﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kadın ve Aile Çalışmaları | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/sosyalbilimler/kadin-ve-aile-calismalari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 27 Feb 2023 12:51:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Kadın ve Aile Çalışmaları | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mobbingin Farkında Mıyız ?</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/mobbingin-farkinda-miyiz.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Ece Akpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Sep 2022 14:07:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın ve Aile Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[fark etmek]]></category>
		<category><![CDATA[kurumlar ve mobbing]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ceza Kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12689</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumsal cinsiyet kalıpları arasında kadın erkek fark etmeksizin hayatımızın her alanında en çok karşılaştığımız konulardan biri Mobbingin kelime anlamını “psikolojik şiddet, yıldırma, bezdirme, rahatsız etme, çalışanın ruhen rahat çalışmasına müsaade etmeme” olarak açıklayabiliriz. Türk Dil Kurumu, mobbing kavramının karşılığı olarak “bezdiri” kelimesini belirlemiş ve bezdirmek fiilini “iş yerlerinde, okullarda vb. topluluklar içinde belirli bir kişiyi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/mobbingin-farkinda-miyiz.html">Mobbingin Farkında Mıyız ?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Toplumsal cinsiyet kalıpları arasında kadın erkek fark etmeksizin hayatımızın her alanında en çok karşılaştığımız konulardan biri Mobbingin kelime anlamını “psikolojik şiddet, yıldırma, bezdirme, rahatsız etme, çalışanın ruhen rahat çalışmasına müsaade etmeme” olarak açıklayabiliriz. Türk Dil Kurumu, mobbing kavramının karşılığı olarak “bezdiri” kelimesini belirlemiş ve bezdirmek fiilini “iş yerlerinde, okullarda vb. topluluklar içinde belirli bir kişiyi hedef alıp, çalışmalarını sistemli bir biçimde engelleyip huzursuz olmasına yol açarak yıldırma, dışlama, gözden düşürme” olarak ifade etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İş yaşamı konusunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler bulunmaktadır. En yaygın adıyla ILO olarak bilinen Uluslararası Çalışma Örgütü ve bu örgüt tarafından yayınlanan çeşitli pozitif düzenlemeler yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu sözleşmeler bugün iç hukukta yerini bulmakta ve İş Hukukuna kaynaklık etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mobbing; ülkemizin taraf olduğu AB sosyal şartının 26.maddesi, ILO prensipleri, İnsan Hakları Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi hükümlerine göre bir insan hakları ihlalidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Uluslararası ve ulusal mevzuat hükümleri gereğince psikolojik mobbing adli bir suç olarak kabul edilmektedir. İlgili mevzuat hükümlerine göre;</p>
<p><strong>Medeni Kanun </strong></p>
<p><strong>Madde 24-</strong> Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.</p>
<p><strong>İş Kanunu </strong></p>
<p><strong>Madde 5</strong> İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz. İşveren, esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz. İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz.</p>
<p><strong>AB SOSYAL ŞARTI </strong></p>
<p><strong>Madde 26</strong> &#8211; Onurlu çalışma hakkı Akit Taraflar, tüm çalışanların onurlu çalışma haklarının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla işverenlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak, 1-Çalışanların işyerinde ya da işle bağlantılı cinsel taciz konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunun engellenmesini desteklemeyi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemleri almayı;</p>
<p>2-Çalışanların birey olarak işyerinde ya da işle bağlantılı olarak maruz kaldıkları kınanılacak ya da açıkça olumsuz ya da suç oluşturan, yinelenen eylemler konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunların engellenmesini desteklemeyi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemleri almayı taahhüt ederler.</p>
<p><strong>6098 sayılı Türk Borçlar </strong>psikolojik taciz kavramı, Kanunun işverenin işçiyi koruma borcunu düzenleyen ve işverene işçiyi gözetme borcu getiren 417’nci maddesinde “İşçinin kişiliğinin Korunması” başlığı altında düzenlenmiştir.</p>
<p><strong>Maddeye göre;</strong></p>
<p>-İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak, saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla ve bu kapsamda özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları için olduğu gibi bu tür tacizlere uğramış olanların da daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.</p>
<p>Mobbinge maruz kalan kişi itibarını kaybetmekte ve bunun sonucunda işten ayrılmak zorunda kalmaktadır. Mobbing kasıtlıdır ve demografik özellikleri ne olursa olsun herhangi bir kişiye maruz kalınabilir. Mobbing&#8217;in 6-15 ay arasında ciddi etkileri vardır ve 29-46 ay arası maruz kalındığında kalıcı etkileri olabilir. Bu nedenle, bir müdahale kesinlikle gereklidir.</p>
<p><strong>Mobbinge Örnek Davranışlar Nelerdir?</strong></p>
<ul>
<li>Sabahları günaydın dersiniz cevap alamazsınız.</li>
<li>Geç kaldığınızda diğer arkadaşlarınıza sergilenen tutumdan çok daha farklısı ile karşılaşırsınız.</li>
<li>Başarılarınızda takdir edilmezsiniz.</li>
<li>Olası hatada suçlanır, sebep gösterilirsiniz.</li>
<li>Fiziksel ya da zihinsel ağır işler yapmaya zorlanırsınız.</li>
<li>Arkanızdan kötü konuşulur, diğer çalışanların sizinle iletişimi yasaklanır.</li>
<li>Özel bir işiniz yoktur. En başından hayır deme hakkınız elinizden alınmıştır, her an her işe koşturulursunuz.</li>
<li>Kapasitenizden daha basit işlerle görevlendirilirsiniz, sürekli görev tanımınız değiştirilir.</li>
<li>Resmi tatillerde mesai ücreti almadan çalıştırılırsınız ve öyle günlerde hiçbir işiniz olmasa dahi üstünüzün keyfine kalan, “artık çıkabilirsiniz” sözünü işitmeyi beklersiniz.</li>
<li>Sağlık problemleriniz olduğu zamanlarda bile izin almakta zorlanırsınız veya dışarıda özel bir işiniz vardır fakat açıklamak istemiyorsunuzdur, sorgulanırsınız.</li>
<li>Emeğinizin çok altında bir ücrete çalıştırılırsınız, eskiden var olan yan haklarınız sebepsizce kaldırılır.</li>
</ul>
<p>Tüm bu süreçler yaşanırken kendimizi ifade etmede zorluklar yaşayabilir kendimizi güçsüz savunmamız hissedebilir güçsüz gözükmemek için mücadele etmeye devam edebiliriz. Mobbinge maruz kalmanın birçok nedeni vardır ancak bunun en önemli nedeni bireyin parlak bir geleceğe sahip olabilmesi, aynı zamanda zeki ve duyarlı olması ve durumlara farklı açılardan bakabilmesidir. Bu koşullar zorbayı motive edecektir. Yargısız, bencil ve rekabetçi davranışlar sergileyen bu kişiler, mobbing mağdurunun inzivaya çekilmesine ve izole olmasına neden olacaktır. Bazıları bunu kolayca atlatabilir. Bazıları da bu sorunu kişisel çabalarla aşmaya çalışır. Güvensizlik hissi, başka bir işte çalışma isteği, işe gitme zorluğu, mesleğe olan inancın kaybolması, diğer insanlarla iletişimin bozulması, tükenme hissi, pişmanlık ve hırs bu rahatsızlıklardan bazılarıdır.</p>
<p>Cinsiyeti ne olursa olsun herkes, çıkarlarını en iyi şekilde düşünen bir yönetici ile güvenli, saygılı, sağlıklı ve teşvik edici bir ortamda çalışmayı hak eder. Mağdur olmuş birçok çalışan, köprüleri yakma veya geleceklerini tehlikeye atma korkusuyla yaşadıklarını asla paylaşmıyor. Buna karşılık, bu, zorbalığı devam ettirir ve çoğu durumda daha da kötüleştirir. Mobbing sonrası gidilecek çok yer bulunmaktadır. İlçe İnsan Hakları Kurulları, Türkiye İnsan Hakları Derneği, Çalışma ve Sosyal İşler, Meclis, Anayasa Mahkemesi, BİMER, Ombudsman, Kamu Görevlileri Etik Kurulu bu durumda başvurulacak yerler arasındadır. Bu makamlara başvurular doğrultusunda e-posta, kamera kaydı gibi deliller sunulabilir. Bu aşamadan sonra haksızlığın ispatlanması halinde iş sözleşmesinin feshi, kıdem tazminatı veya manevi tazminat talep edilebilir. Ayrıca, işverenin yasal eşitlik vaadine dayanarak, işveren aleyhine toplu tazminat davası açılabilmektedir.</p>
<p><strong><u>Kaynakça</u></strong></p>
<p><a href="https://www.tdk.gov.tr/">www.tdk.gov.tr</a></p>
<p><a href="https://www.ailevecalisma.gov.tr/">www.ailevecalisma.gov.tr</a></p>
<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/">www.resmigazete.gov.tr</a></p>
<p><a href="https://www.mevzuat.gov.tr/">www.mevzuat.gov.tr</a></p>
<p><a href="https://www.ekinlaw.com/is-hayatinda-mobbinge-maruz-kalan-nasil-bir-yol-izlemeli/">https://www.ekinlaw.com/is-hayatinda-mobbinge-maruz-kalan-nasil-bir-yol-izlemeli/</a>.</p>
<p><a href="https://www.forbes.com/sites/heidilynnekurter/2020/02/19/women-bullied-at-work-heres-why-your-female-boss-dislikes-you/?sh=726802c9654b#:~:text=Cinsiyeti%20ne%20olursa,daha%20da%20k%C3%B6t%C3%BCle%C5%9Ftirir">https://www.forbes.com/sites/heidilynnekurter/2020/02/19/women-bullied-at-work-heres-why-your-female-boss-dislikes-you/?sh=726802c9654b#:~:text=Cinsiyeti%20ne%20olursa,daha%20da%20k%C3%B6t%C3%BCle%C5%9Ftirir</a>..</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/mobbingin-farkinda-miyiz.html">Mobbingin Farkında Mıyız ?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eski Türk Devletlerinde Aile ve Kadın</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/eski-turk-devletlerinde-aile-ve-kadin.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Betül Ernas]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2020 23:23:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın ve Aile Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Türk devletleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=10970</guid>

					<description><![CDATA[<p>ÖZ Toplumların en küçük yapı taşı olan aile, aynı zamanda toplumların karakterlerini de yansıtır. Türk ailelerinin karakterinde kadın hemen her dönemde hayatın içinde olmuş ve her zaman erkeğin yanında yer almıştır. Kadın aile içinde sorumlulukları erkekle paylaşan ve toplum hayatında giderek artan etkisi ile de tarihi süreçte incelenmesi gereken önemli bir konudur. Aile ve kadının [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/eski-turk-devletlerinde-aile-ve-kadin.html">Eski Türk Devletlerinde Aile ve Kadın</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>ÖZ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Toplumların en küçük yapı taşı olan aile, aynı zamanda toplumların karakterlerini de yansıtır. Türk ailelerinin karakterinde kadın hemen her dönemde hayatın içinde olmuş ve her zaman erkeğin yanında yer almıştır. Kadın aile içinde sorumlulukları erkekle paylaşan ve toplum hayatında giderek artan etkisi ile de tarihi süreçte incelenmesi gereken önemli bir konudur. Aile ve kadının toplum hayatındaki yeri ile ilgili pek çok çalışma yapılmıştır. Özellikle, 1970-1990 yılları arasında kadının aile içindeki, iş ve kamu yaşamındaki konumuna ve sorunlarına ilişkin çalışmalar yayınlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aile ve kadın konusunun evrensel, aynı zamanda da yerel ve güncel bir konu olduğu gerçeğinden hareketle bu yazıda, Türk Devletlerinde “<em>aile” </em>ve “<em>kadın</em>” kavramlarının nasıl algılandığı ele alınacaktır.</p>
<p><strong>Anahtar Sözcükler: </strong>Aile, Kadın, Eski Türk Devletleri</p>
<p><strong>ABSTRACT</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Family, which is the smallest building block of societies, also reflects the characteristics of societies. In the <a href="https://tureng.com/tr/turkce-ingilizce/texture">texture</a> of Turkish families, women have been a part of life in almost every period and have always been side by side with men. Woman is an important issue that should be examined in the historical process, with its increasing influence in the life of society and sharing responsibilities with men in the family. Many studies have been conducted on the place of family and women in social life. Especially, between the years 1970-1990, studies on women&#8217;s position and problems in family, business and public life were published.</p>
<p style="text-align: justify;">Based on the fact that the issue of family and women is a universal, at the same time a local and current issue, this article will discuss how the concepts of &#8220;family and woman&#8221; are perceived in the Turkish States.</p>
<p><strong>Key Words: </strong>Family, Woman, Old Turkish States</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu çalışmada, Türk Devletlerinde “<em>aile</em>” ile Türk kültür ve devlet geleneğinde önemli bir yere sahip olan “<em>kadın</em>” konusu ele alınmıştır. Toplumların gelişiminde ve ilerlemesinde tarihsel bir kurum olan aile kavramına ilişkin çok farklı tanımlar yapılmış, her tanımda ailenin farklı yönlerine değinilmiştir. Gökçe’ye göre aile, ana baba-çocuklar ve tarafların kan akrabalarından oluşan ekonomik ve toplumsal bir birliktir (Gökçe, 1976; 48). Bir başka tanımlamaya göre de aile, nüfusu yenileme, milli kültürü taşıma, çocukları sosyalleştirme, biyolojik ve psikolojik tatmin fonksiyonlarının yerine getirildiği bir müessesedir (Erkal, 1983; 68). Her iki tanımdan da anlaşılacağı üzere tarihsel süreçte en eski ve köklü bir kurum olarak sayabileceğimiz aileler neslin devamında, kültürel yapının korunmasında, bireylerin yetiştirilmesi ve sosyalleştirilmesinde önemli bir role sahiptir. Yaşanan toplumsal değişimlere paralel olarak aile yapılarında bazı değişimler yaşanmıştır. Gökçe, aileyi öncelikle ikiye ayırarak incelemiştir:</p>
<ul>
<li>Büyük aile (Kendi içinde a. Kök, b. Birleşik ve c. Geniş aile olarak ayrılmıştır): Bu aile tipinde erkek otoritesi hakimdir. Temel geçim kaynağı da tarımsal faaliyetlerdir. Daha çok kırsal kesimde görülen aile tipidir.</li>
<li>Küçük aile (Kendi içinde, a. Çekirdek, b. Parçalanmış, c. Tamamlanmamış olarak ayrılır): Bu aile yapısında aile bağlarının zayıfladığını ve giderek geleneksel yapıdan uzaklaşıldığını görebiliriz. Sosyal yaşamın değişime uğraması, yaşanılan yerden göç edilmesi özellikle kırsal alandan kentlere gelinmesi çekirdek aile sayısının da artmasına sebep olmuştur (Gökçe, 2007 ;188-205).</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Aile yapılarına güç tipleri esasında baktığımızda üç tür aile ile karşılaşırız. Gücün ve otoritenin kadının elinde olduğu avcı ve toplayıcı dönemde anaerkil aile yapısı, toprağın işlenmesi, yerleşik hayata geçilmesi ile babaerkil aile yapısı, kente göçlerin yaşanması, eğitim düzeyinin artması ile birlikte de eşitlikçi aile yapısı görülmektedir (Sayın, 1990;). Avcı ve toplayıcı göçebe kültürde kadının gücü ve otoriteyi elinde tutması daha özgür bir yaşam sürmesini sağlarken, yerleşiklikle birlikte güç erkeğe geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadın, Türk devletlerinde daima değer gören gerek siyasi gerekse sosyal alanlarda önemli görevleri yerine getiren, aile kurumunun en önemli üyesi konumunda olmuştur. Türk devlet geleneğinde de kadın ile erkek eşit haklara sahiptir. İslamiyet’in kabulüyle birlikte kadının önemi artmış, sosyal ve siyasi statüsü de yükselmiştir.</p>
<p><strong> </strong><strong>ESKİ TÜRK DEVLETLERİNDE AİLE </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Eski Türk toplumlarında aile, kan akrabalığı esasına dayanır. Aile yapılarının &#8220;<em>geniş aile</em>&#8221; olarak ifade edilmesinden çok, &#8220;<em>küçük aile</em>&#8221; şeklinde kurulmuş olması dikkat çekicidir (Kafesoğlu, 1984; 216). Eski Türk ailesi, günümüzde de olduğu gibi, “küçük aile”, yani “çekirdek aile” tipinde olup, “<em>evlenmek</em>” yeni bir ev sahibi olmak, daha doğrusu yeni bir aile kurmak anlamını taşıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"> Ailenin neliği hakkında yapılan çalışmaların başında <em>Ziya Gökalp</em>’in eski Türk toplumu ve ailesi hakkında yaptığı tek eşli, anaerkil, demokratik ve çekirdek aile tanımları gelir (Canatan &amp; Yıldırım, 2016: 99). Tarihsel araştırmalara dayanarak yapılan çalışmalara göre eski Türk toplumlarındaki aile yapısı ile ilgili şu özellikler sıralanabilir;</p>
<ul>
<li><em>Türklerdeki hâkim aile “ana ailesi” değil “baba ailesi” dir. Bu ailede evlenme exogami (dışardan)’ye dayanır. Gelenekte gelin koca ve kayınbaba evine gelir. </em></li>
<li><em>Aile baba, oğul ve torunlardan meydana gelir. Evlenip giden kız ve ondan olma torunlar aileden sayılmazlar. </em></li>
<li><em>Ailede iş bölümü cinsiyet ve yaşa göre şekillenir. Oğlun yetiştirilmesinden baba, kızın yetiştirilmesinden ise anne sorumludur. </em></li>
<li><em>Eski Türklerde anneye “ög”, annesi ölmüş çocuğa da aynı kökten gelen “öksüz” denmektedir. </em></li>
<li><em>Kız ve erkek çocuklar arasında ayrım yapılmaz, “oğul” evlât anlamında kullanılır. Kızlar evlendiklerinde aile bağı kopar, eşin ailesinin mensubu olunur. Miras da çeyiz olarak götürülür. </em></li>
<li><em>Çok eşlilik yaygın olmakla birlikte bilinen ve görünen bir şeydir. </em></li>
<li><em>Evliliğin sembolü evdir. Evlenmek ise yeni ev kurmak anlamına gelir. Evlilik yani karı-kova bağı kadın için anne-baba bağından önce gelir. </em></li>
<li><em>Evlilik eşler arasında değil aileler arasında, mutlaka bir “aracı” vasıtasıyla ve tanıkların şahitliğinde kurulur. </em></li>
<li><em>Evlilik süreci “söz kesme” ya da “beşik kertme” âdetiyle başlar, “nişan” ve “nikâh” törenleriyle tamamlanır. </em></li>
<li><em>Evlilik, boşanma ve kız kaçırma gibi durumlar bir takım maddî karşılıklarla kültürel geleneklerde yerini almıştır. “Kalın” veya “başlık” kız ailesine evlilik için verilen para veya maldır. Bu uygulama kaçırma olayında “diyet” olarak adlandırılır</em> (Canatan &amp; Yıldırım, 2016: 101-102).</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda sıralanan bu özelliklerin kimisi geçen zamanda değişime uğrarken kimisi de varlığını korumuştur.  Kadın ve aile algısı bakımından Türk aile yapısı diğer ülke aile yapılarıyla karşılaştırıldığı zaman daha güçlü bir yapıdadır (Bulut, 2017: 327). Türk Devletlerinde köklü bir aile yapısının yanında çağdaşı pek çok toplumda olduğu gibi ataerkil bir yapının olduğunu da görmek mümkündür. Bu noktada ataerkil yapıyı irdelemek yararlı olacaktır. Türk Devletlerinde görülen ataerkil aile yapısı erkeğe (babaya) geniş yetkiler veren, kadını (eş) ve çocukları babaya bağlayan bir yapı değildir. İran ya da Roma’da olduğu gibi babanın mutlak hâkimiyeti söz konusu değildir. Kadının ve çocuğun çeşitli hakları olduğu bir aile çeşididir (Onay, 2012: 350). Göçebe kültürün ve savaşçı toplum olmanın bir gereği olarak erkek aile ve toplumda önemli bir yere sahipti. Ziya Gökalp, akrabalık ilişkilerinin, baba kanalıyla kurulduğu ve bu sebeple ataerkil denilen eski Türk ailesine, babanın yetkilerinin diğer ataerkil ailelerdeki kadar geniş olmamasını göz önüne alarak; <em>pederi aile </em>ismini vermiştir (Gökalp, 1974: 293). Türk ailesinin mensup olduğu “<em>Pederi aile</em>” de, kadın gibi çocukta hür ve müstakildir (Gökalp, 1976: 385-386). Gökalp bu isimlendirmeyi yaparken babanın mutlak hakimiyetine dayanan, babanın dışında hiçbir aile bireyinin herhangi bir hakka sahip olmadığını <em>pederşahi</em> aile yapısından ayırmayı amaçlamıştır. Ayrıca Gökalp’e göre, eski Türklerde ana soyu ile baba soyu kıymetçe birbirine eşittir. Asalet, sadece babadan gelen bir durum değildir. Eski Türklerde kadınların sahip olduğu hukuki haklar çağdaşlarından daha ileri bir düzeydedir. Kadın ekonomik açıdan pek çok imkana sahiptir. Gökalp, evin karı ve kocanın ikisine birden ait olduğunu, çocuklar üzerindeki velayet-i hassanın baba kadar anaya da ait olduğunu söyler. Kadınlar emvâle tasarruf ettikleri gibi dirliklere, zeametlere, haslara, mâlikânelere de mâlik olabilirler (Gökalp, 1990: 159-160). Eski Türk Devletlerinde Kadının mirastan pay alması konusu da özellikle ele alınması gereken bir konudur. Çünkü Türk devletlerinde kadın bu konuda günümüze bazı toplumlarından bile öndedir. Kız çocuğu evlilik aşamasına geldiğinde mirastan payını alırdı. Çeyiz malının üzerinde de kocanın hiçbir tasarruf hakkı olmazdı (Çimen, 2008: 196).</p>
<p style="text-align: justify;">Eski Türk Devletlerinde aile yapılarına baktığımızda geniş aileler yerine küçük aile düzenlerini görürüz. Genellikle göçebe bir yaşam tarzı süren Türkler belirli bir yerde oturmadıkları için geniş aileler kurmamışlardır. Bağımsızlıklarına düşkün olmaları böyle bir yaşam biçiminin önemli sonuçlarından biri olarak kabul edilebilir. Türk Devletlerinin toplum yapısında kurallar pek çok yerleşik kültürde görülmeyen ölçüde serbest, yaşantılar örflerle ve geleneklerle biçimlenmiş olmakla birlikte, oldukça da özgürdür. Özellikle kadınların sahip olduğu toplumsal statü, başka toplumlarda görülmedik ölçüde üstün ve özgürlükçü bir yapıdadır (Kırkpınar, 2011: 32). Türklerde aileden ilk kez bahseden ünlü Fransız Grenard, Türk aile tipini sosyolojik açıdan ele alarak incelemiş ve Türk kızlarının hayat arkadaşlarını seçmekte de kısmen özgür olduklarını söylemiştir. Aynı zamanda ekonomik hayatta da Türk kadınının erkeğin yanında olduğunu, sadece evde değil pazarda da kocasına yardımcı olduğunu, hatta kimi zaman kadının pazar işlerini yalnız başına da hallettiğini incelemeleri sonucu söylemiştir (Kırkpınar, 2011: 115-116). Türk kadınının bu dönemde iktisadi özgürlüğünün yanında hukuki özgürlüğünün de olması dikkate değerdir. Evli bir kadının her türlü tasarruf hakkı vardır. Grenard’ın dışında yine Fransız bir araştırmacı olan Richard, Türkler ’de ki aile tipleri hakkında araştırmalar yapmıştır. Türklerde aile tipinin tek olmadığını, aile tiplerinin toplumsal ve ekonomik koşullara göre değişiklikler gösterdiğini söylemiştir (Fındıkoğlu, 1991: 13-14).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><strong>İSLAMİYET ÖNCESİ VE SONRASI KADIN</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İslamiyet’ten önceki Türk kadınını farklı yönlerden ele alan pek çok araştırma mevcuttur. Bu dönem üzerine yapılan ilk araştırmalardan olması nedeniyle, Ziya Gökalp’in çalışmalarının ayrı bir yeri ve önemi vardır. Gökalp, “<em>Türkçülüğün Esasları</em>” ve “<em>Türk Medeniyeti Tarihi</em>” kitaplarında eski dönem Türk toplum yapısı üzerine ciddiyetle eğilmiş, kadının toplum içindeki rolünü de ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Gökalp’e göre, eski Türkler ‘de ana ve baba soyu, değer olarak birbirine eşit tutulmuştur. Evlenecek çiftler, yeni evlenecek kız ve erkek, ailelerinden haklarını evlenmeden önce alarak birleştirmekte ve bu mallarla yeni yuvalarını kurabilmekteydi. Cinsiyet ayrımının hiçbir zaman yapılmadığı eski Türklerde kadın erkekten farklı, ancak ona eşit olarak algılandığından (Gökalp, 1974:289) aile tek evliliğe dayanırdı. Çocuklar üzerinde babanın haklarının yanında annenin de haklarının olduğu kabul edilirdi (Doğramacı, 1982: 3). Eski Türklerde kadın, her şeyden önce evinin hakimidir. Çocuklar üzerinde ananın sözü, babadan daha fazla geçer. Savaşlarda da kadın erkeğine yardım eder. (Duygu, 1973: 618)</p>
<p style="text-align: justify;">Eski Türklerde ev sadece kocanın malı olmayıp, karı ile kocanın ortak malı oluyordu. Bu nedenledir ki, evin erkeğine “ev ağası”, evin kadınına da “ev kadını” deniyordu (Gökalp, 1950: 119). Yine Gökalp’in aktardığına göre, eski Türklerde aile hayatında kutsal kabul edilen kadın, kimi zaman yasalarla güvenceye alındığından toplum içinde çok emniyetli bir hayat sürmektedir (Gökalp,1989: 77). Sosyal hayat içinde önemli bir yere sahip olan kadın siyasi hayatta da önemli roller üstlenmiştir. Osman Turan “<em>Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi</em>” adlı kitabında Göktürkler dönemine ait Bilge Kağan Kitabesinde: Tanrı Türk milleti yok olmasın diye babam İl-Teriş kağan ile anam İl-Bilge Hatun’u yükseltti” ibaresine yer vererek, kadının siyasi ve içtimai konumunun ne kadar ilerde olduğunu göstermiştir (Turan, 2006: 141).</p>
<p style="text-align: justify;">İskit (Sakalar) Türklerinde kadının çok önemli bir siyasal ve toplumsal etkinliği vardır. İskit kadını da erkek gibi asker ve savaşçı olarak yetiştirilir. Erkeğin yanında savaşa katılan kadınların bu yüksek ve eşit konumu, yiğitlikleri ve kahramanlıkları konar göçer yaşam tarzına rağmen devam etmektedir (Özcan, 2016: 33). Konar göçer yaşam tarzında ayakta ve hayatta kalabilmenin en önemli gerekliliklerinden olan savaşçılık ve kahramanlık becerilerine sahip olmak İskit kadınlarının en önemli özelliğidir. Hun Türklerinde kadın Batı ve Doğu Hunları olarak iki ayrı görünüme sahiptir. Doğu Hun kadını daha çok Çin gelenek ve göreneklerinden etkilenmiştir. Hakan-Hatun statüsü çerçevesinde Doğu Hun kadını belirli noktalarda söz ve hak sahibidir. Batı Hun kadınının özelliklerine baktığımızda ne Doğu Hun kadını ile ne de İskit kadını ile benzerlik göstermediğini görürüz. Bunun nedeni olarak, Batı Hunlarının kendilerinden önce Avrupa’ya gelen kavimlerle (Bizans, Batı Roma vb.) ilişki kurmuş olduklarını düşünebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Göktürkler ve Uygurlar’ da kadının en belirgin özelliği, ata binmek ve silah kullanmakta ki ustalığıydı (Altındal, 1991: 37). Orhun Kitabelerinde aile hukuku ve mülkiyet meseleleri belirli kurallara bağlı olarak yeniden düzenlenmiştir. Kadının aile içinde eşit haklara sahip olması görülmüştür. Evlilik durumunda ana babanın onayına gerek duyulmuş, erkek tarafı kıza ağırlık vermiştir. Evli kadının kutsallığı kabul edilmiş ve tecavüzün cezası da idam olarak belirlenmiştir. Boşanma konusunda da Türk kadınının hakları vardı. Bu noktada ataerkil bir aile yapısında kadının boşanma hakkına sahip olması özellikle dikkat edilmesi gereken önemli bir konudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak, kadınların günlük hayatta statü sahibi olması, hukuki haklara sahip olması, haklarının toplumsal ve dini değerlerle korunması Eski Türk Devletlerinin aile kurumuna ve kadına verdikleri önemi göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkler ’in İslam dinini benimsemeleri M. S 9. Yüzyılda başlayıp, 11.yüzyılda tamamlanır. İslam dinini kabul etmesiyle eski Türk aile yapısı ve bu yapının içinde kadının durumu da değişmiştir (Tümer, 1994: 173-180). İslamiyet’le birlikte Türklerin aile anlayışlarında, toplumsal yaşayışlarında ve değer yargılarında birtakım değişiklikler olmuştur. İslam dininin aile ve toplum yaşantısını da düzenleyen bir özelliğe sahip olması yaşanan değişimlerin temel nedeni olarak kabul edilebilir. Örneğin, Cahiliye Dönemi olarak adlandırılan dönemde istenmeyen kız çocuklarının öldürülmesi gibi çağdışı uygulamalar İslamiyet’in kabulü ile kısa sürede ortadan kaldırılmıştır. Kadın sosyal bir statüye kavuşmuş, anne olmanın kıymetini anlatan ayetlerle kadının kutsallığına ilişkin yaklaşımlar görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkler ‘in İslami esaslara göre yeniden düzenledikleri toplumlarda Türk kadını Müslüman Arap kadını ile kıyaslanamayacak kadar özgür yaşamıştır. Sosyal ve siyasi faaliyetlere erkek ile katılmış, mallarında tasarruf etmiş ve topraklar üzerinde de hak sahibi olmuştur (Sevinç, 2007: 35). Tarımsal faaliyetlerde bulunan kadın aynı zamanda dokumacılık gibi el işleriyle de uğraşmıştır. Kadın İslamiyet’in kabulünden sonra da erkekler gibi savaşçı özellikler göstermişlerdir. Nitekim Dede Korkut hikayelerinde de kadın, savaşçı bir karakter olarak betimlenmiştir (Ergin, 1969:151-156). Devlet yönetiminde söz sahibi olmaya devam eden kadının yönetim hakkı devam etmiş, kadın eve kapanmamış tıpkı erkek gibi toplum içinde var olmuştur. Tarihte devlet başkanlığı yapan ilk kadınlar da Türklerden çıkmıştır. Kutluk Türk Devletinde Türkan Hatun buna örnektir (Göksel, 1988: 108). İslamiyet sonrasında da kadın, lider ruhlu özellikleri ile karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>SONUÇ VE DEĞERLENDİRME </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarihsel süreçte Türk devletlerinde sosyal, siyasal ve hukuksal alanda yapılan tüm yeniliklerde kadından çocuklarını topluma hazırlaması, onların iyi bir eğitim almalarını sağlaması ve aile içinde mutlu bir ortam sağlaması konusunda önemli roller üstlenmeleri beklenmiştir. Kadın her şeyden önce annelik özelliğinden dolayı yüce bir değer olarak görülmelidir. Nitekim ailenin varlığı kadının varlığı ile devam eder. Aileler var oldukça da toplumlar ve devletler var olur. Kadının varlığını önemseyen toplumlar ve devletler, aynı zamanda değer gören yapılar olarak değerlendirilir.  Kaldı ki kadından her dönemde üretkenlik, iyi annelik, iyi eğitimcilik ve iyi eşlik beklenmiştir. Tüm bu rolleri üstlenen kadına tarihin her döneminde hak ettiği önem verilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk kültür ve devlet geleneğinde aile ve kadın konusu her dönemde önemsenmiş, devletlerin varlıklarını devam ettirmelerinde, geleneksel yapının sürdürülmesinde kadının varlığına hep ihtiyaç duyulmuştur. İlk Türk devletlerinde gördüğümüz gibi kadının gerek sosyal hayatta gerekse siyasi hayatta erkeklerden pek de farkları yoktur. Çoğu zaman devlet yönetimleri kadınlara bırakılmış, savaş durumlarında kadına ordunun başında bulunma görevleri dahi verilmiştir. Kadın tıpkı erkek gibi devletin devamlılığı için omuz omuza mücadele etmiştir. Kadının bu mücadeleci ruhu İslamiyet öncesi ve sonrası kurulan Türk devletlerin hemen hemen hepsi için geçerli olduğu gibi ulusal bağımsızlık mücadelesi sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti için de geçerlidir. Türk kadını özellikle milli mücadele döneminde gösterdiği kahramanlıkları ile de tarih sayfalarında yerini almıştır. Evine ve evlatlarına eş ve ana, cephede askere kol kanat, düşmana ise siper olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çalışmanın sonuç kısmını Atatürk’ün Türk kadını için söyledikleri ile tamamlamak günümüz kadınlarının hak ettiği değeri görmeleri gerektiği konusunda çok anlamlı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“…tarih boyunca Türk kadını, Türk erkeği ile yan yana, omuz omuza, vatanın ve milletin kurtuluşu, bağımsızlığı, gelişmesi, ilerlemesi ve mutluluğu için her zaman engin bir özveriyle ve gerçek bir içtenlikle çalışmıştır. Toplum hayatında kendine düşen sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal rolü, günün şartları içinde eksiksiz yerine getirmiş, her yönüyle değerini kanıtlamıştır. Bu yüzdendir ki, Türk kadını hem aile hayatında hem de toplum hayatında yüksek bir yere sahip olmuştur. Öyle ki, dilimizde yerleşen “ana-baba” ve “kar›-koca” terimlerinde, baba’dan önce ana, koca’dan önce karı sözcükleri boş yere kullanılmamıştır” </em>(Arıkan, 1984: 7)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>                                                </strong></p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Altındal, A (1991), <strong>Türkiye’de Kadın, </strong>Anahtar Kitaplar Yayınevi, İstanbul.</p>
<p>Arıkan, T. (1984), <em>Atatürk’ün Türk Kadını Hakkındaki Görüşlerinden Bir Demet</em>,</p>
<p>Canatan, K., &amp; Yıldırım, E. (2016), <em>Aile Sosyolojisi,</em> Açılım, İstanbul.</p>
<p>Çimen, L. (2008), <strong>Türk Töresinde Kadın ve Aile</strong>, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul.</p>
<p>Doğramacı, E. (1982), <strong>Türkiye’de Kadın Hakları, </strong>Ankara<strong>.</strong></p>
<p>Duygu, S. (1973) <strong>Türk Sosyal Hayatında Kadın, </strong>Türk Kültürü, Ankara.</p>
<p>Ergin, M. (1969), <strong>Dede Korku Kitabı</strong>, Milli Eğitim Yayınevi, İstanbul.</p>
<p>Erkal, M., (1983) <strong>Sosyoloji (Toplum bilimi)</strong>, İstanbul.</p>
<p>Gökçe, B (1976), “<em>Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir Deneme</em>”, H.Ü. Sosyal ve Beşerî Bilimler Dergisi, Ankara.</p>
<p>Gökçe, B, (2007) “<em>Türkiye’nin Toplumsa Yapısı ve Toplumsal Kurumlar”</em>, Ankara.</p>
<p>Gökçe, B. (2011) “<em>Türk Toplumunda Aile Yapısı</em>”, Anadolu Üniversitesi Yayını, Eskişehir.</p>
<p>Gökalp, Z. (1989), <strong>Türk Medeniyeti Tarihi</strong>, İstanbul.</p>
<p>Gökalp, Z. (1974), <strong>Türk Medeniyet Tarihi,</strong> 2.cilt, İstanbul.</p>
<p>Gökalp, Z, (1976), <strong>Türk Medeniyet Tarihi</strong>, Haz. İsmail Aka- Kazım Yaşar Kopraman, Güneş Yayınları, İstanbul.</p>
<p>Gökalp, Z. (1990), <strong>Türkçülüğün Esasları,</strong> Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara.</p>
<p>Göksel, B. (1988), <strong>Çağlar Boyunca Türk Kadını ve Atatürk,</strong> Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara.</p>
<p>Kafesoğlu, İ, (1984) <strong>Türk Milli Kültürü</strong>, Boğaziçi Yayınları, İstanbul.</p>
<p>Kırkpınar, L, (2011) <strong>Türk Kültür Tarihi Genel Bir Bakış</strong>, İleri Kültür Merkezi, İzmir.</p>
<p>Onay, İ. (2012), <em>Eski Türk Toplumunda Aile Düzeni ve Bunun Dini, Siyasi Hayata Yansımaları,</em> The Journal of Academic Social Science Studies</p>
<p>Özcan, E. S. (2016). <strong>Kültür Tarihi Açısından İskit-Türk Aynılığı</strong><em>,</em> Selenge Yayınları, İstanbul.</p>
<p>Sayın, Ö, (1990), <strong>Aile Sosyolojisi: Aileni Toplumdaki Yeri</strong>, Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir.</p>
<p>Sevinç, N. (2007), <strong>Türklerde Kadın ve Aile,</strong> Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul.</p>
<p>Turan, O. (2006), <strong>Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi</strong>, Ötüken Yayınları, İstanbul.</p>
<p>Tümer, G. (1994)<strong>, İslamda Kadın</strong><em>, </em>Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em> </em></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/eski-turk-devletlerinde-aile-ve-kadin.html">Eski Türk Devletlerinde Aile ve Kadın</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile İçi Şiddet: Terminolojik Açıdan Bir İncelenme</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/aile-ici-siddet-terminolojik-acidan-bir-incelenme.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Soner Özçelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 May 2019 20:27:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın ve Aile Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[aile çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[aile ve akraba ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[aile ve baba]]></category>
		<category><![CDATA[aile ve çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[aile ve kadın]]></category>
		<category><![CDATA[aile ve sosyal yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aile ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk ve şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[toplum ve aile]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=7860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aile İçi Şiddet: Terminolojik Açıdan Bir İncelenme A. GİRİŞ Aile; toplumsal yapının en küçük birimleri olan bireylerin kan bağıyla birbirine kenetlendiği, yaşam standartlarına ayak uydurabilmek, hayatta kalabilmek için ortak hedefleri ve hareketleri olan bir yapı, hatta bir organizmadır. Son yıllarda aile kurumunun içerisinde oluşan fay hatları tam anlamıyla aile içi şiddetle dünyada toplumsal açıdan vuku [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/aile-ici-siddet-terminolojik-acidan-bir-incelenme.html">Aile İçi Şiddet: Terminolojik Açıdan Bir İncelenme</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 20px; color: #000000;"><strong>Aile İçi Şiddet: Terminolojik Açıdan Bir İncelenme</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><strong>A. GİRİŞ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Aile; toplumsal yapının en küçük birimleri olan bireylerin kan bağıyla birbirine kenetlendiği, yaşam standartlarına ayak uydurabilmek, hayatta kalabilmek için ortak hedefleri ve hareketleri olan bir yapı, hatta bir organizmadır. Son yıllarda aile kurumunun içerisinde oluşan fay hatları tam anlamıyla aile içi şiddetle dünyada toplumsal açıdan vuku bulmaktadır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Şiddet, terimsel anlamda, her bir aktörün başka bir aktör üzerinde belli bir amaç doğrultusunda belli stratejiler izleyerek bireysel ya da kolektif güç kullanma durumudur. Güç, realist paradigmada Machiavelli’nin de telaffuz ettiği gibi amaçlara ulaşmak için gerekli bir araçtır. Gücü elinde bulunduran aktör, gücünün devamlılığını sağlamlaştırma doğrultusunda hareket ederek bunun meşru olduğu iddiasından da asla vazgeçmemektedir. Bir başka deyişle, “şiddetin toplum içinde, toplum tarafından nasıl sunulduğu, nasıl kabul gördüğü de önemlidir. Çünkü kabul gören şiddet de meşrudur. Hatta şiddet genellikle bir yaşam biçimi olarak benimseniyorsa sorun olarak görülmez ve sorun çözmenin bir aracı olarak onay görür”<a style="color: #000000;" href="#_ftn2" name="_ftnref2">[1]</a>. Çünkü güç, onun her hareketini meşru kılan—ve yinelemek gerekirse—bir araçtır. Fakat gücü elinde bulunduranın şiddet unsurunu her seferinde kullanması özgürlükçü ve “hakçı<a style="color: #000000;" href="#_ftn3" name="_ftnref3">[2]</a>” mantıklarla tezatlık oluşturmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Bu çalışmadaki amaç, aile içi şiddete ve yansımalarına terminolojik destekle bakılarak aile sistemindeki fay hatlarının bir değerlendirmesidir. Bilindiği gibi aile, toplumsal bir varlık olmak adına toplumun küçük bir modelidir. Bu modelde oluşan herhangi bir çatlak toplumsal düzende de çatırdamalara neden olmakla birlikte çarpık bir sistemin ilk aşamasını oluşturabilir. Bu durum, zayıf olan aile sisteminin, ne kadar sağlam olursa olsun toplumsal yaşama da aynı ölçüde yansıyacağını gösterebilecektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><strong>B. Aile ve Aile İçi Şiddette Fay Hatları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong> </strong></span><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Aile, daha önce de belirtildiği üzere toplumun en küçük birimidir. Aile denilince ilk olarak anne, baba ve varsa evlenmemiş çocukları akla gelir. Ancak evlenmiş çocuklar varsa ortaya yeni bir çekirdek aile çıkar. Bu tipteki aileler “çekirdek aile” olarak anılır. Terminolojik açıdan bakıldığında aile sadece bununla kısıtlı değildir ki daha çok sayıda akrabadan oluşabilmekle birlikte soyu ya da sülaleyi tanımlamakta kullanılmaktadır. Bu tanımlama geniş aile şeklinde karşımıza çıkar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Bunların yanı sıra bir ailenin meydana gelmesi için “evlilik” bir ön kabuldür. Hemen her ülkede ailenin kurulması ve aile birliğinin bozulması yasalarla düzenlenmiştir. Bugün birçok ülkede evlilikler tek eşlidir.<span style="color: #ff0000;"> </span>Yani evlilik bir kadın ve bir erkek arasında yasalar dâhilinde kurulur. Bu tür evliliklere monogami denmektedir. Bir de poligami denilen evlilik türü vardır ki bir erkeğin birden fazla kadınla ya da bir kadının birden fazla erkekle evlenebilmesi olayıdır. Daha da ayrıntıya inersek; bir erkeğin birden fazla kadınla evliliği, <strong><em>poligini</em></strong> adını taşır ve bu gelenek bazı Asya ile Afrika ülkelerinde, zenginler arasında yaygındır. Diğer taraftan bir kadının birden çok erkekle evliliğine de <strong><em>poliandri</em></strong> denmektedir. Bu duruma örnek ise Hindistan’daki Toda’lar ve Nayar’lar arasında olağandır. Türkiye’de ise 1926 Medeni Kanunu yürürlüğe girmesiyle İslam kültürü kalıntısı <strong><em>çokeşlilik</em></strong> ve “<span style="text-decoration: underline;">mutlak erkek egemenliğine</span>” son verip <strong><em>tekeşli</em></strong> evlilik yasalaştırıldı. Evlilik akdinin sonu anlamına gelen boşanma ise son yıllarda artan bir vaka, bir fay hattıdır. Bunun sebepleri çok farklı olabilmektedir. Lakin çağdaş toplumun getirdiği sorunlar gibi minimize edilebilecek boşanma sebepleri aslında “matruşka bebeklerini” andırmaktadır. “İnsanlık tarihinin gelişimi aile yaşamı ve devamlılığı için bir tehdit mi?” sorusu akıllara gelemeyecek gibi değil!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Aile yaşamının ayrıştırıcı fay hattı olan aile içi şiddetin sebeplerini kategorize edecek olursak olayın, sosyal, psikolojik ve biyolojik üçayağı vardır. Sosyal bakımdan artçı depremlere sebep olan en önemli olgu fakirliktir. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre ekonomik sıkıntı çeken ailelerde diğer ailelere nazaran daha fazla şiddet eylemleri gözlemlenmektedir. Birey, fakirliğin getirdiği sosyoekonomik sorunlar doğrultusunda tepkisini ailesine karşı göstermektedir. Bu bağlamda yokluğun verdiği eksiklik nedeniyle aile içi çatışmalar yaşanmaktadır. Ayrıca çocukların bu yokluk sürecinde takındıkları tutumlar da aileye yansımakta ve çocuklar daha saldırgan hareketler sergilemektedirler. Son olarak fakirlik sebebiyle eğitimlerini sürdüremeyen bireyler tarafından oluşturulan ailelerde ve onlarca yetiştirilmiş bireylerce de şiddet başvurulması en kolay yol olmuştur. Sosyolojik açıdan bakıldığında sadece fakirlik değil; fakirliğin yanında eğitimsizlik, ev içi görevlerin yerine getirilmemesi, aile içi meslek yapısı, aile içindeki rol ve statü dağılımı, aile içi iletişim şekli, gelecekle ilgili beklentiler ve kaygılar, sosyal çevre ve hatta yaş ile cinsiyet aile içi şiddette etkilidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Türkiye’de olduğu gibi çoğu ülkenin toplumsal tabanında ataerkil bir yapı mevcuttur. Anlayış, erkek egemenliğini simgelemekte ve lider statüsündeki erkeğin güce sahip olduğunu göstermektedir. Ataerkil aile tarzında, egemenlik ve güç bir arada olduğu zaman kaçınılamayacak atmosfer, devlet ile aile içinde babanın rolünün benzerliğidir. Devlet; mutlak egemendir, güç kullanma yetkisi yasal olarak sadece ondadır, halkı için en iyiyi düşünen odur ve yapması gerekeni bilir. Halkı nazarında tanrısaldır. Baba figürü ise küçük bir devlet gibidir. Eşi ve çocukları için en iyisini düşünür, maksimum fayda yolunda hareket eder, egemenliği mutlaktır ve güç kullanabilme yetisine sahiptir. Sosyolojik bağlamda, aile bireylerinin zihninde yatan bu dogmatik düşünce sistemi, ataerkil zincirin bir ürünüdür. Güç kullanma tekelini elinde bulunduran baba, bunu çoğu zaman kullanmaktadır ve aile içi şiddet dediğimiz kavramın ayaklarından birisini teşkil eder. Çünkü toplumsal yapı olarak ataerkil aile tipinden farklı ABD’de aile içi şiddete maruz kalan %35’lik oranıyla erkeklerdir; bu oran İngiltere’de %16 civarındadır. Yani aile içi şiddette güç sadece kadınlara veya çocuklara yönelik değildir ki çocuklara karşı girişilen şiddet eylemleri ise çocuk istismarı altında incelenir ve ayrı bir soruşturma süreci vardır. Bu veri ise azımsanamayacak derecede önemli bir rakamdır. Türkiye’de ise böyle bir rakamı söylemek oldukça güçtür. Aile içi şiddete maruz kalanların çoğunluğunun da ötesinde kadınlardır. İlginç istatistikî bir bilgi daha vermek gerekirse bu kadınların %80’i yapacak veya yapabilecekleri fazla bir şey olmadığına inanır. Bu inancın altında yine ataerkil fay hattı yatmaktadır. Bu durum aile içi şiddetin ikinci ayağı olan psikolojik boyutunu meydana getirir; güç ve kontrol, araç ve amaçtır. Ayrıca güç ve kontrol olgunun psiko-analitik düzlemini oluşturur.  Son ayak olan biyolojik sebebe gelirsek “Alkol bütün kötülüklerin anasıdır” lafı da bu durumu anlatmak için yeterli. Çemberin çapı büyütülürse, uyuşturucu gibi bağımlılık yapan faktörler de bu gruba girer. Hatta bazı kurumlar tüm kötü alışkanlıkları (kumar gibi) bu kategori içine ekler. Bunun yanında erkeklik hormonlarının etkisini göz ardı etmemek gerekir. Kısaca aile içi şiddetin fay hatları olarak bu sınıfları da görmek yerinde olacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><strong>C. Şiddet ve Aile</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">İnsanın doğuşu ile ortaya çıkmış olan şiddet olgusu, birçok bireysel ve toplumsal öğe ile birlikte karmaşık bir yapı ortaya koymaktadır. Kendini çok farklı biçimlerde gösterebilen şiddet olgusu, günümüzde gerek bireysel gerekse toplumsal boyutta sıkça karşılaşabileceğimiz bir olgudur. Baskı, eziyet, korkutma, sindirme, öldürme, cezalandırma, başkaldırı, her toplumda kademeli fakat sürekli bir biçimde günlük yaşamda rastlanan şiddet türleridir. Fransızca’da şiddet (violence) bir kişiye güç veya baskı uygulayarak; istediği bir şey yapmak ya da yaptırmak şeklinde tanımlanmaktadır. Burada şiddet uygulama eylemleri, zorlama, saldırı, kaba kuvvet, bedensel ya da psikolojik acı çektirme ya da işkence, vurma ve yaralama olarak yer almaktadır<a style="color: #000000;" href="#_ftn4" name="_ftnref4">[3]</a>.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Şiddet kavramı siyasal, sosyal ve ekonomik sistemlerin veya sömürge yönetimlerinin varlığını karşılayan ve yürürlükteki sistemin ancak karşı şiddetle ortadan kalkacağını ve yeni bir düzene geçileceğini savunan Marksist benzeri görüşlerle de ortaya konulmaktadır. Ayrıca şiddeti yücelten, ona olumlu bakan faşizm gibi görüşler de vardır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn5" name="_ftnref5">[4]</a> Diğer taraftan, hukuksal anlamda şiddet ile ilgili davranışlar, kanuna uymamak, kişiye zarar vermek, hakaret etmek, onuru kırmak, huzura son vermek, birinin haklarını çiğnemek, hırpalamak, incitmek, zor kullanmak şeklinde kendini gösterirler.<a style="color: #000000;" href="#_ftn6" name="_ftnref6">[5]</a> Şiddet kavramının oluşumunu sadece bir nedene indirgememek gerekir; toplumsal bir sorundur ve çevreden kaynaklanmaktadır. Siyasi bilimcilere göre şiddet altı açıdan ele alınır<a style="color: #000000;" href="#_ftn7" name="_ftnref7">[6]</a>. Birincisi ülke kültüründen kaynaklanan şiddet eylemleridir. Bu grup; etnik, dinsel, dilsel, bölgesel çıkar çatışmalarının yıllarca birikimi sonucu içe dönüklük, yabancı düşmanlığı, sevgi ve nefret duygularının birleşimi ortaya çıkan gerginlikleri ve şiddet eylemlerini içerir. İkinci grupta devrimci ve statükocu şiddet eylemleri vardır. Devrimci grup(challengers) var olan durumdan hoşnutsuzdur ve değişim için şiddet eylemlerine başvurabilir; bunun aksine de var olan durumdan memnun olan taraf da gücünü korumak ve kabul ettikleri atmosferin devamlılığı sağlamlaştırmak için karşı şiddet uygulayabilirler. En güzel örneği I. ve II. Dünya Savaş’larında Almanların devrimci niteliği ve İngiltere başta olmak üzere Batılı devletlerin sergilediği tutumdur. Üçüncü grupta ise askeri darbelerin yol açtığı şiddet eylemleri yer almaktadır. Özellikle askeri darbeler konusunda tecrübeli bir ülke olan Türkiye’de yaşanmışlıklar göz önünde bulundurulduğunda bu durumu anlamak zor değildir. Dördüncüsü, öğrencilerin şiddete yönelik hareket ve davranışlarıdır ve yine Türkiye’nin bu konudaki tarih sayfaları karıştırıldığında görülecektir ki öğrenciler arasındaki gruplaşmalar ve bu grupların çatışmaları şiddete meydan verebilmektedir. Beşinci gruba ise ayrılıkçı şiddet eylemlerini gösterebiliriz. Bir örnek sunmak gerekirse, IRA—İrlanda Kurtuluş Ordusu bu konu için biçilmiş kaftan. Son grup, seçim dönemlerinde patlak veren şiddet eylemleridir ki buna da İran’daki son seçim sürecinde yaşananları örnek gösterebiliriz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Sınıflandırmalardan birine göre de ölçüt şiddetin bireysel ya da kolektif olarak yapılması veya yapılmamasıdır. Kolektif şiddette profesyonel çeteler, kabileler, etnik gruplar, toplumsal sınıflar ve devletlere kadar uzanan bir çizgi mevcuttur. Bir başka kategorize şekli de dar anlamıyla, “fiziksel şiddet, insanların bedensel bütünlüğüne karşı dışarıdan yöneltilen, sert ve acı verici bir edimdir. Mala, cana, sağlığa, bedensel bütünlüğe, birey özgürlüğüne karşı bir tehdit oluşturması söz konusudur. Burada da yaralama, ırza tecavüz, yağma, adam kaçırma gibi başkasına yönelmeler olabildiği gibi, intihar girişimleri biçiminde bireyin kendine yönelik eylemleri de söz konusudur”<a style="color: #000000;" href="#_ftn8" name="_ftnref8">[7]</a>. Şiddet türlerine de değinecek olursak; İntihar, alkol ve uyuşturucu bağımlılığından kaynaklanan <em>kendine karşı </em><em>şiddet</em>, kültürel bir şiddet türü olarak <em>kan davası olgusu</em>, yine kültürel anlamda onay gören <em>namus </em><em>cinayetleri</em>, kitlesel katliam boyutlarındaki <em>trafik kazaları</em>, adak ve kurban teşhiri, zorla bekâret kontrolleri, dövüşme ve kaba güç gibi bazı <em>erkeklik özelliklerin abartılmas</em><em>ı</em> ile ortaya çıkan şiddet ve son olarak da <em>aile içi şiddetin</em> öne çıktığını söyleyebiliriz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Aile içi şiddet, aile bireylerinden herhangi birisinin eşine, çocuklarına, anne-babasına, kardeşlerine ve/veya yakın akrabalarına yönelik uyguladığı her türlü saldırgan davranıştır. Bu tanım içerisinde sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değil; aşağılama, tehdit etme, ekonomik özgürlüğünü kısıtlama ve zorla evlendirme gibi olaylar sarmalından geçen bireyin kendisine olan saygısını, kendisine ve çevresine olan güvenini azaltan, korku hissinden kendisini arındırmaktan aciz kılan bütün davranışlar da aile içi şiddet tanımının içerisine girebilmektedir. Ayrıca yalnız aile içi bireyler arasında olan bir durum olmayabilir ki eski eş, nişanlı veya kız/erkek arkadaşları da bu durumun parametrelerine eklemleyebiliriz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Diğer taraftan daha geniş bir tanımlama olması babında aile, kan bağlılığı, evlilik ve diğer yasal yollardan aralarında akrabalık ilişkisi bulunan ve çoğunlukla aynı evde yaşayan bireylerden oluşan ve bu bireylerin cinsel, psikolojik, sosyal ve ekonomik gereksinmelerinin karşılandığı temel bir toplumsal birim olduğu bilinmektedir. Aile içi şiddet aile üyelerinden biri tarafından aynı ailedeki bir diğer üyenin yaşamını, fiziki veya psikolojik bütünlüğünü veya bağımsızlığını tehlikeye sokan, kişiliğine veya kişilik gelişimine ciddi boyutlarda zarar veren eylem veya ihmaldir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn9" name="_ftnref9">[8]</a> Genel itibariyle aile içi şiddet beş alt grupta incelenir:</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><em>Fiziksel şiddet</em>; dövme, tokatlama, tekmeleme, yakma gibi eylemleri içerir.</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><em>Cinsel şiddet</em>; seksüel motivasyona bağlı yapılmış şiddet türüdür.</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><em>Duygusal istismar</em>; sevgi göstermeme, aşağılama, devamlı eleştirme, kıskançlık, reddetme gibi eylemlerdir.</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><em>İhmal</em>; daha çok çocuklar ve yaşlıların maruz kaldığı istismar türüdür. Kişinin sosyal ve maddi ihtiyaçlarını karşılamama, bunları ihmal etme şeklindedir.</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><em>Ekonomik istismar</em>; özellikle yaşlılarda sıkça rastlanır. Kişinin parasını yönetmek, şahsa ait paraya veya kazanç sağlamasına izin vermemektir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Aile içi şiddet sarmalından geçen bireyin kendisine olan saygısını, kendisine ve çevresine olan güvenini azaltan, korku hissinden kendisini arındırmaktan aciz kılan bütün davranışlar da aile içi şiddet tanımının içerisine girebilmektedir. Aile ve şiddetin bir araya gelmesi sonucunda bireysel ve toplumsal bozukluklar oluşabilmektedir. Öyle ki yapılan araştırmalara göre, bireysel açıdan bir hastanede aile içi şiddete uğramış “hastaların depresif bozukluklar (100 hastadan 52’si yaşamakta), anksiyete bozukluğu<a style="color: #000000;" href="#_ftn10" name="_ftnref10">[9]</a> (%7), depresyon—anksiyete bozukluğu (%15), psikotik bozukluk (%1), alkol ve madde bağımlılığına bağlı bozukluklar (%1), somatoform bozukluklar<a style="color: #000000;" href="#_ftn11" name="_ftnref11">[10]</a> (%4), bipolar bozukluk(%3), uyum bozukluğu (%2), I. eksen tanısı almayanlar (%15)”<a style="color: #000000;" href="#_ftn12" name="_ftnref12">[11]</a> gibi şiddet sonrası sorunlar yaşadığı bilinmektedir. Bunlar sadece olayın kişiler üzerinde oluşturduğu psikolojik travmanın birer sembolüdür. Bireylerden topluma yansıyabilecek bu durum toplumsal yaşam tarzına olumsuz etki edebilmektedir. Birey üzerinde gözlemlenebilen bu travmalar veya yaşanmışlıklar topluma yansımakta; hatta nesilden nesile bir aktarımla çarpık toplumsallaşma örnekleri zaman çizgisinin ileriki dönemlerinde gerek dönemsel gerekse sürekli hal alarak sistemin içerisinde kendisine yer bulabilecektir. Nasıl ki birey toplumun temelinde adlandırılabiliyorsa, onun yaşadığı mutluluklar, sevinçler vs. kadar mağduriyetler, üzüntüler, saldırılar, şiddetler, travmalar da toplum düzenine etkide bulunabilir. İnsan vücudunu düşündüğümüzde, ufak bir virüsün bütün bedende kalıcı veya geçici hasarlar bıraktığı gerçeği gibi birey—toplum ilişkisini açıklayabilmek için tam yeterli olmasa da olayın kötü sonuçlarını açıklaması bağlamında yerinde olacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><strong>D. Sonuç </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Aile içi şiddetin algılanması ve tanımlanması her zaman toplumun ve bireylerin kültürel değerleri üzerinden nemalanmaktadır. Bu sebeple, şiddet kullanımı toplumun benimsediği ve meşru gördüğü bir amaç için gündeme geldiğinde, o davranışın şiddet olarak algılanıp tanımlanması da oldukça güç olmaktadır. Örneğin, çocuğun daha iyi eğitilmesi için birkaç tokatla cezalandırılması gibi.  Şiddet kullanımı aslında, şiddet kullanılan çevrede yaşayanlar açısından gizli kapaklı olmayan ve bilinen bir davranış biçimidir. Herkes yakın çevresinde kimin karısını dövdüğünü, kimin çocuklarına kötü davrandığını çoğunlukla bilmesine rağmen özellikle gecekondu mahalleleri gibi insanların komşuluk haricinde, hemşehrilik ve hatta akrabalık gibi bağlarla bağlandıkları kentsel mekânlarda bu tür davranışların, mahallenin “onurunu” korumak ya da yaşanılan alanı dışarıya karşı daha temiz göstermek gibi kaygılarla, yabancılardan gizlenmesi olasıdır. Neticesinde moda terim şiddet &#8220;dört duvar arasında&#8221; kalmaktadır. Bu durum, aile içi şiddetin, özel hayatın mahremiyet alanında görülmesi ile yakından ilişkilidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Sonuç olarak, şiddet ve aile kavramları birbirinden uzak kalması gereken unsurlardır. Aile içi şiddet herkesin isteyebileceği son “şey” dahi olmamalıdır. Toplumsal yaşamda bireylerin ailelerinden başka hiçbir şeylerinin olmadığı açıktır ve en önemli nokta da aile sisteminin korunmasıdır. Çünkü birey gözlerini hayata ailesiyle açar, onun yanında değerlerini oluşturur ve onunla hayatı daha anlamlı kılar. Ailesiz birey yalnızdır. Toplumsal bir varlık insan, aidiyet hissine sahip olmak ve kolektif bir yapıda yer almak ister. Bu toplumsallıktan başka bir şey değildir. Yani sosyalleşebilmek veya hayata uyum sağlamak adına aile ilk adımı teşkil eder. En basitinden tuvalet adabı anne-baba tarafından öğretilir. Toplum içinde nasıl davranması gerektiğini aile bireylerinin tecrübeleri gösterir. Diğer bir ifade ile çocuklar anne-baba tarafından eğitilir ve onların hareketlerini, tutum ve davranışlarını taklit eder. “Üzüm, üzüme baka baka kararır”, “armut, dibine düşer” gibi atasözlerinin yanında kısmen de olsa “ne ekersen onu biçersin” anlayışı gelecek nesillere aktarılmak üzere veri tabanına kopyalanır ve ilerde kullanılmak üzere belleklerde yerini alır. Aile içi şiddet de gelecek kuşaklara devredilebilir. Çünkü birey yaşadığı acıların kendi ailesi de olsa başka bir aktör tarafından yaşanmasından yana olabilir. Bu durum psikolojik bir vakadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><strong>Kaynakça</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref2" name="_ftn2">[1]</a> ERGİL, Doğu (2001),”Şiddetin Kültürel Kökenleri”, <em>Bilim ve Teknik</em>, Sayı 399. Şubat. s. 40</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref3" name="_ftn3">[2]</a> İnsan haklarının çiğnenmemesi ve adalet—eşitlik kavramlarının anlamları dışına çıkılmamasıdır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref4" name="_ftn4">[3]</a> KOCACIK, Faruk, Şiddet Olgusu Üzerine, Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 1 (<a style="color: #000000; text-decoration: underline;" href="http://www.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/88.pdf">http://www.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/88.pdf</a>)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref5" name="_ftn5">[4]</a> ÜNSAL, Artun (1996), “Genişletilmiş Bir Şiddet Tipolojisi”, <em>Cogito</em>. Sayı 6—7, s. 29—30, Kış-Bahar</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref6" name="_ftn6">[5]</a> ERTEN, Yavuz ve ARDALI, Cahit (1996),”Saldırganlık Şiddet ve Terörün Psikososyal Yapıları”, <em>Cogito</em>. Sayı 6–7. Kış-Bahar. s. 143–164.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref7" name="_ftn7">[6]</a> KOCACIK, Faruk, a. g. e, s. 1—2</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref8" name="_ftn8">[7]</a> ÜNSAL, a. g. e, s. 32</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref9" name="_ftn9">[8]</a> http://www.ttb.org.tr/eweb/adli/6.html</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref10" name="_ftn10">[9]</a> Aşırı kaygı ve endişeli beklenti dışında, huzursuzluk, çabuk yorulma, konsantrasyon güçlüğü, kolay parlama, kas gerginliği, uyku bozuklukları da görülmektedir. Tanım olarak kaygı, bunaltı ya da sıkıntı olarak adlandırılabilir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref11" name="_ftn11">[10]</a> Kişinin bedeninde bir bozukluk olmadığı halde sürekli hastalık kaygıları ve çeşitli bedensel yakınmalarla seyreden durumudur. Somatoform bozuklukların temel özelliği hastada yapılan tıbbi incelemeler ve değerlendirmeler sonucunda organik bir nedenle açıklanamayan fiziksel belirtilerin bulunmasıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref12" name="_ftn12">[11]</a> Dr. Işıl VAHİP ve Dr. Özge DOĞANAVŞARGİL, Aile İçi Fiziksel Şiddet ve Kadın Hastalarımız, Türk Psikiyatri Dergisi, s. 107—114, 2006, Tablo—1 (http://www.turkpsikiyatri.com/C17S2/aileIci.pdf)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://www.devsaglikis.org.tr/index.php?bolum=yazioku&amp;no=262">http://www.devsaglikis.org.tr/index.php?bolum=yazioku&amp;no=262</a></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">Işıl VAHİP ve Dr. Özge DOĞANAVŞARGİL, Aile İçi Fiziksel Şiddet ve Kadın Hastalarımız, Türk Psikiyatri Dergisi, s. 107—114, 2006</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://www.ttb.org.tr/eweb/adli/6.html">http://www.ttb.org.tr/eweb/adli/6.html</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">KOCACIK, Faruk, Şiddet Olgusu Üzerine, Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 1</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">ERTEN, Yavuz ve ARDALI, Cahit (1996),”Saldırganlık Şiddet ve Terörün Psikososyal Yapıları”, <em>Cogito</em>. Sayı 6–7. Kış-Bahar. s. 143–164.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">ÜNSAL, Artun (1996), “Genişletilmiş Bir Şiddet Tipolojisi”, <em>Cogito</em>. Sayı 6—7, s. 29—30, Kış-Bahar</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; font-family: georgia, palatino, serif; color: #000000;">ERGİL, Doğu (2001),”Şiddetin Kültürel Kökenleri”, <em>Bilim ve Teknik</em>, Sayı 399. Şubat. s. 40</span></p>
<p style="text-align: justify;">Görsel Kapağı http://sulusarayataturkio.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/60/11/728290/icerikler/aile-ici-siddet-ve-kadin-egitimi-semineri_2439773.html adresinden alınmıştır.</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/aile-ici-siddet-terminolojik-acidan-bir-incelenme.html">Aile İçi Şiddet: Terminolojik Açıdan Bir İncelenme</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Madalyonun Diğer Yüzü “Erkeklik”</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/toplumsal-cinsiyet-baglaminda-madalyonun-diger-yuzu-erkeklik.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aynur Tekke]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Jan 2019 20:30:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın ve Aile Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet rolleri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ve erkek]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet rolleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=7069</guid>

					<description><![CDATA[<p>TOPLUMSAL CİNSİYET BAĞLAMINDA MADALYONUN DİĞER YÜZÜ “ERKEKLİK”                                                                                                 [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/toplumsal-cinsiyet-baglaminda-madalyonun-diger-yuzu-erkeklik.html">Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Madalyonun Diğer Yüzü “Erkeklik”</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>TOPLUMSAL CİNSİYET BAĞLAMINDA MADALYONUN DİĞER YÜZÜ “ERKEKLİK”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>                                                                                                                                               </strong>Aynur TEKKE<sup>*</sup></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><strong>ÖZET:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu makalenin asıl amacı, toplum içinde cinsiyete dair tanımlamaları ortaya koymak ve bu tanımlamalardan hareketle doğuştan gelen kadın ve erkek cinsiyet ayrımını açıklayarak buradan ortaya çıkan toplumsal cinsiyet ayrımını tespit etmektir. Bunun yanında ise toplumun değer ve tutumlarından hareketle cinsiyete yüklenen görevlerle beraber ortaya çıkan “kadınlık” ve “erkeklik” olgularını inceleyerek toplumsal cinsiyete “erkeklik” penceresinden bakmak amaçlanmıştır. Toplumların sahip olduğu değerler ile birlikte ortaya çıkan toplum modellerinin içerisinde bu cinsiyetlere biçilen roller cinsiyet ayrımını desteklemekte ve devamlılığını sağlamaktadır. Değişen zaman ile birlikte ufak da olsa cinsiyetlere atfedilen rollerde değişime uğramaktadır. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda yoğun bir şekilde kadın ve kadınlık konusu ele alınarak erkek ve erkeklik dışlanmış gibi gözükmektedir. Her zaman ezilen kadın, ezen erkek gibi gözüktüğü için bir tarafa daha fazla ağırlık verilmektedir. Dünyanın iki cinsiyet üzerine var olduğu ve yine o iki cinsiyet üzerinden varlığını devam ettirdiği göz önünde bulundurulduğunda bir tarafa ağırlık vermek son derece yanlış olacaktır. Kadın cinsiyetinin ve kadınlığın yaşadığı sorunlar kadar erkek cinsiyeti ve erkeklik de sorunlar yaşamaktadır. Her iki <strong>cinsiyetinde</strong> omuzlarında toplumsal cinsiyet rolleri adı altında yükler bulunmakta ve bu rolleri yerine getirmeleri istenmektedir. Bireylerin bu rolleri isteyip istemediği, razı olup olmadığı ise önemsenmemektedir. Sayılan sebeplerden ötürü bu çalışmada toplum içerisinde cinsiyetlere biçilen rollerin bireylere, özelde de erkeklik rollerine sahip olan erkekler üzerindeki etkileri literatür taraması verileri dikkate alınarak yorumlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet, Kadınlık, Erkeklik, Erkek Kimliği Ataerkillik</p>
<p style="text-align: justify;"><sup>*Yüksek Lisans Öğrencisi, Kırıkkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Ana Bilim Dalı.</sup></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>      </strong> Toplum içerisinde bireyler bir bütünlük halinde gözükseler de aslında aralarındaki ilişkiler sınıflandırılmış, kategorilere ayrılmıştır. Bireyler kendilerinde bulunan özellikler ve bulunmayan özellikler ile diğerlerinden ayrı olarak, farklı olarak kendisini lanse eder ve bu farklılıklar ile kendilerine ait kategoriler, sınıflar oluşturur. Bu sınıfı “biz” olarak benimseyerek dışarıda kalan sınıfı ise “onlar” olarak adlandırır. Biz olarak adlandırılan sınıfa olumlu özellikler atfedilirken, onlar olarak adlandırılan sınıfa ise olumsuz özellikler atfedilir ve karşı sınıf olarak adlandırılır. Bu kimi zaman dini anlamda ayrılığın yaşandığı bir grup, kimi zaman siyasî anlamda karşıtlığın olduğu bir grup olabilirken kimi zaman da cinsiyet anlamında “kadın” “erkek” ayrılığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Cinsiyet sınıflandırmasının bir üst görünüş şekli olarak ise toplumsal cinsiyet sınıflandırması “kadınlık” ve “erkeklik” kategorileri sayılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cinsiyet olarak ayrı kategorilerde yer alan kadın ve erkek toplumun cinsiyetinden beklediği görevleri ve sorumlulukları yerine getirme konusunda kendisini mecbur hissetmektedir. Mecburiyetten dolayı yerine getirilen rollerde, tutumlarda, davranışlarda farklılık bariz bir şekilde ortaya koyulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktalardan hareketle, kadın ve erkek cinsiyetleri arasındaki farklı rolleri, davranışları incelemek, toplumsal kurallar ile arasında olan ilişkiyi analiz edebilmek amacıyla bir literatür taraması yapılmıştır. Çalışma yapılırken toplumsal cinsiyet literatürü içerisinde geniş bir yer tutan “kadın, kadınlık” çalışmalarından farklı olarak bir de diğer açıdan değerlendirme yapmak amacıyla “erkeklik” toplumsal cinsiyeti incelenmiştir.  Literatür taraması verilerinden hareketle toplumsal cinsiyet ayrımına “erkeklik” açısından değerlendirmeler yapılmıştır.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><strong> Cinsiyet Kavramı </strong></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><strong>     </strong>Sözlük anlamına bakıldığı zaman cinsiyet kavramı bireye, üreme işinde ayrı bir rol veren ve erkekle dişiyi ayırt ettiren yaradılış özelliği, eşey, cinslik, seks olarak karşımıza çıkmaktadır. Evren iki cinsiyetin varlığı üzerine kurulmuştur. Cinsiyetlerin varlığı konusundaki farklılıklar biyolojik, bedensel farklılıklardır. İki cinsiyet adlandırması “kadın” ve “erkek” şeklindedir. Adlandırma kadın ve erkek cinsiyetlerinin üremeye dayanan ikiliklerini içerisinde barındırmaktadır. İkilik sonradan oluşmadan bireyin ilk doğduğu andan itibaren geçerli olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkek cinsiyeti, basit haliyle erkek cinsiyet hücrelerini üretme yeteneğini; kadın cinsiyeti ise kadın cinsiyet hücresini yapabilme yeteneğidir. Birtakım biyolojik görevleri yerine getirme hususunda karşılaşılan biyolojik farklılıklardan hareketle yapılan adlandırmalar olarak da belirtilmesi mümkündür. Biyolojik fark ve üreme yeteneğiyle oluşturulan adlandırma demografik bilgi sağlama konusunda, sayısal bilgiler hususunda, nesnel bilgiler elde etme konusunda yardımcı olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplum içerisinde cinsiyet temsillerinde yerine getirilen görevler ile biyolojik farklılıklardan dolayı yerine getirilen görevler birbirinden farklıdır bu sebeple karıştırılmaması gerekmektedir. Bireylerin erkek ve kadın olarak sahip oldukları yeteneklerden hareketle yerine getirdikleri görevler için dışarıdan bir müdahale (toplum kuralları gibi) mümkün değildir. Bu özellikler zaten doğuştan gelerek bireyin vücudunun sahip olduğu özellikler ve yerine getirmesi gereken görevleridir. Bu özelliklerden hareketle görevlerini yerine getirerek birey vücudunun gerekliliklerini yapmaktadır. Bu gereklilikleri doğduğu andan itibaren yaşamı boyunca şartlara uygun şekilde yapmaktadır. Fakat cinsiyet temsilleriyle birlikte bireye atfedilen görevlerin doğuştan gelme durumu söz konusu değildir. Daha doğrusu bireye doğduğu andan itibaren cinsiyet temsili rolleri toplum tarafından verilse de aklı başına eren bir birey olana kadar bu rolleri tek başına temsil etmesi mümkün değildir. Ancak birilerinin yardımıyla, yönlendirmesiyle bu temsiller yerine getirilmektedir. Aklı başına eren bir birey ailenin ve toplumun yönlendirmesinden hareketle yapacağı hareketleri, sergileyeceği davranışları artık hayatına yerleştirmiş vaziyete erişmiştir.</p>
<ol style="text-align: justify;" start="2">
<li><strong> Toplumsal Cinsiyet Kavramı</strong></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><strong>     </strong>Doğal olan, doğumun beraberinde getirdiği, doğumun belirlediği kavram cinsiyet (sex) olarak adlandırılırken doğduktan sonraki süreçte ortaya çıkan içerisinde yaşanılan ailenin, toplumun, toplumsal çevrenin etkisiyle şekillenen kavram ise “toplumsal cinsiyet (gender)” olarak adlandırılmaktadır. (Oakley, 1972; akt. Marshall)</p>
<p style="text-align: justify;">Temelde olan iki cinsiyet toplumsal cinsiyet rolleri ve ayrıştırmalarıyla birlikte birbirlerini ‘öteki’ ya da ‘ikinci cins’ haline getirmiştir. Bütün bunlar zamanla ve bir tarihsel sürecin içerisinde toplumsal değişim ve dönüşümlerle beraber ortaya çıkmıştır. Erkek ve kadın arasında ortaya çıkan biyolojik ve bedensel farklılıklar toplumsal cinsiyet kavramı ile birlikte belli kategorilere dahil edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınlar ve erkeklere ilişkin uygun roller tamamen toplumsal olarak üretildiğini ifade eden kültürel inşalara işaret etmenin bir yoludur. Toplumsal cinsiyet, erkeklerin ve kadınların öznel kimliklerinin, sadece toplumsal kökenlerini belirgin kılmanın bir yoludur. Bu tanımlamada toplumsal cinsiyet, cinsiyeti bir bedene zorla kabul ettirilmiş bir toplumsal kategoridir. (Kaylı, 2010;27)</p>
<p style="text-align: justify;">Kadın ve erkek cinsiyetine atfedilen rollerin garantisi ve uygulanmasının sağlanması toplumsal cinsiyet ve onun kuralları sayesinde sağlanmaktadır. Kadına evde oturmak, çocuklarına bakmak, ev işleriyle ilgilenmek, fazla söz hakkı istememek, evi dışındaki ortamlarda çok görünmemek, her daim erkeğin bir arkasında olmak, erkek tarafından korunup kollanmak gibi görevler verilirken erkeklere ise evin söz hakkına sahip olan kişi, evin başı, reisi, kadının koruyup kollayanı gibi görevler verilmektedir. Özel alan kamusal alan ayrımından hareketle kadın cinsiyeti özel alan olan evin temsil edeni erkek ise dışarıyla, sokakla ilgili olan ve onun temsili olan kamusal alanın temsil edenidir. Toplumsal cinsiyet tarafından atfedilen bu roller kültür kodlarının farklı olmasından ötürü her toplumda aynı olarak gözükmeyebilir. Fakat bu biçilen rollerin ve görevlerin doğuştan, yaradılış gereği olduğu göz önünde bulundurularak tam tersini iddia eden, karşı gelen bir görüş çok da dikkate alınmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal cinsiyet kadın ve erkek cinsiyetinin toplum gibi bir bütünlüğün içerisinde konumunu belirlemek ve ona uygun olarak davranmasını sağlamak amacıyla rolleri baştan belirlemiştir. Birey toplum içerisine dahil olduğu, sosyalleşme süreci içerisinde bu rolleri öğrenerek özümsemek zorundadır. Özümsenecek bu roller yine toplum tarafından belirlenmektedir. Her toplum kendi içinde kültürel kodlarıyla birlikte toplumsal cinsiyet kavramını şekillendirerek oluşturmaktadır. Birey, uzak kalmak istese de razı da olsa zorunlu olarak kendisini bu değer yargılarına maruz bırakmak zorundadır. Toplumun kendisi için hazırladığı kurallardan, roller rehberinden kurtaramaz.  Bu rollerden kurtulmaya çalıştığı, kurallara karşı koymaya çalıştığı zaman ise toplum tarafından dışlanacağı düşüncesi her zaman zihninin bir köşesindedir. Bu kurallar yazılı değil yalnızca toplumun üyeleri bireyler arasında belirlenmiş söz düzeyinde kalmış kurallardır. Kuşaktan kuşağa, nesilden nesile bir aktarım söz konusudur. Her ne kadar söz düzeyinde kalsa bile geçerliliği değişmeyen neredeyse hiç esnetilmeyen, katı, sert kurallardır. Esnetilse bile alt yapısında bu kuralların sertliği bulunmaktadır. Örneğin toplumlarda kadın evde kalmalı gibi bir algı varken artık bu kural biraz daha esnetilerek kadının çalışma hayatına dahil olmasıyla sonuçlanmıştır. Fakat yine de kadın artık evin temsilcisi değildir gibi bir durumdan bahsetmemiz mümkün değildir çünkü işten eve dönen kadının görevi yine eviyle uğraşmaktır. Öteki taraftan erkek cinsiyeti açısından bakacak olursak da kadının çalışma hayatına dahil olmasıyla birlikte erkekle iş bölümü yapması ve erkeğinde ev ile ilgilenmesi gerekmektedir. Bu kuralın esnetilmiş tarafıdır fakat öte yandan erkek yine toplum kurallarının yansıttığı ölçüde davranmak zorunluluğu hissettiği için evde bir yere kadar kalmakta ve iş bölümünü bir yere kadar gerçekleştirmektedir. Tamamen sorumluluk üstlenmekten ziyade bir kısmını bölüşmekten yanadır. Bu da toplum tarafından dayatılan kurallar içinde yaşanılan zamana ve mekâna göre ne kadar esnetilirse esnetilsin temelinde yine kuralların ilk sert halleri yatmaktadır anlamına gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal olarak farklılaşan cinsiyet kimliklerinin temelinde biyolojik olan cinsiyet farklılıkları yer almaktadır. Toplumsal cinsiyet ayrımının ilk sebebi olarak biyolojik cinsiyet rahatlıkla söylenebilmektedir. Fakat bunun yanında ikinci ve belki de asla yok sayılmayacak sebep olarak ise ev içerisine yerleştirilen roller söylenmelidir. Hangi toplum tipinde olursa olsun ev içerisinde ön planda tutulan, ev içerisine yerleştirilen roller topluma yayılmakta ve kendine daha geniş platformlarda vücut bulmaktadır. Kadın bireyin erkek bireye göre kamusal alanda, çalışma hayatında ikincil planda kalmasının bir başka sebebi yoktur. Arka planda kalan sebep tamamen ev içerisinde kadının erkeğe nazaran ikinci planda kalması, kadın bireyin erkek bireye hizmet eden konumda olmasından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple meslek seçimleri de etkilenmektedir. Bazı meslek grupları biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve bunların getirdiği roller ile birlikte cinsiyetlerle özdeşleşmiş durumdadır. Örneğin; öğretmenlik (branş olarak özellikle okul öncesi öğretmenliği) , sekreterlik, hemşirelik gibi meslekler kadın cinsiyetiyle bütünleşmiş iken mühendislik gibi ağır işler ise erkek bireylerle bütünleşmiş durumdadır. Değişen toplumsal cinsiyet algıları ile birlikte günümüzde durum biraz daha hafifletilmiştir. Kadın bireyler doğdukları andan itibaren bulundukları ev içerisinde daha uysal, daha duygusal, çocuklarla ilgilenen, bakımını yapabilen, yaptığı işlerde daha detaycı olarak konumlandırıldığı için meslek olarak da rollerine uygun alanlara yönlendirilmektedir. Erkek bireyler ise doğdukları andan itibaren, kendi aileleri ve yaşadıkları toplum içerisinde güçlü, gücü sorgulanmaz, her işin üstesinden gelen bireyler olarak görüldükleri için daha ağır inşaat gibi alanlara yönlendirilmektedir. Yalnızca sayılan meslek örneklerinden de anlaşılacak bir nokta da kadın bireylerin kapalı mekân mesleklerine erkek bireylerin de açık mekân mesleklerine yönlendirildikleridir. Bu yalnızca yönlendirme değil zamanla kişilerin tercihlerine de rahatlıkla yansıtılmaktadır. Kadın ve kadınlık evin temsilcisi olduğu için bir bina içerisinde çalışması onun için daha uygundur. Erkek ve erkeklik ise sokağın, dışarının temsilcisi olduğu için ona da dışarıda çalışması daha uygun olarak yansıtılır. Değişen zaman ve gelişen toplumsal cinsiyet algılamaları bu meslek algılarını tamamen olmasa da bir nebze değiştirmiştir denilebilir. Artık okul öncesi öğretmeni erkek bireylere, mühendis olan kadın bireylere çok rahatlıkla rastlayabilmekteyiz. Fakat yine tamamen kabul edilmiş bir durumdur da denilememektedir. Toplumun bazı kesimleri tarafından yine de yadırganan bir durum olarak karşılaşılmaktadır. Bunun sebebi olarak da yine devam ettirilen toplumsal cinsiyet algılamaları, aile içerisine yerleştirilen rol paylaşımları, sistemin sürekliliği sayılabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2.1. Erkeklik ve Kadınlık</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>    </strong>Bireyler hayatı boyunca her zaman bir grup içerisinde yer almış veya yer almak istemiştir. Kendilerini içerisinde bulundukları bu gruplar ile tanımlanış ve benliklerini bu şekilde anlamlandırmışlardır. Bu gruplar kimi zaman siyasî, kimi zaman kültürel, kimi zaman ırksal kimi zamanda cinsiyet üzerine olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Birey içerisinde bulunduğu, kendini ait hissettiği grupları tamamen benimsemiş ve her zaman kendi grubunun karşısına farklı bir grup koymuştur. İçerisinde bulunduğu gruba olumlu özellikler atfederken, karşısına koyduğu gruba ise olumsuz özellikler atfetmektedir. Bu şekilde gruplar birbiri ile anlam kazanmakta, biri olmadan diğerinin bir anlamı olmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman içerisinde kadınlık ve erkeklik grupları da bu şekilde ortaya çıkmış ve onları belirleyen belli kural kalıpları olmuştur. Bu kural kalıplarından hareketle de kadınlık ve erkeklik grupları ortaya çıkmış ve birbirlerini dışlayarak, birbirlerinin karşıt konumlarına yerleşerek ancak anlam kazanmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınlık ve erkeklik adı altında ortaya çıkan gruplar ise biyolojik anlamdaki cinsiyet dışında tamamen toplumsal cinsiyet başlığı altında oluşmuştur. Daha açık ifade edilecek olursa bireylerin cinsiyet olarak sahip olduğu özelliklerle ortaya çıkan farklılıklardan değil bu cinsiyetlerden hareketle ortaya çıkan toplumsal cinsiyet rolleriyle birlikte gruplandırmalar şekillenmiştir. Bu gruplandırmalar içerisinde kadınlık ve erkeklik adı altında kadın cinsiyetinin de erkek cinsiyetinin de yapacakları bellidir ve belirli olan kurallara uygun olarak davranırlar. Örneğin kadınlık rolleri içerisinde kadın evin temsilcisi, evini düzenleyen, çocuklara bakmakla yükümlü birey olarak belirlenmişken, erkeklik rolleri içerisinde erkek sokağın evin dışarısının temsilcisi, evin genel geçiminden sorumlu birey olarak belirlenmiştir. Fakat bu belirlenilmişlikler mecburî olmamakla birlikte bireylerin tercihine bağlı olarak değişmektedir. Kadın da sokağın temsilcisi olabilirken, erkek yine aynı şekilde evin temsilcisi olabilmektedir. Yalnızca ilk belirtilmek istenen toplumsal cinsiyet rolleri ile birlikte biçilen, atfedilen kurallar olduğu ve bireylerin bu kalıplar içerisine dahil edildiğidir. Bu kural yükümlülükleri birey kadın veya erkek olsun belli bir kalıba dâhil etmekte ve toplum tarafından da bu şekilde kabul görmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bireylere düşen görev kendini topluma kanıtlamak olarak yansıtıldığı için onlara biçilen rolleri yerine getirip, çizilen sınırların dışına çıkmamaya özen göstermektedirler. Sınırların dışına çıkmaya çalıştıkları veya onlardan beklenen rolleri yerine getirmedikleri zamanlarda toplum tarafından dışlanacakları düşüncesine kapılmaktadırlar. Fakat bu düşünce alt yapısı boş değildir, toplum tarafından bireylere bu şekilde yansıtılmaktadır. Erkek veya kadın bireyler erkeklik veya kadınlık rollerini toplumun istediği şekilde yerine getirmelidirler, kendi tercihleri ikinci planda kalmaktadır. Önceliği toplumun tercihlerine, toplumun kurallarına bırakan bireyler hayat kontrollerini, tercihlerini, kendi iradelerini de yine toplumun ellerine bırakmak zorunda kalmaktadır. Çünkü belli kurallar, belli sınırlar içerisinde gerçekleşen tercihler bireye ait olmamaktadır. Her ne kadar fazla tercih hakkı, fazla seçenek hakkı var gibi gösterilse de bireyler önceden belirlenmiş seçenekleri tercih etme hakkına sahiptir. Normal şartlarda hak olarak gözükse de bu da bir hak değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğarken cinsiyetini seçme gibi bir imkân olmadığı gibi doğduktan sonra yaşanılan aile ve toplum içerisinde de cinsiyet bağlamında biçilen toplumsal cinsiyet rollerini seçme imkânı bulunmamaktadır. Reddeden, karşı çıkan bireyler ya sorun teşkil ediyor olarak algılanıp sürekli dışlanmakta ya da hiçbir şekilde sorgulama fırsatı bile vermeden direkt bir dışlanmaya maruz bırakılmaktadır. Bunun bilincinde olan bireyler kendilerine biçilen toplumsal cinsiyet rollerini kendi rıza ve istekleriyle veya istemeseler de mecburen kabul edip yerine getirmek zorunda kalmaktadırlar.</p>
<ol style="text-align: justify;" start="3">
<li><strong> “Erkeklik” Olgusu </strong></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><strong>     </strong>Erkeklik kavramı içerik olarak bakıldığında birçok alanla ilişkilidir. Bu alanlardan örnekler erkeklik biyolojisi, erkeklik psikolojisi, erkek kimliği, erkek rolleri, erkek statüsü şeklinde sıralanabilir. Temelde birbirinden farklı alanlar olarak gözükseler de aslında birbirlerini karşılayan ve tamamlayan alan olgularıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Erkeklik” olgusu aslında içeriğinde erkek bedeni algısı, erkek biyolojisiyle birlikte toplumun diğer fertleri tarafından erkek olarak kabul edilmeyi bunun yanında kendini topluma kanıtlamak adına erkeklik rollerini yerine getirmeyi barındırır. “Erkeklik” kavramı farklı renk ve dokuları olan birçok parçadan oluşan bir yamalı bohçadır.(Bozok, 2011;15) Bu sebeple erkeklik kavramına bakıldığı zaman tek bir açıdan yaklaşım sunmak, fikir beyan etmek olanaksızdır. Tek bir açıdan bakılıp yorumlandığında sığ bir kalıp düşünce biçimi ortaya çıkacaktır. Bu kalıp düşünceler çoğu zaman erkekliği yücelten, diğer cinsiyetleri, diğer cinsiyet rollerini dışlayıcı biçimlerde karşımıza çıkmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkeklik, erkek cinsiyetinin toplumsal cinsiyet kategorisi içerisinde sınıflandırılmasıdır. “Erkek cinsiyeti” kavramı ile “erkeklik” kavramları farklı noktalara temas etmektedirler. Fakat bu farklılık ile beraber birbirleriyle de ilişkili oldukları inkâr edilemez bir gerçektir. Erkek cinsiyeti biyolojik alanda kendini göstermektedir. Erkeklik ise toplumsal cinsiyet temsillerinde kendine vücut bulmaktadır. Biyolojik olarak ortaya çıkan erkek cinsiyetinin toplumsal ve kültürel süreçlerden geçmesi ve şekillendirilmesi sonucunda erkeklik kavramı ortaya çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biyolojik olarak dünyaya erkek olarak gelen bir bireye toplum ve içerisinde doğduğu kültür tarafından belirli kalıp yargılarla birlikte rolleri tanımlanmaktadır. İlk doğduğu andan itibaren aslında bir erkeklik kültürü empoze edilmektedir. Toplum içerisinde nasıl davranması gerektiği, nasıl bir beden görüntüsü olması gerektiği, konuşmasının, beden hareketlerinin nasıl olması gerektiği, nasıl bir kişiliğe sahip olması gerektiği, kimlerden hoşlanacağı veya nasıl bir cinsel yaşamları olacağı her zaman belirlidir ve bu yargıların dışına çıkmaları hoş karşılanmaz. Bebek de olsa çocuk da olsa yetişkin de olsa bir erkek her zaman güçlüdür, koruyan kollayan kişidir. Karşı cinsiyeti olan kadın bireyden bu konuda üstündür ve aslında onu koruması gereken de erkek bireydir. Toplum tarafından yaşamının bütün anlarında bununla karşılaşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Topluma kendisini, “erkek” olduğunu ispatlamak zorunda hisseden birey toplumun ona sunduğu kuralların dışına çıkmamayı tercih eder. Çıktığı taktirde karşılaşacağı tepkileri, dışlanma durumunu bilmektedir. Bundan dolayı istese de istemese de toplumun ona sunduğu değer yargılarının, toplumun onu zorunlu tuttuğu kuralların dışına çıkmaması gerektiği fikri her zaman zihninin bir köşesinde yer almaktadır. Değer yargıları ve kurallar erkeği belirli bir kafese hapsetmekte ve o kafesin dışına çıkmasına müsaade etmemektedir. Fakat bu müsaade esnek bir kavram olarak görülebilir. Kafesten çıkıp çıkmamak kişinin tercihine bağlıdır, toplum tarafından o kafesten çıkmaması birey açısından daha iyi gibi gösterilmektedir. Bu da toplumsal cinsiyet rollerinin ikisinde de olduğu gibi erkek bireyin omuzlarına bir yük olarak konumlanmaktadır. Kendi tercihleri ikinci planda kalmakta her zaman önceliği toplumun onun için belirlediği rolleri yerine getirmek olmaktadır. Erkekliğin temelinde yatan kendini kanıtlama ihtiyacı bunu doğurmaktadır. Kendini kanıtlama durumu da yine toplumun ortaya çıkardığı bir durumdur. Kişinin bir etkisi yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3.1. “Erkek Kimliği” ve “Erkek Olmak” </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>      </strong>Erkek kimliği, toplumun “erkek olmak” için erkek cinsiyetinden bekledikleri ve erkeğin de bu beklentiyi karşılamak adına sergilediği bütün davranışlar ve tutumlar bütünüdür. Bireyin davranışları ve tutumları sonucunda şekillenen bir bütünlüktür.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkek olmaya ilişkin toplumun bekledikleri ve erkek cinsiyetinin yerine getirdikleri geçirilen tarihsel süreçlere, yaşanılan tarihsel dönem koşullarına, toplumların kültürel kodlarına göre değişkenlik gösterebilmektedir. Bu sebeple aslında erkek cinsiyetinin sahip olduğu kimliği iki başlık altında incelememiz mümkün görünmektedir. Bunlardan birisi “erkek cinsiyetinin bireysel kimliği” diğeri ise “erkek cinsiyetinin toplumsal kimliği” dir. İkisi de tek başına bir şey ifade etmezken ancak birlikte bir anlam ifade edebilirler. Toplum içerisinde yer alan erkek bireyler erkek cinsiyetinin bireysel kimliğini etkileyip şekillendirirken, birey olarak erkekler de erkek cinsiyetinin toplumsal kimliğini şekillendirmektedir. Bu şekilde bir döngü hâlinde etkileşim söz konusudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkek olmak konusunda toplumun etkisi yadırganamaz derecede büyüktür ve erkek bireylerin yaşamlarını şekillendirmektedir. Erkek olarak doğan bireylerin zamanla toplumun sahip olduğu değer yargıları ve sahip olunan kültürel kodlarla birlikte dönüştürülmesine dayanmaktadır. Erkek olduğunu kabul edip topluma da bu kabulü kanıtlamak isteyen bireyler yaşamlarının bütün özel alanlarına kadar toplumun etkilerini kendileri kabullenmektedir. Sergiledikleri bütün davranışlar, performanslar erkek olduklarını kendi dışındaki bireylere ispat etmek adınadır. Bu ispatı da gerçekleştirmek için toplumun onlara sunduğu “erkeklik kuralları”nı içselleştirmektedirler. Bu kurallar içerisinde cinsel performanslarını gösterememe korkusu, kendini cinsel anlamda ispatlama isteği, duygusallığını saklama, toplumda kendini üstün gösterme, korkusunu saklama gibi maddeler sayılabilir. Bu kurallar toplum içerisinde söylemlere bile yansımış durumdadır. Söylemler içerisinde en bilineni “Erkekler ağlamaz” olarak herkes tarafından bilinmektedir. Söylemin etkisiyle erkek olan birey kendisini ifade ederken duygularını saklamak zorunda kalmaktadır, ağlama duygusundan yoksundur. Toplum içerisinde ağlayarak duygularını sergilemesi çok da hoş karşılamaz bu da yine toplumsal cinsiyet ve onun söylemlerinin erkekleri hapsettiği bir kafestir. Erkek her zaman güçlüdür ve güçlü olmak zorundadır. Sert görünmelidir, duyguları ön planda olmamalıdır. Bu şekilde ancak erkek olduğunu topluma ispat edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkek olmak daha doğrusu erkek olduğunu kabul ettirmek isteyen bireyler kendilerini topluma kanıtlamak ihtiyacı hissetmektedirler. Erkek birey bulunduğu ortamda her zaman koruyucu, kollayıcı, “kahraman” rolündedir. Bu kahramanlık dildeki söylemlere de çok rahatlıkla yerleşmiş durumdadır. Kahraman olarak görüldüğü için kahramanlığın gerekliliklerini yerine getirmek zorundadır. Örneğin “erkekler ağlamaz” sözünün etkisiyle erkek birey ağlama duygusunu dışarı çok yansıtmak istememektedir. Çünkü erkek denilen birey güçlüdür, duygularını belli etmek, ağlamak ise güçsüzlüğün göstergesidir. Erkekliğine laf ettirmemek adına bütün duygularını geri plana itmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkeklik kimliğini kazanmış veya kazanmaya çalışan birey kadın cinsiyetine, kadınlığa dair olan bütün ilgili konulardan neredeyse soyutlanmış vaziyettedir. Erkek birey yemek hazırlamak, temizlik yapmak, çocuğa bakmak, evdeki bireylerin hizmetini yapmak konularında kadınlara nazaran başarısız olmakta belki de hiç denemeye bile girişmemektedir. Aslında erkek bireyin örnek verilen işlerde başarısız olacağından dolayı değil erkek kimliğinden şüphe duyulacağından ötürü bu işlerden geri kaldığı rahatlıkla söylenebilir. Yalnızca kendisine biçilen rolleri yerine getiren erkek, ataerkil toplum içerisinde daima üst konumda tutulur ve övülür. Aslında biyolojik olarak erkek cinsiyetiyle doğmuş olan bireyler ataerkil aileler içerisinde daha farklı bir konumda bulundurulmakta ve çok daha üstün tutulmaktadır. Aile içerisinde sürekli bir övülme, hizmet ettirilme durumları söz konusudur. Hatta “erkektir yapar” gibi söylemler ile doğru veya yanlış ne yaparsa yapsın erkek bireyin tutumlarından, davranışlarından şüphe edilmemekte ve yargılanmamaktadır. Bu durum zaman geçtikçe aklı başına eren bireyin hoşuna gittiği için sistemin gerektirdiklerini yerine getirmektedir. Bu şekilde de ataerkil aile düzeni, ataerkil toplum yapısını oluşturmakta ve birbirini destekleyerek devam etmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde değişen zaman ve gelişen teknolojilerle birlikte daha hızlı yayılma imkânı bulan imajlarla ve bu imajların tüketimi ile bireylere dair yeni anlamlar ortaya çıkmakta ve bu anlamlarla beraber kimlikler ortaya çıkmaktadır. Kişinin kendi sahip olduğu değerlerden, imajlardan, anlamlardan ziyade toplumun o bireye dair yüklediği değerler, imajlar ve anlamlar önem kazanmaktadır. Bireylerin kimlikleri dışarıdan gelen etkilerle birlikte ortaya çıkarılmaktadır. Bu da aslında sistemde kullanılmaya hazır bireylerin, kendi düşüncesini ifade edemeyen sistemin dediklerini yerine getiren bireylerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Toplum tarafından onaylanma ve topluma kendini ispatlama zorunluluğu olan birey öncelikle içinde yaşadığı ailenin daha sonra da onun geniş versiyonu olan toplumun hayat standartlarını, yaşam koşullarını özümsemek zorundalığını kendisinde hissetmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3.2. Erkekliğin Sert Yüzü “Ataerkillik”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>     </strong>Ataerkillik, erkek cinsiyetinin egemen olduğu bir toplum yapısını karşılayan kavramdır. (Bozok, 2011;27) Erkek cinsiyeti merkezli bir yapıya sahiptir. Ortaya çıkan ve sürdürülen toplumsal ilişkilerde erkek cinsiyeti egemenliği, erkek cinsiyetinin düşüncelerinin hâkim olduğu kalıp yargılar ön planda yer almaktadır. Henüz ataerkil düzene dahil olmayan bir toplum içerisinde özel alanın temsilcisi kadın cinsiyeti, kamusal alanın temsilcisi erkek cinsiyeti iken ataerkil toplum yapısında erkek hem özel hem de kamusal alanın görünen yüzüdür. Kadın arka planda kalmaktadır. Karşımıza çıkabilecek bütün siyasi, ekonomik, dini, cinsel konularda erkek cinsiyetinin düşünceleri hakimdir. Kadın tamamen susturulmuş vaziyette olmasa bile konuştukları dikkate alınmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ataerkillik toplum içerisinde bulunan bireylerin benliklerini, görevlerini yeniden tanımlar, sahip olduğu ideolojileri gelenekler, örf, adet, medya, televizyon kanalları, film dizi içerikleri, reklamlar, sosyal medya aracılığıyla bireylere empoze etmektedir. Bu şekilde sunulan ideolojiler kolaylıkla bireylere ulaşmaktadır ve yine ulaşılan bireyler tarafından uygulanan ilişkilerle birlikte düzenin sürekliliği ve akışı sağlanmaktadır. Bireylerin nasıl davranmaları gerektiği, nasıl bireyler olmaları gerektiği, hayatlarında ne gibi tecrübeler edinmeleri gerektiği, karşılaştıkları sorunlar ve olaylar karşısında ne tür tepkiler vermeleri gerektiği düzen tarafından belirlenmiştir ve bireylere bu düzenin dışına çıkmamaları gerektiği kesin çizgilerle belirtilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ataerkil düzen erkeğin toplum içerisinde kendisini üstün gördüğü hususları destekleyerek bunu meşru hâle getirir. Erkek cinsiyeti merkeze alınarak geriye kalan kadın, eşcinsel gibi bireyler ikinci plana itilir hatta bazen yok sayılır. Dünya sanki tek cinsiyetin üzerine kurulmuş ve varlığını tek cinsiyet üzerinden devam ettirecek gibi davranışlar sergilenmektedir. Toplum içerisinde söz sahibi olma, söz hakkı isteme, fikir beyan etme gibi konularda diğerleri bir şekilde düşüncelerini ifade etse de son söz yine erkeğe aittir. Erkek ne söylerse geçerli olan o olacaktır, diğerleri buna itiraz etse de zaten dikkate alınmayacaktır. Kadınlar, eşcinseller vs. bu dikkate alınmama hususunu bildiği için bu kez onlar da bir adım geriye giderek bazen durumu kabullenme duygularına kapılabilmektedirler. Kadın cinsiyetinin ataerkil toplum içerisinde başarılı olup adını duyurması çok hoş karşılanmayabilir çünkü ataerkil toplum yapısına göre kadının yeri evidir. Erkek bütün alanların temsilcisi olduğuna göre bütün başarılar da ona ait olmalıdır. Kadın, erkekten başarılı olmamalıdır. Hatta bu yalnızca başarı olgusunda değil herhangi başka bir konuda da yine kadın erkekten üstün olmamalıdır. Duygusal bir ilişkileri olan çiftte kadın erkeğin boyundan uzun ise bu sorun oluşturabilir. Eğer kadın erkekten fazla para kazanıyor ise bu yine sorun oluşturabilir. Erkek eğitim olarak kadından alt kademede ise bu da yine ataerkil toplum düzeninde çiftler arasında problem oluşturacak noktalardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ataerkil formlara sahip bir toplum içerisinde cinsiyet ayrımları çok net bir şekilde belirlenmiştir. Evdeki yaşamda söz hakkına sahip olmaktan, hizmet etmekten dışarıdaki çalışma hayatına kadar olan bütün roller, yerine getirilmesi gereken bütün görevler toplum tarafından belirlenmiş ve kabul görmüştür. Bu kuralların devamlılığı yine toplumun üyeleri olan bireyler tarafından sürdürülmüş ve devamlılığı sağlanmıştır. Evde kadın erkeğe hizmet eden konumda yer alır ve bunu tamamen karşılık, çalışmasının ücretini beklemeden yapar. Dışarıda çalışma hayatında ise erkeğe nazaran daha düşük bir ücret ile çalıştırılır. Bu nokta bir suç olarak görülecek ise bu suçun tamamı asla tek bir cinsiyete yüklenemez. Ataerkil sistemin başrol oyuncusu olan erkek cinsiyeti kadar kadın cinsiyeti de bu noktada suçlu konumdadır. Erkek birey sistemin suçuna ortak olma konusunda suçluyken, kadın birey ise sisteme karşı çıkmayarak boyun eğme konusunda suçludur. Kadın bireyler geleneksel ailelerde yetiştikleri ve kendi sahip oldukları ailelerinde yine ataerkil yapıya sahip oldukları için karşı çıkmaya korkar durumda da olabilmektedir. Erkek birey ise suça ortak olmak konusunda neredeyse mecburdur çünkü eğer sisteme karşı çıkar ise, suça ortak olmaz ise toplumdan dışlanma korkusu yaşamaktadır. Bu sebeplerden dolayı iki cinsiyetinde temsilcileri “boyun eğmek” adı altında sistemin kurallarına ayak uydurmak zorunda kalmaktadır. Bu zorunluluk da beraberinde kısır döngü halinde ataerkil düzenin belki geleneksel haliyle kalmasını belki de üzerine koyarak devamlılığını sağlamasına yardımcı olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ataerkillik yalnızca aile kurumu içerisinde görülüyor demek yanlış bir yaklaşım olacaktır. Ataerkil düzen yalnızca tek bir kuruma indirgenemeyecek kadar geniş alana hitap eden bir kavramdır. Hukuksal düzenlemelerde, siyaset kurumunda, ekonomi kurumunda, eğitim kurumunda, kültürel ilişkilerde, insanlar arasında oluşan iletişim ve diyaloglarda, kurulan cinsel ilişkilerde özetle toplumsal ilişkilerin, toplumsal yaşamın vücut bulduğu her yerde karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ataerkil toplumlarda erkek egemenliği meşrulaştırılmış durumdadır. Kadınlara ikinci derece önem verilmesi -bazen hiç önem verilmemesi- bu sebepten kaynaklanmaktadır. Kadın cinsiyeti ataerkil toplumlarda çoğunlukla evin, çocukların ve ev işlerinin idaresini yapma sorumluluğu ile bütünleşmiş haldedir. Bütün kontrol mekanizmaları erkek cinsiyetinin elindedir. Kararı veren de kararı uygulayan da erkektir. Bu durum evin içi olan özel alanda da sokağı kapsayan kamusal alanda da değişmez aynıdır. Ev içerisinde bir karar alınacağı zaman kadın bir nebze konuşabilir fakat son karar erkeğe aittir, kadının buna karşı çıkması çok hoş karşılanmaz. Kamusal alanda yine aynı şekilde kararları alan erkek bireydir. İktidar sahipleri genelde erkek cinsiyettedir. Kadın temsilleri yok denecek kadar az bir sayıdadır. Dolayısıyla siyasi kararlar yine erkeklerin elindedir denilebilir. Oy kullanma konusunda da aynı durum örnek verilebilir. Ataerkil toplumlarda kadın, kendisini babası, eşi kime oy verirse ona oy verme mecburiyetinde hissetmektedir. Bu da yine bir özgürlük alanı kısıtlamasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ataerkil toplumlarda yalnızca kadın cinsiyeti sorun yaşıyor gibi görünse de aslında sorunun büyük bir kısmını erkek cinsiyeti yaşamaktadır. Çünkü ataerkil toplumda “erkek olmak” zordur. Erkek kimliğini kazanmak, erkek olduğunu ispat etmek belki de en zorudur. Biyolojik cinsiyet olarak erkek olmak yetmemektedir, bunun yanında toplumsal cinsiyet olarak erkekliğini kanıtlamak mecburiyetindedir aksi takdirde toplum tarafından kabul edilmeyecektir. Kanıtlama mecburiyeti erkek bireylere bir şekilde empoze edilmektedir. Gerek erkek bireylere sunulan davranışlar gerek erkek bireylerden beklenen davranışlar olsun gerek de dil içerisine yerleşmiş söylemler yoluyla mecburiyet duygusu çeşitli yollarla hissettirilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sonuç </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>     </strong>Toplum başından beri iki cinsiyet üzerinden varlığını oluşturmuştur ve yine varlığını bu iki cinsiyet üzerinden devam ettirmektedir. “Kadın” ve “erkek” olarak adlandırılan cinsiyetler yalnızca bedensel farklılıklarından dolayı bu şekilde gruplandırılmaktadır. Toplumlar iş bölümü kavramından hareketle cinsiyetlere dair de bir paylaşım yapmışlardır. Yapılan bu paylaşımlar ile birlikte ise ortaya toplumsal cinsiyet gruplandırmaları çıkmıştır. “Kadınlık” ve “erkeklik” olarak ise toplumsal cinsiyetler adlandırılmıştır. Toplumsal cinsiyet rolleri adına toplum tarafından biçilmiş roller bireylere dayatılmaktadır. Dayatmayla birlikte bireyin duyguları, istekleri yok sayılmakta ve önemsenmemektedir. Kendisini toplumsal cinsiyet rollerine dair şekillendirmesi ve yaşamını ona göre idame ettirmesi istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal cinsiyet rolleri ile birlikte özelde erkekler her ne kadar kadına göre üstün, daha rahat, daha ayrıcalıklı bir konumda görünse de aslında detaylı incelendiğinde durumun böyle olmadığı görülmektedir. Tüm toplum tiplerinde özellikle ataerkil aile yapılarının görüldüğü toplumlarda erkek güçlü algısı oluşturulduğu için erkek, duygularını saklamak zorunda kalmaktadır.  Nefretini, öfkesini çok rahatlıkla gösterebiliyorken üzüldüğünü, ağladığını göstermesi hoş karşılanmamaktadır. Kendi etrafındaki insanlar ile kurdukları ilişkilerde bu çok rahat bir şekilde gözlenebilmektedir. Duygularını ifade edemeyen birey dolayısıyla bir başkasının yerine kendini koyma yeteneği olan empati duygusundan da yoksun olmaktadır. Karşılaştığı duygulara, insanların üzüntüsüne, mutluluğuna karşı tepki verememektedir. Bu şekilde kendilerine de dışardaki bireylerin duygularına da yabancılaşma yaşamaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkek her zaman güçlü kalmalı, karşılaştığı sorunlara karşı dik durmasını bilmelidir. Sunulan bu dayatmaların bilincinde olan erkek birey ise yerine getirmekten başla çare bulamamaktadır. Bu kadar dayatma her toplum tipinde değil yoğunluklu olarak ataerkil toplum tiplerinde ortaya çıkmaktadır. Ataerkil toplumlar karşımıza erkek cinsiyetinin, babanın egemen olduğu toplumlar olarak çıkmaktadır. Erkek egemenliğini kurabilmesi için zaten güçlü olması gerektiğinin farkında olduğu için onu zayıf gösterecek duygu ve durumlardan kaçınmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ataerkil toplum yapısı bir kafese benzetilebilir. Bu kafes içerisine giren erkek birey karşısında birçok kimlik normu ile karşılaşmaktadır. Erkek birey kendi sahip olduğu kimliğine uygun normları uygun ise onları edinir. Fakat kendi seçimleri önemli değil yine toplumun onu yönlendirmeleri bu noktada önemlidir. Erkeklere biçilen roller ile birlikte artık büyük bir yük hâline gelen sınırların değişmesi belki de yok edilmesi ataerkil sistemden kurtulmakla mümkün olacaktır. Hem erkeklerin rollerinin değişmesi kadınların da rollerinin değişmesini sağlayacak ve bu şekilde aradaki sert çizgilerden kurtulmanın yolları açılacaktır. Toplumsal cinsiyet rollerinin, toplumsal cinsiyet normlarının arkasında büyük oranda ataerkil toplum yer almaktadır. Bireylerin cinsiyetlerinden ötürü onlara biçilen ezeli ve ebedi gibi görünen roller elbette ki değiştirilebilir. Değişimin başlangıcı ilk olarak kişinin kendisi ardından yaşadığı ailesidir. Küçük gruplar içerisinde başlayacak olan değişimler zamanla toplumun tamamına yayılacak ve toplu değişim sağlanacaktır. Kolay olmayacak bu değişim süreci için büyük bir zaman gerekmektedir. İlk başta toplumlar içerisinde bu roller ve normlar yerleşirken de büyük bir zaman gerektirmiştir. Günümüzde içerisinde bulunduğumuz enformasyon toplumuna uygun bir toplum formu geliştirmek için yapılacak ilk değişim kişisel düzeyde başlayacak olan toplumsal cinsiyet rollerinin değişimidir. Eskisi kadar sert görünmeyen, esnetilen kurallar artık yok sayılmalı, bireyler toplumun kurallarına, toplumun isteklerine göre değil kendi kuralları ve isteklerine göre tercihlerini yapıp, rollerini yine kendileri belirlemelidir.</p>
<hr />
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük</li>
<li>Bozok, Mehmet “<strong>Soru ve Cevaplarla Erkeklikler</strong>”, Altan Basım, İstanbul 2011, s. 15</li>
<li>Şaşman Kaylı, Derya “<strong>Kadın Bedeni ve Özgürleşme</strong>”, İlya Yayınevi, İzmir, 2010, s.27-28</li>
<li>Bozok, M. “Eleştiren ile Eleştirilenler Arasında Nazik Karşılaşmalar: (Pro)Feminist bir Yaklaşımla Trabzon’da Erkeklikleri İncelemek”, <strong>Fe Dergi</strong>, 6, no. 1 (2013), 78-89.</li>
<li>Çelik, G. “Erkekler (de) ağlar!”: Toplumsal Cinsiyet Rolleri Bağlamında Erkeklik İnşası ve Şiddet Döngüsü” <strong>Fe Dergi</strong>, 8, no. 2 (2016), 1-12.</li>
<li>Yiğit Pehlivanlı, K. “<strong>90’lı Yıllar Türkiye Sinemasında Erkeklik Temsilleri</strong>”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2013.</li>
<li>Sancar, Serpil “<strong>Erkeklik: İmkânsız İktidar</strong>”, Metis Yayınları, İstanbul, 2009</li>
<li>Bourdieu, Pierre “<strong>Eril Tahakküm</strong>”, Bağlam Yayınları, İstanbul 2014,</li>
<li>Michael S. Kimmel, “Homofobi Olarak Erkeklik: Toplumsal Cinsiyet Kimliğinin İnşasında Korku, Utanç ve Sessizlik” çev.: Mehmet Bozok, <strong>Fe Dergi</strong> 5, no. 2 (2013) 92-107.</li>
<li>Bingöl, O. “Toplumsal Cinsiyet Olgusu ve Türkiye’de Kadınlık”, <strong>KMÜ Sosyal ve Ekonomı̇k Arastırmalar Dergı̇si</strong>, 16 (Özel Sayı I), 2014, s.108-114,</li>
<li>Kocabaş Atılgan, D. “Antik Yunan’da Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Temsili”, <strong>Yedi: Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi</strong>, 10, 2013, s. 15-27</li>
<li>Altınoluk, D. “Cinsiyetleştirilmiş Kurum Olarak Akademi: Erkek Akademisyenlerin “Öteki” Üzerinden Erkeklik İnşaları”, <strong>A Journal of Identity and Culture</strong>, Aug., 2017/8, s. 37-58</li>
<li>Nas, A. “Erkekler de Ağlar Ama… Axe Reklamındaki Hegemonik Erkeklik Eleştirisinin Yorumlanma Biçimleri”, <strong>Erciyes İletişim Dergisi</strong>, 2017, 5/2, s. 62-80</li>
<li>Zambak, F. “Gecikmiş İradenin Gölgesindeki Hayatlar: Kuyucaklı Yusuf’ta Mağlup Kadınlık ve Erkeklik”, <strong>Kesit Akademi Dergisi</strong>, Aralık 2017, 3/12, s. 360-376</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Not:</strong><em> Kapak görseli: https://www.guncelpsikoloji.net/sosyal-psikoloji/toplumsal-cinsiyet-rolleri-h6612.html adresinden alınmıştır.</em></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/toplumsal-cinsiyet-baglaminda-madalyonun-diger-yuzu-erkeklik.html">Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Madalyonun Diğer Yüzü “Erkeklik”</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HeForShe Nedir?</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/heforshe-nedir.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Furkan Akın]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Oct 2017 21:32:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın ve Aile Çalışmaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikkaynak.com/?p=1748</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) tarafından başlatılan kadınların ilerlemesi için bir dayanışma kampanyasıdır. HeForShe dayanışma hareketinin amacı, toplumsal cinsiyet eşitliğini kendi yaşam sürelerimiz içinde gerçekleştirebilmek üzere, dünyanın her yerinden insanların dahil olabileceği ve bu değişime katkıda bulunabileceği sistematik bir yaklaşım ve hedefe yönelik bir platform sunmaktır. Hareketin başarıya ulaşabilmesi için, bireylerin kendini hangi toplumsal [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/heforshe-nedir.html">HeForShe Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) tarafından başlatılan kadınların ilerlemesi için bir dayanışma kampanyasıdır. HeForShe dayanışma hareketinin amacı, toplumsal cinsiyet eşitliğini kendi yaşam sürelerimiz içinde gerçekleştirebilmek üzere, dünyanın her yerinden insanların dahil olabileceği ve bu değişime katkıda bulunabileceği sistematik bir yaklaşım ve hedefe yönelik bir platform sunmaktır. Hareketin başarıya ulaşabilmesi için, bireylerin kendini hangi toplumsal cinsiyet kimliği ile tanımladığına bakılmaksızın hareketin destekçisi olarak seferber edildiği ve bu eşitliğin hepimizin yararına olduğunun farkında olduğunu vurgulayan yenilikçi ve kapsayıcı bir yaklaşım gerekmektedir. Bu çerçevede, HeForShe, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı ortak bir dünya vizyonunu birlikte şekillendirmek ve tüm insanlığın iyiliği için özgün ve yerel ihtiyaçları karşılayan çözümleri uygulamaya koymak üzere, herkesi eşit paydaşlar olarak bir araya gelmeye davet eder. Erkekleri ve erkeklerin değişim etkeni olarak cesaretlendirerek eşitliği sağlayarak, kadınlar ve kızlar tarafından yaşanan olumsuz eşitsizliklere karşı harekete geçmeyi amaçlamaktadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> <a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Toplumsal cinsiyet eşitliğinin tüm insanları –sosyal, ekonomik ve siyasi- etkileyen bir konudur fikrine dayalıdır; aslında erkekleri başlangıçta “kadınlarla kadınlar için mücadele” olarak tasarlanan bir harekete dâhil etmeyi amaçlamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong>2) HE FOR SHE NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR? </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">HeForShe, kampanyasını 20 Eylül 2014’te New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde yaptığı özel bir etkinlikle    başlatmıştır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Birleşmiş Milletler Kadınları İyi Niyet Elçisi Emma Watson’ın ev sahibi olarak “erkekleri feminizme ve toplumsal cinsiyet eşitliğine teşvik ettiği” konuşması sosyal medya aracılığıyla tüm dünyaya duyuruldu. <a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> <a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Birleşmiş Milleteler Kadın Birimi bu etkinlikte kampanyaya 100.000 bin erkeğin destekçi olması için çağrıda bulundu. Bu hedefe sadece üç gün içerisinde ulaşıldı. Eski ABD Başkanı Barack Obama, aktör Matt Damon ve eski BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, sitede yer alan seçkin erkek şampiyonlardan bazıları.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong>3) IMPACT 10X10X10 GİRİŞİMİ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, 23 Ocak 2015’te Davos’taki 2015 Dünya Ekonomik Forumu’nda toplumsal cinsiyet eşitliğini ve kadınların güçlenmesini ve daha da ivme kazanmasını sağlamak için HeForShe IMPACT 10X10X10 girişimini başlattı.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Girişim hükümetlerin, şirketlerin ve üniversitelerin değişim etkeni olmasını sağlamak için pilot uygulama olarak başlatıldı. IMPACT 10X10X10, kadınların yetkilendirilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği endişelerini gidermeye en çok ihtiyaç duyan topluluklardan bazılarını ve bu değişiklikleri gerçekleştirmek için en çok imkâna sahip olanları hedef almaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">IMPACT 10X10X10 kurucu şampiyonu olarak görev yapan global liderler; Hollanda Başkanı Mark Rutte, Sierra Leone Başkanı Ernest Bai Koroma, İsveç Başbakanı Stefan Löfven, Unilever’in CEO’su Paul Polman, Tupperware Brands Corporation’ın Başkanı ve CEO’su Rick Goings ve PricewaterhouseCoopers International Ltd. Başkanı Dennis Nally.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Birleşmiş Milletler Kadın Birimi İcra Direktörü ve Genel Sekreter Yardımcısı Phumzile Mlambo-Nccuka “Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin, toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki çığır açıcı önderliğini örneklendiriyoruz, değişimin nerede en zor olduğunu kanıtlıyoruz. HeForShe IMPACT girişimi, önemli olduğu yerde değişim hakkının sorumluluğunu üstlenir ve bunu gerçekleştirebilecek liderleri aydınlatır. Endüstri ve hükümetlerin kurucu şampiyonları, ilgili ve başarılı faaliyetlerde karar alma sürecini hızlandırmak için pilot uygulamalar kullanarak, organizasyon konusundaki katılımı arttırmaktadır. Sonuçta değişim için herkesin dâhil olması lazım ”diyerek BM Kadın Birimi’nin rolünü ve IMPACT girişimini özetlemektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">IMPACT 10X10X10 2014’te yayınladığı “Küresel Cinsiyet Uçurumu” raporunda elde ettiği bulgulara göre, yasama organları ve şirketlerin cinsiyet eşitliği alanındaki olumsuzluğu ön plana çıkarmaktadır. Raporda, siyasi güçlendirme açısından erkeklerle kadınlar arasındaki büyük uçurumu vurgulamakta ve 2006 yılından bu yan işyeri eşitliğinde çok az bir iyileşme olduğunu belirtmektedir. Üniversiteler de, gençlerin katılımı ile toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddetin sona erdirilmesindeki ilerlemeyi hızlandırmak için en büyük fırsat olduğu düşünülerek girişime dâhil edilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong>4) DESTEKLEYEN ÜNİVERSİTELER </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Meksika: National Autonomous University of Mexico (UNAM)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Brezilya: University of Sao Paulo</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Kanada: University of Waterloo</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Fransa: Sciences Po (Paris Politika Enstitüsü)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Hong Kong: University of Hong Kong</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Japonya: Nagoya University</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Güney Afrika: University of Witwatersrand</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Birleşik Krallık: University of Leicester ve University of Oxford</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Amerika Birleşik Devletleri: Georgetown University ve Stony Brook University</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong>5) DESTEKLEYEN ŞİRKETLER</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Koç Holding</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Garanti Emeklilik</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">ING Bank</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">PWC International Limited</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">McKinsey &amp; Company</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Schneider Electric</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Barclays</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Unilever</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Tupperware Brands</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">AccorHotels</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Vodafone Group</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Twitter</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong>6) DESTEKLEYEN ÜLKELER</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Finlandiya</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">İzlanda</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Endonezya</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Japonya</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Malawi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Romanya</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Ruanda</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">İsveç</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10px; font-family: georgia, palatino, serif;">Kaynakça</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12px; font-family: georgia, palatino, serif;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <em>McDonald, Soraya Nadia (22 September 2014). </em><a href="https://en.0wikipedia.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly93d3cud2FzaGluZ3RvbnBvc3QuY29tL25ld3MvbW9ybmluZy1taXgvd3AvMjAxNC8wOS8yMi9lbW1hLXdhdHNvbi1yZWNydWl0cy1tZW4tdG8tbWFrZS10aGUtd29ybGQtc2FmZXItZm9yLXdvbWVuLXdpdGgtaGVmb3JzaGUtY2FtcGFpZ24v"><em>&#8220;Emma Watson: Feminism too often is seen as &#8216;man-hating'&#8221;</em></a><em>. Washington Post. Retrieved 22 September 2014.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12px; font-family: georgia, palatino, serif;"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> <em>Suhay, Lisa (22 September 2014). </em><a href="https://en.0wikipedia.org/index.php?q=aHR0cDovL3d3dy5jc21vbml0b3IuY29tL1RoZS1DdWx0dXJlL0ZhbWlseS9Nb2Rlcm4tUGFyZW50aG9vZC8yMDE0LzA5MjIvRW1tYS1XYXRzb24tYW5kLUhlRm9yU2hlLVBvaW50cy10by1mbGF3cy1pbi1tYW4taGF0aW5n"><em>&#8220;Emma Watson and HeForShe: Points to flaws in man-hating&#8221;</em></a><em>. The Christian Science Monitor</em><em>. Retrieved 22 September 2014.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12px; font-family: georgia, palatino, serif;"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> <em>UN Women (22 September 2014). </em><a href="https://en.0wikipedia.org/index.php?q=aHR0cDovL3d3dy51bndvbWVuLm9yZy9lbi9uZXdzL3N0b3JpZXMvMjAxNC85LzIwLXNlcHRlbWJlci1oZWZvcnNoZS1wcmVzcy1yZWxlYXNl"><em>&#8220;Press release: UN Women Goodwill Ambassador Emma Watson calls out to men and boys to join her campaign&#8221;</em></a><em>. UN Women</em><em>. Retrieved 22 September 2014.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12px; font-family: georgia, palatino, serif;"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> <em>Watson, Emma (22 September 2014). </em><a href="https://en.0wikipedia.org/index.php?q=aHR0cDovL3d3dy51bndvbWVuLm9yZy9lbi9uZXdzL3N0b3JpZXMvMjAxNC85L2VtbWEtd2F0c29uLWdlbmRlci1lcXVhbGl0eS1pcy15b3VyLWlzc3VlLXRvbw"><em>&#8220;Emma Watson: Gender equality is your issue too&#8221;</em></a><em>. Retrieved 22 September 2014.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12px; font-family: georgia, palatino, serif;"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> <a href="https://en.0wikipedia.org/index.php?q=aHR0cDovL3d3dy53b21hbnNkYXkuY28ubnovY2VsZWJyaXR5L2NlbGVicml0eS1uZXdzLzIwMTQvMTAvZW1tYS13YXRzb24tb3BlbnMtdXAtYWJvdXQtdGhhdC1hbWF6aW5nLXVuLXNwZWVjaA"><em>&#8220;Emma Watson opens up about that amazing UN speech&#8221;</em></a><em>. Woman&#8217;s Day. Woman&#8217;s Day</em><em>. Retrieved 5 November 2014.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12px; font-family: georgia, palatino, serif;"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> <a href="https://en.0wikipedia.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly9oZWZvcnNoZWJsb2cud29yZHByZXNzLmNvbS9hYm91dC8"><em>https://heforsheblog.wordpress.com/about/</em></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12px; font-family: georgia, palatino, serif;"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> <a href="https://en.0wikipedia.org/index.php?q=aHR0cDovL3d3dy51bndvbWVuLm9yZy9lbi9uZXdzL3N0b3JpZXMvMjAxNS8wMS9lbW1hLXdhdHNvbi1sYXVuY2hlcy0xMC1ieS0xMC1ieS0xMA"><em>&#8216;Emma Watson launches 10-by-10-by-10&#8217;</em></a><em> at unwomen.org</em></span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/heforshe-nedir.html">HeForShe Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Cinsiyet Uçurumu- WEF Raporu</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kuresel-cinsiyet-ucurumu-wef-raporu.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Furkan Akın]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2017 00:23:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın ve Aile Çalışmaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikkaynak.com/?p=1656</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum, WEF), 1971 yılında Klaus Schwab tarafından İsviçre’de kurulmuş uluslararası bir vakıftır. Her yıl düzenlenen konferanslarla iş adamlarını ve siyasetçileri buluşturan WEF’in amacı dünyada çeşitli alanlardaki kötü gidişatı düzeltip iyileştirmektir. WEF, 2006 yılından bu yana her yıl “Küresel Cinsiyet Uçurumu” isimli bir rapor yayınlıyor. Rapor; -Ekonomik Katılım ve Fırsatlar -Eğitimsel Kazanım [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kuresel-cinsiyet-ucurumu-wef-raporu.html">Küresel Cinsiyet Uçurumu- WEF Raporu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong>Dünya Ekonomik Forumu</strong> (World Economic Forum, WEF), 1971 yılında Klaus Schwab tarafından İsviçre’de kurulmuş uluslararası bir vakıftır. Her yıl düzenlenen konferanslarla iş adamlarını ve siyasetçileri buluşturan WEF’in amacı dünyada çeşitli alanlardaki kötü gidişatı düzeltip iyileştirmektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">WEF, 2006 yılından bu yana her yıl “Küresel Cinsiyet Uçurumu” isimli bir rapor yayınlıyor. Rapor;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">-Ekonomik Katılım ve Fırsatlar</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">-Eğitimsel Kazanım</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">-Sağlık ve Yaşam Süresi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">-Siyasi Güçlenme</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Olmak üzere dört başlık altında toplanıyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">WEF’in 2016 yılında yayınladığı raporda Küresel Cinsiyet Eşitliği Artış Endeksi’ne göre sırayla İzlanda, Finlandiya ve Norveç en yüksek puanı olan ilk 3 ülke olarak yer alıyor. Türkiye ise aynı endekste 144 ülke arasında diğer Arap coğrafyasındaki ülkelerin arasında 130.sırada yer alıyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Raporun “Siyasi Güçlenme” başlığında yer alan bilgilere göre İzlanda parlamentosunda yer alan kadınların oranı yüzde 41. Bakanlık pozisyonlarındaki kadınların oranı ise yüzde 44 oranında. Son 50 yılın 20 yılında kadınlar devlet/eyalet başkanlığı yapmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Finlandiya parlamentosunun yüzde 42’sini kadınlar oluşturmakta. Bakanlık pozisyonlarındaki kadınların oranı ise yüzde 63. Bu oran ile dünyada en fazla kadın bakanı olan ülke statüsündeler. Son 50 yılın 12 yılında kadınlar devlet/eyalet başkanlığı yapmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Norveç’te ise parlamentonun yüzde 40’ı kadınlardan oluşmaktadır. Bakanlık pozisyonlarındaki kadınların oranı da yüzde 47’dir. Son 50 yılın 13 yılında kadınlar devlet/eyalet başkanlığı yapmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Bu 3 ülkede de siyasi katılımda kadınların ve erkeklerin oranlarının birbirine yakınlığı göze çarpmakta. Türkiye parlamentosunda ise kadınların oranı sadece yüzde 15. Bakanlık pozisyonlardaki kadınların oranı yüzde 4. Son 50 yılın sadece 3 yılında kadınlar devlet başkanlığı yapmıştır. Oranlara baktığımızda Türkiye’de siyasal katılımda kadınların temsil oranının çok zayıf olduğunu görmekteyiz. Bir önceki raporda kadın vekil sıralamasında 85’inci sırada yer alırken 2016 yılında 100’üncü sıraya yer almaktayız.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Raporun “Ekonomik Katılım ve Fırsat” başlığını incelersek İzlanda’da işgücüne katılım puanlarının (kadın 83-erkek 87) birbirine yakın olduğunu görüyoruz. Tahmini kazanılan gelirlerde ise kadınlar yaklaşık 37 bin $ erkeklerin ise 52 bin $ olduğunu görmekteyiz. Yasa koyucular, üst düzey yetkililer ve yöneticiler oranında ise kadınlar yüzde 38. Profesyonel ve teknik çalışanlar yüzdesinde ise kadınlar yüzde 57 oranında.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Finlandiya’yı incelediğimizde ise işgücüne katılım puanlarının (kadın74-erkek 76) burada da birbirine yakın olduğunu görmekteyiz. Tahmini kazanılan gelirlerde kadınlar yaklaşık 34 bin $, erkekler ise 48 bin $ civarında olduğu görülmekte. Yasa koyucular, üst düzey yetkililer ve yöneticiler oranında ise kadınlar yüzde 34’ü oluşturmakta. Finlandiya’da da profesyonel ve teknik çalışanlar yüzdesinde kadınlar yüzde 52 ile önde gelmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Norveç’te de İzlanda ve Finlandiya örneğinde gördüğümüz işgücüne katılım puanlarının yakınlığı göze çarpmakta (Norveç: kadın 76-erkek 80). Tahmini kazanılan gelirlerde kadınlar yaklaşık 58 bin $, erkekler ise 74 bin $ civarında olduğu görülmekte. Yasa koyucular, üst düzey yetkililer ve yöneticiler oranı ise diğer iki ülkedeki düşük oranlar gibi olduğu gözlenmekte ve 36 olarak görülmektedir. Burada da profesyonel ve teknik çalışanlar yüzdesinde kadınlar yüzde 52 ile önde gelmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Türkiye’de işgücüne katılım puanlarında cinsiyet eşitsizliği göze çarpmakta. Kadınlar 33 puanda yer alırken erkekler 77 puanda. Tahmini kazanılan gelirlerde kadınlar yaklaşık 13 bin $, erkekler ise 28 bin $ civarında olduğu görülmekte. Yasa koyucular, üst düzey yetkililer ve yöneticilerin ise sadece yüzde 13’ünü kadınlar oluşturmaktadır. Profesyonel ve teknik çalışanlar yüzdesinde ise ilk üç ülkenin aksine kadınların oranı sadece yüzde 38’dir. Siyasal katılımda olduğu gibi ekonomik katılımda da erkeklerin egemenliği göze çarpmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Türkiye’de özellikle bakanlık pozisyonlarındaki kadın oranında ve işgücüne katılımda kadın ve erkek arasındaki uçurum göze çarpmaktadır. Siyasi Güçlenme başlığında dünyanın son sıralarında yer almaktayız. Siyasal alandaki bu temsil oranındaki çarpık yapılanma hayatın diğer alanlarını da etkilemektedir. Kadınlar özellikle siyasi alanda temsil oranını arttırırsa hayatın diğer alanlarında da daha eşit bir yaşam şansı elde edebilirler.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;">KAYNAKÇA</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;">World Economic Forum, <a href="http://reports.weforum.org/global-gender-gap-report-2016/rankings/">http://reports.weforum.org/global-gender-gap-report-2016/rankings/</a>, (E.T: 04.10.2017)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;">World Economic Forum, <a href="http://reports.weforum.org/global-gender-gap-report-2016/economies/#economy=ISL">http://reports.weforum.org/global-gender-gap-report-2016/economies/#economy=ISL</a>, (E.T: 04.10.2017)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"> World Economic Forum,<a href="/reports.weforum.org/global-gender-gap-report-2016/economies/%23economy=FIN"> http://reports.weforum.org/global-gender-gap-report-2016/economies/#economy=FIN</a>, (E.T: 04.10.2017)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;">World Economic Forum, <a href="http://reports.weforum.org/global-gender-gap-report-2016/economies/#economy=NOR">http://reports.weforum.org/global-gender-gap-report-2016/economies/#economy=NOR</a>, (E.T: 04.10.2017)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="https://gaiadergi.com/wef-kuresel-cinsiyet-ucurumu-2016-raporu-yayimlandi/">https://gaiadergi.com/wef-kuresel-cinsiyet-ucurumu-2016-raporu-yayimlandi/</a></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;">(E.T: 04.10.2017)</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kuresel-cinsiyet-ucurumu-wef-raporu.html">Küresel Cinsiyet Uçurumu- WEF Raporu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
