﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sefa Kalkan | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/yazar/sefakalkan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Jun 2018 22:21:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Sefa Kalkan | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kitap Derlemesi: Din Ve Laiklik- Ali Fuat Başgil</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-derlemesi-din-ve-laiklik-ali-fuat-basgil.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sefa Kalkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jun 2018 21:01:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=5355</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#160;</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-derlemesi-din-ve-laiklik-ali-fuat-basgil.html">Kitap Derlemesi: Din Ve Laiklik- Ali Fuat Başgil</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ead-preview"><div class="ead-document" style="position: relative;padding-top: 90%;"><div class="ead-iframe-wrapper"><iframe src="//docs.google.com/viewer?url=https%3A%2F%2Fwww.akademikkaynak.com%2Fwp-content%2Fuploads%2F2018%2F06%2FDI%CC%87N-ve-LAI%CC%87KLI%CC%87K-TAMAMI-PDF.pdf&amp;embedded=true&amp;hl=en" title="Embedded Document" class="ead-iframe" style="width: 100%;height: 100%;border: none;position: absolute;left: 0;top: 0;visibility: hidden;"></iframe></div>			<div class="ead-document-loading" style="width:100%;height:100%;position:absolute;left:0;top:0;z-index:10;">
				<div class="ead-loading-wrap">
					<div class="ead-loading-main">
						<div class="ead-loading">
							<img title="loading Kitap Derlemesi: Din Ve Laiklik- Ali Fuat Başgil  "decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/loading.svg" width="55" height="55" alt="loading Kitap Derlemesi: Din Ve Laiklik- Ali Fuat Başgil  ">
							<span>Loading...</span>
						</div>
					</div>
					<div class="ead-loading-foot">
						<div class="ead-loading-foot-title">
							<img title="EAD-logo Kitap Derlemesi: Din Ve Laiklik- Ali Fuat Başgil  "decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/EAD-logo.svg" alt="EAD-logo Kitap Derlemesi: Din Ve Laiklik- Ali Fuat Başgil  " width="36" height="23"/>
							<span>Taking too long?</span>
						</div>
						<p>
							<div class="ead-document-btn ead-reload-btn" role="button">
								<img title="reload Kitap Derlemesi: Din Ve Laiklik- Ali Fuat Başgil  "decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/reload.svg" alt="reload Kitap Derlemesi: Din Ve Laiklik- Ali Fuat Başgil  " width="12" height="12"/> Reload document							</div>
							<span>|</span>
							<a href="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/06/DİN-ve-LAİKLİK-TAMAMI-PDF.pdf" class="ead-document-btn" target="_blank">
								<img title="open Kitap Derlemesi: Din Ve Laiklik- Ali Fuat Başgil  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/plugins/embed-any-document/images/open.svg" alt="open Kitap Derlemesi: Din Ve Laiklik- Ali Fuat Başgil  " width="12" height="12"/> Open in new tab							</a>
					</div>
				</div>
			</div>
		</div></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-derlemesi-din-ve-laiklik-ali-fuat-basgil.html">Kitap Derlemesi: Din Ve Laiklik- Ali Fuat Başgil</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2010 Anayasa Değişikliği Çerçevesinde Uyarma ve Kınama Cezalarının Yargı Yoluna İlişkin Bir Değerlendirme</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/uyarma-kinama-cezalarinin-yargi-yolu.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sefa Kalkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 May 2018 17:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=5125</guid>

					<description><![CDATA[<p>ÖZET Bu çalışmada, Türkiye Cumhuriyeti devletinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na (DMK) tabii olarak çalışan devlet memurlarının, disiplin soruşturmaları sonucu yaptırım olarak karşılaştıkları cezalardan olan, uyarma ve kınama cezalarının 2010 Anayasa değişikliği süreci öncesi idari yargı yolunun kapalı olması durumuna ilişkin Avrupa ülkeleri ve Türkiye’deki durumun karşılaştırmalı bir değerlendirmesi yapılıp, 2010 sonrası mevcut durumun tahliline [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/uyarma-kinama-cezalarinin-yargi-yolu.html">2010 Anayasa Değişikliği Çerçevesinde Uyarma ve Kınama Cezalarının Yargı Yoluna İlişkin Bir Değerlendirme</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><strong>ÖZET</strong></p>
<p style="text-align: justify">Bu çalışmada, Türkiye Cumhuriyeti devletinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na (DMK) tabii olarak çalışan devlet memurlarının, disiplin soruşturmaları sonucu yaptırım olarak karşılaştıkları cezalardan olan, uyarma ve kınama cezalarının 2010 Anayasa değişikliği süreci öncesi idari yargı yolunun kapalı olması durumuna ilişkin Avrupa ülkeleri ve Türkiye’deki durumun karşılaştırmalı bir değerlendirmesi yapılıp, 2010 sonrası mevcut durumun tahliline yönelik bir anlatım yapılmaktadır. 2010 Anayasa değişikliği öncesinde Türkiye’de memurlar disiplin soruşturmaları sonucu idari bir yaptırım ile karşılaştıklarında bunlardan, uyarma ve kınama cezası hariç yöneltilen tüm yaptırımlara karşın idari yargı mercilerine başvurabiliyordu. Bu hususları içeren konularda ise başvurular yapılamıyor ve memurların hak arama özgürlüğü noktasında kısır kaldığı görülüyordu. Bu süre zarfında Avrupa’da ise örnek olarak aldığımız 3 davadan yalnızca 1 tanesinde Türkiye’deki durumun aksini gösteren bir dava görülmüştür. Benzer şekilde orada da verilen disiplin cezalarının bir kısmı yargı mercilerinin kapsamı dışında tutuluyordu. Lakin Avusturya’da verilen Perterer kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına rağmen verilmiş, tıpkı Türkiye’deki Ankara 5.İdare Mahkemesi’nin kararı gibi, uyarma ve kınama gibi idare tarafından verilmiş cezaların idari yargıya taşınamaması aslında hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma haklarının çiğnenmesi gibi değerlendirilmişti.2</p>
<p style="text-align: justify">Türkiye’de görülen ve benzeri dünyada yaşanılan bu olayların neticesinde 2010 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir anayasa değişikliği yaparak uyarma ve kınama cezalarına da idari yargı yolunu açmıştır. İşte bu çalışma da , yapılan bu değişikliğin yerinde olup olmadığını değerlendirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Anahtar Kelimeler: Adil Yargılanma, Disiplin Kararları, Anayasa Değişikliği, Medeni Haklar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><div class="ead-preview"><div class="ead-document" style="position: relative;padding-top: 90%;"><iframe src="//view.officeapps.live.com/op/embed.aspx?src=https%3A%2F%2Fwww.akademikkaynak.com%2Fwp-content%2Fuploads%2F2018%2F05%2F2010-ANAYASA-DEG%CC%86I%CC%87S%CC%A7I%CC%87KLI%CC%87G%CC%86I%CC%87-C%CC%A7ERC%CC%A7EVESI%CC%87NDE-UYARMA-VE-KINAMA-CEZALARININ-YARGI-YOLUNA-I%CC%87LI%CC%87S%CC%A7KI%CC%87N-BI%CC%87R-DEG%CC%86ERLENDI%CC%87RME.docx" title="Embedded Document" class="ead-iframe" style="width: 100%;height: 100%;border: none;position: absolute;left: 0;top: 0;"></iframe></div></div></strong></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/uyarma-kinama-cezalarinin-yargi-yolu.html">2010 Anayasa Değişikliği Çerçevesinde Uyarma ve Kınama Cezalarının Yargı Yoluna İlişkin Bir Değerlendirme</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Özeti: Türkiye&#8217;de Manevi Buhran &#8211; Din ve Laiklik</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-manevi-buhran-din-ve-laiklik.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sefa Kalkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 08:12:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=4891</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRKİYE’DE MANEVİ BUHRAN- DİN VE LAİKLİK İNCELEMESİ SEFA KALKAN1 kalkansefa1995@gmail.com ÖZET Bu çalışmada, 1964 yılında Prof. Dr. Osman Turan tarafından yazılan Türkiye’de Manevi Buhran- Din ve Laiklik adlı kitabın incelemesi yapılmaktadır. Yazar, kitabında 1937 yılında Türk insanının hayatına giren laik devlet anlayışının, öncesi ve sonrası olmak üzere hangi sebeplerle ve hangi koşullar altında Türkiye topraklarına [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-manevi-buhran-din-ve-laiklik.html">Kitap Özeti: Türkiye’de Manevi Buhran – Din ve Laiklik</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">TÜRKİYE’DE MANEVİ BUHRAN- DİN VE LAİKLİK İNCELEMESİ</p>
<p style="text-align: center;">SEFA KALKAN<sup>1</sup></p>
<p style="text-align: center;"><a href="mailto:kalkansefa1995@gmail.com">kalkansefa1995@gmail.com</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ÖZET</strong></p>
<p>Bu çalışmada, 1964 yılında Prof. Dr. Osman Turan tarafından yazılan Türkiye’de Manevi Buhran- Din ve Laiklik adlı kitabın incelemesi yapılmaktadır. Yazar, kitabında 1937 yılında Türk insanının hayatına giren laik devlet anlayışının, öncesi ve sonrası olmak üzere hangi sebeplerle ve hangi koşullar altında Türkiye topraklarına ve Türk devlet sistemine girdiğini irdelemektedir. Bu konuda öncelikle bir toplumda olması gereken dengeler üzerine dünyadaki var olmuş ve de yok olmuş medeniyetler üzerinden din ve maddi ilimler ile bağlantı kurarak bir genel perspektif çizip , daha sonra Türklerin Müslümanlığa girişi ile devam edip nihayetinde yeni kurulan Türk devletinde yeni bir medeniyete girmek noktasında laikliğin nasıl bir fonksiyon üstlendiğini göstermiştir. Bu metin ise tüm bunları olanca gücüyle inceleyip yazarın düşünceleri etrafında bir derleme sunmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Anahtar Kelimeler:<em> laiklik, medeniyet, bilim, din, denge, İslam, Türkler, batılılaşma</em></p>
<p><strong>ABSTRACT</strong></p>
<p>In this work, there has been done an analysis about the book called “ Türkiye’ de Manevi Buhran-Laiklik ve Din” written by Prof.Dr. Osman Turan in 1964. Writer has examined the entrance of the secularism to Turkish people life, Turkish lands and Turkish state system and happened its under which conditions and reasons with the before and after.In this phase, he has showed that how secularism took on a function in new Turkish state while adapting a new civilization and then continued with the entrance to Islam of Turks and finally drew a general perspective about necessary balances in a society above on civilizations which have been existed or terminated. So this study has tried to present an examination depending on the writer’s thoughts.</p>
<p>Key Words:<em> secularism, civilization, science, religion, balance, Islam, Turks, westernization</em></p>
<p><strong>1.GİRİŞ</strong></p>
<p>Yazara göre, tarih boyunca  medeniyetin gelişimi  madde ve ruh dengesi ile beraber olmuştur. Madde ’den kasıt ilim, materyalist hevesler para , altın vs. gibi dünyevi şeyler iken, ruh ise insan maneviyatına seslenen bir araç olarak dindir. Yazarın çatışmacı yazılarının temelini oluşturan ise bu madde ve ruh dengesinin zaman zaman bozulması ve sonucunda toplumda yeni şeyler meydana getirmesidir.</p>
<p>Yazara göre , insanoğlu Allah’ın varlığını kanıtlamak için maddeyi araştırmayı kendisine hedef edinmiştir. Ancak dinin kurumlarının ve din adamlarının bu tür araştırmaları dine aykırı bulması ve cezalandırması toplumsal gelişimi olumsuz etkilemiştir. Örneğin, kilisenin bilim adamlarını aforoz edebileceği gibi bir tehdit , Avrupa toplumlarını gelişmekten uzaklaştırırken dinin toplumsal hayattaki baskısını arttırıyordu Hristiyanlık dünyasında.</p>
<p>Öte yandan ileriki dönemlerde yaşanacak Rönesans hareketleri ile Avrupa dini bağnazlığı kırıp toplumsal olarak gelişmeye başlayacak ve dinden uzaklaşarak yeni bir medeniyet kuracaktı. İşte bu noktada yazar, dinden aşırı derecede uzaklaşmanın da, dini mefhumlara skolastik bir biçimde yaklaşmanın da toplumu bozacağını en sonunda ise manevi buhran yaratıp toplumu yıkacağını söylüyor.</p>
<p>Bu iki argümanı şu şekilde örneklendiriyor:</p>
<p>1.Durum için, yunan-roma medeniyetleri ve İslam medeniyetinin parladığı ama söndükleri dönemler anımsatılıyor. Zira bu dönemde ilime daha fazla önem verilip dinden uzaklaşılan bir toplum yapısı hakim olduğunu belirtiyor.</p>
<p>2.Durum için ise; dinin aşırı baskıcı olduğu Avrupa’nın ortaçağdaki kilise dönemi, haçlı seferleri ve İslam&#8217;ın yükselip söndükten sonra Osmanlı’ya kadar ki olan dönemi söylüyor.</p>
<p>Özetle bu bağlamda, dini değerler ve ilmi değerler bir denge içerisinde götürülmezler ise toplumların felaketlerine yol açtığı söylenmiştir. Bunun yanında yalnızca ilim ile Tanrı&#8217;yı  bulmayı çalışanların en sonunda yalnızca “madde” ’nin sırrına kadar erişip kalacağını gerisi için yalnızca dinin devreye gireceğini söylüyor. İşte bu noktada toplumun daha yaşanabilir olması için , insanların “muhakkak bir din” e ihtiyaç duyacağını söylüyor. Ki Kant’ın bu konuda söylediği şu söze vurgu yapıyor:</p>
<p>«Tanrı olmasa bile beşeriyet onu kendi saadeti için kabule mahkumdur.»</p>
<p><strong>2.MEDENİYETİN MÜŞTEREK KADERİ</strong></p>
<p>Yazar bu bölümde, din ve madde dengesinin bozulması konusunda çokça örnek vererek , medeniyetlerin ortak bir yok oluş kaderini ortaya çıkartıyor.</p>
<p>Özetle diyor ki: medeniyetler din ve madde dengesini sağlayarak gelişmelidir. Madde açısından refah yükseldiği zamanlarda, dini yaşam bakımdan gevşeklik oluşuyor. Aksi durumda ise dünyevi her şeyden vazgeçip yalnızca dine yüklenildiği zaman da insanoğlu fosilleşmeye başlıyor.</p>
<p>Örneğin, Yunan-Roma medeniyeti son dönemde, materyalist hastalığa kapılmıştı. Hayat zevk ,eğlence, şehvet, içki, ahlaksızlık, çıplak kadın, fuhuş  gibi şeylerden ibaretti. Devrin ilim adamları da bu durumu öven bir durum içindeydi. Bundan sonra bu medeniyet manevi buhrandan yıkılıp putperestliğe kayınca Hristiyanlık gelip onları bu sefer dindarlaştırıyor, bir süre sonra ise aşırıya kaçıyor.. Bu kez de ilimden çok çok geride kalıyorlar. Zira bu dönemde İslam dünyasının parlak bir izlenim çizmesi, bilim alanında ilerlemesi sonunda Avrupa Rönesans’ına katkı yapacak ve onu tetikleyecekti ancak Avrupa bu süre zarfında fosilleşme içinde bulunacaktı.</p>
<p>Yazar nihayetinde dengenin bozulması hususunda aynı şeyi, Türkiye ‘nin kuruluşundan sonra Batılılaşmak amacıyla İslam’dan uzaklaşma çalışma ve çabaları için söyleyecek ve laikliğin bu misyonu yerine getirmek için koyulduğuna vurgu yapacaktır.</p>
<p><strong>3.DİN</strong></p>
<p>Yazar bu konuda öncelikle Türklerin İslam’a girişi ile başlar. Ona göre Türkler İslam&#8217;a girdikten sonra İranlıların ve Arapların aksine kendi milli kültürlerini tutamamışlardır. Çok çabuk bu kültürlerinden uzaklaşıp İslam&#8217;ın Araplarca katkıda bulunulan kültürüne kendilerini adapte etmeye çalışmışlardır. Hatta yazar şöyle bir ciddi eleştiri getirir bu konuda:</p>
<p>Türkler İslam&#8217;a geçerken ,Alevi olgusunun üstünü örtmeye ,görmezden gelmeye kalkmışlardır. Bu Alevi adı altında toplanan Türkler, İslam&#8217;a geçerken Türklükten gelen milli kültürlerini korumak isterler ancak Şamani duygularından vazgeçmeleri için onlara birtakım Türk münevverleri karşı çıkar ve zorla İslam&#8217;ın yeni kültürünü benimsetmeye kalkar bunun sonucunda ise ilmen ve kültüren bir eksiklik doğar.</p>
<p>Velhasıl kelam Türkler bir şekilde İslam’a geçtikten sonra kısa zaman içinde ona hükmetmeye ve onu 5 asır gibi bir süre en parlak medeniyet yaparlar. Lakin ilerisinde tartışacağı gibi İslam medeniyetinin çöküşünden sonra yükselen Avrupa medeniyetine girişimiz ve hükmetme noktasındaki başarımız aynı olmayacaktır. Tek farkla , yine yeni bir medeniyete girerken milli kültürümüzden taviz vereceğiz. Öte yandan bu durumun esas sebebini ise en çok aydın münevverlere ve devlet yöneticilerine yükleyecektir.</p>
<p>Bizim Avrupa’ya yaklaşmamız noktasında en kuvvetli etki aslında ziya Gökalp’in olmuştur. Onun ortaya koymuş olduğu 3 türlü siyaset anlayışı yani Türkleşmek, İslamlaşmak, Batılılaşmak yeni medeniyete girişimizin temeli olmuştur. Ancak uygulamada cumhuriyet inkılaplarının yaptığı ve de bunu uygulayan yöneticiler ve münevverlerin fikri, Avrupa’nın gelişmişliğini süratle yurda getirme hedefi için İslam’dan uzaklaşmak hatta kültürden kopmak idi. Bu sebeple, yazar Kur’an’ın ve Ezan ’ın Türkçe olarak okutulmasını böyle görmektedir. Avrupalılaşmak için İslam’dan ve yerli kültürümüzden vazgeçmeyi intihar olarak görüyor. Avrupa’nın yaptıklarını taklit etmenin , ilmini ve milli kültürlerini nasıl kullandıklarını öğrenmek yerine, yalnızca kılık kıyafetini ,yaşam tarzını almanın bize bir faydasının yanında aksine zararı olduğunu söylemektedir. Tabii ki bu Avrupalılaşma olgusu yalnızca bize özgü bir sorun değil. Suudiler ’in Avrupa’dan tamamen korkarak hiçbir şey almazken bizim gibi ülkeler ise yine korkarak her şeylerini taklit edip almışlardır. Bunun sonucunda başta bahsedilen madde- ruh dengesinin bozulması durumu ortaya çıkmıştır yazara göre. Yazar eğer Avrupa’yı şeklen taklit etmek yerine ilmine ve modern kurumlarına ilgi gösterseydik bugün daha ileri bir seviyede olacağımızı da  ekliyor.</p>
<p><strong>4.LAİKLİK</strong></p>
<p>Yazar bu bölüm öncesinde verdiği din-madde dengesi örnekleri ile, Türklerin İslam&#8217;a ve Avrupa medeniyetine girişle milli kültür ve manevi değerlerinden uzaklaşması durumlarıyla ilgili yaşananları aslında laikliğe bağlamak için vermiştir.</p>
<p>Yazara göre din çok önemli bir olgudur toplumsal hayatta. Ne yeni bir dini benimsediğinizde ne de yeni bir medeniyetin içerisine girdiğinizde milli kültürünüzü dine kurban etmemelisiniz ya da yeni bir medeniyet için dininizden feragat etmemelisiniz.</p>
<p>Peki kim Avrupalı olacağım diye dininden vazgeçer ki? İşte bu soruyu sordurtan yazarın argümanı  özetle şu şekilde:</p>
<p>Biz Türkler Avrupa medeniyetinin bir öznesi olmak ve kendi güvenliğimizi garanti altına almak, bir an önce Batılılaşmak için Avrupa’yı taklit etmeye başladık. Onlarda gördüğümüz ne var ne yoksa kendi kültürümüzü ve dini yaşamımızı düşünmeden bunları benimsedik. Mesela harf inkılabı, mesela kılık kıyafet kanunu mesela şapka kanunu. İşte yazar verilen tüm bu örnekleri Batılılaşmak için yapılan değişiklikler olarak görmektedir. Laikliği de bu çerçeve de görüyor.</p>
<p>Esasen Avrupa’daki dini eğitim ve laiklik ile Türkiye’dekini karşılaştırıyor. Diyor ki: Fransa’da laiklik olmasına rağmen dini dersler kilisede veriliyor ve devlet buraları destekliyor maddi olarak. Yine İngiltere’de eğer aile isterse okulda din dersi veriliyor istemezse  din dersi yok, ya da mahkemelerde tam anlamıyla vicdan özgürlüğüne gidilip hangi dinin üyesi olduğuna bakılmaksızın herkes vicdanı üzerine yemin ediyor yada kendi kutsal kitabı üzerine diyor.</p>
<p>Bizdeki duruma gelince dini eğitimin komünistler, Bolşevikler gibi yaptırılmamak üzere olduğunu söylüyor. Yani dini derslerin hiç olmayışından. İmam- hatip okullarının kapatılmasından bahsediyor yazar. Yazar bunun sistematik olarak öğrencilerin ve toplumun dindar olmaması için yapılan bir çalışma olduğunu düşünüyor. Dini cemaat ve toplulukları kurmanın üye olmanın yasak olmasının, ya da ilahiyat fakültelerinin olmayışının, olanlarının da içinde İslam hukuku okutulmayışının, dekanlarının ise İslami anlayış ve yeterlilikten çok uzak oluşunu vs. alt alta koyunca dindar olmanın zaten halk tarafından istenebilecek bir şey olamayacağını söylüyor.</p>
<p>Bunun yanı sıra Avrupa’da laik olma isteğinin aslında bizdeki ile aynı duygularla ortaya çıkmadığını söylüyor. Avrupa da laiklik temelde dindar ile dinsizler arasında olan savaşlar ve mezhep savaşları gibi sebeplerden ortaya çıkıyor. Sonunda oradaki insanlar kişinin dini kimliğine bakılmadan eşit koşullar altında muamele görmek istediklerinden dolayı böyle bir hususu gerek gördüler diyor. İşte bunun yani, ifade ,din ve vicdan hürriyetinin, kilisenin devletin işlerine karışmamasının gerçek LAİKLİK  olduğunu söylüyor.</p>
<p>Bizim bu noktada bir benzerliğimizin olmadığını söylüyor. Çünkü bizde herhangi bir mezhep kavgası yoktu diyor. Bu yüzden getirilen laikliğin hem Avrupa’daki gibi olmadığını hem de keyfi sebeplerle ortaya konulduğunu özetle belirtiyor.</p>
<p>Yazara göre, Türkiye’de laiklik, dini, hayati şart ve zaruretler icabı doğmamıştır. Umum, bu yüzden bu kavrama yabancı idi. Bazı milletvekilleri, «laik olduk ama layık olamadık» diyormuş örneğin.</p>
<p>Anayasada da devlet laik olsa dahi, devletin dini siyaseti ilgilendiriyordu. Laiklik ilkesinin kabulünden sonra devlet, din ile ilişkisini kesmemişti çünkü. Diyanet kurularak, din kontrol altında tutulmaya çalışılmıştı. Bunun yanı sıra kontrol altına alınan din, eskisi gibi önemli bir mefhum halinden uzaklaştırılmıştı.</p>
<p>Bu yüzdendir ki yazar, halkın, laikliği din düşmanlığı olarak gördüğünü iletiyor. Dini konularda siyasetin yaptığı kontrol ve Avrupalılaşmak için dinin gücünü kırma gayreti halkta ters tepiyor diyor.</p>
<p>Bunun yanı sıra Türkiye’nin süratle çok çok gerisinde kaldığı Avrupa‘ yı yakalamak için yenilenme hareketlerine girişi, onun modern ilim ve teknik bilgisini almaktan ziyade şekli görünüşünü alarak olmuştur. Çünkü yazar, Avrupa&#8217;yı yakalamak için o bilim ve tekniğe ulaşmanın en az 20 sene alacağını söylüyor. Böyle uzun yıllar bekleme sabrı olmayan yöneticiler ve münevverlerin, kısa yola girerek Avrupa&#8217;yı şeklen taklit edince her şeyin düzeleceğini sandıklarını söylüyor. En kısa sürede Avrupalı olmak için de laiklik şartı önemli sayılmıştı. Lakin son tahlilde şunu belirtmek gerekir, yazar laikliğin olmasını, kalmasını tasvip ediyor yalnızca doğru bir şekilde uygulanması şartıyla. Onun istediği Avrupa&#8217;nınki gibi bir laiklik yani vicdan hürriyeti, her türlü dinin özgür olabilmesi ve o dinin gereklerinin özgürce yapılabilmesi. Örneğin, tarikat ve cemaatlerin kurulması için özgürlük istiyor. Gerçek laiklik ile bunun sağlanabileceğini düşünüyor. Yazara göre bizdeki mevcut laiklik yeteri kadar eşitlikçi, özgürlükçü ve vicdani değil. Örneğin hafta sonu tatilinin cumadan alınıp, Cumartesi ve Pazar yapılmasına karşıdır. Musevilerin Cumartesi, Hristiyanların Pazar gününü rahatça dini değerlerine bırakmasını lakin Müslümanların Cuma günü çalışmak zorunda olmalarını laikliğe aykırı buluyor. Çünkü onun laiklik anlayışına göre bu İslam dinini yaşamaya engel bir durum. Öteki taraftan kültürümüze de aykırı bir durum. Ya da bir dönem hacca gidilmesinin yasak edilmesini aynı şekilde laikliğe aykırı görür. Son olarak İstanbul’un İslami kimliğinin korunması noktasında laiklik üzerinden getirdiği bir eleştiri var yazarın. Şu şekilde:</p>
<p>Ona göre eğer, yüzyıllarca İslam&#8217;ın kültür merkezi olmuş ve İslam&#8217;a ait motifleri taşıyan bu şehrin, kültür mirasına sahip çıksa idik, Doğu&#8217;nun manevi liderliği bizde kalıp, onlara siyasi ve kültürel tesir edebilirmişiz. Hatta zengin Arap münevverlerini İslam dünyasının merkezine çekerek büyük meblağlarda döviz zengini de olabilirmişiz.</p>
<p><strong>5.SONUÇ</strong></p>
<p>Yazarın kitabın genelinde vermek istediği mesajı ifade eden 14 maddelik yorumu ve önerisi özetle şu şekildedir:</p>
<p>1-)Avrupa’da laiklik, din ve mezhep savaşından doğmuştur ve fikir ve vicdan hürriyetine önem veren bir hal almıştır.</p>
<p>2-) Türkiye’de laiklik, dini çatışmalardan ziyade, keyfilikten ve Batılılaşmaktan doğmuştur.</p>
<p>3-) Türkiye’nin Avrupa&#8217;dan geri kalmasının sorumlusu cahil halk değil, yetersiz aydın ve yazarlar yüzündendir.</p>
<p>4-)Laiklik , Avrupalılaşma hareketine karşı olan tepkileri kırmak için getirilmiştir.</p>
<p>5-)Bu yüzden laiklik, din ve vicdan hürriyetine ters bir hal alıp , insan hakkı ihlali yapmıştır.</p>
<p>6-)Din karşıtlığı tutum, dini direnişi kıramamış bunun yanı sıra dinsiz komünistleri ve solcuların sayısını arttırmıştır.</p>
<p>7-)Dinin sarsılması, ne ilim ve tekniği geliştirmiş ne de kültür ve maneviyatta ilerleme sağlamıştır.</p>
<p>8-)Milli birlik sarsılmış, Türk gençliği sağ-sol diye ikiye ayrılmıştır.</p>
<p>9-)Ahlak çökmüş, maddiyat artmış ve polisiye olaylar artmıştır.</p>
<p>10-)Milli gurur kırılmış, aşağılık duygusu artmış, doğuda manevi nüfuzu, batıda da itibarımız sarsılmıştır.</p>
<p>11-)Ahlaki buhranın olması, ekonomik kalkınmaya engel olmuştur.</p>
<p>12-)Din karşıtlığı ,demokrasiyi kösteklemiştir.</p>
<p>13-)Toplumsal bölünmeyi toparlamanın tek yolu, vicdan hürriyetini esas anlamı ile tatbik etmektir.</p>
<p>14-)Din dersleri, ilahiyat fakülteleri ve diyanet reform edilmeli.</p>
<p>Bütün bu maddeler ile yazar Avrupa medeniyetini, Türklerin bu medeniyete giriş çabaları için yaptıklarını ve laikliği anlatmıştır. Laiklik ile istenen başarının sağlanamadığını çünkü doğru bir şekilde uygulanamadığını ve sonuç olarak Türk insanının laikliği din düşmanlığı olarak gördüğünü özetliyor. Avrupa gibi ilerleyebilmek için ise milli mefkurenin sacayaklarını oluşturan gerekli 3 önemli hususu vurguluyor:</p>
<p>1- Bilim ve teknik</p>
<p>2- Din ve dini eğitim</p>
<p>3- Milli kültür</p>
<p>Eğer bu 3 husus başarılı bir şekilde gerçekleştirilirse en sonunda Türklerin ileri medeniyetlerden olacağını düşünüyor.</p>
<hr />
<p><strong>6.KAYNAKÇA</strong></p>
<p>Turan, Osman, <em>Türkiye’de Manevi Buhran &#8211; Din ve Laiklik</em>, Ötüken Yayınları, İstanbul 2018</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-manevi-buhran-din-ve-laiklik.html">Kitap Özeti: Türkiye’de Manevi Buhran – Din ve Laiklik</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Özeti: Çağdaş Siyaset Teorilerine Giriş &#8211; Çokkültürlülük</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/cokkulturluluk.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sefa Kalkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Feb 2018 17:38:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[afro-amerikan]]></category>
		<category><![CDATA[amishler]]></category>
		<category><![CDATA[ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[çokkültürlülük]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[feministler]]></category>
		<category><![CDATA[hasidik yahudileri]]></category>
		<category><![CDATA[hutteritler]]></category>
		<category><![CDATA[kültür hegemonyası]]></category>
		<category><![CDATA[ortak düşünüş]]></category>
		<category><![CDATA[ötekileştirme]]></category>
		<category><![CDATA[tektipleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[will kymlicka]]></category>
		<category><![CDATA[yurttaşlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=3982</guid>

					<description><![CDATA[<p>Not: Bu yazı Yazar Will Kymlicka&#8217;nın Çağdaş Siyaset Teorilerine Giriş kitabının &#8220;Çokkültürlülük&#8221; bölümünün yorumlanması ve derlemesidir. Yurttaşlık Klasik toplum yapısı örneği arıyorsanız eski Atina şehir devletine bakmanız yeterlidir. Bu şehrin nasıl ve kimler tarafından yönetildiği ,kimlerin yurttaş sayılıp ,kimlere yurttaşlık hakları verildiğini görmeniz mümkündür.İşte buradan hareketle zaman içinde insanların yurtaşlık haklarını nasıl kazandıklarına dair apaçık bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/cokkulturluluk.html">Kitap Özeti: Çağdaş Siyaset Teorilerine Giriş – Çokkültürlülük</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><img title="zenofobia Kitap Özeti: Çağdaş Siyaset Teorilerine Giriş - Çokkültürlülük  "loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3984" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/02/zenofobia.jpg" alt="zenofobia Kitap Özeti: Çağdaş Siyaset Teorilerine Giriş - Çokkültürlülük  " width="670" height="348" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/02/zenofobia.jpg 670w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/02/zenofobia-300x156.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 670px) 100vw, 670px" /></h4>
<p><span style="background-color: #dedede;"><strong><span style="color: #000000;">Not: Bu yazı Yazar Will Kymlicka&#8217;nın Çağdaş Siyaset Teorilerine Giriş kitabının &#8220;Çokkültürlülük&#8221; bölümünün yorumlanması ve derlemesidir.</span></strong></span></p>
<h4><span style="color: #000000;">Yurttaşlık</span></h4>
<p>Klasik toplum yapısı örneği arıyorsanız eski Atina şehir devletine bakmanız yeterlidir. Bu şehrin nasıl ve kimler tarafından yönetildiği ,kimlerin yurttaş sayılıp ,kimlere yurttaşlık hakları verildiğini görmeniz mümkündür.İşte buradan hareketle zaman içinde insanların yurtaşlık haklarını nasıl kazandıklarına dair apaçık bir seçim yapmamız mümkün olacaktır.</p>
<p>Eski Atina şehir devletinde aristocu cumhuriyetçilerin pek sevdiği devlet – toplum ayrımının olduğunu görmekteyiz. Örneğin, şehrin yönetilmesi konusunda yalnızca Atinalı,heteroseksüel,zengin ve erkek olanların söz sahibi olduğu kadınların ,yabancıların ve de homoseksüellerin azınlıkta kalıp devletten dışlanması bunun delilidir.Her insan devleti yönetme konusunda söz sahibi olamıyor çünkü yurttaş değiller bazı kesimler. Yurttaş olmanın koşulları ise gayet açık.</p>
<p>Zaman içinde imparatorluklar çağı,feodal düzenin gelmesi ve nitekim son ulus devletlerin kurulması aşamalarında YURTTAŞ KİMDİR VE HANGİ HAKLARA SAHİPTİRLER ? Sorusunun cevabı pek çok kez değişmiştir.</p>
<p>Ortaçağ‘da soylular,aristokratlar,feodaller,dükler vs. yurttaşlık haklarına sahip iken modern çağda kurulan ulus devletlerle beraber modern toplumun getirisi olarak yurttaşlık tüm kesimi büyük ÇOĞUNLUKLA kapsamıştır lakin hepsini değil. Biraz sonra göreceğimiz ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK kavramının ortaya çıkma sebebi de zaten bu arada ,azınlıkta kalmış,dışlanmış kesimin çabasından dolayıdır.</p>
<h4><span style="color: #000000;">Ortak Haklar Temelinde Yurttaşlık</span></h4>
<p>Çağdaş modern toplumların çeşitliliğe ve farklı kimliklere duyarlı olduğuna dair bir inanç söz konusudur eskiye göre. Zira önceki zamanlarda belirli kimlikler belirli yurttaşlık ölçüleri mevcuttu. Bunun dışında kalanlar DIŞLANIYOR,SUSTURULUYOR YA DA ASİMİLE EDİLMEYE çalışılıyordu. Mesela batı da beyaz olmayanların demokrasiye katılmalarına izin verilmiyordu.EŞCİNSELLİK örneğin ingiltere&#8217;de suç sayılıyor, hatta bu tarzda insanlar hormon tedavisi yöntemiyle ‘normalleştirilmeye’ çalışılıyordu. Bir örneği bugünkü TURİNG testlerinin mucidi İngiliz matematikçi ve mucit ALAN TURİNG.</p>
<h4> <span style="color: #000000;"><strong>Ortak Yurttaşlık Kavramı</strong></span></h4>
<p>Toplumda her birey aynı olmadığı için ve çoğunluk birbirine benzediğinden farklı kimlikteki veya fizyolojideki bireyler sapkın olarak görülüyordu.</p>
<p>Artık bu ayrımcılık, azınlıkta kalanların kabul etmedikleri ve seslerini daha kuvvetli duyurmalarına neden oluşturmaktadır.Bu bireylerin devletten ve toplumdan beklentisi;</p>
<p>kimliklerini tanıyan,farklılıklarını kabul eden bir KAPSAYICI YURTTAŞLIK kavramıdır.</p>
<p>Yenilenen toplum yapısı ve artan değişim istekleri üzerine,farklı kimliklerin ve ekonomik çıkar grupların baskısı ile Artık devletler,</p>
<p>Farklılıkları tanımadan ziyade onları ortak bir kültürde yoğurmanın çıkarlarına olduklarını görüyorlar. Zira batı için azınlıkların yurttaşlık haklarına kavuşamaması demek, onların Komünist,Bolşevist fikirlere yönelebileceği anlamına taşımaktaydı ve korku vermekteydi.</p>
<p>Bu noktada yapılması gereken ORTAK BİR KÜLTÜR yaratmaktı ve sonrasında ortak haklarla bunu destekleyip ,farklı kimlikleri devlete bağlı hale getirmekti.</p>
<p>Çünkü devletler için, yurttaşların ortak bir dilinin olması, ortak kültür ve benzer kimlikleri paylaşması onları daha kolay yönetmenin anahtarıydı.Devlet daha kolay yatırım,planlama,yasal düzenleme vs.yapabilecektir. Eşit haklar ve Sıfır sorun.</p>
<p>Peki ortak haklar ve ortak kültür NASIL oluşturulacaktı?</p>
<p>Bu noktada T.H. Marshall;</p>
<ul>
<li>SAĞLIK VE EĞİTİM HAKLARININ HERKESİ KAPSAMASI</li>
<li>EKONOMİK KAYNAKLARIN ADİL DAĞITIMI</li>
<li>ORTAK DİLDE EĞİTİM</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/cokkulturluluk.html">Kitap Özeti: Çağdaş Siyaset Teorilerine Giriş – Çokkültürlülük</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Liberal Düşüncenin Önündeki Engeller</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-liberal-dusuncenin-onundeki-engeller.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sefa Kalkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2017 19:22:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=2936</guid>

					<description><![CDATA[<p>LİBERALİZMİN TÜRKİYE’DEKİ KONUMU Zühtü Arslan’a göre; Liberal düşünce Türkiye’de hem egemen hem de muhalif konumdadır. EGEMENDİR; çünkü, Osmanlı ve Türk modernleşmesi, siyasal ve anayasal düzlemde liberalleşmeyi ön planda tutmuştur. Örneğin, modernleşme sürecinde benimsenen ilkeler ve kurumlar, anayasa, hukukun üstünlüğü, parlamento, hak ve özgürlükler, serbest piyasa hareketleri ya da Osmanlı’daki monarşiden meşruiyete geçişteki anayasal düzen, Türkiye’de [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-liberal-dusuncenin-onundeki-engeller.html">Türkiye’de Liberal Düşüncenin Önündeki Engeller</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;">LİBERALİZMİN TÜRKİYE’DEKİ KONUMU</h4>
<p style="text-align: justify;">Zühtü Arslan’a göre; Liberal düşünce Türkiye’de hem egemen hem de muhalif konumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">EGEMENDİR; çünkü,</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı ve Türk modernleşmesi, siyasal ve anayasal düzlemde liberalleşmeyi ön planda tutmuştur. Örneğin, modernleşme sürecinde benimsenen ilkeler ve kurumlar, anayasa, hukukun üstünlüğü, parlamento, hak ve özgürlükler, serbest piyasa hareketleri ya da Osmanlı’daki monarşiden meşruiyete geçişteki anayasal düzen, Türkiye’de liberalleşmenin kurumsal anlamda hayata geçirildiğinin göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde de eksikliklerine ve kısıtlamalarına rağmen anayasanın öngördüğü siyasal model biçimsel olarak LİBERAL DEMOKRASİDİR. Ancak bu demek değildir ki işleyişte kurumsal mekanizmalar, siyasal kurumlar, yargısal kurumlar liberaldir!!!!! Arslan’a göre aksine Osmanlı’dan bu yana hiçbir dönem liberal işleyiş, ne siyasette, ne hukukta ne de sosyal-kültürel hayatta egemen konumda olamamıştır. Mesela kendisini liberal olarak tanımlayan bir parti hiç iktidar ortağı olmuş mudur? Hayır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya da yargı ve hukuk camiası liberalizmin karşısında hep statükonun korunmasını seçmiştir. Kültür ve sanat dünyası ise genelde Sol’un hegemonyası altında kalıp daha özgür ve de özgün olamamıştır. Türklerin  liberalizm ile erken tanışıp onu geç tanımasından kaynaklanıyor da olabilir. Ancak liberal düşüncenin yada politik liberalizmin Türk toplumunda hiç etkisi olmadı demek yanlış olur. Zira Ahrar fırkasından SCF’ye, Demokrat Parti’den Anavatan Partisi’ne milliyetçi / muhafazakar bu partilerin parti programlarında ve uygulamalarında bu iki akıma eklemlenmiş bir LİBERALİZM görmek mümkündür. Yine de liberalizmin bu örneklerinin görülmesi aslında onun ülkede muhalif konuma sokulmasında da bir engel teşkil etmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Arslan’a göre ZİZEK’in liberalizmin boyutları üzerine yaptığı tanımdan hareketle, bizde liberalizm ideolojinin uygulandığı dışsallık ve yeniden üretildiği siyasal alan olarak vücut bulmuştur. Yani demek istediği, bizde liberalleşme, BATILILAŞMA olarak ortaya çıkmış ama çakma bir yan ürün gibi durmuştur. Ekonomik alanda liberalleşme olurken, BASIN, ADİL SEÇİMLER konusunda ne kadar özgür olduğumuz konusunda hep bir çelişki yaşanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplum olarak liberalleşmeyi ekonomide benimserken, gündelik yaşamda siyasa olarak ya da toplum gerçekliğinde görmemişiz, benimsememişiz. Bu bağlamda Türkiye’de liberalizmin önündeki engelin YAPISAL ve KÜLTÜREL olarak değerlendirilebileceği söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">YAPISAL ENGELLERE:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Siyasal sistemin militaristliği</li>
<li>Devletin ideolojik olarak örgütlenmesi</li>
<li>Sivil toplumun gelişmemesi örnek verilebilir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">KÜLTÜREL ENGELLERE:</p>
<p style="text-align: justify;">Birey, toplum ve devlet kavramlarının liberal zihniyetle bağdaşmayacak şekilde algılanması örnek verilebilir. Mesela ‘her Türk asker doğar’ sözüyle birey varlığını devlete adarken liberalizmin öncelediği bireyin birincilliği değerinden uzaklaşılmaktadır.</p>
<h4 style="text-align: center;">LİBERALİZM VE YAPISAL ENGELLER</h4>
<p style="text-align: justify;">Liberal siyaset teorisinde temel varsayım, toplumu oluşturan farklı bireylerin ,birbiri ile çatışmadan, kendi dünya görüşleri çerçevesinde yaşamlarını sürdürmek olgusudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada liberal bir devlete düşen sorumluluk ise, bu farklı bireylerin farklı dünya görüşlerini, yaşam tarzlarını, ideolojilerini, dini görüşlerini özgürce yaşarken birbiri ile çatışmayan bir ‘iyi’ ortamını yaratmaktır. Bunu yaparken de barışçıl ve eşitlikçi, adaletli ve çoğulcu mekanizmalarını kurup çalıştırması gereklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Liberal devletin bu olguları bağlamında Türkiye’deki devlet ideolojisi olarak bilinen KEMALİZM’in katı ve otorite tutumu liberal tarafsızlığın önündeki yapısal engellerden birisi olarak değerlendirilebilir. Kimilerine göre Kemalizm katı bir ideoloji değil aksine esnek iken, onu bu hale getirenin TARAFTARLARIdır. Nasıl mı? Şöyle ki;</p>
<p style="text-align: justify;">Kemalist devrim, muassır medeniyet düzeyini Batı’daki siyasal ve hukuksal kurumların aynen alınması olarak gösterip, hukuksal, kültürel ve siyasal alanda batı yanlısı dururken, bugün aynı ideolojinin diğer veya aynı taraftarları, batı karşıtı bir kampanya yürütmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Resmi devlet ideolojisinin katılaşmasına sebebin sadece taraftarları olduğunu söylemek mümkün müdür peki? İdeolojinin kurucularının kendi söylemlerinde bu katılığı görmek mümkün olamaz mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Arslan’a göre Kemalizm diğer birçok ideoloji gibi aynı sebeplere kurban gitmiştir. Taraftarlar, ideolojiyi kuranların söylemlerini farklı yorumlayıp, bu yorumlarını çok kere dillendirerek artık ideolojinin bir söylemi haline getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kemalizmin başlangıçta Ziya Gökalp’ten onun da Durkheim’den aldığı korporatist yaklaşım (özel sektör asli olmakla beraber toplumun her bir ferdinin sınıfsız ve imtiyazsız şekilde amacını ve faaliyetlerini devlet adına yapması, yetersiz kalması halinde devletin dahil olması) ve ittihadçı gelenekten gelen otoriter  siyaset anlayışının milliyetçilik ve devletçilik ile birleşmesi, çoğulculuk karşıtı muhafazakar kesimin ideolojik silahı haline gelmiştir yani kimi kesimlerce emellerince kullanılmış bu da ideolojiye zarar vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer yandan Kemalizmin esnek ve de değişime ve ilerlemeye açık bir ideoloji olması sebebiyle, daha liberal ve batıcı kesiminde benimsemesinde rolü vardır. Bu kesime AYDIN YALÇIN’ın yeni forum çizgisi örnek verilebilir. Bu kesim çıkardığı dergilerde çizgilerinin liberal, özgürlükçü, halkı bilinçlendirme konusunda ‘aydın’ sorumluluğunu taşıyan, zaman zaman devletçi olmakla beraber buna destek vermelerinin şartının özgürlükçü düzenin sürekliliğini garanti eden bir devletin varlığı halinde olacağını söyleyen, sosyalizme yaklaşmakla beraber son tahlilde ‘orta’nın solunda’ konumlanmış olan bir kesimdir. Lakin demokratik ve özgürlükçü bir rejim adına 1960 ve 1980 darbesini olurlayan yaklaşımları da ilginçtir. Kendileri bunu devletçilikleri olarak yorumlamaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine bir kesim sosyalist-liberallerin Kemalizmi benimsemelerinde egemen ideoloji ile barışık olma stratejisinin belirleyici olduğu söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü üzere, Kemalizme bağlanan taraftarları farklı yönlerden bağlanmışlar bu da yorum farkılıkları sebebiyle onun katı bir tutum almasına yol açmıştır. Sonuçta da Türkiye’de liberalizmin gelişmesinin önünde bir engel olarak yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet ideolojisi olan Kemalizmin, liberal düzenin temel ilkesi olan çoğulculuk kavramına, düşünce, ifade özgürlüğüne, siyasi tarafsızlığa, farklı düşünce ve yaşam tarzlarına karşı anayasal, hukuki ve siyasal düzende tek tip yaklaşımı benimseyip diğerlerini dışarıda tutması bu ilkelerin gelişmesine engel olmuştur. Tek doğru vardır anlayışıyla hareket eden ideoloji bu sefer dost/düşman ayrımına neden olmuştur. Konsensüs ya da bireylerin farklılığı ve farklı kimliklerin taleplerine karşı retçi yaklaşıp liberal özgürlüğü ve onun gelişimini olumsuz etkilemiştir. Sürekli yeni bir düşman yaratıp, hoşgörü ve çoğulculuktan uzaklaşmıştır. Son tahlilde ise liberal siyaset toplum ve Kemalizmde kendine yer bulamamış hatta onun tarafından engellenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer yandan bu resmi devlet ideolojisinin ve rejimin koruyucusu ve kollayıcı olarak kendilerini addeden sivil-asker bürokrasisi, toplum üzerinde baskı ve denetim kurarak liberalizme engel olan bir olgudur. Çünkü liberalizm’de sivil iradenin siyasal üstünlüğü ve özgürlüğü vardır. Ancak kurumsal işleyiş ne kadar liberalist gözükse de uygulamada yaptıkları bununla çatışmaktadır. Örneğin militarist siyasetin Türk siyasal hayatında belirleyici oluşu ve asker bürokratların siyaset üzerindeki buyurgan siyasi tavrı hem sivillerin siyasete katılımını ve taleplerini engellemiş hem de bu özgürlükten mahrum bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Liberal düşünce sivil siyaseti birincillerken bunu Türkiye’de hayata geçirmenin tek yöntemi ise demiliter olmaktan geçiyordu. Bu bağlamda 1980 darbesinin ardından liberal politikaların benimsenmesiyle sivil siyasete geçme ve askeri siyasetten arındırma çabaları görülecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir noktaya daha temas etmeliyim ki Kemalizmin kurucularının ya da ilham kaynaklarının bu katı yaklaşımı benimsemediklerini, onu bu hale getirenlerin farklı yorumlayan taraftarları olduğu anlaşılsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı’nın son dönemlerinde meşruiyeti tekrardan yürürlüğe sokma çabaları mevcuttu. Reval görüşmelerinin duyulmasının İTC’cilerde yarattığı etki sonucu meşruiyeti yeniden hayata geçirmek için Abdulhamid’e baskı olması sebebiyle Makedonya’da dağa çıkan Enver Paşa ve bazı askerler, İstanbul’u basıp padişaha zorla meşruiyeti yürürlüğe sokturacağı tehditleri savurup, İstanbul‘da, Makedonya’da başlattıkları birtakım isyanlar sonucu  emellerine ulaşmışlardı. İTC o dönem kadrolarını hep askerlerden oluşturmuştu. Enver, hafız hakkı, Kut&#8217;ül Amare kumandanı Halil beyler başta olmak üzere birçok asker ve bürokrat İTC’ciydi.</p>
<p style="text-align: justify;">ENVER’e ve İTC’ye o dönem karşı çıkan bir isim vardı. SURİYE cephesinden MUSTAFA KEMAL!</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal’in Suriye cephesinden yazıp gönderdiği bir telgraf İTC içinde hayli tartışılıyordu. Zira Mustafa Kemal İTC’nin asker yapısından ve askerinde siyasete karışmış olmasından hatta ordu içinde İTC’ci/ diğerleri ayrımından ötürü er ve subayların, mirliva hatta feriklere dahi  hiyerarşik düzen aleyhinde karşı gelip emirlerini dinlememesinden dolayı öfkeliydi. Bu hareketin bir yanlış içinde olduğunu, askerin siyasete karışmaması gerektiğini söylüyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan hareketle, Kemalizmin kollayıcısı asker ve bürokrasisinin bu misyonu benimsemelerinin Kemalizmin kurucularının etkisinden ziyade kendi keyfilikleri olduğunu söylemek, Kemalizmin değiştirildiğinin kuvvetli bir kanıtı olacaktır kanaatimce.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte 1980 sonrasında askeri ve bürokrasiyi bu ortamdan uzaklaştırıp sivil siyasete geçme çabaları görülecektir. Bunu sağlamanın en önemli yolu ise demiliter bir siyasi ortam yaratmaktan geçiyordu. Burada AB ve diğer dış güçlerin bir baskısının olduğunu söylemekte mümkündür. Zira liberal Avrupa’nın, globalleşmeyle birlikte militer toplumları kendilerine benzetme tutumu vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Liberalleşme batı’da burjuvazi eliyle olmuştur. Lakin bizde tam tersine liberal ortamı sağlayacak bir sosyete yoktu. Devlet bu sosyeteyi kendisi yaratıp, ideoloji olaraksa kendi fikrini benimsettiği için bu yeni zenginler sınıfının liberalleşmeyi savunma gibi bir durumu yoktu. Onlar aksine taraftarların yarattığı Kemalizm ekseni çerçevesinde siyasal olarak statükocu olup çoğulculuk karşıtı olurken, bazı durumlarda da askeri müdahaleyi destekleyecek konumda olacaklardı. Dolayısıyla hem askerin-bürokrasinin hem de sermaye sınıfının bu durumu Türkiye’de liberal ortamın kurulmasını yapısal olarak engellemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine sivil topluma bakacak olursak, bu kesim Osmanlı’dan bu yana modern Türkiye’de de siyasete katılabilen ve onu etkileyip yönlendirebilen konumda olmamıştır. Hem halkın cahilliği gereği hem de padişahın kullarını kolay yönetmek için üstlendiği tutum hem de Osmanlı’daki gibi ‘hikmet-i hükümetin’ gördüğü lüzum üzerine devlet seçkinlerinin sivil toplum üzerinde kurduğu baskı ve denetim onu liberal akıma yönelme noktasında engellemiştir. Ki bu yüzdendir Aydın Yalçın ve Yeni Forum’un aydın sorumluluğunu üstlenip halkı liberalizm konusunda bilinçlendirme çabası.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4 style="text-align: center;">LİBERALİZM VE KÜLTÜREL ENGELLER</h4>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de liberalizmin gelişimini engelleyen bir diğer husus, kültürel engellerdir. Bu engel birey-toplum-devlet bağlamında görülmekle birlikte bunların arasındaki ilişkiyi belirleyenin temelde devlet anlayışı olması bireysel özgürlüğün gelişimini dolayısıyla da liberalizmin gelişmesini engellemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Liberalizm ‘de devlet kötüdür çünkü bireyi ve toplumu kısıtlar ancak gereklidir. Dolayısıyla hep birlikte var olacak isek devletin bu gücünün sınırlandırılması gerekir. Bu da anayasa, siyasal kurumlar vs. aracılığı ile olur. Devletin sosyal ve ekonomik hayata müdahalesini ne kadar kısıtlar isek o kadar özgür oluruz temel mantık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum Türkiye’de tam tersidir. Bireyler varlığının  mevcudiyetini devletin var olmasına ve kudretine bağlamıştır. Devlet her şeyden ve herkesten üstün ve ötesinde olmalıdır. O yüzdendir ki yüce devletimiz gibi sıfatların kullanılması onu tanımlarken.</p>
<p style="text-align: justify;">Rousseaucu devlet ülkemizdeki sağ kesimde derin tesirler yaratmıştır. Onun her hal ve koşulda devletin yüksek bir otoriteye ve kudrete sahip olması gerektiği düşüncesi, mesela Nurettin Topçu üzerinde etkilidir. Ona göre; devlet basit anlamda kurumlardan oluşan, bireysel hakları ve özgürlükleri koruyan bir araç olmaktan ziyade ulu bir varlıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İRADENİN DAVASI: DEVLET VE DEMOKRASİ kitabında kendi iktidarını maksimize eden ferdin ya da bireylerin ihtiraslarına siper olan toplumun/zümrelerin değil, bireyleri ve zümreleri kendi benliğinde eriten ULU bir devletin olması gerektiğini söyler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bağlamda Türkiye’nin kurtuluşu için şu sözleri söyler:</p>
<p style="text-align: justify;">‘’Türkiye’nin kurtuluşu, liberal ekonomi esasına dayanarak milletimizin tarihi ve geleneksel devlet anlayışını gömmeyi gaye edinen bir demokrasi rejimi ile değil, devrin umumi idare çerçevesine uygunluğu zorunlu görünen şekli ne olursa olsun, onun içinde otorite ve mesuliyet ruhunu yaşatabilecek devletin eliyle ancak başlayacaktır.’’</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yanısıra Türkiye’de devlet paternalist ilişkiler etrafında şekillenmiştir. Bireyler devleti çok sık ‘BABA’ VE ‘ANA’ kelimeleri ile tanımlarlar. Devlet baba lafı bireylerce devleti iş, aş  kapısı olarak görmenin ya da devletinde kendisini bu tür imkanları bireylere–topluma dağıttığı bir lütuf olarak görmesinden dolayı söylenir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine &#8220;kurtar bizi baba&#8221; sloganları, Tansu Çiller’e söylenen ‘bacı’, Demirel’e söylenen ‘baba’ lafları gibi yakıştırmalardan etkilenen devlet yöneticilerinin de baba gibi davranıp halkı o şekilde yönetmesine neden olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan hareketle devletin halkı koruyup koruması isteği tabir-i caizse ‘ayı yavrusunu severken öldürürmüş’ halini almıştır. Bu sebeple onu korumaya yönelik uygulamalar otoriterleşmeye sebep olmuştur. Sadece bu değil ülkede kullanılan ‘dış mihrakların oyunları ve tehditleri ‘argümanı devletin daha korumacı olması gerektiği konusunda öne sürülmüştür. Bu yüzden kendisini devletin koruyucusu olarak gören bürokratik kurumlar ve de siyasi yöneticiler giderek baskıcı olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kant’ın da dediği gibi ‘devletin babanın çocuklarına davrandığı gibi halka merhamet gösterisinde bulunan bir devletin yönetiminde yönetilen halk, kendileri için neyin iyi neyin kötü olduğuna karar veremeyecek bir pasifliğe itilecektir. Bu sizin yerinize doğrusunu biz düşünürüzcülük aslında despotizmin bir göstergesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4 style="text-align: center;">KOLEKTİVİST KÜLTÜR</h4>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de paternalizmi besleyen bir diğer husus ise kolektivist kültürdür. Tarihsel ve kültürel nedenlerden ötürü bizim topraklarımızda bireycilik pek gelişmemiştir. Daha çok topluluklar, cemaatler halinde yaşamlarını hem kültürel hem siyasal alanda sürdüren Türk insanı, bireye vurgu yapan bir konumla hiç karşılaşmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden olacak ki bu topraklarda liberalizmin yayılmasındaki engellerden biri de budur. Prens Sabahaddin bu durumu 1913 yılında yazdığı ‘Türkiye nasıl kurtulabilir ?’ adlı kitabında özetle şöyle anlatıyor:</p>
<p style="text-align: justify;">‘Kamusal hayatı özel hayat üzerinde hakim kılan cemaatçi yapıda yönetim şekli ne olursa olsun sonuç daima aynıdır: Siyasi zorbalık ve sosyal bayağılaşma! Kurtuluşumuz cemaatçi yapıdan bireyci yapıya geçerek sağlanacaktır.’</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca Türkiye kolektivizm ile bireycilik arasında sıkışıp kalmıştır. Bireycilik yüzümüzü batıya dönmenin sonucu olmuşken, kolektivizm ise Osmanlı’dan kalan kuvvetli bir kültürel miras olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimilerine göre bu kolektivist yapının halen Türkiye’de korunmasının sebebi DİN’dir. Birey, devlet ve toplum kavramları arasındaki yatay ve dikey ilişkiler hala dinin etkisi altında belirlenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumdaki İslama dönük; onun cemaatçi toplum ve siyaset yapısını savunduğu, bireyden çok toplumu ön plana çıkardığı düşüncesi kolektivizmin neden güçlü olduğunu açıklayabilir. Buradan hareketle bireylerin ya da toplumun siyasal alanda ya da siyasal otorite karşısında neden kolektivist olarak tavır aldığı dinin etkisiyle açıklanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksine İslama dönük toplumlarda onun daha bireyci,özgürlükçü, minimum devleti savunduğunu düşünen görüşler de vardır. Bu açıdan bakılınca da, bireyi önemseyen, onu özerkliği ile toplumun ayrılmaz bir parçası olarak gören, çoğulculuğu esas alan, öteki diye ayrıştırılanları da benimseyen bir İslam anlayışı ortaya çıkmakta olup liberalizmi besleyecek bir damar bulunmuş oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak İslam-liberalizm ilişkisinin Türkiye’de gelişmesi din ve devlet ilişkilerinin daha özgürlükçü olmasıyla sağlanabilir. Zira laiklik ilkesi ile ayrıştırılmak istenen din ve devlet işleri ne yazık ki bu topraklarda ne doğru uygulanabilmiş ne de doğru anlaşılabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet laikliği bir yandan dinden beslenen kolektivist yapıların taleplerini bastırmak olarak görmüş iken, diğer yandan meşruiyetini sağlamak için kullandığı bir aygıt olarak görmüştür. Bu yüzdendir ki laikliğin, din ve vicdan hürriyetini kısıtlayıcı olarak ortaya çıkan uygulamaları liberalizme karşı toplumda bir iticilik üretmiş olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine Türkiye’de liberalizmin geniş kitlelerce kabul edilmemesinin diğer sebebi yerli ve milli bir hareket olmamasıdır. Tıpkı diğer akımlar gibi örneğin sosyalizm vs. liberalizm de dışlanmış, gavur işi olarak görülmüştür. Ancak sormam gerekir ki milliyetçiliğe olan samimiyetin sebebi nedir? O da dışarıdan gelen bir akım değil midir?</p>
<h4 style="text-align: center;">SONUÇ</h4>
<p style="text-align: justify;">Batı’da ortaya çıkan liberalizmin, ortaya çıktığı ortamın koşulları ile Türkiye’deki koşullar her ne kadar farklı ve engelli olsa da, globalleşen bir ortamda, benzeşmeye başlayan kültürler, teknoloji ve ekonomik sebeplerden ötürü refah durumlarını ve rakiplerini görecek olan toplum ve bireyleri, her ne kadar kolektivist bir yaşam tarzına sahip olsa da bunun etkisiyle kendisini bir değişim ve dönüşüm içerisinde bulacaktır. Her ne kadar toplumu hikmet-i hükümet ile dizginlemeye çalışırsak çalışalım dünya eskisi kadar büyük, mesafelerde eskisi kadar uzak değil. Son tahlilde fikirlerin yayılması ve düşüncelerin sorgulanması engellenemeyecek ve Türkiye’de bireyselcilik kendisini yeniden üretecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">*DİPNOT: Bu yazı Zühtü Arslan&#8217;ın aynı isimli makalesinin değerlendirmesi ve özeti niteliği taşımaktadır.Yazarın makalesi özetlenirken, bazı bölümleri kendi bakış açımla değerlendirilip, yorumlanmış ayrıca yeni birkaç paragraf eklenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynakça:</p>
<p style="text-align: justify;">Zühtü Arslan- (makale)- Türkiye’de liberal düşüncenin gelişmesinin önündeki engeller</p>
<p style="text-align: justify;">Birikim dergisi- Ali YALÇIN ve yeni forum hakkındaki yazı</p>
<p style="text-align: justify;">Murat Bardakçı- ENVER kitabı</p>
<p style="text-align: justify;">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-liberal-dusuncenin-onundeki-engeller.html">Türkiye’de Liberal Düşüncenin Önündeki Engeller</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Liberal Eşitlik Siyaseti&#8217;nin Tökezleyişi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/liberal-esitlik-siyasetinin-tokezleyisi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sefa Kalkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Nov 2017 18:39:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Bilimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=2162</guid>

					<description><![CDATA[<p>                 1929&#8217;daki büyük buhrana dek liberterler, siyasal ve sosyal özgürlükçüler,birçok alanda fikirleri ile toplumu şekillendirmiş,devlet politikalarını belirlemiştir. Ama büyük buhranla beraber bu fikrin gelir dağılımındaki adaleti bozduğunu, özgürlük sağlanırken eşitlik ve adaletin kaybolduğunu farketmiştir. Daha sonra refah devleti modeli ile Marksistler tamamıyla kapitalizm karşıtı,özel mülkiyet karşıtı olurken ,gelir dağılımındaki adaleti de eşitsiz bir şekilde dağıtmışlardır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/liberal-esitlik-siyasetinin-tokezleyisi.html">Liberal Eşitlik Siyaseti’nin Tökezleyişi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">                 1929&#8217;daki büyük buhrana dek liberterler, siyasal ve sosyal özgürlükçüler,birçok alanda fikirleri ile toplumu şekillendirmiş,devlet politikalarını belirlemiştir. Ama büyük buhranla beraber bu fikrin gelir dağılımındaki adaleti bozduğunu, özgürlük sağlanırken eşitlik ve adaletin kaybolduğunu farketmiştir. Daha sonra refah devleti modeli ile Marksistler tamamıyla kapitalizm karşıtı,özel mülkiyet karşıtı olurken ,gelir dağılımındaki adaleti de eşitsiz bir şekilde dağıtmışlardır. Bu iki ideolojinin arasında liberal,siyasal ve sosyal eşitlikçiler, 3. bir yol olarak ortaya çıkmışlardır. Bir yandan siyasal ve sosyal eşitliği ekonomik alanda desteklerken bunun sosyal boyutu olarakta refah devleti modelini esas almıştır. Serbest piyasanın bireyler arasındaki adaleti , eşitliği hançerlediğini söylemişler, Refah devleti modeli transfer harcamaları ,vergilendirme ile gelir dağılımındaki eşitliği bir aşamaya kadar sağlayabilir demişler. Mesela Rawls ,refah devletinin liberal eşitlik ilkelerini karşılamayacağını söylüyor. Buna ek olarak zaten &#8220;mülk sahipliği&#8221; demokrasisini destekleyerek farklı bir bakış getirmiştir. Onun bu görüşü bazı düşünürler tarafından &#8220;refah devleti kapitalizmi&#8221; olarak adlandırılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">                  Refah devleti bireylerin başlangıçtaki eşitsizliklerinin giderilmesi, transfer harcamalarının yapılması, vergilendirmelerin yapılması konusunda başarılı ancak Rawls&#8217;a göre mülkiyet konusundaki başlangıçtan itibaren ortaya çıkan eşitsizlikler mahsur görülebilir. Özel mülkiyet aynı kalıp veya 1 defalığına yeniden dağıtılıp sonrasında aradaki farklar transfer harcamaları ile azaltılabilir. Eğer başlangıçta herkes eşit mülkiyete eşit ekonomik koşullara sahip olsaydı ,bireylerin emeklerini satıp ,sosyal yaşamlarını devam ettirdiği sistem çökerdi. Herkes daha iyi bir ,daha iyi bir mülk isterdi ortak mülkiyet olsaydı mesela. Bu sefer roller değişecekti. Kimse birbirine iş anlamında itaat etmezdi. İnsanlar kendilerine extra bir konum,fazladan bir üstünlük sağlamayan toplumsal ilişkilere girmeyi yeğlemez çünkü. Kadınlar,erkek işlerini; erkeklerse,kadın işi olarak tabir edilen işleri yapmayı, çalışmayı reddedebilirlerdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">                  Mesela kadınlar, hemşire ,doktor,sağlık hizmetlileri arasındaki farka ,ayrıma karşı çıkarlardı. Bedensel işçiler ,zihinsel işçilerin kendileriyle aynı veya daha fazla kazanmalarına karşı çıkabilirlerdi. Bunun yerine Dworkin , transfer harcamalarının artırılmasının daha uygun olabileceğini savunuyor. Diğer bir yandan ise siyasal ve sosyal eşitlikçi yönü ile patronaj ilişkilerindeki dezavantajları azaltmak gerektiğini de söylüyor liberaller. Bunu sağlamak transfer harcamaları ile olmaz, bunun yerine insanların piyasaya sunduğu emeğin ,becerinin kalitesini artırmak gereklidir,deniyor. Aslında bence öngördüğü şey, bilgi çağının gelmesi, enformasyon teknolojisinin artması,bilginin somut olarak fark yaratacak tek şeyin olması gerektiğidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">                  Enformasyon çağı bekleyedursun, 1973 ve 1979&#8217;da yaşanan OPEC petrol krizleri Avrupa ve ABD&#8217;yi derinden sarsmıştı. Tüm sanayi sektörü,imalat sektörü petrole dayalı üretimden oluşan Avrupa ve ABD ciddi duraksamalar yaşandı. Tam bir kriz ortamı idi. İşsizlik artmış,üretim azalmış ve liberal eşitlikçilerin savunduğu refah devleti modeline karşı net olarak karşı  çıkışlar başlamıştı. 1930&#8217;larda popülerliğini kaybeden liberterler, yeni sağ olarak 3.bir yoldan fikirlerini ortaya koyarak şimdiden iktidarı hedeflemeye başlamıştı. İngiltere&#8217;de Margaret Thatcher, ABD&#8217;de Reagan devletin artan borç stoku karşısında,piyasa üzerindeki devlet kontrolünü azaltıp daha küçük bir devleti ,piyasa özgürlüklerini sınırsız özel mülkiyeti savunuyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">                   Yaşanan bir petrol krizi tüm dünyayı ekonomik bir bunalıma sürüklemiş lakin bu sürüklenmeye liberal eşitlikçilerin kuramı da katılmıştı. Zenginliği azalan , zenginliği olmayan bir ülkede ne kadar eşit olabiliriz ki? Zenginliği azalan bir ülkede transfer harcamalarının devam etmesine kim olumlu bir gözle bakabilir ki? Liberal eşitlikçilerin kuramı tam olarak bir büyük darbe yemişti. Düşünün 1930&#8217;daki büyük buhranda bile hayata geçirilen refah devleti modeli 1935&#8217;lere dek transfer harcamalarını gerçekleştiremiyor. İnsanların pek çoğu işsiz,aç,çoğu aile çocuklarını zengin ailelerin yanlarına gönderiyorlar soğuktan ve açlıktan ölmemesi için. Bakıldığında transfer harcaması yapmak o zamandaki insanlar için çok iyi gelebilirdi ama şu unutulmamalıdır ki, ülkelerin sermayesini , pazarını elinde tutan bir avuç küresel sermaye sahibi vardır. Bunların yaptığı kemer sıkmalar, alım-satımlar ülkenize hayati anlar yaşatabilir. Siz sanıyor musunuz ki bu kişiler bir kriz ortamında, kendilerinden daha fazla vergi alınmasına rıza gösterecek veya vergi vermeye devam edecek? Kriz ortamında herkes parasını elinde tutar ve kimse kimse için ne fazladan çalışır ne de parasını bağışlamaz. Görünen o ki yaşanan bu daralmada liberal eşitlikçiler fena anlamda tökezlemiştir. ABD gibi sosyal güvenlik haklarının nahoş olduğu bir yerde kriz anında yapılacak şeylerden birisi de bu hakları kısmaktır. Yani özetle; hangi yöntem,hangi kuram olursa olsun ,devletin zenginliği kaybolduğunda eşitlikte kaybolacağı için bu durum toparlanamaz. Evet net olarak birşey ortaya koyuyorum. Zengin bir ülkede yaşamıyor iseniz, eşit değilsinizdir hiçbir insanla. Zengin bir ülkede %100 eşit değilseniz bile, bu eşitsizliğin kaynağını kurutmak için oturup konuşabilir sınırları zorlayabilirsiniz. Ancak bir Nijerya,Nepal ,Zimbabve ,sierre leone gibi sahraaltı Afrika ülkelerinde kimse kimseye eşit değildir ve olamaz. Zenginleri eleştirip onları sorgulayamazsınız. Eğer denerseniz Zimbabve&#8217;de 7. Kattan aşağı atılan bir merkez bankası başkanı olabilirsiniz. Yada bir gecede evleriniz yanabilir yahut köle olarak satılabilirsiniz sömürgecilik dönemlerinde. Zengin Avrupa ülkeleri,kendi ülkeleri içinde eşitliği sağlayabilmek için başka ülkeleri sömürür. Zira altın gümüş olmadan para basamazsınız. Sömürdüğünüz zaman ise tekrardan transfer harcamaları yapabilirsiniz. Bu bağlamda liberal eşitlikçilerin kuramı küresel bir eşitliği de sağlamıyor. Çünkü köle-efendi ilişkileri devam etmek zorundadır çarkın dönebilmesi için. Her neyse Yeni sağ&#8217;ın elinde iyi bir koz vardı o da şu;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">                  Tembellerin kendi tercihlerinden dolayı neden durumu daha iyi olanları, çalışkan kişileri cezalandırıyoruz. Madem cezalandırılacağız neden çalışıyoruz,bizler de tembellik edelim ve sosyal yardımlardan faydalanalım şeklinde. Eğer liberal eşitlik tercihlere daha özverili şekilde yaklaşıp onları dikkate alırsa yeni sağ&#8217;ın eline koz vermeyecektir diye düşünüyor Kymlicka. Dworkin bir bölümde özel sağlık sigortası yaptırma seçeneğini sunuyor. Bu liberal eşitlikçiler açısından tam bir zararla sonuçlanıyor. Zira zenginlerin sosyal yardımları ile ayakta kalan dezavantajlı kesim,eğer bu fikirle,zenginler özel sağlık sigortası yaptırır ise ,ki çoğu yaptırır, o halde devletin transfer harcaması yapacak kaynağı kalmayacaktır. Yani bir eşitlik sağlayacak yerde onu baltalamak için iyi bir fikirdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">           </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">                    Yeni Sağ&#8217;ın istediği de tam olarak böyle birşeydi. Elini güçlendiriyordu onların çünkü &#8220;haketmemiş yoksullar&#8221; kesimi tam olarak tembel kişiler için iyi bir kelimeydi. Tabii ki bu bahane ile tüm sosyal yardımlarda kısmaya gidecek kapı bulmuştu Yeni Sağ. Liberal eşitlikçiler burada her durumun bireylerin tercihleri ile ortaya çıkmadığını söyleyip karşı çıkabilirlerdi ancak bir kriz ortamında sizi destekleyen bulamazsınız bu duruma göre. Liberal eşitlikçiler ne kadar demokratça yaklaşsa da , Yeni Sağ&#8217;ın &#8220;kurbanı suçlama stratejisi&#8221; yeni model bir adalet ilkesi yaratmış gibi oldu. Bu durum Rawls&#8217;un kuramına bile direkt olarak saldırı olabilirdi ancak yeni sağcılar o kadar felsefik değildir. İcraate ve ortada net olarak görünen şeylere bakarlar. Haketmemiş yoksulları ortaya çıkarmaya çalışırken Jonathan Wolff bunun insanların gerçekten yoksul ve yoksun olduklarını ispat etmeye yönelteceğini yani ortadaki sonucun insanların tercihlerinden mi yoksa tercihleri dışında mı geliştiğini ispat etmeleri istenince, insanların bundan dolayı utandırıcı bir ifşaatte bulunmaları gerekeceğini söylüyor. Liberal eşitlikçilerin kuramı felsefi açıdan başarılı olarak gözükse de siyasi açıdan uygulanabilecek bir pratiği yoktur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Kimin en adil şekilde ihtiyaç içinde olduğunu bulabiliriz belki ama adaleti sağlamaya çalışırken insanları utandırmaya ,yeni acıları yaşamaya iteriz bu da toplumda bireyin yavaş yavaş silinmesi demektir diyor Wolff. Elizabeth Anderson ise , liberal eşitlikçiliğin seçime dayalı olan ve olmayan eşitsizlikler arasında yaptığı ayrımın &#8220;hak eden yoksullar&#8221; için saygısızca bir acımaya ,&#8221;hak etmeyen yoksullar&#8221; için ise onları babaca bir dürtüklemeye yol açar, diyor. Anderson da aynı şekilde bu yöntemin felsefi olarak uygulanabileceğini ama siyaset içinde savunulabilir bir tarafı olmadığını söylüyor. Kymlicka&#8217;ya göre ise, herkesi üçkağıtçı gözüyle hedefe almak iyi ahlâkı topluma yerleştirmeyecektir. Tabii ki her insan eşit vicdan sahibi değildir ve belki de bizleri kandırmak için çabalayacak insanlar olacaktır. Ancak bizler kişisel tercihlerin sorumluluğunu üstlenme ahlakını topluma yerleştirirsek bu üçkağıtçıların sayısı da azalacaktır. Adaleti, toplumda güveni, dayanışmayı arttıracak şekilde kullanmalıyız.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">kaynakça:</span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">KYMLİCKA Will,Çağdaş Siyaset Teorilerine Giriş,İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,İstanbul 2012.</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/liberal-esitlik-siyasetinin-tokezleyisi.html">Liberal Eşitlik Siyaseti’nin Tökezleyişi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
