﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ersin Güngördü | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/yazar/gungordu1908/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 06 Jan 2021 20:33:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Ersin Güngördü | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ulusal Güvenlik ve Medya: Güvenlikleştirme ve Gündem Belirleme Kuramları Bağlamında Tehdidin İnşa ve İknası</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/ulusal-guvenlik-ve-medya-guvenliklestirme-ve-gundem-belirleme-kuramlarini-baglaminda-tehdidin-insa-ve-iknasi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Güngördü]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jan 2020 10:27:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ulusal Güvenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=9397</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güvenliğin Kavramsal Analizi Güvenlik kavramının uluslararası ilişkiler literatüründeki kavramsal analizine dair çalışmalar  uzun bir süre ihmal edilmiştir. Kavramsal analizlere dair yapılan ilk araştırmalar ise Wolfers’ın (1962)  yılında yapmış olduğu National Security As an Ambiguous Symbol adlı çalışmasına işaret etmektedir. Güvenlik kavramının muğlak olmasında aktörler arası tehdit algılamalarının farklılığına dikkat çeken Wolfers’dan sonra 1965 yılında World [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ulusal-guvenlik-ve-medya-guvenliklestirme-ve-gundem-belirleme-kuramlarini-baglaminda-tehdidin-insa-ve-iknasi.html">Ulusal Güvenlik ve Medya: Güvenlikleştirme ve Gündem Belirleme Kuramları Bağlamında Tehdidin İnşa ve İknası</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ol>
<li style="text-align: justify;"><strong>Güvenliğin Kavramsal Analizi</strong></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Güvenlik kavramının uluslararası ilişkiler literatüründeki kavramsal analizine dair çalışmalar  uzun bir süre ihmal edilmiştir. Kavramsal analizlere dair yapılan ilk araştırmalar ise Wolfers’ın (1962)  yılında yapmış olduğu <em>National Security As an Ambiguous Symbol</em> adlı çalışmasına işaret etmektedir. Güvenlik kavramının muğlak olmasında aktörler arası tehdit algılamalarının farklılığına dikkat çeken Wolfers’dan sonra 1965 yılında World Politic dergisinde yayımlanan <em>The Emerging Field of National Security</em> adındaki bir araştırma, o güne kadar “<em>ulusal güvenlik</em>” kavramını tanımlayacak çok az  çalışma olduğundan bahsederken (Bock ve Berkowitz, 1966:124), 1973 yılına gelindiğinde ise bu kez Klaus Knorr, ulusal güvenlik kavramındaki semantik ve tanımlayıcı sorunları çözüme kavuşturmak istediğini belirterek anlambilim çalışmaları yapmak üzere saha araştırmalarına başlamıştır. (Knorr, 1973:5)  1975 yılında Amerikalı tarihçi ve siyaset bilimci Richard Smoke ise yaptığı çalışmasında ‘<em>alanda güvenlik kavramlarına tanımlamasına pek dikkat edilmediğinin’</em> altını çizmiştir. (Smoke, 1975: 259) 1991 yılında Buzan, güvenliği <em>“az gelişmiş” </em>bir kavram olarak nitelendirmekle beraber, “<em>1980 yılına kadar güvenlik ile ilgili hangi bir kavramsal literatür olmadığını</em>” ifade etmiştir (Buzan, 2008:3-4).</p>
<p style="text-align: justify;">Soğuk savaş sırasında uluslararası ilişkilerin gerçekçi – yeni gerçekçi araştırmacıları özellikle askerî araştırmalar ile ilgilenerek aslında bir çok kez güvenlik çalışması yaparken, askerî güç ile ilgili meseleleri güvenlik konusu olarak kabul etmelerine rağmen göç, sağlık, ekonomi veya çevre gibi diğer meseleleri ise düşük politika kategorisinde değerlendirilerek ikinci atarak güvenlik çalışmaları alanına dahil etmemişlerdir. (Oğuzlu, 2007:14) Ancak Soğuk savaşın sona ermesiyle ile birlikte güvenlik kavramının yeniden tanımlanması yönünde yeni adımların atılması zorunluluğu doğmuştur. Bu dönemde, ABD’nin Vietnam’daki başarısızlığı ve OAPEC petrol ambargosunun sebep olduğu ekonomik kriz başta olmak üzere bir çok sorun uluslar arası ilişkilerin klasik gerçekçilik teorisi ile açıklanamamıştır. Son elli yıl boyunca, gerektiğinde bireysel hakların askıya alınması, savaş kararı alınması veya kamuya olan ait kaynakların yönetimi konusundaki esas belirleyici aktörlere yaptığı atıflar nedeniyle önemli bir konuma sahip güvenlik kavramının yeniden tanımlanmasındaki bir sebep de kavramın muğlak dahi olsa adalet, eşitlik özgürlük temsil veya iktidar kavramları gibi kavramsal bir analizinin bulunmamış olmasıdır (Baldwin, 1997: 5). Tüm tartışmaların ötesinde, paradoksal olarak güvenlik hakkında yapılan çalışmaların çokluğuna rağmen güvenlik kavramının analtik olarak detaylıca incelenmemesi sorunu uluslar arası ilişkiler alanında yeni tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu dönemde, disiplin içerisindeki bazı bilim adamları, ne anlama geldiği konusunda muğlaklıklar bulunan ve tanımına hangi içeriklerin dahil edilmesi gerektiğiyle ilgili belirsizlikler taşıyan güvenlik kavramını “<em>temelde tartışmalı bir kavram“ </em>olarak tanımlamıştır (Gallie , 1956:167-198). 90’lı yılların başlarına gelindiğinde Kopenhag okulundan Buzan ise, güvenlik gibi merkezi bir kavramın yapılan tüm çalışmalara rağmen kavsamsal analizden yoksun olması sorunu karşısındaki “şaşkınlığını” dile getirirken, sorunun kaynağını ise askerî gücün güvenlik çalışmalarında “merkez” olarak konumlandırmasında görmüştür.</p>
<ol style="text-align: justify;" start="2">
<li><strong>Klasik Teorilerin Güvenlik Yaklaşımları</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">Thomas Hobbes&#8217;un &#8220;<em>insan insanın kurdudur</em>&#8221; vecizesinden hareket ile, devletlerin de  insanlar gibi habis varlıklar olduğu ve “doğa hali” içerisinde sürekli bir çatışma durumu bulunduğu varsayımının bir sonucu olarak, devletlerin askerî güç/kapasitelerinin artırılmasının önem arz ettiği gerekçesiyle askerî meselelerin güvenliğin merkezine yerleştirilmesinin hayatî nitelikte olduğu fikri etrafında argümanlar üreten uluslararası ilişkilerin gerçekçi teorisine göre tıpkı insanlar gibi bencil olan devletlerin, kendilerinden başka dostları yoktur.  Uluslararası ilişkilere klasik gerçekçi bakış açısının egemen olduğu  1940&#8217;larda  gerçekçi okulun ortaya koyduğu argümanlar ile güvenlik çalışmalarının yürütüldüğü <em>Stratejik Çalışmalar</em>, güvenlik konseptine bireylerin/devletlerin doğal içgüdelerinin neticesinde egemen olmaya kodlanarak güç elde etme duygusu ile hareket ettikleri bilgisi odağında yaklaşmıştır (Thompson, 1885:17). <em>Reelpolitik</em> düşüncenin ön plana çıktığı böyle bir yaklaşımda devletler gerektiği yerde ortak düşmanlarına karşı birleşerek <em>güç dengesi</em> oluşturmalıdırlar (Aydın, 2004:33-60). Çünkü sürekli bir rekabet durumunda olan bireylerin ve dolayısıyla devletlerin doğal gayesi her zaman için önde ve yöneten olmaktır (Jackson ve Sorensen, 1999:6).  Uluslar arası ilişklerde nihai amaç <em>askerî nitelikler</em> ile tanımlanan güçtür. İç/dış politika ayrımının muğlaklığını koruduğu teoride tüm siyasalar güce yönelik olarak belirlenmekte ve gücü hedeflemektedir (Morgenthau, 1985). Devletlerin uluslarası ilişkilerin temel ve rasyonel aktörleri olduğu fikrinin altını çizen yaklaşımda ulusal/askerî güvenlik meseleleri <em>(high policy)</em> siyasi önem hiyerarşisinin en tepesinde yer almaktadır. Uluslar arası sistem kaos halinin egemen olduğu anarşik bir yapıdadır. (Arı, 2010:160-163)  Böyle bir anarşi ortamında devletler kendi güvenliklerini bilhassa kendileri temin etmek zorundadırlar. (Ateş, 2009:17). Askerî güvenlik odağındaki dış politikalar ise evrensel ahlak ilkelerine göre belirlenmemelidir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası idealist argümanların yıkılması sonucu uluslar arası sisteme böyle bir bakış açısı egemen olmuştur. Ancak  uzun bir süre alandaki hakim konumunu sürdüren klasik-gerçekçi bakış açısını merkez alan askerî güç odaklı Stratejik Çalışmalar’ın güvenlik temasına yaklaşım tarzı, Soğuk savaşın sonlarına doğru kutuplar arasındaki askerî gerilimin  azalarak yok olmasıyla birlikte yeniden sorgulanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1973 yılındaki  Yom Kippur Savaşı sırasında ABD&#8217;nin İsrail&#8217;e verdiği desteğe toplu bir tepki niteliğinde petrol ambargosu uygulama kararı alan OAPEC üyesi Arap ülkeleri, literatüre <em>OAPEC Krizi</em> olarak geçen  tarihsel bir sürece imza atmıştır. Opec krizi ile birlikte dolar piyasasının deyim yerinde ise altüst olması, bir bakıma o zamana değin askerî güvenlik temaları etrafında odaklanan klasik gerçekçilere, ekonomik güvenlik meselelerinin de  en az askerî güvenlik meseleleri kadar önemli olduğunu düşündürmek zorunda kalmıştır.  Aynı süreçte, BM tarafından 1972 yılında düzenlenen <em>Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı</em> ise güvenlik meselelerinin askerî konuların ötesine geçmeye başladığı yeni bir döneme girdiğinin başka bir tezahürü olmuştur. Böyle  bir sürecin içerisinde  klasik gerçekçilik yorumlamaları ile güvenlik çalışmaları yapan Stratejik Çalışmalar’ın içerisinden <em>Güvenlik Çalışmaları</em> adı altında yeni bir alan doğmuştur. Bu dönemde klasik gerçekçiliğin içerisinden yeni gerçekçilik yaklaşımının ortaya çıkarak yükselişe geçtiği, uluslar arası ilişkilerin inşacı teorileri birlikte realist argümanların yeniden düşünülmeye başlandığı yeni ve karmaşık bir süreç başlamıştır.  Esasında 70’lerden sonra gevşemeye başlayan iki kutuplu sistem içerisinde, küreselleşme tartışmalarının ilk nüvelerinin atılıp, ulus-ötesi aktörlerin de sistem içerisinde varoluş rüştünü ıspatlaması ile birlikte, aynı dönemde devletlerin gerçekten uluslar arası sistem içerisinde temel aktörü olup olmadığı sorusu ile karşılaşılmıştır.  Petrol krizinin yaşandığı böyle bir süreç, ekonominin güvenlik sorununu etkilemedeki önemini gösterirken,  Robert Keohane ve Joseph Nye gibi transnasyonalist yazarlar, <em>&#8216;Transnational Relations and World Politics</em>&#8216; adında bir kitap yazarak çok-uluslu şirketlerin ve dolayısı ile ekonominin de  dünya siyasetine yön verme gücü olduğunu ifade etmişlerdir (Nye ve Keohane, 1971). Hatta Keohane ve Nye daha da ileri giderek görüşlerini “<em>siyaset olarak konuştuğumuz herşeyin aslında ekonomi</em>” olduğunu düşüncesine kadar yakınlaştırarak ilerleyen süreçlerde neo-liberalist fikirlerin yükselişe geçmesine öncü olmuşlardır. Nye, ek olarak uluslar arası sistemdeki hegemonik ilişkileri sınıflandırdığı çalışmasında bilhassa ekonomik gücü de askeri güç ile birlikte sert güç başlığında kategorileştirmiştir (Nye, 2003). Klasik-yeni gerçekçiliğin öncüsü olarak bilinen Kenneth Waltz ise, aynı dönemlerde ekonominin güç kazanımında bir <em>araç</em> olduğunu vurgulamıştır. Ancak bu araç, her an askerî güce dönüşebilecek tehlikeli bir araçtır. Dolayısı ile devletlerin <em>eklemlenme ve dengeleme </em>ile birlikte düşman/rakip devlet değerlendirmesi yaparken, ekonomik değişkenler ihmal edilmemelidir (Mearsheimer 2001:143-144) .Bundan sonra, ekonomi odağında gelişen böyle bir süreç sonucu geleneksel güvenlik tartışmalarına başta ekonomi olmak üzere, sağlık, çevre,  göç v.b. <em>düşük politika</em> (low policy) temalarının dahil edilmesinin önü açılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Uluslar arası ilişkiler disiplinin ikinci tartışması olarak bilinen davranışsalcı-gerçekci tartışma, esasında askeri gücün nesnel olarak ölçülebilir kabul edildiği görüş ile karşıt fikirdeki araştırmacıların görüşlerine dayanmaktadır. Askeri gücün ölçülmesinde matematik ve istatistik gibi bilimlerin kullanılabilir olduğu görüşündeki Lasswell ve Kaplan’ın ise, 1956 yılında soru-cevap tekniğiyle yazdıkları <em>Power Of Society</em> isimli kitaplarıyla böyle bir sürecin en bilinen öncüleri oldukları kabul edilmektedir (Lasswell, 2017). 1960’ların başında David Singer&#8217;ın öncülüğünde, Michigan Üniversitesinde <em>COW Project</em> adında kurulan araştırma merkezi de, realist bakış açısından hareketle tehdit ve güvenlik gibi kavramların nesnel/sayısal veriler vasıtasıyla analiz edilebilirliğinin mümkün olduğu fikrini paylaşmıştır. Öte yandan 70’li yıllara doğru gelindiğinde, klasik-gerçekçi argümanların ön plana çıkardığı uluslararası sistemdeki tehditlerin objektif olarak tanımlanabileceği bu tarz fikirler, yeni-gerçekçi fikirlerin “algı” argümanı ile birlikte ifade edilen <em>algılanan tehdit</em> kavramıyla beraber, gerçekçi fikirleri paylaşan araştırmacılar arasında  yeni bir tartışmanın fitilini ateşlemiştir. Yeni-gerçeklilerin görüşüne göre bir tehdidin varlığından söz edebilmek için, gerçekte mutlaka somut bir tehdit durumunun olması gerekmemektedir. Somut tehditlerin varlığının yanı sıra, politik/askerî karar alıcıların yanlış dahi olsa, durum algılamaları ve  değerlenmeleri de aslında gerçekte bir tehdit durumu söz konusu değilken bile bir tehdit durumundan bahsetmek için yeterli bir sebeptir.  Örneğin ABD’nin Irak’ta nükleer silah olduğu “zannı” ile hareket etmek kaydı ile, böyle bir durumu tehdit olarak algılayıp müdahalede bulunması, algınan tehditlerin de en az gerçek tehditler kadar istenen/istenmeyen sonuçlar doğurabilme gücünün olduğuna işarettir. Dolayısı ile tehditler, yeni-gerçekçilerin yaklaşımlarında, siyasi/askeri liderlerin algı dünyalarından bağımsız düşünülememektedir. Bu bağlamda,  yeni-klasik gerçekçiliğin klasik-gerçekçiler ile ayrıştığı önemli farklardan biri de objektif olarak tanımlanamayacak olan tehditlere salt veri odaklı yaklaşımın yanlış olduğu noktasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Klasik ve yeni-gerçekçi araltrmacıların ayrışımına yol açan <em>tehdit algılamaları</em> argümanından sonra, 1999 yılında inşacı kuramın öncülerinden Alexander Wendt, yeni-gerçekçi Waltz’ın<em> Theory of International Politics</em> kitabına karşın <em>Social Theroy of İnternational Politics </em>adındaki eseriyle,  gerçekçilerin devletlerin sosyal yönlerini ihmal ettikleri konusunda eleştrilerde bulunmuştur.  Sovyetler Birliğinin dağıldığı ve milliyetçilik/kimlik tartışmalarının yaşandığı bir dönemde  çıkarlarının aslında ihtiyaçların dışa vurumu olduğunun altını çizen Wendt’e  göre de gerçekçiler, salt “ulusal güvenlik” odağı etrafında düşünmektedirler. Oysa devletlerin kimlikler üzerinden  üretilen normları ve sahip oldukları “<em>ulusal güvenlik kültürleri</em>” vardır.  Örneğin bir devletin ulusal güvelik kültüründe şehitlik kurumınu yüceleştirme var ise, şehitlik bilinci ya da savaş motivasyonu bulunmayan başka bir devlet karşısında nesnel veya rasyonel veriler dışında elde ettiği öz-kültürden kaynaklı bir motivasyon gücü bulunmaktadır. “<em>Anarşi, devletler ne anlıyorsa odur</em>” vecizesi ile, anarşi durumunun veya sosyal tehditlerin sosyal inşa yolu ile algıda kurulduğunu ifade etmektedir. (WENDT, 2013) Wendt’e göre, tehdit durumu da sosyal olarak inşa edildiğinden, zorunlu olarak öznelerin veya devletlerin birbirlerini nasıl anlamlandırdıklarından ve birbirlerinden ne beklediğinden etkilenmektedir. (WENDT, 2013:9) Klasik-yeni gerçeklikte, siyasi/askeri liderlerin tehdit algılamaları konusundaki esas vurgu, tehdidin kendisi üstünde iken, inşacı kuramda tehdidin algıda nasıl veya ne gerekçelerle konumlandırıldığı üzerine olmuştur. Örneğin yeni gerçekçilik “ABD açısından Kuzey Kore’nin balistik füzelerinin tehdit oluşturacak ölçüde geliştirilip geliştirilmediği” sorusu ile ilgilenirken uluslar arası ilişkilerin sosyal inşacı kuramı “Kuzey Kore’nin balistik füze geliştirmesi, ABD’yi niçin rahatsız ediyor?” sorusu ile ilgilenmektedir. Nitekim Wendt, kaleme aldığı ünlü makalesinde herhangi bir toplumun üniversitenin anlamın unuttuğu takdirde profösör veya öğrenci gibi kurum içi varlıkların da anlamlarını yitireceklerini veya ABD ve Rusya’nın birbirleri ile anlaşarak artık düşman olmadıkları yönünde karar verdiklerinde Soğuk Savaş’ın kendiliğinden biteceğini ifade etmektedir (WENDT, 2013:10). Böylece tehdit kavramı da, dostluk ve düşmanlık kavramları gibi bir kurgunun ürünüdür.</p>
<ol style="text-align: justify;" start="3">
<li><strong>Kopenhag Okulunun Güvenlik Tartışmalarındaki Konumu  ve Güvenlikleştirme Kuramı</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">Güvenlik konseptine uluslar arası ilişkilerin gerçekçi, yeni gerçekçi ve inşacı teorileri arasında bir nevi arabulucu olarak konumlanan Kopenhag okulu teorisyenlerinin alana kattığı en önemli konseptler güvenlikleştirme, güvenlik sektörleri ve bölgesel güvenlik kompleksleri kavramları üzerine olmuştur (Wæver, 2004:8). Özellikle devleti baz alan geleneksel güvenlik yaklaşımlarına karşı çıkan okul, bilhassa aktörler arası farklı güvenlik göndergelerinin varlığına dikkat çekmektedir (McDonald, 2008a:68). Özellikle okulun önde gelen isimlerinden Buzan, devlet dışı farklı güvenlik göndergelerinin tehdit varlığının betimlenmesi konusundaki önemini vurgulamıştır (Buzan ve Wæver, 1998:8). Bu bağlamda, geleneksel güvenliğin gönderge nesnesi olan devlet/askeri güç konseptinin dısına çıkılarak, toplumsal, ekonomik, siyasi, çevresel ve askeri güvenlik sektörleri olmak üzere beş farklı güvenlik sektörü oluşturulmuştur.  Bu sektörler hem birbirlerinden bağımsız hem de birbirlerine bağımlıdır. Yani bir sektördeki  hareketlilik, doğrudan veya dolaylı yollardan diğer sektörleri de etkileyebilme gücüne sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kopenhag okulu araştırmacıları, güvenlikleştirme kuramını oluştururken özellikle dil felsefesinden etkilenmişlerdir. Yapısökümcü eleştirel kuramın öncüsü olarak bilinen Jacques Derrida’nın ünlü <em>“Metin dısında hiçbirşey yoktur.”</em> vecizesi ile, tehdidin söz-edim yolu ile oluşturulduğunu vurgulayan okula göre, herhangi bir mesele siyasi/askeri tarafından söz-edim yolu ile tehdit konusu haline getirilebilmektedir. (Buzan ve Wæver, 2003:72)  Dolayısı ile birşeyi söylemek o şeyi yapmaktır. Weaver’in ifade ettiği gibi “<em>Eğer askeri/siyasi elitler bir  güvenlik sorunun mevcudiyetinden bahsediyorlarsa, artık ortada bir güvenlik sorunu var demektir</em>” (McDonald, 2008b:566). Ancak sözcelem ile inşa edilen böyle bir tehdit kurgusunun bazı şartları vardır. Bunlardan en önemlisi siyasi/askeri liderin dillendirdiği, tehdit konusu haline getirilecek durumların da izleyici/alıcı tarafından benimsenmesi, ve tehdidin varlığına ikna olmaları gerektiğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitle iletişim araçları, Habermas’ın deyimi ile bir “<em>kamusal alan</em>” yaratmaktadır. (Habermas, 2004:95) Ancak yaratılan böyle bir kamusal alanda halk televizyon, gazete v.b. kitle iletişim araçları üzerinden, “tehdit var” bildirimi yapan elitlere doğrudan  doğruya tehdit konusu üzerindeki merak ettikleri tüm detayları soramamaktadır. Tek taraflı iletişim akışının olduğu böyle bir konumda elitler kimi zaman ortada gerçek bir tehdit durumu söz konusu değilken bile, oy kazanımı, seçim ittifakları, siyasi konum veya liderlik otoritelerini artırmak için tehdit durumundan söz edebilirler Böylelikle kamu  gündemine taşınan tehdit varlığı, elitlerin acil durum sinyali ile birlikte olağanüstü  kararlar almalarının önünü açmaktadır. (Wæver, 2003:9) Kamoyunun tehdidin gerçekliğine nasıl ikna olduğu, siyasal liderlerin söz-edim ile kurguladıkları tehdit inşasının kamoyu üzerinde ne denli etkili olduğu  ile ilgili araştırma ise makalede, iletişim kuramlarından “gündem belirleme kuramı” ile açıklanmaya çalışılacaktır.</p>
<ol style="text-align: justify;" start="4">
<li><strong>Gündem Belirleme Kuramı</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüz kitle iletişim araçlarının kamu gündemini  belirlemede en etkili araçlarından biri olduğu bilinmektedir (McCombs ve Shaw, 1993:58-67). İletişim kuramlarından  gündem belirleme kuramına göre kitle iletişim araçları kamunun &#8220;<em>nasıl düşüneceklerinden ziyade ne hakkında düşüneceklerini</em>&#8221;  belirmele gücüne sahiptir.  Dolayısıyla kitle iletişim araçlarının, kimi zaman gündem belirleme kuramı, kimi zaman ise gündem belirleme kuramına dahil olarak kabul edilen bir kuram olan çerçeveleme kuramı ile birlikte, bilinçli ya da bilinçsiz olarak kamoyuna ne hakkında düşünülmesi gerektiğininin yanında nasıl düşünülmesi gerektiğini de söylediği belirtilmektedir. Gündem belirleme kuramı, bir meselenin haber konusu olarak gerek yazılı gerek görsel medyada gündeme getiriliş zamanı, miktarı veya konumunun izleyici kitle arasındaki önem derecesi ile doğrudan ilişkisi olduğunu iddia etmektedir. Dolayısı ile kitle iletişim araçları ile gündeme getirilen  bir haberin gündemde durduğu zaman, yer ve miktar, izleyicilerin haberi ne derece önemli olduğu konusunu kendi algılarında konumlandırmalarına imkan verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Böylece gündem belirleme kuramı, kitle iletişim araçları tarafından sunulan haberin sıklık, mekan ve yer açısından izleyiciyi ne denli etkilediğini ölçmeyi hedeflemektedir (Kosicki, 1993:105). Haberin sıklığı arttıkça, izleyiciler arasındaki önem derecesi de artacak, izleyiciler günlük hayatlarında da haber üzerine tartışmaya başlayacaklardır. Bu durumda gündem belirleme kuramına göre, haberler gerçeğin tamamını değil, yalnızca bir kısmını da içerebilir. Bazı gerçekler kamoyunu önemli düzeyde etkileyecek güçte iken bile  haber konusu yapılmazken, kitle iletişim araçları izleyicilere kendi istedikleri konuda düşündürtme gücünü elinde bulunduran, izleyicilerin içlerinde bulunmadıkları dünyayı nasıl algılamaları gerektiğini dikte eden önemli bir enstrümandır (Weaver, 1081:4).</p>
<p style="text-align: justify;">Kamuya dair haberlerin, içerisinde bulunduğumuz iletişim çağında, medya gücünü elinde bulunduranlar tarafından şekillendirildiğini öne süren teoriye göre, medya gücü kamoyu yaratma gücüne sahiptir. (Özkan, 2006: 15) Çalışmalarına 1960’lı yıllarda başlayan ve 1968 ABD Başkanlık Seçimleri’nde medya gücünün kamoyu yaratmadaki etkilerini inceleyen McCombs ve Shaw’ın çalışmaları da, aslında medyanın izleyicilerin bilişsel algılarına doğrudan hitap ettiğini ortaya koymuştur. (Yaylagül, 2006: 82) Dolayısı ile teoride, medyanın kamoyu yaratmadaki tavrına göre, izleyiciler gündemde tutulan ya da gündemin dışında tutulan olayların önemli veya önemsiz olduklarına karar vermektedirler. Ayrıca Neuman’a göre, medya gücünün belirlediği gündemin, izleyiciler üzerinde önem derecesi belirlemelerine ek olarak yaptırımsal bir gücü de bulunmaktadır. Medya gücü bunu, izleyicilere “diğerlerinin ne düşündüğü” hakkında bilgi vererek yapmaktadır. (Griffin,2001 :377)</p>
<ol style="text-align: justify;" start="5">
<li><strong>Güvenlikleştirme ve Gündem Belirleme Kuramı İlişkisi</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">Güvenlikleştirme genellikle  aciliyet, devlet sorumluluğu ve gizlilik veya devlet şiddeti gibi özel kavramlara işaret ederek olağanüstü araçların meşrulaştırılmasına hizmet etmektedir. Böylelikle güvenlikleştirmenin en muhtemel etkisi, olası bir sorunun gündeme getirilmesine yardımcı olmaktır. (Wæver, 1995: 75; Buzan, 1997: 14, 21)</p>
<p style="text-align: justify;"><img title="gundembel Ulusal Güvenlik ve Medya: Güvenlikleştirme ve Gündem Belirleme Kuramları Bağlamında Tehdidin İnşa ve İknası  "fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-9398 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/gundembel.png" alt="gundembel Ulusal Güvenlik ve Medya: Güvenlikleştirme ve Gündem Belirleme Kuramları Bağlamında Tehdidin İnşa ve İknası  " width="391" height="292" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/gundembel.png 670w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/gundembel-300x224.png 300w" sizes="(max-width: 391px) 100vw, 391px" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şekil 1.  “Gündem Döngüsü”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Şekil 2’ de görüldüğü gibi, gündem belirleme kuramı çerçevesinde medya ajanları  ekonomik ve siyasi baskılar ile de karşı karşıya kalmaktadır. Eşik bekçileri bir bakıma siyasal/askeri elitin söz-edim yolu ile inşa edilen tehdit sözcelemini kitlelere sürekli, sık ve vurgulu bir biçimde duyurarak tehdidi ikna yolu kolektifleştirme gücüne sahiptir. Bu yönüyle gümdem belirleme kuramında bahsedilen sürekli vurgu, ve kamoyunun sürekli olarak düşünmeye sevkedilişi Kopenhag okulu’nun ikna sürecini yerine getirmektedir. Dolayısı ile siyasi liderlerin tehdit kavramsallaştırmasını kamoyu gündemine taşımak hem bir görev hem de böyle bir baskının gereğidir.  Nitekim, gündem belirleme kuramında ön plana çıkarılan kitle iletişim araçlarının kamoyu yaratmadaki işlevsel konumu ile güvenlikleştirme teorisinin tehdit inşası kavramsallaştırmasında söz-edim yaklaşımının kamoyunu ikna etme gücü ile paralel bir bütünlük içerisinde olduğunu söylemek mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">ATABEK(1999)’ten yeniden çizilip aktarıldığı üzere, Şekil 1’de görüldüğü gibi, medyanın gündemi kamu gündemini etkileme gücünün olduğu ifade edilmektedir. Aynı zamanda medya gündemi, politika gündemi ile de etkileşim içerisindedir. Eşik bekçileri, politika gündemindeki anlatıları medya çalışanlarının kişisel deneyimleri veya seçkinler ve diğer bireyler ile girdikleri ilişkiler neticesinde toplanacak bilgiyi işleyerek medya gündemine dahil etmektedir. Ancak bir meselenin tehdit gündemine alınması ile ilgili etkenlerden söz ederken, devletlerin tutum ve davranışlarının arkaplanlarındaki gerekçeleri izlemek önemlidir. Örneğin, İsveç ile ilgili vaka çalışmalarında “askeri tehditler” ve “askeri olmayan tehditler” başlıklarındaki iki farklı çerçeve arasında önemli farklılıkların olduğu görülmektedir. Böylelikle gündemdeki her bilgiye aynı dönem derecesinde yaklaşılmadığı gibi, her tehdit söyleminin medyada yansıtılmasına da aynı önem derecesi ile yaklaşılmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Güvenlik konseptindeki genişlemelere rağmen, birçok ülkede askeri tehditler hala en önemli tehditlerdir. Bununla birlikte devletlerin meseleleri “askeri tehdit” kategorisi içerisine dahil edip etmemesi güvenlik politikaları ile karakterize edilmektedir. Örneğin Rusya’nın Batık Denizi bölgesindeki hareketleri, İsveç’i kaygılandırmasına rağmen 2000’li yıllara değin güvenlik politikaları ile ilgili birincil belgelerde bile belirtilmemiştir. En azından Rusya’nın İsveç gündeminde halâ en büyük tehdit olarak algılanmasından dolayı, Baltık Denizi İsveç güvenlik politikalarında belirli özellikleri, problemleri ve fırsatları olan bir bölge olarak tanımlanmak yerine yalnızca dolaylı olarak dokunulan bir alan olarak kalmıştır.  (Eriksson, 1999:84)</p>
<p style="text-align: justify;">Askeri bir tehdit alanı olarak, gündem belirme kuramı ile güvenlikleştirme kuramının birbirlerini ne denli destekledikleri ile ilgili güzel bir örnek de,  Sovyetler Birliği ve İsveç arasındaki barış zamanında “denizaltı tehdidi” nin 1980&#8217;lerde gündemde nasıl belirlendiği üzerinedir. 1986’da Sovyetlerin U137 tipi denizaltı “Wheskey &amp; Rocks” Baltık denizinde batmasıyla Sovyet denizaltılar hakkında yıllarca tehdit söylemi üreten siyasa yapıcılar, deniz kuvvetleri, ve  gazeteciler, böyle bir olayı sansasyonel işlemlerden geçirerek gündemi uzun süre meşgul etmişlerdir. Sovyetlere ait denizaltının gerçekte bir “güvenlik tehdidi” olup olmadığını veya deniz mürettebatının böyle bir “barış zamanında” kötü niyet taşıyıp taşımadığını merak konusu olduğundan hem haberin çerçevelenmesi, hem de gündemde tutulması büyük bir önem arz etmiştir. Böyle bir sürecin yaşanması, İsveç özelinde, 1980’lerden 1990’ların başına değin yabancı denizaltıların panik unsuru imajı yarattığı ve  “güvenlik tehdidi” olarak gündeme getirildiği bir dönemi temsil ederken, politika akışı uzun bir dizi rapor üreterek, ülkede denizaltı avcılığının geliştirilmesini teşvik etmiştir. Sadece 1980’lerde yaklaşık 500 olay rapor edilirken, hem siyaset, hem de medya büyük ölçüde denizaltı meselesinin güvenlikleştirilmesine katkıda bulunmuş, denizaltı meselesi İsveç’in tehdit ajandasında on yıldan uzun bir süre gündemde kalmıştır. Ancak yapılan çoğu çalışmalar raporlardaki olayların mink veya balık olduğu yönünde olmuştur. İsveç’in Rus denizaltı aradığı böyle bir efsane, en son 2015 yılında tezahür etmiştir (Eriksson, 1999:85).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">ARI, Tayyar (2010) Uluslararası İlişkiler Teorileri, Bursa: MKM Yayıncılık</p>
<p style="text-align: justify;">Atabek, N. (1998). Gündem belirleme yaklaşımı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 7, 155-174.</p>
<p style="text-align: justify;">ATEŞ Davut (2009), “Uluslararası İlişkiler Disiplininin Oluşumu: İdealizm/ Realizm Tartışması ve Disiplinin Özerkliği”, Doğuş Üniversitesi Dergisi, (10), 17, ss. 11-25</p>
<p style="text-align: justify;">Aydin, M. (2004). Uluslararası İlişkilerin&#8221; Gerçekçi&#8221; Teorisi: Kökeni, Kapsamı, Kritiği. Uluslararası İlişkiler/International Relations, 33-60.</p>
<p style="text-align: justify;">Baldwin, D. A. (1997). The concept of security. Review of international studies, 23(1), 5-26.</p>
<p style="text-align: justify;">Bock, P. G., &amp; Berkowitz, M. (1966). The emerging field of national security. World Politics, 19(1), 122-136.</p>
<p style="text-align: justify;">Buzan, B. (1997) ‘Rethinking Security after the Cold War’, Cooperation and Conflict, vol. 32, no. 1, pp. 5-28.</p>
<p style="text-align: justify;">Buzan, B. (2008). People, States &amp; Fear: An agenda for international security studies in the post-cold war era. Ecpr Press.</p>
<p style="text-align: justify;">Buzan, B., Buzan, B. G., Waever, O., W&#8217;ver, O., Buzan, O. W. B., &amp; Wver, O. (2003). Regions and powers: the structure of international security (Vol. 91). Cambridge University Press.</p>
<p style="text-align: justify;">Buzan, B., Wæver, O., Wæver, O., &amp; De Wilde, J. (1998). Security: a new framework for analysis. Lynne Rienner Publishers.</p>
<p style="text-align: justify;">Emory A. Griffin.(2011) A First Look at Communication Theory, McGraw-Hill Co. ,New York,, s. 372.</p>
<p style="text-align: justify;">Eriksson, J. (1999). Agendas, threats and politics: Securitization in Sweden. University of Aberdeen, Department of Politics and International Relations.</p>
<p style="text-align: justify;">Gallie, W. B. (1955, January). Essentially contested concepts. In Proceedings of the Aristotelian society (Vol. 56, pp. 167-198). Aristotelian Society, Wiley.</p>
<p style="text-align: justify;">HABERMAS, Jürgen. (2004). “Kamusal Alan”. Kamusal Alan (iç.). Der. ve Çev. Meral Özbek. İstanbul: Hil Yayın. 95-102.</p>
<p style="text-align: justify;">Jackson, R., Sorensen, G. (1999).  Introduction to International Relations. Oxford University Press.</p>
<p style="text-align: justify;">Knorr, K. (1973). National Security Studies: Scope and Structure of the Field. National Security and American Society: Theory, Process and Policy (Lawrence, KS, 1973), 5.</p>
<p style="text-align: justify;">Kosicki, G. M. (1993). Problems and opportunities in agenda-setting research. Journal of communication, 43(2), 100-127.</p>
<p style="text-align: justify;">Lasswell, H. D. (2017). Power and society: A framework for political inquiry. Routledge.</p>
<p style="text-align: justify;">McCombs, M. E., &amp; Shaw, D. L. (1993). The evolution of agenda-setting research: Twenty-five years in the marketplace of ideas. Journal of communication, 43(2), 58-67.</p>
<p style="text-align: justify;">McDonald, M. (2008a). Constructivism, w: Security Studies: An Introduction, ed. PD Williams, London–New York.</p>
<p style="text-align: justify;">McDonald, M. (2008b). Securitization and the Construction of Security. European journal of international relations, 14(4), 563-587.</p>
<p style="text-align: justify;">Mearsheimer, J. J. (2001). The tragedy of great power politics. WW Norton &amp; Company.</p>
<p style="text-align: justify;">Morgenthau, H. J., Thompson, K. W., &amp; Clinton, W. D. (1985). Politics among nations: The struggle for power and peace.</p>
<p style="text-align: justify;">Nye Jr, J. S. (2003). The Paradox of American Power (Amerikan Gücünün Paradoksu). Çev.: Gürol KOCA), Literatür Yayınları, İstanbul.</p>
<p style="text-align: justify;">Nye, J. S., &amp; Keohane, R. O. (1971). Transnational relations and world politics: An introduction. International organization, 25(3), 329-349.</p>
<p style="text-align: justify;">Smoke, R. (1975). National security affairs. Handbook of Political Science, 8, 247-362.</p>
<p style="text-align: justify;">OĞUZLU, H.Tarık (2007), “Dünya Düzenleri ve Güvenlik: Ulus-Devlet Güvenlik Anlayışı Aşılıyor Mu?”, Güvenlik Stratejileri Dergisi, (6), 14, ss. 7-42</p>
<p style="text-align: justify;">Waltz, K. N. (2010). Theory of international politics. Waveland Press.</p>
<p style="text-align: justify;">Wæver, O. (1995) ‘Securitization and Desecuritization’, in R.D. Lipshutz ed., On Security (New York: Columbia University Press), pp. 46-86.</p>
<p style="text-align: justify;">Weaver, D. H. (1981). Media agenda-setting in a presidential election: Issues, images, and interest. Praeger Publishers.</p>
<p style="text-align: justify;">Wæver, O. (2003). Securitisation: Taking stock of a research programme in Security Studies. unpublished paper, University of Copenhagen.</p>
<p style="text-align: justify;">Wæver, O. (2004, March). Aberystwyth, Paris, Copenhagen: New ‘schools’ in security theory and their origins between core and periphery. In annual meeting of the International Studies Association, Montreal (pp. 17-20).</p>
<p style="text-align: justify;">WENDT, A. E. (2013). Anarşi Devletler Ne Anlıyorsa Odur: Güç Politikalarının Sosyal İnşası. Uluslararası İlişkiler/International Relations, 3-43.</p>
<p style="text-align: justify;">Thompson, K. W. (1985). Moralism and morality in politics and diplomacy (Vol. 1). Univ Pr of Amer.</p>
<p style="text-align: justify;">Wolfers, A. (1962). National security as an ambiguous symbol. Political science quarterly, 67(4).</p>
<p style="text-align: justify;">Yaylagül, L. (2006) Kitle İletişim Kuramları Egemen ve Eleştirel Yaklaşımlar. Ankara: Dipnot Yayınevi</p>
<p style="text-align: justify;">Özkan, A. (2006). Küreselleşme Sürecinin Medya ve Kültür Üzerindeki Etkileri. İstanbul: Tasam Yayınları.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/ulusal-guvenlik-ve-medya-guvenliklestirme-ve-gundem-belirleme-kuramlarini-baglaminda-tehdidin-insa-ve-iknasi.html">Ulusal Güvenlik ve Medya: Güvenlikleştirme ve Gündem Belirleme Kuramları Bağlamında Tehdidin İnşa ve İknası</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bölge Analizi: İran’ın Füze Gücü ve  Ortadoğu’da Güç Dengesi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/bolge-analizi-iranin-fuze-gucu-ve-ortadoguda-guc-dengesi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Güngördü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Apr 2019 18:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[füze savunması]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=7794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Suudi Arabistan’ın Nükleer Destek Arayışı ABD liderliğinde gerçekleşen “Yüzyılın Anlaşması” sözgelimi “Ortadoğu Barış Projesi” aktörleriden olan Suudi Arabistan, bugünlerde dünya gündemini hayli meşgul etmekte. Tuzdan arındırma ve elektrik enerjisi üretimi için ABD ile nükleer işbirliği talep eden Suudi Arabistan’ın nükleer destek arayışları, bölge reelpolitiği gereği; İran’ı  bir hayli kızdırıyor. Öte yandan geçtiğimiz gün, Uluslararası Atom [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/bolge-analizi-iranin-fuze-gucu-ve-ortadoguda-guc-dengesi.html">Bölge Analizi: İran’ın Füze Gücü ve  Ortadoğu’da Güç Dengesi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Suudi Arabistan’ın Nükleer Destek Arayışı </strong></p>
<p>ABD liderliğinde gerçekleşen “Yüzyılın Anlaşması” sözgelimi “Ortadoğu Barış Projesi” aktörleriden olan Suudi Arabistan, bugünlerde dünya gündemini hayli meşgul etmekte. Tuzdan arındırma ve elektrik enerjisi üretimi için ABD ile nükleer işbirliği talep eden Suudi Arabistan’ın nükleer destek arayışları, bölge reelpolitiği gereği; İran’ı  bir hayli kızdırıyor. Öte yandan geçtiğimiz gün, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Başkanı Yukiya Amano, nükleer faaliyetlerinin barışçıl olduğundan emin olmak maksadıyla  ilk nükleer reaktör için yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’dan nükleer koruma güvencesi vermesini  istedi.</p>
<p><strong>İran’ın Füze Kapasitesini Geliştirme Çabaları</strong></p>
<p>İran Ulusal Güvenlik Konseyi sekreteri Ali Şamşani; geçtiğimiz ay, Suudi Arabistan’ın tüm dünyayı olmasa da, bölgeyi tehlikeli potansiyel bir krize sürükleyebilecek faaliyetler içerisinde olduğunu  vurgulayarak konuya tepkisini dile getirmişti. İran Devrimi’nin 40. Yıl kutlamaları nedeniyle,  Şubat ayında gösteri alanında yeni füzelerini tanıtan İran, bu kez de sahneye 1.350 km  menzilli seyir füzesi Huzeyfe’yi çıkarmıştı. 4 Şubat’ta ise, Avrupa Birliği İran’la ilgili ortak bir açıklama yaparak, rejimin füze geliştirmesinden duyulan ortak rahatsızlığı dile getirmişti. Füze Teknolojisi Kontrol <em>Anlaşması’na<strong> (</strong></em>MTRC) taraf olmayan Iran’ın Hatem el Enbiya Merkez Komutanı Gholam Ali Rashid ise,  tepkiler karşısında, geliştirilen füze teknolojisinin, güç dengesi gereği, Suudi Arabistan gibi düşmanca güçleri dengelemek maksadı taşıdığını açıklamıştı. Tabi bu açıklamada, ya da menzil artırımı olacak müstakbel potansiyel füze üretim faaliyetlerinde Suudi yönetiminin nükleer arayışlarının payının aşikar olduğu görülüyor. Şubat ayında İran’ın ürettiğini açıkladığı 2.000 km (orta) menzilli “Deflüz” balistik füzesinden sonra ise, ABD’nin İsrail’e Yüksek İrtifa Bölge Hava Savunma (THAAD) adlı Amerikan balistik füze savunma sistemi konuşlandırması tesadüf olmamalı.</p>
<p><strong>Bölgede bir füze proliferasyonu mu oluşacak ?</strong></p>
<p>Balistik füzelerle karşılaştırıldığında alçak irtifada, yörünge altında kalarak yol kateden karadan karaya seyir füzelerinin  radarlar tarafından tespiti daha zordur. Ayrıca seyir füzeleri, fırlatılmadan önce hedefe yaklaşarak aradaki kilometre farkını azaltabilirler. Sumar füzesi’nin bir türevi olan Huzeyfe’nin boyu ise neredeyse Sumar’ın iki katı büyüklüğünde. İkisi de kamyondan fırlatılmak üzere tasarlansa da, bu füzeler teorik olarak deniz altı ve nakliye gemilerinden de fırlatılabilirler. Dolayısı ile bu füzelerin İran’a mürettebatlarının kendilerini tespit edilmeden  taşıyacağı varsayılan bir senaryoda, ikinci veya hatta ilk vuruş kabiliyetini vermesi de muhtemel. Böylece 1000 km üzeri menzilli füzeler İran&#8217;ın Suudi Arabistan (Riyad ve füze savunma bölgeleri dahil) ve Kuzey İsrail içerisindeki daha derin hedefleri tehdit etmesini sağlayacak. Eğer İran, Irak ya da Hizbullah kanalı ile füzeleri Suriye&#8217;ye taşıdıysa, teorik olarak Suudi Arabistan’daki çok daha fazla hedefe ve İsrail&#8217;in tamamına ulaşabilir.  Dolayısı ile, Trump’ın Golan kararı zamanlaması gözden kaçmamalı.</p>
<p>Tahran yönetiminin Suudi Arabistan’ın nükleer silah geliştirme kapasitesini artırdığını iddia etmesi, gelişmeleri yakından takip ettiğine işaret ediyor. Eğer böyle ise, Ortadoğu’yu, belki de dünyayı, nükleer silah ve füze kapasitelerinin yarıştığı, yeni,  riskli ve uzun vadeli bir proliferasyon süreci bekliyor olabilir.</p>
<p><strong>Tarihte Güç İttifakları</strong></p>
<p>Uluslar arası ilişkiler teorilerinden realizm, devletlerin güç kapasitelerini artırmaları gerektiğini, uluslar arası sistemin yapısının hiyerarşik olduğunu, devletlerin de insanlar gibi kötü yaradılışlı habis varlıklar olduğunu söylemektedir. Bu teori gereği, devletlerin kendilerinden başka dostları yoktur. Çünkü Thomas Hobbes’ın altını çizdiği gibi “insan insanın kurdu” ise, “devletler de devletlerin kurdudur”.  Uluslar arası örgütlerin idealist, iyimser hedeflerine güven olmaz. Devletler, gerektiği yerde ortak düşmana karşı “güç dengesi” oluşturmak için, birbirleri ile ittifak yapmalıdır. Tarihte de bunun sayısız örnekleri vardır. Peloponez Savaşı (MÖ 431 &#8211; 404) Yunan yarım adasında, Persler’e karşı oluşturulmuş Attik Delos Deniz Birliği üyeleri olan Sparta ve müttefiklerinin yine aynı organizasyonda yer alan ve kendi bölgelerinde güçlenen Atina’ya karşı açtığı, güç dengesi oluşturma teorisini en ilkel ve basit hali ile anlatan bir savaştır. Ortak düşmana karşı savaşan bu birlikler, kolektif tehdidin (Persler) ortadan kalkması ile birlikte birbirleri ile savaşmaya başlamışlardır. Hatta, bu savaş sonucunda, Atina medeniyetinin, 200 yıl geriye gittiğini söyleyen tarihçiler vardır. Kadeş Savaşı da, aynı sebepten ötürü çıkmıştır. Mısır firavunu Suriye’yi ele geçirmek isteyince, Anadolu’daki Hitit kralı tehlikeyi sezmiş ve güçlenmesini istemediği Mısır’a savaş açmıştır. Bu savaş sonunda da tarihteki ilk yazılı anlaşma olarak bildiğimiz (M.Ö 1274) Kadeş Antlaşması imzalanmıştır.  Bu antlaşmanın bir sebebi de, Hititler ve Mısırlar kendi aralarında savaşırken,  bu kez de ortada biten Asurlu’ların Ön Asya’da güçlenerek kendilerine yeni bir tehdit oluşturacaklarını düşünmeleridir..</p>
<p>Sosyal psikoloji alanında, tanınmış ünlü Türk bilim adamı Muzaffer Şerif’in “Robbers Cave Deneyi” de, Gerçekçi Çatışma Teorisi’ ni açıklarken; aynı sonuca ulaşmıştır. Bir adadaki rakip oyuncular, yarışmalarla sürdürülen rekabet günlerinde birbirlerinden nefret ederken, ortak kullanılan su kaynağının bozulması gibi “kolektif bir sorun” rakip/düşmanları birleştirerek dost yapmıştır. Hatta, bu formatın bugün Survivor’ yarışmasına ilham verdiği de söylenmektedir…</p>
<p><strong>Ortadoğuda Güç İttifakları Nasıl Kurulur : “Tehdit Dengesi Teorisi”</strong></p>
<p>Güç dengesi, oluşturmanın farklı modelleri vardır. Örneğin güçsüz devlerin güçlü olanın peşine takıldığı bandwagoning bunlardan biridir. Mesela, Demokrat Parti’li  yıllarda, Türkiye’nin Güney Kore’ye destek birlikleri göndererek NATO üyeliği elde etmeye çalışması, Kafkaslar’daki, Sovyet tehdidine karşı akıllıca  düşünülmüş bir bandwagoning (peşine takılma) stratejisidir…</p>
<p>The Origins of Alliances adlı kitabında 1955-1979 yılları arasında Ortadoğu’da kurulan savunmacı ittifaklardan hareketle “tehdit dengesi” kavramını literature kazandıran Walt, dönemin iki kutuplu küresel sisteminin Ortadoğu’ya olan etkisi ışığında devletlerin tehditlerle mücadele stratejilerine değinmiştir.. Bu noktadan hareketle Walt, Ortadoğu da esasında, devletlerin “peşine takılma” (bandwagoning) stratejisinden ziyade dengeleme (balancing) stratejisi izlemeye meyilli olduğunu vurgulamaktadır.. Yani Walt’a göre Ortadoğu’da “güç dengesi” ve  “peşine takılma stratejisi”nden ziyade, “tehdit dengesi” vardır. Bu bölge, tehditlere göre hareket eder….</p>
<p><strong>ABD’nin İran Devrim Muhafızları’nı “Terör Örgütü” ilan Etmesi</strong></p>
<p>ABD, geçtiğimiz gün tarihinde ilk kez bir devletin resmi ordusu olan, İran Devrim Muhafızları Ordusu&#8217;nun, yabancı terör örgütleri listesine eklendiğini duyurdu.  Tabi bu karara derhâl bölgedeki üç önemli devletten destek geldi. Bahreyn, Suudi Arabistan (Dış İşleri temsilcisi) ve İsrail  (Netanyahu)…</p>
<p>İran’ın her ne kadar uydu çalışmaları için ürettiğini duyurmasına rağmen, nükleer başlıkla desteklenebilir füze çalışmalarını sürdüreceğini ilan etmesi ve  buna karşılık olarak ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığını (CENTCOM)’ u terör örgütleri listesine alması bölgedeki tansiyona yoğunluk kattı. Eğer Waltz, teorisinde haklı ise, Suriye ve Yemen iç savaşlarında da İran ile tamamen farklı taraflarda yer alan Suudi Arabistan’ın ilerleyen günlerde dinî kimliklerinin ötesinde, İsrial ile ortak düşman İran’a karşı örtük ya da açık bir güvenlik ittifakına girmesi, oldukça olağan görünüyor&#8230;</p>
<p>Tabi İran’a düşen ise, müttefik arayışı…</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/bolge-analizi-iranin-fuze-gucu-ve-ortadoguda-guc-dengesi.html">Bölge Analizi: İran’ın Füze Gücü ve  Ortadoğu’da Güç Dengesi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Golan Tepelerinin Israil için Önemi : Stratejik Kültürün Coğrafi Parametresi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/golan-tepelerinin-israil-icin-onemi-stratejik-kulturun-cografi-parametresi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Güngördü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Mar 2019 17:22:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Golan Tepeleri]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail ve Golan Tepeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Netenyahu]]></category>
		<category><![CDATA[Şeria]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=7668</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarihsel Süreç İçerisinde Golan Tepeleri : Önem ve Aitlik Krizi Yavuz Sultan Selim ile, 1516 yılındaki Mercidabık savaşı sonrası Memlükler’den Osmanlı İmparatorluğu’na geçen Golan Tepeleri, 1918&#8217;de Fransız kontrolüne geçene kadar kuş uçuşu 60 km kadar uzaklıktaki Şam Vilayeti’nin bir parçası olmuştu. Suriye’nin bağımsızlığından sonraki 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı sırasında ise, Golan Tepeleri uluslar arası [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/golan-tepelerinin-israil-icin-onemi-stratejik-kulturun-cografi-parametresi.html">Golan Tepelerinin Israil için Önemi : Stratejik Kültürün Coğrafi Parametresi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Tarihsel Süreç İçerisinde Golan Tepeleri : Önem ve Aitlik Krizi</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><img title="golan Golan Tepelerinin Israil için Önemi : Stratejik Kültürün Coğrafi Parametresi  "decoding="async" class="size-full wp-image-7669 aligncenter" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/03/golan.jpg" alt="golan Golan Tepelerinin Israil için Önemi : Stratejik Kültürün Coğrafi Parametresi  " width="600" height="250" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/03/golan.jpg 600w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/03/golan-300x125.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Yavuz Sultan Selim ile, 1516 yılındaki Mercidabık savaşı sonrası Memlükler’den Osmanlı İmparatorluğu’na geçen Golan Tepeleri, 1918&#8217;de Fransız kontrolüne geçene kadar kuş uçuşu 60 km kadar uzaklıktaki Şam Vilayeti’nin bir parçası olmuştu. Suriye’nin bağımsızlığından sonraki 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı sırasında ise, Golan Tepeleri uluslar arası baskılar sonucu ancak Şam’a 32 km kala duran İsrail’in eline geçmiştir. İsrail, aynı savaşta işgal ettiği kimi bölgelerden (örn:Sina) ‘savunulabilir makul sınırlar’ (deffensible borders) güvenlik politikası gereği çekilse de, stratejik mahiyeti büyük olan Golan Tepeleri’nden vazgeçmemiştir. 1973 yılındaki Yom Kippur Savaşı’nda  ise Suriye, Golan’ı geri almaya çalışsa da başarılı olamamıştır. Birleşmiş Milletler ise, 1974’te çatışmalı bölgeye barış gücü (UNDOF) ve gözlemci örgütü (UNTSO)’yu konuşlandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1981 yılında Tel Aviv’in tek taraflı ilhak ettiği Golan Tepeleri,  Suriye&#8217;den gelen herhangi bir askeri saldırıya karşı doğal bir tampon görevi üstlenmektedir. Kurak coğrafyanın içerisinde, Ürdün nehrinden beslenen bu bölge, ulusal güvenlik stratejilerindeki öneminin yanında aynı zamanda İsrail’in ihtiyacını önemli oranda karşılayan zengin bir su kaynağı olma mahiyetindedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İsrail’in Stratejik Derinlik Açmazı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Stratejik derinlik esasen, devletlerin ulusal güvenlik literatürlerinde önemli bir yer edinmiş bir askeri coğrafya terimidir. Kavram, en basit anlatımıyla hücum halindeki düşman kuvvetlerinin saldırı altındaki ülkenin önemli şehir merkezlerine, parlamento binasına ya da stratejik karar merkezlerine olan gerçek uzaklığına atıfta bulunur. Düşman kuvvetlerinin olası bir senaryoda, belirlirlenmiş bir çemberden olabildiğince uzak tutulması hedeflenir. Bu uzaklığın kantitatif değer ise, stratejik derinliğin niteliğini göstermektedir. Küçük bir ülke olarak, askeri stratejistlerin kalp şemasını Hayfa-Kudüs-Tel Aviv üçgenine çizdikleri, 20.770 km² alana sahip olan İsrail&#8217;in coğrafi yüzölçümü, aslında tam olarak 20723 km²&#8217;lik Antalya ilimize denk gelmektedir. Jeopolitik haritası ise, yine diğerlerinden farklı dini inanca sahip olan, bu halince de diplomatik tabirde “Sui Generis” (nevi şahsına münhasır) olarak kabul edilen ve etrafındaki diğer ülkeler ile savaş tecrübesi bulunan Yahudi topluluğunda, öyle olmasa dahi, Arap ülkeleri tarafından sürekli bir ‘kuşatılmışlık hissi’ oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Askeri tarihi incelendiğinde, İsrail’in zayıf stratejik derinlik soruna çözümü, neredeyse tüm konvansiyonel savaşlarda yaptığı gibi, çatışmayı düşman-komşu ülke topraklara taşıyarak; tabiri caiz ise, yapay bir stratejik derinlik yaratmak olmuştur. Dolayısı ile İsrail, çatışma ortamında hayatta kalmak için, uluslar arası medyadan da takip edildiği gibi işgale yönlenen, zorunlu olarak offensive (saldırgan) bir devlet olarak tanımlanır. Coğrafya’nın ya da asker niceliğinin “kader” olma potansiyeli taşıdığı çatışmalar, önemli askeri taktik ve  stratejiler gerektirmektedir. Türkler’in Turan Taktiği, Almanlar’ın Blitzkrieg’i, deepth battle, ya da  Büyük İskender’in az sayıdaki askeriyle Persler’e karşı önemli zaferler elde ettiği çarpık muharebe düzeni bunlara örnektir. İsrail’in muharebe davranışları üzerine yapılan analizler ise, tarihsel ironisine rağmen, askeri coğrafyasının kaderselliğinden genel düstur sonucu, konvansiyonel savaşlarda stratejik derinliği seri biçimde artırmak maksadıyla, tıpkı Almanların 3. Rejim döneminde yaptıkları gibi özellikle tankların yakın hava desteğiyle birlikte hızla hareket ettiği, yedek askerlerin hızla mobilize edildiği ‘Blitzkrieg’ (Yıldırım Savaşı)’e örnek teşkil  ettiğini koymuştur. Tepelerin Suriye’de olması ise, olası bir savaş senaryosunda, tabiri caiz ise, bu yıldırım hızı emecek yüksek bir ‘paratoner’ olması anlamına gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Golan tepelerinin stratejik mahiyetini anlamak için, çevresindeki arazilerden daha yüksek olduğuna dikkat etmek gerekmektedir. Yüksekliği dolayısıyla, Golan Tepelerini kontrol eden taraf, aşağıdaki düşmanını topçu yerleştirerek, roketatarlar yoluyla ya da başka birçok mühimmatla kolayca bombalayabilir. Daha da önemlisi tepenin İsrail kuvvetlerinde olduğu durumdaki olası bir savaş halinde, hiç olmadığı kadar kolay savunulabilirlik avantajı taşımaktadır. Örneğin; tepeye yerleştirilecek radarlar, gökyüzünü parazit engeli olmadan arayabilir, SAM(Surface-to-air missile)’lerin kolayca bertaraf edilmesine etki sağlayabilir, tepedeki yerleşik askerler aşağıdaki düşman saldırısını kolayca gözlemleyebilir ya da  bir taraftan sırtı korurken diğer yandan kolayca bölgeye girebilirler. Velhasıl, İsrail, Yom Kippur Savaşı sırasında, Gözyaşı Vadisi olarak bilinen noktada, 500’den fazla tank ve zırhlı araç ile saldırıya geçen Suriye ordusunu arazinin topoğrafik avantajı sayesinde yaklaşık 100  tankı ile durdurmuş, bununla da kalmayarak Suriye’de ilerlediği 15 gün içerisinde, 20 km derinliğinde ve 40 km genişliğinde önemli bir alan kesbetmiştir. İsrail, akabinde savunulabilir sınırlar (defensible borders) teorisi bağlamınca, Suriye topraklarında işgal ettiği bölgelerden çekilse de, 1967 yılında yine Suriye’den kopardığı doğal tampon mahiyetindeki Golan Tepeleri’ni elden bırakmamıştır. Dolayısıyla İsrail, Suriye ile savaş olasılığı veya İsrail&#8217;in kuzeydoğu bölgesinden gelen herhangi bir paramiliter tehdit  riski olduğu sürece, Golan Tepeleri&#8217;ni değişmez bir –beka- dayanağı olarak algılamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tepenin Ardındaki Şii Jeopolitiği: Suriye İç Savaşı Sonrası  Gelişen Süreç</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1979 İslam Devrimi ile Şiî mezhebi görüşlerini esas alan bir İslam Cumhuriyeti’ne dönüşen İran, dış ülkelere de İslam rejimi ihrac etme ve rejim koruyuculuğunu üstlenecek kurumlar üretme gibi bir dizi süreçten geçtiğini biliyoruz. Arap Baharı sürecinde, sıradaki domino taşının kendi rejimi olduğu hissine kapılan İmami Şiîlik hamisi rolündeki İran, bir öndeki domino taşı olarak algıladığı Suriye (Nusayri) rejimini -kendi bekası namına- korumak maksadı ile, 1978 yılının sonlarında yine İsrail işgalina karşı oluşturulmuş bir paramiliter örgüt olan Lübnan Hizbullah’ının (Şiî) önemli bir kısmının (yaklaşık 10 bin militan) da Suriye’ye kaydırılmasına vasıl olmuş, İsrail’i ise bu kez bilfiil düşmanına (İran) komşu yapmıştı. 2008 Güney Lübnan (Dahley) işgali sonrası, İsrail’in çekilmesinin ardıdan Lübnan özelinde Hizbullah milisleri ile çatışmalar kısmen de olsa dursa bile, Suriye iç savaşından sonra, Güney Suriye’deki aynı Hizbullah milisleri ile İsrail güçleri arasında birçok kez ani atak ve misillemeler gerçekleşmiş, bölgeye hava savunma sistemleri yerleştiren Rusya’nın tüm ikna çabalarına rağmen, İsrail “beka” gerekçesi ile, birkaç kez de Suriye’de belirlediği hedefleri bizzat havadan bombalamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">İsrail-Rusya görüşmelerinde İsrail tarafının en yoğun arzusu, Hizbullah’ın kuzey sınırından uzak tutulması yönünde olmuştu. Baskıların sonuçsuzluğu gereği, (Hizbullah çekilse bile, İsrail’in bu kez Esed güçleri ile karşı karşıya gelme riski) geçtiğimiz aylarda İran desteği ile bölgedeki uzun menzilli füze sayısını artıran Hizbullah’a karşı İsrail, bu kez tehdit dengesi kurallarınca bölgedeki ağırlığını da artırarak, Kuzey-doğu bölgesine Iron Dome (Dam Barzel) hava savunma sistemlerini yerleştirdi. Suriye İç Savaşı’ndan günümüze Hasan Nasrallah ile Netanyahu arasında gelişen tehditlerin söylem döngüsü ise “İsrail haritadan silinecek” ve “Gazze’yi hatırlayın” şeklinde tekrarlanmakta idi. Nitekim geçtiğimiz haftalarda, İsrail, ordu sözcülerinden Avichay Adraee kanalıyla, bu kez Hizbullah’ı Golan’da İsrail’e karşı gizli bir birim oluşturmakla suçladı; başka  bir ordu sözcüsü Jonathan Conricus ise hemen akabinde “İsrail’e yapılacak saldırılardan Suriye rejimini de sorumlu tutarız” yorumunda bulunmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz günlerde, Trump’ın BM’in 1981&#8217;de aldığı 497 sayılı kararı ihlal etmesine rağmen; tam da çekilme bilmecelerinin sürdüğü sırada, Golan’daki Israil egemenliğini tanımanın vaktinin geldiğini söylemesi ; bir bakıma nükleer anlaşmadan çekildiği İran’a yeni bir yaptırım uygulaması olabilir. Akdenizde İran tedirginliği yaşayan; ABD’nin, Dışişleri Bakanı Pompeo&#8217;nun “Suriye’den son İran postalı çıkana kadar” mücadeleye devam edileceği sözüne atfen bu stratejik davranış oldukça önemlidir. Hamlenin ikinci önemi ise, Suriye iç savaşı başladığından günümüze değin, davranışın uluslar arası camiada meşrulaştığı olası bir durumda, Suriye toprak bütünlüğünün ilk kez bozulacak olmasıdır. Peki bu yeni bir dönemin başlangıcı mı ?</p>
<p style="text-align: justify;">Uluslar arası hukukun, tarafların devlet-devlet dışı aktör/ler olduğu asimetrik çatışmalarda karşılaştığı açmazları, 11 Eylül sonrası düzene uyum sağlayamadığını, geçmişte yaşadığı verimsizlikleri, bölgede Hizbullah gibi paramiliter(asimetrik) bir örgüt olduğunu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki Çin ve Rusya’nın yanı sıra ; -Esad rejimine rağmen- İngiltere ve Fransa’nın da Suriye’deki toprak bütünlüğünün önemine atıfta bulundukları eski söylemleri hatırlalayarak, kendimize soralım. BM Güvenlik Konseyi’nde, ABD’nin olduğu bir yönetimde; Dünya beşten büyük müdür ?</p>
<p style="text-align: justify;">Ya da İsrail Silahlı Kuvvetleri Ordu Sözcüsü Conricus’un : “İsrail’e yapılacak saldırılardan Suriye rejimini de sorumlu tutarız” sözü ; akıllara 2006 Lübnan savaşını getiriyor mu ?</p>
<p style="text-align: justify;">__</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/golan-tepelerinin-israil-icin-onemi-stratejik-kulturun-cografi-parametresi.html">Golan Tepelerinin Israil için Önemi : Stratejik Kültürün Coğrafi Parametresi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nisan 2019 İsrail Knesset Seçimleri : Türkiye denklemin neresinde ?</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/nisan-2019-israil-knesset-secimleri-netanyahusuz-bir-israil-mumkun-mu.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Güngördü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2019 22:59:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[2019 Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[asistan]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail Seçimleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=7534</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bibi Hükümeti&#8217;nin Salt Çoğunluk Krizi Mayıs 2015 tarihinden beri görevde olan, Başbakan Netanyahu&#8217;nun 4. hükümeti,  geçtiğimiz Aralık ayında dağılmıştı. Knesset&#8217;in erken dağılması hakkında gösterilen resmi sebep, zaten 61 üyeli kırılgan bir koalisyondan oluşan hukümetin salt çoğunluğunu yitirmesi şeklinde gösterildi. Salt çoğunluğun yitirilmesi hususunda belirtmek gerekir ki, İkinci Tapınak Döneminde Knesset HeGedolah’ın (Büyük Knesset) 120 üyesi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/nisan-2019-israil-knesset-secimleri-netanyahusuz-bir-israil-mumkun-mu.html">Nisan 2019 İsrail Knesset Seçimleri : Türkiye denklemin neresinde ?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bibi Hükümeti&#8217;nin Salt Çoğunluk Krizi</strong></p>
<p style="text-align: justify">Mayıs 2015 tarihinden beri görevde olan, Başbakan Netanyahu&#8217;nun 4. hükümeti,  geçtiğimiz Aralık ayında dağılmıştı. Knesset&#8217;in erken dağılması hakkında gösterilen resmi sebep, zaten 61 üyeli kırılgan bir koalisyondan oluşan hukümetin salt çoğunluğunu yitirmesi şeklinde gösterildi. Salt çoğunluğun yitirilmesi hususunda belirtmek gerekir ki, İkinci Tapınak Döneminde Knesset HeGedolah’ın (Büyük Knesset) 120 üyesi olduğundan, tarihsel geçmişe atfen, günümüzdeki Modern Knesset&#8217;in de üye sayısı 120&#8217;dir<span style="color: #000000">.  [1] </span><span style="color: #000000">Hiçbir partinin, salt çoğunluk olan 60 koltuğu tek başına elde edemeyeceği gerçeği ise, İsrail iç siyasetini sağ ve sol mücadelesine sürükleyerek,  Bayit Yahudi (sağ) parti sözcüsünün kullandığı tabir ile bir takım -köprü geçimi- &#8220;teknik ortaklık&#8221; lara  itti. [2]</span></p>
<p style="text-align: justify">Knessetin dağılmasına, koalisyonun resmi gerekçelerden ziyade, İsrail nüfusunun %10’undan fazlasını oluşturan ve dini meselelerdeki aşırı muhafazakar tutumlarından dolayı  askerlik icraatı ve Siyonizm karşıtlığına  ek olarak, İsrail’deki iş gücü piyasasına doğrudan müdahil olmayarak da büyük ölçüde -Brooklyn Haredilerinden gelen yardımlarla hayatlarını idame ettiren-  ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik sorununa da kalıcı çözüm üretememesi ve özellikle Gazze Şeridi’ndeki Hamas ile girişilen  askeri mücadelenin yetersiz olduğu tepkilerine maruz kalmaktan dolayı, zaten depreme gebe olan siyasi koalisyonun çöküşünü gösteren ilk işaret, Savunma Bakanı Avigdor Liberman ve Yisrael Beitenu (İsrail Evimiz) partisinin istifası olmuştu. [METLI:2006] Knesset’i sona erdiren yasa ise 26 Aralık 2018’de kabul edildi ve parlamento 9 Nisan 2019 tarihini seçim günü olarak belirledi.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Yeniliklerle Değişen Siyasi Atmosfer </strong></p>
<p style="text-align: justify">Knesset’in  dağılımından sonraki ilk günlerde birkaç ani siyasi bölünme akabinde koltuk yarışına namzed olan yeni siyasi partilerin ortaya çıktığı görüldü. Siyasi haritanın sağ kanadında, İsrail Adalet Bakanı Ayelet Shaked ve Eğitim Bakanı Naftali Bennett, mevcut siyasi partileri Habayit Hayehudi (Yahudi Evi)’den istifa ederek, Hayamin Hadash (Yeni Sağ) isimli yeni bir siyasi parti kurdular. Merkez solda ise, 2014 yılında oluşturulan Siyonist Birlik Koalisyonu, Çalışma Bakanı Avi Gabbay’ın Hatnua (Hareket) Partisi ile yollarını ayırdığını söylemesi ile dağıldı. Bu sırada, İsrail Stratejik Kültüründe sıkça görülen, Ben Gurion’un orduyu genç tutmak için geliştirdiği “paraşüt sendromu”<span style="color: #000000">nun<a style="color: #000000" href="#_ftn2" name="_ftnref2">[4]</a> </span>bir sonucu olarak, erken yaşlarda emekli olan askerlerin siyasete atıldığı hadiselerden biri daha cereyan etti. İsrail Silahlı Kuvvetleri eski Genel Başkan Yardımcısı Benny Gantz,  İsrail Direniş Partisi adında bir parti kurdu. Kuruluş sonrası, Gantz’ın İsrail Direniş Partisi’nin İsrail eski Savunma Bakanı Moshe Ya&#8217;alon liderliğindeki TELEM (Tenoa&#8217;a LeHithadshut Mamlakhtit, Türkçe: Milli Yenilik Hareketi), ile birlikte ortak bir liste oluşturacakları açıklandı. Yesh Atid(Gelecek Var) partisi lideri Lapid&#8217;in de eklemlenmesi ile üç parti, oluşturdukları ortak listeye &#8220;Blue and White&#8221; adını verdiler. Hatnuah lideri, Livni&#8217;nin de soldaki oyları bölüp boşa harcamamak için seçime girmeyerek destek verdiği Blue and White&#8217;ın hızla büyümesine içerlenen Netanyahu, neredeyse tüm seçim konuşmaları boyunca, sağ partileri &#8216;devlet bekası&#8217; namına, sola, özellikle de &#8220;ulus devlet yasası&#8221;nı regüle edeceğini bildiren Gantz&#8217;a karşı birlik olmaya davet etti.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Sol içinde sol :2015’te Kurulan Birleşik Arap Listesi Koalisyonunun Durumu : Ortaya Karışık</strong></p>
<p style="text-align: justify">2015 seçimlerinde, Netanyahu hükumetinin siyasi hamlesi ile, kendilerini safdışı bırakmak maksadı ile seçim barajını %2’den 3.25’e yükseltmesi sonucu birleşen Ortak Arap Listesi’ de dağılan koalisyonlar arasında yer aldı.  Belirtmek gerekir ki, 2015 seçimlerinde Balad, Hadash, Taal ve Raam partilerinin kurulan koalisyon, sağcı planların tam tersine seçimlerde büyük bir başarı göstererek, baraj altı kalmak yerine Knesset’de 16 koltuk elde etmişti. Aralık ayında ise, koalisyon içerisindeki Ahmet Tibi, partisi Taal&#8217;i Ortak Arap Listesi’nden(Raam-Taal) ayırarak Hadash (Türkçe: &#8220;Yeni&#8221;) partisi ile birlikte bağımsız hareket edeceğini açıkladı.  İki devletli çözüm ve Arap hakları savunucusu olan Tibi, Netanyahu&#8217;nun güvenlik temalı konuşmalarında sıkça hedef gösterildi. Öyle ki Netanyahu&#8217;nun akışkan oyların sola gitmesini engellemek maksadıyla twitter adresinden paylaştığı,  &#8220;Ya Bibi Ya Tibi&#8221; sloganı ülkede trajikomik bir tartışma haline geldi. Tibi, aynı zamanda Türk Büyükelçi Oğuz Çelikkol ile alçak koltuk krizi münasebeti ile anılan, Dışişleri Başkan yardımcısı Danny Ayalon’u, daha sonraları aynı münasebet ile alçak koltuğa oturtması ile İsrail medyasında “Türk büyükelçisinin intikamını aldı” başlığı ile haber olmuş muhalif bir milletveki<span style="color: #000000">lidir.<a style="color: #000000" href="#_ftn3" name="_ftnref3">[5]</a></span></p>
<p>Belirtmek gerekir ki ; Arap partilerinin oy yüzleri sol koalisyonuna eklenince; Netanyahu&#8217;nun durumu oldukça kritikleşiyordu. Ancak Arap partilerinin, tarihlerinden gelen bir düstur ile, kaolisyon kurmaya yanaşmadıkları da bilinen bir gerçek. Sol tüm bu denklemin içerisinde yeni hesaplar ile uğraşırken, solun, aşırı solu olarak gösterilebilecek, iki devletli çözüm yanlısı Arap partileri olan Raam-Balad partileri ise, Hamas ve Hizbullah destekçisi oldukları gerekçesi ile diskalifiye edildi. Kan anketine göre iki partinin toplamda %3 gibi bir oy yüzdesi vardı.[6] Dolayısı ile, Ahmad Tıbı&#8217;nın ayrılma kararı, mevcut koşullar içerisinde iken bile Raam-Balad&#8217;ı parlamento dışı bırakıyordu. Raam-Balad diskalifiyesi sonrası boşta kalan %3&#8217;lük oyun ise, yine Arap partilerine akacağına kesin gözüyle bakılıyor.</p>
<p><strong>Sağ içinde aşırı sağ : Netanyahu&#8217;nun İstenmeyen Çocuk &#8220;Otzma&#8221; Hamlesi</strong></p>
<p>Sağ ve sol arasında, neredeyse başabaş giden seçim anketlerinin kilit partisi, belki de aşırı sağcı parti olan Otzma oldu. Anket sonuçlarına göre %3&#8217;lük oy ile, 3.25&#8217;lik seçim barajının altında kalan ve Knesset&#8217;e girdiği durumda Sağ&#8217;a iki koltuk getirmebilme ihtimali taşıyan Otzma partisini Knesset&#8217;e sokacak bir hamle, Netanyahu için tabiri caiz ise &#8216;can simidi&#8217; oldu. Ancak,  partisi Likud ile sağ partilerin ağabeyliğini üstlenen Netanyahu, daha önce seleflerinin siyasi yasaklılar listesine girdiği, kapatılma tehlikesi ile karşılaşmış revizyonist siyonist parti ile seçime ortak liste ile girmenin Likud&#8217;un oylarını düşüreceği endişesi ile, tabiri caiz ise maşa dururken kendi elini yakmadı. Sağ kanattaki, Bayit Yehudi (Yahudi Evi) ve National Union gibi ufak yüzdeli anket sonuçları getiren parti liderlerine de baskı yaparak, Otzma ile &#8220;Birleşik Sağ Listesi&#8221; adında birleşmelerini sağladı. Özellikle Bayit Yehudi partisi lideri Rafi Peretz (Rabbi), Netanyahu&#8217;nun kendi seçmenini kaybetmek istemediği planı anlayıp nazlanarak, zorla da olsa &#8216;devlet bekası&#8217; namına Otzma ile listeye girmeyi kabul etti. Otzma sözcüleri ise, taze gelin nazı ile Bayit Yehudi&#8217;nin kendilerine sadece -koltuk- gözüyle baktıkları bir &#8220;pazarlık malzemesi&#8221; olduğundan dem vursa da, koalisyon geçtiğimiz günlerde tamamlandı.  Üç parti, ortak liste olustursa da, seçim kampanyalarını bağımsız yapmaya karar verdiler.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Merkez Sağ ve Soldaki Seçim İttifakları </strong></p>
<p style="text-align: justify">Hareketin merkezinde, özellikle, Yesh Atid (Gelecek Var) partisinin lideri Yiar Lapid’in, İsrail Direniş Partisi ve Telem’le ortak bir listeye oluşturma kararını açıklaması büyük bir yankı uyandırdı. Likud&#8217;un planı ise, seçime girmeyen Livni&#8217;nin Hatnua partisinin tam aksi bir politika ile,  salt çoğunluğu elde edecek koalisyonu kurmak için,  3.25’ lik seçim barajını aşamayacak olan sağ ideolojideki partilere kendi aralarında ortak liste oluşturmayı teklif etmek oldu. Birleşen üç parti, (Bayit Yehudi, Otzma, National Union) Netanyahu&#8217;nun baskıları ideolojik kamplaşmalardan sıyrılarak ile &#8220;teknik ortaklık&#8221; ta buluştu. Öte yandan, Arap-sosyalist partiler&#8217;den, Hadash (Eski İsrail Komünist Parti&#8217; / Rakah ardılı) partisi lideri Ayman Odeh &#8211; Ahmed Tibi ikilisinin ise seçime birlikte girdiği görüldü. Tibi&#8217;nin ayrılma kararı Odeh tarafından başlangıçta &#8220;kişisel&#8221; bulunup eleştirilmişti.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Netanyahu&#8217;nun Güvenlikleştirici Seçeneği</strong></p>
<p>Bir yandan yolsuzluk iddiaları ile baltalanan imajı, öte yandan ekonomideki gelişmeler ve  Kudüs&#8217;ü başkent ilan etmesi dolayısı ile ulus devlet yasası ile milliyetçi taban tarafından perçinlenen gücünün,  Bibi&#8217;yi belki de hiç olmadık ölçüde temkinli davranmaya ittiği görülüyor.</p>
<p><img title="net-gantz-300x149 Nisan 2019 İsrail Knesset Seçimleri : Türkiye denklemin neresinde ?  "decoding="async" class="size-medium wp-image-7606 alignleft" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/03/net-gantz-300x149.jpg" alt="net-gantz-300x149 Nisan 2019 İsrail Knesset Seçimleri : Türkiye denklemin neresinde ?  " width="300" height="149" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/03/net-gantz-300x149.jpg 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/03/net-gantz.jpg 573w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />“<em>Gantz : Smol Halash, Netanyahu: Yamin Hazak</em>” (Netanyahu: güçlü sağ, Gantz : zayıf sol) savı, Başbakan Netanyahu’nun neredeyse tüm seçim kampanya videolarında slogan haline getirildi.  Aynı zamanda, Geçtiğimiz hafta twitter adresinde, sol iktidarın ülkede bir beka problemi yaratacağı temasını içeren Ibranice bir videoda: <em>“Gantz ; İranın Nükleer programını destekledi. Netanyahu ise; Nükleer programın karşısında durarak MOSSAD&#8217;ı nükleer bilgileri getirmesi için -İran&#8217;n kalbi-, Tahran&#8217;a gönderdi. Trump&#8217;ı İran ile anlaşmadan çekilmeye zorla<span style="color: #000000">dı.” </span></em><span style="color: #000000"><a style="color: #000000" href="#_ftn1" name="_ftnref1">[7]</a>(Netanyahu, 2019)  ifadeleri yer aldı.  Netanyahu&#8217;nun böylece söylem üzerinden algı inşa edilen, uluslar arası ilişkilerin Kopenhag okulu tabirince,  “güvenlikeştirme” yoluna gittiği görülmektedir.<a style="color: #000000" href="#_ftn2" name="_ftnref2">[8]</a></span></p>
<p style="text-align: justify"><em>“Gantz&#8217;a oy verirseniz Lapid alacaksınız.  Bu filmi daha önce gördük ve bize Oslo ve Intifada&#8217;yı getirdi. Binlerce kişi öldü. İnsanlar alışveriş merkezlerine, restoranlara ve otobüslere girmekten korkuyorlar. Bu hatayı tekrar</em> etme<span style="color: #000000">meliyiz” .<a style="color: #000000" href="#_ftn2" name="_ftnref2">[9]</a> sö</span>zleri ise ve, üzerinde &#8220;Solu ancak Likud durdurabilir&#8221; yazılı t-shirt dağıtması, Netanyahu&#8217;nun söylem yoluyla iç siyasetin beka sorunu oluşturabileceği algısı inşa etmekte olduğunu göstermektedir. Netanyahu&#8217;nun politikaları sonucu, Kan anketi verileri Mart&#8217;ın ikinci haftasında, 41 koltuk hedefi koyan Likud&#8217;a ilk haftasına nazaran 1 koltuk getirip, &#8220;Blue White&#8221; birliğinden ise, 2 koltuk düşürdüğünü gösterdi. Son hafta anketlerine bakıldığında, bariz farklılıklar dısında, sağ ve sol oranının başabaş gittiğini söylemek mümkün. Ancak sağ ve solun kendi içerisindeki asıl hesaplaşma, partilerin Knesset&#8217;e girmelerinden sonra gerçekleşecek gibi görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Türkiye ile İlişkiler bu denklemin neresinde ? İyi Polis ve Kötü Polis : Gantz ve Lapid</strong></p>
<p>Spesifik bir açıklama yapmasa da, Gantz’ın Mavi Marmara gemisine düzenlenen baskın sonrası, Netanyahu’nun özür dileme politikasını eleştirenlere, “Türkiye ile barış, İsrail’in çıkarınadır” <a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[10]</a>sözünü, 2011 Van depreminde Türkiye’deki depremzedelere yardım etmek için  arama kurtarma ekiplerine talimat verdiğini,<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[11]</a> bölgesel güvenlik konusunda Türkiye’nin  İsrail ve NATO arasındaki ittifakın geçmişte yaşadığı işbirliğinin yenilenmesine önem verdiği, buna karşın İslam komandolarını destekleyip, Uluslar arası Ceza Mahkemesine diplomatik baskı yapmasından  İsrail&#8217;in hayli muzdarip olduğunu, diplomatik üsluba yaraşan win-win çizgisindeki demeçlerini, (o vakitler asker de olsa)gayet güvercin dille söylediğini biliyoruz. [12] Söylemlerinde &#8216;win-win&#8217; ilkesinin belirginliği göze çapıyor. Buna karşılık ise Yesh Atid (Gelecek Var) parti lideri Lapid&#8217;in günah defteri ise hayli kabarık. Türkiye ile olan ilişkilerde Sol’un şahini olarak tanımlayabileceğimiz Lapid, kriz dönemlerinde sıkça Ermeni soykırım iddiaları bahsini açan, bağımsız Kürdistan saldırısı yapan bir isim. [13] Özellikle Kudüs Ermeni Ulusal Komitesi&#8217;ne oldukça yakın bir siyasetçi olarak, Ermeni iddiaları&#8217;nın er ya da geç muhakkak kabul edilmesi taraftarı olması da cabası. [14]“Kudüs” ile Ankara arasındaki ilişkilerin eski düzeyde olacağına inancı yok denecek kadar az. Öyle ki, İsrail’in Türkiye’ye karşı çarpıcı biçimde daha agresif bir politika izlemesi gerektiği konusunda, muhalefeti sırasında iktidara baskı yaptığı görülmekte. Akdeniz doğalgazını düşman olma potansiyeli taşıyan Türkler’e ihraç etmek, ekonomik ilişkileri geliştirmek gereksiz. [15] Hatta, Türkiye’ye ekonomik baskı yapan Trump, tebrik edilmeli. Hepsinden öte, Mavi Marmara krizi sonrası diplomatik ilişkilerin düzeltilmesi için atılan 2016 adımları, Lapid&#8217;in dünyasında &#8220;diplomatik bir hata&#8221; olarak tanımlanıyor. [16]</p>
<p>&#8220;Blue-White&#8221;Koalisyonunun &#8216;un üçüncü ortağı TELEM&#8217;in ise, koalisyon&#8217;a etkisi tartışmalı. 81-83 yılları arası faaliyet gösterdikten sonra kapanan parti, 2 Ocak 2019&#8217; günü tekrar kuruldu. Parti lideri, eski Savunma Bakanı Ya&#8217;alon ise, geçmiş yıllarda Hamas liderlerinin Istanbul&#8217;da yaşaması ve Türkiye&#8217;nin terör örgürü DAEŞ&#8217;ten petrol satın aldığı iddiaları ile Türkiye&#8217;ye, &#8220;Amerikan çıkarları&#8221; üzerinden yüklenmiş bir isim.[17]</p>
<p>Netanyahusuz ihtimal&#8217;de ise, Türkiye ile olan ilişkilerin seyrini, Gantz-Lapid arası ilişkilerin belirleyeceği aşikar. İkinci ihtimalde, küçük adamın büyük adamın fikirlerini  çelmemesinin, Türkiye&#8217;nın çıkarına olduğunu ve Türk Dış Politikası tarihinde yer alacak siyasetçisinin esasen üçlü denklemin, ağırlık merkezindeki ismin olduğunu belirtmek gerek. Resmin en net tablosu ise hiç şüphesiz, tripodun Türkiye&#8217;ye en yaramaz ayağının Yesh Atid lideri, Lapid olduğu. Nitekim Lapid&#8217;in, Ermeni iddiaları karşısında uluslararası camiada, Holocaust&#8217;un biricikliğini  koruyucu ve Türkiye ile diplomatik denge gözetici akılcı siyasetten uzak olduğu aşikar. Dolayısı ile, Netanyahu&#8217;nun İsrail komoyunu etkilemek için söylediği &#8220;<em>Gantz&#8217;a oy verirseniz Lapid&#8217;i alacaksınız</em>&#8221; sözünü de dikkate almalı.</p>
<p>Anket sonuçlarındaki belirgin başabaşlığına rağmen söylemeli: Asker-sivil ilişkilerinin birbirlerine perçinlendiği bir güvenlik devleti olarak, orduda erken emeklilik (temizlik) sisteminin bir sonucu, 2000 yılına dek, ülkedeki savunma bakanlarının sekizi emekli askerlerden oluşmuş, aynı isimlerden üçü de başbakan koltuğuna oturmuştu. Geleneğe paralel olarak, asker kökenli Gantz ise, solun aradığı &#8220;liderlik vasıflarını&#8221; taşıyan bir isim olarak ön planda.</p>
<p>Bitirirken :</p>
<p>&#8220;Seçim sonuçları da hayat kadar müştereklik işidir ve sürprizleri sever&#8221;</p>
<p><span style="color: #000000"><strong style="color: #000000"><a style="color: #000000" href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify"><strong>Kaynakça</strong></p>
<p><span style="font-size: 14px"><span style="color: #000000"><a style="color: #000000" href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> </span>MJL, Why Does the Israeli Knesset Have 120 Members?”, 10 Ekim 2009, https://www.myjewishlearning.com/article/why-does-the-israeli-knesset-have-120-members/ (E.T 13 Mart 2019).</span></p>
<p><span style="font-size: 14px"><span style="color: #000000">[2] </span>THE JERUSALEM POST, &#8220;BAYIT YEHUDI, LIKUD SPAR OVER FAR-RIGHT PARTY OTZMA”, 19 Şubat 2019, https://www.jpost.com/Israel-Elections/Bayit-Yehudi-Likud-spar-over-far-right-faction-581002 (Erişim Tarihi 13 Mart 2019).</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[3] Metli, Ebru. &#8220;Hasidizm’in Yahudi ve Öteki Anlayışı.&#8221; Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi) (2006).<br />
</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[4] Puay Hock (Francis) Goh , &#8220;HOW SHOULD SOF BE ORGANIZED?&#8221; NAVAL POSTGRADUATE SCHOOL MONTEREY, CALIFORNIA: June 2011 pp.88 </span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[5] Ulutaş, Ufuk, et al. &#8220;İsrail Siyasetini Anlama Kılavuzu.&#8221; SETA, 2012.</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[6] https://israelpolicyforum.org/elections/#analysis</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[7] Benjamin Netanyahu [netanyahu]. (9 Ekim 2012). <span style="font-size: 16px">גנץ תמך בהסכם הגרעין הרע עם איראן. גנץ &#8211; שמאל חלש. נתניהו &#8211; ימין חזק.</span> [Tweet]. Erişim adresi https://twitter.com/netanyahu/status/1096809333961175040</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[8]  AKGÜL-AÇIKMEŞE, Sinem. &#8220;Algı mı, Söylem mi? Kopenhag Okulu ve Yeni-Klasik Gerçekçilikte Güvenlik Tehditleri.&#8221; Uluslararası İlişkiler/International Relations (2011): 43-73.</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[9] http://www.israelnationalnews.com/News/News.aspx/260055</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[10] Şalom, &#8220;İsrail Genelkurmay Başkanı: “Türkiye ile barış İsrail’in çıkarınadır””, 25 Mart 2013, http://www.salom.com.tr/arsiv/haber-86350 Israil_genelkurmay_baskani_turkiye_ile_baris_Israilin_cikarinadir__.html (Erişim Tarihi 13 Mart 2019).</span></p>
<p><span style="color: #000000;font-size: 14px"><a style="color: #000000" href="#_ftnref3" name="_ftn3">[11]</a> HAARETZ, &#8220;Turkey’s Cut of Military Ties With Israel Was a Long Time Coming”, 4 Ekim 2011, https://www.haaretz.com/1.5164228 (Erişim Tarihi 13 Mart 2019).</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14px">[12] http://www.israelnationalnews.com/News/News.aspx/260055</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="color: #000000;font-size: 14px"><a style="color: #000000" href="#_ftnref2" name="_ftn2"></a></span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[13] https://www.timesofisrael.com/lapid-calls-for-more-aggressive-stance-on-turkey/</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[14] https://armenpress.am/eng/news/922685/sooner-or-later-israel-will-recognize-armenian-genocide-%E2%80%93-chairman-of-armenian-national-committee.html</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[15] https://www.timesofisrael.com/lapid-calls-for-more-aggressive-stance-on-turkey/</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[16] https://www.timesofisrael.com/lapid-praises-trump-as-president-announces-fresh-tariffs-on-turkey/</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">[17] http://www.israelnationalnews.com/News/News.aspx/184899</span></p>
<p><span style="font-size: 14px">Kapak Görseli; https://www.ntv.com.tr/dunya/son-dakika-israilde-erken-secim-karari,TusfvdrZ-0KSz7r5MyiE5w adresinden alınmıştır.</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/nisan-2019-israil-knesset-secimleri-netanyahusuz-bir-israil-mumkun-mu.html">Nisan 2019 İsrail Knesset Seçimleri : Türkiye denklemin neresinde ?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasan el Benna (İhvan) ve Raşid Gannuşi’nin (Nahda) Şer-i ve Siyasi Fikirlerinin Karşılaştırılması</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/hasan-el-benna-ihvan-ve-rasid-gannusinin-nahda-ser-i-ve-siyasi-fikirlerinin-karsilastirilmasi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Güngördü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Mar 2019 21:02:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[doğu felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan El Benna]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[islamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Raşid El Gannuşi]]></category>
		<category><![CDATA[Raşid Gannuşi]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal islam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=7492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hasan el Benna 1927&#8217;de Arapça öğretmeni olarak Süveyş Kanalı yakınlarında bulunan İsmailiye&#8217;de bir ilkokula atanan Benna, İngilizlerin ülkedeki ekonomik ve askeri mevcudiyeti açısından büyük önem taşıyan bu kentte, Müslümanları derinden sarsan olaylara şahit olan bir şahsiyettir. Ülkedeki İngiliz etkisi ve müslüman Mısır’ın Batı etkisi karşısında gaflete düştüğü düşüncesi, ona 1928&#8217;de bir İngiliz kampında çalışan altı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/hasan-el-benna-ihvan-ve-rasid-gannusinin-nahda-ser-i-ve-siyasi-fikirlerinin-karsilastirilmasi.html">Hasan el Benna (İhvan) ve Raşid Gannuşi’nin (Nahda) Şer-i ve Siyasi Fikirlerinin Karşılaştırılması</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Hasan el Benna</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1927&#8217;de Arapça öğretmeni olarak Süveyş Kanalı yakınlarında bulunan İsmailiye&#8217;de bir ilkokula atanan Benna, İngilizlerin ülkedeki ekonomik ve askeri mevcudiyeti açısından büyük önem taşıyan bu kentte, Müslümanları derinden sarsan olaylara şahit olan bir şahsiyettir. Ülkedeki İngiliz etkisi ve müslüman Mısır’ın Batı etkisi karşısında gaflete düştüğü düşüncesi, ona 1928&#8217;de bir İngiliz kampında çalışan altı kişiyle birlikte İslamın ilkelerine geri dönüşü amaçlayan bir hareket olan, Müslüman Kardeşler&#8217;i kurmasına vasıl olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Benna’nın fikirleri, genel hatlarıyla Batı karşıtı ideolojik söylemle, İslam dininin sosyal adalet boyutunun öne çıkarılmasına ve buna uygun uygulamaların başarı ile pratiğe aktarılmasına dayanmaktadır. “Dava” olarak nitelendirilen ideolojik düşüncesi, esas itibariyle siyasal-ekonomik sistemi dini referans alarak yeniden düzenleme gayretini içermektedir. Bu düşünceden hareketle, el-İhvanü&#8217;l Müslimun tahte Rayetü&#8217;l-Ku&#8217;ran, Muskilatuna fi da&#8217;va&#8217;l Nizami&#8217;l-İslam, Müzekkiratü&#8217;d-Da&#8217;va ve&#8217;d-Dai gibi yapıtlarında emperyalizme karşı millî bir hareket oluşturulmasını ve Müslüman milletlerin İslam ilkelerine dayanan birliğini savunmuştur (Çağlayan, 2011:187)</p>
<p style="text-align: justify;">Benna’nın düşüncesine göre, Müslüman milletlerin geri kalmasının sebebi din yolundan uzaklaşılmış olmasıdır. Kurtuluş ise, İslam öğretilerine geri dönerek sağlanabilir. Devlet İslam dini temelinde teşkilatlanmalı, İslam hukuku geçerli kılınmalıdır. Toplumun ahlakı ve eğitimi İslam ilkelerine göre yönlendirilmeli, toplumsal eşitsizlik ve adaletsizliklere son verilmelidir. Pan-İslamist bir hareket olan, Müslüman Kardeşler teşkilatı maksadı da bu programı gerçekleştirmekti (Benna, 1990: 266).</p>
<p style="text-align: justify;">Teşkilat, başlangıçta dini alanlarda yardımlaşmayı esas alan bir eğitim ve gençlik teşkilatı hüviyetindedir. Mısır’da ve Ortadoğu genelinde o dönemde güçlenen milliyetçi ve sosyalist hareketlere karşı, İslam dininin evrensel ilkelerini savunma ve bu çerçevede işbirliğine gitme, Teşkilatın temel amaçlarındandır. Hasan el Benna’ya göre, Batılılaşma, Müslümanları dinden uzaklaştırmış ve zayıf düşürmüştür. Dinden uzaklaşan yerel kitleler, yabancıların etkilerine açık hale gelmişlerdir. Bu fasit daireden çıkış, ancak orijinal kaynağa dönmek, yani İslamın ilk döneminde olduğu gibi dini, merkeze alıp, hayatı yeniden kurgulamakla sağlanacaktır. Müslüman toplumların ve tüm insanlığın kurtuluşu buna bağlıdır. İşgalcilere karşı mücadele etmek için İslamın temel kavramlarına ve cihat anlayışına önem vermek gerekmektedir. Cihat, sadece saldırı, silahlı mücadele değildir, esas itibariyle Müslümanların kalplerinin ve beyinlerinin uyandırılması hareketidir. Bu görüşle hareket de , özü itibariyle, İslam şeraiti ile siyasal rejim kurmaya dayanmaktadır (DİB İslam Ansiklopedisi: &#8220;Hasan El Benna&#8221;).</p>
<p style="text-align: justify;">Hasan el Benna, “Hatıralarım” adlı eserinde İslamın salt fert ile Tanrı ilişkilerini düzenleyen kurallardan ibaret olmadığını, aynı zamanda sosyal ve siyasal boyutu olduğunu, namaz kılmak kadar, cihat ve adalet sağlamanın da önemli olduğunu ifade ederek özellikle cihat kavramının üzerinde durmuştur. Ancak burada bahsedilen cihat, gayrimüslimleri şiddet yoluyla devşirmek  anlamına gelmemektedir. Tam tersine, hareket şiddet dışı ve zulme karşı bir düşüncededir. Ancak hür subaylar darbesinden sonra, on binlerce Müslüman kardeşler üyesinin tutuklanıp işkence görmesine tepki olarak, Müslüman Kardeşler, özellikle 50-60 yılları arası, şiddet ve süikastlerle anılmış ve kimi ülkelerde terörist ilan edilmiştir. Tüm Müslümanların kardeş olduğunu belirten hareket, diğer tüm Müslüman ülkelere de adaletin ve İslam Şeriatı’nın geçerli olduğu siyasal rejim kurmaları yönünde evrensel çağrı yapmaktadır. Bu uğurda her türlü meşru eylem zorunluluk olduğu nakledilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Raşid el Gannuşi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tunuslu lider Gannuşi, Mısır&#8217;daki Müslüman Kardeşler tecrübesi ve fikirlerinden etkilenmiştir. Benna ve Kutub&#8217;un kitapları özellikle 1970-1980&#8217;li yıllarda çokça okunmuş, kendi fikri altyapısını oluşturmuş ve Nahda hareketini kurmuştur. Arada örgütsel farklar olsa da, Nahda’ Hareketi’ne kimi kaynaklarda aradaki fikir benzerliğine atfen, Tunus’un Müslüman Kardeşleri’de denilmektedir. Ancak arada önemli farklılıklar vardır. Bir kere, Gannuşi’nin siyasal İslam anlayışı daha ılımlılıklar üzerine kuruludur. Ayrıca Gannuşi, Benna kadar Batı karşıtı bir isim değildir. Tam aksine, batının demokrasi ile ilişkin sosyal kurumlarını alma taraftarıdır. Benna ise, yasadıgı dönem uzun yıllar İngiliz etkili parlamenter sisteminde siyasi parti bile kurmamıstır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gannuşi’ye göre ise Batı&#8217;daki modernite kurumsal ve legal prensiplere dayalı dinamik bir toplum yaratmıştır. Bu olumlamadan bakıldığında, İslamcılık Batı kökenli modernite ile çatışmak zorunda değildir. İslamcı hareket Arap dünyasında modernitenin bu verimli yönünü uygulayacaktır. Ve yine yönetimde aklın egemenliği kategorisini gerçekleştiren laik bir demokratik rejim olacaktır. Böylece bir sistemde önemli olan despotizmden uzak durulmasıdır (Tamimi, 2001:s.6). Demokratik laik sistemi, İslami olduğunu iddia eden despotik bir hükümet sisteminden daha zararsızdır.[kendi sözleridir] “İslami hareket ilk önceliğine olarak hükümeti koymamalıdır. Hükümetin ele geçirilmesi mümkün olan en büyük başarı olmamalıdır. İnsanların İslam&#8217;ı ve liderlerini sevmelerini sağlamak bundan daha büyük bir başarı olacaktır.” Sözleri ile Gannuşi, 20. yy’ın klasik radikal anlamda Şeriat fikrinden uzak olduğunu göstermektedir. Gannuşi, İslamcılığın bu klasik önermesinin (tepeden) çağdaş Tunus&#8217;ta ve belki de İslam âleminin diğer ülkelerinde uygulanmasının mümkün olmadığının bilincine varmaktadır. Bunun yerine İslami hareketin sivil toplumun temellerini genişletmek ve demokrasiyi teşvik etmek için aktif biçimde çalışması gerektiğini önermektedir. Yine belirtmek gerekir ki Gannuşi&#8217;ye göre; Şeriat öğretilerinin yardımı sayesinde İslami hareket yeni bir sivil toplum vizyonu sunan tek harekettir. Bu vizyonu ile fikirleri kapsamlı, vatansever, enternasyonal, özgürlükçü ve yönü itibariyle selefi olan hareket, Şeriat’ı yine olumlamış, ancak muhakkak olarak vatandaşlar üzerinde bir consensius olmasa da uygulanması gerektiği fikrini hiçbir zaman savunmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gannuşi, eşitlik kavramını ele alırken de, yine Şeriatın doktrin özgürlüğünü koruduğunu ve İslam&#8217;da bu özgürlüğün bütün kamusal özgürlüklerin anası olduğunu kanıtlamak için çok sayıda Kur&#8217;ani kanıt göstermektedir. Kur&#8217;an&#8217;ın &#8220;dinde zorlama yoktur&#8221; prensibi İslam devletinde bütün vatandaşların,çoklu dini gruplara mensup olsalar bile, tek siyasal ümmet oluşturduğu anlamına geldiğini göstermektedir. Gannuşi, Medine Sözleşmesi&#8217;nin dini çoğulculuğa sahip bir siyasal ümmetin somutlaşmış hali olduğu görüşündedir. Bu açıdan Gannuşi’nin İslami özgürlük doktrini ve ırkı, dini, sosyal geçmişine bakılmaksızın insan bireye saygı, Hazreti Peygamber&#8217;in geliştirdiği İslami dünya görüşünün temelidir. Gannuşi, şu anda şeriat ile yönetilen ülke liderlerinin isminin şeriat olmasına rağmen gaflete düştüğünü de vurgulamaktadır. (Tamimi, 2001:s.153)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Belirgin Ayrımlar</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İki fikir de özü itibari ile Selefi’dir. Ancak, Raşid Gannuşi’nin Batılı eğitim tarzı ile yetişmesi, liberal düşünceye töleranslı yaklaşması ve İslama daha özgürlükçü bir anlayışla yorumlaması, (uzun süre yurtdışında bulunduğu için) &#8220;Nahda hareketini&#8221; diğer İslami hareketlerden farklı kılmıştır. Ayrıca Gannuşi uzun yıllar Fransa&#8217;da yaşamış ve Batı felsefesiyle ilgilenmiş olan Malik bin Nebi’nin medeniyet kavramı düşüncelerinden gençliğinde çok etkilenmiştir. Benna ve Kutub&#8217;un temsil ettiği daha selefi eğilimleri olan İslami hareketin Mağrip bağlamına uyumlu olmadığını savunan Malik bin Nebi, Gannuşi’nin Tunus’daki siyasal İslam düşüncesini büyük oranda etkilemiştir. Ayrıca Gannuşi, Paris’te yüksek lisans yapmış ve uzun yıllar yurtdısında kalmıs bir isim olarak Batı’lı modern usülde eğitim almıştır, dolayısı ile kurumsal batılılaşmaya karşı bir olumlayıcı etki görülmektedir. Dolayısıyla Gannuşi’nin İslamcılığı Batı ile daha barışık ve daha ılımlı bir yol izlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gannuşi ve Benna arasındaki, fikir ayrılıklarının şekillenmesinde etkili olan sebeplerden biri de yerel ve mezhepsel bağlamdır. (Bir yanda İslam dinin önemli merkezi haline gelmiş, Şafii mezhebine tabi, kısa bir süre de olsa İngiliz sömürgesi altında bulunan ve Arap toplumlarının annesi olarak kabul edilen Mısır’da oluşan bir ekol; bir yanda da Mağrib sosyal dokusuna sahip, Endülüs kültürünün ülkenin her tarafında hissedildiği, Maliki mezhebine mensup bireylerin çoğunlukta bulunduğu, etkili bir Fransız sömürgeliği süreci atlatan, Avrupa’nın kapısı olan Tunus ekolü vardır.)</p>
<p style="text-align: justify;">Gannuşi, Şeriat’e olumlu bakıp ilk yıllarında İran İslam Devrimi’ne öykünse de daha sonraları rejimin baskıcı hale gelmesinden dolayı burayı da eleştirmiş ve hayal kırıklığına uğramıştır. Şiddet’e karşı olduğunu belirten iki hareketten, Hasan el Benna’nın kurduğu Müslüman Kardeşler’e nazaran Nahda hareketi, terörist faaliyetleri ve laik siyasi aktivistleri hedef alarak İslamcıların karalanmasına ve Nahda&#8217;ya yönelik eleştirilerin yoğunlaşmasına sebep olan cihatçı Selefilikle savaşta orduyu kullanmakta daha tavizsiz kalarak ve şiddetsizlik söylem ve davranışları daha ağır basmıştır. Burgiba dönemi baskıların çok olmasından dolayı Nahda’ itibarı ile siyasal İslam fikri olan Gannuşi, son seçimlerden sonra Tunusta demokrasi’nin hakim kılınacağını, camilerle devleti ayırmak gerektiğini, ve artık Müslüman Demokrasi’nin uygulandığı bir sistemde, Siyasal İslam’ın kendileri için bir amaç olmadığını söylemiştir.</p>
<hr />
<p style="text-align: justify;"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çağlayan, S. (2011), Müslüman Kardeşlerden Yeni Osmanlılara İslamcılık, Ankara: İmge Yayınları</p>
<p style="text-align: justify;">Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Ansiklopedisi (2013), “Hasan el-Benna”. cilt: 16, sayfa: 307-310</p>
<p style="text-align: justify;">Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Ansiklopedisi (2013), “İhvan-ı Müslimin”, Cilt 21., sayfa: 580-583</p>
<p style="text-align: justify;">El Benna, H. (1990), Hatıralarım, İstanbul: Beka Yayınları</p>
<p style="text-align: justify;">Tamimi, A. (2001),  Rachid Ghannouchi &#8211; A Democrat Within Islamism, Oxford: Oxford University Press</p>
<p>Görsel Kaynağı; http: //www.nurnet.org</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/hasan-el-benna-ihvan-ve-rasid-gannusinin-nahda-ser-i-ve-siyasi-fikirlerinin-karsilastirilmasi.html">Hasan el Benna (İhvan) ve Raşid Gannuşi’nin (Nahda) Şer-i ve Siyasi Fikirlerinin Karşılaştırılması</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
