﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hilal Oral | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/yazar/hilaloral/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Oct 2020 10:19:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Hilal Oral | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Demokratikleşme, Demokratik Devlet ve Sivil Toplum İlişkisi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/demokratiklesme-demokratik-devlet-ve-sivil-toplum-iliskisi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Oral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2020 22:55:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=9709</guid>

					<description><![CDATA[<p>GİRİŞ  Demokratikleşme süreçleri ve demokratik devletler düşünüldüğünde ülkeden ülkeye değişiklikler gösteren, aynı anda birden çok faktöre bağlı siyasal, toplumsal ve ekonomik  ilişkiler yumağı karşımıza çıkar. Bir devletin sağlam bir demokrasi geleneğine sahip olup olmadığı konusunda belli başlı bir takım kriterler göz önünde bulundurularak bir sonuca varılabilir. Modern demokratik bir devlet ve toplum yapısı öncelikle çoğulculuk [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/demokratiklesme-demokratik-devlet-ve-sivil-toplum-iliskisi.html">Demokratikleşme, Demokratik Devlet ve Sivil Toplum İlişkisi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>GİRİŞ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong>Demokratikleşme süreçleri ve demokratik devletler düşünüldüğünde ülkeden ülkeye değişiklikler gösteren, aynı anda birden çok faktöre bağlı siyasal, toplumsal ve ekonomik  ilişkiler yumağı karşımıza çıkar. Bir devletin sağlam bir demokrasi geleneğine sahip olup olmadığı konusunda belli başlı bir takım kriterler göz önünde bulundurularak bir sonuca varılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Modern demokratik bir devlet ve toplum yapısı öncelikle çoğulculuk esasına dayanır. Çoğulcu prensipte bir demokraside çoğunluğun iradesi azınlık haklarıyla kısıtlanır. Çalışmamın konusunu oluşturan demokratik devlet her şeyden önce bir hukuk devletidir. Hukuk devleti ilkesi ise siyasal iktidarın her türlü iş ve işlemlerinde hukuku referans almasını ifade eder ve hukuk devletinde devlet ve organları yasalarla bağlı olup her biri yaptırıma tabiidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Yine modern demokratik devletin dayandığı temeller arasında ( aşağıda ayrıntılı olarak incelenecektir) cumhuriyetçi gelenek, siyasal temsil, kuvvetler ayrılığı, liberalizm ve laiklik ilkeleri sayılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Bunların yanında demokratik bir devletten insan haklarına dayanan ve insan haklarına saygılı bir devleti anlamak gerekir. Tarihsel deneyimler göstermiştir ki demokratik düzenlerle insan hakları arasında sıkı bir bağ vardır ve ne yazık ki en büyük insan hakkı ihlalleri anti- demokratik devletler tarafından gerçekleştirilmiştir. İnsan haklarına saygının gözetilmediği devletler nezdinde gerçek ve tüzel kişiler açısından hukuki güvenlik hakkından dolayısıyla bir hukuk devletinden bahsedilemez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Yine gerçek anlamda bir demokratik düzende demokratik bir sivil toplumun varlığı söz konusudur. Uzlaşmacı, hoşgörülü, pazarlığa açık, katılımcı bir siyasal kültürün varlığı demokratik bir  sivil toplumun varlığı için de vazgeçilmedir. Yani esasen demokratik devlet, toplum ve sivil toplum birbirini besleyen, karşılıklı etkileşimin kaçınılmaz olduğu bir ilişkiyi ifade eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">İşbu çalışmada  öncelikle demokratik devlet kavramı demokrasi anlayış ve teorileri çerçevesinde değerlendirilecek akabinde sivil toplum kavramı tarihçe ve kavramsal bütünlüğüyle ele alınacak, son olarak demokratikleşme hareketleri- demokratik devlet ve sivil toplum ilişkisi incelenecektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>I. DEMOKRATİK DEVLET KAVRAMI</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Demokratik devlet kavramını incelemeye başlamadan önce ‘’demokrasi’’ kavramına ilişkin birtakım açıklamalar da bulunmanın gerekliliği aşikardır. Çalışmamda demokrasi kavramı öncelikle kısaca demokrasi teorileri açısından incelenecek daha sonra çoğunlukçu ve çoğulcu demokrasi anlayışları çerçevesinde ele alınacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>A.  Demokrasi Teorileri: Normatif ve Ampirik Demokrasi Teorisi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Demokrasi hemen her kitapta rastladığımız etimolojik tanımıyla, eski Yunancada halk anlamına gelen <em>demos</em> ve yönetmek anlamına gelen <em>kratos </em>sözlüklerinden oluşmuş <em>demokratia</em>, yani halkın yönetimi anlamında kullanılmıştır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bununla birlikte demokrasi kavramı iki değişik anlamda tanımlanmakta ve buna paralel olarak da iki farklı demokrasi teorisinden bahsedilmektedir: Normatif ve ampirik demokrasi teorisi.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong></span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>Normatif Demokrasi Teorisi</strong></span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Normatif demokrasi  teorisi, demokrasiyi sözlük anlamından hareketle tanımlar. Bu anlamda demokrasi, Abraham Lincoln’ün meşhur ifadesiyle ‘’halkın, halk tarafından halk için yönetimi’’ olarak tanımlanabilir. <a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Normatif anlamda demokrasi, bir ideali, bir olması gerekeni yansıtır. Bu anlamda bir rejimin demokratik olabilmesi için, halkın bütününün arzularına tam olarak uyması gerekir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Normatif anlamda demokrasi, demokratik rejimlerin ulaşmayı düşledikleri bir idealden başka bir şey olmamakla beraber bu ideal reddedilemez ancak demokrasilerin bu idealle tanımlanması da doğru olmaz. Zira bu durumda yeryüzünde demokratik rejim kalmaz.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<ol style="text-align: justify;" start="2">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>Ampirik Demokrasi Teorisi</strong></span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Ampirik demokrasi teorisi ise, ideal anlamda demokrasiyi değil, ‘’bu ideale kabataslak yaklaşan gerçek demokrasileri esas alır ve demokrasinin tanımı konusunda olması gerekene değil olana bakar.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Robert Dahl bu tür rejimlere onları ideal demokrasilerden ayırt etmek için ‘’poliarşi’’ ismini vermektedir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> İşte nispeten çokça bir yurttaş grubunun uzun bir zaman boyunca arzularına cevap verebilen rejimlerin ortak özellikleri olarak şu altı özellik ortaya konabilir: <a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">-Etkin siyasal makamlar seçimle belirlenmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">-Seçimler düzenli aralıklar ile tekrarlanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">-Seçimler serbesttir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">-Birden çok siyasal parti vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">-Muhalefetin iktidar olma şansı mevcuttur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">-Temel kamu hakları tanınmış ve güvence altına alınmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Görüldüğü üzere gerçekçi bir demokrasi anlayışına dayanan bu yaklaşımda şüphesiz ki yukarıda sayılan şartlar yalnızca bir standartize yaratmakta, geniş demokratik yönetimin olmazsa olmazlarını ifade etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>B. Demokrasi Anlayışları: Çoğunlukçu ve Çoğulcu Demokrasi Anlayışı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<ol style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>Çoğunlukçu Demokrasi Anlayışı</strong></span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Çoğunlukçu demokrasi anlayışı ise çoğunluk prensibine dayanır. Çoğunluk prensibi şu iki önerme ile özetlenebilir: Devlet, halkın çoğunluğunun iradesine göre yönetilmelidir ve çoğunluğun kararı her şeyin üstündedir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Demokrasinin özü ve yapısı gereği çoğunluğun yönetimine dayandığı inkar edilemez bir gerçektir.  Elbette çoğunluğun yönetme hakkının bulunmadığı bir demokrasi düşünülemez. Burada üzerinde durulması gereken husus söz konusu  ‘’çoğunluğun’’ yönetim hakkının ne derece mutlak olduğudur. Çoğunlukçu demokrasi anlayışı, çoğunluğun iradesini sınırlayacak mekanizmalar içermeyen, azınlık haklarının güvencelerinin bulunmadığı bir sistemdir. Genel olarak demokrasi karşıtı bir sistem olarak nitelendirilmese de liberal demokrasinin temel ilkelerine aykırı düşen çoğunluğun despotizmine açık kapı bırakan bir yönetim söz konusudur.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> Bu anlayışa göre çoğunluğu yönetme hakkı mutlaktır; bu hak sınırlandırılmamalı ve çoğunluğun hakları ile azınlığın hakları arasında denge olmamalıdır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Çoğunlukçu demokrasi anlayışının köklerine bakılacak olursa karşımıza Rousseau’nun genel irade görüşü çıkmaktadır. Rousseau’ya göre çoğunluğun iradesi ‘’genel irade’’dir ve bu irade mutlak, sınırsız, devredilemez, temsil edilemez ve bölünemez bir iradedir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> Bu anlayışa sahip  yazarlara göre demokrasilerde çoğunluğun kararlarını sınırlandırıcı, ılımlaştırıcı bazı araçlar (azınlık hakları, kuvvetler ayrılığı, çift meclis sistemi, kanunların yargısal denetimi vs.) demokrasi fikriyle bağdaşmaz.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Yukarıda incelenen yönleriyle çoğunlukçu demokrasi anlayışına bir takım haklı eleştiriler yöneltilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki karar alma süreçlerinde bu denli keskin ve mutlak hatlar demokrasinin ruhuyla kesinlikle bağdaşmamaktadır. Çoğunluğun iradesinin yanılmaz ve daima kamu yararını amaçladığı inancı mistik bir inanış olmaktan öteye gidememektedir. Kanımca toplumsal ve yönetimsel anlamda  demokrasinin özü esas itibariyle bir takım denge ve ılımlılaştırıcı araçlara dayanmaktadır. Bu anlamda otoriter yönetimlere açık kapı bırakan bu anlayış günümüz demokratik yönetim anlayışlarıyla uyuşmamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<ol style="text-align: justify;" start="2">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>Çoğulcu Demokrasi Anlayışı </strong></span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Bu demokrasi anlayışında toplumun çoğunluk tarafından yönetileceği reddedilmemekle birlikte çoğunluğun yönetimi ile azınlıkta kalanların hakları arasında bir denge kurulmasını gerektiğini savunur zira bu anlayışta çoğunluğun yönetim hakkı mutlak değildir. Bu anlayışa göre kamunun iyiliği, yönetim hakkı ancak toplum içinde yapılan özgür tartışma ve pazarlıklar neticesinde doğar ve doğru kararlar ancak fikirlerin serbest yarışımının sonucudur.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> Bu nedenle, bir demokraside çoğunluğun iradesini sınırlandırıcı tedbirler ve kurumlara ihtiyaç vardır.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Ergun Özbudun’un belirttiği gibi,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">‘’toplum iradesinin gerçek anlamda ortaya çıkabilmesi için, çeşitli görüşlerin özgür biçimde ifade edilebilmesi ve tartışılması gerekir. Ancak kamuoyunun böyle serbestçe oluşabildiği bir toplumda çoğunluk iradesi özgür olarak belirebilir. Bu da azınlıkların haklarının korunmasını gerekli kılar. Aksi halde belirli bir anda ki çoğunluğun görüşü her zaman için topluma hakim kılınmış, bugün ki azınlığın çoğunluk haline gelmesi olanağı ortadan kaldırılmış olur.’’</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Bu anlayış her düşüncenin toplumda özgürce ifade edilebildiği; dernekler, sendikalar, özel kitle iletişim araçları gibi sivil toplum kuruluşlarının birer baskı grubu olarak ülke yönetimi etkileyebildikleri bir düzeni ifade ediyor. Hiç şüphesiz ki çoğulcu demokrasi anlayışının sağlayıcısı niteliğinde ileri sürebileceğimiz bir hak olarak ifade hürriyeti burada önem arz etmektedir. Zira ifade özgürlüğü gerek bireysel gerek kolektif  olarak kullanıldığı haliyle toplumda her türlü farklılığı besleyen, toprağa yeni tohumlar atılmasını sağlayan ve devamlı yeni filizler veren sert çekirdekli bir niteliğe haizdir. İfade hürriyetinin her halinin özgürce kullanılamadığı bir toplumda çoğulcu demokrasi anlayışından bahsetmek mümkün değildir. Aynı toplumda fikirlerin serbest yarışımından söz etmekte mümkün değildir. Zira bilgi edinemeyen, kendisine sunulan alternatif politikaları özgürce tartışamayan seçmenler çoğulcu anlayışı da hayata geçiremezler. İşbu sebeplerle çoğulcu demokrasi anlayışı günümüzde kabul görmüş anlayıştır diyebiliriz.  <a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>C. Demokratik Devlet Kavramı </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Öncelikle devlet teriminin biri geniş, öteki de sınırlı iki anlamı vardır denilebilir. Geniş anlamda devlet, milli bir topluluk olup, tarihi, geçmişi ve belli bir birliği ile özgünleşir; bu birlik, özellikle farklı dillerin, dinlerin ve etnik grupların bir arada bulunduğu topluluklarda doğal olmaktan çok insanların istek ve gayretleri sonucu oluşur.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a>  Sınırlı anlamda devlet terimi ise bu topluluğun çeşitli zorlama araçları ile yegane yönetim aygıtını ifade etmektedir.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Duguit’ e göre devlet, yöneten ve yönetilenlerin farklılaşmasının bir sonucudur. 19. Yüzyıl Alman hukukçularından Jellinek ise hukukun temeli ile devletin temeli probleminin aynı olduğuna dikkat çeker. Fransız Malberg ise devletin varlığını bir anayasaya sahip olmakla açıklar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">En nihayetinde devlet &#8211; ki kastettiğimiz demokratik bir devlettir- herkesindir ve kolektif ihtiyaç ve çıkarların tatmini için örgütlenmiş olup, kendisine de kolektif itaati sağlar.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a> Teknik olarak düşünüldüğünde ise devletin birtakım varlık koşulları mevcuttur. Bunlar ülke, insan topluluğu ve hukuki- siyasi teşkilattır.  Bu koşullardan yola çıkılacak olursa devlet; belirli bir insan topluluğunun, belirli bir toprak parçası üzerinde egemen olmasıyla oluşan, hukuki kişiliğe sahip devamlı bir teşkilattır.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Devlet biçimlerine yönelik bir ayrımsamaya  girişecek  olur isek Duguit’ in cumhuriyet ve monarşiyi birbirinden ayırmak için kullandığı kriter dikkati çeker. Bu kriter <em>devlet başkanının göreve geliş usulüdür. </em>Duguit’e göre bir devlette devlet başkanlığı görevi veraset  yoluyla intikal ediyorsa o devlet bir monarşidir.  Bu anlayışa göre monarşi olmayan her devlet ise cumhuriyettir. Anayasa hukuku doktrininde  ise cumhuriyet kavramının hukuki tanımı üzerinde bir görüş birliği yoktur. Bir kısım yazarlar cumhuriyet kavramını monarşinin karşıtı olarak dar bir anlamda diğer bir kısım yazarlar ise  cumhuriyeti demokrasiyle özdeş olarak geniş anlamda tanımlamaktadırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Geniş anlamda cumhuriyet demokratik düzenin temel prensiplerini içine alan geniş bir kavram olarak görülmektedir. Örneğin Maurice Agulhon, cumhuriyetten ‘’kralsız ve diktatörsüz bir sistem’’ i, bir ‘’hukuk devletini’’ bir ‘’liberal demokrasi’’yi anlamaktadır. Açıklamaya çalıştığım bu geniş tanımıyla cumhuriyet adeta demokrasi ile özdeşleşmekte ve demokrasinin eş anlamlısı olarak kabul görmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Bugüne gelindiğinde ise  aşağıda ele alacağım yönleriyle modern demokrasiyi ve  ‘’demokratik devlet’’ i biçimlendiren etkenleri<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a> inceleyeceğim. Bu etkenlerin başında ‘’<em>cumhuriyetçi gelenek</em>’’ gelmektedir. Kökeni bakımından cumhuriyet; iktidarın toplum içinde tek bir öğenin elinde yoğunlaşmasını önlemek ve farklı çıkarları dengelemek amacını taşımaktadır.  Bu cumhuriyetçi gelenek çoğunluk, azınlık ve tek kişi yönetiminin sakıncalarını gidermeyi amaçlayan bir düşüncenin ürünüdür denilebilir. <a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Yine demokratik bir devlet yapısını besleyen diğer önemli  bir etken ise ‘’<em>kuvvetler ayrılığı’’</em> ilkesidir. Montesquieu’ ye göre özgürlükçü bir düzen yalnızca ılımlı rejimlerde kurulabilecekken bir rejimin ılımlı olmasının koşulu ise  iktidarın kötüye kullanılmamasıdır. Tarihsel deneyim  göstermiştir ki kendisine yetki verilen herkes bir sınırla karşılaşıncaya kadar yetkisini kötüye kullanma eğiliminde olmuştur. Bu doğrultuda siyasal sistem öyle bir şekilde kurulmalıdır ki her erk farklı bir organa hasredilmeli ve şayet herhangi bir organ yetkisini aştığında veya böyle bir eğilim gösterdiğinde diğer bir organ veya organlar tarafından durdurulabilmelidir. Böylelikle de siyasal iktidar karşısında bir denge ve fren mekanizması oluşturulmuş olacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Modern demokratik devletin diğer bir dayanağı ise ‘’<em>siyasal temsil</em>’ dir. Günümüz ulus devletleri ve demografik özellikleri düşünüldüğünde demokrasinin uygulanabilmesi bakımından temsil kurumu kaçınılmazdır. Söz konusu temsilin tamamlayıcıları  ise eşit ve genel oy ilkeleridir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Modern demokrasiyi ve demokratik düzeni biçimlendiren diğer bir önemli etken ‘’<em>liberalizim’’ dir.  </em>Devlet iktidarını sınırlayan güçlü bir teori olması nedeniyle ve de incelememin sivil toplum yönüyle bağı açısından liberalizmi derinlemesine incelemeyi gerekli bulmaktayım. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Liberalizm bireyci bir ideoloji olup bireyi kendi başına bir değer olarak kabul eder.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a> Bu bireyciliğin derli toplu bir siyasi ideoloji olarak ortaya çıkışı 17. Ve 18. Yüzyıllarda gerçekleşmiştir.  Toplumu ve devleti bireyden ve bireyin iradesinden hareketle açıklayan liberal ideolojinin bireyci niteliği 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nde bütün açıklığıyla görülebilir. Bildirge siyasal anlamda bireyciliği ve bireyi devletin kaynağı ve amacı olarak görmektir. Liberal düşünceye göre toplum ve devlet bireyler tarafından kurulmuş yapay varlıklardır; kuruluş amaçları ise bireylerin hak ve çıkarlarını korumaktır.  Bu anlayışta devletin kuruluşu liberal düşünürlerin savunduğu doğa durumu ve toplum sözleşmesi varsayımları temel alınarak açıklanır. Bildirge’nin 2. Maddesinde, ‘’her siyasal birleşmenin amacı doğal insan haklarının korunmasıdır’’ denilerek, devletin kendine özgü bir amacının olamayacağı, tek varlık nedeninin bireyin mutluluğunu sağlamak olduğu güçlü bir biçimde vurgulanmıştır. Yine bu anlayışın amacı devletin gece bekçisi rolüyle bireylerin özgürce hareket edebileceği özel alanları güvence altına almaktır. Anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere liberal anlayışın temel değeri özgürlüktür. Her ne kadar liberal anlayışın temel değeri özgürlük ve siyasal iktidar tarafından dokunulmaz bir alan yaratmak ise de günümüz demokrasilerinde söz konusu anlayışın demokratik devletlerin olmazsa olmazı eşitlik ilkesiyle de harmanlanması ile sosyal adaleti de destekleyen sosyal devlet anlayışının hakimiyeti tartışılmazdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Modern demokrasiler liberalizmin siyasal iktidarı sınırlamak için ortaya koyduğu temel felsefeyi ve bu felsefeyi hayata geçirecek birçok ilke ve kurumu benimsemiştir.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a> Bunlar arasında anayasanın üstünlüğü ilkesi, kuvvetler ayrılığı ilkesi, hukuk devleti ilkesi, dokunulmaz haklar anlayışı, yargının bağımsızlığı, idarenin yasallığı sayılabilir. Söz konusu ilke ve kurumlar demokratik devlet düzeninin olmazsa olmazlarıdır denilebilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">En nihayetine gelindiğinde ise modern demokrasileri biçimlendiren olgular arasında ‘’<em>laiklik ilkesi</em>’’ karşımıza çıkar. Devlet iktidarının dayanağının dinsel inançlar olmadığı anlayışı ile iktidarın meşruiyet kaynağı değişmiş dini konular devletin faaliyet alanı dışına çıkartılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Yukarıda ifade edilen hususlar ile  demokratik devletlerin yönetim anlayış ve ilkelerini açıklarken ulus devlet ölçeğinde demokrasinin uygulanabilmesini sağlayan mekanizmaları da görmüş bulunuyoruz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Tüm bunların yanında kanımca incelememin  elzem bir parçası olarak  demokrasi ile aralarında güçlü bir bağın varlığının inkar edilemediği insan hakları kavramına değinmekte yarar görüyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Öncelikle belirtmek gerekir ki tarihsel deneyim, insan hakları alanında en yüksek standartların demokratik devletlerce oluşturulduğunu ve dünya tarihinde en vahim insan hakları ihlallerinin ise anti-demokratik devletlerce hayata geçirildiğini apaçık göstermiştir. Bunun yanında çoğu kişi insan hakları ve demokrasi kavramlarını neredeyse eş anlamlı olarak görme ve kullanma eğilimindedir.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a> Elbette  bu iki kavram yakın anlamlıdır fakat eş anlamlı da değildir. Zira demokrasi iktidarın kaynağına işaret ederken insan hakları iktidarın sınırını belirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin başlangıç kısmında da Sözleşme’ de  düzenlenen hak ve özgürlüklerin ancak gerçekten demokratik rejimlerde gerçekleştirilebileceği açıkça belirtilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Demokratik rejimin niteliği ve işleyişi ile doğrudan ilgili bazı siyasi hak ve özgürlükler mevcut olup bunlar öncelikle ifade özgürlüğü, siyasal örgütlenme özgürlüğü ve toplantı gösteri yürüyüşü özgürlüğüdür. Ancak söz konusu hakların genel halini yansıtması ve de izaha uğraştığım konuyla sıkı ilişkisi bakımından ayrıca da kanımca  demokratik düzenin alamet-i farikası olarak nitelendirdiğim ‘’ ifade özgürlüğü’’ hakkından  kısaca bahsetmekte fayda görüyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Öncelikle ifade etmek gerekir ki birinci kuşak haklardan olan ifade özgürlüğü felsefi ve siyasal fonksiyonu bakımından insan hakları listesi içinde özel bir yere sahiptir.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a>  Düşünceyi açıklama özgürlüğü , bireyin, bir yandan kendisini entelektüel ve iletişimsel açıdan geliştirmesini sağlarken aynı zamanda onun toplumun demokratik biçimlendirilmesinde rol alabilmesine hizmet eder.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a> Bir rejimin demokratik niteliğini belirleyen temel unsurlardan biri vatandaşların düşüncelerini açıklamak ve bunları tartışmak suretiyle yönetimi etkilemek imkanına sahip olmalarıdır. Katılımcı demokrasinin ise vatandaşların siyasi hayata etkin bir şekilde katılımını gerektirdiği de tartışılmaz bir gerçektir. Bunu sağlayan özgürlük ve çoğulculuğun ön koşulu ise ifade özgürlüğü diyebiliriz. İfade özgürlüğünün bu özel konumunu şu 3 özelliğe vurgu yaparak açıklayabiliriz.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28">[28]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">İfade özgürlüğü gerçeğin araştırılması bakımından vazgeçilmez bir araçtır. Bu özgürlüğün sağlanmadığı yerde, gerçeklerin ortaya çıkması beklenemez. İnsanlık tarihindeki pek çok örneğe bakarak, hangi ideolojik ya da dinsel referanslara sahip olursa olsun, bu özgürlüğü reddeden rejimlerin kendi doğrularını topluma empoze etme çabası içinde olduklarını söylemek mümkündür. Herhangi bir konu bakımından ifade özgürlüğünün reddedilmesi, o konuda mutlak veya resmi doğrunun bulunduğu anlamına gelir. Mutlak doğruların varlığı, tartışmayı, müzakereyi, görüş alışverişini engeller veya gereksiz kılar. Toplumsal düzen akla ve bilime göre değil, kimsenin tartışmaya cesaret edemediği tabulara göre şekillenir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">İfade özgürlüğü bireysel gelişmenin en temel araçlarından biridir. Düşünen bir varlık olarak insanın düşüncelerine ve vicdani kanaatlerini dışa vurması, insanı varoluşun dolaysız bir tezahürüdür. Bu özgürlük olmadan, kişinin entelektüel kapasitesini oluşturması ve geliştirmesi beklenemez.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">İfade özgürlüğünün demokratik rejimlerde çok önemli bir işlevi vardır:Yurttaşlar bu özgürlük sayesinde, her düzeyde karar alma süreçlerine etkili biçimde katılır, ülke yönetiminde söz sahibi olur, toplumun biçimlendirilmesine katkıda bulunur. İfade özgürlüğü olmadan örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme özgürlüğü , seçme ve seçilme hakkı gibi pek çok hak ve özgürlük anlamını yitirir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>II. SİVİL TOPLUM KAVRAMI</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>A. Tarihsel Gelişim </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sivil toplum kavramı Batı toplumlarının gelişim sürecinin ve Batı siyasal geleneğinin içinde doğup gelişmiştir. Sivil toplum terimi ilk defa Aristo tarafından “politike koinonia” kent devletinin yurttaşları olarak kullanılmıştır. Çiçero’nun kullandığı “societas civilis” “politike koinonia”nın Latince bir çevirisinden başka bir şey değildir. Aristo’nun sivil toplumu, erkek köle sahiplerinin özgür ve eşit toplumudur. Sivil olanla , siyasal olanın ayrımının henüz yapılmadığı bu anlayışta, sivil toplumun diğer toplum düzenlerinden farkı, hak ve haksızlığın ayrıldığı düzen olmasıdır. Sivil toplum ve devlet neredeyse eşanlamlıdır ve iyi vatandaşlıkla yakın ilişkilidir. Sivil toplumun bu siyasi tanımı, Ortaçağa kadar kullanılmıştır. Bu dönemde dikkat çeken en önemli nokta; sivil toplumu belirten “politike koinonia” ve “societas civilis” gibi terimlerle, devleti ifade eden “polis” ve “civitas” gibi terimlerin birbirinin yerine kullanılmaları, bir başka deyişle aynı olguyu ifade etmeleridir. Bu anlayışa göre, bir sivil toplumun üyesi olanlar doğal olarak bir yurttaş (citizen) -devletin bir üyesi- olmaları nedeniyle onun yasalarına uyma ve diğer yurttaşlara zarar vermeyecek bir biçimde davranma yükümlülüğü altına girmektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sivil toplumun, yönetimi temsil eden devletin bir parçası olarak görüldüğü bu anlam, Ortaçağ’da ticaretin ve tarımın gelişmesi sonucu kentlerin canlanmasıyla birlikte değişmeye başlamıştır. Kentlerde doğmakta olan bu zenginlik kaynağını hem korumak hem de ondan yararlanmak isteyen soylular sınıfı, kent burjuvazisi ile uzlaşmaya gitmek durumunda kalmıştır. Burjuvaların kent yönetiminde geniş özerklik kazanmaya başladıkları bu süreçte ortaya çıkan şehir hukuk ve kurumları sivil toplumun oluşmasına zemin hazırlamıştır. <a href="#_ftn29" name="_ftnref29">[29]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sivil toplumun kurumsal olarak  genişlemesi ve yaygınlaşmasını  sağlayan sosyo-ekonomik  dinamikler ise sanayileşmenin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Sanayi kapitalizminin getirdiği mal üretim ilişkileri, modern sivil toplum anlayışının şekillenmesine imkan tanıyan çatışmacı bir toplum yapısının önünü açmıştır. Önceleri sınıfsal temelde ortaya çıkan bu örgütlenmeler, toplumsal yapının farklılaşmasına ve bireysel haklar ile özgürlüklerin gelişmesine bağlı olarak değişik ihtiyaç alanlarına yayılmıştır. Toplumda çıkarları ve düşünceleri birbirinden çok farklı ve birbirleriyle çatışan grup ve sınıflar, kendilerini ifade edebilmek için örgütlenmişlerdir. Bunun sonucunda ise bireyler, sivil toplum kuruluşlarıyla kendi çıkarları doğrultusunda başka kuruluşlara, örgütlere baskı yapabilecek, sosyal, siyasal ve ekonomik yaşantılarına yön verebilecek kararları etkileyebilecek duruma gelmişlerdir.<a href="#_ftn30" name="_ftnref30">[30]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sivil toplum kavramı Antik Yunan’dan 18. Yüzyıla kadar devlet ile özdeş sayılan yurttaşlar topluluğu olarak kullanılırken Devlet ile siyasal iktidar karşıtı olarak ele alınması Batıda gerçekleşen modernleşme sürecinin bir sonucudur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Söz konusu modernleşme sürecinin bir sonucu olarak da siyasal ve ekonomik liberalizmin çevrelediği modern devlet yapısıyla anlam kazanan sivil toplum bugünkü halini almış ve II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan refah devleti politikalarına bağlı olarak özellikle eğitim, sağlık, adalet, kalkınma, kültürel vb. alanlarda önemli kazanımlara hizmet etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>B. Sivil Toplum Kavramı </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Her ne kadar kavramın tanımı konusunda doktrinde görüş birliği bulunmasa  da bir çok düşünür tarafından ‘’sivil toplum’’ kavramının tanımına yönelik girişimler elbette mevcuttur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Öncelikle söz konusu tanımlara ilişkin kısa bir bilgi verilecektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Liberal demokrasinin önde gelen isimlerinden, Larry Diamond’ a göre ‘’ Sivil toplum, örgütlü sosyal yaşamın; gönüllü, kendi kendini üreten, kendi kendini destekleyen, devletten özerk bir yasal düzen ya da ortak kurallara bağlı olan alanıdır. Sivil toplum özel alan ve devlet arasında duran aracı bir varlıktır. ‘’<a href="#_ftn31" name="_ftnref31">[31]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sıklıkla atıfta bulunulan diğer bir sivil toplum tanımı ise John Keane’e aittir ve Keane sivil toplum konusunda tam bir görüş birliği olmadığını savunmaktadır. “Sivil toplum, şiddet karşıtı, kendi kendine örgütlenen, kendi kendini değerlendiren ve yansıtan ve hem birbirleriyle hem de onların eylemlerini çerçeveleyen, sınırlayan ve mümkün kılan devlet kurumlarıyla sürekli bir gerilim içerisinde olma eyleminde bulunan yasal koruma altındaki devlet &#8211; dışı kurumların karmaşık ve dinamik bir topluluğunu hem tanımlayan hem de tasavvur eden bir ideal-tip kategorisidir.<a href="#_ftn32" name="_ftnref32">[32]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Bassam Tibi’ye göre ise “Toplumsal ve siyasal kurumlar özerktirler; devletle ilişkilidirler, fakat devlet tarafından denetlenmezler ve devlete tabi değildirler.” <a href="#_ftn33" name="_ftnref33">[33]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Cohen ve A. Arato’ya göre ise sivil toplum “Özerk gruplar ve birlikler çoğulluğu; kamusal kültür ve iletişim kurumları; bireysel tercihlerin ve yönelimlerin mahremiyeti; çoğulluğu; kamusallığı devletten, hatta ekonomiden ayıran bir genel haklar sistemidir.’’ <a href="#_ftn34" name="_ftnref34">[34]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Habermas’ a göre de sivil toplum, “yurttaşların bir araya gelerek gruplar oluşturmaları, devletin etki ve ekonomi alanının dışında gönüllü olarak bir araya gelen sosyal ilişkilerde üretilen ve oluşturulan iletişim yapılarıdır.’’<a href="#_ftn35" name="_ftnref35">[35]</a>  Habermas sivil toplum için, “toplumsal sorunların özel yaşam alanlarında doğurduğu yankıyı kaydederek yoğunlaştırır ve yüksek sesle siyasi kamuoyuna aktarırlar” demektedir. <a href="#_ftn36" name="_ftnref36">[36]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Keyman’a göre sivil toplum, “toplumsal sorunlara etkili ve uzun dönemli çözüm bulma sürecine aktif olarak katılan ve bu temelde de siyasi aktörleri bu çözümleri yaşama geçirecek politikalar üretmeye yönlendirmek için çalışan farklı gönüllü örgütlerin devlet denetimi dışında kurduğu ortak alandır. Bu ortak alan, kişilerin kendi kaderlerini belirleyebildiği, kişilerinin katılımının yaygın olduğu, kişi hürriyetlerinin en yüksek düzeyde sağlanmasının amaçlandığı demokratik bir toplum alanıdır .<a href="#_ftn37" name="_ftnref37">[37]</a>  Bu bakımdan sivil toplumun gerçekleşmesi için demokratik bir toplumun var olması öncelikli şart olarak görülmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sivil toplum, öncelikle sivil alanda faaliyet göstermektedir. Bu alanda var olan gönüllü örgütler, sendikalar, dernekler, hükümet-dışı kuruluşlar, sosyal hareketler ve düşünce platformlarından meydana gelmekte olup, toplumun her kesimini kapsamayı amaçlamaktadır. Sivil toplum ile hukuk veya salt kişilerin gündelik ihtiyaçlarının sağlanması amaçlanmamakta; dinsel, ahlaki ve entelektüel hayatı kapsayan daha geniş bir alan kastedilmektedir.<a href="#_ftn38" name="_ftnref38">[38]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Keane toplumsal birliklere, toplumsal eşitliğin ve hürriyetlerin genişletilmesini sağlama ve devletin yeniden yapılandırılarak demokratikleştirilmesini gerçekleştirme işlevi yüklemektedir.<a href="#_ftn39" name="_ftnref39">[39]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sivil toplum, örgütlü toplumu ifade etmektedir. Kişiler, devlet içinde, sosyal, ekonomik yahut siyasal konulardaki amaçları için örgütlenerek, çeşitli gruplar oluşturmaktadır. İşbu gruplar, ortak menfaatlerinin korunması ya da başka amaçlarla kurulabilmektedir.<a href="#_ftn40" name="_ftnref40">[40]</a>  Kişiler tek başlarına düşüncelerini siyasi otoritelerin uygulama ve kararlarına karşı bir duruş gösterememekle birlikte, örgütlendikleri takdirde verilen yahut verilecek olan kararlara karşı tepkilerini gösterebilmektedir. Örgütlenerek seslerini duyurmakta ve hatta siyasi otoritelerin kararlarını etkileyebilmektedir.<a href="#_ftn41" name="_ftnref41">[41]</a> Devletin de  faaliyetlerini gerçekleştirirken bu grupların haklı taleplerini göz önünde bulundurdukları söylenebilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sivil toplumun bir devlet ve toplumda gelişebilmesi için öncelikle iktidarın hukuk devleti ilkesiyle bağlı olması gerekmektedir. Hukuk devleti denilince ise ; devletin her türlü iş ve işlemlerinde  pozitif hukuka uygun hareket etmesi ve buna bağlı olarak kişi hak ve hürriyetlerinin tanınması, eşitlik ilkesinin hayata geçirilmesi, yargı bağımsızlığının sağlanması, insan haklarının korunması  gibi demokratik devletinde bir çok niteliğini ihtiva eden birtakım devlet faaliyetlerini sınırlandırıcı ilke ve kurallara bağlı devleti anlayabiliriz. Yani hukuk devleti ilkesi esasında iktidara bir sınır çizmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Hukuk devleti ilkesinin bir sonucu olarak da insan haklarını gerçekleştirme inancının yine iktidarı sınırlandırıcı bir işlevi mevcuttur. Sivil toplumun oluşabilmesi ve faaliyetlerini sürdürebilmesi adına temel insan haklarının gerçekleştirilmesinin gereği aşikardır zira sivil toplum mekanizmasının özü bu birtakım  haklara dayanmaktadır. Demokratik bir toplumun vazgeçilmez bir unsuru olarak ifade özgürlüğünün önemini bu başlık altında tekrar vurgulamayı gerekli buluyorum. Zira özerk zorlama araçları kolektif olarak söz konusu hakkın öznesidirler. Serbest düşünce ortamının bulunmadığı bir toplumda sivil toplum ve örgütlü toplumun gelişmesi düşünülemez. Kişilerin, bireysel veya kolektif  olarak gerek iktidar anlayışla örtüşsün gerekse muhalif ve hatta toplumun genelince uç anlayışlara özgü fikirlere hizmet etsin anılan haklar ancak çok kısıtlı durumlarda ve kanunla sınırlandırılabilmektedir. Bunların yanında ne yazık ki demokrasi kültürünün yerleşmediği, toplum ve insan malzemesiyle de ilişkili olarak ifade özgürlüğünün gelişemediği toplumlarda demokratikleşme hareketlerinin de kısıtlı olmasından mütevellit sivil ve örgütlü toplum da gelişmemektedir. Kişilere henüz bireysel olarak dahi serbest düşünce ve ifade ortamının sağlanamadığı, kamuoyunun doğru ve gerçek kanallar aracılığıyla yönlendirilmediği, aktif yurttaş anlayışının benimsenmediği, eleştirel düşüncenin toplumsal ve siyasal alanda filizlenmesine müsaade edilmediği bir  ortamda bireylerin farklılıklarını kaynaştırıcı herhangi örgütle herhangi bir hareketle  ifade etmeleri mümkün değildir.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>III. DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİ, DEMOKRATİK DEVLET VE SİVİL TOPLUM İLİŞKİSİ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Demokratikleşme sürecine ilişkin çalışmaların üzerinde uzlaştıkları noktalardan biri , bu sürecin hem devleti, hem de sivil toplumu kapsayacak şekilde çift yönlü işlemesi gereğidir. Demokrasiye geçiş sürecinin aşılarak demokrasinin pekiştirilmesindeki başarı, büyük ölçüde bu çift yönlü işleyişin başarısına bağlanır. Yurttaşların kendilerini ilgilendiren sorunları ortaya koydukları, tartıştıkları, söylem düzeyinde formülleştirdikleri bir özerklik alanı olarak kamusal alanın çoğulculaşması, sivil toplumun ve devletin demokratikleşmesi, sürecin ayrılmaz parçaları olarak yorumlanır.<a href="#_ftn42" name="_ftnref42">[42]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Demokrasiyi minimal standartların başarımıyla sınırlandırmanın yanlış olduğunun kabul edilmesiyle katılımcı ve demokratik yurttaşlık profilini öne çıkaran, demokratik sivil toplumun hayata geçirilmesinin yolu demokratik devlet- sivil toplum ilişkisinin kurulmasıdır.Sivil toplumun gelişmesinin önündeki en büyük engel ise devletin ekonomik, sosyal siyasal ve toplumsal düzeylerde üstten ve belirleyici bir rol oynamasıdır. Bu durum  ise genellikle  az gelişmiş kapitalist ülkelerde gözlemlenir. Bu modelde devlet her alanda etkin bir rol oynamakta ve demokratikleşmeyi ve çoğulculuğu baltalamaktadır. Demokratikleşme sürecinin birçok faktöre bağlılığı olmakla beraber  ülkeden ülkeye değişen birtakım, çeşitli farklı tip dinamiklere de bağlıdır.  Dolayısıyla, siyasal kültürden siyasal liderliğin niteliğine, siyasal kurumsallaşma tipinden, özgürlüklerin düzenlenişine, bireyin- toplumun- devleti algılayış biçiminden devletin toplum üzerindeki belirleyici rolüne kadar çok çeşitli faktörlerin etkisinden bahsedilir.<a href="#_ftn43" name="_ftnref43">[43]</a> Yine bu dinamikler çerçevesinde sivil toplumda demokratikleşme sürecinin ana belirleyicilerindendir. Ancak her sivil toplum anlayışı demokratikleşmeyi beslememektedir. Bu anlamda önemli olan  sivil toplumun uzlaşmacı, demokratik ilkeleri benimseyen, farklılıkları ayrıştırıcı şekilde kullanmaktan uzak bir amaç benimsemesidir. Aynı zamanda sivil toplumun özerk yapısından devletle gerilim ve karşı karşıya bir tutum anlamak da kanımca  sorunlu bir anlayıştır zira asıl olan devlet ve iktidar ile etkileşim içerisinde bir sivil toplum anlayışının benimsenmesinin kabulüdür. Ancak elbette bu etkileşim  demokratik ilkelerin layıkıyla uygulandığı, çoğulcu bir  toplum- devlet ilişkisinin varlığı halinde uygulanabilir. Bu ise birtakım tutumların toplum ve siyasal kültür nezdinde benimsenmesi, sindirilmesi ile mevcuttur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Bu tutumlardan  öncelikle bilgi ve fikirlerin toplumsal yayılımının serbestçe sağlanmasının gerekliliğine değinmek istiyorum. Burada önceliğimiz düşünce ve ifade özgürlüğünün tam manasıyla sağlanmasıdır. Bu anlamda fikirlerin serbestçe dolaşımı ve yayılımının sağlayıcısı basın özgürlüğünün öneminden de bahsetmekte fayda görüyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Demokratik bir devlet ve iktidar anlayışının önemli göstergelerinden birisi de özgür bir ortamda basının görevini icra edebilmesidir. Şayet yönetimde demokratik bir gelenek benimsenmiş ise basın kamu yararını ilgilendiren her konu ne olursa olsun iletim görevini yerine getirmelidir. Bu aktarım ise siyasi iktidarca yayın öncesi sınırlandırılmamalıdır. Hem bilginin serbestçe akışı hem de bu akışın toplumda anlamlı tartışma ortamına yapacağı katkı düşünüldüğünde de bu elzemdir. Aynı zamanda yazılı, işitsel ve görsel basın kamu gücünü elinde bulunduran siyasal organların kararlarını, eylemlerini ve ihmallerini sıkı bir denetime tabi tutmaktadır. Bu da yurttaşların karar alma süreçlerine etkin katılımını sağlamakta ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerinin önünü açmaktadır. Dolayısıyla söz konusu işlevleri ile basın özgürlüğü demokratik düzeni besleyip geliştirirken sivil bir toplumun oluşumuna da katkı sağlamakta , sivil ve örgütlü bir toplum anlayışına yeni kanallar açmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Bu anlamda sivil toplumun önünü açacak benimsenmesi gereken diğer bir kısım   tutumlar ise toplumda sosyal sorumluluk düzeyinin artırılması, siyasal partilerin demokratikleştirilmesi, toplumsal ve siyasal anlamda her türlü kutuplaşmanın ortadan kaldırılması, muhalif fikirlerin yıkıcı toplumsal güçler olarak algılanışının  önüne geçilmesi, farklı fikirlerin çatışması  ve bunun sonuçlarının tartışılması, örgütlü bir toplum modelinde aktif yurttaş anlayışının desteklenmesi ve bu anlamda kişileri buna yöneltecek  kanalların açılmasıdır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Toplumsal ve siyasal anlamda hem demokratikleşme hem de sivil toplum farkındalığının gerçekleştirilebilmesi için ise çok güçlü bir demokrasi geleneğinin toplumda oturmuş olması beklenir. Gerek doğal haklarının gerekse  geçmişten günümüze insanlık tarafından büyük ve zorlu mücadeleler sonucu kazanılmış haklarının farkında ve bilinçli, örgütlü toplum olmanın önemini henüz ailede kavramış bireyler yetiştirmenin gerekliliği de bu açıdan tartışılmazdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Bu tartışılanlar bağlamında siyasal ve kurumsallaşmış iktidarın yani devletin sivil topluma kamusal ve siyasal alanda daha fazla yer açması gerekmektedir. Dernekler, odalar ve sendikalar gibi STK’ ların siyasal partilerle arasındaki ilişki yasaklarının kaldırılması, sendika hakkının yaygınlaştırılması, memurların gönüllü kuruluşlara üyeliklerinin izin usulüne bağlılığının ortadan kaldırılmasına bağlıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>SONUÇ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Demokratik bir devletin olmazsa olmazlarından birisi çoğulculuk anlayışıdır.  Çoğulculuk her şeyden önce temsille ilgili bir mevzudur. Gerçek anlamda demokratik bir düzen ve sistemler bütününde  gerek siyasal anlamda gerek toplumsal bazda her türlü ‘’farklılık’’ çoğalarak varlığını sürdürür. Çoğulculuk ilkesinin hayata geçirilmesi ise buna bağlı olup  bunu sağlayan mekanizmalar demokrasi ve sivil toplumdur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Demokrasi, demokratik devlet ve sivil toplum birbirini besleyen, birbirinin önünü açan ve birbirini tamamlayan kavramlardır. Demokratik olmayan bir sivil toplum; özgünlüklerin ve farklılıkların göz ardı edildiği, yok sayıldığı ve bastırıldığı, muhalif fikirlerin yıkıcı güçler olarak algılandığı, bütüncül fakat bütünleştiricilikten uzak bir kimlikten öteye gidemeyecektir. Sivil toplum kavramının serpilip yayıldığı toplumlar ise her anlamda sağlam bir demokrasi geleneğine sahip toplum ve sistemlerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Demokratik bir sistem herşeyden önce -çalışmama daha sıkı temas ettiği yönüyle- insan hakları ve kişi hürriyetlerine saygılı bir devlete işaret eder. İnsan haklarına saygılı bir devlet ise bu anlamda negatif yükümlülükler yanında pozitif bir takım yükümlülükleri de hayata geçirir. Bu pozitif yükümlülükler, kişi ve topluluklara, gerek devlet gerekse yatay ilişkiler yönünden, kişiler karşısında  koruma sağlar. Bu korumanın amacı insan hak ve hürriyetlerinin gerçek anlamda hayata geçirilmesi ve demokratik düzenin amaçladığı ideal düzeni yaratma çabasıdır. Bu ideal ve demokratik düzenin hem sonuçlarından hem de sebeplerinden birisi  ise sivil toplumdur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sivil toplum, kişi ve toplulukların kendilerini ilgilendiren sorunlara etkili ve uzun dönemli çözüm bulma süreçlerine aktif katılımını ifade etmekle birlikte bu temelde siyasi aktörleri belirli politikaları uygulamaya sevk eden bir baskı grubunu ifade eder. Böylece hem siyasal iktidar kısıtlanmış, çoğulculuk gerçekleştirilmiş hem de kişi ve topluluklar kendilerini ilgilendiren konularda karar alma süreçlerine aktif katılım sağlamış olurlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sivil toplumun devlet dışı bir yapısı olmakla beraber özerkliğini korumak suretiyle devletle sıkı bir etkileşim içinde olması da beklenir. Ancak bu etkileşim denetim ve ilişkiler yönünden devletin tekel veya üstün konumda bulunduğu bir  boyutta olmamalı, sivil toplum ruhuna ve özüne uygun  işbirlikçi aksiyon kültürünü zedeleyici eğilimler göstermemelidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sivil toplum ruhu örgütlü bir toplum olmayı gerektirir zira kişiler örgütlü ve işbirlikçi oldukları durumlarda hak talepleri noktasında  ciddi bir baskı ve kamuoyu oluşturabilme yeteneğine de sahip olurlar. Buna verilebilecek en güzel örnek sanıyorum günümüz toplumunda sosyal medyanın gücüdür. Sosyal medya bugün, kişilerin fikirlerini özgürce ifade edebildikleri, bilgiye kolayca  ulaşabildikleri ve bilgiyi kolayca yayabildikleri, özgür  tartışma ortamı yaratan özerk ve de kamusal bir mecra olup sivil toplum ruhuna hizmet ederek baskı grubu meydana getirir. Kişiler, sosyal medyada hemen her konuda  farklı fikirlerle temas etmekte ve özgürce demokratik düzene katkı sağlayacak tartışmalar yapabilmekte, kolayca örgütlenebilmektedirler. Bu da elbette bir ülkenin insan malzemesiyle de ilintili olarak demokratik sivil toplum düzenine katkı sağlamaktadır. Bunların yanında çalışmamın sonucunda ortaya çıkan bir diğer sonuç ise demokratik sivil toplumun  ancak demokratik sivil toplum örgütleri aracılığıyla kurulabileceğidir. Kendi örgütsel yapılarında ve içsel ilişkilerinde demokratik değerleri yerleştirememiş devletin merkeziyetçi örgüt şemasını kendine örnek almış kuruluşlar sonunda kendilerini bürokratikleşme çıkmazında bulacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Tüm bunların yanında; demokratik  sivil bir toplum idealini gerçekleştirebilmek adına henüz aileden başlayan demokratik kişiliğin gelişimi için geniş çaplı bir eğitim modelinin sivil toplum kuruluşları aracılığıyla sağlanması , STK’ların ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliği yapması, ‘’devlet eliyle sivil toplum’’ anlayışının ortadan kaldırılarak aktif ve girişimci yurttaş profilinin gelişimi için ciddi adımlar atılmasının gerekliliği de vurgulanması gereken diğer  noktalardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Uygun, Oktay: Demokrasi ( Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutları), 2. Baskı, İstanbul 2014; Devlet Teorisi, İstanbul, 2014</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Gözler, Kemal: Anayasa Hukukunun Genel Esasları, 3. Baskı, Bursa 2012.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Lijphart, Arend: Çağdaş Demokrasiler, Çev: Ergun Özbudun, Ersin Onulduran, Ankara 1988.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Dahl, Robert A.: Polyarchy: Participation and Opposition, New Haven, 1971.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Arsel, İlhan: Anayasa Hukuku: Demokrasi, Ankara 1964.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Rousseau, Jean- Jacques: Toplum Sözleşmesi, Çev: Vedat Günyol, İstanbul, 1982.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Özbudun, Ergun: Türk Anayasa Hukuku, Ankara, 2008.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Teziç, Erdoğan: Anayasa Hukuku, İstanbul, 2012</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Heywood, Andrew: Siyaset, (Çev. Özipek, Şahin, Yıldız, Kopuzlu, Seçilmişoğlu, Yayla) Ankara, 2006.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Fagan, Andrew: Human Rights: Confronting Myths and Misunderstandings, Edward Elgar Publishing Limited, 2009.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Akkanat, Zehra Gönül: ’’Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’de İletişim Özgürlüğü’ nün Sınırları’’, İHY, C.17-18, 1995-1996.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Mardin, Şerif: Sivil Toplum, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 7, İstanbul, s.1918-1922.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Töksöz, Fikret: Dernekler, Türkiye Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İstanbul, Cilt 2, 1983.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Onbaşı, Funda: Sivil Toplum, İstanbul, 2005.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Keane, John: Civil Society: Old İmages, New Visions, Oxford, Cambridge, 1998.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Tibi, Bassam: Sivil Toplum, Demokrasi ve İslam Dünyası, İstanbul Tarih Vakfı Yurt Yorumları, 1998.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Cohen, John, Arato, Andrew: Civil Society and Politicial Theory, Cambridge, Mass. 1994.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Doğan, İlyas: Sivil Toplum Anlayışı ve Siyasal Sistemler, Ankara, 2015.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Habermas, Jürgen; Faktizität und Geltung. Beiträge zur Diskurstheone des Rechts und des demokratischen Rechtsstaats, Frankfurt am Main 1992’den Aktaran EMBACHER, Serge; Avrupa’da Sivil Toplum ve Sosyal Demokrasi Güncel Gelişmeler ve Normatif Perspektifler.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Çaha, Ömer: İslam ve Sivil Toplum, İslam, Sivil Toplum, Piyasa Ekonomisi, Ankara 1999.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Kapani, Münci: Kamu Hürriyetleri, Ankara, 2013.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Atar, Yavuz: Çağdaş Demokrasinin Siyasal Boyutu: Türkiye’ de Demokratikleşme ve Antidemokratikleşme Gösterileri, Yeni Türkiye Dergisi, 1997.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Erdoğan Tosun, Gülgün: ‘’Türkiye’ de Devlet- Sivil Toplum İlişkisinin Niteliği ve Sorun Boyutları, Tarih Vakfı ‘’Hikayemi Dinler Misin? Tanıklarla Türkiye’de İnsan Hakları ve Sivil Toplum Sergisi’’ Açılış Konferansı, 2004, Trabzon.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Uygun, Oktay: Demokrasi ( Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutları), 2. Baskı, İstanbul 2014, s.10.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Gözler, Kemal: Anayasa Hukukunun Genel Esasları, 3. Baskı, Bursa 2012, s.258.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Lijphart, Arend: Çağdaş Demokrasiler, Çev: Ergun Özbudun, Ersin Onulduran, Ankara 1988, s.1.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Gözler, s.259.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Gözler, s.259.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Lijphart, s.1</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Dahl, Robert A.: Polyarchy: Participation and Opposition, New Haven, 1971, s.7-8.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Gözler, s.259.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Arsel, İlhan: Anayasa Hukuku: Demokrasi, Ankara 1964, s.69.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Uygun, Oktay: Devlet Teorisi, İstanbul, 2014,s.431.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Gözler, Kemal, s. 263.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Rousseau, Jean- Jacques: Toplum Sözleşmesi, Çev: Vedat Günyol, İstanbul, 1982, s. 35-38</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Arsel, İlhan,s. 71.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Gözler, Kemal, s.264.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Özbudun, Ergun: Türk Anayasa Hukuku, Ankara, 2008, s. 36.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Gözler, Kemal, s.266.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Teziç, Erdoğan: Anayasa Hukuku, İstanbul, 2012, s.128</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a>Teziç, s.286.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> Teziç, s.129.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> Gözler, Kemal, s.135.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> Uygun, Oktay, s.367- 376.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Uygun, Oktay, s. 368.ü</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> Heywood, Andrew: Siyaset, (Çev. Özipek, Şahin, Yıldız, Kopuzlu, Seçilmişoğlu, Yayla) Ankara, 2006, s.27-29.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> Uygun, Oktay  s. 372.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> Fagan, Andrew: Human Rights: Confronting Myths and Misunderstandings, Edward Elgar Publishing Limited, 2009, s.95.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a> Uygun, Oktay, s. 580.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> Akkanat, Zehra Gönül: ’’Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’de İletişim Özgürlüğü’ nün Sınırları’’, İHY, C.17-18, 1995-1996, s. 173,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a> Uygun, Oktay, S.580.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> Mardin, Şerif: Sivil Toplum, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 7, İstanbul, s.1918-1922.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a> Töksöz, Fikret: Dernekler, Türkiye Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İstanbul, Cilt 2, 1983, s.367.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a> Onbaşı, Funda: Sivil Toplum, İstanbul, 2005, s.46.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> Keane, John: Civil Society: Old İmages, New Visions, Oxford, Cambridge, 1998, s.6.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a> Tibi, Bassam: Sivil Toplum, Demokrasi ve İslam Dünyası, İstanbul Tarih Vakfı Yurt Yorumları, 1998, s.36.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a> Cohen, John, Arato, Andrew: Civil Society and Politicial Theory, Cambridge, Mass. 1994, 78.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a> Doğan, İlyas: Sivil Toplum Anlayışı ve Siyasal Sistemler, Ankara, 2015, s.40.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a> HABERMAS, Jürgen; Faktizität und Geltung. Beiträge zur Diskurstheone des Rechts und des demokratischen Rechtsstaats, Frankfurt am Main 1992’den Aktaran EMBACHER, Serge; Avrupa’da Sivil Toplum ve Sosyal Demokrasi Güncel Gelişmeler ve Normatif Perspektifler, s. 2,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a> Çaha, Ömer: İslam ve Sivil Toplum, İslam, Sivil Toplum, Piyasa Ekonomisi, Ankara 1999, s.116.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref38" name="_ftn38">[38]</a> Uluç, A. Vahap: Türkiye’ de Sivil Toplum ve Demokrasi İlişkisi, Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">İdari Bilimler Dergisi, 2013, S.1, s.401.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref39" name="_ftn39">[39]</a> Habermas, s.52.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref40" name="_ftn40">[40]</a> Kapani, Münci: Kamu Hürriyetleri, Ankara, 2013, s.71.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref41" name="_ftn41">[41]</a> Atar, Yavuz: Çağdaş Demokrasinin Siyasal Boyutu: Türkiye’ de Demokratikleşme ve Antidemokratikleşme Gösterileri, Yeni Türkiye Dergisi, 1997, s.17.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref42" name="_ftn42">[42]</a> Erdoğan Tosun, Gülgün: ‘’Türkiye’ de Devlet- Sivil Toplum İlişkisinin Niteliği ve Sorun Boyutları, Tarih Vakfı ‘’Hikayemi Dinler Misin? Tanıklarla Türkiye’de İnsan Hakları ve Sivil Toplum Sergisi’’ Açılış Konferansı, 2004, Trabzon, s.125.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref43" name="_ftn43">[43]</a> Erdoğan Tosun, Gülgün, s.126</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/demokratiklesme-demokratik-devlet-ve-sivil-toplum-iliskisi.html">Demokratikleşme, Demokratik Devlet ve Sivil Toplum İlişkisi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçekçi Kuram Perspektifinden Schindler’in Listesi Filmine Kısa Bir Bakış</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/gercekci-kuram-perspektifinden-schindler-in-listesi-filmine-kisa-bir-bakis.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Oral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2019 21:03:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=9083</guid>

					<description><![CDATA[<p>GERÇEKÇİ KURAM PERSPEKTİFİNDEN SCHINDLER’ İN LİSTESİ FİLMİNE KISA BİR BAKIŞ İSTANBUL, MAYIS , 2019 GİRİŞ Sinema, düşleyen insanlara yeryüzünde başka düşleyen insanların bulunduğunu haber veren en önemli araçlardan biri, belki de evrensel zihniyetin ilk temsilcilerindendir zira düşlemek insana özgü evrensel bir niteliktir ancak sinema düşlemenin değişik biçimleri olduğunu yakından gösterir. Çünkü düşlemenin zihniyet, zihniyetin ise [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/gercekci-kuram-perspektifinden-schindler-in-listesi-filmine-kisa-bir-bakis.html">Gerçekçi Kuram Perspektifinden Schindler’in Listesi Filmine Kısa Bir Bakış</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>GERÇEKÇİ KURAM PERSPEKTİFİNDEN SCHINDLER’ İN LİSTESİ FİLMİNE KISA BİR BAKIŞ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İSTANBUL, MAYIS , 2019</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>GİRİŞ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sinema, düşleyen insanlara yeryüzünde başka düşleyen insanların bulunduğunu haber veren en önemli araçlardan biri, belki de evrensel zihniyetin ilk temsilcilerindendir zira düşlemek insana özgü evrensel bir niteliktir ancak sinema düşlemenin değişik biçimleri olduğunu yakından gösterir. Çünkü düşlemenin zihniyet, zihniyetin ise dünya görüşü, gelenek, görenek, ekonomik varlık gibi birtakım sosyo-ekonomik politik nedenlerle ilişkisi vardır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Sinema aynı zamanda simgesel dilin bir tezahürüdür ve tüm sanat dallarında olduğu gibi taşıdığı  anlamı farklı biçimlerde ifade eder. Sinamanın içeriği ise ‘’yaşamdır’’. Zira film olgusunun dayandığı anlatılar yaşama dairdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sinemada çoğu kez bir roman, bir öykü ya da gerçek bir olaydan yola çıkılarak bir film üretilir. Bunlar yaşam ve olaylar üstünde yoğunlaşmış duygu ve düşüncelerin dil düzeyinde en ekonomik biçimde ve çoğu kez estetik kurallara boyun eğilerek üretilmiş biçimlerdir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Malum olduğu  üzere bir filmin hikayesi belirli işlemlerden geçmektedir. Burada sanatçının dünyaya ve olaylara bakış açısıyla zihniyeti temel faktörler olarak karşımıza çıkar. Bakış açısı ise kendisini özellikle senaryo, çerçeveleme, ışıklandırma, dekor, oyuncu yönetimi ve kurguda belli eder. Yine bakış açısında tüm bir dünya görüşü; ahlaki ve ideolojik saplantılarla bunların doğrultusunda gelişmiş bir estetik dışavurum düzeyi vardır. <a style="color: #000000;" href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>  Sinema ifade edilen bu yönleriyle bir duygu ve düş üretim aracı, bir sistem, bir başka deyişle sinema seyircisinin duygusal yaşamı üstünde bir kısa devre yapmaya çalışır; beden ve beyin bir filmlik süre için günlük yaşamdan sıyrılıp başka bir evrene yerleşir ve filmin sonunda yeniden günlük yaşama dönülür.<a style="color: #000000;" href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Yine Roland Barthes’ın deyimiyle sinemanın insanlara yapacağı en büyük iyilik <em>‘’insanların birbirlerine benzediklerini, acılarının, sevinçlerinin, hüzünlerinin kökeninde benzer nedenlerin bulunduğunu birbirlerine iletmelerine yardımı olmaktır.’’</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sinemanın anlatım olanakları geleneksel sanatlarınkinden öylesine zengin ve değişiktir ki, sinemayı ayrıca ele almak ve konuşma diliyle gerçekten boy ölçüşebilen tek anlatım tekniği saymak yerinde olur.<a style="color: #000000;" href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Bu yönüyle film hem temsil hem de dildir. Yine sinemanın olağanüstü inandırma gücü söz konusudur. Öbür sanatlar kullandıkları araçları tamamıyla gizleyemezler, bu sanatlar zekamızı ve duyarlılığımızı etkilemek için sözcüklerden, biçimlerden ya da seslerden yararlandıklarını açığa vurmak zorundadır. Anlatım ya da kandırma yetenekleri ne olursa olsun bu araçların aracılığını ayırdederiz.<a style="color: #000000;" href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Film ancak gösterir gibi yapar ve böylece nesnellik gibi lehte bir önyargıdan yararlanır. Şu halde sinema kültürü yalnız değerli yapıtların daha iyi ayırt edilmesi, bunlardan daha çok zevk alınması için değil, aynı zamanda gerçeğin kandırıcı tuzağı altında filmin bilincimize sokmağı amaç edindiği düşünceleri anlamak için de zorunludur.<a style="color: #000000;" href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yine filme dair kısa ve öz bir bakış sunmaya başlamadan önce tarihsellik kavramına değinmeyi de faydalı buluyorum. Kanımca tarihsellik kavramına dair üzerinde öncelikle durulması lazım gelen husus ‘’tarih’’ kavramının kurumsal birtakım ağlar aracılığıyla her birimize empoze edilen,  aslında geçmişe dair bir algı yaratım süreci olduğudur. Zira tarih anlatısı ve yazımı özünde politik temellere dayanır. Bunun en iyi örneğine ise tarihsel olaylara dair çekişmeli inanışlarda rastlarız. Oysa tarih ve tarihsel değer atfedilen her mesele birtakım gerçeklere dayanmalıdır. Bu gerçekler ise objektif temelde her türlü belge, bilgi, gözlem vs.dir.  Aksi halde geçmiş- tarih farkına dair bir ayrıma gidilemez. Geçmiş ne denli sübjektif ise tarih de o denli objektif olmalıdır.  Her ne kadar bugün ‘’kurumsallaşan tarih anlayışı ’’  yerini farklı anlayışlara bıraksa da uzunca bir süredir kurulmuş, yazılmış tarih anlatısı zihinlerimizde oldukça sağlam bir yer edinmiştir. Bu yer edinme ise birbiriyle iç içe geçmiş birden çok temsili kurumsal ağlar aracılığıyla sağlanmıştır. Bu ağların başında ise elbette sinema filmleri gelir. Sinema, tarihsel olaylara dair bir panorama sunma, temsil yaratma noktasında oldukça avantajlı bir kurumdur zira gerçekçi bir tutumla ifade edildiğinde elinde ‘’gerçekliği’’ tutar.  Birtakım yöntem ve tekniklerle bizim tam da hafızamıza sızabilmekte yaratılan gerçekliği yaşamışız hissi verebilmektedir. Bu ise inanılmaz bir gücü ifade eder. Tarihsel bir olaya dair uyarıldığımızda; orada bulunmamış, o anı deneyimlememiş olmamıza rağmen hafızamızda uyanan bir takım görüntüler, sahneler, sesler ve bunların gerçekliğine dair inanış inanılmaz bir ilüzyondur, hafızayı ele geçirmek ve ona yön verebilmektir en nihayetinde gerçekleri kontrol edebilmektir kanımca.  Adeta kamera gözümüz olmuştur ve yaşanmışlık kaydedilmiştir. Bu durumu Chris Marker şöyle ifade eder:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>‘’ I wonder how people remember things who don’t film, don’t photograph, don’t tape. How has mankind managed to remember?</em>’’</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İncelememde üzerinde durmaya çalışacağım husus ise; Schindler’in Listesi nezdinde ve gerçekçi kuram bakış açısı ile  sinema ve kameranın travmatik birtakım tarihsel vakaları hangi yollar aracılığıyla kitlesel hafızada içselleştirdiğidir.</span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><span style="color: #000000;"><strong>GERÇEKÇİ FİLM KURAMI</strong></span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sinema da gerçekçilik düşüncesi 1966 yılında Henri AGEL tarafından yazılan Sinema Estetiği makalesinde ortaya konmuştur.<a style="color: #000000;" href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> Gerçekçi film kuramı sanatın sosyal işlevleri ile yakından ilgilidir burada filmlerin yaşamı, yaşam gibi göstermesi gerektiği ve sinemanın amacının bize dünyayı olduğu gibi göstermek olduğunun üzerinde durulmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gerçekçi film kuramcılarından Siegfried Kracauer sinemayı, gerçekliğin belirli tür ve düzeylerini keşfetmeye yarayan bilimsel bir araç olarak görür.<a style="color: #000000;" href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> Kracauer sinemanın konu maddesi olarak fotoğraflanabilir dünya olarak ifade eder, bu fotoğrafçıya doğal gelen gerçeklik anlamına gelmektedir. Sinemasal araçlar, dünyanın ve onun hareketlerinin fotoğrafik kaydedilmesinin yanı sıra bütünleyici tekniği ile dünya üzerinde dönüşümlere neden olabilir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> O’na göre gerçekçi olmayan sinema, oyuncak olarak kullanılan bilimsel bir araç gibidir. İlginç, eğlendirici ve hoşça vakit geçirici olabilir fakat her zaman için aldatıcı olacaktır. <a style="color: #000000;" href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Yine incelememe temas ettiği yönüyle Kracauer film ve tarihi felsefi sonlara hizmet eden olgular olarak görür, onlar kültürün birleşik sistemlerinin büyük saraylarına geçişi sağlayan koridorlardır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yine gerçekçi kuramın temsilcilerinden Bazin, başlangıçtan itibaren ve hemen hemen her makalesinde sinemanın gerçeklik üzerine olan bağımlılığını belirtmiş, sinemanın gerçeğin sanatı olarak bütünlük taşır der.<a style="color: #000000;" href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> Yine Bazin sinemayı tüm gerçek sanatların ilki olarak görür, sinema bilinmeyen evrenler için bir geçiş kapısıdır; sinema yeni bir duyumdur, bizim doğal duyumlarımız gibi güvenilirdir, bize başka bir yolla elde edemeyeceğimiz deneysel gerçeklik bilgisi sunar. <a style="color: #000000;" href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bazin fotoğrafın ruhbilimsel gerçekliğinin çözümlemesini ise şöyle yapar:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em> </em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em> </em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>İlk kez olarak, nesne ile onun yeniden üretimi arasında canlı olmayan bir aracın müdahalesi söz konusudur. Artık olaya insanoğlunun yaratıcı etkisi karışmamaktadır…Bütün sanatlar insanın varlığı ile hayat bulmaktadır. Bunun istisnası fotoğraftır. Fotoğraf bizi tıpkı doğadaki bir fenomen gibi etkiler. Bir çiçeğin veya bir kar tanesinin güzelliğinin ayrılmaz bir parçası olan çıkış noktasını bu şekilde yaşayabiliriz.<a style="color: #000000;" href="#_ftn15" name="_ftnref15"><strong>[15]</strong></a></em></span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><span style="color: #000000;"><strong>SCHİNDLER’İN LİSTESİ FİLMİNE DAİR BİR ÇÖZÜMLEME</strong></span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Holocaust sırasında yaklaşık 1100 insanın hayatını kurtaran Oskar Schindler’in gerçek hikayesine dayanan film II. Dünya Savaşında yaşanan Holocaust’ a dair oldukça  ayrıntılı bir temsil sunuyor. Gelmiş geçmiş en iyi filmler arasında sayılan Schindler’in Listesi bir çok yönüyle II. Dünya Savaşı ve Holocaust yapımlarından sıyrılıyor. Film gerçekçi bir yapım olarak nitelendiriliyor. Bu durum ise filmin ortaya çıkış hikayesinden, kullanılan tekniklere kadar birçok ayırt edici özelliğe dayanıyor. Aşağıda açıklamaya çalışacağım hususlar ise filme  gerçeklik katan birtakım özelliklerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle değinmek istediğim husus filmin hikayesinin ortaya çıkışıdır. Avustralyalı yazar Thomas Keneally, 1980 yılında kitaplarından birinin filme uyarlandığı İtalya’nın Sorrento kentinde düzenlenen bir film festivalinde , deri eşyaların satıldığı bir dükkana uğramış, Keneally’nin bir yazar olduğunu öğrenen dükkan sahibi hikayesini anlatmaya başlar bu hikaye II. Dünya Savaşı sırasında Oskar Schindler isimli bir fabrikatörün dükkan sahibi karısı ve diğer binlerce yahudiyi nasıl kurtardığı ile ilgilidir. Dükkan sahibi Keneally ‘e Schindler ile alakalı belgelerin, konuşmaların ve kurtulan insanların isimlerinin olduğu bir listenin fotokopilerini vermiştir. Thomas Keneally ise kitabını 1983 yılında yayınlanmıştır</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İkinci olarak değinmek istediğim nokta ise Spielberg’in araştırma sürecidir. Filme daha kişisel bir bakış açısı katmak isteyen Spielberg soykırımdan kurtulanlarla röportaj yapacak olan ekip daha araştırmalara başlamadan önce, Polonyaya gitti. Oradayken Schindler’in kendi dairesini ve Amon Goeth’ in villasını ziyaret etti. Araştırmaların sonunda ise yakınlardaki terk edilmiş bir taş ocağında Plaszow kampı yeniden oluşturuldu ve çekimler 92 gün boyunca orada sürdü.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Filmin hikayesine gelinecek olursa  Oskar bir yatırımcıdır ve parayı, gösterişi  oldukça seven bir karakter çizmekte adeta bir Show adamıdır. Oskar evini ve eşini bırakmış, savaşın sunduğu fırsatlardan (!) yararlanmak adına tam da karakteriyle bağdaşan bir tutum ile Krakow’ a gelmiştir. Başlangıçta savaşın yalnızca bu yönüyle ilgilenen Oskar şahit olduğu süreçlerle savaşın karanlık yüzüyle de karşılaşır. Kanımca karakter adına bu dönüşüm Oskar’ ın bir tahliye esnasında  kalabalıklar içerisinde gördüğü ve yönetmenin görmemizi istediği kırmızı montlu küçük kız ile başlar. Küçük kızın yüzündeki donuk ifade, sakinliği ve yolunda öylece ilerlemesi savaşın ifadesinin kifayetsizliğine ve siyahlığına dair bir etki uyandırmaktadır. Yine anlıyoruz ki bu andan itibaren Oskar kendi yöntemleriyle ölümle ve savaşla  mücadele kararı verir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Filme dair dikkat çeken ilk detay gerçekçi olarak nitelendirilmesi ve tarif edilmesidir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> Zira yönetmenin amacı hikayenin kendisini anlatmasına müsaade etmektir. Söz konusu tarihsel olaya dair anlatının gerçekçiliğine dair ise üzerinde durulması gereken şey  gerçeklik etkisinin nasıl sağlandığıdır. Spielberg bu durumu şöyle ifade ediyor: ‘’ Ben bir filmmaker olarak filme dahil olmadım, filmi manipüle etmeden gerçekliğin kendisini sunmasına müsaade ettim.’’ Spielberg film içerisinde söz konusu gerçeklik etkisini yaratmada sanırım bir deha olarak görülebilir. Filmin geliştirilme aşamasına bakıldığında Spielberg tarafından radikal bir tutumla alınan ve uygulanan kararlar göze çarpıyor.  Filmin %40’ı el kamerasıyla çekilmiştir. Yine sabit kamera, yüksek çekim ve yakınlaştırıcı mercek kullanmadan çekim yapılmıştır. Spielberg bunun filme doğallık ve keskinlik katarak konuya hizmet ettiğini ifade etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Filme dair dikkat çeken diğer detaylardan biri ise filmin siyah- beyaz oluşudur.  O dönem içerisinde siyah- beyaz film tercih edilen bir alternatif değil fakat anlaşılıyor ki yönetmen o döneme dair gerçekliği tam manasıyla yaşatma amacı güdüyor. Alman dışavurumculuğu ve İtalyan gerçekçiliğinden etkilenen Spielberg ve Kaminski filmin demode olmasını ve bu formatta çekilmesini istemiştir. Soykırımı sadece bunu yaşayanların tanıklığından ve siyah beyaz kayıtlardan bilen Spielberg filmin siyah beyaz olmasını daha uygun görmüştür. Ona göre filmin siyah beyaz sunulması Holocaustun kendini ifade etmektedir. Holocaust ışıksız bir hayattır. Hayatın sembolü ise renktir. Ç Yani  filmin siyah –beyaz oluşuna dair bir yorum olarak karşımıza çıkabilecek argüman filmin karamsar ruhunu ve soykırımın dehşetini daha iyi yansıtan bir atmosfer oluşturmuş ve de belgesel film izleniyormuş yanılsamasını yaratmaktadır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a> Bu da filmin gerçekliğine katkı yapan unsurlardan en önemlisidir. Yine Spielberg filmi Polonya’da çekmeye karar veriyor ve devasa büyüklükte setler inşa ediliyor. Bunun nedeni ise açık : filme gerçek mekanlarda hayat verip yine gerçeklik etkisini canlı tutmak. Keza yine Spielberg’in gerçeklik etkisi anlamında en doğru girişimlerden biri de filmde star bir oyuncuya rastlanmaması ve bütün castın macar ve Polonyalılardan oluşması; alman karakterlere ise almanlar hayat veriyor.<a style="color: #000000;" href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a> Bu da yine reality effect noktasında oldukça önemli bir ayrıntı. Yine filmde bir belgesel estetiği göze çarpıyor bu noktada da temsilin gerçekliği besleniyor.  Filmde tüm bu ince ayrıntılarla örülmüş sahneler izleyiciye o anın içerisindeymiş hissi veriyor ve sanıyorum açık bir gerçeklik iddiası taşıyor. Öyle ki Roland Barthes’ in ifade ettiği gibi adeta ‘’tarihin balkonunda oturuyormuş’’ algısı yaratıyor. O denli detaylı bir temsili mevcut ki filmde aksini düşünmek, kendini kaptırmamak mümkün görünmüyor. Öyle ki bu yolla geçmişe direk erişim sağlanmış oluyor ve o anın içerisinde buluyoruz kendimizi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yine filmin oldukça  tartışmalı noktalarından biri ‘’temsil edilemez’’ bir şeyi bu denli detaylarla temsil etmesidir. Bu anlamda  travmatik bir vakıayı temsil etmesi yönünden bir örneği incelememe dahil etmeyi doğru buluyorum. Bertolt Brecht, Slatan Dudov ve Hans Eisler ile birlikte Berlin’ de işsizlerin umutsuz durumunu anlatan <em>Kuhle Wampe</em> isimli bir film çekmiştir. Birbirinden oldukça bağımsız bazı küçük parçalardan oluşan bir montajdı bu. Birinci parça genç bir işsizin intiharını gösteriyordu ve sansür yapımcılara sorun çıkarmış ve sansür kurulu temsilcisi ile şirket avukatları bir toplantı yapmıştır. Sansür kurulu temsilcisi şunları söylemiştir: <em>‘’Hiç kimse sizin intiharı canlandırma hakkınızı inkar edemez. İntiharlar oluyor. Bir işsizin intiharını da anlatabilirsiniz. Ben bunları gizlemek için bir sebep göremiyorum. Fakat ben filminizde canlandırdığınız işsizin intiharını anlatma biçiminize itiraz ediyorum. Evet şaşırıyorsunuz ama anlatımınızı bana yeterince insani gelmemekte. Filminiz intiharı şu ya da bu (hastalıklı) bireye özgü olmaktan çıkarıp bütün bir sınıfın kaderi olarak tipik bir hale getirme eğilimi gösteriyor.’’</em> <a style="color: #000000;" href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a> Görülüyor ki burada da gerçekçi bir tutumla ifade bulan her türlü olay ve olgu politik birtakım mesajlar içerdiğinden bu tür temsiller bazı kesimlerce rahatsız edici dahi bulunmaktadır. Bunun nedeni ise saf ve katıksız gerçekliğin bu denli olağan sunulması ve kabullenilmesidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Holocaust da travmatik yönü nedeniyle birtakım otoritelerce ‘’temsil edilemez’’ kategorisinde değerlendirilmiş ve bu noktada sınırlı bir temsil anlayışı benimsenmiştir. Öyle ki filmde bir an  gaz odalarının dahi içerisinde buluyoruz gözümüzü ve esasen o gaz odalarından kimse sağ çıkmadı. O anı yaşayan, o gerçekliği  olduğu gibi aktarabilen kimse de bulunmamaktaydı. Kaldı ki normal hafızanın çalışma süreci travmatik süreçlerle hasar görüyor. Bu denli ani, beklenmedik bir olayla karşılaşıldığında hafıza travmatik olayı kaydetmeyi reddediyor. Zira travmatik olayı olayın yaşandığı anda deneyimlemek, anlamlandırmak imkansız hale geliyor. Dolayısıyla hafızaya bu denli büyük bir zarar veren olayın temsili de imkansızlaşıyor. Travmatik olaylar aynı zamanda bir tanıklık krizidir. Olayın içerisinden ve dışarısından tanık bulunmadığından anlatı kurulması oldukça zordur. Bu anlamda da film oldukça problemli bir özellik arz eder. Holocaust’ un bu denli yakın temastan bir izdüşümünün ‘’katıksız gerçeklik’’ kisvesi altında sunulması ise dikkat çeken diğer bir ayrıntı. Bu anlamda ise karşımıza içselleştirmemiz adına bize sunulan bir takım ideolojiler görüyoruz. Her ne kadar film açıkça bir propaganda filmi şeklinde sunulmamış olsa da tüm insanlığa ait evrensel duygu ve arzular üzerinden insanı yönlendirmekte bir topluluğun mağduriyetini izleyiciye empoze ederek o andan itibaren dünyanın en masum topluluğu o topluluk hissi vermektedir. Sanki biz dünün, bugünün ve geleceğin dünya insanlarının elleri kirlidir. Bu sorumluluk tüm dünya insanlarının üzerindedir. Tartışılması gereken husus da buradadır. Film öyle bir güce haizdir ki filmin sunduğu ideoloji izleyicinin ideolojisi olmaktadır. Burada entelektüel bir birey bunun ayrımına varmalı ve bilinçli bir gözle filmin içine girmelidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yine filmin bir kahramanlık hikayesi sunduğu görülüyor. Filmde resmedilen tüm karanlığa rağmen neredeyse mutlu bir son sunuyor seyirciye. Schindler’in Yahudilerinin kurtuluşu filmi lezzetli hale getiriyor ve odağı başka bir şeye kaydırıyor. Neredeyse milyonlarca insanın katledilişi normalleşiyor ve görmezden geliniyor. Film bir anda kurtarılanların hikayesine dönüşüyor ve neredeyse tarihin sorumluluğu yok sayılıyor. Bu da film adına problemli bir noktayı teşkil ediyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Film oldukça yüksek bir hasılat elde etmiştir ve Amerika’ da büyük yankı uyandırmıştır. Tüm bu yönleriyle film ve temsili sunulan Holocaust Amerikan halkı tarafından öyle ki sahiplenilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>SONUÇ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> </strong></span><span style="color: #000000;">Görülmektedir ki incelenen film her ne kadar travmatik unsurlar taşıyan tarihsel vakaların temsilini zorlaştıran ve hatta imkansız hale getiren birçok faktör bulunsa da ve belki de bu yönüyle hatalı temsiller mükemmeliyetçi gerçeklik algısı içerisinde içselleştirilse de travmatik olayların temsili de zorunludur. İnsanlık tarihinde bu denli utandırıcı ve yaralayıcı bir vakanın tam olarak temsilinin imkansızlığından ötürü olayı görünmez kılmak pek mümkün görünmemekte. Aksine insanlık adına Holocaust görünür kılınmalıydı. Bununla beraber film açıkça ideolojik unsurlar taşımaktadır ve bir milletin mağduriyeti tüm zamanlara yayılmakta ve bugünümüzü etkilemektedir. Kendi açımdan bir örnekle bunu açıklamam gerekirse tarihte kitlesel olarak dillerinden, dinlerinden, renklerinden, cinsiyetlerinden ve buna benzer herhangi bir sebepten ayrımcılığa uğrayan, sistematik şekilde ikincilleştirilen her türlü halk ve topluluk gözümde dünüyle ve bugünüyle  masumlaşıyor ve tüm dünya insanları olarak bunun sorumluluğunu  sırtımda hissetmeme sebep oluyor. Özellikle siyahi halkların uğradığı zulüm ve ayrımcılığın uzun tarihi, Kızılderili halklara yaşatılanlar düşünüldüğünde Amerika’nın Avrupa’da gerçekleşen Avrupalı bir ırk tarafından sistematik olarak uygulanan bu soykırımı bu denli sahiplenmesi ve gün yüzüne çıkarması, doğuda batıda tüm dünyada bu denli yüzleşilebilir ve görünür kılması samimi gelmemekte. Yahudiler elbette soykırımın mağdurudur ve bu canice  kitlesel imha olayından tüm dünyanın çıkarması lazım gelen dersler vardır ve sinemada esasen bunu sağlamaktadır. Sinemanın görevi tamda budur.  Fakat ne yazık ki tüm dünyanın dersler aldığı, insan hakları söyleminin bu denli öne çıkması ve gelişmesini sağlayan bu vahim tarihi vakıadan bu zulmün mağduru ders çıkarmamıştır. Geçmişte mağduru  olduğu zulmü bugün ne yazık ki kendisinden güçsüz bir halka yaşatmaktadır. Kim bilir belki gelecekte bir gün Filistin halkının da mağduriyetini anlatan, dünyayı sarsıcı tüm zamanlara yayılmış bu denli gerçekçi bir sinema filmi daha çekilir ve tüm insanlığın kolektif hafıza dehlizlerinde yerini alır….</span></p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="color: #000000;">Adanır, Oğuz: Sinemada Anlam ve Anlatım, Ankara, 2012</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Adanır, Oğuz: ‘’ Roland Barthes ve Sanatsal Üretim Üstüne’’ s.77</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Bazin, Andre: Çağdaş Sinemanın Sorunları, çev. Özen, Nijat, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1995</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Andrew, Dudley : Sinema Kuramları, Çev : Şener, İbrahim, İstanbul, Aralık 2007</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Bazin, Andre: Sinema Nedir ? Doruk Yayınları, Ocak 2017</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Hansen, Miriam Bratu: ‘’Schindler’s List Is Not Shoah: The Second Commandment, Popular Modernism, and Public Memory’’, Critical Inquiry Winter, 1996.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Sözen, Mustafa: ‘’Sinema Perdesinden Tarihe Bakmak: İki Aynı Anlatı, İki Ayrı Dünya , DergiPark</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Mintz, Alan, Popular Culture And The Shaping Of Holocoust Memory In America.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Brecht, Bertolt: ‘’ Gerçekçilik Temasına Kısa Bir Katkı’’, Radyo Kuramı ve Sinema Üzerine, İstanbul, Eylül 2012.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Adanır, Oğuz: Sinemada Anlam ve Anlatım, Ankara, 2012, s.44</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Adanır, Oğuz, s.55</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Adanır, Oğuz, s.56</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Adanır, Oğuz: ‘’ Roland Barthes ve Sanatsal Üretim Üstüne’’, Sinemada Anlam ve Anlatım,s.77</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Bazin, Andre: Çağdaş Sinemanın Sorunları, çev. Özen, Nijat, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1995, s.18</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Bazin, Andre,  s.29</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Bazin, Andre, s.29.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Andrew, Dudley: Sinema Kuramları, Çev : Şener, İbrahim, İstanbul, Aralık 2007, s.117</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Andrew, Dudley, s.123</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Andrew, Dudley, s.125.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Andrew, Dudley, s.125.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Andrew, Dudley, s.144.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Andrew, Dudley, s.154.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Bazin, Andre: Sinema Nedir?, Doruk Yayınları, Ocak 2017, s.13.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Bazin, Andre, s.13.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Hansen, Miriam Bratu: ‘’Schindler’s List Is Not Shoah: The Second Commandment, Popular Modernism, and Public Memory’’, Critical Inquiry Winter, 1996, s.299.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Sözen, Mustafa: ‘’Sinema Perdesinden Tarihe Bakmak: İki Aynı Anlatı, İki Ayrı Dünya ,DergiPark, s. 9.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> Mintz, Alan, Popular Culture And The Shaping Of Holocoust Memory In America.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> Brecht, Bertolt: ‘’ Gerçekçilik Temasına Kısa Bir Katkı’’, Radyo Kuramı ve Sinema Üzerine, İstanbul, Eylül 2012, s.119</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/gercekci-kuram-perspektifinden-schindler-in-listesi-filmine-kisa-bir-bakis.html">Gerçekçi Kuram Perspektifinden Schindler’in Listesi Filmine Kısa Bir Bakış</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Hakları Hukuku Işığında Kadına Yönelik Şiddet Ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi Konusunda Devletin Pozitif Yükümlülüğü</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kadina-yonelik-siddet-ve-ev-ici-siddetin-onlenmesi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Oral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2019 18:52:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hegomonik erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ve anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ve hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[kadına yönelik şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=7504</guid>

					<description><![CDATA[<p>ÖZET  Liberal hak teorisinin temel dayanak noktalarından biri olan özel alan- kamusal alan ayrımı ve özel alanın iktidarca dokunulmaz bir özellik arz ettiği görüşü geçmişten bugüne kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi hususunda devletin pasif tutumuna sebep olmuş bu vesileyle  şiddet bizatihi devlet tarafından meşrulaştırılmış ve bir iktidar biçimine dönüştürülmüştür. İkinci dalga feminist [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kadina-yonelik-siddet-ve-ev-ici-siddetin-onlenmesi.html">İnsan Hakları Hukuku Işığında Kadına Yönelik Şiddet Ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi Konusunda Devletin Pozitif Yükümlülüğü</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: justify;"><span style="font-size: 16px; color: #000000;">ÖZET </span></h1>
<p style="text-align: justify;">L<span style="color: #000000;">iberal hak teorisinin temel dayanak noktalarından biri olan özel alan- kamusal alan ayrımı ve özel alanın iktidarca dokunulmaz bir özellik arz ettiği görüşü geçmişten bugüne kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi hususunda devletin pasif tutumuna sebep olmuş bu vesileyle  şiddet bizatihi devlet tarafından meşrulaştırılmış ve bir iktidar biçimine dönüştürülmüştür. İkinci dalga feminist yaklaşım ise şiddeti aile içinde yaşanan cinsiyetten ve toplumsal iktidar ilişkilerinden bağımsız bir sorun olarak gösteren bakış açısına karşı güçlü bir politik eleştiri öne sürerek bu alanda birtakım kazanımların elde edilmesini sağlamıştır. Bu kazanımların en mühimi elbette kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi hususunda devlete yüklenen pozitif yükümlülüklerdir. Çalışmamda kronolojik olarak  kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığı uluslararası boyutta ele alan sözleşmeler ve bunların devletlerin iç hukuklarına yansımaları çerçevesinde devletin pozitif yükümlülükleri incelenecektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong></span><em> Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddet, Hegemonik erkeklik, Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde devletin pozitif yükümlülüğü, Kadının insan hakları.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>GİRİŞ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şiddet, insanlık tarihi kadar eski olmakla beraber kadına yönelik şiddet tüm şiddet türleri arasında özel olarak ele alınması gereken bir sorundur. Zira kadına şiddet, tarih boyunca normalleşen ve ataerkil düzen içinde kurumsallaşan kadın ve erkek arasındaki ilk ve temel iş bölümünü idame ettirmede kullanılan olağan bir araç olagelmiştir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Kadın &#8211; erkek arasındaki biyolojik ve fiziksel farklılıklar üzerine  inşa edilen cinsiyet kalıplarının sürdürülebilirliği ise kadına yönelik şiddetin araçsallaştırılmasıyoluyla gerçekleşmektedir. Tarihsel süreçler ele alındığında görülmektedir ki kadına yönelik şiddet ve bilhassa ev içi şiddet özel alan- kamusal alan ayrımının da  etkisiyle ailenin özel meselesi olarak algılanmakta ve devletin dışında kaldığı bir olgu niteliği arz etmektedir. İkinci dalga feminist yaklaşım ise şiddeti aile içinde yaşanan, cinsiyetten ve toplumsal cinsiyetten bağımsız bir sorun olarak gören bakış açısına karşı güçlü bir politik eleştiri olarak ortaya çıkmıştır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Bu hareketin güç kazanması sonrası ise ‘’kadının insan hakları’’ nın içeriği genişlemiş, kağıt üzerinde var olan hakların ötesinde kazanımlar elde edilmiştir. Çalışmamda izaha uğraşacağım hususlar ise; öncelikle şiddetin gerçek motivasyonunu anlamak adına hegemonik erkeklik kavramı, kadın hareketlerinin uluslararası alanda elde ettiği kazanımlar, bunların devletlerin iç hukuklarına yansıması ve devletlerin bu hususta üstlerine düşen, hayata geçirilmesi lazım gelen pozitif yükümlülüler en nihayetinde uygulamada karşılaşılan sorunsallardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>1.Hegomonik Erkeklik Kavramı ve Şiddet </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kadına yönelik şiddet, mağdura yakın bir kişi tarafından işlenmesi, genellikle tekrar ve süreklilik arz etmesi, kadının kontrol edilmesi ve baskı altında tutulmasını hedeflemesi, kadın üzerinde ağır duygusal ve fiziksel etkileri olmasına rağmen toplum ve hatta kadının kendisi tarafından meşru görülebilen bir şiddet olması hasebiyle diğer şiddet türlerinden farklı bir içeriktir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Kadına yönelen bu şiddetin ise farklı türleri mevcuttur. Şiddet türlerinin başında fiziksel şiddet gelmektedir. Fiziksel şiddet kadının bedenine yönelen, yaralama, bedensel acı verme veya öldürme amacı güden ve fiziki birtakım üstünlüklere dayanan şiddet türü olup toplumda kadını bastırmaya, kontrol altına almaya yönelik en fazla karşımıza çıkan şiddet türüdür. Diğer bir şiddet türü ise psikolojik şiddettir ki bu Türk  toplumunda açıkça gözlemlenebileceği üzere kadının ne yazık ki rutini halini gelmiş ve rıza faktörüne dayalı sıradanlaşmıştır. Bu durumun en önemli sebebi ise anılan şiddet türünün bulgusuna dair somut emareler var olmadığından ve de toplumda var olan ölçüsüz güç ilişkisinin kadını ikincilleştiren her türlü pratiğinin kadınlar tarafından benimsenmesi ve psikolojik şiddetin içselleştirilerek normalleştirilmesidir. Bu şiddet türünde ise  kadına yönelen hakaret, tehdit, korkutma vb. fiiller kadına acizlik, değersizlik ve buna benzer duygular uyandırır. Kadına yönelik yukarıda sayılan ve bir kısmı aşağıda incelenecek olan şiddetin temelleri ise toplumda var olan eşitsiz güç ve iktidar ilişkilerine dayanır. Hegemonik erkeklik kavramının anlaşılmasının ise eril şiddetin kökenine dair fikir sahibi olmamızı sağlayacağını düşünmekteyim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">R.W. Connel kavramı, erkeklerin hakim,</span> kadınların tabii durumda olduğu patriarşik düzenin meşruluğunu temellendiren toplumsal cinsiyet pratiğinin inşası durumunu tarif etmek için kullanır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>He<span style="color: #000000;">gemonik erkeklik, toplumsal süreçler içinde idealize edilmiş bir erkeklik formunun devlet, kilise, medya gibi kurumlar vasıtasıyla nasıl tüm topluma yayıldığına işaret eden bir kavramdır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>Hegemonik erkeklik toplumsal cinsiyet düzeninin önemli bir unsuru olarak aslında eril olana dair çizilen bir imaj ve değerler setinin içselleştirilmesi ve yaygınlaştırılması süreciyle ilintilidir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hegemonik erkeklik ve şiddet ilişkisini düşünürken belki de belirtilmesi gereken ilk nokta şudur: <em>Şiddet; erkeklik ideolojisi, özelde hegemonik erkeklik içinde araçsal bir pratiktir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn7" name="_ftnref7"><strong>[7]</strong></a></em> Burada şiddet, erkekliğin ayrılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkar ve erkekliğin tamamlayıcısı olarak devreye girer. Erkek tikel görünümleriyle şiddeti potansiyel olarak  uygulayabilecek güce sahiptir ve bu yeri geldiğinde belirli bir amacın gerçekleştirilmesi, bir kabullenme ya da en basitinden sorun çözme aracı olarak şiddetin edimselliğe çevrilmesine yol açar.<a style="color: #000000;" href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a>Connell bu çerçevede ‘’ şiddet kullanımının ya da tehdidinin, erkeklerin dünyasında kadın ve çocuklarla ilgilenmenin bir yolu olarak görüldüğünü’’anımsatırken, erkek figürünün bu anlamda aile içi ilişkilerdeki temel tehdit ve otorite figürü olarak içselleştirildiğini vurgular: Tıpkı ‘’baban gelince görürsün’’ türündeki uyarılarda olduğu gibi.<a style="color: #000000;" href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu bağlamdan hiç de uzak olmayan bir şekilde işaret edilmesi gereken ikinci nokta şu olabilir: <em>Şiddet, hegemonik erkekliğin kuruluş ve yeniden üretim süreciyle ilgili sosyal bir performanstır.</em> Burada erkekliğe atfedilen güç ve dayanıklılık, cesaret ve kahramanlık gibi motifler topluluk içinde ritüelleştirilmiş performanslar üzerinden yeniden ve yeniden üretilirler.<a style="color: #000000;" href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu düzlemde cesaret kanıtlama kaygısının kaynağı bizi hegemonik erkeklik ve şiddet ilişkisini tartışırken başka bir noktanın kıyısına taşır: <em>Şiddet, pek çok unsurla birlikte eril kimlik temelindeki bir dizi korkuya daya</em><strong>nır</strong>.<a style="color: #000000;" href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Bu bir dizi korku, öncelikle erkeklik kaybına ya da erkekliğin zayıflamasına yöneliktir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> ‘’Burada boşandığı ya da boşanmak istediği için şiddet gören kadın örneğini düşünelim. İlk bakışta burada şiddeti yaratan şeyin erkeğin iktidar alanını ve nesnesini kaybetmesi olduğu düşünülebilir. Boşanma fikri erkeğin iktidarına bir başkaldırı ya da onun hakimiyet alanından bir kopuşa, onun iktidarında bir zayıflamaya işaret ediyor gibi gözükmektedir. Ancak aslında söz konusu olan, eril tahakkümün ya da hegemonik erkeklik pratiklerinin bir başka araçsallık üzerinden gerçekleştirilmesidir.’’<a style="color: #000000;" href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> Bir başka deyişle burada gerçekleştiği haliyle eril şiddet; iktidar mantığında bir gerileme olduğu için değil, bizatihi iktidar mantığı onu gerektirdiği için, erkeğin iktidarında bir zayıflama olduğu için değil ve fakat bu iktidar zayıflığa izin vermediği için, yani onun nihai bir ereği olduğu için uygulanan bir pratiktir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;">Burada ele alınan temel noktalara eklenmesi gereken bir husus varsa o da şu olmalıdır: <em>‘’Şiddet temsilleri, hegemonik erkekliğin kültürel man<span style="color: #000000;">tığını yeniden üretir.’’</span></em><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a> Popüler sinema ya da TV ürünlerinin değişmez hegemonik erkeklik motifleri; belirgin bir şeref / onur vurgusu üzerinden fiziksel ve zihinsel üstünlüklerle donatılmış, genellikle sessiz ama konuştuğunda aforizmatik dilleriyle aydınlanma anlarına can veren erkekler üzerinden somutlaşır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> Erdoğan’ın Türkiye’de yayımlanan Men’sHealth, FHM, Esquire dergileri özelinde yaptığı çalışmanın ışığında bakıldığında bu ve benzeri erkek dergilerinin erkek olmaya dair ideal bir çerçeve çizmeye çalıştığı görülebilir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a> ‘’ Vücut geliştiren, sağlığını koruyan, cinsel ilişkide başarılı, modayı takip eden, sağlıklı beslenen ve spor yapan ‘’ erkek imajı söz konusu dergiler tarafından belirli bir yüceltime tabii tutulur.<a style="color: #000000;" href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a> Fallus temelli, güç, dayanaklılık ve başarı gibi temalara dayanan dergi reklamlarındaki erkek prototipinden<a style="color: #000000;" href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a> güç yüceltimi, saldırgan bir söylem ve yoğun argo kullanımına dayanan spor medyasındaki dile<a style="color: #000000;" href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a> uzanan hatta meşru erkeklik kodlarının yeniden üretilmesi ve yayılması için ideolojik bir aygıt olarak medya kritik bir konumdadır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hegemonik erkekliğin işleyişi sadece ideolojik aygıtlarla değil, baskı aygıtlarıyla da ilintilidir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a> Burada belirtilmesi gereken bir başka nokta şudur: <em>Şiddet ve devlet kurumları arasında bazen açık bazen örtük bir ittifaklar sistemi vardır.</em><a style="color: #000000;" href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a>Walter Benjamin’in, ‘’bir şiddet eleştirisinin görevi, şiddetin hukuk ve adaletle ilişkini ortaya koymaktır’’<a style="color: #000000;" href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a> ifadesi burada değer kazanır. Zira erkekler tarafından baskı altına alınmış sistemler ağının hegemonik erkeklik kavramından ve pratiklerinden bağımsız olduğu düşünülemez. Bu duruma verilecek en iyi örnekler ise ev içi şiddete maruz kalan kadınların ilgili yerlere başvurduklarında ilgililerin suçun soruşturulması noktasında isteksiz tavırları ve kadınların cesaretlerinin kırılarak sindirilmeleridir. Burada görevi suçu soruşturmak olan devlet tarafından vazifelendirilmiş kimselerin söz konusu ev içi şiddet olduğunda pasif tutum sergilemeleri, adeta bu noktada bir arabulucuya dönüşmeleri şiddete maruz kalan kimselerde -genelde kadınlarda- mücadeleye değer bir sonuç elde edemeyecekleri fikrini uyandırmakta ve genel bir çaresizlik hissine sebep olmaktadır. Bu durumda her defasında şiddet yeniden üretilmekte ve cezasızlık hali ortaya çıkmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> 2. İkinci Dalga Feminist Yaklaşım Açısından Şiddet</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İkinci dalga feminist hareket, özel alan/kamusal alan ikiliğine karşı güçlü bir eleştirel politik söylem etrafında konumlanmıştır. Bu anlayışa göre erkekler kadın bedeni üzerinde sistematik bir egemenlik kurmuşlardır ve bu egemenlik toplumsal ilişkiler temelinde farklı tezahürlere bürünmektedir. Eril tahakkümün en korkunç şekilde ortaya çıktığı alan ise elbette politikanın dışına itilen özel alandır. Kadınlar en çok özel alanda ikincilleştirilmekte, baskı altına alınmakta ve birçok şiddet türüne maruz kalmaktadır. Bu anlamda radikal feminizm yaklaşım kadın direnişinin özel alanda da sağlanması gerekliliğine vurgu yapar ve temellerini bu anlayış üzerine atar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Radikal feminist model, şiddeti aile içerisinde yaşanan, cinsiyetten ve toplumsal iktidar ilişkilerinden bağımsız bir sorun olarak gören bakış açısına karşı güçlü bir politik eleştiri olarak ortaya çıkmıştır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a> Feminist yaklaşım erkeklerin toplumsal konumlanışını ve ayrıcalıklarını ve ev-içi şiddetin ailenin özel meselesi olduğu görüşünü sorgular ve feministler doğru bir biçimde kadınların şiddet dahil karşılaştıkları tüm sorunların  sosyal, kültürel ve politik güçlerden kaynaklandığını savunduklarından bu sorunu sosyo-politik düzeyde müdahale ve eylem gerektirdiğini ileri sürerler.<a style="color: #000000;" href="#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a> Bu inanç feministlerin ‘’kişisel olan politiktir’’ sloganında sembolikleşir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a> Feminist model sosyo-politik müdahalelerin yanı sıra kadınların güçlenmesini, aktifleşmesini, kendi iradelerini elde etmelerini destekler.<a style="color: #000000;" href="#_ftn28" name="_ftnref28">[28]</a>Bu modele göre yakın ilişki içinde şiddet erkeklerin şiddetin kullanıcısı, kadınların ise esas kurbanları olduklar patriarkal sistem içinde kadınların erkeklerin baskısı altında olmalarından veya erkeklerin kadınları kontrol etme arzusundan kaynaklanmaktadır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn29" name="_ftnref29">[29]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> 3. İnsan Hakları ve Şiddet Diyalektiği</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Diyalektik bir ilişki içinde olduğunu ileri sürdüğümüz şiddet ve insan hakları olguları insanlık tarihi kadar eskidir ve niteliksel olarak her tarihi dönemde baskın olan farklı mücadele alanlarını kapsarlar.<a style="color: #000000;" href="#_ftn30" name="_ftnref30">[30]</a> Tarihsel olarak baskı ve zulüm altında yaşayan insanların başkaldırıları, insan haklarını tanımlayan belirli düzenleme ve belgelerin geliştirilmesine neden olmuştur.<a style="color: #000000;" href="#_ftn31" name="_ftnref31">[31]</a> Bu belgelerde ise şekli olarak hak sahibi olan kadınlar ne yazık ki fiili olarak herhangi bir hak talebinin öznesi konumuna yerleşemiyorlar ve ideolojik olarak yaratılan kadınlık halleri üzerinden kadını ikincilleştiren ve ötekileştiren pratiklere maruz kalıyorlardı. Kadın özel alana hapsediliyor üreme fonksiyonu temelinde toplumun kontrol mekanizmalarına maruz kalmaya devam ediyordu. Eşitlik ve özgürlük adına kadının yaşamını farklılaştıran uygulamalara ise yer yoktu. İşte bu şiddet ve zor kullanımı içeren hiyerarşik yapılar doğal olarak isyanı ve başkaldırıyı da beraberinde getirmiştir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn32" name="_ftnref32">[32]</a> İnsan hakları ve şiddet diyalektiği ise burada anlam kazanmakta ve bir mücadeleye dönüşmektedir. İnsan hakları ve onuruna aykırı bir biçimde şüpheli kategoriler üzerinden ikincilleştirilen, ayrıştırılan, zulme uğrayan tüm insanlar en nihayetinde gerek bireysel gerekse kollektif olarak hak talepleriyle ortaya çıkar, politika ve hukuk aracılığıyla kazanımlar elde ederler. Nitekim kadınlarda fiili ve gerçek eşitliğin hayata geçirilmesi adına seslerini bir araya getirerek  bir yumruğa dönüşmüş ve kadını ikincilleştiren, baskılayan, kadının ne yapıp ne yapamayacağını söyleyen tahakküme, iktidar ideolojisine karşı güçlü bir darbe indirmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> 4.Kadının Haklarının Uluslararası Anayasası- CEDAW</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">CEDAW-  Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Bertaraf Edilmesi Sözleşmesi; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1979 yılında kabul edilmiş ve anılan sözleşme 1981 yılında yürürlüğe girmiştir. Uluslararası Kadın Hakları Bildirgesi olarak da tanımlanan CEDAW, kadınların siyasi, medeni, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamda tam ve eşit olarak yer almalarını ve kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını öngörmekle beraber bunun da ötesinde ‘’kadın erkek eşitliğinin sağlanması için, kadınların güçlendirilmesini ve pozitif ayrımcılığı’’ da desteklemektedir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn33" name="_ftnref33">[33]</a>Sözleşmenin hukuki eşitliğin ötesinde ‘’eylemli eşitlik’’ kavramına yaptığı vurgu, ayrımcılığın temelinde yatan kadın-erkek kimliklerine dair sosyo-kültürel değerlerin ve kalıpların sorgulanmasını öngörür ve her iki cinsten birinin aşağılığı veya üstünlüğü fikrine veya kadın ile erkeğin kalıplaşmış rollerine dayalı önyargıların, geleneksel ve diğer bütün uygulamaların ortadan kaldırılması amacını güder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kadınlara karşı ayrımcılığın ne olduğunu ve bunların bertaraf edilmesi için ne gibi önlemlerin alınması gerektiğini hukuken bağlayıcı bir metinde tanımlıyor olması, CEDAW’ ı dünya kadınları için vazgeçilmez ve güçlü bir mücadele aracı yapmaktadır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn34" name="_ftnref34">[34]</a> Bugün uygulamadaki tutarsızlıklar bir yana Sözleşme’nin 188 ülke tarafından onaylanmış olması onun uluslararası önemini göstermektedir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn35" name="_ftnref35">[35]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">CEDAW ayrımcılığı tanımlarken kadına yönelik şiddet konusunda sessiz kalmış ancak sözleşmenin kabulünden 13 yıl sonra şiddetin kadınların temel haklarını kullanabilmelerinin önünde ciddi bir engel teşkil ettiği karşısında CEDAW Komitesi 1980 sonlarından itibaren Sözleşme’nin 21. Maddesine istinaden bir dizi tavsiye kararı alarak Sözleşmede ki eksikliği gidermiştir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn36" name="_ftnref36">[36]</a> Bunlar içinde özellikle önem taşıyan 19 no’lu Genel Tavsiye kararı kadınlara kadın oldukları için yöneltilen ve/ veya kadınları orantısız olarak etkileyen şiddeti, CEDAW denetimi kapsamına alınan bir ayrımcılık olarak tanımlar.<a style="color: #000000;" href="#_ftn37" name="_ftnref37">[37]</a>Bu kararıyla komite Sözleşmeye taraf devletlere, kadına şiddeti önleme yükümlülüğü getirmiş, böylece hükümetler Sözleşme hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili olarak Komiteye sundukları dönemsel raporlarında kadına şiddetin önlenmesi konusundaki çalışmalarına yer vermek durumunda kalmışlardır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn38" name="_ftnref38">[38]</a> Daha sonra ise CEDAW’ ı daha da güçlendirmek ve etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamak amacıyla BM Genel Kurulu 1999’da Ek İhtiyari Protokolü kabul etmiş, İhtiyari Protokol CEDAW’ ın mevcut denetleme mekanizmalarına ek olarak iki önemli ve yeni aracı kadınların kullanımına açmaktadır: <em>kişisel başvuru hakkı</em> ve <em>Komite’nin inceleme</em> yetkisidir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn39" name="_ftnref39">[39]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: 16px; color: #000000;">5. 1993 Kadınlara Yönelik Şiddetin Bertaraf Edilmesi Sözleşmesi </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> </strong></span><span style="color: #000000;">1993 Viyana İnsan Hakları Konferansı’ nın yol açtığı gelişmelerden biri de 1993 Kadınlara Yönelik Şiddetin Bertaraf Edilmesi Sözleşmesidir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn40" name="_ftnref40">[40]</a> Her ne kadar bu bildirge uluslararası hukuk açısında bağlayıcı bir nitelik taşımasa da BM nezdinde kadına şiddet konusundaki ilk ve tek normatif çerçeveyi oluşturuyor olması açısından önemlidir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn41" name="_ftnref41">[41]</a> Sözleşme’nin 1. Maddesi kadına şiddeti <em>‘’ ister kamusal ister özel hayatta olsun tehdit etme, zorlama veya özgürlükten keyfi olarak yoksun bırakma dahil olmak üzere fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar veya acı verme sonucu doğuran veya bu sonucu doğurması muhtemel olan cinsiyete dayalı her türlü şiddet eylemi</em>’’ olarak tanımlar. İşbu sözleşmenin 4. Maddesi ise devlet sorumluluklarından bahsetmekte olup buna göre devlet; kadına yönelik şiddeti engelleme yükümlülüğünü yerine getirmemek için herhangi bir örf ve adeti, geleneği veya dinsel düşünceyi ileri süremez, ister devlet isterse özel şahıslar tarafından işlensin, bu fiilleri önlemek, şiddete maruz kalmış olan ya da şiddet riski taşıyan kadını korumak, suçu soruşturmak ve suçluları ulusal hukuka göre cezalandırmak ve mağdurları tazmin etmek için devleti ‘’özen yükümlülüğü’’ ile hareket etmeye çağırır. Böylelikle, CEDAW Sözleşmesinde kadın haklarının tümü için öngörülen devletin pozitif yükümlülüğü ilkesi, kadınlara yönelik şiddet konusunda devletlerin özen yükümlülüğüyle hareket etmesinin vurgulanmasıyla somutlanmış ve pekiştirilmiştir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn42" name="_ftnref42">[42]</a></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>6. İstanbul Sözleşmesi- Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev-İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> </strong></span><span style="color: #000000;">İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddet ve ev-içi şiddeti önlemek amacıyla kabul edilmiş bir sözleşme olup bu bağlamda sözleşmenin kapsamında şiddete maruz kalan kadınlar ve ev içi şiddet mağdurları yer almaktadır. Sözleşmenin 3. Maddesinde belirtildiği üzere kadınlar terimi 18 yaşın altındaki kız çocuklarını da kapsamaktadır. Sözleşme’ nin kadına yönelik şiddet tanımı şöyledir: <em>‘’İnsan haklarının ihlali ve ayrımcılığın bir şekli olarak, ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlüktenyoksun bırakmadır.’’</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sözleşme’nin 1. Maddesinde belirtilen sözleşmenin öncelikli amaçları; kadınları her türlü şiddetten korumak, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak, kadınların güçlendirilmesiyle kadın ile erkek arasında eşitliği teşvik etmek ve genel bir ifadeyle belirtmek gerekirse kadınlara yönelik ve ev içi şiddet mağdurlarının korunması, bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve ve politika geliştirerek bu minvalde uluslararası işbirliğini teşvik etmek olarak ifade edilebilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan haklarıyla ilgili olarak sözleşmenin 4. Maddesi özellikle kadınların yaşam haklarının güvence altına alınmasını şart koşmakta olup bu şiddet insan haklarının ihlali anlamına gelmektedir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn43" name="_ftnref43">[43]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İstanbul Sözleşmesinin ayrımcılığın bir şekli olarak kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmak adına devletler için öngördüğü yükümlülükler ise oldukça geniş çaplıdır. Sözleşmeye taraf devletler; sözleşme hükümlerinin uygulanmasında ve etkilerinin değerlendirilmesinde toplumsal cinsiyet bakış açısına yer vermeyi, kadın-erkek eşitliği ve kadınların güçlendirilmesine yönelik politikalar geliştirmeyi, şiddeti önleme ve bununla mücadeleye ilişkin politikaların, programlarının uygulanması için yeterli mali ve beşeri kaynağı tahsis etmeyi, kadına şiddetle mücadele açısından sivil toplum kuruluşlarıyla etkin işbirliği içerisinde kalarak her türlü çalışmayı desteklemeyi, kadınların güçlenmesine yönelik program ve faaliyetleri artırmayı,  mağdurlara her türlü desteği sağlamayı taahhüt eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> 7.Kadına Yönelik Şiddetle ve Ev-İçi Siddetle Mücadelede Devletin Pozitif Yükümlülükleri</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kadına yönelik şiddet, kadını korkutmak, aşağılamak, izole etmek, baskı yapmak, tehdit etmek veya yaralamak amacıyla fiziksel, cinsel, duygusal, ekonomik veya psikolojik eylemlerde bulunmak anlamına gelir. Kadına yönelik uygulanan şiddet türleri olarak ise şunları sırayabiliriz:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Fiziksel şiddet : <em>Kişinin bedenine zarar verecek her türlü davranış.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sözlü-duygusal-psikolojik şiddet: <em>Hakaret etmek, aşağılayıcı söz söylemek, korkutmak, tehdit etmek, kişi üzerinde değersizlik, acizlik hissi uyandıran her türlü davranış. </em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Ekonomik şiddet: <em>Kişiyi çalışmaya veya çalışmamaya zorlamak, parasına, banka kartlarına el koyma vb. davranışlar.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Cinsel şiddet: <em>Kadını isteği dışında cinsel ilişkiye zorlamak, fuhuşa zorlamak, çocuk doğurmaya zorlamak vb. haller.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İstanbul Sözleşmesinde ev içi şiddet ise şöyle tanımlanmaktadır:<em>Eylemi gerçekleştiren, mağdurla aynı ikametgahı paylaşmakta olsun veya olmasın veya daha önce paylaşmış olsun veya olmasın, aile içinde veya aile biriminde veya mevcut veya daha önceki eşler veya birlikte yaşayan bireyler arasında meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet eylemleri.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kadına yönelik şiddet tüm dünyada yaygın ve ciddi bir sorun olarak görülür. Kadına yönelik şiddet diğer şiddet türleri arasında özel bir nitelik arz eder zira genelde mağdura yakın bir kimse tarafından işlenmekte, genelde süreklilik arz etme ve de gerek mağdur tarafından gerekse toplum tarafından meşru görülmekte ve hatta çoğu zaman aile içerisinde rıza faktörüne dayanmaktadır. Küresel kadın hareketinin kadına şiddet konusuna odaklanması, daha önce doğal kabul edilen şiddet eylemlerinin insan hakkı ihlali olduğunun kabul edilmesini ve kadınların özgün hak ihlali tecrübelerini yerelden küresele doğru ilişkilendirerek sorunun evrensel bir mesele olarak uluslararası camianın gündemine girmesini sağlamıştır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn44" name="_ftnref44">[44]</a> Bununla birlikte kadına şiddetin, temelinde yatan eşitsiz cinsiyet yapısından kopuk bir şekilde, insani çerçevede bir vicdan meselesi olarak algılanması bu gündeme büyük ölçüde damgasını vurmuş, amaç ‘’zavallı kadınların’’ kurtarılması olmuştur.<a style="color: #000000;" href="#_ftn45" name="_ftnref45">[45]</a>Bu açıdan bakıldığında kadına şiddetle mücadele, doğal olarak, gündelik yaşamda kemikleşmiş cinsiyetçi değerler ve uygulamalara meydan okuma anlamına geldiği gibi mağdur-merkezli bakış açısından ‘’güçlenme’’ ve insan hakları temelli bir yaklaşıma yönelmeyi zorunlu kılmakta olup ‘’güçlenme yaklaşımı’’nın kadınların doğaları gereği zayıf oldukları için değil, toplumsal değer ve kurumların imtiyazlı kıldığı erkek egemen cinsiyet yapısı nedeniyle şiddete maruz kaldıklarını ve çözümün eşitsiz cinsiyet yapısının dönüşümünde yattığını vurgulamaktadır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn46" name="_ftnref46">[46]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yukarıda izah edilen hususlar çerçevesinde ‘’kolektif kadın mücadelesinin’’ bir sonucu olarak kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi anlamında devletler için birtakım pozitif yükümlülükler öngörülmüştür. Devletin kadına yönelik şiddeti ve ev içi şiddeti önleme noktasında pozitif yükümlülüğü ise başlı başına bir kazanım niteliğindedir. İnsan hakları düşünüldüğünde bu bağlamda devletlerin yüklendikleri bir takım negatif yükümlülükler de vardır. Negatif yükümlülükler; devletin hakkın kullanılmasında pasif kaldığı, hakka müdahale etmediği bir yükümlülüğü ifade etmektedir. Pozitif yükümlülük ise söz konusu hakkın hayata geçirilmesi adına devletin özellikle aktif bir tutum benimsemesi gerektiği, bunun adına özel bir çaba sarf etmesive bir davranış yükümlülüğünü ifade eder. Yani devletler; kadınlara, kadın oldukları için maruz kaldıkları her türlü şiddetten arındırılmış bir yaşam sunma yükümlülüğü altındadırlar ve bunun yaşama geçirilmesi adına her türlü tedbiri almaya mecburdurlar.</span></p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-size: 16px; color: #000000;">7.1.Devletin Kadına Şiddetin Bertaraf Edilmesiyle İlgili Yükümlülüğüne Dair Göstergeler</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-CEDAW’ ın ve diğer insan hakları sözleşmelerinin onaylanması,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Kadınların eşitliğinin anayasal güvence altına alınması ve ayrımcı yasaları kaldırılması,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Kanıt temeli güçlü ve uygulamaya dönük siyasal kararlılıkla birlikte, kadına şiddet alanında eylem planı/ uygulama politikası geliştirilmesi; bunun için yeterli bütçenin ayrılması, hedeflerin zaman ayarlı tanımlanması ve sorumlulukların net bir biçimde ortaya konulması,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Yargı kararı, koruma ve tazminat gibi imkanlar sağlayan etkili bir yasal çerçeve, yönetmelikler ve usul hukuku,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Kadına şiddetin her biçiminin suç sayılması ve faillerinin kovuşturulması,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Bilinç, duyarlılık geliştirici ve önleyici programlar,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Profesyonellerde ve resmi görevlilerde bilinç ve duyarlılık geliştirilmesi,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-STK’lar, sığınma evleri, yardımlar, tanıtım ve savunuculuk faaliyetleri dahil verdikleri hizmetleri destekleyici kaynakların tahsis edilmesi,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Kadınların ilerleyebilmesi için mevcut yapısal eşitsizliklerin mercek altına alınması,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Politikaların ve temel araştırma programlarının değerlendirilmesi dahil olmak üzere, ilgili verilerin toplanması, derlenmesi ve yayınlanması.<a style="color: #000000;" href="#_ftn47" name="_ftnref47">[47]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> 7.2.Uygulamadaki Genel Eğilimler</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>7.2.1.Önleme</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Genel olarak devletler, kadına şiddetin önlenmesi için gerekli özen yükümlülüklerini, özel yasalar çıkarmak, bilinçlendirme kampanyaları yürütmek ve belirli meslek gruplarının eğitilmesini sağlamak suretiyle yerine getirmeye çalışmaktadır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn48" name="_ftnref48">[48]</a> Bazı devletler ev içi şiddet konusunda özel yasa hükümleri kabul etmekte, düzenlemelerin büyük bir kısmı yalnızca cezai müeyyediler getirmeyip aynı zamanda haneden uzaklaştırma gibi hukuki yolları da içermektedir. <a style="color: #000000;" href="#_ftn49" name="_ftnref49">[49]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İsviçre önemli bir gelişme olarak ev içi şiddet vakıalarında uzlaştırıcılığa dayanan yaklaşımları terk ederek soruşturma ve cezai yaptırımların uygulanması eğilimini içeren önleyici bir modele yönelmiştir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn50" name="_ftnref50">[50]</a> Yine bu noktada birçok hükümet devletin farklı aygıtları ve birimleri içerisinde yürütülen şiddeti önleyici faaliyetlerin eşgüdümünü sağlamak amacıyla çok sektörlü eylem planları hazırlamakta, diğer bazıları ise özel komiteler ve çeşitli kurumlar içinde kadına şiddet konusunda odak noktası olarak görev yapacak birimler tanımlamışlardır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn51" name="_ftnref51">[51]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çoğu devlet posterler, dergiler, internet siteleri, televizyon radyo ilan ve spotları aracılığıyla kadına şiddete ilişkin geniş tabanlı bilinçlendirme kampanyaları yürütmekte ve yine pek çok ülkede kadına şiddete ilişkin olarak ulusal eylem  günleri ve 25 Kasım – 10 Aralık tarihlerini kapsayan uluslararası ‘’16 günlük aktivizm’’ kampanyasına maddi ve lojistik destek sağlamak amacıyla özel birim ve fon oluşturulmuştur.<a style="color: #000000;" href="#_ftn52" name="_ftnref52">[52]</a> Diğer taraftan Avusturya, Danimarka, Güney Kore Cumhuriyet gibi bazı ülkeler erkeklerde davranış değişikliğini hedefleyen danışmanlık ve öfkeyle baş etme programları düzenliyorlar.<a style="color: #000000;" href="#_ftn53" name="_ftnref53">[53]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türkiye’ de ve pek çok ülkede polis, savcı, hakim, doktor, hemşire gibi farklı meslek gruplarına yönelik eğitim ve bilinçlendirme eğitimleri düzenlenmektedir. Bunun yanı sıra örneğin El Salvador cinsiyet eşitliğine ilişkin bir eğitim müfredatı hazırlamış ve okullarda kullanılmak üzere şiddet içermeyen iletişim stratejileri geliştirmiştir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn54" name="_ftnref54">[54]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yukarıda ifade edilen programların kadına yönelik şiddete karşı kamuoyu oluşturmak ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi noktasında etkin rol oynadığı  kuşkusuz olmakla beraber toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin köklerinin anlaşılması ve bu köklerin ortadan kaldırılması anlamında bir farkındalık yaratmada ise yetersiz kaldığı görülmektedir. Devletlerin kadına yönelik şiddeti önleme hususunda pozitif bir yükümlülük altına girdiği gerçeği düşünüldüğünde köktenci yaklaşımların benimsenmesi gereği aşikardır. Bunun gerçekleştirilebilmesi için öncelikle ülke çapında  toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığına, ilişkin bir eylem planı, politika üretilmeli ve gerek devlet gerek özel tüzel kişiliğine bağlı tüm kuruluşlar ve fertler özelinde tüm alanlarda uygulamaya sokulmalıdır. Okullarda her eğitim düzeyine uygun müfredatlar geliştirilmeli ve okutulmalı, toplumun her kesimini yakalayabilecek alanlarda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kökenine dair eleştirel yaklaşım ortaya konulmalı ve yine üretilmiş cinsiyet kalıpları yıkılmaya çalışılmalıdır. Bu noktada ise devlete düşen görev  bu anlamda aktif bir tutum sergilemesi, bu alanda çalışmalar yapan sivil toplum örgütleriyle etkin iletişim ve bağ kurması ve birlikte harekete geçereke toplumda ciddi bir farkındalığın uyanmasına vesile olması gerekmektedir.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>7.2.2.Koruma</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Devletlerin kadına yönelik şiddeti önleme hususunda pozitif yükümlülüğü temelinde gerek şiddet görme tehdidi altında bulunan kadınlar veya potansiyel ev içi şiddet mağdurları, gerekse şiddete maruz kalmış kişiler adına alınması lazım gelen birtakım tedbirler elbette vardır. Bunların başında öncelikle tehlike altında bulunan kadını koruma altına alan yasalar ve koruma tedbirleri gelmektedir. Şiddete maruz kalma tehdidi altında bulunan veyahut şiddet mağduru ve  fakat ikinci mağduriyeti önleme hususunda yargı organınca verilen koruma tedbirleri, uzaklaştırma kararları önem arz etmektedir. Yine şiddet veya potansiyel şiddet mağdurlarına yönelik etkin bir şekilde korunma sağlanması onlar için uygun koşullarda sığınma evlerinin varlığına bunlara kolaylıkla  ulaşılabilirlik sağlanmasına, hukuki, psikolojik ve maddi yardımların gerçekleştirilmesine bağlıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Koruma yükümlülüklerinin hayata geçirilmesinde gözlemlenen sorunlar arasında kadına şiddetle ilgili cezai müeyyidelerin polis ve yargı makamları tarafından yeterince uygulanmaması ve sığınma evleri gibi hizmetlerin yokluğu ya da yetersizliği bunun sonucunda ise çoğu zaman kadınlar kendilerine şiddet uygulayan kişiyle yaşamaya devam etmek durumunda kalmasıdır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn55" name="_ftnref55">[55]</a></span><a name="_Toc533358725"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> 7.2.3.Soruşturma ve Cezalandırma</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kadına yönelik şiddeti önlemede devletin pozitif yükümlülüğü çerçevesinde suçları soruşturma, kovuşturma ve cezalandırma mekanizmalarında görev alan yetkililerin tutumları bu noktada önem kazanmaktadır. Devlet kadına yönelik şiddet vakıalarının etkin bir biçimde soruşturulmasını ve kovuşturulmasını sağlamakla birlikte yargı organlarınca  mağdur ve potansiyel mağdurlara etkin bir şekilde korunmasının, gerekli cezai müeyyidelerin hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Oysa günümüzde birçok ülkede bu tür suçların soruşturma, kovuşturma ve cezalandırılması noktasında devletlerin yetersiz kaldıkları görülmektedir. Uygulamada özellikle kadına yönelik şiddet mağdurları ilgili merciilere başvurduklarında yetkililerin ilgisiz ve isteksiz tavırlarıyla karşılaşmaktadır. İlgililerin burada takındıkları tavır genelde uzlaştırmacı ve arabulucu bir özellik arz eder. Keza yine mahkemelerde hakimlerin bu tür fiillere uygun olmayan, indirilmiş cezalar verdikleri görülmektedir.  Bu noktada devlete düşen görev ise bu vakıalarla muhatap olan kişi ve kurumlar farkındalık  ve cinsiyete dayalı ayrımcılığı ortadan kaldırıcı duyarlılık kazandırmaktır.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>8.AİHM&#8217;in Kadına Yönelik Şiddeti ve Ev-İçi Şiddeti Ele Alışı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan temel insan haklarının korunması bakımından oldukça önemli bir mekanizmadır. AİHM haklar bakımından benimsediği özerk yorum prensibi ve kendine has yorum teknikleriyle yaşayan bir belge olan AİHS’de yer alan hakların içeriğini içtihatlarla doldurmakta, taraf devletlerde hak ihlallerinin önüne geçmek adına kendine alan açmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olmamız hasebiyle  ve buna bağlı olarak Anayasa Madde 90 ışığında temel hak ve özgürlükler açısından Sözleşme ve Mahkeme kararlarıyla doğrudan bağımız olup temel hak ve özgürlüklere ilişkin iç hukukumuzda mevcut olan farklı hükümler nedeniyle ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda milletlerlerarası andlaşma hükümlerini esas almak durumundayız.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yukarıda bahsedildiği üzere kadına yönelik şiddet bir insan hakkı ihlali olarak kabul edilmekte, uluslararası sözleşme ve mekanizmalarla korunmaktadır. Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığı bir insan  hakkı ihlali olarak kabul eden ve buna yönelik etkili bir koruma öngören uluslararası kuruluşlardan biri de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir. Mahkeme’nin sözleşmeyi yaşayan bir metin olarak ele alması ve içtihadını geliştirmesi sonucunda kadına yönelik şiddet konusunda verdiği iki karar ise kadına karşı şiddette devletin sorumluluğu bağlamında bir dönüm noktası oluşturmuştur.<a style="color: #000000;" href="#_ftn56" name="_ftnref56">[56]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu bağlamda AİHM tarafından verilen ilk önemli karar Bulgaristan’a karşı Bevacqua’ nın yaptığı başvuruda verilen karardır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn57" name="_ftnref57">[57]</a>Başvuruya konu olan olayda Bevacqua, eski eşi tarafından defalarca şiddete maruz kalmış ve şikayetine rağmen son olayda savcılık hafif yaralanma olduğu için kovuşturmaya gerek olmadığına karar vermiş ve başvurucu AİHS’ te yer alan 3, 8, 13 ve 14. Maddelerin ihlal edildiğini iddia etmiş; Mahkeme ise bu başvuruda çeşitli uluslararası belgelere ve İnter- Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi’nin ilgili kararlarına atıf yaparak devletin ev içi şiddeti önlemek için gerekli özeni gösterme yükümlülüğünü değerlendirmiştir. İşbu başvuruda mahkeme AİHS madde 8’in ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bu karara göre söz konusu maddede bahsedilen özel yaşama saygı gösterilmesi ilkesinin devlete yalnızca negatif yükümlülük değil aynı zamanda bireyler arasında özel alanda gerçekleşen ihlallere ilişkin tedbirler almak şeklinde pozitif yükümlülük de yükleyeceğine hükmetmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">AİHM bu konuda verdiği Opuz Kararı ile ise çok daha ayrıntılı bir içtihat ortaya koymuştur.<a style="color: #000000;" href="#_ftn58" name="_ftnref58">[58]</a> Opuz kocası H.O’dan defalarca şiddet görmüş, boşanma kararı alma evresinde bu şiddet annesine de yansıyarak bıçaklama, arabayla ezme dahil olmak üzere yedi şiddet olayı adli makamlara da yansımıştır. Bu kovuşturmalar esnasında her defasında ya başvuran ve annesi şikayetlerini geri çekmiş veya yetkili makamların ilgisiz tavırları sebebiyle H.O. herhangi bir ceza almamıştır. Her ne kadar başvuranın annesi savcılığa hayatının tehlikede olduğunu bildirmişse de savcılıkça herhangi etkili bir tedbir alınmamış ayrıntılı bir soruşturma dahi yürütülmemiştir. En nihayetinde H.O. başvuranın annesini öldürmüştür. Bu olayı diğerlerinden ayıran yan ise Opuz’ un yaşadığı şiddet konusunda yasal yollara ısrarlı şekilde başvurmamış olmasıdır. Mahkeme bu kararda Ulusal Türk Ceza Yasası’nın ve ayrıca Ailenin Korunması Yasası’nın bu tür suçların cezalandırılması bakımından yetersiz olduğu ve belli bir takım ölçütleri sağlamadığına hükmetmiştir ayrıca yine bu tür suçların şikayete bağlı olmasının sözleşme hükümlerine aykırılık anlamına gelebileceği yorumunu yapmıştır. Ayrıca mahkeme bu tür durumlarda devletin yeterli koruma sağlamamasının ayrımcılık anlamına geldiği ve bu denli ağır ve sürekli bir şiddetin özel kişilerce yapılsa bile işkence yasağı kapsamında değerlendirilebileceğine karar vermiştir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn59" name="_ftnref59">[59]</a> Kararda üzerinde durulması gereken diğer bir husus ise Mahkeme’nin kadına yönelik ev içi şiddeti ayrımcılık yasağına ilişkin 14. Madde kapsamında incelemesidir. Mahkeme bu tespiti yaparken yani kadına yönelik şiddette ayrımcılık bulunduğu tespitinde bulunurken Türkiye de var olan çeşitli kuruluşların rapor, inceleme ve saha çalışmalarını dikkate almış ve bu çalışmaları ayrımcılığa dair bir gösterge olarak değerlendirmiştir.<a style="color: #000000;" href="#_ftn60" name="_ftnref60">[60]</a> Bu raporlardan hareketle kadınların başvurduğu polislerin meseleyi aile içi mesele olarak gördükleri ve kadınlara bu yönde telkinde bulunarak kimi zaman hiç müdahale etmedikleri ve yine yargının da benzer şekilde bu konuda pasif tutum sergilediği görülmüştür.<a style="color: #000000;" href="#_ftn61" name="_ftnref61">[61]</a> Yine bu kararı diğer kararlarda ayıran önemli bir husus ise AİHM’ in kadına yönelik şiddet bakımından suçlar şikayete bağlı olsa bile devlet makamlarının harekete geçip geçmeme noktasında karar ölçütlerine yer verilmiş olmasıdır. Buna göre şu unsurlar devlet makamlarınca dikkate alınmalıdır:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Suçun ciddiyeti,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Mağdurun yaralarının fiziksel veya psikolojik olması,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Davalının silah kullanıp kullanmadığı,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Davalının saldırıdan bu yana tehditlerde bulunup bulunmadığı,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Davalının saldırıyı planlayıp planlamadığı,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Hanede yaşayan çocukların psikolojileri,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Davalının tekrar saldırıda bulunma ihtimali,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Mağdur veya dahil olan, veya olabilecek diğer kişilerin sağlığı ve güvenliğine yönelik devam etmekte olan tehdit,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-İlişkinin evveliyatı, geçmişte şiddet uygulanıp uygulanmadığı,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Davalının adli sicili.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu listeden hareketle mahkeme  ‘’Bu uygulamadan, suç ne kadar büyükse ya da başka suçların işlenmesi riski ne kadar yüksekse, kamu yararı açısından kovuşturmanın devam etmesinin, mağdurlar şikayetlerini geri çekse dahi, o derece önemli olduğu’’ sonucuna varmıştır.<a style="color: #000000;" href="#_ftn62" name="_ftnref62">[62]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kontrova v. Slovakya kararında<a style="color: #000000;" href="#_ftn63" name="_ftnref63">[63]</a> ise başvuran 2 Kasım 2002 tarihinde eşinin kendisine saldırdığı ve kendisini elektrik kablosuyla dövdüğünü ileri sürerek eşi hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Daha sonra başvuran eşi lehinde şikayetini değiştirmiştir. Başvuranın eşi 31 Aralık 2002 tarihinde iki çocuğunu vurarak öldürmüştür. AİHM nezdinde başvuran eşinin kötü ve tehditkar tutumuna ilişkin olarak bilgi sahibi olan polisin, çocuklarının hayatını korumak için uygun tedbirleri almadığını iddia etmiştir. AİHM yetkililerin başvuranın çocuklarının yaşam haklarını koruyamadıkları gerekçesiyle AİHS’ in 2. Maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Mahkeme, başvuranın ailesinin durumunun Kasım 2002 tarihinde yerel polis önünde yapılan suç duyurusu ve Aralık 2002 tarihinde yapılan acil telefon çağrıları nedeniyle polis tarafından bilinmekte olduğunu gözlemlemektedir. Buna karşılık yürürlükteki yasalara göre polisin başvuranın suç duyurusunu kayda geçirmek, başvuranın eşi aleyhinde ivedilikle bir ceza soruşturması ve ceza yargılamaları başlatmak, acil çağrıların gerektiği şekilde kaydını tutmak ve durumun seyrine ilişkin olarak tavsiyede bulunmak ve başvuranın eşinin silahlı olduğu ve silahını kullanmakla tehdit ettiği iddiasına ilişkin olarak gerekeni yapmak zorunda olduğunu gözlemlemektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">AİHS madde 2’ ye ilişkin diğer bir kararda<a style="color: #000000;" href="#_ftn64" name="_ftnref64">[64]</a> ise   başvuranların annesi babaları tarafından öldürülmüş, türk yetkili makamları ise başvuranların annelerinin yaşamına dair ciddi bir tehdidin varlığı konusunda bilgilendirilmelerine rağmen eşi tarafından öldürülmesini önlemek için makul olarak mevcut tedbirleri almadıklarına karar verilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">E.S. ve Diğerleri / Slovakya kararında<a style="color: #000000;" href="#_ftn65" name="_ftnref65">[65]</a> ise birinci başvuran 2001 yılında eşinden ayrılmış ve eşi hakkında kendisine ve çocuklarına kötü muamele bulunduğu ve kızlarından birine cinsel istismarda bulunduğu gerekçeleriyle suç duyurusunda bulunmuştur. İki yıl sonra başvuranın eşi şiddet ve cinsel istismardan mahkum edilmiştir. Ancak başvuranın eşinin evden uzaklaştırılması talebi reddedilmiştir. Yerel mahkeme başvuranın eşinin mülkiyetten faydalanma hakkını engellemeye yetkisi olmadığına, kullanım hakkının ancak boşanma gerçekleştiği takdirde sona erebileceğine hükmetmiştir. Birinci başvuran ve çocukları bu nedenle arkadaşlarından ve aileden uzaklaşmaya zorlanmış ve çocuklardan ikisi okullarını değiştirmek zorunda kalmıştır. AİHM Slovakya’nın birinci başvurana ve çocuklarına başvuranın eşine karşı talep ettikleri yeterli korumayı sağlayamadığı gerekçesiyle sözleşme’nin 3. Maddesini ve 8. Maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir. Mahkeme başvurana ve çocuklarına 2 yıl sonra değil derhal koruma sağlanması gerekliliğine vurgu yapmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Görüldüğü üzere AİHM ev içi şiddetin önlenmesi hususunda mağdura devlet tarafından etkin bir koruma sağlama yükümlülüğü getirmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: 16px; color: #000000;">SONUÇ</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kadına yönelik şiddet tarihsel süreci düşünüldüğünde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en çirkin toplumsal tezahürlerinden biri olagelmiştir. Burada şiddet, yaratılmış birtakım kalıplaşmış cinsiyet modelleri ve pratikleri üzerinden kadını kontrol ve baskı altında tutmak, hegemonik erkekliği gerçekleştirmek ve her defasında yeniden üretmek amacına hizmet etmektedir. Kadına yönelik şiddeti topluma yayılmış iktidar ilişkilerinden bağımsız olarak düşünmek ise mümkün değildir. Zira  toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve baskıya dayanan bir sistemler ağı düşünüldüğünde şiddet bir silsile olarak araçsallaştırılmaktadır. Ancak toplumda şüpheli kategorizasyonlar aracılığıyla ayrıştırılan ve ikincelleştirilen tüm gruplar gibi kadınlar da kendilerini hak öznesi olarak konumlandırmalarına müsaade etmeyen muktedire başkaldırmış, kağıt üzerinde şekli olarak sahip oldukları ‘’eşitlik’’ hakkına mücadele ile sahip olmuşlardır. Bu mücadele ise ikinci dalga feminizm yaklaşımı doğrultusunda ‘’kişisel olan politiktir.’’ Sloganında sembolikleşmiştir. İkinci dalga feminizm devletin ferdiyetçi bakış açısı temelinde özel alan-kamusal alan ayrımına ve bu ayrıma dayanan kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin ailenin özel meselesi sayılması görüşüne karşı ciddi bir politik eleştiri öne sürer ve aslında kadınlara yönelik her türlü şiddetin  o devlet müdahalesinden ari kılınmış özel alanlarda meydana geldiğini vurgular. Bu anlamda uzun yıllar süren feminist mücadeleler sonucunda elde edilen uluslararası sözleşmeler ve bu sözleşmelerin uygulamaları aracılığıyla kadına yönelik şiddet ayrımcı bir pratik ve  insan hakkı ihlali olarak kabul edilmiş bu noktada uluslararası arenada devletlere kadına yönelik her türlü şiddeti önleme konusunda pozitif yükümlülük getirilmiştir. Devletler  kadına yönelik her türlü şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesi hususunda pozitif bir tutum sergilemeyi; şiddeti önleme, mağdurları koruma ve iyileştirme, bu suçların soruşturulması ve kovuşturulmasını sağlayarak faillerinin tatmin edici cezalarını almalarını sağlamayı taahhüt ederler. Bunun yanında devletler kadına yönelik şiddetle mücadelede; uluslararası komitelerce izlenir ve dönemsel raporlamalar aracılığıyla tavsiyeler alıp bu tavsiye kararlarını iç hukuklarına yansıtmak suretiyle mücadeleye etkin bir altyapı kazandırılmasını sağlamakla yükümlüdürler. Her ne kadar kağıt üzerinde kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi noktasında gerekli önlemler alınmış gibi görünmekteyse de uygulamada ortaya çıkan aksaklıklar çoğu zaman kadınların insan haklarını ihlal etmektedir. Öncelikle köktenci bir yaklaşımla ortadan kaldırılması gereken gelenekçi toplumsal cinsiyet kalıplarına odaklanılmalı bu anlamda devlet üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirerek toplumda bu konuda farkındalık yaratacak çalışmalar sürdürmelidir. Sistemli ve ülke çapında bir eylem planı belirlenerek kadına yönelik şiddetin yıkıcı etkileri üzerine topluma bilgi verilmeli, tüm bireylere bu anlamda duyarlılık kazandırılmalıdır. Anılan suçların soruşturulması ve kovuşturulmasında yetkili kişilerin isteksiz tavırları ve yargıçların indirimli cezalara hükmetmelerinin önüne geçilmeli bu anlamda tüm şiddet mağdurlarına etkin bir koruma sağlanmalıdır.</span></p>
<hr />
<h1 style="text-align: justify;"><span style="font-size: 16px; color: #000000;">KAYNAKÇA</span></h1>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref1" name="_ftn1"><span style="font-size: 14px;">[1]</span></a><span style="font-size: 14px;"> Ertürk, Yakın: Sınır Tanımayan Şiddet, Paradigma, Politika ve Pratikteki Yönleriyle Kadına Şiddet Olgusu, Metis Yayınevi, İstanbul 2015, s.32</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Yarar, Betül: ‘’Yakın İlişki İçinde Şiddeti Feminist Bakışla Yeniden Düşünmek’’, Şiddetin Cinsiyetli Yüzleri, İstabul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2015, s.20.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Sever, Çiğdem: ‘’Kadına Karşı Eviçi Şiddette Devletin Sorumluluğu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Opuz v. Türkiye Kararı’’,s.2.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a>Connell, R.W.:Masculinities, PolityPress, Cambridge 1995, s.77; Türk, Bahadır: ‘’Şiddete Meyyalim Vallahi Dertten’’, Şiddetin Cinsiyetli Yüzleri, Metis Yayınları, İstanbul 2015, s.86.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Türk, s.87.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Türk, S.87.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Türk, s.91.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Türk, s.92.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a>Connell, s.94, Türk, s.92.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Türk, s.92.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Türk, s.97.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Türk, s.97.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Türk, s.97.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Türk, s.98.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Türk, s.99.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Erdoğan, İlker: ‘’ Erkek Dergilerinde Hegemonik Erkek(lik), Beden Politikaları ve Yeni Erkek İmajı’’, Medyada Hegemonik Erkeklik ve Kültürel Temsil, Kalkedon , İstanbul 2011, s.163-212.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Türk, s.99.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a>Erdoğan, s. 56,66.; Türk, s.99.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> Meral, Pınar Seden: ‘’Erkek Hegemonyasının Yeniden Üretimi: Dergi Reklamlarında Hegemonik Erkekliğin Temsili’’, Medyada Hegemonik Erkek(lik) ve Kültürel Temsil, Erdoğan, İlker (haz.), Kalkedon, İstanbul 2011, s.308-319. ; Türk, s.100.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a>Hacısoftaoğlu, İlknur/ Koca, Canan: ‘’ Spor Medyasında Hegemonik Erkekliğin Üretimi: Delikanlı Gibi Yaşayın, Delikanlı Gibi Oynayın’’, Medyada Hegemonik Erkek(lik) Ve Kültürel Temsil, Erdoğan, İlker (haz.), Kalkedon, İstanbul 2011, s.84-88. ; Türk, s.100.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> Türk, s.100.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Türk, s.100</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> Türk, s.100</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> Benjamin, Walter: ‘’ Şiddetin Eleştirisi Üzerine’’, Göztepe, Ece (çev.), Şiddetin Eleştirisi Üzerine, Çelebi, Aykut (haz.), Metis Yayınları, İstanbul 2010, s.19. ;Türk, s.101.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> Yarar, s.20.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a>McPhail, Beverly/ Busch, Noel/ Kulkarni, Shanti/ Rice, Gail: An İntegrative Feminist Model:’’ TheEvolving Feminist Perspective On Intimate Partner Violonce’’, ViolonceAgainstWomen, 13:8, 2007, 818-820.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> Yarar, s.20.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a> Yarar, s.20.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref29" name="_ftn29"></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a> Ertürk, s.25.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a> Ertürk, s.25.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> Ertürk, s.34.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a> Özdamar, Demet: Cedaw Sözleşmesi, Seçkin Yayıncılık, İstanbul 2009, s.50.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a> Ertürk,s.67.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a>Ertürk,s.67.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a>Ertürk,s.72.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a>Ertürk,s.73.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref38" name="_ftn38">[38]</a>Ertürk,s.73.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref39" name="_ftn39">[39]</a> Özdamar, s.56.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref40" name="_ftn40">[40]</a> Ertürk, s.74.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref41" name="_ftn41">[41]</a>Ertürk,s.74.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref42" name="_ftn42">[42]</a>Acar, Feride / Ertürk, Yakın: ‘’ Kadınların İnsan Hakları: Uluslararası Standartlar, Kazanımlar, Sorunlar’’, Sancar, S.(haz.), Birkaç Arpa Boyu: 21. Yüzyıla Girerken Türkiye’de Feminist Çalışmalar Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’a Armağan, Koç Üniversitesi Yayınları, Cilt 1, İstanbul 2011, s.291.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref43" name="_ftn43">[43]</a> Uygur, Gülriz: ‘’ İstanbul Sözleşmesi Işığında Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun Temel Yaklaşımı, Şiddetin Cinsiyetli Yüzleri, Yazar, Betül (der.), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2015, s.204.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref44" name="_ftn44">[44]</a> Ertürk, s.92.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref45" name="_ftn45">[45]</a>Ertürk,s.92.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref46" name="_ftn46">[46]</a>Ertürk,s.92.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref47" name="_ftn47">[47]</a> Ertürk,s.99.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref48" name="_ftn48">[48]</a> Ertürk, s.100.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref49" name="_ftn49">[49]</a>A.g.e. , s.100.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref50" name="_ftn50">[50]</a> Ertürk, s.100.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref51" name="_ftn51">[51]</a> Ertürk, s.100.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref52" name="_ftn52">[52]</a> Ertürk, s.102.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref53" name="_ftn53">[53]</a> Ertürk, s.102.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref54" name="_ftn54">[54]</a> Ertürk, s.102.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref55" name="_ftn55">[55]</a> Ertürk, s.104.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref56" name="_ftn56">[56]</a>Sever, s.12.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref57" name="_ftn57">[57]</a> Bevacqua v. Bulgaristan, Başvuru No: 71127/01.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref58" name="_ftn58">[58]</a> Opuz v. Türkiye, Başvuru No: 33401/02, Üçüncü Daire, 09/07/2009.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref59" name="_ftn59">[59]</a> Opuz v. Türkiye, par.160.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref60" name="_ftn60">[60]</a> Opuz v. Türkiye, par. 91-106.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref61" name="_ftn61">[61]</a>Opuz v. Türkiye, par. 194-196.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref62" name="_ftn62">[62]</a> Opuz v. Türkiye, par.139.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref63" name="_ftn63">[63]</a> Kontrova v. Slovakya, Başvuru No: 7510/04, Dördüncü Daire, 31/05/2007.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref64" name="_ftn64">[64]</a> Civek v. Türkiye, Başvuru No:55354/11, 23/02/2016.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-size: 14px;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref65" name="_ftn65">[65]</a> E.S. ve Diğerleri v. Slovakya, Başvuru No: 8227/04, 15/09/2009.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Acar, Feride / Ertürk, Yakın: ‘’ Kadınların İnsan Hakları: Uluslararası Standartlar, Kazanımlar, Sorunlar’’, Sancar, S.(haz.), Birkaç Arpa Boyu: 21. Yüzyıla Girerken Türkiye’de Feminist Çalışmalar Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’a Armağan, Koç Üniversitesi Yayınları, Cilt 1, İstanbul 2011</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Benjamin, Walter: ‘’ Şiddetin Eleştirisi Üzerine’’, Göztepe, Ece (çev.), Şiddetin Eleştirisi Üzerine, Çelebi, Aykut (haz.), Metis Yayınları, İstanbul 2010, s.19</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Connell, R.W.:Masculinities, PolityPress, Cambridge 1995</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Erdoğan, İlker: ‘’ Erkek Dergilerinde Hegemonik Erkek(lik), Beden Politikaları ve Yeni Erkek İmajı’’, Medyada Hegemonik Erkeklik ve Kültürel Temsil, Kalkedon , İstanbul 2011, s.163-212.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Ertürk, Yakın: Sınır Tanımayan Şiddet, Paradigma, Politika ve Pratikteki Yönleriyle Kadına Şiddet Olgusu, Metis Yayınevi, İstanbul 2015</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Hacısoftaoğlu, İlknur/ Koca, Canan: ‘’ Spor Medyasında Hegemonik Erkekliğin Üretimi: Delikanlı Gibi Yaşayın, Delikanlı Gibi Oynayın’’, Medyada Hegemonik Erkek(lik) Ve Kültürel Temsil, Erdoğan, İlker (haz.), Kalkedon, İstanbul 2011, s.84-88</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">McPhail, Beverly/ Busch, Noel/ Kulkarni, Shanti/ Rice, Gail: An İntegrative Feminist Model:’’ TheEvolving Feminist Perspective On Intimate Partner Violonce’’, ViolonceAgainstWomen, 13:8, 2007, 818-820. (Yarar, S.20’den naklen)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Meral, Pınar Seden: ‘’Erkek Hegemonyasının Yeniden Üretimi: Dergi Reklamlarında Hegemonik Erkekliğin Temsili’’, Medyada Hegemonik Erkek(lik) ve Kültürel Temsil, Erdoğan, İlker (haz.), Kalkedon, İstanbul 2011, s.308-319</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Özdamar, Demet: Cedaw Sözleşmesi, Seçkin Yayıncılık, İstanbul 2009</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Sever, Çiğdem: ‘’Kadına Karşı Eviçi Şiddette Devletin Sorumluluğu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Opuz v. Türkiye Kararı’’.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Türk, Bahadır: ‘’Şiddete Meyyalim Vallahi Dertten’’, Şiddetin Cinsiyetli Yüzleri, Metis Yayınları, İstanbul 2015</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Uygur, Gülriz: ‘’ İstanbul Sözleşmesi Işığında Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun Temel Yaklaşımı, Şiddetin Cinsiyetli Yüzleri, Yazar, Betül (der.), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2015,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14px; color: #000000;">Yarar, Betül: ‘’Yakın İlişki İçinde Şiddeti Feminist Bakışla Yeniden Düşünmek’’, Şiddetin Cinsiyetli Yüzleri, İstabul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2015,</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kadina-yonelik-siddet-ve-ev-ici-siddetin-onlenmesi.html">İnsan Hakları Hukuku Işığında Kadına Yönelik Şiddet Ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi Konusunda Devletin Pozitif Yükümlülüğü</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
