﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Melahat Çetin | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/yazar/melahatcetin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Aug 2019 11:21:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Melahat Çetin | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kitap İncelemesi: Jack London ‘‘Demir Ökçe’’</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-jack-london-demir-okce.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melahat Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 11:21:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Demir Ökçe]]></category>
		<category><![CDATA[Ernest Everhard]]></category>
		<category><![CDATA[Jack London]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=8545</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap İncelemesi: Jack London ‘‘Demir Ökçe’’ &#160; Kitabın Adı: Demir Ökçe                                                                                          [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-jack-london-demir-okce.html">Kitap İncelemesi: Jack London ‘‘Demir Ökçe’’</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 20px"><strong><span style="font-family: 'times new roman', times, serif">Kitap İncelemesi: Jack London ‘‘Demir Ökçe’’</span></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif"><strong>Kitabın Adı: </strong>Demir Ökçe</span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif">                                                                                                                                                                  </span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif"><span style="font-size: 16px"><strong>Yazar: </strong></span>Jack London</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif"><strong>Yayınevi: </strong>Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif"><strong>Sayfa Sayısı: </strong>336</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif"><strong>Ortalama Fiyat:</strong> 10-16 TL</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif"><strong>Yazar Hakkında Bilgi: </strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif">Jack London ya da doğduğunda kendisine verilen isimle John Griffith, 12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. İlk teknesi Razzle Dazzle’la San Francisco Körfezi’nde maceralı bir hayata atıldı. Kaçak istiridye avladı, Japonya’da fok avlayan bir gemide tayfalık yaptı, ABD’yi bir başına dolaştı. Yaşam tarzını değiştirmeye karar verip Oakland’a döndü, liseye başladı; sınavlarını dışarıdan vererek üniversiteye girdi.1897’de altın aramak isteyen binlerce kişi gibi Jack London’da Kanada’ya gitti ve bu yolculuk yazarlığının keşfi oldu. Bir yıl kaldığı Klondike hakkında, 1903’te yayınlanan <em>Vahşetin Çağrısı</em> ile 1906’da çıkan <em>Beyaz Diş </em>dahil çok sayıda öyküyü kaleme aldı. 22 Kasım 1916’da geride bıraktığı 15 eseriyle, hayata gözlerini yumdu.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif"><strong>Kitap Değerlendirmesi:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif">Jack London’ın Demir Ökçe kitabı distopya edebiyatının ilk örneği olarak kabul edilmektedir. Demir Ökçe, önsöz ve 25 bölümden oluşmaktadır. Kitap, emekçi sınıf ile oligarkların oluşturduğu kapitalistlerin arasındaki mücadelesini anlatmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif">Kitabın kahramanı Ernest Everhard’dır. Yapıttaki diğer kişiler Avis Everhard, Piskopos Morehouse ve Albay Van Gilbert’tir. Demir Ökçe kavramı ilk kez kitabın kahramanı olan Ernest Everhard’ın ortaya attığı bilinmektedir. Ernest’e göre Demir Ökçe ezen sınıfına verilen bir kavramdır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif">London’ın yapıtı, Ernest’in elyazması, eşi Avis Everhard’ın dilinden anlatılarak kaleme alınmıştır. Olaylar ise Ernest Everhard’ın eşi Avis Everhard ile tanışması ile başlar. London, kitapta sosyalizmi hayali bir ideoloji olmaktan çıkartmaya çalışmaktadır ve sosyalizme karşı meyilini de, Ernest Everhard’ın yapıttaki diyaloglarıyla vurgulamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif">1902 yılında Amerika Birleşik Devletini etkisi altına alan Tröstlerin; çocuk, kadın ve erkek farketmeksizin saatlerce çok az bir ücrete çalışmak zorunda kalan bir işçi sınıfı vardır. Orta sınıf Ernest’e göre bir piyon olarak Tröstler tarafından kullanılmaktadır. Çünkü küçük esnaftan, iş adamlarından ve zanaatkarlardan oluşan orta sınıf, Tröstleri oluşturmaktaydı. Oligarklar ekonomiye hâkim oldukları gibi siyasileri, kiliseyi ve mahkemeleri de etkisi altına almıştır. Kitapta özellikle sendikaların oligarkların hâkimiyetinde olduğunu, çocuk işçilerin, kadınların haklarından mahrum kaldığını ve çalışma saatlerinin uzun olmasından ötürü ara dinlenmelerinin olmayışından dolayı iş kazalarının artışını bahsetmekte daha da önemlisi Amerika’da iş hukukunun illegal olduğu üzerinde durulmaktadır. Genel grevin olmayışına karşı eleştiride bulunmaktadır. </span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif">Ernest’e göre kar sermaye sınıfı ile işçilerin ücreti arasında adil bölüşülmemektedir. Bu düşüncesini de Karl Marx’ın artık değer teorisine vurgu yaparak işçilerin emeklerinin karşılığını alamadığını ve adil bir ücretlendirme olmayışından bahsederek anlatmaktadır. Ayrıca kapitalist sınıfın üretim fazlasını diğer ülkelere ihraç etmesi dünyadaki tüm ülkeleri de kalkındıracaktır. Sonuç olarak da kapitalizm çıkmaza gireceği için kendi kendine yok olacağını savunmaktadır. Diğer bir düşüncesi de devrimdir. Bunu da makineleri kırarak değil makinelerin başına emekçilerin geçmesiyle olacağını söylemektedir. Ancak işçilerin başa geçmesi için büyük bedeller ödeneceği kitapta açıkça dile getirilmektedir.</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-jack-london-demir-okce.html">Kitap İncelemesi: Jack London ‘‘Demir Ökçe’’</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmişten Günümüze: Musul Sorun(u) Mu?</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/gecmisten-gunumuze-musul-sorunu.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melahat Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Jun 2018 21:10:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=5261</guid>

					<description><![CDATA[<p>GİRİŞ Geçmişten bugüne Musul batılı devletlerin ve Türkiye’nin ortak noktasını oluşturan bölgedir. 18. Yüzyılda Sanayi devrimin ortaya çıkmasıyla batılı devlerinin sömürge arayışları artmıştır. Gözünü Ortadoğu’ya çeviren sömürgeci devletlerinin ana hedef noktası, Musul’da bulunan petroller olmuştur. Osmanlı devletinin 1516 yılında himayesine giren ve 1918 yılına kadar devam eden bu süreç Lozan görüşmelerinde ana meselelerimiz arasında yer [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/gecmisten-gunumuze-musul-sorunu.html">Geçmişten Günümüze: Musul Sorun(u) Mu?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img title="1723189 Geçmişten Günümüze: Musul Sorun(u) Mu?  "fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-5300 size-full" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/06/1723189.jpg" alt="1723189 Geçmişten Günümüze: Musul Sorun(u) Mu?  " width="590" height="370" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/06/1723189.jpg 590w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/06/1723189-300x188.jpg 300w" sizes="(max-width: 590px) 100vw, 590px" /></p>
<p><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Geçmişten bugüne Musul batılı devletlerin ve Türkiye’nin ortak noktasını oluşturan bölgedir. 18. Yüzyılda Sanayi devrimin ortaya çıkmasıyla batılı devlerinin sömürge arayışları artmıştır. Gözünü Ortadoğu’ya çeviren sömürgeci devletlerinin ana hedef noktası, Musul’da bulunan petroller olmuştur. Osmanlı devletinin 1516 yılında himayesine giren ve 1918 yılına kadar devam eden bu süreç Lozan görüşmelerinde ana meselelerimiz arasında yer almıştır. Lozan’da devam eden bu zorlu süreçte Türkiye’nin Misak-ı Millisini belirleyecektir.  Askeri politika ile oluşturduğumuz bu uzlaşmayı siyasi politika ile oluşturabilecek miyiz?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Bu çalışmada Osmanlı devletinin himayesinde bulunan Musul’un, bir süre sonra İngilizlere geçmesi ve sonrasında Lozan’da Türklerin bir imtihanı haline geliş süreci ve Musul’un sosyal, ekonomik ve politik olarak devletlerarası bir sorun mu yoksa Musul’un kendi içerisindeki bir sorunu mu tartışıldığı yer verilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>         1. Lozan&#8217;da Çözülmeyen Sorunlar</strong></span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">  İsviçre&#8217;nin, Lozan kentinde yapılan ve Milli Mücadelenin askeri başarısı olarak da adlandırılan; ‘Lozan Antlaşması’ kalıcı bir barış anlaşması olarak günümüze kadar gelmiştir.Yapılacak olan bu anlaşmanın konferansına birçok devlet katılmıştır. Bu konferanstaki görüşmeler daha çok I. Dünya Savaşında başarı elde eden devletler ile Milli Mücadelede başarı elde eden devlet arasında arasında yapılıyordu. Lozan görüşmelerini gözlemci olarak katılan ise ABD idi. Lozan görüşmeleri 20 Kasım 1922’de başlamasına rağmen Sevr Antlaşmasının maddelerinin ısrarları sebebiyle çok geçmeden dağılmıştır. İkinci defa başlayan Lozan görüşmeleri (23 Nisan 1923) her iki tarafın anlaşması üzerine 24 Temmuzda karara bağlanmıştır. Lozan Antlaşmasının maddelerinde birçok konu üzerinde durulmuştur. Bunlardan bazıları;</span><br />
<span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">• Misak-ı Milli,</span><br />
<span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">• Boğazlar Meselesi,</span><br />
<span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">• Kapitülasyonların kaldırılması,</span><br />
<span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">• Azınlıkların durumu,</span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">gibi birçok konu vardır. Fakat Lozan’da istediğimiz gibi halledemediğimiz konular mevcuttur. Bunlar Batı Trakya, Adalar, Kıbrıs, Hatay , Boğazlar ve Musul gibi konulardır.</span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><b>2. Osmanlı Devlet&#8217;inden İngilizlere Musul&#8217;un Geçişi </b></span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">   &#8221;Arapça’da kavşak, vusul, kavuşulacak yer anlamına gelen Musul ismini bu mevkideki Dicle nehrinin kollarının bir yatakta atmak üzere birleşmesinden almıştır.&#8221; (Kaya, 2004:113). Musul, yeraltı kaynağı olarak zengin, etnik yapısı olarak çoklu bir yapıda olması ayrıca bulunduğu yer itibariyle de birçok devletin çıkarları hedef noktasına girmiştir.  Musul, birçok devletin üzerinde hüküm sürdüğü bir bölge olmuştur. Nitekim Osmanlı devleti’de Musul zamanı geldiğinde fethetmiştir.&#8221; 1514 yılında çıktığı Çaldıran Seferinde, Safevilere ağır bir yenilgiye ve bu devleti kökünden sarsmıştır. 1516 tarihinde ise Musul tamamen Osmanlı Devleti egemenliğine girdi.&#8221; (Kaya, 2004:117). Mondros Anlaşmamasının imzalanmasına kadar Osmanlı Devleti&#8217;nin bir toprağı olarak kalmıştır. Ayrıca Irak Cephesinin en önemli bir bölümünü Musul teşkil ediyordu. Ruslar ile İngilizlerin birleşmesini engelliyordu. Neden İngilizler için Musul bu kadar önemliydi?</span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">   Sanayi Devriminden sonra ortaya çıkan hammadde arayışları İngilizlerin yönünü Ortadoğu’ya doğru çevirmiştir. Sömürgeci bir anlayışla ilerleyen ingilizler, ana politikalarını petrolün bulunduğu bölgeleri işgal etmek olduğunu, Irak’ı tamamen işgal ederek göstermiştir. &#8221;8 Kasım 1918 sabahı Musul’a girerek, hükümet binasındaki Türk bayrağını indirmiş, İngiliz bayrağını çekmişlerdir.&#8221;(Tansel,1991:31). &#8221;Musul tamamen İngilizlerin himayesine geçmiştir. Musul işgal edilmesine müteakip şehirde yağma ve çapul hareketleri başladı.&#8221; (Tansel,1991:35).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>    3.  Türkiye&#8217;nin Lozan&#8217;da İmtihanı : Musul</strong></span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">  Türklerin Lozan’da birçok kez Musul’un bizde kalması için geçerli savunmalarına rağmen Musul Irak’ta kalmıştır. Aslında Musul’un Türkiye’den kopuşunun birden çok nedeni mevcuttur. Bunlardan en önemlisi yeni kurulmuş bir Türkiye Cumhuriyeti rejimini yeni oluşturmuş olması ve halkının belli bir çoğunluğunun okuma yazma bilmemesi, ekonominin çökmüş vaziyette bulunması Musul ile ilgilenilmemesinin geçerli bir nedeni olmuştur. Musul’dan ziyade ilgilenilmesi gereken daha başka sorunlar olmuştur. Tekrardan İngiltere ile tekrardan bir savaşa girmenin hem tehlikeli olması hem de ekonomimiz kaldırmayacak olması göz önünde tutulmuştur. Bunlardan en önemlisi de yorgun bir halkın olmasıdır. Musul&#8217;un çoklu bir etnik yapısı bulunmaktadır.İngiltere bu çoklu yapının aleyhimize nasıl olması gerektiğini çoktan bulmuş hatta Mekke Şerifi Emir Hüseyin’i Osmanlı’ya karşı kullanmıştır. İngilizlerin bu etnik yapının içerisinde yok saydığı tek bir etnik yapı vardır. O da Türkmenlerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">       <strong>  SONUÇ</strong></span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">   Günümüzde Musul’ un Türkiye açısından önemle üzerinde durulmasının Türkmenlerin o bölgede yaşıyor olmasıdır. Musul, Türkiye açısından herhangi bir &#8221;sorun&#8221; arz etmeyen bir bölgedir. Musul hala Musul olarak kalacak ve kalmaya da devam edecektir.  Fakat petrolün halen orada bulunması batılı devletlerin ‘‘sorunu’’halinde kalmaya devam edecektir. Sonuç olarak burada üzerinde durulan konu Musul devletlerarası tartışılan  politik, ekonomik ve sosyal bir sorun olmasıdır. Batılı devletler açısından bu makalede Musul bir sorun mu yoksa Musul&#8217;un kendi içerisindeki sorunu mu ele alınmakta olduğu sorusuna verecekleri doğru cevaba bağlıdır.</span></p>
<hr />
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>Kaya, Zafer. Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C. 1, S.8, 2004.</p>
<p>Tansel, Selahattin. Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, İstanbul, MEB yayınları, 1991.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/gecmisten-gunumuze-musul-sorunu.html">Geçmişten Günümüze: Musul Sorun(u) Mu?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki Devlet Bir Millet: Hocalı Soykırımı</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/hocali-soykirimi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melahat Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 20:41:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistanın Azerbaycana katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Hocalı Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[iki devlet bir millet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=4194</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batı’da Viyana’dan doğu’da ise Kafkaslardan ne zaman çekildik işte o zaman tarih sahnelerinde Türklerin zulüme uğradıklarını görmeye başladık. Yüzyıllar boyunca aynı topraklar içinde hoşgörü içinde yaşarken bir anda neden bunlar yaşandı? Yaşanılan onca acı, onca dökülen kan olmasına rağmen arkasında durup savunmadığımızda bir gerçektir. Buraya kadar anlatılan herşey olayların felsefik kısmıdır. İnsanlığın asıl  en büyük  [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/hocali-soykirimi.html">İki Devlet Bir Millet: Hocalı Soykırımı</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img title="türkiye-azerbaycan-bayrakları-630x324 İki Devlet Bir Millet: Hocalı Soykırımı  "decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4195" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/02/türkiye-azerbaycan-bayrakları-630x324.jpg" alt="türkiye-azerbaycan-bayrakları-630x324 İki Devlet Bir Millet: Hocalı Soykırımı  " width="630" height="324" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/02/türkiye-azerbaycan-bayrakları-630x324.jpg 630w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/02/türkiye-azerbaycan-bayrakları-630x324-300x154.jpg 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Batı’da Viyana’dan doğu’da ise Kafkaslardan ne zaman çekildik işte o zaman tarih sahnelerinde Türklerin zulüme uğradıklarını görmeye başladık. Yüzyıllar boyunca aynı topraklar içinde hoşgörü içinde yaşarken bir anda neden bunlar yaşandı? Yaşanılan onca acı, onca dökülen kan olmasına rağmen arkasında durup savunmadığımızda bir gerçektir. Buraya kadar anlatılan herşey olayların felsefik kısmıdır. İnsanlığın asıl  en büyük  ayıbı  ‘‘Hocalı Katliamı’’dır. Soykırım mı yoksa tehcir mi uzun zamandır konuşulan bir meseledir. Fakat bu konu devletlerarası politikalara göre değiştiğide görülmektedir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">‘‘Yukarı Karabağ bölgesinin en önemli tepelerinden birisinde olan Hocalı köyü stratejik olarak Ermenistan Silahlı Kuvvetleri için askeri bir hedef niteliğinde idi. Hocalı stratejik olarak Karabağ dağ silsilesinde Ağdam-Şuşa, Eskeran-Hankendi yollarının üzerinde yerleşmektedir. Hocalı’nın coğrafi-stratejik konumu Ermeni silahlı birliklerinin buraya saldırmasına müsaitti. Hocalı Hankendi’nin 10 km güneydoğusunda bulunmaktadır. Karabağ’daki tek havaalanı Hocalı’dadır(Oğan [web]).’’</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">  1988 yılında başlayan Azerbaycan-Ermenistan savaşın’dan dolayı Azerbaycan’da yaşayan birçok insan topraklarını bırakıp göç etmek durumunda kalmıştır. ‘‘Ermenistan Silahlı Kuvvetleri 12 Mayıs 1994 tarihine kadar Dağlık Karabağ’ın tamamı da olmak üzere toplam 890 rayondan (mahalle, semt, bölge) ibaret Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiştir. Dağlık Karabağ ve çevre rayonlarının işgaline kadar giden bu süreçte en belirgin olay 26 Şubat 1992 tarihinde Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’nin Hankendi’nde konuşlanan 366. Rus Motorize Zırhlı Alayı’nın Hocalı’da yaptığı katliam olmuştur(Sarı,2015: 106).’’ Bu katliamda ermeniler kadın, çocuk, yaşlı demeden birçok insanı acımasızca katlederek öldürmüştür. Cesetlerin üzerinde yapılan incelemelere göre birçoğunun gözlerinin oyulduğu, kafalarının kesilerek katledildiği görülmüştür. Katliama tanık olan bir gazeteci; “Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk’ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı Katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, dört gün boyunca olayı kamuoyundan gizlemeye çalıştı. Bütün Azerbaycan yaşananlar nedeniyle şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlardan tipi altında Ağdam’a ulaşabildiklerinde çoğunun ayakları donmuş- tu. Bazılarının ayakları kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmıştı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Ağdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmiştir(İHH,2014:11).’’</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">    Uluslararası alanda, BM, AB ve uluslararası kuruluşlar bu konuda  tepki göstermemiştir. BM Güvenlik konseyinin almış kararlar ile bunca katliama rağmen Azerbaycan topraklarının Ermeniler tarafından işgali olduğu belirtilmiştir. ‘‘ Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır(Oğan [web]).’’ Türkiye Cumhuriyeti olarak Hocalı soykırımına yönelik siyasal çalışmalarımızın yanında ayrıca toplumsal olarak bu soykırımın duyurulması için çalışmalar yapılması gerekmektedir. Biz iki devlet bir milletiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">KAYNAKÇA</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">OĞAN, S. (2014). Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar Ve Hocalı Soykırımı, http://www.turksam.org/tr/makale-detay/413-turklere-karsi-yapilan-soykirimlar-ve-hocali-soykirimi (Erişim Tarihi: 28.02.2018)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">SARI, Gökhan,&#8221; 1915 TEHCİRİNDEN 1992 HOCALI’YA SOYKIRIM İDDİALARI</span><br />
<span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">ÇERÇEVESİNDE ERMENİ SORUNU&#8221;, Güvenlik Bilimleri Dergisi,  C.4 ,S.4, Kasım 2015.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">İHH İnsani  ve Sosyal Yardımlaşmalar Merkezi, 22. Yıl Dönümünde Hocalı Katliamı, Şubat 2014.</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/hocali-soykirimi.html">İki Devlet Bir Millet: Hocalı Soykırımı</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bölgesel Dengesizliğin Önlenmesi: Kalkınma Ajanslarının Rolü</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/bolgesel-dengesizligin-onlenmesi-kalkinma-ajanslarinin-rolu.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melahat Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2017 19:27:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[1923'ten Günümüze Kalkınma Kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[APK]]></category>
		<category><![CDATA[İl gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Kalkınma Ajansları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=3141</guid>

					<description><![CDATA[<p>                  &#160;    Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte yeni bir döneme girilmiş ve ulusal anlamda ekonomik kalkınma hedeflenmiştir. Ekonomik olmasının sebebi I. Dünya Savaşından yeni çıkmış bir ülke olmamız denilebilr. 1923 yılında İzmir iktisat kongresinin toplanmasıyla ekonomik, sosyal ve coğrafi gelişme hedeflenmiştir. 1923-1960 yılları arasında ülkemizde birçok siyasi ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/bolgesel-dengesizligin-onlenmesi-kalkinma-ajanslarinin-rolu.html">Bölgesel Dengesizliğin Önlenmesi: Kalkınma Ajanslarının Rolü</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>                 </strong></p>
<p><img title="kobi_lere_finansal_cozumler_h5845_857d8-1-300x138 Bölgesel Dengesizliğin Önlenmesi: Kalkınma Ajanslarının Rolü  "decoding="async" class="wp-image-3142 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2017/12/kobi_lere_finansal_cozumler_h5845_857d8-1-300x138.jpg" alt="kobi_lere_finansal_cozumler_h5845_857d8-1-300x138 Bölgesel Dengesizliğin Önlenmesi: Kalkınma Ajanslarının Rolü  " width="577" height="266" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2017/12/kobi_lere_finansal_cozumler_h5845_857d8-1-300x138.jpg 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2017/12/kobi_lere_finansal_cozumler_h5845_857d8-1.jpg 611w" sizes="(max-width: 577px) 100vw, 577px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>   </strong>Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte yeni bir döneme girilmiş ve ulusal anlamda ekonomik kalkınma hedeflenmiştir. Ekonomik olmasının sebebi I. Dünya Savaşından yeni çıkmış bir ülke olmamız denilebilr. 1923 yılında İzmir iktisat kongresinin toplanmasıyla ekonomik, sosyal ve coğrafi gelişme hedeflenmiştir. 1923-1960 yılları arasında ülkemizde birçok siyasi ve sosyal hadiselerin meydana gelmesi, iktisadi olarak gerilmiş olduğumuzu düzenli bir kalkınma planlarının bulunmamasını göstermektedir. 1950’li yıllardan sonra çok partili hayata geçilmesiyle birlikte hükümetlerin politikaları, genel geçim kaynağı olan tarım alanlarına ilgi artmıştır. Demokrat Parti iktidarlığı döneminde yapılan Marshall Planı bu hususta bir örnek oluşturmaktadır. Tarımda makineleşmeye geçilmesiyle birlikte insangücüne olan ihtiyacın azalması kırsal alandan kente iç göç başlamıştır. Bu olaya 1960 devriminden sonra daha da artmıştır. Bunun sonucunda 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatının kurulmasıyla kalkınma kavramına ivme katılmıştır. Kalkınma politikalarının 5 yıllık yapılmaya başlamasıyla ülkemiz açısından hem uluslararası kuruluşlara üyelikler ve küreselleşme ile ulusal çapta da kalkınma hedeflenmiştir. Göç olgusu ile yaşanılan problemlerin açısından; geri kalmış bölge, gelişimi duraksamış ve aşırı kalabalıklaşmış bölgeler ortaya çıkmıştır. Bölgelerarası dengesizliğin sonucunda alt yapı olanaklarının yetersiz kalması, bölgelerarası kaynak dağılımı olumsuz etkilenmiştir. Bu adaletsizliğin giderilmesi için 1980-1981 yılları arasında Araştırma Planlama Kurumu (APK) birimleri açılmıştır. Her ilde açılması hedeflenmesine rağmen maalesef açılamamıştır. Siyasetin kurbanı olan APK’lar döneminin en büyük sorunu olan merkeziyetçiliğin aşırılığı, yerel katılımın eksikliği ve sektörler arası bütünsellik olmayışıdır. 1999 yılında bölgesel adaletsizliğin artması üzerine Kalkınma Ajansları gündeme gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">    Kalkınma ajansları; “merkezi hükümetlerden bağımsız bir idari yapıda, sınırları çizilmiş bir bölgenin sosyo-ekonomik koşullarını geliştirip canlandırmak amacıyla kurulmuş ve faaliyetlerini tamamen veya kısmen kamunun finansa ettiği kurumlar” olarak tanımlanmaktadır(Arsalan, 2010: 90). Kalkınma ajansları bölgesel adaletsizlik açısından yerele inmiş ve köyler, ilçeler ve illere doğru politikalar uygulamıştır. Her ilde, ilçede bir üniversite kurulması politikasıyla üniversitelerin eğitilmiş insan yetiştirmekten ziyade bulunduğu yeri kalkındırma misyonu, ayrıca üniversitelerin bünyesinde bulunan gelişim enstitüleri ile girişimcilerin reel gelirlerinin doğru kullanılmasını yardımcı olması kalkınma ajanslarının bölge kalkınması hedeflerinin bir sonucudur. Kalkınma Ajansları bu açıdan ‘‘Yönetişim’’ kavramını ön plana çıkartmıştır. Kalkınma Ajansları ile geri kalmış bölgelerin kalkınması için &#8221;DOKAP, GAP, DAP ve KOP bir çok proje hayata geçirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">   Sonuç olarak bölgesel adaletsizliğin giderilmesi için ilk koşul köylerin gelişimidir. Gelişimin olumlu etkisi ilçelerin gelişimini katkı sağlar ve ilçelerde illerin gelişimine etkiler son olarak iller arası kalkınmada bölgelerin kalkınmasını etkileyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">KAYNAKÇA</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">ARSLAN, Erdal., (2010), Kalkınma Ajansları ve Kalkınma Ajanslarının Türkiye Ekonomisinde Beklenen Katkıları, Kamu-iş; C:11, S:3, s.90</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/bolgesel-dengesizligin-onlenmesi-kalkinma-ajanslarinin-rolu.html">Bölgesel Dengesizliğin Önlenmesi: Kalkınma Ajanslarının Rolü</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahıska Türkleri: Bu Bir Soykırım Değil Mi?</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/ahiska-turkleri-bu-bir-soykirim-degil-mi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melahat Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2017 09:02:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahıska Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fergana olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Gürcistan]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=2258</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160;    1528’den 1828 Rus işgaline kadar Anadolu Türklüğünün ayrılmaz bir parçası olan Ahıska, bugünkü Gürcistan sınırları içerinde yer alan, Türkiye sınırına 15 km. uzaklıktaki eski bir Türk yurdu merkezidir(Biray;2006,52). Bu bölgede, Hz. Osman döneminde Müslümanlar, 1068 yılında Selçuklu ve Moğolların yönetimindedir. 1578 yılında Osmanlı hâkimiyetine geçen bu bölge eyalet merkezine haline getirilmiştir. Rusların sıcak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ahiska-turkleri-bu-bir-soykirim-degil-mi.html">Ahıska Türkleri: Bu Bir Soykırım Değil Mi?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img title="0E958CD1-7483-4D2A-993C-E9594564F820 Ahıska Türkleri: Bu Bir Soykırım Değil Mi?  "loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2263" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2017/11/0E958CD1-7483-4D2A-993C-E9594564F820.jpeg" alt="0E958CD1-7483-4D2A-993C-E9594564F820 Ahıska Türkleri: Bu Bir Soykırım Değil Mi?  " width="500" height="332" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2017/11/0E958CD1-7483-4D2A-993C-E9594564F820.jpeg 500w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2017/11/0E958CD1-7483-4D2A-993C-E9594564F820-300x199.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p style="text-align: justify;">   1528’den 1828 Rus işgaline kadar Anadolu Türklüğünün ayrılmaz bir parçası olan Ahıska, bugünkü Gürcistan sınırları içerinde yer alan, Türkiye sınırına 15 km. uzaklıktaki eski bir Türk yurdu merkezidir(Biray;2006,52).<br />
Bu bölgede, Hz. Osman döneminde Müslümanlar, 1068 yılında Selçuklu ve Moğolların yönetimindedir. 1578 yılında Osmanlı hâkimiyetine geçen bu bölge eyalet merkezine haline getirilmiştir. Rusların sıcak denizlere inme amaçları 9.yüzyılda Kafkasya’yı ele geçirmesiyle başlamıştır. Bu doğrultuda Osmanlı Devletini ele geçirmek en önemli hedef halindedir. Osmanlıya ulaşmak konusunda stratejik bir noktada yer alan Ahıska bulunmaktadır. Rusların bu amaç doğrultusunda yaptığı katliamlar tarihte çok fazla kaynaklık edilmektedir.<br />
1829 Osmanlı-Rus savaşından sonra imzalanan Edirne Anlaşması’yla bu topraklar Ruslara terk edilir.1853-1856 Osmanlı –Rus savaşında Osmanlı ordusuna yardım ettikleri gerekçesiyle Çarlık Rusya’sında acımasızca cezalandırılan Ahıska Türklerinin bir kısmı Erzurum’a göç eder. 1918 Mondros Mütarekesi sonrasında kısa bir süre Milli Şura Hükümeti yönetiminde bağımsız olan bölge, 1919’da Gürcistan tarafından işgal edilir. Ahıska, işgalden bu yana Gürcistan yönetimindedir(Biray;2006,52). Bazı savaş stratejileri doğrultusunda Ahıska Türklerin sırf Osmanlı’dan tarafa olması, Rusya için Ahıska Türkleri daha fazla göze çarpmaya başlamıştır. Rusya bazı Ahıska Türklerini acımasızca öldürülmüş, bazılarını da sürgüne göndermiştir. Sürgüne gönderilen çoğu Ahıska Türkünün soyadları ve uyrukları değiştirilmiş hatta II. Dünya Savaşına kadar askere dahi alınmadıkları halde Almanlara karşı savaşmaları için 40.000 tecrübesiz ve  masum insanları ailesinden ayırarak cephelere gönderilmiştir. Savaşta 25.000 kadar Ahıska Türkü ölmüştür. Geri kalanlar ise sakatlanmış ya da yaralanmıştır. Savaştan sakat ya da yaralı dönen Ahıska Türkleri bir çoğu ailesini bulamamıştır. Bunun sebebi ise savaşa gitmeyen kadın, yaşlılar ve çocukları yük ve hayvanları taşıyan trenler ile Özbekistan, Kırgızistan, Sibirya ve Kazakistan gibi ülkelere sürdürülmesidir. 14 Kasım 1944 yılında birçok Ahıska Türkleri, SSBC tarafından Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’dan tahliye edilmesi istenilmiştir. Bu karar sonucunda Ahıska Türklerinin malı mülkü Gürcü ve Ermenilere verilmiştir. Aslında SSCB’nin belirttiği sürgün sayısı raporunda 90.000 bulunduğu halde 115.000, hatta bazı kaynaklarda bu sayıdan daha fazla olduğu belirtiliyor. Sonuç olarak Ahıska Türkleri bu bölgelerden tahliye edilmiştir. Rusların bir nevi sürgün amacı Ahıska Türklerinin asimile olup benliklerini unutturmaya çalışmaktır. Ancak bu amacına Rusya ulaşamamıştır. Dilini, dinini, kültür ve geleneklerini sımsıkı sarılarak hiçbir zaman asimile olmamışlardır. Sözü geçen bazı büyük devletlerin oyunları sonucunda 1989 yılında Özbek ve Ahıska Türkleri arasında kan dökülmüştür. Bu olaylar sonucunda malesef Ahıska Türklerinin birçoğu Rus askerlerine himayesine sığınmıştır. Ahıska Türkleri için bu ya ikinci, üçüncü ya da dördüncü sürgünü olmuştur ve yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kalmışlardır. 1989 Fergana olaylarından dolayı Rusya’dan da göç edilmesi istenmektedir. Ahıska Türklerinin oturma ve çalışma izinleri verilmemekte hatta Ermenilerle karşı karşıya getirilmiştir. Bir kısmı ABD’nin izni üzerine ABD’ye göç etmiştir. SSCB’nin 1990’da dağılmasıyla bağımsız bir devlet olan Gürcistan, Ahıska Türklerinin göç etmemesi için soyadlarını ve uyruklarını Gürcüce edeceği gibi asimile edici şartlar ortaya koymuştur. Türkiye’de ise Artvin, Iğdır, Kars, İstanbul gibi şehirlerimizde yaşamaktadırlar. Sonuç olarak zor şartlar altında yaşamalarını sürdüren benliklerinden ödün vermeyen Ahıska Türkleri, Sovyetler tarafından soykırım olmuştur.</p>
<p>KAYNAKÇA<br />
BİRAY, Nergis, ‘‘Sürgünden Honaz’a Ahıska Türkleri’’, Uluslararası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu, 6-7-8 EYLÜL 2006, s. 52-54.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ahiska-turkleri-bu-bir-soykirim-degil-mi.html">Ahıska Türkleri: Bu Bir Soykırım Değil Mi?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Sürdürülebilir Kalkınma Politikaları ve Yerel Yönetimlerin Rolü</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-surdurulebilir-kalkinma-politikalari-ve-yerel-yonetimlerin-rolu.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melahat Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Oct 2017 13:37:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi ve Finans]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[yerel gündem 21]]></category>
		<category><![CDATA[yerel yönetimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikkaynak.com/?p=1785</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya, bugün 4.54 milyar yaşında ve insanoğlu yüzyıllar boyunca doğayı sınırsız bir kaynak olarak görmüş ve onu hor kullanmıştır. Çevre dinamik bir mekanizmadır. Kendini sürekli yenilemektedir. Yenileyemediği andan itibaren ise kirlenmenin ve hor kullanımın etkisi görülmeye başlamaktadır. Bütün bu olgular sonucunda, hızla artan nüfus olgusu ve negatif yönde ilerleyen doğal kaynak sorunu, yeni çözüm arayışlarını [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-surdurulebilir-kalkinma-politikalari-ve-yerel-yonetimlerin-rolu.html">Türkiye’de Sürdürülebilir Kalkınma Politikaları ve Yerel Yönetimlerin Rolü</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Dünya, bugün 4.54 milyar yaşında ve insanoğlu yüzyıllar boyunca doğayı sınırsız bir kaynak olarak görmüş ve onu hor kullanmıştır. Çevre dinamik bir mekanizmadır. Kendini sürekli yenilemektedir. Yenileyemediği andan itibaren ise kirlenmenin ve hor kullanımın etkisi görülmeye başlamaktadır. Bütün bu olgular sonucunda, hızla artan nüfus olgusu ve negatif yönde ilerleyen doğal kaynak sorunu, yeni çözüm arayışlarını zorunlu kılmıştır. Bu çerçevede ülkelerin çözüm arayışları önceleri; devlet planları, hükümet politikaları ve yasalara taşınmıştır. Bütün bu kavram ve tanımlar genelde politika ve hükümet programları üzerinde kalmış, soruna çözüm olamamıştır. Bu soruna çözüm olarak ‘‘sürdürülebilir kalkınma’’ kavramı kullanılmıştır. Kavramın ana teması; doğal kaynakların, tükenmeden gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak, yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve kullanılmasını teşvik edici hükümet programları ve politikalarını harekete geçirmek istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalkınma kavramı II. Dünya Savaşından sonra ülkelerin gündemlerini derinden meşgul eden bir konu haline gelmiştir. Kalkınmada önceleri, ekonomik ve teknolojik gelişmeler yön bulmuştur. Çevre, ekonomik ve teknolojik gelişmelerin arka planında kalmıştır. Ekonomisi ve teknolojisini geliştiren ülkeler, artan nüfus olgusuyla birlikte beşeri unsurun çevreye verdiği tahribata çözüm arayışlarına girmişler ve bu konuda konferanslar, raporlar ve ortak bildiriler yayınlamışlardır. 20. yüzyılın sonlarına doğru 1987 yılında, Gro Harlem Brundtland tarafından Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu için hazırlanan ‘‘ Ortak Geleceğimiz ’’ raporu; kalkınmada çevre sorunlarının çözümünde ‘‘ sürdürülebilirlik ’’ kavramını gündeme getirmiştir. Bu kavram çevre sorunlarının çözümünde dönüm noktası olmuş ve hükümetlerin programları ve politikalarında yerini almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde ise bu kavrama 1963-1994 yıllarını kapsayan Beş Yıllık Kalkınma Planlarında rastlanılmamıştır. 1996-2000 yılları arasını kapsayan 7. Beş Yıllık Kalkınma Planında gündeme gelmiş ve bunu izleyen diğer Beş Yıllık Kalkınma Planlarında yerini almıştır. Bu bağlamda ülkemizde 1996 yılında BM İstanbul Habitat II Konferansı ivmesiyle gündeme gelen Yerel Gündem 21 kavramıdır. Bu kavram 1997 yılı  sonunda gündemde yerini alan ve kalkınmanın yerel boyutta incelenmesi ve katılımcılığı sağlamasını hedeflemiştir. Bu olgu çerçevesinde kent konseyleri, kadın meclisleri, gençlik meclisleri gibi meclisler açılarak; katılımcı ve yerel demokrasi geliştirilerek kalkınma hedeflerine ulaşma amaçlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><img title="1DA7F3C1-8116-444A-AE47-3CA9BF39E667 Türkiye’de Sürdürülebilir Kalkınma Politikaları ve Yerel Yönetimlerin Rolü  "loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1786" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2017/10/1DA7F3C1-8116-444A-AE47-3CA9BF39E667.jpeg" alt="1DA7F3C1-8116-444A-AE47-3CA9BF39E667 Türkiye’de Sürdürülebilir Kalkınma Politikaları ve Yerel Yönetimlerin Rolü  " width="265" height="255" /><span id="more-1785"></span></p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>ÇİÇEK, Yeter (2014), ‘‘Geçmişten Günümüze Yerel Yönetimler’’, KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 11, Sayı 1, s.53-64.</p>
<p>ÇOBAN, Ayşe-KILIÇ, Selim(2009), ‘‘Türkiye’de Yerel Yönetimlerin Çevreye Yönelik Politikaları: Konya Selçuk Belediyesi SELKAP Örneği’’, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 22, s.117-130.</p>
<p>DENİSENKO, Lutmila (1998), ‘‘Habitat ve Yönetişim, Sivil Toplum İçin Kent, Yerel Siyaset ve Demokrasi Seminerleri’’, Demokrasi Kitaplığı, WALD Yayınları, İstanbul.</p>
<p>ERAYDIN, Ayda(2004),‘‘Bölgesel Kalkınama Kavram Kuramı ve Politikalarında Değişimler’’, Kentsel Ekonomik Araştırma Sempozyumu, Cilt 1, s.126-146.</p>
<p>KAYA, Erol (2005), Kent Yönetiminde Yeni Yaklaşım Yerel Kalkınma Yönetimi, TBMM Kütüphanesi Depo, İstanbul.</p>
<p>KAYIKÇI, Murat (2012), Çevre ve Kalkınma Söylemi, Orion Kitabevi, Bolu.</p>
<p>KESKİN, Hidayet-SUNGUR, Onur (2010), ‘‘Bölgesel Politika Ekseninde Yaşanan Dönüşüm: Türkiye’de Kalkınma Planlarında Bölgesel Politikaların Değişimi’’, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 2010, Sayı 21, s. 271-293.</p>
<p>TIRAŞ, Hayrettin (2012), ‘‘Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevre: Teorik Bir İnceleme’’, KSÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 2, s. 57-73.</p>
<p>ÖZMEHMET, Ecehan (2008), ‘‘Dünyada ve Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Yaklaşımları’’ Yaşar Üniversitesi Dergisi, Cilt 3, Sayı 12, s. 17.</p>
<p>YILDIZ, Bahadır – ILGAZ, Hale – SEFEROĞLU, Sadi (2010), ‘‘Türkiye’de Bilim ve Teknoloji Politikaları: 1963’den 2013’e Kalkınma Planla rına Genel Bir Bakış’’, 10-12 Şubat Akademik Bilişim Konferansı, Muğla, s.1-5.</p>
<p>YALÇIN, Alper – YALÇIN, Sevda (2013), ‘‘Sürdürülebilir Yerel Kalkınma İçin Cittaslow Hareketi Bir Model Olabilir Mi? ’’, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, Cilt 5, Sayı 1, s. 32-41.</p>
<p>YALÇIN, Alper &#8211; YALÇIN, Sevda(2012), “Türk Devletleri ve Topluluklarında Yaşanabilir Kentler Birliği -Cittaslow Benzeri Sürdürülebilir Yerel Kalkınma Model Önerisi”, 10.Uluslararası Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi, Simferepol, Ukrayna.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-surdurulebilir-kalkinma-politikalari-ve-yerel-yonetimlerin-rolu.html">Türkiye’de Sürdürülebilir Kalkınma Politikaları ve Yerel Yönetimlerin Rolü</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
