini pekiştirmektedir. Paye, hukuk devleti ve olağanüstü hal dönemleri arasındaki ilişkiyi hukuksal, siyasal, ekonomik ve yönetsel düzlemde olay ve olgulara dayalı olarak irdeleyerek hukuk devletinin geleceği hakkında düşündürmeyi başarmıştır. Ayrıca hukuk devletinin temel ilkelerindeki dönüşümlerin yaşantımızda neleri değiştireceğine yönelik ilk izleri göstermiştir. Dijitalleşmenin sunduğu imkânların yanında neoliberalizmin temel kavramlarından biri olan yönetişimin uygulama zemini bulması ile birlikte toplumun yönetimdeki aktörlerin farklılaşmasına, hukuk devleti üzerine tartışmaların zaman içerisinde yoğunlaşmasına ve çeşitlenmesine neden olacaktır. Paye’nin bu kitabı, siyasal sistem analizinden, ekonomik düzene, hukuksal yapıdan, güvenlik politikalarına geniş bir çerçevede bu tartışmalara ışık tuttuğu için alanında önemli bir eserdir.</p>
<p style="text-align: justify;">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-hukuk-devletinin-sonu-olaganustu-halden-diktatorluge-terorle-mucadele.html">Kitap İncelemesi: Hukuk Devletinin Sonu Olağanüstü Halden Diktatörlüğe Terörle Mücadele</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi: Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-analizi-osmanlida-pasalar-ve-padisahlar-1421-1520-sultanlarin-golgesinde-iktidar-mucadelesi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yüksel Gürbüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2021 17:28:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Analizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=11817</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap Künyesi: Bolat, K (2020) Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi , İstanbul, Ötüken Neşriyat Analizini yaptığımız kitap, 1421-1520 yılları arasında 99 yıllık bir dönemini yani sırasıyla II. Murad (1421-1444, 1446-1451), II. Mehmed (1444-1446, 1451-1481), II. Bayezid (1481-1512),  I. Selim (1512-1520) dönemlerini ve paşaların birbirileriyle çatışmalarını anlatıyor. Kitabın yazarı Çankırı Karatekin Üniversitesi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-analizi-osmanlida-pasalar-ve-padisahlar-1421-1520-sultanlarin-golgesinde-iktidar-mucadelesi.html">Kitap Önerisi: Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img title="WhatsApp-Image-2021-03-14-at-22.58.05-209x300 Kitap Önerisi: Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi  "loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-11815 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/WhatsApp-Image-2021-03-14-at-22.58.05-209x300.jpeg" alt="WhatsApp-Image-2021-03-14-at-22.58.05-209x300 Kitap Önerisi: Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi  " width="209" height="300" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/WhatsApp-Image-2021-03-14-at-22.58.05-209x300.jpeg 209w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/03/WhatsApp-Image-2021-03-14-at-22.58.05.jpeg 691w" sizes="auto, (max-width: 209px) 100vw, 209px" /></p>
<p><strong>Kitap Künyesi:</strong> Bolat, K (2020) Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi , İstanbul, Ötüken Neşriyat</p>
<p style="text-align: justify;">Analizini yaptığımız kitap, 1421-1520 yılları arasında 99 yıllık bir dönemini yani sırasıyla II. Murad (1421-1444, 1446-1451), II. Mehmed (1444-1446, 1451-1481), II. Bayezid (1481-1512),  I. Selim (1512-1520) dönemlerini ve paşaların birbirileriyle çatışmalarını anlatıyor. Kitabın yazarı Çankırı Karatekin Üniversitesi Tarih Bölümünde Doktora Öğrencisi Kasım Bolat&#8217;tır. Bolat&#8217;ın diğer çalışmaları Osmanlı Siyasi ve Müessese Tarihi, Harp Tarihi, Balkan Savaşları, Çatalca Muharebesi&#8217;dir. Kasım Bolat&#8217;ın  Fatih Üniversitesi&#8217;nde iken yazmış olduğu yüksek lisans tezi ise Balkanlardan İstanbul&#8217;a Türk Göçleri 1877-1890 ( Turkish migrations from the Balkans to Istanbul 1877-1980) &#8216;dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın giriş kısmında ilk önce Köprülüzade Merzifonlu Kara Mustafa Paşa&#8217;nın II. Viyana Kuşatmasındaki bozgunu sonucunda o zaman ki paşaların nasıl sevindiğini anlatarak bizleri hem bilgilendirmeye hem de şaşırtmaya başlıyor. Çünkü tarih okuyan nesil II. Viyana Kuşatmasının hem Türk Tarihi hem de Türk Savaş Tarihi için önemi büyüktür. Böylece bizler için üzücü bir olayın o dönem ki paşalar için mutlu bir olay olduğunu anlıyoruz. Kasım Bolat bu kitabında 4 padişah 35 konu başlıkla yazmıştır. I. Mehmet Çelebi&#8217;nin ölümüyle başlayan kitap Yavuz Sultan Selim döneminin en önemli veziriazamı olan Piri Mehmet Paşa ve kitabın yazarı Son Sözü ile biter.</p>
<p style="text-align: justify;">II Murat döneminde başlıca alt konuları <em>Paşaların Akıl Oyunları ve II. Murad&#8217;ın Cülusu, </em><em>Buhranların Başlangıcı (1439-1444);</em></p>
<p style="text-align: justify;">II. Mehmed döneminde başlıca alt konuları <em>Sultan Mehmed&#8217;den Ebü&#8217;l Feth&#8217;e, İstanbul&#8217;un Fethi ve &#8221;Allahın Lanetine Uğrama&#8221; Korkusu, Çandarlı Halil Paşa&#8217;nın Katli Meselesi, Şehzade Mustafa&#8217;nın Ölümü </em></p>
<p style="text-align: justify;">II. Bayezid döneminde başlıca alt konuları <em>Bayezid ve Cem&#8217;in Taht; Paşaların ise Güç Mücadelesi, Yenişehir Muharebesi&#8217;ne Doğru (20 Haziran 1481) , II. Bayezid&#8217;in &#8221;Şark Meselesi&#8221; ve Paşalar, Şahkulu Baba Tekeli İsyanı, 1511</em></p>
<p style="text-align: justify;">I. Selim döneminde başlıca alt konuları <em>Şehzade Selimşah&#8217;dan Yavuz Sultan Selim&#8217;e, Amasya Vak&#8217;ası, Sahipkıran&#8217;ın Ahdi; İntikam Vakti, Şark Seferiden Mısır Seferine </em>ve son olarak <em>Yavuz ve Örnek Bir Vezir Profili Olarak Piri Mehmed Paşa&#8217;</em>dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Bolat, &#8221;<em>Kitap ve Tezler&#8221; </em>ve &#8221;<em>Makaleler ve Ansiklopedi Maddeleri&#8221; </em>olarak ikiye ayırmıştır. Kitap ve Tezler başlıca Aşıkpaşazade&#8217;ye ait <em>Tevarih-i Al-i Osman,</em> Franz Babinger&#8217;e ait <em>Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı </em>, Mikhael Doukas&#8217;a <em>Tarih: Anadolu ve Rumeli 1362-1462,</em> Feridun Emecen&#8217; e ait olan <em>Fetih ve Kıyamet 1453, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi 1300-1600, Osmanlı Klasik Çağında Siyaset , </em>Halil İnalcık&#8217;a ait olan <em>Devlet-i Aliyye cilt I,II,III,IV ,</em> aynı zamanda Abdülkadir Özcan&#8217;ın hazırlamış olduğu <em>Kanunname-i Al-i Osman </em>başlıca kullanırken; <em>Makaleler ve Ansiklopedi Maddeleri &#8216;nde </em>genellikle <em>Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi</em>&#8216;ndeki maddeleri kaynak kullanırken İsmail Erünsal&#8217;ın İstanbul Üniversitesi Tarih Dergisi&#8217;nde yayınlanan &#8221;<em>Fatih Devri Kütüphaneleri ve Molla Lütfi Hakkında Birkaç Not&#8221;, </em>Halil İnalcık&#8217;ın Speculum&#8217;da yayınlanan <em>Mehmed the Conqueror (1432-1481) and His Time, </em>Feridun Emecen&#8217;e ait İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Yayınlarında yayınlanan &#8221;<em>Hukuki Bir Tartışmanın Tarihi Zemini; İstanbul Nasıl Alındı?&#8221; </em>Çağatay Uluçay&#8217;ın Yeni Tarih Dünyası&#8217;nda yayınlanan <em>II. Bayezid&#8217;in Kızı Fatma Sultanın Kocası Çapkın mıydı?&#8221; </em>İsmail Hakkı Uzunçarşılı&#8217;nın  Türk Tarih Kurumu&#8217;n Belleten dergisinde yayınlandığı <em>Fatih Sultan Mehmed&#8217;in Ölümü (Cesedin Kokması, Oğulları Arasında İlk Mücadele) </em>başlıca makaleleri ve tezlerini kaynak olarak kullanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitap; &#8221;Osmanlıyı Dirilten Savaş: Varna&#8221; makalesini yazarken yaptığım kaynak taramada önüme çıkan en önemli eserdir. Akıcı bir dilde yazılan kitap yeri geldiğinde Osmanlıca metinlerini kullanılmıştır. Benim bu kitapta beğendiğim en cümle &#8221;<em>Eğer padişah sen isen, devletimizi müdafaa etmek için gelin ve eğer padişah ben isem, sana emrediyorum, derhal ordumuzun başına geçin ve emrime itaat edin.&#8221; </em>cümlesinin aslında tarihe yanlış aksedildiğini gerçeği Kemalpaşazade’nin 6. Defterinde yer alan &#8221;<em>Eger bu diyarun şehriyarıysan gel vilayetüni himayet eyle ve raiyyet olmağa rağbet itdün ise anun hükmüni riayet eyle; Sultan-ı zamanun da davetine icabet idüp emr-i vacibü’l kabüline itaat eyle” </em>cümlesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapla alakalı diğer çalışmalar İsmail Hakkı Uzunçarşılı&#8217;nın Osmanlı Tarihi Anadolu Selçukluları ve Anadolu Beylikleri hakkında Bir Mukaddime İle Osmanlı Devleti&#8217;nin Kuruluşundan İstanbul&#8217;un Fethine Kadar ve İstanbul&#8217;un Fethinden Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın Ölümüne Kadar kitapları, Robert Mantran&#8217;ın Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Editörü Sina Akşin&#8217;in Türkiye Tarihi 5 Cilt, Halil İnalcık &#8216;in Devlet-i Aliyye 4 Cilt ve Prof. Dr. Ali Muhammed Sallabi&#8217;ye ait olan Osmanlı Tarihi kitabı da incelemeye kayda değer incelemedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun hem en çalkantılı dönemini hem de devletten imparatorluğa nasıl evirildiğini bizlere dolu dolu anlatan bu kitap 99 yıllık yol haritasını bizlere göstermiş oluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-analizi-osmanlida-pasalar-ve-padisahlar-1421-1520-sultanlarin-golgesinde-iktidar-mucadelesi.html">Kitap Önerisi: Osmanlıda Paşalar ve Padişahlar 1421-1520 Sultanların Gölgesinde İktidar Mücadelesi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/siyaset-bilimi-kavram-ve-tanimlar.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2021 20:40:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=11648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap Adı: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar Yazar: Doç. Dr. Ali Fuat GÖKÇE Basım Yılı: Ocak 2021 Baskı: 1. Baskı Yayınevi: Nobel Akademik Yayıncılık ISBN: 9786254391026 Sayfa Sayısı: 226 Tanıtım Bülteni Siyaset bilimi, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra bağımsız bir bilim dalı olarak akademik alanda incelenmeye başlanmış ve üniversitelerin önemli kürsülerinden biri olmuştur. Siyaset bilimi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/siyaset-bilimi-kavram-ve-tanimlar.html">Kitap Önerisi: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kitap Adı: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar</p>
<p>Yazar: Doç. Dr. Ali Fuat GÖKÇE</p>
<p>Basım Yılı: Ocak 2021</p>
<p>Baskı: 1. Baskı</p>
<p>Yayınevi: Nobel Akademik Yayıncılık</p>
<p>ISBN: 9786254391026</p>
<p>Sayfa Sayısı: 226</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tanıtım Bülteni</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Siyaset bilimi, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra bağımsız bir bilim dalı olarak akademik alanda incelenmeye başlanmış ve üniversitelerin önemli kürsülerinden biri olmuştur. Siyaset bilimi diğer bilim dalları ile birlikte çalışıldığında oldukça geniş bir alana hitap etmektedir. Her bilim dalında olduğu gibi siyaset biliminin de kendisine ait kavramları ve tanımlamaları mevcuttur. Bu kavram ve tanımların siyaset bilimine ilgi duyanlar ve siyaset bilimine yeni başlayanlar ile siyaset bilimi öğrencileri tarafından öğrenilmesi ve siyaset biliminde ileri okumalar yapmak isteyenlerin bu temel kavramları bilmesi gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta, modern siyaset biliminin temel kavramları yeni araştırmalar ve gelişmeler ekseninde incelenmektedir. Bu kavramlar arasında klasik siyaset bilimi kitaplarında yer alan; siyaset ve siyaset bilimi, devlet, siyasal iktidar, egemenlik, meşruiyet, siyasi partiler, seçim sistemleri, elitizm, demokrasi, siyasal katılma, siyasal kültür, baskı ve çıkar grupları ve kamuoyu gibi kavramların yanı sıra ideoloji ve ideolojilerin kısa açıklamaları ile günümüzde siyaset biliminde kullanılmaya başlanan küreselleşme kavramı yer almaktadır.</p>
<div class="ead-preview"><div class="ead-document" style="position: relative;width: 100%;height: 100%;border: none;min-height: 500px;" data-pdf-src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/02/Kitap-tanitim-2.pdf" data-viewer="browser"><div class="ead-iframe-wrapper"><iframe src="//docs.google.com/viewer?url=https%3A%2F%2Fwww.akademikkaynak.com%2Fwp-content%2Fuploads%2F2021%2F02%2FKitap-tanitim-2.pdf&amp;embedded=true&amp;hl=en" title="Embedded Document" class="ead-iframe" style="width: 100%;height: 100%;border: none;min-height: 500px;visibility: hidden;"></iframe></div>			<div class="ead-document-loading" style="width:100%;height:100%;position:absolute;left:0;top:0;z-index:10;">
				<div class="ead-loading-wrap">
					<div class="ead-loading-main">
						<div class="ead-loading">
							<img title="loading Kitap Önerisi: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/loading.svg" width="55" height="55" alt="loading Kitap Önerisi: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar  ">
							<span>Loading...</span>
						</div>
					</div>
					<div class="ead-loading-foot">
						<div class="ead-loading-foot-title">
							<img title="EAD-logo Kitap Önerisi: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/EAD-logo.svg" alt="EAD-logo Kitap Önerisi: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar  " width="36" height="23"/>
							<span>Taking too long?</span>
						</div>
						<p>
							<div class="ead-document-btn ead-reload-btn" role="button">
								<img title="reload Kitap Önerisi: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/reload.svg" alt="reload Kitap Önerisi: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar  " width="12" height="12"/> Reload document							</div>
							<span>|</span>
							<a href="#" class="ead-document-btn" target="_blank">
								<img title="open Kitap Önerisi: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/open.svg" alt="open Kitap Önerisi: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar  " width="12" height="12"/> Open in new tab							</a>
					</div>
				</div>
			</div>
		</div><p class="embed_download"><a href="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2021/02/Kitap-tanitim-2.pdf" download>Tanıtım Bültenini İndir [229.36 KB] </a></p></div>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/siyaset-bilimi-kavram-ve-tanimlar.html">Kitap Önerisi: Siyaset Bilimi Kavram ve Tanımlar</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki Şeytan&#8217;ın Tahlili</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/icimizdeki-seytanin-tahlili.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arş. Gör. Aydın Akpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2020 06:56:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=10526</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazının amacı, Türk edebiyatının önemli eserlerinden biri olan Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan adlı romanının tahlilini yaparken romandan yapılan çıkarımlar vesilesiyle irade hakkında birtakım mülahazalarda bulunmaktır. Yapılan tahlil, romanın akışı ve romandan yapılan çıkarım üzerine inşa edilmiştir. Bu yazının kaleme alınmasının amacı, romanın okurlarında açacağı ufuklara rehberlik etmek ve çıkarılabilecek dersler üzerinden kişinin iradesini terbiye [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/icimizdeki-seytanin-tahlili.html">İçimizdeki Şeytan’ın Tahlili</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bu yazının amacı, Türk edebiyatının önemli eserlerinden biri olan Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan adlı romanının tahlilini yaparken romandan yapılan çıkarımlar vesilesiyle irade hakkında birtakım mülahazalarda bulunmaktır. Yapılan tahlil, romanın akışı ve romandan yapılan çıkarım üzerine inşa edilmiştir.</p>
<p><img title="0000000058246-1 İçimizdeki Şeytan&#039;ın Tahlili  "loading="lazy" decoding="async" class="alignleft" src="https://i.dr.com.tr/cache/500x400-0/originals/0000000058246-1.jpg" alt="0000000058246-1 İçimizdeki Şeytan&#039;ın Tahlili  " width="218" height="339" /></p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazının kaleme alınmasının amacı, romanın okurlarında açacağı ufuklara rehberlik etmek ve çıkarılabilecek dersler üzerinden kişinin iradesini terbiye etme konusundaki soru işaretlerini azaltmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle romanı genel olarak değerlendirmek gerekirse, karşımıza bütüncül bir eser çıkmaktadır. Başından sonuna kadar içine çeken, bağlayıcı ve sürükleyici bir tadı bulunmaktadır. Özellikle romanın kalbinin -özünün- bulunduğu son sayfalara kadar bir çıkarım yapmak kolay değildir. Yapılan çıkarımlarda ise romanın etkisini hissetmek için biraz demlenmesi beklenebilir. Mekân konusunda betimlemeler yüzeysel olmasına rağmen, İstanbul’u tanıyan, kitap kurdu veya hayal gücü yüksek olan okuyucuların zihninde güzel görüntüler canlandırabilir. Karakter betimlemeleri ise çizim yeteneği olmayan birisine bile bir şeyler karalayabilme umudu veren cinsten.</p>
<p style="text-align: justify;">İçimizdeki Şeytan, Sebahattin Ali’nin okuduğum ikinci romanı oldu. Birincisi, malumunuz, sosyal medyada en çok karşımıza çıkan eseri: Kürk Mantolu Madonna. Sabahattin Ali’nin eserlerinin neden bu kadar popüler olduğunu İçimizdeki Şeytan’ı okuyunca anlamış oldum. Eserlerinde kesinlikle vasat bir Türk aşk dizisi/filmi tadı var. Onlardan farkı, hatta Sabahattin Ali’yi önemli bir yazar yapan farkı, aşkı işlerken hayata dair bir mesaj verebilmesidir. Bu mesaja, eserlerini her okuyan nail olabilirse ne mutlu… Diğer bir farkı ise karakterleri okuyucunun yaratabilmesidir. Ali’nin bu konudaki ustalığı, şahit olduğumuz basit oyunculuklara ve yönetmenlere muhtaç olmamamızı sağlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Romanı tahlil etmeye başlarsak, eser iki ana karakter üzerinde kurulu: Ömer ve Macide. Klasik bir aşk hikayesindeki kadın-erkek gibi görünen bu ikili aslında alternatiflerin bolluğunu ve aynı zamanda yokluğunu yaşayan iki karakterdir. Ömer, memleketi Balıkesir’de nüfuslu bir aileye, İstanbul’da yükseköğretim okuma fırsatına, hesap vermek zorunda olmadığı bir işe, her işe koşulsuz yoldaşlık edebilecek bir arkadaşa, kendisini çok seven bir akrabaya, başı sıkıştığında başvurabileceği bir ağabeye, karşısındaki kişiyi etkisi altına alabilen sivri bir zekaya ve yaşamın en iyi dönemi olan genç yaşlara sahip bir karakterdir. Tüm imkanlara ve bu imkanları değerlendirmeye kadirşinas bir iradeye sahiptir. Hem çevresinin (arkadaş, akraba, nüfuslu insanlar gibi) hem kendisinin (yakışıklılığı, zekâsı, ağzının laf yapması, olgun düşünebilmesi gibi) sahip olduğu hem içten gelen hem de çevresindeki imkanlar, Ömer’e hayatta her şeyi deneyimleme ve gerçekleştirme fırsatı vermektedir. Ömer’in hayatındaki tek eksik şey aşktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Macide ise Ömer’in tam aksine alternatifleri kısıtlı güzel ve yetenekli bir genç kadındır. Babası vefat etmiş, ailesinden bir hayır gelmeyen/beklemeyen, akrabalarının (babasının vefatı ile) yüz çevirdiği, sadece bir bavulu ve kendisini kısa süre idare edebilecek bir miktar paraya sahip İstanbul’da kimsesiz biridir. Tutunacağı tek şeyi aşk olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ömer ve Macide’nin hayatları bir noktada kesişir ve tüm hikâye burada başlar. Hayatlarında kısa sürede birbirlerinin en çok istediği, uzun sürede en çok istemediği kişiler oluverirler. Bu duruma mahal veren şey ise karakterlerin içindeki şeytandır. Yani birbirlerinin hayatlarına girdikten sonra sahip oldukları iradeleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ömer, Macide’yi sahip olmak istediği ve hayatından çıkaramayacağı tek kişi olarak görür, Macide ise Ömer’i tek tutunabileceği kişi. Hayatta herkesin çok arzu ettiği şeyler vardır. Bu kişinin karakteri ve niyeti her ne olursa olsun normaldir. Önemli olan bu arzu gerçekleştikten sonra ona olan bağımlılığımızdır. Nietzsche’nin belirttiği gibi &#8220;bazen bir şeyin değeri, ona ulaşıldığında ne kazanıldığıyla değil; ona ulaşılmaya çalışırken nelerden taviz verildiğiyle belirlenir&#8221;. Ömer’in Macide’ye ulaşması, Macide’nin içinde bulunduğu durum nedeniyle çok zor olmamıştır ancak Macide’yi elde ettikten sonraki tercihleri onu içinden çıkılmaz bir halin içine sokmuştur. Nietzsche’nin sözünü “bir şeyin değeri, ona ulaşırken değil; ona ulaştıktan sonra nelerden taviz verildiğiyle belirlenir&#8221; şeklinde değiştirirsek, bu ifadesi romanı özetleyen tek cümle olabilir.  Yazarın vermek istediği mesaj budur. Bir tarafta her türlü imkana sahip Ömer, diğer yanda hiçbir imkânı olmayan Macide. İkisinin de birbirlerini beğeniyor ve seviyor olması yazarın vermek istediği mesajın önündeki pürüzleri kaldırıyor. Bir yandan da &#8220;kimse sınanmadığı günahın masumu değildir” tespitini sorgulatıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ömer, Macide ile birbirlerine bağlandıktan sonra ilk günde içindeki şeytana hâkim olamamaya başlar ve bunun farkındadır. Macide ise tutunacağı tek dalı gördüğü Ömer’e her durumda ihtiyatla yaklaşır. Ancak Ömer ne arkadaş çevresinden ne anlamsız meşguliyetlerinden ne de zevklerinden vazgeçer. İçindeki şeytanı harekete geçiren dış çevresi bir gün kendisinin tutuklanmasına neden olur. Bu süreçte yaptığı iç hesaplaşmalar hayatında olmamasını tahayyül dahi edemediği Macide’den vazgeçmesine neden olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Macide de Ömer’den vazgeçer. Ancak Macide’nin vazgeçişi Ömer gibi ‘ya o ya da diğeri’ mantığından ziyade evet ya da hayır şeklinde yani ‘ya hep ya da hiç’ şeklindedir. ‘Ya hep ya da hiç’in bedeli her zaman daha ağırdır. Haliyle Macide’nin aldığı her kararın bedeli ağır olmuştur. Bu bedel, koyduğu nokta ile ilgili değil başlayan yeni cümle ile ilgilidir. Macide’nin ailesinden vazgeçişi akrabalarına, akrabalarından vazgeçişi Ömer’e, Ömer’den vazgeçişi ise Bedri’ye tutunma bedelini doğurmuştur. Yukarı da belirtildiği gibi yazar Macide üzerinden &#8220;kimse sınanmadığı günahın masumu değildir” tespitini de sorgulatıyor. Ömer’le birlikte olmasına ve onu sevmesine rağmen neden Bedri’yi görme arzusu kaplıyordu içini? İmkanlarımız artıp, alternatiflerimiz çoğaldıkça içimizdeki şeytana hâkim olmanın zorlaştığı mesajını verir burada yazar bize.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam dininde üstünlük ancak takvadadır. Yani kulluk görevini en iyi şekilde yerine getirebilme arzusudur. Bu takva hususunu belirleyici kılan bir faktör mevcuttur. Bu da kişinin günah işlemeye sahip olduğu imkanlar ve günahlardan uzak kalmaya yönelik gösterdiği sabırdır. Kişinin herhangi bir günahı işlemeye ne kadar imkânı yoksa, o günahtan uzak durmasının kıymeti Allah katında o kadar azdır. Yani imkân ile kıymet arasında doğru orantı mevcuttur. Bu durum sadece Allah nezdinde değildir. Hayatımızın her boyutunda bu karşımıza çıkabilmektedir. Arzu ettiğimiz işe, eşe, hayata sahip olabiliriz. Ya sonra? Hayatta herkesin keşfettiği veya keşfedilmeyi bekleyen iyi bir yönü, çekiciliği veya yeteneği vardır. Bunu sahip olduklarımız için mi kullanacağız yoksa arzularımız için mi? İşte bu soruya verdiğimiz cevap içimizdeki şeytana ne kadar hükmedebildiğimizi gösterir. Hayatta en büyük zorluk sahip olmadıklarımızla değil sahip olduklarımızla verilen sınavdır. Ömer ne yazık ki sahip olduklarının sınavını iyi verememiş, Macide’yi bile bile kaybetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ömer ve Macide’nin yanı sıra romanda iki karakter daha vardır. Bunlardan biri Ömer’in sığınağı durumdaki ağabeyi olan Hafız Efendi, diğeri ise Macide’nin (hatta Ömer’in de) sığınağı olan Bedri. Hafız Efendi, Ömer’in hesap vermek zorunda olmadan çalıştığı işyerinde görev yapan güvenilir ve işinde gücünde bir adamdır. Fazla vicdan sahibi olması onun içindeki şeytanı canlandırır, kendisine yakışmayan hareketlerde bulunur. Başı beladan eksik olmayan kayınbiraderi için sorumlu olduğu kasadan ciddi bir miktar ödünç çalar. “Belalı bir kişiye yapılan iyilik, kötülük doğurur” misali Hafız Efendi’nin tüm hayatı hem maddi hem de manevi olarak çöküntüye girer. Ömer’in de etrafındaki şeytanların etkisiyle hayatında hiç yapmayacağı bir şey yapar ve buna Ömer’in vesile olduğunu belirtir. Hafız Efendi’den öğrendiğimiz şey, yapılan şeytanlık her ne olursa olsun, çevremizde olup bitenlerin bir bahane sayılmayacağı ve kötülüğümüzü meşru kılmadığıdır. Sahip olduğumuz vicdan sahipliği ya da eksikliği, sonuçları başkalarını da etkileyen kararlarımızda belirleyici faktör değildir. Sadece yapılan iyiliği veya kötülüğü kolaylaştırır. Bu noktada vicdan sahibi olmak içimizdeki şeytanı öldürmekte etkili değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bedri ise romanın en başından beri Macide’ye karşı güzel duygular besleyen bir müzik öğretmenidir. Ancak Macide ile aralarında olabilecek herhangi bir ilişkinin hem kendi sosyal ve mesleki hayatına hem de Macide’nin sosyal ve eğitim hayatına getireceği zararın farkındadır. Yani Bedri, tavır konusunda Hafız Ömer’in tam tersi bir karakterdir. Bedri ile Macide’nin yolları romanın ortalarında kesişir. Bedri, Ömer’in uzun zamandır tanıdığı yakın bir arkadaşıdır. Ömer ile Macide’nin birlikte olduğunu gören Bedri, içinde kıpır kıpır eden vicdanını kararlarına da karıştırmamasıyla Macide’yi kaybettiğini anlamıştır. Başkalarını gözeten her kararın, fazla diğerkâmlığın, arzu ettiğimiz şeyleri kaybetmemize neden olması gibi kötü bir yanı vardır ne yazık ki. Bedri hem bu yönüyle hem de roman boyunca paylaşılan düşünceleriyle erdem sahibi bir bireydir. Özellikle Ömer’in arkadaşları üzerinden bir gayesi olmayan işlerin insanı felakete götüreceğine dair düşünceleri günümüz toplumunda pek çok kişinin durumunu özetlemektedir. Romanda da geçtiği gibi “hayatta büyük ve insanca bir sebep lazımdı”. Kişinin, başkalarının fikirlerini ve düşüncelerini harmanlayarak kendi fikir ve düşünceleri olarak sunmak ne kadar acizce bir davranıştır. Günümüzde tek uğraşı sosyal medya olanlar bu bağlama ne çok yakışır!</p>
<p style="text-align: justify;">Ömer’in ve arkadaşlarının romanın sonunda içine düştüğü durum da son günlerde önemli bir konudur. Benzer bir konu 2020 yapımı Oscar ödüllü “Parazit” filminde de işlenir. Nihat ve arkadaşlarının kısa yoldan para kazanma sevdası hüsranla sonuçlanır. Sahi ya, kısa yoldan kazanılan paranın hayrını kim görmüş ki?! Parazit filmi de kıvrak zekaya sahip bir ailenin kısa sürede kavuştuğu rahatlığın ve tadını çıkardığı zenginliğin hüsranla sonuçlandığını gösterir izleyicilerine. Emek vermeden elde edilen her şey hüsranla sonuçlanır. Bunun nedenlerinden biri belki de uğruna emek verecek herhangi bir gayesi olmayan kişinin içindeki şeytana daha kolay teslim olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Roman tek solukta okunabilecek cinsten bir eser. Vermek istediği mesajı eserin bütününe yaydığı için okuyucusunu yormaz. Yazar, her karakter üzerinden farklı bir boyutta mesaj vermeyi de ustalıkla başarır. Üzerinden yaklaşık bir asır geçmesine rağmen eserin tesiri, imkanları ve fırsatları artan ve bunu şuursuzca kullanan insanoğlu üzerinde daha çarpıcı bir şekilde hissediliyor. Aradığımızı bulduktan sonra ona sımsıkı sarılmamanın bedelinin onu kendi ellerinle teslim etmek anlamına geldiğini ya da bunun öncesinde insani bir gayemizin olmamasının içimizdeki şeytanı nasıl harekete geçirdiğini anlamak isteyen herkes bu kitabı mutlaka okumalıdır.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/icimizdeki-seytanin-tahlili.html">İçimizdeki Şeytan’ın Tahlili</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turk-dusunce-dunyasinda-yol-izleri.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Yurdakul]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2020 18:34:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=10397</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri Kurtuluş Kayalı İletişim Yayınları, 2005, İstanbul Sayfa: 264 Kitap Türk düşünce hayatında sosyal bilimlerin ve özellikle sosyolojinin hem düşünür hem de eserlerinin incelenmesine odaklanmıştır. Türkiye’nin yakın tarihi içerisinde Türk sosyal biliminin gelişmesine önemli katkı sağlayan ve günümüzdeki çalışmalara da yol gösteren “Hilmi Ziya Ülken, Mümtaz Turhan, Mübeccel Kıray, Niyazi Berkes, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turk-dusunce-dunyasinda-yol-izleri.html">Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri</p>
<p>Kurtuluş Kayalı</p>
<p>İletişim Yayınları, 2005, İstanbul</p>
<p>Sayfa: 264</p>
<p>Kitap Türk düşünce hayatında sosyal bilimlerin ve özellikle sosyolojinin hem düşünür hem de eserlerinin incelenmesine odaklanmıştır. Türkiye’nin yakın tarihi içerisinde Türk sosyal biliminin gelişmesine önemli katkı sağlayan ve günümüzdeki çalışmalara da yol gösteren “Hilmi Ziya Ülken, Mümtaz Turhan, Mübeccel Kıray, Niyazi Berkes, Cemil Meriç” gibi düşünürlerin eserlerinin içerik, yöntem ve tema olarak nelere nasıl odaklandıkları ve birbirlerini nasıl etkiledikleri ifade edilmektedir. Özellikle 1940’lı yıllardan başlayan ve 1980’li yıllara kadar uzanan bir sürçte Türk düşünce ortamı ve Türk kültürü ile ilgili önemli yorumlar eserin iskeleti olarak belirlenmiştir.  Dil-Tarih-Coğrafya fakültesinin hocalarının sosyolojik ve Türkiye&#8217;nin toplumsal yapısıyla ilgili yapmış olduğu çalışmaların özüne inen eser o dönemin siyasal ve toplumsal iklimini de okuyucuya iletmektedir. Dönemin sosyal bilimsel açıdan fotoğrafını çeken eser geçmişin bilimsel mirasının nasıl yorumlandığını ve Türkiye’deki sosyal bilim alanın nasıl politize olduğunu ve Türk entelektüelinin bunalımlarını anlatmaktadır.</p>
<p>Yazar kitabın ilk bölümlerinde Türk aydını iki tipe ayırmakta olup, Türkiye&#8217;nin gerçekliğinden uzak bir yapıda olduklarını vurgulamaktadırlar. 1960’lı yıllarının Türkiye’sinin hem siyasal açıdan hem de toplumsal açıdan dönüşümleri akademi camiasında farklılıklara yol açtığı ifade edilirken yansımalarının 1990’lı yıllarda olduğu ve bu yıllardaki entelektüeller ile akademisyenleri ne şekilde etkilediği vurgulanmaktadır. 1960’lı yıllardan bu yana Türk aydınının politik alanda kalması eleştirilen en önemli konu olmaktadır.  Türk aydının çıkartılan tipolojisi şu yöndedir ; “Türk aydını güncel meselelere gömülüdür; bu meseleleri çözmeyi kendine misyon biçmiştir, bunun yolu ise siyasette olmaktır; Türk aydını bir siyasal partiye kendisini mahkum hissetmektedir”. Türk aydının siyasallaşması bu bağlamda toplumdan kopuk olmasına, yani hangi dünyaya kulak kesilmişse, diğerine sağır kalmasını doğurmuştur. Tüm bunlar Türkiye düşünce tarihinin gelişimi önünde birer engeldir.</p>
<p>Hilmi Ziya Ülken’in diğer düşünürlerden farkını ortaya koyan yanın ise siyasal anlamda bir yakınlığın gözle görünür olmadığı, toplumsal meselelere daha bütüncül bir şekilde baktığı yönünde olmaktadır. Bunun dışında Niyazi Berkes ve Behice Boran gibi aydınların eserlerinin Türk literatürüne önemli katkıları olduğu vurgulanırken seçmiş oldukları yol ve yöntemler, siyasal kulvar bu düşünürlerin eserlerinde belirli kısırlıkları doğurduğu ifade edilmiştir; özellikle de hem sağ hem de sol kanatta yer alan düşünürlerin eserlerinde belirli konuların ön plana çıkartılarak diğer konulardan uzak kalmaları eleştirilmiştir. Özellikle batı gerilimi ve kültürel gerilim hemen hemen tüm düşünürlerin ortak noktasını oluşturmuş görünmektedir. Türk aydının özellikle de Turhan ve Berks’in kültür konusuna odaklanarak diğer meselelere bakış açısı geliştirememeleri kendinden sonrakileri de etkilemiştir. Söz konusu bu durum Türkiye&#8217;nin bilimsel ilerleyişinin önünde engel olarak görülmüştür.</p>
<p>Said Halim Paşanın içinde bulunduğu dönemi yorumlaması, batı ve batılılaşma hakkındaki görüşleri onu diğer aydınlardan ayıran bir yapı olmaktadır. Halim paşa hem iç meseleleri hem de batı sorununu iyi bir şekilde gözlemlenmiş Osmanlı’nın ve İslamiyet’in toplumsal yaşamda önemini ifade ederek batı, batı olarak ele alınmalıdır ve doğu ve İslam kültürü ise ayrı. Bu onun meselleri bir birine karıştırmadığını ve duygusal olarak davranmadığını gösterir niteliktedir.</p>
<p>Kitabın ilerleyen bölümlerinde çizilen bu genel çerçeve ile beraber İslam&#8217;ın çağdaş işlevleri üzerine durulmuş tarih ve toplum açısından değerlendirilmesi yapılmış, daha sonra tarih-sosyoloji ve kültür çerçevesinde 1940’lı yıllardan 1980’lı yıllara kadar olan süreç ismi geçen aydınlar ve eserleri üzerinden ifade edilmiştir. Cumhuriyet döneminde sosyolojinin gelişmesinin yol izleri üzerine durulmuş düşünür ve eserlerinin yol ve yöntemleri tartışılmıştır. Bu dönem düşünürlerinin en büyük problemleri sosyolojik konuları güncel konular olarak tartışmaları olmuştur.</p>
<p>Türkiye aydınlarının tarih anlayışındaki sorunlara değinilerek, yöntem ve bilimsel açıdan siyasallaşması bir sorun olarak ifade edilmiştir. Bilimin siyasallaşması, doğuya ve doğu kültürüne sırt çevrilmesi, ampirik çalışmalara ağırlık verilmesi gibi konularda gezinen aydınların Cumhuriyet dönemi Türk düşüncesinin gelişiminde engeller olarak görülmüştür. Aynı zamanda bu durum Türk sosyal bilimlerinin tıkandığı nokta olarak ifade edilmiştir.  Bu dönem ve sonrası düşünürler birbirlerini etkilemiş görünmekte olup yanşan bu gelişmeler hem toplumun hem de aydının Avrupayı tanımayı ön plana çıkartmış, Avrupayı kendimizden daha iyi tanıdığımız ifade edilmiştir.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turk-dusunce-dunyasinda-yol-izleri.html">Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Huzur&#8217;un Tahlili</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/huzurun-tahlili.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arş. Gör. Aydın Akpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2020 11:37:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=10409</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazının amacı, huzur üzerine bir tahlil yapmaktır. Huzur, burada iki anlam ifade etmektedir. Biri ve başlıca olanı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanıdır, diğeri ise huzur denildiğinde akıllara ilk gelen gönül rahatlığı anlamıdır. Yapılan tahlil, romanın akışı ve romandan yapılan çıkarım üzerine inşa edilmiştir. Bu yazının böyle bir mecrada kaleme alınmasının iki sebebi bulunmaktadır. Birincisi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/huzurun-tahlili.html">Huzur’un Tahlili</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Bu yazının amacı, huzur üzerine bir tahlil yapmaktır. Huzur, burada iki anlam ifade etmektedir. Biri ve başlıca olanı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanıdır, diğeri ise huzur denildiğinde akıllara ilk gelen gönül rahatlığı anlamıdır. Yapılan tahlil, romanın akışı ve romandan yapılan çıkarım üzerine inşa edilmiştir.</p>
<p><img title="DI95YLsWsAATTid-300x276 Huzur&#039;un Tahlili  "loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-10410 alignleft" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/05/DI95YLsWsAATTid-300x276.jpg" alt="DI95YLsWsAATTid-300x276 Huzur&#039;un Tahlili  " width="328" height="302" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/05/DI95YLsWsAATTid-300x276.jpg 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/05/DI95YLsWsAATTid-1024x943.jpg 1024w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/05/DI95YLsWsAATTid-768x707.jpg 768w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/05/DI95YLsWsAATTid-1536x1414.jpg 1536w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/05/DI95YLsWsAATTid-2048x1886.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 328px) 100vw, 328px" /></p>
<p style="text-align: justify">Bu yazının böyle bir mecrada kaleme alınmasının iki sebebi bulunmaktadır. Birincisi hem Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hem de romanın ana karakteri olan Mümtaz’ın akademisyen olması, ikincisi ise romanın, dönemin İstanbul’unu ve dünyasını anlamakta bizlere bir ufuk sunan estetik, medeniyet ve sosyal meseleler üzerine tahlil yapmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify">Öncelikle Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında bir şeyler söylemek gerekirse, kendisi çok gezmiş ve görmüş birisidir. Hayat şartları ona yüklü bir tecrübeyi miras bırakmıştır ve bu miras eserlerine de yansımıştır. Eserlerinde yalnızca güzel Türkçesini okurlarına sunmakla kalmaz, işlediği konuyu ve vermek istediği mesajı derinlemesine ele alır. Kitabın sadece son sayfasını kapattığınızda değil her sayfada -her ne kadar biraz karamsarlık içerse de- insanı düşünmeye sevk eder. Sahnenin Dışındakiler eserinde ‘masalı olan bir adamım’ der kendisi için. Eserlerinde karamsarlık tadı bırakması belki de onu herkesten farkı kılan bir masalının olmasıdır. Farklı bir masala haiz olmak, kişinin dünyayı dışarıdan seyredebilmesi için en önemli hususlardan birisidir. Tanpınar’la ilgili söylenebilecek diğer bir husus, eserlerine girmenin, karakterlerle bütünleşmenin başta biraz zorluyor olmasıdır. Eserlerini okumak biraz sabır ister. Ancak bu zorluk geçince hiç bitmesini istemeyeceğiniz bir dünyada bulabilirsiniz kendinizi. Eserlerini okurken sabrınızı koruduğunuz sürece Tanpınar’ın, betimleme ve açıklama dengesini ustalıkla koruduğunu hissedebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify">Huzur üzerine tahlillere başlamadan önce romanın dünya klasikleri arasında yer alan Milan Kundera tarafından kaleme alınan ‘Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’ adlı eserin ikiz kardeşi olduğunu belirtebiliriz. Filme uyarlanan bu romanın da dört karakteri vardır. Yazar, bu karakterler üzerinden varoluşçuluk, geleneksellik, aile, kadın erkek ilişkileri, siyasi otorite kavramlarını irdeler. Yaşanan olayların 1968 öncesi Prag Baharı ve 1968 sonrası Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgal ettiği dönemde geçmesi, Huzur romanının ise Birinci Dünya Savaşı’nın etkilerini henüz üzerinden atlatamamış ve İkinci Dünya Savaşı’nın eşiğinde olan Türkiye’sinde geçmesi, iki romanı oldukça benzer kılmaktadır. Yine tıpkı Huzur romanında olduğu gibi Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği romanında da iç konuşmalar ve tartışmalar çok fazla ve derindir. Huzur’un daha erken yıllarda kaleme alınmasına rağmen Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği dünya edebiyatında daha fazla ses getirmiş ve filme uyarlanmıştır. İstanbul’un güzellikleri içerisinde geçen böyle bir eserin hala ses getirmemesi hayret vericidir.</p>
<p><img title="1528037161839 Huzur&#039;un Tahlili  "alt="1528037161839 Huzur&#039;un Tahlili  "loading="lazy" decoding="async" class="alignright" src="https://ia.tmgrup.com.tr/eed5bf/0/0/0/0/660/494?u=https://i.tmgrup.com.tr/fikriyat/2018/06/03/1528037161839.jpg" width="347" height="260" /></p>
<p style="text-align: justify">Roman, 1937 yılının sonbaharından 1939 yılının sonbaharına uzanan iki yıllık bir zaman aralığında İstanbul’un tarihi ve doğal güzellikleri arasında işlenmektedir. İlk sayfa ve son sayfa arasında yaşananlar ise yalnızca iki gündür. Eser, dört ana karakter ve dört bölümden oluşmaktadır. Her bölüm karakterlerin isimleri başlığı altında sunulmuştur; İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz. Bu başlıklar altında işlenenler aslında karakterler değildir. İhsan, aile hayatı; Nuran, aşk hayatı; Suat, sosyal hayatı ve Mümtaz, iç dünyası üzerinde durduğu bölümlerdir. Ancak bu bölümler birbirinden ayrı değildir. Her bölüm birbirine girift bir şekilde işlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify">Aileden başlamak gerekirse… Romanın ilk sayfalarında öncelikle bir ailenin varlığının kıymeti üzerinde durulur. Mümtaz, anne ve babasını çocuk yaşta kaybetmiştir. Daha sonra İhsan abisini (kuzenini) ve onun ailesini aile olarak edinir kendisine. Aile, insanın ekildiği toprak gibidir. İhsan abisi, Mümtaz’ın iyi bir eğitim almasına ve entelektüel bir kişi olmasına vesile olan kişidir. Kendisini her konu hakkında yetiştirmiştir. Ancak İhsan’ın hastalığı Mümtaz’ı huzursuz kılmaktadır. Ailede içinde her şeyin mükemmel olması oldukça güç bir ihtimaldir. Ancak beraber yaşama zorunluluğu ve/veya ihtiyacı birçok şeyi katlanılabilir hale getirebilir. Fakat söz konusu sağlık ise bunun katlanılabilir bir yanı yoktur. Zaten romanın devam eden kısmında çoğu yerde sağlık vurgusu yapılır.</p>
<p style="text-align: justify">Aile faktörünün kişinin etkisi üzerindeki önemi yadsınamaz. Ancak burada farklı bir pencere açmak istiyorum: Aileden ayrı yaşama faktörü. Kişinin aileden uzaklaştıkça huzuru artar mı? Mükemmel bir ailenin varlığının güç olduğuna tekrar değinerek sorumluluk ve metanet gerektiren sorunların mevcut olduğunun altını çizmeliyim. Aileden uzaklaşmak, bu sorunlardan kaçmak ya da aile kurma fikrinden uzaklaşmak insanı gerçekten daha huzurlu kılar mı? Hayatımızdan baş etmemiz gereken sorunları çıkarırsak özgürleşmiş ya da huzura kavuşmuş olur muyuz? Tanpınar bu tartışmayı Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı eserinde de yapar.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Tanpınar’ın özgürlüğe bakış açısı ve onu ele alışı uzun uzun üzerine düşünülmesi gereken bir bağlamdadır. Huzur gerçekten yalnız kalabilmekte midir? Benim buna cevabım keskin bir şekilde <em>hayır</em>dır. Bizler hayata gelmeden önce oluşmuş, bize ait olan şeyleri bir kenara geçip seyretmek veya onlara karşı kayıtsız kalmak bizleri huzurlu ve özgür kılmaz. Fiziksel olarak düşünelim. Tehlikenin varlığını hissettiğimiz bir odada arkamızı kollamak adına duvara yaslanmak etki alanımızı 360 dereceden 180 dereceye düşürür. Bu durum diğer yarımızı güvence altına alır ancak muhtemel güzelliklerin de dışında kalmamıza neden olur. Hayatta uğruna mücadele edeceğimiz, güzelleştirmek için çabalayacağımız, uğruna emek verdiğimiz şeyler olmalı… Olmalı ki hayata kök salabilmek için bir nedenimiz olsun. Aile, insanın ekildiği toprak gibidir demiştik. Haliyle ilk kök salacağımız yer aile olmalıdır. Kader, gayrete aşıktır. Gayreti olmayanın kaderini güzelleştirme imkanı var mıdır? Aileden vazgeçiş, insanın ilk vazgeçişi olmaz mı?</p>
<p style="text-align: justify">Psikoloji ve sağlık alanında yayın yapan saygın bir dergide yayınlanan bir makale<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>, her sabah kalktıktan sonra yatak yapmanın insan üzerindeki olumlu psikolojik etkisinden bahseder. Makale özetle, insanın uyandıktan sonra yatağını yapmasının günün devam eden kısmında sahip olduğu sorumlulukları ve görevleri yerine getirmesi bakımından iyi bir başlangıç olduğunu belirtir. Her günün yeni doğum olduğunu varsayarsak, insanın içinden doğduğu yatağını düzeltmesi, günün devam eden kısmında tıpkı bir domino taşı etkisi yaratarak mevcut sorumluluklarını ve yeni hedeflerini gerçekleştirmeye vesile oluyor. Bir günü bir hayata yayarsak eğer içinden doğduğumuz şey ailedir. Aileye dair sorunları gidermek ve sorumlulukları gerçekleştirmek hayatın diğer boyutlarında olumlu etki yapabilir ve bu olumlu etkinin son taşı huzur olur. Bu huzurun nedeni de özgürlük olur. Tanpınar’ın da belirttiği gibi; “İnsan birdir. Çalıştıkça ve bir şey yarattıkça kendisini bulur, iş mesuliyeti, mesuliyet düşüncesi insanı doğurur.” Bu mesuliyet, kendini buluş aşk hayatında da sosyal hayatta da geçerlidir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p style="text-align: justify">Biz hayata gelmeden önce oluşan şeylerin yanı sıra bizim de oluşturduğumuz şeyler vardır. Bunların başında hiç kuşkusuz ki bir hayat arkadaşı gelir. Bu hayat arkadaşı öyle biri olmalıdır ki kişinin tüm arzularını ve beklentilerini karşılayabilsin. Nuran, böyle bir kadındır. Müzik, sanat, siyaset, edebiyat… Mümtaz’ın ilgilendiği her konuda konuşabildiği, anlaşabildiği biridir Nuran. Hepsinden önemlisi bu karşılıklıdır. Aşkın doğuşuna da vesile olan budur. Ancak bu roman içinde alevlenen ve sönen bir aşktır. Bu aşkın bitmesinin Mümtaz’dan ve Nuran’dan kaynaklanan sebepleri vardır. Birincisi Mümtaz’ın bu aşka dair karamsarlığı ikinci ise Nuran’ın Mümtaz’ın hayatına girmeden önce sahip olduklarıdır. Aslında Mümtaz’ın karamsarlığı Nuran’ın beraberinde getirdikleridir: Nuran’a platonik olan ve bunu dile getirmeyi esirgemeyen Suat ve eski eşi Fahir… Mümtaz’ın hem Suat hem de Fahir dolayısıyla sahip olduğu huzursuzluk tüm esere yansımıştır. Peki bizi tüm yönleriyle huzura kavuşturan birini bulmak mümkün müdür? Ne yazık ki zordur. İnsanın veya diğer tarafın yaşanmışlıkları tüm hayatına etki eden bir iz bırakır. Nihayetinde Mümtaz’ı huzursuz eden şeyler de mutsuz olmasına neden olur. Peki, Suat ve Fahir olmasaydı Mümtaz huzura kavuşur muydu? Bu soruya olumlu bir cevap vermek oldukça zordur. Çünkü roman içinde geçtiği gibi ‘sonbaharda yağan yağmura bile üzülen’ biri olarak kendisini huzursuz edecek hususlar bulması muhtemel olurdu. Buradan çıkarılacak ders, insanın kimseyi hayatın merkezine almadan, uğruna inandığı değerler için çabalarken bir yol arkadaşı edinmesidir. “Sevgi insanın hürriyetine tecavüz olmamalıdır.” Böylesine bir sevgi mutlak huzura kavuşturur mu? Yazının devam eden kısmında açıklamaya çalışılacak hakikate bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify">Nuran, romanın en uzun ve aşka dair güzellemelerin yapıldığı bölümdür. Bu bölüm, okurlarının damağında aşka, İstanbul’a, sanata ve musikiye dair tatlı tatlar bırakabilir. Yine betimlemelerin en yoğun olduğu bölümdür. Bu betimlemeler, okuyucuya eser içerisinde güzel tablolar anımsatabilir.</p>
<p style="text-align: justify">Üçüncü bölüm Suat üzerinedir. Suat, Mümtaz’ın hayatı ve karakterini tasvip etmediği birisidir. Aslında Suat üzerinden insanın etrafında bulunan tüm kötü karakterlere, kötülüklere ve sosyal sorunlara değinir burada yazar. Etrafımızda kötü insanlar hep var. Kötü olmasa da kendi çıkarını düşünen insanlar. Onlarla bir şekilde yaşamayı öğrenmeliyiz. Aksi halde gördüğümüz her kötülük, huzursuzluk kat sayımızı arttıran bir hadise haline gelir. Bu konuda İslam öğretilerine kadar gidebiliriz. Bu noktada ‘güzel bakmak sevaptır’ ilkesi benimsenebilir belki. Kötü insanlarla yaşamaya alışmak. İnsan bile bile zarar görmeye veya hakkının yenilmesine nasıl göz yumabilir? Göz yumsa bile nasıl huzur bulabilir? “Herkes az çok bir veya birkaç insan yüzünden kötüdür” der Tanpınar. İyi insan-kötü insan tartışmasına dair Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı eserde güzel bir tartışma vardır. Eserin bir bölümünde Habil ile Kabil’e değinilir. Hâbil, zayıf ruhlu ve iradesiz bir kişilik olarak sunulur, her şeyden korktuğu, herkese boyun eğdiği ve bütün iyilikleri yukarıdan beklediği belirtilir. Çok sağlam bir ahlâka sahip olmasına rağmen sevimsiz ve sıkıcı bir kişilik olarak tanıtılır. Kâbil ise sert yaradılışlı, düşünce ve davranışlarıyla tam bir zalim olarak tanıtılır. Hâbil gibi zayıf ve güçsüz bir kardeşin varlığına dayanamaz, yüreğinin ve iradesinin zayıflığından dolayı kardeşini aşağılar, sonunda dayanamayıp onu öldürür. Özetle Kabil’in kötü olmadığı, hepimizin tarafından iyi bilinen Habil tarafından kötü olduğunu anlatır. Nihayetinde istesek de istemesek de kötü biri olacağız, huzuru nasıl bulacağız? Burada da nihilizme kadar gidebiliriz. Ancak belirtmek gerekir ki bizim varlığında rol oynamadığımız şeylerin özelliklerinden şikayet etmek, limon neden ekşidir diyerek dertlenmeye benzer.</p>
<p style="text-align: justify">Mümtaz sadece kendi yakın çevresini düşünmez. Sokaktaki bir hamalı ve savaşa çağırılacak diğer insanları da düşünür. Onlar için de huzursuzlanır. Bu noktada da kıyaslamaya başlar. Bilenle bilmeyen üzerine dertlenir. Elbette bilenle bilmeyen bir olmaz. Zaten bu konu Antik Yunan’dan Aysun Kayacı’ya süregelen bir tartışmadır: “Dağdaki çobanla benim oyum bir mi!?” İnsana insan olarak bakabilmek, hamal olarak değil insan olarak. İşte son bölümde yazar, Mümtaz’ın kendi iç hesaplaşmasını yaparken bunu tartışır. Her şeyi kendi başına görmek. Bunu başardığı zaman hakikati görmeye başladığını aktarır. Bunun üzerinden bir çıkarım yaparsak eğer huzur, hakikati görebilmektedir. Hakikat ise her şeyi tek tek, olduğu gibi görüp anlamaktır. Kıyaslama yapmamaktır. Kendimizi, ailemizi, eşimizi, çevremizi, ülkemizi ve dünyamızı, aralarında hiçbir bağlantı kurmadan, hiçbir beklenti içerisine girmeden kabul etmektir. Romanda da geçtiği gibi ‘çünkü istediği şey olmazsa kaybı iki misli olacaktı’. Mümtaz’ın kaybı çok büyüktür. Hayatında istemediği her şey olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify">Bu psikolojik tahlillerin yanı sıra İstanbul, Türkiye ve medeniyet hakkında da güzel tartışmalara yer verir Tanpınar. Bir noktada İstanbul’un küresel ölçekteki durumunu tartışır. İstanbul’un -bir zamanlar şehrin ünlü bostanlarından olsa gerek- sadece marul yetiştiren bir memleket olarak kalmayacağını belirtir. Buradan tüm vatanın bir istihsal (üretim) programına ihtiyacı olduğunu belirtir. Hem bir devlet adamı hem de bir bilim insanı olarak ülkenin halini iyi analiz eder. Prens Sebahattin’in, Şevket Süreyya Aydemir’in ülkenin ihya edilmesine yönelik savlarını kendisi de kullanır. Girişimci insan yetiştirmenin eksikliğini vurgulaması dikkat çeken noktalardan biridir. Üniversitelerin memur yetiştiren bir sistemle çalıştığını ifade eder. Ne yazık ki eserin kaleme almasının üzerinden seksen yıl geçmesine rağmen çok da bir şey değişmemiştir. İnsanlar hala memur alma hayaliyle üniversite okumaktadır. Bunun bir sebebi belki de bir Şark toplumu olmamızdır. Tanpınar, romanda sık sık Batı ile Şarkı karşılaştırır. Şarkın, geleneklerinin ve öğretilerinin hakikati görmekte daha iyi olduğunu, Türkiye’nin de Batı ile Şark arasında sıkışıp kaldığını anlatır. Şark’ın gelenekleri ve öğretileri yüzeysel bir şekilde anlaşılmaz. Yüzeysel olarak kalırsa Türkiye gibi müthiş potansiyele sahip ancak bunu harekete geçiremeyen bir toplum yaratır. Batı’nın iyi yönlerini alıp hakikati anlamak için çabalamak ne kadar zor olabilir ki? “Hem şifasız hastalığımız hem de tükenmez kudretimiz” olarak betimeler Şarkı Tanpınar. Maalesef bu iki çark arasında sıkışmış durumdayız. Yazarın da belirttiği gibi “yeniye şüpheyle eskiye işe yaramaz” olarak bakmamak gerekir. Asıl potansiyel içimizdedir. “Halkımıza ve hayatımıza ne kadar yaklaşırsak o kadar mesut olacağız.” Yerli ve milli olana sarılmak gerekir. Medeniyetimiz adına işler kötü gidebilir. Hatta bu nesiller boyu sürebilir. Ne tanrılara ne de bu durumu yaratanlar kızmak lazım, hayat devam eder ve insanlığın bir mesuliyete ihtiyacı vardır. Tecrübe sadece bireysel olan bir şey değildir, aynı zamanda toplumsaldır da. “Herkes bir şey yapmaya mecbur.”</p>
<p style="text-align: justify">Sonuç olarak kitaba dair diğer tahlillerde de görebileceğimiz üzere aslında Tanpınar’ın, ana karakterin huzurunu değil huzursuzluklarını dile getirdiğini anlıyoruz. Bunu yaparken iç dünyasından ailesine, sevdiği kadından ülkesine, sokaktaki hamaldan uluslararası gelişmelere kadar pek çok şeye değindiğine şahit oluyoruz. Yani huzur ile ilgili her şey…</p>
<p style="text-align: justify">Huzur, derinliğinin anlaşılması durumunda okurlarında geniş ufuklar açan türden bir eserdir. Hayatın her boyutunda, dert edindiğimiz ve bizleri huzursuz eden şeyleri yeniden sorgulamamızı sağlayan bir roman. Yarattığı etkiye bağlı olarak, bizleri huzuruz eden veya özgürlüğümüzü kısıtladığını düşündüğümüz şeylere sarılmamızı, onlardan zevk almamızı sağlayabilir. Bunun yanı sıra İstanbul’un saf güzelliğini hissetmemizi, aşkın insan üzerindeki tatlı etkisini, dönemin dünya siyasi şartlarını ve erken Cumhuriyet dönemi Türkiye’sini anlamamıza yardımcı olur. Bütün bunları da kişinin mesuliyetine bağlar. Unutmamalıdır ki: “Ne ölüm var ne de hayat var. Biz varız. İkisi de bizde”.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Faydalı Linkler</strong></p>
<p style="text-align: justify">Müzikler için; http://www.tanpinarmerkezi.com/huzurdan-muzikler/</p>
<p style="text-align: justify">Mekanlar için; http://www.tanpinarmerkezi.com/roman-haritalari/</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Aynı yazarın farklı eserlerinde birbirleriyle bulunan ilişki ‘nehir roman’ olarak ifade edilir. Yine bu kitabın ana karakterlerinden biri olan Nuran’ın Mahur Beste adlı eserinde geçtiğini görmek mümkündür. Bknz. http://www.tanpinarmerkezi.com/iliskiler-semasi/</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bknz. Crowther, D., Wilkinson, T., Biddulph, P. et al. A simple model for predicting the effect of hygrothermal conditions on populations of house dust mite Dermatophagoides pteronyssinus (Acari: Pyroglyphidae). Exp Appl Acarol 39, 127–148 (2006). https://doi.org/10.1007/s10493-006-9003-8.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> 4 sezonluk Good Place dizisi mesuliyet konusunda ufuk açıcı bir dizidir.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/huzurun-tahlili.html">Huzur’un Tahlili</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/sosyal-bilimcilerin-yazma-cilesi-yazimin-sosyal-organizasyonu-kurami.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kaan Akman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jan 2020 10:49:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=9354</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap Önerisi: Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı Künye Bilgisi: Howard S. Becker (2019). Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı (çev: Şerife Geniş), Ankara: Heretik Yayınları. Akademik Kaynak sosyal bilimler sitesinin kuruluşunun ardından sitede ilk olarak Başlarken: Yazmak Üzerine adlı bir yazı yayınlanmıştım.1 Bu yazıyı, “Neden Yazamıyoruz?” ve “Nasıl Yazacağız?” soruları [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/sosyal-bilimcilerin-yazma-cilesi-yazimin-sosyal-organizasyonu-kurami.html">Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Kitap Önerisi:</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong> Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı</strong></p>
<p><img title="becker-yazmacilesi Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı  "loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11603 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/becker-yazmacilesi.jpg" alt="becker-yazmacilesi Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı  " width="640" height="479" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/becker-yazmacilesi.jpg 640w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/becker-yazmacilesi-300x225.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Künye Bilgisi:</strong> Howard S. Becker (2019). Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı (çev: Şerife Geniş), Ankara: Heretik Yayınları.</p>
<p style="text-align: justify;">Akademik Kaynak sosyal bilimler sitesinin kuruluşunun ardından sitede ilk olarak <em>Başlarken: Yazmak Üzerine</em> adlı bir yazı yayınlanmıştım.<sup>1</sup> Bu yazıyı, “Neden Yazamıyoruz?” ve “Nasıl Yazacağız?” soruları ile bitirmiştim. Geçen iki yılı aşkın süredir öğrenme süreci içerisinde bulunan ve şuan doktora eğitimine devam eden bir kişi olarak bu sorulara yanıt arama çabası içerisinde Becker’in kitabıyla karşılaştım. Bugüne kadar yapmış olduğum yayınların yazma korkusunu yenmek, ilk cümleye başlama cesaretini göstermek, eksikliklerimin eleştirilmesine olanak sağlamak açısından, benim için oldukça yararlı olduğunu bu kitap sonrası daha net anladım. Fakat belirtmem gerekir ki bu kitabı okumak için geç kalmışım. Çünkü doğru olanı baştan öğrenmek ve bu yönde planınızı yapmak hayatın her aşaması için oldukça kritik öneme sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal bilimler alanında makalelerin yayınlandığı sitemizde böyle bir kitabın önerisinin bulunması gerektiğini düşünerek, sizlerle kitap hakkındaki düşüncelerimi paylaşacağım. Kitabın açık ve anlaşılır bir üsluba sahip olması, kendinizle konuşmanıza, yapmış olduğunuz hataların farkına varmanıza imkân sağlıyor. Ayrıca sizi sadece bu farkındalıkla bırakmıyor; yanlışlarınızı nasıl düzeltmeniz gerektiği ile ilgili önerilerde de bulunuyor. Ben de kitabı iki başlıkta değerlendireceğim.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kitapta hangi sorulara cevap veriliyor?</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img title="3535 Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı  "loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11612" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/3535.png" alt="3535 Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı  " width="581" height="370" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/3535.png 853w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/3535-300x191.png 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/3535-768x489.png 768w" sizes="auto, (max-width: 581px) 100vw, 581px" /></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kitaptan kendime çıkardığım tavsiyeler</strong></p>
<p><img title="2 Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı  "loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11611 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/2.jpg" alt="2 Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı  " width="609" height="768" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/2.jpg 609w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/2-238x300.jpg 238w" sizes="auto, (max-width: 609px) 100vw, 609px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimsel bir yazımda yapılan yaygın hataların neler olduğunu bilmek, bu hataların nasıl düzeltebileceğini öğrenmek lisansüstü eğitimde kazanılması gereken bir özelliktir. Yanlışın birikimli olarak ilerlemesi hem kişisel gelişimimiz hem de sorumlu olduğumuz bilimsel alan açısından olumsuz sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Kitabı bu yanlışları fark etme imkânı sağlandığı için  öneriyorum.</p>
<p style="text-align: right;">Kaan Akman<br />
Çankaya/Ankara<br />
16.01.2020</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1] <a href="https://www.akademikkaynak.com/yazmak-uzerine.html">https://www.akademikkaynak.com/yazmak-uzerine.html</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/sosyal-bilimcilerin-yazma-cilesi-yazimin-sosyal-organizasyonu-kurami.html">Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi: Dilin En Güzel Tarihi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-dilin-en-guzel-tarihi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevil Erzincan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2020 10:27:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[#antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[#dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[#dilevrimi]]></category>
		<category><![CDATA[#kitapönerisi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=9317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Brendan Freely – John Freely Kitap Adı: Dilin En Güzel Tarihi Çeviren: Sema Rıfat Yayın evi: İş Bankası Kültür Yayınları Fiyatı: 12 TL Sayfa Sayısı: 137  &#8220;İnsan düşünen tek hayvan değildir. Ama hayvan olmadığını bir tek o düşünür.&#8221; İlk çağlardan bu güne kadar ,insanların birbirleri ile etkileşime geçebilmeleri, duyguları, düşünceleri, kültürleri, istekleri, bilgileri gibi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-dilin-en-guzel-tarihi.html">Kitap Önerisi: Dilin En Güzel Tarihi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Yazar</strong>: Brendan Freely – John Freely</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Kitap Adı</strong>: Dilin En Güzel Tarihi</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Çeviren</strong>: Sema Rıfat</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Yayın evi</strong>: İş Bankası Kültür Yayınları</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Fiyatı</strong>: 12 TL</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Sayfa Sayısı</strong>: 137</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><em> &#8220;İnsan düşünen tek hayvan değildir. Ama hayvan olmadığını bir tek o düşünür</em>.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">İlk çağlardan bu güne kadar ,insanların birbirleri ile etkileşime geçebilmeleri, duyguları, düşünceleri, kültürleri, istekleri, bilgileri gibi öğleleri gelecek kuşaklara aktarmaları dil aracılığı ile sağlanmaktadır. Dilin tarihi sürecine gittiğimizde kaynağı çok eskilere dayanmaktadır. Dil oluşumunun temel yapı taşı toplumundur? Peki, toplumun oluşturduğu dilin ortaya çıkışı ne zamandır? Bu süre zarfında dilin yapısında hangi değişiklikler olmuştur?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Bu kitap da Fransız gazeteci Cécile Lestienne, Paleantropolog Pascal Picq, Dil bilimci ve dillerin evrimi konusunda uzmanlaşmış Laurent Sagart ve bebek dili incelemesi uzamanı olan Ghislaine Dehaene ile yaptığı söyleşilerde dilin var oluş sürecini incelemiştir. İlk çağlardan bu güne kadar atalarımızın konuştuğu diller ile ilgili neler biliyoruz? Dilin genleri var mıdır? Bebekler konuşmayı nasıl öğrenir? Anne ve babasının sesini diğer sesler nasıl ayırt eder? Hiç kimse öğretmediği halde bebek söz dizimini nasıl öğrenir? İşte bu ve bunun gibi soruların cevaplarını bizlere aktaracak olan “Dilin En Güzel Tarihi” kitabı adıyla, çeviri sahibi Sema Rıfat’tır. Herkesin okuyabileceği ve anlayabileceği bir dille yazılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kitap 3 kısım ve 9 bölümden oluşmaktadır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">1.Kısım “DİLİN KAYNAĞINDA” (Başlangıçta Söz Vardı, Maymun Sözleri, Atanın Söylediği)</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">2. Kısım “DİLLERİN SAGASI”(Gizemli Anadil, Cilalı Taş Patlaması, Yarın-Diller)</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">3.Kısım “SÖZÜN YENİDEN DOĞUŞU”(Yeni-doğan ‘ın Bilgisi, Sözcükler, Dili Yeniden Yaratmak.</span></p>
<p><img title="kıtb Kitap Önerisi: Dilin En Güzel Tarihi  "loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-9320 alignleft" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/kıtb.jpg" alt="kıtb Kitap Önerisi: Dilin En Güzel Tarihi  " width="233" height="352" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/kıtb.jpg 397w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/kıtb-199x300.jpg 199w" sizes="auto, (max-width: 233px) 100vw, 233px" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: 16px;">Dilin </span><span style="font-size: 16px;">Kaynağında </span></span></strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kitabın ilk kısmında Cécille Lestienne  söze şu soru ile başlar; “Çok eski zamanlarda ilk olarak değişik biçimde iletişim kurmaya başlayan şu gizemli primat kimdir?”. Homo sapiens ‘in beynine daha önce görülmemiş olan bu yetenek yani dil ancak çok uzun bir tarih, ağır ilerleyen bir evrim boyunca yerleşmiştir. Bunun sayesinde atalarımız hem geçmişe hem geleceğe kendilerini yansıtırlar; görevler, zorunluluklar üstlenirler ve dünyamızı dönüştürürler. Ayrıca bu kısımda Primatlar, fosiller, anatomi fosilleri ilgili araştırmalara dayanarak dilin kaynağına ilişkin bilgiler veriyor. Hayvanlar arasındaki iletişim ve dilden kendi aralarındaki dilsel özelliklerden bahsediyor. Hayvanlar hem dil hem de tür olarak ele alınıyor. Hayvanların iletişim kurduğu fakat o iletişimi kurduğu dil ile hangi noktalarda benzerlik gösteriyor? Evet, hayvanlar kendi türlerini olduğu ekosistem içerisinde birbirleri ile iletişim halindeler ve bilim hayvan davranışlarına giderek daha fazla gözlem sunsa da hayvan dilinin kendine özgü bir sınırları olduğunun ötesine geçemediği görülüyor bu bölümde. Bizim üzerinde düşünmemiz geren soru “Dilin Geni var mıdır?” Bunu tek bir sebeple açıklamak yerine birden fazla sebep birbiri ile ilişkilendirilerek farklı olgularla bu işin peşine düşülmesi gerektiğinden bahsediyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline; font-family: georgia, palatino, serif;"><em><strong><span style="font-size: 16px;">Dillerin Sagası</span></strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kitabın ikinci kısımda  insan türünün 200.000 yıl kadar önce küçük gruplar, klanlar halinde yaşadıklarını becerikli, akıllı ve yeni yeteneklerine güvendiklerini ve bu yeteneğin dil olduğu, daha iyi bir iletişim için dilin olağanüstü bir araç olduğundan bahsediliyor. İnsanlar gezegene yerleşip yayıldıkça anlatımlarda her hal ve durumda gerçek bir zenginlik halinde farklılık ve çeşitlilik göstereceği sorgulanıyor. İnsan anadili var olmuş mudur sorusu ile başlıyor. Homo Sapiens ve öncesini ele alarak fikirlerini dile getiriyor. Ayrına bu kısımda ki söyleşinin sonuna doğru Sagart şu anda var olan 3000 dilin %50’ sinin yüzyıl sonuna dek yok olacağı görüşünü dile getiriyor. Sagart belki de günümüzdeki bilginin dijital platformlarda paylaşılması ile bir dilin kaçınılmasından söz etmiş olabilir. Dillerin hızlı yok olmasında iki dilli insanların anadillerini çocuklarına öğretmede gösterdiği isteksizliği de önemli bir sorun olarak görüyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline; font-family: georgia, palatino, serif;"><em><strong><span style="font-size: 16px;">Yarın, Diller</span></strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kitabın üçüncü kısımda Cilalı taş çağındaki bütün olaylardan sonra dillerin çeşitlilik gösterdiği ve günümüzde globalleşmenin de etkisiyle 6000 ve 7000 civarı dil olduğu kabul ediliyor. Dil sayımı yapmanın zor olduğu ifade ediliyor. Ayrıca dil-bilimciler parlamış bir dili, başarıya ulaşmış bir lehçe olarak kabul ettikleri açıklanıyor. Öte yandan bir dilin yok olmasını dram olarak nitelendiriyorlar ve gelecekte 3000 dilin yok olacağı belirtiliyor. Dillerin neden bu derece yok olduğu şu şekilde açıklanıyor; onları konuşanlar kişiler asıl kendileri terk etmeyi seçiyor. İki dilli erkekler, iki dilli kadınlar ilk dillerini çocuklarına aktarmamaya karar veriyorlar. Çocukların yalnızca egemen dil konuşmaları ve topluma en iyi şanslarla girmeleri için böyle davrandıklarına dikkat çekiyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Her insanın doğumdan itibaren dili yeniden icat ettiği ve durmak bilmeyen bu yeniden doğuşun bir çocuğun beyninde nasıl gerçekleştiği konusunda bilgiler veriyor. Bebekler henüz doğduklarında 3-4 günlükken çok yetenekli oldukları ifade ediliyor. Bir bebeğin 9. Ayda bir ses bilgisi dâhisi olduğu ve anadilinin sesleri ile biçimlendirdiği anlatılıyor. Ancak dilin sadece ses bilimler dizisi olmadığı anlam taşıyan sesler olduğu ve bu anlamın çocuklara yavaş yavaş ulaştığı belirtiliyor. Çocuklarda dilin zekâyla bağlantılı olmadığı, konuşma güçlüğü çeken çocukların kimi zaman normalin üstünde bir zekâya sahip olabilecekleri Einstein örneğiyle sunuluyor. Ve buna zıt olarak Williams hastası çocukların konuşmadan edemediklerine değiniliyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Çevirisini Sema Rıfat&#8217;ın üstlendiği bu yapıt dilin evrimsel dönüşümünü anlamak açısından oldukça açıklayıcı ve bilgilendirici niteliktedir. Yüzyıllar öncesinden günümüze kadar geçen süre içerisinde dili farklı bakış açıları ile ve farklı bilim adamları tarafından ele alınması bilgiler arasındaki tutarsızlık sorununu ortaya çıkarmıştır. Fakat bu yapıtta bilgi bütünlüğü olduğunu görüyoruz. Sonuç olarak dilin diğer bilimlerle, teknoloji ile iç içe olduğu ve dili daha iyi anlayabilmek için ayrıntılı olarak incelenmesi gerekliliğini anlıyoruz.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Keyifli okumalar…</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-dilin-en-guzel-tarihi.html">Kitap Önerisi: Dilin En Güzel Tarihi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
