﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasan Yurdakul | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/yazar/hasanyurdakul/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 May 2020 18:34:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Hasan Yurdakul | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turk-dusunce-dunyasinda-yol-izleri.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Yurdakul]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2020 18:34:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=10397</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri Kurtuluş Kayalı İletişim Yayınları, 2005, İstanbul Sayfa: 264 Kitap Türk düşünce hayatında sosyal bilimlerin ve özellikle sosyolojinin hem düşünür hem de eserlerinin incelenmesine odaklanmıştır. Türkiye’nin yakın tarihi içerisinde Türk sosyal biliminin gelişmesine önemli katkı sağlayan ve günümüzdeki çalışmalara da yol gösteren “Hilmi Ziya Ülken, Mümtaz Turhan, Mübeccel Kıray, Niyazi Berkes, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turk-dusunce-dunyasinda-yol-izleri.html">Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri</p>
<p>Kurtuluş Kayalı</p>
<p>İletişim Yayınları, 2005, İstanbul</p>
<p>Sayfa: 264</p>
<p>Kitap Türk düşünce hayatında sosyal bilimlerin ve özellikle sosyolojinin hem düşünür hem de eserlerinin incelenmesine odaklanmıştır. Türkiye’nin yakın tarihi içerisinde Türk sosyal biliminin gelişmesine önemli katkı sağlayan ve günümüzdeki çalışmalara da yol gösteren “Hilmi Ziya Ülken, Mümtaz Turhan, Mübeccel Kıray, Niyazi Berkes, Cemil Meriç” gibi düşünürlerin eserlerinin içerik, yöntem ve tema olarak nelere nasıl odaklandıkları ve birbirlerini nasıl etkiledikleri ifade edilmektedir. Özellikle 1940’lı yıllardan başlayan ve 1980’li yıllara kadar uzanan bir sürçte Türk düşünce ortamı ve Türk kültürü ile ilgili önemli yorumlar eserin iskeleti olarak belirlenmiştir.  Dil-Tarih-Coğrafya fakültesinin hocalarının sosyolojik ve Türkiye&#8217;nin toplumsal yapısıyla ilgili yapmış olduğu çalışmaların özüne inen eser o dönemin siyasal ve toplumsal iklimini de okuyucuya iletmektedir. Dönemin sosyal bilimsel açıdan fotoğrafını çeken eser geçmişin bilimsel mirasının nasıl yorumlandığını ve Türkiye’deki sosyal bilim alanın nasıl politize olduğunu ve Türk entelektüelinin bunalımlarını anlatmaktadır.</p>
<p>Yazar kitabın ilk bölümlerinde Türk aydını iki tipe ayırmakta olup, Türkiye&#8217;nin gerçekliğinden uzak bir yapıda olduklarını vurgulamaktadırlar. 1960’lı yıllarının Türkiye’sinin hem siyasal açıdan hem de toplumsal açıdan dönüşümleri akademi camiasında farklılıklara yol açtığı ifade edilirken yansımalarının 1990’lı yıllarda olduğu ve bu yıllardaki entelektüeller ile akademisyenleri ne şekilde etkilediği vurgulanmaktadır. 1960’lı yıllardan bu yana Türk aydınının politik alanda kalması eleştirilen en önemli konu olmaktadır.  Türk aydının çıkartılan tipolojisi şu yöndedir ; “Türk aydını güncel meselelere gömülüdür; bu meseleleri çözmeyi kendine misyon biçmiştir, bunun yolu ise siyasette olmaktır; Türk aydını bir siyasal partiye kendisini mahkum hissetmektedir”. Türk aydının siyasallaşması bu bağlamda toplumdan kopuk olmasına, yani hangi dünyaya kulak kesilmişse, diğerine sağır kalmasını doğurmuştur. Tüm bunlar Türkiye düşünce tarihinin gelişimi önünde birer engeldir.</p>
<p>Hilmi Ziya Ülken’in diğer düşünürlerden farkını ortaya koyan yanın ise siyasal anlamda bir yakınlığın gözle görünür olmadığı, toplumsal meselelere daha bütüncül bir şekilde baktığı yönünde olmaktadır. Bunun dışında Niyazi Berkes ve Behice Boran gibi aydınların eserlerinin Türk literatürüne önemli katkıları olduğu vurgulanırken seçmiş oldukları yol ve yöntemler, siyasal kulvar bu düşünürlerin eserlerinde belirli kısırlıkları doğurduğu ifade edilmiştir; özellikle de hem sağ hem de sol kanatta yer alan düşünürlerin eserlerinde belirli konuların ön plana çıkartılarak diğer konulardan uzak kalmaları eleştirilmiştir. Özellikle batı gerilimi ve kültürel gerilim hemen hemen tüm düşünürlerin ortak noktasını oluşturmuş görünmektedir. Türk aydının özellikle de Turhan ve Berks’in kültür konusuna odaklanarak diğer meselelere bakış açısı geliştirememeleri kendinden sonrakileri de etkilemiştir. Söz konusu bu durum Türkiye&#8217;nin bilimsel ilerleyişinin önünde engel olarak görülmüştür.</p>
<p>Said Halim Paşanın içinde bulunduğu dönemi yorumlaması, batı ve batılılaşma hakkındaki görüşleri onu diğer aydınlardan ayıran bir yapı olmaktadır. Halim paşa hem iç meseleleri hem de batı sorununu iyi bir şekilde gözlemlenmiş Osmanlı’nın ve İslamiyet’in toplumsal yaşamda önemini ifade ederek batı, batı olarak ele alınmalıdır ve doğu ve İslam kültürü ise ayrı. Bu onun meselleri bir birine karıştırmadığını ve duygusal olarak davranmadığını gösterir niteliktedir.</p>
<p>Kitabın ilerleyen bölümlerinde çizilen bu genel çerçeve ile beraber İslam&#8217;ın çağdaş işlevleri üzerine durulmuş tarih ve toplum açısından değerlendirilmesi yapılmış, daha sonra tarih-sosyoloji ve kültür çerçevesinde 1940’lı yıllardan 1980’lı yıllara kadar olan süreç ismi geçen aydınlar ve eserleri üzerinden ifade edilmiştir. Cumhuriyet döneminde sosyolojinin gelişmesinin yol izleri üzerine durulmuş düşünür ve eserlerinin yol ve yöntemleri tartışılmıştır. Bu dönem düşünürlerinin en büyük problemleri sosyolojik konuları güncel konular olarak tartışmaları olmuştur.</p>
<p>Türkiye aydınlarının tarih anlayışındaki sorunlara değinilerek, yöntem ve bilimsel açıdan siyasallaşması bir sorun olarak ifade edilmiştir. Bilimin siyasallaşması, doğuya ve doğu kültürüne sırt çevrilmesi, ampirik çalışmalara ağırlık verilmesi gibi konularda gezinen aydınların Cumhuriyet dönemi Türk düşüncesinin gelişiminde engeller olarak görülmüştür. Aynı zamanda bu durum Türk sosyal bilimlerinin tıkandığı nokta olarak ifade edilmiştir.  Bu dönem ve sonrası düşünürler birbirlerini etkilemiş görünmekte olup yanşan bu gelişmeler hem toplumun hem de aydının Avrupayı tanımayı ön plana çıkartmış, Avrupayı kendimizden daha iyi tanıdığımız ifade edilmiştir.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turk-dusunce-dunyasinda-yol-izleri.html">Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap İncelemesi: Sözlü ve Yazılı Kültür ( Sözün Teknolojileşmesi)</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-sozlu-ve-yazili-kultur-sozun-teknolojilesmesi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Yurdakul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Nov 2018 17:39:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=6492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sözlü ve Yazılı Kültür ( Sözün Teknolojileşmesi) Walter J. Ong Metis Yayıncılık, 2014 Bu kitap temelde sözlü ve yazılı kültür arasındaki farklılıkları ele almaktadır. Bu çalışmanın da ana konusu kitap doğrultusunda,  sözlü kültürün düşünme ve düşüncelerin anlatım biçimi üzerindeki etkisi ve sözlü kültürden etkilenen okuryazar düşünme ve anlatım biçiminin incelenmesi olmuştur. Kitap esasen söz ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-sozlu-ve-yazili-kultur-sozun-teknolojilesmesi.html">Kitap İncelemesi: Sözlü ve Yazılı Kültür ( Sözün Teknolojileşmesi)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px;"><strong>Sözlü ve Yazılı Kültür ( Sözün Teknolojileşmesi)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px;"><strong>Walter J. Ong</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px;"><strong>Metis Yayıncılık, 2014</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitap temelde sözlü ve yazılı kültür arasındaki farklılıkları ele almaktadır. Bu çalışmanın da ana konusu kitap doğrultusunda,  sözlü kültürün düşünme ve düşüncelerin anlatım biçimi üzerindeki etkisi ve sözlü kültürden etkilenen okuryazar düşünme ve anlatım biçiminin incelenmesi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitap esasen söz ve yazı ilişkisi üzerinde durmaktadır. Elektronik iletişim araçlarıyla matbaa arasında hissedilen farklar, bizi daha önce yazı ve söz arasında görülen ayrıma duyarlı kılmıştır. Bundan dolayı elektronik çağ, ikincil sözlü kültür çağı olarak adlandırılmaktadır. Varlığı yazı ve matbaa teknolojilerine dayanan telefon, radyo ve televizyona özgü sözlü kültürün çağıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazılı ve sözlü dil arasındaki ayrım üzerine okuryazarların yazılı ve sözlü anlatım dilini karşılaştıran birçok araştırmaların yapılmış olduğu bilinmektedir. Ancak bu kitap bu araştırmalar üzerine eğilmemektedir.  Burada söz konusu olan birincil sözlü kültür, yazıyla uzaktan yakından ilişkisi olmayan insanların sözlü kültürünü ele almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çağdaş dil bilim ekolleri bir yerde birleşmektedir. Bu yer insanı insan yapan “şey” konusudur. İnsanı insan yapan ne aletler kullanması, nede topraktan ürün elde etmesidir. İnsanı insan yapan asıl şey konuşmadır. İnsan bu konuşma sayesinde iletişimi dönüştürerek etkileşime geçmiş ve kuşaklara aktarılma yeteneği ortaya çıkmıştır. Bu özellik de yine insana özgü olmuştur. O zaman insanın yaşadığı her yerde dil ve konuşma vardır. Dilin temelini ise sesler oluşturmaktadır.  Dil, sese bağımlıdır ve tarih boyunca konuşulan binlerce beklide on binlerce dilden yaklaşık 106 tanesi edebiyat ürete bilecek şekilde yazıya bağlanabilmiş, büyük bir kısmı da hiç yazılmamıştır. Bugün konuşulan yaklaşık 3 bin kadar sadece 78 tanesinin edebiyatı bulunmaktadır.  Yazının icadından önce kaç dilin yok olduğunu, özünü yitirip başka dillerle kaynaştığını veya yok olduğunu belirleyecek bir yöntemde henüz bulunmuş değildir. Günümüzde bile konuşulan birçok dil yazılmış değildir. Çünkü bu dillere uygun bir yazı geliştirilmemiştir. Bundan dolayı değişmeyen olgu dilin temelindeki sözdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Söz ve sözlü anlatım yazısızda var olmaktadır. Sonuçta her sözlü dil yazılı değildir. Ancak yazı,  sözlü anlatım olmaksızın hiçbir zaman var olamamıştır. Söz yazıyı da kapsayan bir olgudur. Yazı inceleme dünyası için önemli bir olgudur. Bilim dünyası sıklıkla yazıya başvurmaktadır. Buda yazı ile bilim arasında bir bağ oluşturmaktadır. . Düşünce, birincil sözlü kültürle bile bir ölçüde analitiktir; çünkü düşünme eylemi, malzemesini oluşturan birimleri birbirinden ayırır. Fakat olayların veya önerilen gerçeklerin soyut, dizimsel, sınıflandırıcı ve açıklayıcı bir çözümlemesi okuma yazma bilmeden gerçekleşemez. Yazıdan habersiz birincil sözlü kültürde yaşayan insanlar pek çok şeyi öğrenebilirler; nitekim çoğu oldukça bilgiç ve bilgedir; fakat inceleme yapamazlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmacıların metin üzerinde yoğunlaşan ilgisi ideolojik sorunların doğmasına da neden olmuş görünmektedir. İlgilerini metne yönelten çoğu incelemeci, sözlü sözelleştirmenin normalde çalışma alanları olan yazılı sözelleştirmeyle bir oluğunu ve sözlü sanat biçimlerinin aslında sırf yazıya dökülmemiş birer metin olduğunu, üzerinde fazla düşünmeden kabullenmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Walter Ong, sözlü geleneğe yada sözlü edimlerin tür ve biçemlerin mirasına sözlü yazın demek biraz atı tekerleksiz araba olarak görmeye benzetir. Diyelim (bugüne dek hiç at görmemiş birine) at’ı tasvir etmek üzere yazınızı at kavramıyla değil, okurun kişisel deneyimine dayalı araba kavramıyla başlıyorsunuz. Tasviriniz boyunca atlara at değil tekerleksiz araba derseniz hiç at görmemiş ve fazlasıyla arabaya alışık okurunuza bu iki nesne arasındaki farkı tekerleksiz araba kavramından tüm araba fikrini çıkarıp o deyime atla ilgili tüm anlamları yükleyerek açıklamaya çalışmış olursunuz. Böylece tekerleksiz arabaların tekerleği yerine toynak denen geniş ayak tırnakları far veya arka ayna yerine gözleri, bir kat boya yerine tüy, yada kıl denen şeyleri olur ve araba benzinle değil arpayla beslenir. Böyle bir tasvirin sonunda at ne değilse o olup çıkar. Bu apofatik (bir şey söylenmeyecek deyip söylemek) tanımlama istediği kadar ayrıntılı ve kusursuz olsun yinede hiç at görmemiş araba sürücüsü okurlarınızda büyük bir olasılıkla epey garip bir at kavramı oluşur. İşte bu garip ve çarpık kavram sözlü yazı anlamına gelen sözlü yazın terimi için de geçerlidir. Birincil bir olguyu onu izleyen ikincil bir olgudan yola çıkıp farkları sıfıra indirerek açıklarsanız iki şey arasındaki gerçek farklar hiçbir zaman kavranamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözlü kültürün bir psikodinamiği vardır. Davranış nedenlerini bilinçaltında arayan neden de denile bilmektedir. Yazıdan hatta yazma olanağından habersiz bir kültürün nasıl olabileceğini okuryazarlar büyük bir zahmetle hayal edebilirler. Ses ancak varlığını yitirirken işitilir. Yalnız yok olabilir değil, özünde zaten geçicidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kelimelerin sözlü kültürde sesle sınırlanması anlatım biçiminin yanı sıra düşünme sürecini de etkiler. Ne anımsaya bilirsek onu biliriz. Anımsadığımız kadar biliriz. Bugün okuryazarların çalışma sonucu öğrendikleri veya anımsadıkları genelde yazıyla düzenlenmiş ve kullanıma hazırlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birincil sözlü toplumlarda düşünme ve anlatımın belleğe dayalı olduğunu fark etmek söze dayalı düşünme ve anlatımın kalıplaşmış biçimlenmesinden öte başka bazı özelliklerini de anlamamızı kolaylaştırır. Burada ele alınan özellikler sözlü kültürlerin düşüme ve anlatımını yazı ve matbaa kültüründen ayıran belli başlı birkaç nitelik olup yazı ve matbaa kültürüyle yetişmiş okurlara şaşırtıcı gelebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözlü ezber yeteneği son tahlilde sözlü kültürde çok değerli bir hazinedir. Ancak sözlü ezberin sözlü sanat biçimlerinde işleyiş tarzı okuryazar araştırmacıların eskiden varsaydıklarından epey değişiktir. Geçmişte okuryazar araştırmacılar sözlü kültürde ezberin tıpkı metin ezberi gibi tıpatıp kelime tekrarı olduğunu sanmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kültürel süreçlerle ile birlikte yazı insanın bilincinin yapısını değiştirmiş görüntüsü vermektedir. Yazı bir nevi özerk söylemdir, yeni bir dünyadır. Yazı doğası gereği dik kafalı ve inatçıdır. Bu durumu şöyle ifade edebiliriz, herkesin yanlış dediğini doğru diyen bir metin var olduğu sürece yanlışıyla yaşar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitaba göre; yazı insanı unutkan kılmaktadır. Yazı insanın kendi öz kaynaklarından yararlanması yerine dışa bağımlı hale getirmiş, öz kaynakları yitirtmiştir. Aynı zamanda yazı zihnide zayıflatmaktadır. Bunlar ile birlikte yazı konuşma gibi kendini savunamamaktadır. Yazı edilgendir ve kendi gerçekdışı yapay dünyasına kapalıdır. Tıpkı bilgisayar gibi. Yazı, matbaa ve bilgisayar, sözün büründüğü teknoloji çeşitlerinden biridir. Platon, insanlık dışı, nesnemsi olduğu ve belleği zayıflattığı için yazıyı suçlamıştır. Platon yazıyı teknoloji olarak görmüştür. Bugün ise yazıyı öylesine içselleştirmişiz ki matbaa ve bilgisayardan ayrı tutmaktayız. Söz konusu üç teknolojiden en zor olanı yazıdır. Çünkü gerek matbaa gerekse bilgisayar dinamik sesi suskun mekâna indiren kelimeyi yaşanan andan koparan yazının açtığı yolda ilerlemişlerdir. Yazı konuşmaya sadece bir ek değildir. Konuşmayı sözlü işitsel duyudan çıkarıp yeni bir duyu dünyasına görmeye bağladığı için hem konuşmayı hem de düşünme biçimini dönüştürür.</p>
<p style="text-align: justify;">Söylenen söz her zaman sözel olmaktan öte özellikler taşımaktadır ve toplu bir durumu değişime uğratmaktadır. Metinde ise kelimeler yalnızdır. Ayrıca metini birleştirirken bir şey yazarken yazılı sözceyi üreten kişide yanlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Matbaa ile birlikte yazının düşünme ve anlatım etkisi değişime uğramış gözükmektedir. Konuşma dilinden yazı diline geçiş aslında sesten görsel mekâna geçiş demek olduğundan matbaanın görsel mekan kullanımını etkilemesi sorunun tek değilse de en önemli odak noktasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birincil sözlü kültürden ileri okuryazar ve elektronik bilgi işlem kültürüne süregelmiş en yaygın sözel anlatım türü anlatıdır. Anlatı, birinci kültürden sıyrılarak matbaanın etkisine girdikçe insanların karakter yapılarında da ciddi değişikler olmuştur. Kitap genel hatlarıyla sözlü ve yazılı kültürü aşamalar ve karşılaştırmalar üzerenden ele alarak değerlendirmiştir.</p>
<hr />
<p style="text-align: justify;"><strong>Kaynakça</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px;">Walter J.Ong, (1999). <em>Sözlü ve Yazılı Kültür, </em>(Çev. Sema Postacıoğlu Banon)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px;">İstanbul: Metis Yayınları.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px;">Barry Sanders, ( 2016). <em>Öküzün A’ sı, </em>( Çev. Şehnaz Tahir). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-size: 14px;">Kapak Görseli: https://www.dr.com.tr/Kitap/Sozlu-Ve-Yazili-Kultur/Edebiyat/Edebiyat-Inceleme/urunno=0000000023639 adresinden alınmıştır</span>.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px;"><strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-incelemesi-sozlu-ve-yazili-kultur-sozun-teknolojilesmesi.html">Kitap İncelemesi: Sözlü ve Yazılı Kültür ( Sözün Teknolojileşmesi)</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modernleşme ve Aydın Kavramları Çerçevesinde Aykırı Eserler Veren Aydın/Romancılar: Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yusuf Atılgan</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/modernlesme-ve-aydin-kavramlari-cercevesinde-aykiri-eserler-veren-aydin-romancilar-ahmet-hamdi-tanpinar-ve-yusuf-atilgan.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Yurdakul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jul 2018 19:07:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[atılgan]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[tanpınar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=5541</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giriş Türkiye’ de aydın kimliğinin oluşumu ve tarihsel süreçteki gelişimi Türk modernleşmesi ile paralellik gösterdiğini ileri sürebiliriz. Türkiye’de aydın kimliğinin oluşumu İttihat ve Terakki’den bu yana devletin içinde, devlete sahip çıkarak onu dönüştürme misyonu geliştirmiştir (Özgür, 2010: 1). Osmanlı dönemi ile başlayan bu gelenek Cumhuriyet dönemi aydınında devam etmiş görünmektedir. Kökleri Osmanlı’ya dayanan, Türkiye’nin modernleşme [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/modernlesme-ve-aydin-kavramlari-cercevesinde-aykiri-eserler-veren-aydin-romancilar-ahmet-hamdi-tanpinar-ve-yusuf-atilgan.html">Modernleşme ve Aydın Kavramları Çerçevesinde Aykırı Eserler Veren Aydın/Romancılar: Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yusuf Atılgan</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Giriş</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’ de aydın kimliğinin oluşumu ve tarihsel süreçteki gelişimi Türk modernleşmesi ile paralellik gösterdiğini ileri sürebiliriz. Türkiye’de aydın kimliğinin oluşumu İttihat ve Terakki’den bu yana devletin içinde, devlete sahip çıkarak onu dönüştürme misyonu geliştirmiştir (Özgür, 2010: 1). Osmanlı dönemi ile başlayan bu gelenek Cumhuriyet dönemi aydınında devam etmiş görünmektedir. Kökleri Osmanlı’ya dayanan, Türkiye’nin modernleşme sürecine bakıldığında, iti gücü askeri alandaki yenilgiler olmakla birlikte, Tanzimat’la başlayan ve devam eden süreçte hem yasal hem toplumsal düzenlemelerin sürecin genel yapısını belirlediği bilinmektedir (Oğuzhan Börekçi, 2014: 13). Bu bağlamda değerlendirdiğimizde Osmanlı-Türk modernleşmesi batıdan farklı olarak bir devlet projesi olarak hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Osmanlı-Türk toplumunda modernleşme, yönetici kadronun öncülüğünde merkezden çevreye doğru gelişen bir yapı sergilemiştir. Toplumsal ve siyasal yapıyı iyileştirmeye ve düzeltmeye yönelik çabalar tepeden tabana inen bir süreç içinde olmuştur (Oğuzhan Börekçi, 2014: 13-14).</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet döneminde aydının merkezdeki konumu daha da pekişmiş olarak devam etmiştir (Aydın, 2005: 69). Bu dönemde modernleşme bir devlet projesi olarak benimsenmiş ve Türk entelektüeli bu projeyi kendine misyon edinmiş gözükmektedir. Cumhuriyet aydını ile ilgili önemli bir nokta, neredeyse tümünün Osmanlı&#8217;nın dağıldığı dönemde yetişmiş olmaları ve Osmanlıca eğitim almalarıdır (Akkaş, 2001: 34). Bu bağlamda Cumhuriyetin kuruluşunda Osmanlı bürokrat aydınlarının oynadıkları rol ön plana çıkmıştır. Cumhuriyet aydını, Osmanlı döneminin ilim adamı olan ulemanın yerini tam anlamıyla almış; ancak Osmanlı aydınından farklı olarak kültürü ve toplumu Batılılaştırmaya yönelik ciddi çabalar sarf etmiştir (Altınkaş, 2011: 115). Bu çabalarda en önemli aracı ise kitle iletişim araçları ve edebi eserler olmuştur iddiasında bulunabiliriz. Edebiyat ve medya toplumsal dönüşümün, kültürel şekillenmenin ve bilincin oluşmasında etkinliğinden dolayı bu dönemde modernleşmenin topluma yayılmasında en önemli iki araç olarak kullanıldığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet dönemini romanın genel karakteri yeni bir ulus yaratma çabası etrafında şekillenir. Cumhuriyetçi devletin ideolojik kaygılarının bu dönem romancıları tarafından yazın sahasına taşındığı görülür (Gündüz, 2002: 16).  Dolayısıyla romanlarda ele alınan konular ve temsil edilen aydın kahramanlar, çoğunlukla yeni ulus devletinin amaçlarına uygun şekilde biçimlendirilmiştir. Yine bu dönemde milli kimliğin oluşmasında edebiyatçı aydınlar söz konusu amaca uygun bir yapı sergilediği görülür (Oğuzhan Börekçi, 2014: 21).  Özellikle Cumhuriyet Dönemi aydın romancılardan olan ve muhalif eserler veren Ahmet Hamdi Tanpınar(1901-19962) ve Yusuf Atılgan(1921-1989) bu çalışmanın inceleme konusunu oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı Türk modernleşme tarihi içinde genel geçer yaklaşımlara uymayan, gerçeklikle bağdaşık ilişkisi olan ve evrensel anlamda çalışma yapmaya çalışan aydınları incelemektir. Bu bağlamda edebi eserler veren iki yazar aydın kimlikleri üzeriden değerlendirilecektir. Edebiyat bağlamı ve roman karakter analizleri bu çalışmanın dışında tutulacaktır. Ayrıca bu değerlendirmede fenomonolojik ve betimsel bir yaklaşım benimsenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aydın Kavramı ve Türkiye’de Aydın Kimliği</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’deki çeşitli kavramsallaştırma modellerinde “münevver” “aydın”, “entelektüel” kelimelerinin temsil ettikleri kimlikler farklı özellikler taşıyan grupları ifade etseler de (Özgür, 2010) bu çalışmada “aydın” kelimesi, kavramı yerine evrensel bir terim olan “entelektüel”  kullanılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Entelektüel” kelimesi, ortaçağın sonlarına doğru, Latince <em>intellectualis </em>biçiminde türetilmiştir (Kılıçbay, 1995:175). Entelektüelin soyağacına baktığımızda ilk olarak sofistler daha sonra rahipler ve filozoflar olarak kategorileştire biliriz. Çağımızın entelektüelinin ilk ceddi sofistlerdir. Sofistler hem ahlak hem de düşünce alanında birer devrimcilerdir. Soyut delillere itibar etmeyen yerleşmiş inançlara savaş açan yapıları onları ilk entelektüeller olarak değerlendirmemizi sağlar. Daha sonra batı irfanını yoğuran ikinci entelektüel grup ise rahipler olmuştur. Bilgisiyle topluma hizmet eden, halka gerçek ihtiyaçlarını sezdiren ve bir nevi öğretici görevi üstlenen grup olarak düşünüldüğünde entelektüel olarak adlandırılabilmektedirler. Tarihsel gelişimde son olarak Filozoflar entelektüel bireyler olarak görülürler. Çağdaş intilijansiyanın gerçek öncüsü olarak filozoflar görülmektedir. Filozof yani bilgelik dostu ve akılcı çağın ilmi gelişiminde değerini ispat etmiş yöntemleri(tahlil) kullanan kişiler olarak değerlendirirler (Meriç, 1983: 130-131).   Modern anlamda entelektüel Fransız İhtilalı zamanda ortaya çıktığı kabul edilmektedir. 19.yüzyılda Fransa’daki Dreyfus Olayı’nda Zola ve arkadaşlarının yayınladıkları “Manifesto des Intellectuels” (Entelektüellerin Beyannamesi) ile birlikte ilk defa tartışma konusu olmuştur (Balcı, 2002).</p>
<p style="text-align: justify;">Entelektüel kavramı ve entelektüellerin yapısı, doğası ve özellikleri birçok düşünür tarafından farklı biçimlerce ifade edilmeye çalışılmış görünmektedir. Entelektüelin tanımı üzerinde literatüre baktığımızda tam anlamıyla bir fikir birliğinin olmaması dikkat çekicidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Said, (2013);  entelektüeli sürgün, yabancı ve marjinal olarak adlandırmaktadır. Ayrıca soyut düşünceyi cisimleştiren, somutlaştıran bireyleri entelektüel olarak ele almaktadır. Said’e göre entelektüel sürgün portesinde otorite ve iktidara karşı hizmeti ret eder (Said, 2013). Sartre, (2016) ise entelektüeli, soyut olan hedefleri somutlaştıran araştırmacı, sorgulayıcı ve analitik düşüne bilen kişiler olarak ifade etmektedir. Foucault&#8217;a göre; (2016) evrensel entelektüel uzmanlığını her alanda kullanabilen kişilerdir.Gramsci ise, (1967); entelektüeli toplumda belli işlevleri yerine getiren kişi olarak tanımlar. Gramsci aydınları iki açıdan ele almaktadır. İlki; toplumsal yapıyla bütünleşmeleri açısından, ikincisi ise; tutkuları yer ve siyaset ve tarihte oynadıkları rolle tarih sürecinde yer almaları açısındandır. Bu anlamda organik bağa dikkat çeker. Benda, (2017), entelektüelleri maddi kazançla ilgilenmeyen, şahsi çıkar peşinde koşmayan , ikbal ve mevki gayreti olmayan ve siyasal iktidara karşı duruşu olan kişiler olarak ifade etmektedir. Ayrıca Benda’nın tanımına göre gerçek aydınlar kazığa bağlanıp yakılma, sürgüne gönderilme, çarmıha gerilme riskine girmek durumundadır. Evrensel olarak entelektüelin özeliğine baktığımız ise en belirgin olarak eleştirel yaklaşım, sorgulayıcı ve erklere karşı bir duruşun sergilenmesi gerektiği yaygın olarak görülmektedir (Said, 2013&amp;Foucault, 2016 &amp; Gramsci, 1967 &amp; Benda, 2017 &amp; Sartre, 2016).</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de entelektüel kimliğin oluşumu Tanzimat ile başladığını söyleyebiliriz. Öncelikle Türkiye’nin modernleşme süreci yaklaşık iki yüzyılı aşkın bir süreci kapsamaktadır. Tanzimat ile resmen başlayan bu süreç; siyasi, hukuki, ekonomik ve kültürel birçok yeniliği beraberinde getirmiştir. Ayrıca Avrupa’da yaşanan siyasal ve toplumsal gelişmeler sonucu olarak gelişen modernleşme çabaları devlet ile toplum arasındaki geleneksel dönemdeki ilişkinin değişmesine neden olmuştur (Aslan &amp; Alkış, 2015:19). Bu değişim sürecinde en büyük rolü aydın kimlikleri olan kişiler oynamıştır. Bir yandan devletin çözülmesini engellemek için çözüm yolları üretirken diğer yandan toplumsal ve siyasal değişimin öncüleri olmuşlardır. Özellikle kitle iletişim araçları ve edebi eserler ile toplumsal bilincin oluşmasında önemli roller üstlenmiş gözükmektedirler. Toplumsal değişim konusu Türk aydını için önemli bir sorundur.  Türk aydını temelde yerel bağlama hapsolmuş, politik olarak angaje olmakla birlikte bilgi ve düşünce bakımından durmadan kendini yeniden üreten bir aydın tipinin ön planda olduğu görülür. Devlet dışında ayağını basacağı sağlam bir yer bulamadığı için kendisine toplum tarafından belirlenmiş bir politik misyon yüklemektedir(Özgür, 2010:8-9). Bu durum Türk aydını ile batıda doğan büyüyen ve gelişen aydının arasındaki en belirgin fark olarak karşımıza çıkmaktadır. Tabi burada en belirleyici unsur, coğrafi farklılıktır. Bu durum,  her ulusun kendine toplumsal ve siyasal dinamiklerinin farklı olması ile açıklanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet dönemine baktığımızda ise çok farklı bir manzara ile karşılaşmayız. Modernleşme bu dönemde resmen devletin programı olmuştur (Ortaylı, 1985: 134). Özellikle erken Cumhuriyet döneminde aydın devletten bağımız bir yapıda değildir. Bu dönemde modernizemi topluma benimsetme ve yayma için önemli görevler üstlenmiştir. Ancak değişen rejim ve yapıyla beraber muhalif aydınlarda kendilerini kabul ettirmiştir. Evrensel entelektüel tanımına uygun özelliklerini farklı mecralarda icra edebilmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Türkiye’de modernleşme süreci siyasal demokratikleşmeye paralel olarak 1950 sonrasında yeni bir döneme girmiş, “muhalif” kimliğin dönüşümüne ve gelişimine zemin hazırlamıştır.  Söz konusu dönemde merkezden bağımsız yeni aydın tiplerinin ortaya çıktığı görülmektedir. 1960’lı yıllara gelindiğinde ise Türkiye’de çok partili düzen içerisinde pek çok kemsin siyasal arena kendini ifade etme olanağı bulduğu görülmektedir. Bu yılların başka özelliği ise, sosyalizmin, Türkiye’ye batılılaşmanın bir türevi olarak girmesi olmuştur. 1960 yılın kadar dar bir aydın hareketi olan sosyalizm, bu yıllarda genç aydın hareketi olarak toplumsal ve siyasal hayatta varlık bulmuştur. 1970 ve 80’li yıllarda gençlik kesiminde hareketlenme dikkat çekici olmuştur. Bu dönem içerisinde yaşanan ideolojik, etnik ve kültürel çekişmeler Türk aydının gelişimini farklı boyutlarda etkilemiş görünmektedir. Yine bu yıllar arasında yaşanan askeri müdahaleler bir başka önemli gelişmelerdir. Etkileri ve sonuçları günümüzde halen tartışmalara konu olmakla beraber, aydınların “muhalif” kimliğini ve söylemlerini önemli ölçüde etkilemiştir. Buna göre bazı aydınlar, ideolojik eğilimleri ölçüsünde daha muhalif tavır alışlarda bulunurken, bazıları da geçmiş dönemden gelen özelliklerini korumaya devam etmiştir. Dolayısıyla söz konusu dönemde aydınların muhalif söylemlerinde belli ölçülerde değişim ve dönüşüm gözlemlense de, Türk aydının genel niteliğinin 1980’li yıllara kadar köklü bir değişim geçirmemiş olduğu ifade edebilmek olasıdır. 1980’li yıllardan sonra devlet eksenli modernlik anlayışından, toplum ağırlık modernleşme anlayışına kayılmış, dünyadaki global söylemlerden Türkiye’de etkilenmiştir. Böylece hem farklı kimlikler hem de farklı politik akımlar toplumsal ve politik yaşamda daha fazla görünür olmuşlardır (Oğuzhan Börekçi, 2014: 16-18). Yaşanan tüm bu süreçler az veya çok aydın kimliğini yön vermiş görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu dönüşüm sürecinin en başından itibaren modernleşme Osmanlı-Türk romanına ve gazete/dergiye konu olmuştur. Özelikle edebi eserler modernleşmenin bir ürünü olarak ortaya çıkmışlar ve toplumsal değişimde mihenk taşı olmuşlardır. Bu çalışmanın konusu içerisinde edebiyat ve ürünleri analiz edilmemekle beraber aydın kimlikleri ve verdikleri eserlerle Türk modernleşmesinde önemli yere sahip olan iki edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yusuf Atılgan’ın aydın kimlikleri üzerinden hem modernleşme süreci hem de değişim ortaya koyulmaya çalışılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Edebiyatçı Bir Aydın Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962), Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü ve Batılılaşmanın kültürel etkisi üzerinde ciddi şekilde kafa yoran Türk aydınlarından ilk akla gelenlerden biridir. Tanpınar müzik, şiir ve mimari başta olmak üzere düşüncesini estetik kategorilerle birleştirmeyi başarmış sayılı birkaç düşünürden biridir (Gündüz, 2002: 19). Tanpınar’ı aydın kimliğinden önce bir insan olarak ele aldığımızda; babasının mesleğinden dolayı sık sık şehir değiştirmiş ve ülkenin birçok yerinde eğitim almıştır. İstanbul’da maarif’te başladığı okul hayatı Sinop, Siirt ortaokullarında Vefa, Kerkük ve Antalya liselerinde devam eder. Tanpınar 1919 yılında girdiği İstanbul Darülfünun Edebiyat bölümünden 1923’te mezun olur. Akabinde Erzurum’dan başlayarak Konya ve Ankara liselerinde edebiyat öğretmenliği yapar. 1930-32 yılları arasında Gazi Terbiye Enstitüsü’nde çalışır. 1933’te Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanata tarihi hocalığına getirilir.  1934’te bunlara estetik ve mitoloji dersleri de eklenir. Ayrıca Amerikan Koleji’nde Türk edebiyatı dersleri okutur. 1939 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı kürsüsü profesörlüğüne getirilir. 1942 ara seçimlerinde Maraş’tan milletvekili seçilir. 1946’da Milli Eğitim Bakanlılığı müfettişliğine getirilir. 1948’de tekrar Gazi Sanatlar Akademisi estetik hocalığına tayin edilir. Bir yıl sonra yeniden Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne getirilir ve vefatına kadar bu görevi yürütür. Ayrıca Avrupa’nın birçok ülkesini gezme fırsatı bulunur. 24 Ocak 1962’de geçirdiği kalp rahatsızlığı sonucu vefat eder (Balcı, 2002: 6-7).</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmet Hamdi Tanpınar, Türkoloji bölümünde okurken hocası olan Yahya Kemal’in çok etkisinde kalmıştır ve üzerindeki bu etki ömür boyu devam etmiştir. Tanpınar’ın şairden devraldığı en önemli kavram devamlılıktır. Batılılaşma hareketi ile geçmiş kültüre sırt çevrilmesinden şikayetle geçmiş ve şimdiki zamanı, giderek geleceğe uzlaştırmak anlayışla hareket etmiş ve eserlerini bu anlayış doğrultusunda vermiştir. Ayrıca Tanpınar kültüreli bireyi üretecek kaynak olarak sunmaktadır. Tanpınar’ın yaşadığı zamanda tanıklık ettiği Fransız varoluşçuluğu ile Bergson felsefesi arasındaki çok yakın, hatta tamamlayıcı ilişki açıktır (Özgür, 2010: 26).</p>
<p style="text-align: justify;">Tanpınar eserlerinde en çok kullandığı anahtar kelime “mazi” dir. Temel sorun, mazi ile bugün arasında ilişkinin nasıl kurulacağı üzerindedir. Edebi açıdan geçmiş ve bugün arasında belli bir melankoli ve ikilem olmadan bunun yapılabilmesi zor gibidir. Tanpınar’da bu durumun yol açtığı gerilim kendini derin bir şekilde hissettirir. Mazi ile yeni arasındaki giderilemez kopukluk durumu onun edebiyatının merkezinde durmaktadır (Doğan, 2016: 144). Bu durumun en önemli nedeni olarak Tanpınar’ın ara kuşak edebiyatçı olması ileri sürebiliriz. Bir cümle ile ifade etmek gerekirse; Tanpınar, kültürel bir ikilemin ve çatışmanın ortaya çıkardığı bunalımın içerisinde estetik varoluşu ile Türk edebiyatının ana taşlarından biri olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tanpınar’ın aydın kimliğine baktığımızda edebiyatçılığı ile baş başa giden düşünür kimliği içinde Tanpınar, aydın kimliği üzerine de kafa yormuş olması gerektiği üzerine ayrıntılı görüşler bildirmiştir (Özgür, 2010: 28). Berksoy&#8217; a göre (2006: 111-112); Tanpınar’ın zihninde aydının tek bir biçimi vardır: Aydınlanma döneminin ideal insan olarak meşrulaştırdığı; 20. yüzyılın, devrimci niteliklerle yapısını donattığı aydın. Kurgusal olsun olmasın yazılarında çizdiği entelektüel; işlediği olgu, yalnız kendi yaşadığı ülkenin toplumsal, kültürel, iktisadi ve siyasi yapılarının değil dünya realitelerinin de ışığında görülür. Bir <em>Namık Kemal Antolojisi’</em>nde zihinsel etkinliğe yönelen; bilgili, değerlendirme ve eleştiri gücü yüksek, topluma öncülük etme misyonu yüklenen bir Rönesans aydını vardır. İçinden çıkılması zor konuları ortaya koymak; kanıtlarıyla sunmak; oradan buradan karşı görüşlere güçlü yanıtlar vermek; bu aydının yetkinliğidir. Tanpınar; girişim, plan, yöntem, çalışma ve araştırma gibi aydınlanmacı kavramlara düşkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Tanpınar, hayatın içindeki devinimi ve çelişkilerin yarattığı dinamiği kavramayı bilmiş; bu bilinci kendiliğinden edinmiş bir yazar. Bundan başka, kavram koyan; etkilerini inceleyen ve Huxley, Valery  gibi sayılı entelektüelleri buluşturan bir ortak düşünme yöntemi/sanatı içinde ortaya çıkan bir entelektüel (Berksoy, 2006: 113). Berksoy’a göre Tanpınar’ın bütün dünya ile aynı zamanda çağını ve çağının getirdiği sorunları ayrıntılı bir biçimde izlediği kesindir( 2006: 121). Ayrıca Tanpınar içinden çıktığı milletin kimliğini ve kişiliğini taşıyan; zekasını ve yeteneklerini onun yararına kullanan; kesinlikle insancı ve dürüst bir aydındır(Berksoy, 2006: 122). Abdullah Uçman da Tanpınar’ın yaşadığı dönemdeki ayrıksı konumunu şu sözler ile ifade eder: “Çağdaşları arasında Tanpınar seviyesinde hem Doğu hem de Batı kültürüne sahip, musikiyi, mimariyi, resim sanatını bilen, estetik zevki olan, gerçek anlamda şiiri bilen, felsefe ve psikoloji ile ilgilenen, yani çok geniş bir alanla ilgisi olan başka biri yok. Böyle birini bir takım ideolojik kalıplara oturtturmak mümkün değil (Uçman&#8217;dan akt. Özgür, 2010: 29). Cemil Meriç’e göre ise Tanpınar, Türk aydınları içinde “en aydınlık kafa”dır ama defoludur ve Meriç bu defolu olma halini şöyle ifade eder: “ Edebiyatımızda derin bir irfan, uyanık bir tecessüs, olgun bir zevkle eğilen bir müsteşriktir. Dürüsttür, samimidir. Ama imanını kaybeden insanın büyük yabancılığı içindedir”. Tanpınar, Meriç’e göre Oryantalisttir. “Batılılaşmış Doğu’nun timsalidir.  Realiteyi bütünüyle kucaklamak isteyen namuslu bir gayretin sahibidir. “Söyledikleri ile sarhoş olmayan” bir yazardır (Armağan&#8217;dan akt. Özgür, 2010: 29). Tanpınar’ın diğer çağdaşlardan farkı, düşünme yolundaki gayretidir diyebiliriz. Ayrıca Tanpınar’ın aydın kimliği düşünce adamı olmasından gelmiştir. Tam anlamıyla bir eylem adamı olmasa da iyi bir düşünce adımı olduğunun altı çizilmiştir. Özellikle Cumhuriyet döneminde rejimin geçmişi şiddetle silme girişimine karşı devletin gidişatı ile ilgili düşüncelerini doğrudan bir tavır ile söylememiş, bir aydın sanatçı kimliğiyle estetik içerisinde romanlarında sunmayı tercih etmiş görünmektedir. Ayrıca Tanpınar “tereddüt eden adam” olarak adlandırılmaktadır. Bunun en önemli sebebi olarak ifade ettiği görüşlerin ve eserlerinin hem yaşadığı dönemde hem de sonrasında varolan sınıflandırmaların hiçbirine tam  olarak yerleştirilememesi olduğu ileri sürülebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yalnız Bir Aydın Romancı Olarak Yusuf Atılgan</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yusuf Atılgan 1921-1989 yılları arasında yaşamıştır.  Türk edebiyatına <em>Aylak Adam </em>‘ la giriş yapmış ve az sayıda etkili eserler vermiştir. Ayrıca Atılgan üniversitedeyken üç yıl boyunca Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öğrencisi olmuştur. Tanpınar’dan etkilendiği bilinmektedir. Bu anlamda aralarında bir tür devamlılık ilişkisi olduğunu ileri sürebilir. Edebiyat bağlamında moderniz tartışmalarına baktığımızda ilk modernistler ve ikinci modernistler olarak ikiye ayrılan bir yapıyla karşılaşırız. İlk grubun en önemli temsilcisi olarak Tanpınar görülürken bu gurubun en son temsilcisi olarak ise Yusuf Atılgan görülmektedir. Türk edebiyatına farklı bir soluk getirmiş olan Atılgan, dönemin bilimsel gelişmelerine ve modernist akımın özelliklerine paralel olarak romanlarında birçok yeni özelliklere yer vermiştir (akt. Gelir &amp; Tütak, 2017: 1094). Atılgan, eserlerinde yalnızlık, yabancılaşama, intihar, kötümserlik, kadın-erkek ilişkileri, aşk, dışlanmışlık, erotizm vb. konu ve izlekleri işler ve yazar edebiyatımızın  “bunalım edebiyatının” en önemli temsilcisidir (Karabulut, 2012: 1376).</p>
<p style="text-align: justify;">Yusuf Atılgan yazarlığından söz ederken şöyle der: “Benim yazarlığım insanlığımdan sonra gelir. Yani yaşamamdan sonra gelir. Yazmak istediğim zaman, o yazdığım  iyi de olsa atıyorum” der (akt. Özgür, 2010: 55-56).  İnsanlara önemli mesajlar ileten biri olmadığını söyler. Yazma isteği duyduğu zaman yazmaktadır (Özgür, 2010: 59). Buradan yola çıkarak Atılgan hocası Tanpınar’ın devamı gibi görünse de özellikle düşün adamı olarak ve bir entelektüel olarak Tanpınar’dan farklılık gösterdiğini söyleye biliriz. Kendi özgü üslubu ve romlarındaki konu ve karakterler ile toplumsal farkındalık ve toplum sal değişimde önemli etkileri olmuş görünmektedir bu anlamda aydın kişiliğinden söz edebiliriz. Döneminde siyasete ve gelişmelere tam anlamıyla net bir tavır koymadığı da ayrıca ifade edilebilir. Ahmet Say, Yusuf atılganın serüvenini şöyle özetlemektedir: “Bir dönemde sosyalist olarak anlaşılamamak, kahır çekmek… Sonra başka bir dönemde bütün bunları aşarak insanoğlunu gökten ve yerin altından seyredip yazmak ve yine anlaşılamamak… (Özgür, 2010: 56).</p>
<p style="text-align: justify;">Yusuf atılganın Hacırahmanlı köyüne inzivaya çekilmesinin ve suskunluğunun en önemli nedeni 1946 yılında komünistlik suçuyla yargılanıp on ay hapiste kalmış olmasıdır. Bu olaydan sonra öğretmenlik mesleğinden uzaklaştırılınca köyüne dönüp çiftçikle uğraşmayı seçmiştir. Başına gelenlerden sonra eylem adamı olmadığını anladığını kendiside ifade etmektedir (akt. Özgür, 2010). Entelektüel bağlamında bu olay hakkında da yorum yapacak olur isek; entelektüel bireylerin aktivist kimlikleri ve kapatılmayı, sürgüne gitmeyi göze alan yapılarının olduğunu düşünürsek bu yönüyle bir entelektüel tavrının olduğunu ileri sürebiliriz. Ancak eylem adamı olmadığı düşüncesi ise tam bir entelektüel özelliğiyle de ötüşmediği yorumunu ileri sürebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Atılgan’ın bütün  roman ve hikaye kişilerinde birtakım ortak ve farklı özellikler bulunur. Bu kişiler arasındaki farklılıklarından ziyade toplumla ilişkilerinden kaynaklanan problemli yapıları ve uyumsuzlukları bakımından benzerlik önemlidir (Oğuz, 2012), özelliklede kentleşme konusunda önemli betimlemeleri ve kentleşmenin sonucu karakterlerin yabancılaşması önemli bir toplumsal mesaj olarak algılanabilir. Ayrıca Yusuf Atılgan hikayelerinde köy olgusunu da derinden imcelemiştir. Kentleşme sorununa bezer bir şekilde köy olgusu da önemli mesajlar ile doldur. Ayrıca Atılgan’ın kişilerine sosyal bir misyon yüklemesi kendi döneminde eleştirilmesine sebep olmuştur (Oğuz, 2011). Son olarak Yusuf  Atılgan  roman ve hikayelerinde  işlediği konular ve karakterle ile topluma verdiği mesajlar  doğrultusunda entelektüel bir özellik sergilemektedir. Diğer taraftan ise, reel hayatta yaşamı ile edebiyatçı kimliğinin dışında değerlendirdiğimizde bu entelektüel kimliğinden uzak bir görünüm sergilemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sonuç</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin modernleşmesi esas itibariyle Tanzimat dönemi ile başlamış ve halen devam eden bir süreç olarak görülmektedir. Hem toplumsal hem de siyasal gelenek içinde kendine has entelektüel/aydın bireyler yetiştirmiş olan Türk modernleşmesi, Batı’nın aydınından farklı bir yapıdadır. Batı ile Türk aydını arasındaki en önemli fark ise, Türk aydını hemen hemen  her dönemde devletin bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Özelikle Osmanlı Devleti döneminde devletin çözülmesini engellemek için misyon üstlenmiş görünmektedir. Ayrıca, bu misyonunu devam ettirirken toplumundan bağımsız olmamıştır. Özelikle kitle iletişim araçları ve edebi eserleriyle toplumsal ve siyasal değişimin öncüleri olmuşlar ve toplumsal bilincin oluşmasında etkin rol üstlenmişlerdir. Cumhuriyet dönemine baktığımızda ise durum çok farklı görünmemektedir. Devletin programında olan Batılılaşma ve modernizm yine aydın kimliğine sahip olan kişiler tarafından topluma yayılması sağlanmış ve aydın devletle hep organik bağ kurmuştur. Yine bu dönemde de en etkili araçlar medya ve edebiyat özelde de romanlar olmuştur. Bu araçlar ile batılı yaşam tarzları ve modernleşmeyi halk ile buluşturulmuş Türk aydını kimliğinin misyonunu edebi eserler vererek gerçekleştirmiş, Türk romancılığı da gelişim göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmet Hamdı Tanpınar ve Yusuf Atılgan Türk edebiyatında önemli ve farklı eserler vermiş aynı zamanda kendi dönemlerine damga vurmuşlardır. İki yazarında genel özellikleri siyasal merkezden ve onun niteliklerinden uzak durmak olmuştur. Ayrıca muhalif olmakla beraber militan( yani devlete karşı düşmanlık ve saldırı içinde olmayan ) olmadıkları bilinmektedir. Özellikle Tanpınar’ın edebiyatçı kişiliğinin yanında düşünür kimliğinin olması onu kuşağından ayıran en önemli özelliği olmuştur. Düşün dünyası içerisinde ve eserlerindeki konu ve karakterlerle net bir şekilde aydın kimliği belli olmuştur. Aynı düşünceyi tam anlamıyla Atılgan için ifade edemeyiz. Hocası olan Tanpınar’dan etkilenmesi edebi anlamada olmuştur. Edebiyatçı kimliğiyle Atılgan bir modernist bir aydın olarak düşünebiliriz. Ancak normal gündelik hayatta ise tam anlamıyla bir entelektüel birey olarak ele alamayız. Burada Yusuf Atılganın içinde yaşadığı dönemin etkisi de söz konusu olabilir. İki yazarda Türk edebiyatın da önemli yerler tutmuşlar, gelecek için birer ışık olmuşlardır.</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kaynakça</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Akkaş, H. H. (2001). Türk Modernleşme Tarihinde Muhafazakar Siyasi Düşünce. <em>Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi</em>, <em>3</em>(2).</p>
<p style="text-align: justify;">Altınkaş, E. (2011). Cumhuriyetin İlk Yıllarında Aydınlar: Kurucu İdeolojinin Seçkinleri. <em>Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi</em>, <em>7</em>(14), 114–132.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslan, S., &amp; Alkış, M. (2015). Osmanlı&#8217;dan Cumhuriyete Geçişte Türkiye’nin Modernleşme Süreci: Laikleşme ve Ulusal Kimlik İnşası. <em>Akademik Yaklaşımlar Dergisi</em>, <em>6</em>(1), 18–35.</p>
<p style="text-align: justify;">Aydın, M. (2005). Aydınlar ve Günümüzdeki İşlevleri. Içinde K. Çağan (Ed.), <em>Entelektüel ve İktidar</em>. Ankara: Hece Yayınları.</p>
<p style="text-align: justify;">Balcı, Y. (2002). <em>Türk Romanında Aydın Problemi (1908-1950)</em>. Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları Kültür Eserleri Dizisi.</p>
<p style="text-align: justify;">Benda, J. (2017). <em>Aydınların İhaneti</em>. (C. Soydemir, Çev.). İstanbul: Doğubatı Yayınları.</p>
<p style="text-align: justify;">Berksoy, B. (2006). Bir Entelektüel Olarak Tanpınar. <em>Doğubatı Düşünce Dergisi</em>, <em>9</em>(37), 111–132.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğan, Z. (2016). Doğu Batı Arasında İki Mütereddit: Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay. <em>Mediterranean Journal of Humanities</em>, <em>5</em>(1), 143–154.</p>
<p style="text-align: justify;">Foucault, M. (2016). <em>Entelektüelin Siyasi İşlevi</em>. (F. Keskin, O. Akınhay, &amp; I. Ergüden, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelir, Y., &amp; Tütak, M. (2017). Modernist Bir Yazar Olarak Yusuf Atılgan. <em>Ulakbilge</em>, <em>5</em>(13), 1091–1108.</p>
<p style="text-align: justify;">Gramsci, A. (1967). <em>Aydınlar ve Toplum</em>. (V. Günyol, F. Edgü, &amp; B. Onaran, Çev.). İstanbul: Çan Yayınları.</p>
<p style="text-align: justify;">Gündüz, O. (2002). Türkiye’nin Batılılaşma Serüveninde Özgün Bir Portre: Ahmet Hamdi Tanpınar. <em>U.Ü Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi</em>, <em>3</em>(3), 13–28.</p>
<p style="text-align: justify;">Karabulut, M. (2012). Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam” Romanında Anlatım Teknikleri. <em>Turkish Studies &#8211; International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic</em>, <em>7</em>(1), 1375–1387.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılıçbay, M. A. (1995). <em>Türk Aydınının Dünyasını Anlamak, Türk Aydını ve Kimlik Sorunu</em>. İstanbul: Bağlam Yayınları.</p>
<p style="text-align: justify;">Meriç, C. (1983). Batıda ve Bizde Aydının Serüveni. Içinde <em>Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi</em> (C. 1–1, ss. 13–137). İstanbul: İletişim Yayınları.</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuz, O. (2011). Yusuf Atılgan’ın Hikayelerinde Köy. <em>Turkish Studies &#8211; International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic</em>, <em>6</em>(3), 1097–1115.</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuz, O. (2012). Yusuf Atılgan’ın Hikayelerinde Kent. <em>Turkish Studies &#8211; International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic</em>, <em>7</em>(1), 1653–1699.</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuzhan Börekçi, Ü. A. (2014). <em>Muhalif Aydın Romanlar Üzerinden Zihniyet Okuması</em> (1.Baskı). Ankara: İmge Kitapevi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortaylı, İ. (1985). Batılılaşma Sorunu. Içinde <em>Tanzimattan Cumhuriyete Türk Ansiklopedisi</em> (C. 1–1.cilt). İstanbul: İletişim Yayınları.</p>
<p style="text-align: justify;">Özgür, N. (2010). <em>Modernleşme ve Aydın Kavramları Çerçevesinde Edebiyat Bağlamında Aykırı Eserler Veren Romancı/Aydınlar: Ahmet Hamdi Tanpınar,Yusuf Atılgan, Oğuz Atay</em> (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Bilgi Üniversitesi, İstanbul.</p>
<p style="text-align: justify;">Said, E. (2013). <em>Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı</em>. (T. Birkan, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.</p>
<p style="text-align: justify;">Sartre, J. P. (2016). <em>Aydınlar Üzerine</em>. (A. Bora, Çev.). İstanbul: Can Yayınlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/modernlesme-ve-aydin-kavramlari-cercevesinde-aykiri-eserler-veren-aydin-romancilar-ahmet-hamdi-tanpinar-ve-yusuf-atilgan.html">Modernleşme ve Aydın Kavramları Çerçevesinde Aykırı Eserler Veren Aydın/Romancılar: Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yusuf Atılgan</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
