﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hatice Büyükiba | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/yazar/haticebuyukiba/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Apr 2024 20:14:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Hatice Büyükiba | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Modernizmin Getirdiği Reklam Kültürünün ve Geçmişten Günümüze Uzanan Anlatıların Değerler Eğitimindeki Rolü</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/modernizmin-getirdigi-reklam-kulturunun-ve-gecmisten-gunumuze-uzanan-anlatilarin-degerler-egitimindeki-rolu.html</link>
					<comments>https://www.akademikkaynak.com/modernizmin-getirdigi-reklam-kulturunun-ve-gecmisten-gunumuze-uzanan-anlatilarin-degerler-egitimindeki-rolu.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Büyükiba]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jul 2022 20:09:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Bilimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=13078</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değer bilmiyoruz. Değersizleştiriyoruz. Şüphesiz ki çağımızda en sık maruz kaldığımız olumsuzlamalardır. Bu iki olumsuz duygunun temelinde yaşamımızı; tarihimizi, kültürümüzü, geleneğimizi okumadan araştırmadan sadece bize sunulan hazır bilgilerle şekillendirmemiz ve modern dünyanın insanı merkeze alan tutumunun aslında onu aynı oranda ‘’bencilliğe’’, ben olgusunun verdiği tatmin olmama dürtüsüyle de yaşadığı toplumda aradıklarını bulamayınca ‘’yalnızlığa’’ itmesidir.  Elindekilerle yetinmeyip [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/modernizmin-getirdigi-reklam-kulturunun-ve-gecmisten-gunumuze-uzanan-anlatilarin-degerler-egitimindeki-rolu.html">Modernizmin Getirdiği Reklam Kültürünün ve Geçmişten Günümüze Uzanan Anlatıların Değerler Eğitimindeki Rolü</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Değer bilmiyoruz. Değersizleştiriyoruz. Şüphesiz ki çağımızda en sık maruz kaldığımız olumsuzlamalardır. Bu iki olumsuz duygunun temelinde yaşamımızı; tarihimizi, kültürümüzü, geleneğimizi okumadan araştırmadan sadece bize sunulan hazır bilgilerle şekillendirmemiz ve modern dünyanın insanı merkeze alan tutumunun aslında onu aynı oranda ‘’bencilliğe’’, ben olgusunun verdiği tatmin olmama dürtüsüyle de yaşadığı toplumda aradıklarını bulamayınca ‘’yalnızlığa’’ itmesidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"> Elindekilerle yetinmeyip fazlasını isteme yaşanılan modern zamanların bir dayatması değildir. Toplumların anlatılarında yer alan kimi masal ve hikâyelerde de çocuğa sunulan masalımsı dünya ona hep daha güzeli var, daha iyisi var algısını yaşattırmaktadır. Bunlara bir de modernizmin getirdiği reklam kültürü eklenince ‘’tatmin olmama’’ durumunun pekişmesi işten olmamıştır. ‘’Sen daha iyisini hak ediyorsun.’’, ‘’Hazzı hisset.’’, ‘’Daha fazlasını iste.’’ gibi sloganlar bunlardan sadece birkaçıdır. Yaratılan algı genç kuşağı manevî ve millî kültürümüzde var olan dayanışma, paylaşma, birliktelik, ihtiyacın kadarını harca, bencil olma, hoşgörü erdemdir değerlerinden uzaklaştırmakta, değerlerimizden yoksun bir dünyada yaşamaya itmektedir. Nasıl bir dünyada yaşamak isterdiniz, yaşadığınız dünyanın daha güzel olması için neler yapardınız, bir sihirli fırçanız olsa dünyayı nasıl güzelleştirirdiniz? Küçüklüğümüzde şüphesiz ki her birimiz bu sorularla en az bir kere muhatap olmuşuzdur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Soruların cevapları ise genellikle okuduğumuz veya bize okunan masallar ve hikâyelerde gizlidir. Peki, çocuklara, gençlere aile içinde, okul öncesinde ve okul sonrasında sepetten seçilen bir elma gibi sunulan masal ve hikâyelerin onların hayatındaki, gelişim sürecindeki önemi nedir? Kültürümüzden ve başka kültürlerden doğan anlatılar sahip olduğumuz değerlerle ilgili onlara sadece iyi olan yanları mı anlatmaktadır? Anlatıların alt metinlerinde gizli olan olumsuzlukların farkına varmak, bunları bir uyarı gibi algılamak mümkün müdür? Ebeveynler, öğretmenler ve okul bu işin neresindedir, neresinde olmalıdır?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Söz, çok önemlidir. Belki de varoluşun temel dayanağıdır ve sözcükler daha insanın ağzından döküldüğü ilk andan itibaren kendi bağımsızlığını ilan eder ve gerçekleşmeye başlar. Sözcüklerin tüm büyüsüyle bizi sarıp sarmaladığı yer ise kültürün içinden doğan anlatılardır. Anadolu, Hindistan, Avrupa, İran ve Arabistan gibi geniş bir coğrafya üzerinde doğan anlatılar; yaşadığımız şehirlerin karmaşasını, esrarını içine alıp paylaşma, güven, yardımlaşma, sevgi, merhamet, saygı, dostluk gibi pek çok kavramı zıtlıklarıyla yani yalan, ihanet, hile, dolan, kılık değiştirme ile sentezleyip ruhunda doğup büyüdüğümüz kültürün ayak izleriyle bizlere ulaştırır. Bu sebepledir ki ailenin, öğretmenlerin, yayınevlerinin ve müfredatın çocuklara, gençlere sunacağı anlatılara dikkat etmesi, bu anlatılar seçilirken sadece yaş düzeyine uygunluk değil ‘’ bu anlatı, bireye hangi değeri doğru şekilde öğretmelidir?’’ kriterini de göz önünde bulundurmalıdır. Hikâyeler ve masallar uydurma anlatılar değildir, her biri içinden çıktığı toplumun kültüründen izler ve taşır ve bu toplumun ihtiyaçları doğrultusunda şekillenerek kuşaktan kuşağa aktarılar. Bu bağlamda ‘’değerleri’’ gelecek nesillere doğru ve güçlü şekilde taşımada elimizdeki en güçlü silahlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Eğitim, sorup keşfetmek ve üretmek üzerine kurulu olmalıdır. Tüm bunları ortak noktada buluşturan etmen ise ‘’merak’’ duygusudur. Dünyadaki keşiflerin ve icatların temelinde de insanın sınırlandıramadığı merak dürtüsünün olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda öğretmenler, okul, dijital platformlar veya basılı kaynaklar üzerinden bizlere sunulan tüm öğretiler bireyin kendisini ve yaşadığı yeryüzünü keşfetme, analiz etme, tanımlama, sentezleme ve yeni anlatılara kapı açma basamaklarını destekler nitelikte olmalıdır. Aslında çalışmanın odak noktası, bugün Z kuşağı eğitimin odak noktasında ne bulmak istiyor? Bu kuşak değerlerimizden çok uzak, onları bilmiyor ve uygulamıyor demek ne kadar doğru? Sorulması gereken soru bilmiyor, öğrenmiyor mu yoksa anlatılamıyor, öğretilemiyor mu? Bu soruların cevabı çok uzakta değil yine kendi kültürümüzün içinde gizli ve doğru anlatılarla, o anlatıları doğru şekillerde yorumlayıp doğru zaman ve doğru koşullarda yapılacak etkinliklerle bireye sunmak, onu hayata sadece akademik anlamda değil sosyal anlamda da dolu bir birey olarak hazırlamak çok zor değildir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">‘’İnsan eğitime ihtiyaç duyan tek varlıktır.’’ diyen İmmanuel Kant, insanın birbiri ardı bebeklik, çocukluk ve talebelik dönemlerinden geçtiğini ifade ederken eğitim için en önemli evrenin ‘’çocukluk dönemi’’ olduğuna dikkat çekmektedir. Bu evrede, çocuk kendini tanıyacak, doğal yeteneklerini kullanarak belirlediği amaçlar doğrultusunda kişiliğini şekillendirecek ve sınırları tanıyıp kurallar koyacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Tartışmasız eğitimin en önemli destekçisi ebeveynlerdir. Sahip olduğu değerlerin farkında olan ebeveyn bu bilinçle çocuğunu yetiştirecek ve çocuk ailesinden aldığı sevgi, görgü ve güven ile okuldaki ruh hâlini ortaya koyacaktır. Eğitimde akademik başarı, kültürel- sportif faaliyetler ve sosyal ilişkilerde uyum bu uyumun da beraberinde getirdiği bireyin kendini ifade etme gücü önemli birer sacayağıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"> Sosyal ve fiziksel çevresine karşı duyarsız kalan bireyler, bilgi ve çıkarlarını insanlığın ve çevrenin yararına olmayan işlerde kullanabilirler. Bu tip insanların meydana getireceği zararlar ne yazık ki sadece kendilerini değil, başkalarını da etkileyebilir. Birey; farklı kültürlere saygı duyma hissinden yoksun, içinde yaşadığı toplumun değerlerinde habersiz büyürse bugün belki de okulların en büyük problemlerinden biri olan ‘’akran zorbalığı, öğrenci-öğretmen şiddeti ve buna eklenen veli şiddeti ve hoşgörüsüzlüğü’’ artarak büyüyecektir. Tüm bu olumsuzlukların önüne geçebilmek adına aile, okul, kitle iletişim araçları ve sosyal medya birlikte hareket etmek zorundadır. Çağımız ‘’İnternet’’ çağıdır, gençleri teknolojiden koparmanın imkânsız olduğu bu dünyada onları korumak dahası başkaları tarafından korunmaya ihtiyaç duymadan büyümelerini sağlamak her yetişkinin görevidir. Millî, kültürel ve dünyasal birçok değerimize sahip çıkma noktasında da hepimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Anahtar kelime şudur ki; eğitim sistemi çağımızın getirdiği yeniliklerin dezavantajlarını avantaja dönüştürmelidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Bilgi ve teknoloji çağında yaşamanın pek çok avantajı olmakla birlikte Z kuşağı bu çağın dezavantajlarını da fazlasıyla yaşamaktadır. Bilgiye çok çabuk ve hızlı ulaşmak beraberinde bilgi kirliliğini de getirmiştir. Toplumcu yapıdan bireysel yapıya dönen birey sosyalleşme kavramının boşluğunu da ‘’a sosyallik’’ kavramı ile doldurmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"> Değerlerin ana izleğini oluşturan sevgi, saygı ve güven duyguları karşılıklı iletişim hâlinde ve çoğu zaman da temas kurarak gelişebilecek duygulardır. Günümüz gençleri bu duyguların içini ne yazık ki kitle iletişim araçlarının kendilerine sunduklarıyla şekillendirmekte ve oldukça değerli olan 24 saatlik bir günü de değersizleştirmektedir. Bilgisayar veya televizyon başında kontrolsüz geçirilen saatler kaygı, endişe, stres gibi duyguları da beraberinde getirmekte ve çoğu kez çocuklarımız, gençlerimiz farkında olmadan bu durumlara maruz kalmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">İnsanlar dünyaya gelişleri itibariyle dinleme ve konuşma kapasitelerine sahip olarak doğarken; okuma, yazma ve sayı sayma gibi temel etkinlikleri bir eğitim sürecinden geçmeden, kendi kendilerine öğrenme kapasiteleri bulunmamaktadır. Aynı şekilde mutluluk ve mutsuzluğu ayırt etme kapasiteleri olsa dahi herhangi bir eğitim almadan bu duyguları meydana getiren değerleri yargılama kapasiteleri de bulunmamaktadır. Bununla beraber ilk zamanlarda çocuklar, toplumsal kuralları herhangi bir eleştiri süzgecinden geçirmeden ezberleme eğilimindedirler. Davranışlarının neticelerini düşünmez ve bağımsız hareket edebilecek, sebep-sonuç bağlantısı kurabilecek aklî olgunluk mertebesine henüz erişemezler. Dolayısıyla değer dünyaları siyah ve beyaz, doğru ve yanlıştan ibarettir. Bu durumda onların kendiliğinden iyi olmaları beklenemez ve rehberlik yapılmadığı müddetçe ahlaken &#8220;boş levhalar&#8221; olarak kalmaya devam edeceklerdir. Ya da o boş levha istenmeyen bilgi ve davranışlarla doldurulacaktır. Sonuç olarak okul ve aile, çocuklarımızın kitle iletişim araçları ile olan ilişkilerini düzenleme ve denetleme noktasında önemli birer mekanizmadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Okul sadece bilgi odaklı bir kurum olarak algılanıyor. Oysaki bugün Z kuşağı bilgiyi bir ‘’click’’ ile bulabiliyor. Okul; sadece bilgi değil; vizyon geliştirme, etrafımızdaki insanlarla öğrenebilme, öğrenilenleri paylaşma ve bireye yeni ufuklar açma noktası olmalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Günümüz kentleri ve okulları ne yazık ki gridir. Bu grilik okul kademesinde sınıf düzeyi ilerledikçe daha artmakta yetişkinlikte yerini siyaha bırakmaktadır. Grilik tanımında gizli olan ‘’oyundan uzak çocuk’’ betimlemesidir. Sosyal ve ahlaki kavramlar çocuğa oyunlar ve etkinliklerle öğretilmeli, yapılanlar günü kurtarmak üzerine değil kalıcılığı sağlamak üzerine kurulu olmalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Türkçe, sosyal bilimler, din kültürü ve ahlak bilgisi kitaplarında var olan anlatılar mutlaka gözden geçirilmeli ve alanında uzman kişilerce (pedagog, yazar, masal ve hikâye anlatıcısı, akademisyen gibi) hatta bu konuda öğrenci, öğretmen ve ebeveyn görüşleri de alınarak yeniden düzenlenmelidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Hiçbir şey ilk anındaki hâliyle kalmaz. Ancak günümüz MEB kitaplarında pek çok şey eskiden var olan alışkanlıklar temel alınarak düzenlenmektedir. Bu yanlıştır, değişen kuşağın beklentileri, algılama düzeyleri, dünyaya bakış açıları mutlaka dikkate alınmalıdır. Geleneğin, kültürün gizli olduğu anlatılar günümüz dijital alt yapısından da yararlanarak çocuğun ilgisini çekecek şekilde düzenlenmeli ve onlara ulaştırılmalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Hangi metinler, hangi yaş grupları için uygundur? Masal ve hikâyelerde alt metinlerde çocuğa sunulan doğru olmayan öğretiler nelerdir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Binbir Gece Masalları, bir çocuk masalı olmasının ötesinde aslında yetişkin masallarıdır. Çünkü çocuklara alın işte büyüdüğünüzde böyle bir dünya sizi bekliyor alt mesajını vermektedir. Peki, alt metinlerde gizli olan ve çocuk psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler yarattığı aşikâr o kavramlar nelerdir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Kadınların hile yapıp dolap çevirmede başvurdukları en önemli silah, cinsellikleridir. </strong>Pek çok masalda olduğu gibi burada da kültürün kız çocukları üzerinden devam edeceği mesajı gizlidir. Çünkü doğurganlık kadına has ve kutsal bir duygudur. Kadın annedir, derleyici ve toplayıcıdır. Sembolik bir anlatımla kız çocuklarına; ahlaklı olma, aile sözünden çıkmama-ki aile sözünden çıkan çocukların başına hep büyük kötülükler gelmektedir- namuslu olma-iyi ve güzel kızlar bakireliğini koruyanlardır, kaybedenler çirkin ve yaşlı bir kocakarıya dönüşür- güçsüz olduğu için onu koruyacak bir erkeğe ihtiyaç duyma gibi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong><u>Bu cinsel öğreti ve alt mesajlar çocukların zihnine öyle bir yerleşir ki kız çocukları; evde anneye yardım edecek olanın sadece kendileri olduğunu, babaya, ağabeye sonsuz mihnet duygusu ile yaklaşmaları gerektiğini çünkü eve bakacak olanın onlar olduğunu, büyüdükçe serpilen vücudunu saklamalı yoksa açığa vurmanın edepsizlik sayıldığını bilerek daha doğrusu bunlar hep aklına kazınarak büyür. </u></strong><strong>Neticesinde günümüz kuşağına baktığımızda her ne kadar modernleşme hep olumlu bir kavram gibi düşünülse de geleneğin içinde var olmayan öğretilerle büyütülen bir kuşağın bugün özgürlük deyince ‘’cinsellik’’ noktasında buluşması gördüğümüz acı tablolardan biridir.  Televizyon ve sosyal medyanın buna hizmet etmesi, erkek dünyasına hitap eden reklamlarda hep kadının güzelliği ve çekiciliği ile ön planda tutulması ve daha da acısı artan sapkın davranışların temelinde de güçsüz ve korunmaya muhtaç kadının kendini koruyamaması bu sebeple de geç saatlerde olmaması gereken yerlerde olması, etmemesi gereken sözleri etmesi, giymemesi gereken kıyafetleri giymesi gibi pek çok etmenle tüm olup bitenlere zemin hazırlayan başkahraman olarak bizlere sunulmasıdır.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>‘’Korku’’ pek çok masal ve hikâyede ana izlek olarak karşımıza çıkmaktadır. </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">MEB kitaplarına alınan, yayınevleri tarafından yayımlanan masal ve hikâye kitaplarının çocuklara korkuyu değil merak duygusunun çekiciliğini sunması gerekir. Çalışmanın amaç bölümünde de belirttiğimiz üzere, keşif ve icatların temelinde ‘’merak’’ unsuru vardır. Ancak pek çok anlatı; ‘’Peki, karanlık orman yoluna girdiklerinde ne olmuş, açmamaları gereken kapıyı açınca başlarına neler gelmiş’’ gibi sürükleyiciliği tetiklediklerini düşündükleri söylemlerle esasen çocukların ve gençlerin yaratıcılığını ve merakını son derece baskın bir duygu olan korku ile ne yazık ki köreltmektedirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Anlatıların büyük bir kısmı erkek korkuları ve kadınların güvenilmezliğiyle doludur.</strong> ( Sağırdere- Kemal Tahir: Mustafa’nın sevdiği kız tarafından aldatılışı, şehrin bireylere gösterdiği kötü ve çirkin yüzü. İntibah- Namık Kemal: Kötü bir kadına âşık olan Ali Bey’in kendisini ve ailesini sürüklediği felaket. Yaprak Dökümü- Reşat Nuri Güntekin: Ferhunde adı verilen işveli ve kötü niyetli kadın, bir ailenin dağılmasına vesile olur. Verilen örnekler  ‘’Binbir Gece Masalları’’ndaki anlatımla benzer nitelikler taşımaktadır.)  Tehlikeli olan bunlardan yola çıkarak yapılan film ve dizi uyarlamalarının Z kuşağına her bir karakterin ve her karakterin başından geçenin olağan olduğunu anlatmak, edep ve değer yargılarından uzak her bir durumu normalleştirerek sunmaktır. Bu içinde bulunduğumuz toplum için çözülmesi gereken bir sorundur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Erkek evi geçindiren, kadın ise çekip çevirendir.</strong> <strong>Eski çağlardaki</strong> <strong>temel vazifesi avlanma, yiyecek bulma, gerektiğinde kabilesini ve ailesine savunmak için her türlü silahı kullanarak savaşa girmektir. Kadının yeri ise evidir. Dişilik ve kadınlık eş değerdir. </strong>Kadınlık eğitimle öğrenilmez ve öğretilemez. Kız çocuğu annesinden ne öğrenirse onu yapmakla mükelleftir zaten bu onun yazgısıdır. Söz gelimi, ‘’Anasına bak kızını al. Armut dibine düşer. Cinsini sevdiğim cinsine çeker. Kızını dövmeyen dizini döver.’’ gibi atasözleri bu anlayışların somut birer örneğidir. Mahalli baskılar altında ezilen kadın bir süre sonra yaratıcılığını kaybeder ve aynı döngü içerisine hapsolur, artık hayatı ev içinde her gün aynı işleri yapmaktan ibarettir. Kadın içe dönük bir hâle bürünürken erkek ise giderek dış dünyaya döner. ( Kuyucaklı Yusuf- Sabahattin Ali: Romanın zayıf kahramanı Muazzez korunmaya muhtaçtır, tek vasfı iyi bir eş olmaktır lakin bunu da yapamamış Yusuf ortadan kaybolunca koruyamadığı iffetini kaybetmiştir, onu bu durumdan kurtaracak olan yine romanın güçlü kahramanı Yusuf’tur.         Üç İstanbul- Mithat cemal Kuntay: Adnan âşık olduğu Belkıs ve ailesi iflas edip zor duruma düşünce onunla evlenerek, onları bu acınası durumdan kurtaran yine güçlü ve eli ekmek tutan genç olarak karşımıza çıkar.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Kadın, kamusal alanda görülmez.</strong> Çalışmaz, üretmez. Doğurması, çocukları büyütmesi, her gün evi toplaması zaten onun vazifesidir. Bunun için kadını takdir etmeye gerek yoktur. (Sergüzeşt- Sami paşazâde Sezai: Dilber adlı esir bir kız hiçbir zaman kendi hayatı hakkında karar verememiş, hep birileri onun adına karar vermiştir. O ise bu döngüyü kırmaktaki çareyi, hayatına son vermekte bulmuştur. Aşk-ı Memnu- Halit Ziya Uşaklıgil: Romanın en güçlü kahramanı her ne kadar bir kadın- Bihter- olsa da bu kadın hayatı boyunca hiç çalışmamıştır. Önce Melih Bey’in güzel kızı, ardından da Adnan Bey’in güzel eşi olmuştur. Ve iffetsizliğinin bedelini kendi hayatına son vererek ödememiştir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Bir genç oğlan genç kıza âşıksa mutlaka bir rakibi olmalıdır. Kahraman, dostlarına güvenemez çünkü çoğu zaman kendisini aldatan ve arkasından iş çevirenler dostum dediği kişilerdir. Zor durumda kalınca yalan söyleyebilir insan. Çok istenilen bir şeyi elde etmek için mutlaka bir sınava tabii olmak ve büyük engelleri aşmak gerekir. </strong>(Huzur- Ahmet Hamdi Tanpınar: Mümtaz ve Suat aynı kadına-Nuran’a- âşık olan iki arkadaştır, bu yüzden araları açılır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü- Ahmet Hamdi Tanpınar: Olmayacak işler peşine düşen Hayri İrdal, karısının kendisini dostum dediği Halit Ayarcı ile aldattığının farkında bile değildir. Yaprak Dökümü- Reşat Nuri Güntekin: Aynı adama âşık iki kız kardeş bu aşk yüzünden kardeşliklerini unutur.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Söz çok değerlidir, insanın ağzından çıktığında karşı tarafı etkilemeye başlar. Çocuklar ve gençler değerlerin karşıtlıklarıyla verildiği metinler ve bu metinlerin uyarlamaları ile yüzleştiği sürece bu durumun onlarda açacağı olumsuzlukları kestirmek oldukça güçtür.</strong></span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/modernizmin-getirdigi-reklam-kulturunun-ve-gecmisten-gunumuze-uzanan-anlatilarin-degerler-egitimindeki-rolu.html">Modernizmin Getirdiği Reklam Kültürünün ve Geçmişten Günümüze Uzanan Anlatıların Değerler Eğitimindeki Rolü</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.akademikkaynak.com/modernizmin-getirdigi-reklam-kulturunun-ve-gecmisten-gunumuze-uzanan-anlatilarin-degerler-egitimindeki-rolu.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Adaleti&#8221; Arayan Dizi Kahramanları-Şahsiyet Dizisi Âgah Beyoğlu, La Casa De Papel Dizisi Profesör, Yargı Dizisi Avukat Ceylin- Üzerinden Toplumun Adalet Anlayışının İrdelenmesi ve &#8220;Adalet&#8221; Kavramının Yüceliği</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/adaleti-arayan-dizi-kahramanlari-sahsiyet-dizisi-agah-beyoglu-la-casa-de-papel-dizisi-profesor-yargi-dizisi-avukat-ceylin-uzerinden-toplumun-adalet-anlayisinin-irdelenmesi-ve-adalet-kavrami.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Büyükiba]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jul 2022 14:07:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Medya ve İletişim Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[dizilerde adalet kavramı.]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12624</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz insanının en büyük problemlerinden biri şüphesiz ki herhangileşmek, farklılıklarını kaybetmiş olmak ve alışmak daha da ötesi duyarsızlaşmaktır. Birbirine benzer, farksız, ayrışmayan hayatlar yaşıyor, bizim gibi olmayanları toplumumuzda kendi koyduğumuz kurallar çerçevesinde yargılıyor ve hemen cezasını kesip toplum dışına itiyoruz. Dilleri, dinleri, inanışları aynı olan insanları bizden kabul ediyoruz da bu ortaklıkları taşımayanları hemen ötekileştiriyoruz. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/adaleti-arayan-dizi-kahramanlari-sahsiyet-dizisi-agah-beyoglu-la-casa-de-papel-dizisi-profesor-yargi-dizisi-avukat-ceylin-uzerinden-toplumun-adalet-anlayisinin-irdelenmesi-ve-adalet-kavrami.html">“Adaleti” Arayan Dizi Kahramanları-Şahsiyet Dizisi Âgah Beyoğlu, La Casa De Papel Dizisi Profesör, Yargı Dizisi Avukat Ceylin- Üzerinden Toplumun Adalet Anlayışının İrdelenmesi ve “Adalet” Kavramının Yüceliği</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Günümüz insanının en büyük problemlerinden biri şüphesiz ki herhangileşmek, farklılıklarını kaybetmiş olmak ve alışmak daha da ötesi duyarsızlaşmaktır. Birbirine benzer, farksız, ayrışmayan hayatlar yaşıyor, bizim gibi olmayanları toplumumuzda kendi koyduğumuz kurallar çerçevesinde yargılıyor ve hemen cezasını kesip toplum dışına itiyoruz. Dilleri, dinleri, inanışları aynı olan insanları bizden kabul ediyoruz da bu ortaklıkları taşımayanları hemen ötekileştiriyoruz. Buradaki temel sorun ise bir toplumu bir arada tutan iki temel olgunun yani ahlak ve hukuk kavramlarının birbirlerinden ayrı tutulmasıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Ahlak kavramı insana yalansız yaşamayı öğretirken hukukî yaptırımlar insanı yalan söylemeye mi teşvik etmektedir? Ahlak, bireysel değerlendirilirken hukuk toplumsal bir norm mudur? Ahlak her insan için gerekli iken hukuk bazı toplumlarda önemli bazı toplumlarda daha mı önemsizdir? Ahlak bireyi vicdanî bir sorgulamaya iterken hukuk toplumsal bir sorgulamaya mı itmektedir? Tüm bu ayrıştırmaların bireyler arası farklılıklardan dolayı insanı ayrıştırmadan bir farkı yoktur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Hak, hukukî bir kavram ve aynı zamanda sorumluluktur. Doğuştan getirdiğimiz bazı hakların yanında, bazı yükümlülükler karşılığında kazanılan haklar vardır. Bu sebeple insanların haklara sahip olması onları mutlak yetkiye kavuşturmamaktadır. Hak tanımı üzerine ortak bir tanım yapılamamakla birlikte Türk Dil Kurumu Sözlüğünün hak, “adalet” ya da “hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey kazanç”, yahut “dava veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk” veya “verilmiş emekten doğan manevi yetki” olarak tanımlanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Sosyal adalet kavramı; baskın otorite, güç, akran zorbalığı gibi bireyin fiziksel özellikle de psikolojik gelişiminde derin hasarlara yol açacak durumların önüne geçmektedir. Sosyoloji de olduğu gibi psikolojide de devlet, adalet ve birey sistemindeki eşitlik esastır. Kişilerin yaşam koşulları arasındaki farklar, adalet sistemi önündeki ayrıcalıkları durumları bir eşit olmama durumunu yaratmaktadır ve bu durum eşitsizliğin de ötesinde bir insan hakları ihlâli yaratmaktadır. Haklarının ihlal edildiğini düşünen, eşitsizlik olgusunun hâkim olduğu bir toplumda kırmızı çizgilerinin geçildiğine ve bu şekilde yaşamak zorunda olduğuna inanan bir bireyin psikolojik açısından sağlam bir yapıya sahip olması beklenemez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Kültürel adalet kavramı beraberinde yabancı bir kültürün adalet sisteminin farklı bir topluma uygulanamayacağını çünkü her toplumun kendisine ait bir adalet anlayışı yarattığını da göstermektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Hukuk sonuç olarak toplumsal, hatta dilsel gücün üstüne, dışına çıkar. Bu durumda bütün hukuk düzenlerinin bir mit olarak kaynağıdır. Derrida’ya göre hukuku meşru kılma, temellendirme ve hukukun yapılışını oluşturan kuruluş anında veya uygulanışındaki işlem (operasyon) gücün var olmasına bağlıdır, bu işlem performatifdir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> ve bu yüzden yorumlayıcı güç aslında ne adildir ne de adaletsizdir. Bu gücü herhangi bir adalet anlayışı ve daha önce konulmuş bir yasa garanti altına alamaz veya geçersiz addedemez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Sonuç olarak ‘’bireyi’’ merkeze alan modernizm ve postmodernizm hukuk ve hukukî sistem içerisindeki adalet duygusunun da insanın özgürlüğünü, özgünlüğünü ve biricikliğini kısıtladığını düşünerek toplum için ortak olan bir adalet kavramından söz edemez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Televizyonu açtığımızda, radyoya kulak verdiğimizde, gazeteyi bir pazar günü elimize alıp ilk sayfaya şöyle bir baktığımızda dikkatimizi çeken ilk şey; ‘’şiddet, kadına şiddet, çocuğa şiddet, insana şiddet hayvana şiddet, … her gün artan şiddet haberleridir.’’ Şiddetin gündelik hayatın bir parçası hâline dönüştürülmesi ve bu konuda caydırıcı önlemlerin alınmaması toplumun hukukun üstünlüğüne olan güvenini sarsmış ve bu durum bireyi farklılıkları kabul etmeyen, farklılıklara saygısı kalmayan sadece ben, ben olgusu ile hareket eden kendi haklarının ihlal edildiğini düşündüğü anda hakkını aramak için her yolun mubah kabul edildiği bir zihniyete sahip kişiliğe dönüştürmüştür. Bu durum hem sosyolojik hem de psikolojik anlamda incelenmesi gereken bir vakadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;">S<span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">on dönemlerde adından sıkça söz ettiren La Casa De Papel, Şahsiyet ve Yargı dizilerinde &#8220;adalet&#8221; kavramı hangi boyutlarda ele alınmaktadır? Üç dizide de adalet kavramının birleşenlerini haksız düzene isyan, başkaldırı, zengin olanın gücü elinde bulundurması oluşturmaktadır. Üç sezon süren La Casa De Papel, bir sezon süren Şahsiyet ve Yargı dizilerinde konuların geçtiği şehirde adalet kavramı devlet tarafından korunamayan bir mekanizmaya dönüşmüştür. Toplumun bozulan güç dengesi beyin ya da kas gücü ile ön plana çıkan bir erkek figürü tarafından yeniden sağlanmaktadır. La Casa De Papel dizisinde Ursula ve Nabro,  Şahsiyet dizisinde Nevra ve Zuhal, Yargı dizisinde ise Ceylin, kadın karakterler olarak ön plana çıkmaktadır. Bu beş ana kadın karakter dizilere hâkim birer tema olan dişilik, güç, vicdan ve intikam duygusu ile karşımıza çıkmaktadır. La Casa De Papel dizisinde Pedro ve Navaro,   Şahsiyet dizisinde Agâh, Ateş ve Cemil,  Yargı  dizisinde Savcı Ilgaz erkek karakterler olarak ön plana çıkmaktadır. Bu beş ana erkek karakter dizilere hâkim birer tema olan ’güç, zekilik, erkeksilik, koruma içgüdüsü, şiddet eğilimi’’ üzerinden karşımıza çıkmaktadır. Şahsiyet dizisinin arka boyutunda ele alınan namus kavramı da bir nevi toplumun adalet anlayışının tamamlayıcısı konumundadır. Geçmişin izlerini bugüne aktaran ilkel diye tabir edilen pek çok toplumda suç ve günah aynı şeydir. Suç ve günahın tanımı da birtakım dinî ve atalardan gelen öğretiler çerçevesinde yapılmaktadır. Namus, bu öğretilerin temelini oluşturan kavramdır. Prestij ve saygınlık göstergesi, kaybedilmesi ise saygısızlık ve ahlaksızlık göstergesidir. <strong>Namus kültürlerinde erkeğin baskın ve güçlü olması; kadınların ise itaatkâr olması, toplumsal cinsiyet kurallarına harfiyen uyması ve davranışlarında dikkatli olması gereklidir. Kadının cinsel hareketleri (bakirelik, evlilik dışı ilişki, aile dışı erkeklerle samimiyeti, cinsellikte utangaçlık vb.) namusu tanımlamada en önemli durumlardır.</strong> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Yargı, Avukat Ceylin adlı güçlü kadın kahramanıyla dikkat çekmektedir. <u>Ceylin hem güzel hem akıllıdır, tuttuğunu koparan bir avukattır. Bu da kadın güzelse aptaldır, zeki kadın çirkindir, bakımsızdır. Başarılı savcı, avukatlar genellikle erkektir. Kadın bu tarz zorlu mesleklerde başarılı olamaz çünkü duygularıyla hareket eden bir varlıktır algısını ters düz etmektedir.</u> Kurallara sonuna kadar bağlı olan dizinin erkek kahramanı Savcı Ilgaz’ın da bu kuralları hiç kimse için (kardeşi bile olsa) esnetmemesi dikkat çekicidir. Üç dizisinin bir diğer ortak noktası da &#8220;adaletin&#8221; sosyolojik boyuttaki sorgulamasıdır. Sosyolojik olarak kentleştikçe, eğitim ve gelir seviyesi yükseldikçe, kısaca modernleştikçe bu kesimlerin geleneksel referanslar yerine modern, çağdaş değerlere olan bağlılıklarının artacağı, doğal olarak da bu sürecin sonucunda hukuk devletine olan inancın da yükselmesi beklenir. Fakat gözlenen durum, aksini göstermektedir. Dindarlık seviyesi yükseldikçe hukuka olan güvenin artması, toplumun adalet ve hukuk kavramlarına, pozitif kurallar kadar manevî dünyanın anlamlarından da yükleme yaptığını göstermektedir. Yani adalet ve hukuk kavramları yalnızca kanun maddesinden öte bir şey olarak algılanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Kitap okuma oranının giderek azaldığı bu dijital dünyada genç kuşağa ulaşmanın en kestirme yolu &#8220;kullan at&#8221; mantığıyla hazırlanan dizi ve filmlerdir. Bireyin aileden ve eski kültürden gelen anlayıştaki en büyük öğretisi yanlış gördüğün bir şeyler varsa bunları değiştirmek için &#8220;oku, çalış, meslek sahibi ol ve hakkını saygı çerçevesinde ara!&#8221; iken modern dünyanın modern dizileri &#8220;bekleme, başkaldır, sahip ol!&#8221; dürtüsünü empoze etmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[2]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">&#8220;Biri seni rahatsız ediyorsa icabına bak!&#8221; her seferinde bu slogan ile karşı karşıya kalan genç bir beyin nereye kadar kendini koruyabilir? Üstelik susan, hakkını adalet çerçevesinde arayanlar ezilen, hor görülen olarak anlatılıp adaleti parası ile silahı ile çevresindeki nüfuzunu kullanarak sağlamaya çalışanlar güçlü dikkat çekici anlatılırken &#8220;birey&#8221; hangisi olmayı, hangileri gibi görünmeyi tercih edecektir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Sakal bırakmayan biri sözü geçen, bilgili bir adam olamaz mı; eli silah tutmayanı adamdan mı saymayacağız, bir kadının, bir çocuğun insanların daha adil bir dünyada yaşaması sadece bir erkeğin güçlü kollarıyla devreye girmesiyle mi mümkündür? Her birine verdiğimiz cevap: Hayır. Tüm bu olguların bireyi ötekileştirmekten, yalnızlaştırmaktan, güven duygusunu sarsarak yaşadığı topluma yabancılaştırmaktan başka işlevi yoktur. İnsanları gerici, muhafazakâr, devrimci, aykırı, anormal olarak birbirinden ayırmak ne kadar yanlışsa &#8220;kendi adaletini sağlamak&#8221; kavramı da işin karşı kıyısında yapılan bir gericiliktir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">&#8220;Adalet&#8221; kavramının toplumu bir arada tutmada ne denli önem teşkil ettiğini vurgulamak için Türk edebiyatı ve Türk tarihi adına bir kilometre taşı kabul edilen Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgi) ve Edip Ahmet Yükneki’nin Atabetü’l – Hakayık (Hakikâtlerin Eşiği) adlı eserlerinde var olan sembolik anlatımdan yola çıkmakta fayda olacaktır. Kutadgu Bilig’de adalet olgusu o kadar kutsal anlatılır ki, bu yetki Tanrı tarafından hükümdara bahşedilmekte ve Kün Togdı( Güneş Doğdu) diye tasvir edilen hükümdar adaletin sembolü olarak kabul edilmektedir. Adalet dünyayı sarıp sarmalayan bir güneş gibi kutsal, adil ve korumacıdır. Devletin en önemli sacayağıdır ve bu ayak yok olduğunda ister istemez diğer kurumlar da sarsılacak hatta çökecektir. Hakikâtlerin Eşiği adlı eserde insan için en tehlikeli olan durumun bilgiden ve adaletten yoksun bir dünyada yaşamaya mahkûm edilmek olduğu birkaç kez çizilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Orta Asya’da &#8220;hakan&#8221;ın adaletli olma yetisiyle dünyaya gelişi, Osmanlı İmparatorluğu’nda sistemin temelini adaletin oluşturması bu sebeple de kadıların bağımsız görev yapması, Cumhuriyet’in ilk yıllarında &#8220;Adliye Teşkilâtı&#8221; kuruluşu ile birlikte Adalet Bakanlığı’nın ilk temellerinin atılışı ve sonraki süreçlerde &#8220;Adalet Bakanlığı Teşkilatı&#8221;nın yapılandırılarak görevlerinin belirlenmesi; Türk toplumu ve devletin devamlılığı için adaletin olmazsa olmazlığının somut birer göstergesidir. Hukukun üstünlüğünün sarsıldığı, ahlakın temel dayanaklarını yitirdiği ve halkın mevcut haklarının korunması noktasında devletin kurumlarına olan güveninin sarsıldığı bir noktada adalet anlayışından söz etmek zordur. Bu noktada devlet ve onun korumakla yükümlü olduğu toplum, o toplumu var eden birey için en büyük tehlike adaletin olmadığı, kurumların görevini yerine getirmediği bu nedenle de bireyin kendi adaletini kendi çabalarıyla sağlamasının en doğal hakkı olduğuna inandırılması ve bu ütopik dünyada yaşamaya mecbur kılınmasıdır. Bu algı günümüzdeki dizi sektöründe belli başlı bir leitmotiv <a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[3]</a>olarak karşımıza çıkmaktadır. Nedir bu sıkça tekrarlanan olgu; &#8220;Hukukun ahlakın başı üstünde yeri olmadığı bir dünyada kendi adaletini kendin sağla.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Mafyanın iyi kalplisi, zenginden alıp fakire vereni olur mu? Dijital bilgi hırsızlığı olan hackerlık fakiri zengin etme üzerine kurulu ise bu durum suçun büyüklüğünü bağışlatır mı? Geçmişte hatalar yapıp yanlışlara sustunuz ancak artık kaybedeceğiniz bir şey yok. Kötü insanların cezasını kesmek sizi bir süper kahraman yapar mı ya da vicdanınızı rahatlatır mı? Bu soruları kendi kendinize sorup cevapladığınızda &#8220;hayır&#8221; cevabını alıyor olsanız da olayların bir sonraki bölümde iç içe geçtiği dizilerde tüm bunlar öyle kahramanlar üzerinden bizlere sunulmaktadır ki, onlar özellikle genç nesil tarafından hayranlıkla izlenmekte ve örnek alınmaktadır. Bu kahramanlara duyulan sempati büyük noktalara ulaşmıştır. “Sistem kendini devam ettiremiyorsa o sisteme başkaldırmak haktır.” yaklaşımı da genç beyinlere her alt metinde sezdirilmekte ve empoze edilmektedir. Tam bu noktada aile ise medya ve toplum iş birliği ile hareket etmelidir. Toplumda yanlış giden bir şeyler varsa bunlar elbette ki anlatılmalıdır ancak ifade edildiği üzere Türk tarihi ve toplumunda çok önemli bir yere sahip olan adalet olgusunun içi bu denli boşaltılmamalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Toplumun büyük bir kesiminin adalet duygusuna olan inancının sarsıldığı ve &#8220;kendi adaletini sağlama&#8221; dürtüsünden hareketle şiddete olan eğiliminin arttığı bir dünya düzeninde devletin görevlerini yerine getiremediğini duyurmak, kaybolan adalet duygusunu topluma getirmek için kendi kurallarını koyup uygulayan kahraman erkek figürleri yaratmak ne derece doğrudur. Bu figürler, dijital dünyanın egemenliği altında yaşayan gençleri yaşanılan toplumdan koparmakta, güven duygularını zedeleyerek kendi kültürlerine sahip çıkmak, kendi toplum düzenlerinin iyileşmesi için çaba göstermek algısından uzaklaştırarak başka ülkelere olan beyin göçünün de zeminini sağlamlaştırmaktadır. Öte yandan dizilerin sunduğu kadın figürler (Avukat Ceylin, Başkomiser Nevra gibi) güçlü, başları dik olmaları açısından toplumun genç kadınlarına iyi örnek teşkil etmekle birlikte tacize, tecavüze uğrama, şiddet görme hemen hemen bütün bu kadınların ortak kaderi hâline dönüşmüştür. Her gün televizyon karşısında bu haberlere maruz kalan kadınların dizilerde de aynı mağduriyeti yaşamış kadın kahramanlar ile karşılaşmaları kaybettikleri güven duygusunun bir gün geleceğine dair inançlarını tümüyle yok etmekte, bir şeyleri değiştirmek için çabalamaktan onları uzaklaştırmaktadır. Çünkü alt metinlerde verilen mesaj hep aynıdır: &#8220;Ne yaparsanız yapın bu bozuk düzen değişmeyecek, sen kimsin de tek başına adaleti sağlayacaksın, bir kadın olarak bundan fazlasını yapamazsın. Adaleti kanun dışı yöntemlerle sağlamaya çalışan figürlerin güçlü, yakışıklı, sevimli, hitap yeteneği yüksek, zeki olduğunu göstermektedir. Böylece günümüz insanı için yeni bir alp tipi yaratılmıştır. Gençlerin birçoğu bu alp tipine benzemek için kendi aralarında amansız bir yarış vermektedir. Günümüz kimi dizi ve filmlerindeki kadın figürlerinin cinsellik ve güzellik algıları ile ön plana çıktığı görülmektedir. Baba sevgisinden ve güveninden yoksun büyüyen kadınları, toplum gençliklerinde ve çocuklarında taciz, tecavüz ve şiddet karşısında koruyamamıştır. Tüm bunlar kadınların dünyasında derin yaralar açmıştır. İntikam ateşi ile büyümüşlerdir ve uğradıkları haksızlıklar karşısında &#8220;<strong>adalet dışı&#8221;</strong> yöntemlerle hesap sormaktadırlar. Güç-adalet ve cinsellik kavramlarının güzel kadınlar ve yakışıklı adamlar üzerinden sunulduğunda ilgi çekici hâle geldiği bir gerçektir. Adaletsizlikleri kendi adaletleriyle çözmeye çalışan bu karakterler izleyici için birer kahramana daha da ötesi fenomene dönüşmüştür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Bir diğer konu adalet, ahlak ve hukuk kavramlarının kadın cephesinde ayrı, erkek cephesinde ayrı değerlendirilmesidir. Ahlakın ya da hukukî kuralların cinsiyetçi boyutu olamaz. Toplumsal yasalar olarak değerlendirilen hukuk ve vicdanî yasalar olarak değerlendirilen ahlak her ikisi de kadın ve erkekleri aynı oranda korumalı ve aynı oranda yargılamalıdır. Suçun kadını, erkeği olmadığı gibi verilen cezanın da kadını, erkeği olmamalıdır. Bu bağlamda öğrencilere aile ve okul içinde verilen eğitimde cinsiyetçi söylemlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Destanlar, efsaneler, halk hikâyeleri her ne kadar bizim kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olsa da günümüz modern çağı düşünüldüğünde kendisine kötülük edilen bir kahramanın atıyla, silahıyla, cesur yüreğiyle adalet avına çıkması artık kabul edilemez. Bu anlatı bireye, &#8220;sana haksızlığın yapıldığını düşündüğün noktada eğer ki hukuk ve ahlaki yasalar seni koruyamıyorsa kendi cezanı kendin kes.&#8221; demekten farksızdır. Vicdanın ve hukukun temel olduğu bir toplumda yaşamak istiyorsak ilk yapılması gerekenlerden biri bireye, hakkını &#8220;hak, adalet ve ahlak gibi kavramlardan uzaklaşmadan toplumsal yasalar çerçevesinde aramalısın.&#8221; olmalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Özgürlük,</strong> sorunların temel izleğidir. Zengin olanın daha özgür olarak algılandığı bir dünyada gençler arasındaki marka savaşlarından, yetişkinler arasındaki çocukları üzerinden yarışa kadar pek çok toplumsal olguyu etkilemektedir. Özgürlüğün cinsiyet ile sınırlandırılması da bir başka problemdir. Ataerkil yapıda erkek özgürlüğünün keyfini sürerken kadın söz hakkı için sürekli kendini meydanlarda bulmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Toplumdaki zıtlıkları ak-kara diye ayrıştırmak</strong>. Belki de eski anlatılarda var olan beyazın &#8220;saflığı, masumiyeti&#8221; simgelemesi beyaz annenin &#8220;doğurganlığa sahip olarak dünyaya gelmesiyle&#8221;; karanın &#8220;kötülüğü-umutsuzluğu&#8221; simgelemesi ve siyah annenin doğurduğunu yok etme içgüdüsüne sahip olmasıyla açıklamak gerekmektedir. Ahlakın da hukukun da rengi yoktur. Her ikisi de toplumdaki farklı renkleri kapsayıcı ve açıklayıcı nitelikte olmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> performatif: Dil felsefesi ve konuşma eylemleri teorisinde, performans söylemleri yalnızca belirli bir gerçeği tanımlamakla kalmayıp aynı zamanda tarif ettikleri sosyal gerçeği değiştiren cümlelerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[2]</a> empoze etmek: dayatmak; bilime, sanata, basına, kendi düşüncesini ve değer yargılarını aktarmaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[3]</a> leitmotiv: Senaryo, roman, hikâye gibi anlatıların değişik bölümlerinde, çeşitli nedenlerle tekrarlanan ifade kalıplarıdır.</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/adaleti-arayan-dizi-kahramanlari-sahsiyet-dizisi-agah-beyoglu-la-casa-de-papel-dizisi-profesor-yargi-dizisi-avukat-ceylin-uzerinden-toplumun-adalet-anlayisinin-irdelenmesi-ve-adalet-kavrami.html">“Adaleti” Arayan Dizi Kahramanları-Şahsiyet Dizisi Âgah Beyoğlu, La Casa De Papel Dizisi Profesör, Yargı Dizisi Avukat Ceylin- Üzerinden Toplumun Adalet Anlayışının İrdelenmesi ve “Adalet” Kavramının Yüceliği</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Bize Benzemeyenlere Karşı Ön Yargıları Parçalamanın Atomu Parçalamadan Zor Oluşu</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/toplumsal-cinsiyet-esitsizligi-bize-benzemeyenlere-karsi-on-yargilari-parcalamanin-atomu-parcalamadan-zor-olusu.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Büyükiba]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jul 2022 14:06:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[İkonografi]]></category>
		<category><![CDATA[Kahraman figürleri]]></category>
		<category><![CDATA[Patriyarka sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal medyadaki figürler]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal cinsiyet eşitsizliği.]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12639</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatı bir birey için zorlaştıran çoğu zaman başka bir insandır ve toplumların koymuş oldukları normlardır. Normlara uymayanlar, genel kabullerin dışında hareket edenler toplum dışına itilir.   Toplumlar ve bireyler, kendilerindeki eksiklikleri gidermek adına bir “kurtarıcı” yaratmışlardır. Kurtarıcılar; destanlarda, Marvel filmlerinde, reklamlarda hayatın pek çok alanında karşımıza çıkarılmıştır. Çocuklar ve gençler kusursuz figürlere benzemek adına çaba [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/toplumsal-cinsiyet-esitsizligi-bize-benzemeyenlere-karsi-on-yargilari-parcalamanin-atomu-parcalamadan-zor-olusu.html">Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Bize Benzemeyenlere Karşı Ön Yargıları Parçalamanın Atomu Parçalamadan Zor Oluşu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Hayatı bir birey için zorlaştıran çoğu zaman başka bir insandır ve toplumların koymuş oldukları normlardır. Normlara uymayanlar, genel kabullerin dışında hareket edenler toplum dışına itilir.  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Toplumlar ve bireyler, kendilerindeki eksiklikleri gidermek adına bir “kurtarıcı” yaratmışlardır. Kurtarıcılar; destanlarda, Marvel filmlerinde, reklamlarda hayatın pek çok alanında karşımıza çıkarılmıştır. Çocuklar ve gençler kusursuz figürlere benzemek adına çaba sarf etmeye başlamıştır. Ne olursa olsun birey kendi başarısından, kendi fiziki görünümünden mutlu olmaz, kendini yetersiz hisseder ve çağımız “ımposter sendromu” ile baş etmeye çalışan bireyler çağına dönüşür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline; font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Patriyarka ve Ataerkil Sistem</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">“Patriyarka’’ yani “ataerkil” sistem, son dönemde özellikle kadın örgütleri tarafından sıklıkla gündeme getirilen bir kavramdır. Aslı Yunanca olan bu kelime, baba ve hükmetmek kavramlarının bir araya gelmesinden oluşmuştur. <strong><u>Özünde erkek otoritesine dayanan bir hükmetme anlayışı söz konusudur. Aile, ailenin oluşturduğu toplum ve toplumun üstündeki devlet kademesinde her şeyin erkek egemenliğine teslim edilmesi ne derece doğrudur? Bu anlayışta; aileyi bir arada tutması gereken, toplum adına kuralları koyup o toplumu yöneten pek tabii ki erkeklerdir. Kadının ikincil planda olduğu, çocuğun ise henüz söz sahibi bir birey olarak görülmediği sistem, şüphesiz ki işlerliğini kaybetmiştir. Görünüşte yasalar ve toplumsal kurallar(töre, gelenek, görenek…) önünde herkes eşit haklara sahiptir ancak işleyiş bunun tam tersini göstermektedir.</u></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Erkek çocuklarının tercih etme meselesi, kız çocuklarına karşı ayrımcılık (örneğin yemek dağıtımındaki ayrımcılık, ev işlerinin bütün yükünün onlarda olması, eğitim, özgürlük ve hareketten yoksunluk) başlık parası, kadına karşı şiddet (örneğin, eşin dövülmesi, tecavüz), eşitsiz ücret, ayrımcı kişisel yasalar, kadına baskı için dinin kullanılması, medyada kadının olumsuz bir biçimde tanımlanması, bütün bunlar ataerkil uygulamaları var kılar. Bir diğer nokta, ikonografi kavramıdır. İkonografi; dinî bir konunun sanat eserine aktarılması anlamına gelse de günümüzde film ve dizilerin arka planda kapalı dinî öğretileri aktarması adına kullanılan bir simgeye dönüşmüştür. Gazete, dergi, radyo, televizyon ve sinema başta olmak üzere çeşitli kitle iletişim araçları vasıtasıyla topluma aktarılan bilgilerin, toplumun sosyal ve kültürel hayatında önemli bir yere sahip olduğu muhakkaktır. Güçhan&#8217;ın ifadesiyle sinema da dâhil olmak üzere bütün kitle iletişim araçları adeta &#8220;resmî olmayan güçlü bir eğitim kaynağıdır&#8221;, bu nedenle de içeriği ne kadar zararsız görünürse görünsün toplumun değer yargılarından, ideolojik ve politik eğilimlerinden uzak değildir(Uzdu, 2016). <strong>Bir dinsel öğretinin ve inancın toplum içinde yayılmasında idealize edilmiş kimliklerin(kusursuz, güçlü, ahlaklı, yardımsever gibi özelliklere sahip kahramanların) insanlara sunulmasının etkisi çok büyüktür. </strong>Söz gelimi Cumhuriyet’in ilk yıllarını anlatan film ve dizilerde; dinî öğretileri işlerine geldiği gibi kullanıp toplumu yönlendirmeye çalışan kişiler, kadının kimliğini ispat etme, modernleşme önündeki en büyük engel yobaz diye tabir edilen din adamları tam tersi konumda modernleşmeyi simgeleyenler ise idealist öğretmen, doktor ve mühendisler olmuştur. Hollywood filmlerinde dinî öğretiler bu işin neresindedir? Söz gelimi Matrix filminde Neo, bir nevi dünyanın sonu geldiğinde, insanlığı kurtaracağına inanılan bir mesih<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> gibidir. Neo, filmde kendi anlayışının peşinden gelenlere kurtuluşu vadetmektedir. Şeytanın Avukatı adlı filmde insanı kötülüğe sürükleyen Allah tarafından yaratılan şeytandır. Peki, iradesi olan insan o zaman yaptıklarının sorumluluğunu almayacak mıdır? Aslında film, insanın kötü, ahlak dışı davranışlarının asıl sebebinin kendi içindeki şeytan olduğu mesajını vermektedir. Bir diğer önemli nokta ise çoğu filmde erkek ve kadın kimlikleri dışında kimlik sergileyenlerin dinde yeri olmadığı ve sonsuz azapla cezalandırılacakları yönündedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong><u>Ataerkil sistem ve dinî öğretilerin baskısı altında ezilen toplumda öteden beri var olan kimi sözler ve inanışlar bireyin gerçek kimliğini korkmadan sergilemesinde iki büyük engeldir. “Ne biçim kadınsın, biraz kendine bak; makyaj falan yap”, “Erkeğin, elinin kiridir.” , “El âlem ne der.”, “Çok şükür, oğlumuz bugün erkekliğe ilk adımını attı.”, “Çocuk aklınla karışma sen büyüklerin işine.”, “Erkek adam, ağlamaz.”, “Bu yaşta, hiç utanmıyor musun torunun yaşındakiler gibi giyinmeye?”, “Kadın milletinden korkulur.”, “Bu gençler de iyice terbiyesizleşti.” , “Böyle gelmiş, böyle gider. Sen mi düzelteceksin haksızlıkları? Boş ver, sana dokunmayan yılan bin yaşasın.” ve daha nicesi… Toplum içinde hayatın her anında, her yerde tanımadığımız insanlar, arkadaş dediğimiz insanlar, yakın çevremiz belki de ailemiz tarafından maruz kaldığımız; düşünülmeden söylenen onlarca söz aslında ruhlarımızda tahmin ettiğimizden daha büyük yaralar açıyor. Çocuklar ve gençler bu sözlerin altında kimlik gelişimlerini belki de hep baskılayarak büyüyorlar üstelik sağlıklı şekilde büyümeleri bekleniyor.</u></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline; font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Bireyin Kimlik Arayışı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Kimlik, insanın var olma süreçlerinin ayrılmaz bir parçasıdır ve öznenin kurulumunda özneyle simbiyotik<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[2]</a> bir ilişki içerisindedir. Kültürel birikintilerle şekillenen kimlik, hem özne tarafından yaratılan sosyo-psikolojik bir ana karnı hem de özneyi biçimlendiren bir tür kalıp işlevindedir(Ulusoy, 2020). Esasen toplumda kimliğimizle varız, diyebiliriz. Anne karnında sonsuz bir sevgi ve güvenle anneye bağlı yaşayan bebek, dünyaya geldiğinde de aynı sevgi ve güven ortamını ailesinde ve büyüdükçe de içinde yaşadığı çevrede bulmak isteyecektir. Üzerindeki baskıların artması neticesinde ise bu sevgi ve güven ortamına duyduğu inanç ve bağlılık şüphesiz ki azalacaktır. Bu durum başlangıçta çok önemsenmese de bireyde ciddi psikolojik yıkımlara sebep olabilecek bir süreçtir. Çocuk, doğduğu andan itibaren; taşıdığı cinsiyete uygun davranışlar sergileme, inandığı veya inanmak zorunda bırakıldığı dine uygun davranışlar sergileme, içinde yaşadığı toplumun gelenek ve göreneklerine uygun davranışlar sergileme gibi öğretilerin içinde kendisini bulmaktadır. Kendini sabote etme, kendini yetersiz görme, psikolojideki adıyla “ımposter<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[3]</a> sendromu” bir duygu durum bozukluğu olduğu gibi kişi bir türlü bulunduğu konumu ve elde ettiği başarıyı hak ettiğini düşünmemektedir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Ne kadar başarılı olsak da, yardımsever olsak da, içinde yaşadığımız toplumla uyumlu yaşasak da, fiziki olarak kendimizi iyi hissetsek de kitle iletişim araçları ve sosyal medyada bizlere sunulan figürler( geçmişten günümüze destanlarda, halk hikâyelerinde, Marvel filmlerinde, çizgi romanlarda sunulan idealize edilmiş güçlü, güzel veya yakışıklı, cesur kahramanlar…) bireyde kendisinde var olanla yetinmeme hep daha iyisi, daha fazlası var algısının oluşmasına sebep olmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><u>Patriyarka, ataerkil anlayış sadece bir sistem değil aslında toplumsal bir yapılanmadır. Yapılanmanın özünde gücün erkek egemenliğinde olmasıyla beraber erkekler-sözde toplum- tarafından kadına biçilen roller geçmişten günümüze birtakım değişikliklere uğrayarak- değişimlerin temelinde feminist<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[4]</a> hareketler vardır- taşınmıştır</u>. Baskı altında yetişen bir kadın, baskı altında kız ve erkek çocukları yetiştirecek bu baskı sisteminin içine doğan çocuklar da akılsal bir sorgulamaya gitmeyecek, sorgulamaya gidenler susturulacak ve neticede benlik gelişimini tamamlayamayan ne istediğini bilmeyen veya isteklerini sözlü, fiziksel şiddetle dile getiren bireyler toplum denilen mekanizmayı oluşturacaktır. <strong>Geçmişten günümüze pek çok coğrafyada ve toplumsal yapıda tarihî ve dinî öğretileri aktarmak adına idealize edilmiş kahramanlar, büyük çoğunluğu erkek, yaratılmıştır. Özünde toplumların toplumsal hafızada yer edinmiş töre adı verilen sözlü hukuk kurallarını aktarma anlayışları da söz konusudur. Esas soru, bu öğretilerin ne kadarı geçerliliğini korumalı ne kadarı ise terk edilmelidir. Ataerkil sistem, bu özelliğiyle erkek egemenliğini ön plana çıkarmasının yanı sıra, erkeklere yüklediği “imkânsız” niteliklerle erkekler üzerinde de yıkıcı etkilerde bulunmaktadır. Erkekler, üreticisi ve sürdürücüsü oldukları bu sistemin kıskacında kendilerini var etmeye çalışmakta, her zaman daha büyük ve “güçlü” olan erkeğin hâkimiyeti altında kendilerinden beklenen ve karşılamaları mümkün olmayan rolleri sergileme zorunluluğuna -kadınlardan farklı bir biçimde de olsa- hapsedilmektedir.</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline; font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Cinsiyet Bağlamındaki Eşitsizlikler ve Bu Eşitsizlikleri Yıkan Toplum Önündeki Figürler</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">İnsan hakları açısından her birey-kadın, erkek, çocuk- yasalar önünde de yazılı olmayan hukuk kuralları çerçevesinde de eşittir. Yaşamak ve duygularını, düşüncelerini özgürce dile getirmek ise temel haklardandır. Günümüz dünyasında, erkekler özellikle de kadınlar ve çocuklar sağlık, eğitim, iş hayatı, aile içi ilişkiler kısacası toplumun pek çok alanında eşitsizliklerle yaşamak zorunda bırakılmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, sadece biyolojik boyutta açıklanmaması gereken bir kavram olup kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğin ve onlar üzerinde yaratılan baskının en büyük boyutudur.</strong> “Kadının ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rol ve sorumluluklarına toplumsal cinsiyet (gender) adı verilmekte olup gender olgusu toplumdan topluma ve zaman içinde farklılık göstermektedir. Ulusal ve uluslararası düzeydeki güncel politikalar, bireyler arası eşitsizliğe yol açmakta ve oluşan eşitsizlik alanlarında kadınlar daha da eşitsiz konumda bulunmaktadır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Doğumdan ölüme erkek, erkek olma yolunda ilerlemekte; kadın erkeğin gölgesinde yaşamakta, çocuk aklının ermediği işlere karışmaması gerekecek şekilde yetiştirilmektedir. <strong>Yaşadığımız çağda “kadına, erkeğe, çocuğa” toplum tarafından biçilen rollerin dışına çıkmış ve bu bağlamda örnek teşkil etmiş şahsiyetler vardır:</strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Hayat arkadaşı Uğur Şahin ile birlikte Covid virüse karşı aşı geliştiren Özlem Türeci,</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Harbiye Açık Hava Sahnesi’nde “Kadından komedyen olmaz.” diyenlere inat gösteri sergileyen ilk kadın komedyen olma unvanına sahip Yasemin Sakallıoğlu,</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde bir ilki gerçekleştirerek “Kadınlar için sadece belirli meslekler vardır.” algısını yıkan Kadın İtfaiye Ekibi,</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Dünyanın en başarılı voleybolcuları arasında yer alan A Millî Voleybol Takımı’nın kaptanı Eda Erden,</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">“Kadından yönetici olmaz.” diyenlere inat başarılı bir kadın siyasetçi olarak üç dönem üst üste başbakan seçilen Angela Merkel,</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Üç çocuklu bir ailenin anlatıldığı reklam filminde, çocuklarına bakan, ütü yapan bir baba figürü göstererek toplumsal cinsiyet rolünü yıkan Bosch reklamı,</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">“Yaş ayrımcılığı ‘ageism’ ” algısını yıkan; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 83 yaşında mezun olan görme engelli Mustafa Genç, 84 yaşında okuma, yazma öğrenmek adına ilkokula başlayan Kimani Maruge, 89 yaşında sahnede modellik yapan Daphne Selfe ve daha nicesi… </span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Söz konusu kişiler, işlerinde ve özel hayatlarında gösterdikleri tutum ve davranışlarla toplum tarafından <strong><u>kendilerine biçilen cinsiyete, yaşa ve yaşanılan coğrafyaya dair kalıpların dışına çıkmayı başarmışlardır.</u></strong> <strong><u>Modern toplumda aklın ve cesaretin zorlukları aşmadaki temel iki kaynak olduğu kabul edilmelidir. Üstelik bunların kahramana veya erkeğe, yaşça genç güçlü bir figüre ait olduğu algısı kocaman ve toplum hafızalarından silinmesi gereken bir yalandır.</u></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline; font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Tarihteki İlk Feminist Hareket ve Feminizm Kavramı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Toplum tarafından yanlış tanımlanan, ötekileştirme boyutunda kullanılan kavramlardan biri de feminizmdir. Feminizm, toplumsal huzuru bozma, var olan düzen ve sözlü hukuk kuralları(töre) karşısındaki tehditlerden biri olup birtakım sivil toplum kuruluşlarının ya da bireylerin anarşist hareketleri olarak kabul edilmektedir. Peki, gerçekte feminizm nedir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">“Feminizm, Latince’de kadın manasına gelen “femine” kelimesinden türemiştir. Feminizm yaklaşımı, kadınların sadece kadın oldukları için karşı karşıya kaldıkları zorluklar, baskı ve ezilmişlikle ilişkisini inceleyen, sınıf, ırk, ulus, din, dil vs. unsurlarda kadınların yaşadığı sorunları ele alan bir bilim alanı olarak değerlendirilmektedir. Feminizm algısı, ilk olarak 18. yüzyıl’ da İngiltere’de ortaya çıkmış ve 1792’de yayımlanan Mary Wollstonecraft’ın “A Vindication of the Rights of Women”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[5]</a> adlı eseriyle de ilk akademik alan içerisine girmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Sonuç olarak; toplum hafızasında kadın güçsüz, duygusal kimliğiyle yer etmiş; güzel, doğurgan, <strong>kısacası ne kadar fayda sağlarsa etrafına o denli kabul görmüştür. Çocuk korunmaya muhtaçtır, gencin kanı deli akar bu sebeple yaptığına akıl sır ermez ona çok da güvenilmez; neticede de tümünü çekip çevirecek olan erkektir algısı genetik ve toplumsal kimliğimizde yer edinmiş ve günümüze kadar taşınmıştır.</strong> Bireylerin gösterdiği rahatsızlıklarda fiziki olanlar dikkate alınır da ruhi olanların çoğu görmezden gelinir, şımarıklık diye nitelendirilir hatta çoğu zaman utanılarak yakın çevreden dahi gizlenir. <strong>Hâlbuki sağlıklı büyümenin ön koşulu, ruhun da aynı oranda sağlıklı olmasıdır. </strong>Şüphesiz ki çağımızın önemli rahatsızlıklarından biri de <strong><u>“ımposter sendromu”dur.</u></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Bir elin de bazen sesi vardır ve birey kendi değişimini başlatmak adına hareket edebilmelidir. Mutlu bir aile tablosu demek; anne, baba, çocuklar demek değildir. Tek başına bir kadın da erkek de mutlu aile tablosu kurabilir. Saygınlık için güzel veya güçlü olmak gerekmez. İyi insan, yardımsever insan, olduğu gibi görünen bir insan olmak yeterlidir. Önce kendimizi sonra da başkalarını dış görünüşleriyle yargılamayı bırakmalıyız. Aynı yerden bakamadığımız, aynı şeyleri düşünemediğimiz, aynı dili konuşup aynı dine inanamadığımız insanlara da aynı gökyüzüne bakan insanlar olduğumuz bilinciyle saygı duymalıyız. Allah’ın bildiğini kuldan da kendimizden de saklamamalıyız. Sevgi ve şiddet, kötülük kavramları yan yana durmaz o vakit, kendimizden ve insanlardan saklamamız gereken yegâne olgu sevgisizliktir. Bugün içinde yaşadığımız dünyaya “sevgisizliğin dilinin” hâkim olmasını istemiyorsak öncelikle <u>gelenek deyip geçtiğimiz aslında gelenekle çok da ilişkili olmayan toplumsal hafızamızdaki kalıplardan kurtulmamız gerekmektedir.</u> Sözlü şiddet de en az fiziki şiddet kadar insanı yaralar. <u>Üstelik insan küçüklüğünde bunlara maruz kalırsa bu durumun tedavi edilmesi o kadar güç olabilir. </u></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> mesih: Mesih Hz. İsa (as) için denmektedir. Mehdi ise ahir zamanda gelecek ve deccalın fitnesini önleyecek, Peygamber Efendimizin soyundan gelecek olan zattır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> simbiyotik: ortak yaşam, ortakyaşarlık. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[3]</a> imposter: sahtekârlık.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[4]</a> Feminizm: XVIII. yüzyılda Fransa’da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılan ve savunulan, daha sonraki yüzyıllarda her toplumda yandaş bulan, kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren ve bunu gerçekleştirmeye çalışan akımdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[5]</a> A Vindication of the Rights of Women: Siyasi ve ahlaki konular üzerine kaleme alınmış ‘Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi’ isimli eser, feminist eserlerin en eski örneklerinden biridir.</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/toplumsal-cinsiyet-esitsizligi-bize-benzemeyenlere-karsi-on-yargilari-parcalamanin-atomu-parcalamadan-zor-olusu.html">Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Bize Benzemeyenlere Karşı Ön Yargıları Parçalamanın Atomu Parçalamadan Zor Oluşu</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel İklim Krizi ve Orman Yangınları</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kuresel-iklim-krizi-ve-orman-yanginlari.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Büyükiba]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jul 2022 14:04:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre bilinci.]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyada ve Türkiye’deki orman yangınları]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’deki ormanlık alanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12633</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim değişikliği gelecek nesilleri tehdit eden en büyük olgudur. Son yıllarda dünyada ve Türkiye’de yaşanan deprem, sel, yangın gibi doğal afetler iklim krizini hayatımızın orta yerine getirmiş, bu acımasız gerçekle bizleri yüzleştirmiştir. Kyoto Protokolü ve Paris İklim Anlaşması, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin küresel ısınma, iklim krizi konusundaki yükümlülüklerinin altını çizse de pek çok ülkenin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kuresel-iklim-krizi-ve-orman-yanginlari.html">Küresel İklim Krizi ve Orman Yangınları</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">İklim değişikliği gelecek nesilleri tehdit eden en büyük olgudur. Son yıllarda dünyada ve Türkiye’de yaşanan deprem, sel, yangın gibi doğal afetler iklim krizini hayatımızın orta yerine getirmiş, bu acımasız gerçekle bizleri yüzleştirmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Kyoto Protokolü ve Paris İklim Anlaşması, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin küresel ısınma, iklim krizi konusundaki yükümlülüklerinin altını çizse de pek çok ülkenin bu yükümlülükleri yerine getiremediği ortadadır. Tam bu noktada bireylere, toplumlara büyük iş düşmektedir. Çocuklar ve gençlerin iklim krizi gerçeğiyle büyüdüğü bir dünyada yanan ormanlar koca bir ekosistemin, biyoçeşitliliğin, alınan her nefesin ve geleceğin yanması demektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Dünya iklimleri gün geçtikçe bir değişim sergilemektedir. Yerleşik düzene geçmek, Sanayi Devrimi ardından gelen teknoloji alanındaki ilerlemeler insan hayatını kolaylaştıran etkilerinin yanında “küresel ısınma” gerçeğini hayatımızın orta yerine getirmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong><u>Küresel ısınmaya neden olan doğal etkenlerin yanı sıra beşeri etkenler de söz konusudur. Beşeri etkenlerin en aza indirilmesi ise bütünüyle insani bir yükümlülüktür.</u></strong> İklim değişikliğinin yarattığı başlıca etki yeryüzünün daha sıcak ve kurak olmasıdır. Bu sıcaklık ve kuraklık beraberinde orman yangınlarını getirmekte, kül olan ormanlar da dünyanın daha çok ısınmasına sebep olmaktadır. Bu aslında kısır bir döngüdür. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">“Atmosferdeki sera gazı birikimlerini, insanın iklim sistemi üzerindeki tehlikeli etkilerini önleyecek bir düzeyde durdurmak” olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden ve onun Kyoto Protokolü’nden kaynaklanan yükümlülüklerin etkin, gerçekçi ve adil bir biçimde yürütülmesi ile olası olacaktır.” 160 ülkeyi kapsayan ve iklim değişikliği konusunda devletleri uluslararası bir mücadeleye çağıran <strong><u>Kyoto Protokolü</u></strong> ve iklim değişikliğinin azaltılması, bu konudaki kaynakların finanse edilmesi noktasında imzalanarak 2016 yılında yürürlüğe giren <strong><u>Paris İklim Anlaşması;</u></strong> canlılar açısından büyük bir risk taşıyan “küresel iklim krizi’’ karşısındaki iki önemli adımdır ancak genişleyen dünya ekonomilerine ve sürekli artan insan popülasyonuna rağmen krizi çözme konusunda başarı elde edildiğini söylemek güçtür. <strong><u>Küresel ısınmanın orman ekosistemine etkisi artık tartışılamaz bir gerçektir. </u></strong></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><strong><u>İstatistiksel olarak yapılan araştırmalar, orman yangınlarının 3 ana bileşenden etkilendiğini ortaya koymuştur; sıcaklık, nem (yağış) ve rüzgâr. </u></strong>Küresel ısınmanın sıcaklıkları ve kurak sezonları arttıracağı, yağışları dengesizleştireceği, rüzgâr yön ve şiddetinde önemli farklılıklara yol açacağı, buna bağlı olarak da gelecekte orman yangınları açısından olumsuz etkilerinin gözleneceği öngörülmektedir. <strong><u>Orman yangınları, dünyanın ve Türkiye’nin bir gerçeğidir. Son on yıllık dönemdeki orman yangınları ve hektar olarak yanan alanlar, Türkiye için bu büyük problemin somut bir göstergesidir. Peki, orman yangınları bir kader midir? </u></strong>Orman yangınları bir kader değildir, toplumun bu konudaki farkındalığı artırıldığında, iklim krizi noktasında gerekli önlemler alınıp bu önlemler hayata geçirildiğinde, “iklim krizi’’ dersi müfredatta ilgili derslerin içeriğine eklendiğinde yangınlar bir kader olmaktan çıkacaktır. Orman yangınlarıyla yüzleşsek de ekosistemimizin ve canlılarımızın zarar görmesini en aza indireceğiz.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Sürdürülebilir doğal kaynaklar, sürdürülebilir hayat… Son dönemlerde adını sıkça duyduğumuz sürdürülebilirlik nedir?<strong> Sürdürülebilirlik; insanlığın ve yaşamın devamlılığıdır. <u>Ekolojik dengeyi koruyarak, ekosistemin bir parçası olduğumuzu unutmadan biyoçeşitliliğin<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> ve üretimin devam etmesini sağlamaktır</u>. </strong>Modern zamanda insan, kendisini ekosistemin bir parçası değil onun sahibi olarak görür hâle gelmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">İlk insanlar için doğa tamamen yabancı, bilinmeyen, gizemli bir yerdir. Olası tehlikelerle dolu, korunulması gereken ama aynı zamanda yaşamak için zorunlu olarak ilişki geliştirilecek bir düşmandır. Bir düşmandır çünkü bilinmeyen şey korkuyu beraberinde getirmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Asıl soru; Homo Sapiens<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[2]</a>, doğal seçim yasalarının üstüne çıkıp kendi akıllı tasarımını ortaya koyarken içinde yaşadığı doğaya kendi dışındaki türlere ve onların yaşam hakkına ne derece saygı duymaktadır? Saygı ve beraberinde gelişen sorumluluk duygusu esasen tüm insanlık için doğa söz konusu olduğunda devreye giren etik kavramlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong><u>Ormanlarımız, doğal kaynaklarımızın başında gelmektedir. İnsan ve diğer canlı türlerinin devamlılığı için temiz havanın ve suyun kaynağıdır. Çok sayıda bitki ve hayvan türü, ormanlarda yaşamaktadır. Sadece bu bile ormanların “ekolojik dengede ve biyoçeşitlilikte” nasıl bir güce sahip olduğunu anlamak için yeterlidir.</u></strong> <strong><u>Orman yoksa nefes de yoktur ve ormanları korumadan gerçek anlamda bir ülkenin geleceğinden ve biyoçeşitliliğini korumaktan diğer bir deyişle sürdürülebilirlikten bahsedilemez. </u></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Yıllar içinde orman yangınları azalmamış, bunun nedenleri ise değişkenlik arz etmiştir. Küresel ısınma ile artan hava sıcaklıkları orman yangınlarının ana nedenleri arasındaki yerini almış ancak dikkatsizlik, kaza, kasıt ve yıldırım çarpması da yine orman yangınlarının nedenleri olmaya devam etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"> <span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">“Orman Genel Müdürlüğünün 2007 tarihli çalışma analizi ifade etmektedir ki: <u>Türkiye hem doğal hem de beşeri nedenlerle oluşabilecek orman yangınları için çok uygun koşulların bulunduğu bir ülkedir.</u> Aynı zamanda önemli bir yangın kuşağı olan Akdeniz kuşağında bulunmaktadır. Ülkenin sosyo-ekonomik koşulları ile doğal koşulları da ormanların yanmasının ve yakılmasının nedenleri arasındadır. Ülkemizde orman yangınlarının %97’si yaz kuraklığının yaşandığı Haziran-Kasım ayları arasında görülmektedir. Bunlardan %32’si 12.00-15.00 saatleri arasında başlamaktadır. Bu aylar ve bu saatler subtropikal<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[3]</a> kuşakta bulunan Akdeniz havzasındaki bütün ülkeler için orman yangınlarının en sık görüldüğü zamanlardır. Türkiye’de görülen orman yangınlarının %88’i gündüz, %12’si ise gece saatlerinde çıkmaktadır. Bu veriler değerlendirildiğinde, ülkemizdeki orman yangınlarının nedenini büyük ölçüde insanın oluşturduğu somut olarak görülür. Çünkü gündüz saatleri, insan aktivitelerinin en yoğun olduğu zaman dilimidir.” </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Türkiye, coğrafi konumu gereği iklim ve toprak farklılığı gösteren bir ülkedir. Bu konum, ülkemiz ormanlarındaki bitki çeşitliliğini de oldukça zengin kılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong><u>Ülkemiz ormanlık alanlarının %48’ini kaplayan iğne yapraklı ağaçlar (kızılçam, karaçam…) ne yazık ki yanmaya en müsait ağaç tipleridir. Yangına karşı daha büyük direnç gösteren sedir, keçiboynuzu, kayın ağaçları orman ekonomisinde de büyük bir paya sahiptir. Sedir, Akdeniz Bölgesi ve özellikle Toroslarda; kayın, Ege ve Marmara’nın güneyinde; keçiboynuzu ise yine Akdeniz iklim kuşağında yetiştirilmeye uygun ağaçlardır. </u></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Küresel iklim krizi ve orman yangınları noktasında toplumların duyarlılığını artırabilmek adına kimi belgesel film, film ve kitaplar dikkat çekicidir:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong><u>Into The Wild(Vahşi Doğaya),</u></strong> insanoğlunun unuttuğu doğaya dönüşünü göstermesi açısından önemlidir. <strong>Büyük şehirler inşa etmiştir insan, çok paralar kazanmış, yüksek mevkilere gelmiştir ancak yine de mutsuzdur. Çünkü hep fazlasını istemeye başlamıştır. </strong>Hikâyenin kahramanı, içinde bulunduğu dünya tarafından daha fazla yozlaşmaya maruz kalmamak adına kaçmış ve doğaya sığınmıştır. Alaska’nın vahşi doğasında kahramanımız sadece bir gezgin olarak yolculuğa çıkmamış aynı zamanda içsel bir hesaplaşma da yaşamıştır. Ve <strong><u>“mutluluk; uçsuz bucaksız ormanlardadır, insan elinin değmediği yerlerdedir.”</u></strong> ifadesi filmin en çarpıcı repliği olarak hafızamıza kazınmıştır. <strong><u>The Revenant (Diriliş),</u></strong> <strong>“Siz doğayı katlederseniz, doğa bunun bedelini size çok daha kötü şekilde ödetecektir.”</strong> film adeta bu düşünce üzerine kurulmuştur. Paranın ulaşamayacağı şeyler vardır, <strong><u>insan ne kadar güçlü olursa olsun doğanın gücü onun üstündedir. İnsanoğlu acımasızca hayvanları öldürüp postlarını çalar.</u></strong> Oysa çalınan sadece postlar değildir; hayvanlardır, ağaçlardır, topraktır kısacası koca bir hayattır. Lie of Pie (Pi’nin Yaşamı), alegorik<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[4]</a> bir anlatıma sahip olan öyküde; bir filikada mahsur kalmış dörtlüde sırtlan, aslında insanın bir türlü terbiye edemediği nefsini<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[5]</a> temsil eder. Orangutan ve zebrayı acımasızca öldüren sırtlan neticede daha güçlü kaplana yem olmuştur. <strong>Acaba onlar mı daha acımasızdır yoksa kendi çıkarları için hareket eden insan mı?</strong> <strong><u>The Jungle Book (Orman Çocuğu),</u></strong> <strong><u>orman koruyucudur, orman yaşatıcıdır, orman besler, büyütür ve o kendisine sığınana kol kanat gerer </u></strong>mesajı üzerine kuruludur. Hele ki bu küçük bir çocuk ise orman ve içindeki canlılar onu büyütmek adına her türlü zorluğu göze alırlar. <strong><u>The Biggest Little Farm (En Büyük Küçük Çiftlik),</u></strong> modern dünyadaki her insana bir ders niteliğindedir. Toprak bereketlidir, sizi aç bırakmaz. Genç çiftimiz şehir hayatını geride bırakmış; <strong><u>toprağı ekip biçerek biyodinamik tarım<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[6]</a> yöntemiyle yepyeni kendilerine yetebilen bir ekosistem kurarlar.</u></strong> Çevreci üretim, zehirsiz gıda yetiştirme, toprağa zarar vermeme, doğayla dost olma noktasında film önemli mesajlar içermektedir. <strong><u>Tomorrow(Yarın)</u></strong> çarpıcı bir belgesel filmidir. <strong>Bizim yaşayacağımız başka bir yeryüzü yok, dünya hepimizin evi… Belgesel, projemizin de üzerinde durduğu sürdürülebilirlik, iklim krizi, tehlike altındaki ormanlar kavramlarına odaklanmaktadır.</strong> Gelecek adına neler yapılabilir, çok geç olmadan ne gibi önlemler alınmalıdır maddeleri ile film, dünya üzerinde bir keşfe çıkmaktadır. <strong><u>Planet Earth(Dünyamız),</u></strong> belgeselde gezegenimiz adeta dile gelip biz insanlara seslenmektedir. <strong>Dünyadaki doğal dengenin bozulmasında ve ekosistemin zarar görmesinde en büyük sorumluluk insana aittir. </strong>Altı bölüm süren belgeselde ormanlar ve vahşi yaşam da gözler önüne serilmektedir. <strong><u>Home (Yuva),</u></strong> enerji, gıda ihtiyacı derken insanın dünyayı nasıl acımasızca tükettiği konusuna odaklanmaktadır. <strong><u>Only The Brave (Korkusuzlar),</u></strong> <strong>yangın adı küçük yarattığı felaket ise çok büyük…</strong> Küçük bir itfaiye ekibi yaşadıkları eyaleti yangından kurtarmak adına kendi canlılarını hiçe sayarlar. <strong>Bring Your Own Brigade (Kendi Tugayını Getir),</strong> son dönemdeki en çarpıcı belgesellerden biridir. <strong>İklim değişikliği, kontrolsüz ağaç kesimi derken yaşanan büyük orman yangınları dünya ve üzerindeki hayat için en büyük tehdittir. </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong>Ağaçlar, insanın şehir hayatından bunaldığında doğaya kaçtığı zaman buradaki ağaçların sesine kulak vermesi gerektiğini söyler.</strong> Ağaçlar, insana dert ortağıdır; kökleriyle toprağa sıkı sıkı tutunmasıyla hayatı simgeler; yaprakları ve meyveleriyle ise nice canı besler. <strong>Doğanın İşaretlerini Okumanın Kaybolmuş Sanatı,</strong> eğer ki bir birey olarak yaşadığımız dünyaya, doğaya ve ekolojik dengeye dair kapsamlı bilgi edinmek istiyorsak yolumuzun geçmesi gereken bir kitap olarak dikkat çekmektedir. <strong><u>Homo Sapiens</u></strong> ise biz insanları, doğaya ve canlılara verdiğimiz zarar konusunda acımasız yüzümüzle karşı karşıya getirmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Orman yangınları ile mücadele konusunda farkındalık kazanacağımız ve çaba sarf edeceğimiz tek yer sosyal medya platformları değildir. Bizler yaşanan yangınlar karşısında üzülüyor, paylaşımlarda bulunuyor ve ses getirmeye çalışıyoruz ancak yangınları en aza indirme konusunda veya önleme noktasında daha yetersiz kalıyoruz. İlk sormamız gereken soru ise şu<strong><u>: Ormanlar yandığında ne olur?</u></strong> Küresel ısınmayla beraber artan sıcaklıklar her ne kadar orman yangınlarındaki artış oranını tetiklese de aynı oranda yanan her ormanla beraber boş kalan koca bir alan sıcaklık artışını, sel, erozyon gibi doğal afetlerin artışını tetikler. Ormanın bitki örtüsünün ve orman içinde yaşayan canlıların yok olmasıyla ekosistem ve biyoçeşitlilik büyük oranda zarar görür. <strong>Ormanın her gün ev sahipliği yaptığı canlı türleri dolayısıyla büyük bir ekosistem yok olur. Bir ülkenin doğal zenginliği olan ormanlarını korumak ve geleceğe aktarmak şüphesiz ki bir vatandaşlık görevidir. </strong><strong>Kyoto Protokolü, Paris İklim Anlaşması ve Hükümetler Arası İklim Değişikliği Raporu’na dâhil olan Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda “On Birinci Kalkınma Planı” ile kararlı adımlar atmıştır. <u>Ülkemizin korunması ve geleceğe aktarılması gereken zenginlikleri sadece insan eliyle inşa edilen yapıları değildir.</u> Bu zenginliklerden biri de ülkemizin ormanları ve özellikle orman içindeki yaşlı ağaçlarıdır. <u>İklim krizi ve orman yangınlarının geldiği noktadaki en büyük sorumluluk insanlara aittir. </u>Tam da bu sebeple çocukları küçük yaşlardan itibaren bu konuda eğitmek son derece önemlidir. Acilen müfredata “Küresel İklim Krizi ve Çevresel Farkındalık” dersi konmalıdır. Orman mühendisliği önemli ve tanınır bir meslek hâline getirilmelidir. </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong><u>Anayasa 169. Maddesine Göre;</u></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><strong><u>“Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir”, “Yanan alanların tekrar ormanlaştırılması ve orman olarak korunması esastır.”</u></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Projemiz anayasanın beyanını esas almaktadır. Ormanlık alanlarda yangın kendiliğinden çıkmaz, yanıcı bir madde ve onun alev almasını sağlayan tutuşturucu bir sıcaklık gerektir. Tutuşma denildiğinde de orman yangınlarında düşük bir orana sahip yıldırım faktörü değil, insan faktörü devreye girmektedir.</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;"><u>Ülkemizde fidan dikimi konusunda genellikle toplu dikimler yapılmaktadır.</u> Özellikle ilkokul ve ortaokul öğrencileri öğretmenleri eşliğinde gelip ilgili müdürlüklerden fidan türleri ve fidan dikimi konusunda detaylı bilgi almaktadırlar. Fidan dikimi içinse en uygun zaman dilimi sonbahardır (kışı yumuşak geçen yerler için İzmir gibi). (Orman Bölge Müdürlüğü Yangınla Mücadele Şube Müdürlüğü ve TEMA kaynaklarından elde edilen bilgilerdir. ) Aşırı ısınmayla beraber yaz aylarında yangınların sayısı artmaktadır, ormanlık alanları temiz tutarak yangınlarla mücadeleye destek olabiliriz. (Orman Bölge Müdürlüğü Yangınla Mücadele Şube Müdürlüğü ve TEMA kaynaklarından elde edilen bilgilerdir. ) <strong><u>İzmir genelinde 66 tane aktif yangın gözetleme kulesi bulunmakta ve 7/24 ormanları gözlemlemektedir ancak birtakım teknik sıkıntılar yaşanmaktadır (kullanılan ekipmanın eski olması gibi). Buradaki kişiler, vardiyalı çalışmaktadır.</u></strong> <strong><u>Yangınları gözlemlemek üzere oluşturulan bu kulelerle beraber amaç, yangına büyümeden kısa sürede karadan ve havadan müdahale etmektir.</u></strong></span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Orman yangınlarının tespitinde en önemli görevlerden birisi yangın gözetleme kulelerinden yapılan gözlemlerdir. Bu kulelerde görev yapan işçiler çoğu zaman ailelerinden ve toplumdan uzak, yangın sezonu boyunca ormanları 7-24 izlemektedir. Yangın gözetleme kulesinde görev yapan işçiler zor şartlarda çalıştığı için, kötü hava koşullarından, biyolojik çevre koşullarından etkilenmekte ve psikolojik rahatsızlıklar yaşamaktadırlar. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 20px;">Doğa temalı kitaplar, insan doğa ile savaş hâlinde olursa önünde sonunda kaybeden kendisi olacaktır mesajını vermektedir. Bizler yaşadığımız şehrin, bölgenin, ülkenin ormanlık alanları, oradaki yaşam, bitki örtüsü ve canlı türleri konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu kitaplar ise gezegenimizdeki doğal yaşam, vahşi yaşam, canlı türlerinin özellikleri, ağaç türleri konusunda bizlere detaylı bilgi vermektedir. Çoğu zaman felaketleri çok yakınımızda olmadan ya da onları yaşayan olmadan gerektiği kadar önemsemeyiz. İrdelediğimiz filmler, gezegenimizin yardım çığlıklarını kulağımıza kadar ulaştırmaktadır. İklim krizinin sadece gelişmiş ülkeleri değil tüm dünyayı ilgilendiren bir sorun olduğunun ve ormanların ekosistemin en büyük parçası olduğu gerçeğinin altını çizmektedir. Gerçek değişimi başlatmak adına harekete geçme cesaretini bizlere vermektedir. <u>Aldığımız her iki nefesten birini ormanlara ve okyanuslara borçluyuz.</u> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Biyoçeşitlilik: Bir ekosistem, biyom veya tüm Dünya&#8217;da bulunan yaşam formlarının çeşitliliğidir</span>.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Homo sapiens: Bilge insan türüne ait olduğu düşünülen alt tür, modern insan. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"> </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Subtropikal: Yağışı bol olan ve sıcaklığı yüksek olan bölgelerde görülen bir iklimdir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[4]</a></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Alegorik: Bir olay, olgu veya durumun; davranışın, hissin, kavramın ya da nesnenin simge ve sembollerle anlatılmasıdır. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[5]</a> </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Nefis: Kişinin kendi öz varlığı, yaşamsal ihtiyaçlarının tümü.                              </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20px;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[6]</a> </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Biyodinamik tarım: Biyodinamik tarım, en eski ve en çevreci sürdürülebilir tarım yöntemidir. Biyodinamik tarımın temel ekolojik prensibi, çiftliği bir organizma ve kendi kendine yeten bir varlık olarak düşünmesidir. </span></span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kuresel-iklim-krizi-ve-orman-yanginlari.html">Küresel İklim Krizi ve Orman Yangınları</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrensel Hayvan Hakları Beyannamesi&#8217;nden Hareketle Hayvanların Sahip Olduğu Haklar ve Bu Noktada İnsanlara Düşen Vicdani Yükümlülükler</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/evrensel-hayvan-haklari-beyannamesinden-hareketle-hayvanlarin-sahip-oldugu-haklar-ve-bu-noktada-insanlara-dusen-vicdani-yukumlulukler.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Büyükiba]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Jul 2022 05:32:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkarılmış İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[Barınaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Geçmişten günümüze hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan dernekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan hastaneleri ve bakımevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sokak hayvanları.]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=12616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayvanlar doğanın bir parçasıdır; doğanın parçası insanlarla hayvanlar arasındaki bağ, öteden beri tartışma konusudur. Hayvanlara yüklenen her anlam beraberinde yeni bir tartışmayı getirmiştir. Oysaki ortak görüş; hayvanı bir nesne statüsünden kurtarmak acılara, sevinçlere etrafında olup bitenlere karşı duyarlı bir canlı olduğunu kabul etmek olmalıdır. Vicdanları rahatlatmak adına çıkarılan yasalar, hayvanları hak sahibi kılmamaktadır. Dolayısıyla bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/evrensel-hayvan-haklari-beyannamesinden-hareketle-hayvanlarin-sahip-oldugu-haklar-ve-bu-noktada-insanlara-dusen-vicdani-yukumlulukler.html">Evrensel Hayvan Hakları Beyannamesi’nden Hareketle Hayvanların Sahip Olduğu Haklar ve Bu Noktada İnsanlara Düşen Vicdani Yükümlülükler</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Hayvanlar doğanın bir parçasıdır; doğanın parçası insanlarla hayvanlar arasındaki bağ, öteden beri tartışma konusudur. Hayvanlara yüklenen her anlam beraberinde yeni bir tartışmayı getirmiştir. Oysaki ortak görüş; hayvanı bir nesne statüsünden kurtarmak acılara, sevinçlere etrafında olup bitenlere karşı duyarlı bir canlı olduğunu kabul etmek olmalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Vicdanları rahatlatmak adına çıkarılan yasalar, hayvanları hak sahibi kılmamaktadır. Dolayısıyla bir hayvanın hakkını dile getirmek ve savunmak yükümlülüğü bireylere, onların oluşturduğu topluma aittir. Hayvanların haklarının ihlal edilmesi, barınma, karınlarını doyurma, tedavi ettirme gibi durumlarının karşılanmaması, ahlaki değerler kaybedildikçe artan hayvanlara şiddet eğilimleri (taciz, tecavüz, işkence vb.) insani birer sorundur. Üstelik hayvanların haklarını korumak adına çıkartılan yasalar da uygulayıcılarının insafına bırakılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Geçmişten günümüze dünyada ve Türkiye’deki “hayvan hakları” yasaları incelendiğinde sokak hayvanlarının da şehirlerle bütünleşmiş bir tarihçesi olduğu görülecektir. Eski zamanlarda hayvanlar, yaşanılan sokakların bir parçası olarak kabul görürken modernizmle beraber kimi ahlaki değerlerinden uzaklaşan insanoğlu hayvanları sirklere, hayvanat bahçelerine, barınaklara, eğlence parklarına (yunus, fok vb.), hobi amaçlı avlanmaya dahası sevgisizliğe, açlığa ve kimsesizliğe mahkûm etmiştir. Tarih boyunca farklı topluluklarda kimi hayvanlar kutsallığıyla anılmış bir nevi yaşanılan kültürün sembolü olmuştur. Örneğin; <strong>“at”</strong> Türk toplumlarında evcilleştirilmiş; bilgelik, bağlılık, özgürlük sembolü olarak kabul edilmiş ve kahramanının en yakın yoldaşı olmuştur. Hint mitolojisinde en kutsal hayvan olarak kabul gören <strong>“inek”</strong> bereket ve uğur getirme anlayışla bugün de Hindistan sokaklarında özgürce dolaşmaktadır. Bizans Dönemi’nde anlatılara göre İstanbul bir <strong>“kedi” </strong>şehri olmuştur. <strong>“Aslan”</strong> ise Mısır uygarlıklarında sfenks şeklinde tasarlanmış ve devletin koruyuculuğunu simgeleşmiştir. Peki, geçmişte farklı kültürlerdeki kutsal ve dokunulmazlık kavramlarıyla bütünleşen hayvanlar bugün doğanın ve insan hayatının neresindedir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">İnsanı, ekosistemin bir parçası olmaktan çıkarıp canlılar merkezinin en üst kısmına oturtma eğiliminin tarihçesi oldukça eskidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Hayvanlarla ilgili sistematik ve kapsamlı felsefi ilk sorgulamalar Aristoteles’in eserlerinde görülmüş ve hayvanlara ilişkin düşünce kalıplarının etkisi ise Aydınlanma Çağı’nın sonuna kadar devam etmiştir. İnsan ve doğa arasındaki amansız savaş çok eski zamanlarda  başlamıştır. Ancak hayvanlar ve doğa ne kadar zarar görmüşse bu durum karşıt söylemlerin de o denli güçlü olmasına sebep olmuştur. Hayvan hakları konusunda uluslararası düzeydeki en önemli metin, <strong>“Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi”dir. </strong>Beyanname 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Merkezi’nde törenle ilan edilmiştir (AB Bakanlığı, 2011). Beyanname öncesinde Avrupa’da ve Türkiye’de de hayvanlarla ilgili kimi olumlu girişimlerde bulunulmuştur. Ancak temel nokta, bunları uygulama konusundaki yetersizlikler ve uygulayıcıların sergiledikleri bireysel inisiyatiflerdir. Son zamanlarda sosyal medya ve kitle iletişim araçları aracılığıyla öğrendiğimiz ya da olayı yaşayarak şahit olduğumuz “hayvanlara yönelik şiddet eğilimleri” (barınma, beslenme ihtiyaçlarının karşılanmaması, evcil hayvanların sahipleri tarafından terk edilmesi, kimsesiz hayvanlara yönelik taciz, tecavüz gibi…) bu konuda her bireyin ve toplumun büyük sorumluluğu olduğunun altını bir kez daha çizmiştir. Tarih boyunca olduğu gibi hayvanlar geçmişteki saygınlığına kavuşturulmalı (buradaki amaç, hayvanı kutsallaştırmak veya bir kültürün sembolü hâline getirmek değildir.), insanlar; hayvanlar ve bitkilerle ekosistemin bir parçası olduğunu kabul etmeli ve egosisteminin esiri olmamalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Bir yaşamın öznesi olmak yalnızca dünyada olmak değildir. Bir yaşamın öznesi olanlar, yaşayan ve ölen bitkilerden farklı olarak canlı maddeden daha fazlasıdır; bir yaşamın öznesi olanlar yaşamlarının deneyim merkezidirler; hayatları başkaları tarafından değer verilip verilmediğinden bağımsız olarak kendileri için daha iyi veya daha kötü geçmiş olan bireylerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Bugün, hayvanlar dört bir tarafı insanlar tarafından işgal edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. İnsanların yaşam alanları büyüdükçe özellikle yabani hayvanların ve sokak hayvanlarının yaşam alanları aynı ölçüde daralmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Homo Sapiens’in diğer türlerle kurmuş olduğu ilişki farklı biçimlerde ortaya çıkmış, insan ve diğer hayvanlar arasındaki ilişkiler ağı çağlar boyunca diğer türler için yıkıcı olmuştur. Bu yıkıcı ilişkinin yaşandığı tarihsel süreç içerisinde birçok tür yeryüzünden silinmiş, birçoğu da evcilleştirilmiştir. Günümüzde insan varlığının gezegen üzerinde giderek yayılması sonucu yabani hayvanların yaşam alanları hızla istila edilmekte, diğer taraftan endüstriyel üretimle birlikte hayvanlar, uygunsuz koşullarda büyütülmekte, doğar doğmaz anne ya da yavrularından ayrılmak zorunda bırakılmakta ve kısacık ancak acı dolu yaşam sürelerinin ardından ölüme gönderilmektedir. <strong>Acıdan uzak yaşamak her canlının hakkıdır. Ve dünyanın neresinde olursa olsun hangi canlı bir haksızlığa, işkenceye, acıya uğramışsa bu yüksek sesle dile getirilmelidir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">İnsan modern zamanla beraber bencilliğine yenildikçe dünya üzerindeki yegâne canlının kendisi olduğunu düşünmeye başlamış ve sokağını paylaştığı, aynı havayı soluduğu, aynı toprağa bastığı kedi, köpek, inek, kaplumbağa, arı, güvercin, karınca gibi pek çok hayvanı görmezden gelmeye hatta daha da ileri giderek onların yaşam hakkına kastetmeye başlamıştır. Oysaki yaşam hakkı kutsaldır ve Allah katında yarattığı her canlı inanlar için eşit haklara sahiptir. Yani insan türünün diğer türlerden bir üstünlüğü yoktur. Farklılık olarak nitelendirilebilecek aklını kullanma, iradesine sahip çıkma, el işliği ile alet ve edevat yapma becerisini de sadece kendi yaşamı ve çıkarları için değil başka türlerin da yaşamlarını güzelleştirmek ve kolaylaştırmak adına kullanmalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Son yıllarda haber alma kanallarımızdan biri sosyal medya platformları olmuştur. Ancak ne yazık ki bu platformlarda sadece güzel haberlerle değil hatta sayıları giderek artan kötü ve şiddet içerikli haberlerle karşılaşıyoruz. Bu şiddet haberlerinin büyük bir kısmını da hayvana yönelik şiddet oluşturmaktadır. Kolları kesilerek sokağa atılan köpekler, sahipleri tarafından uzun süre yük taşıma adına dövülerek kullanılmış eşekler, tecavüze uğramış kediler ve daha nicesi bir de şiddetin psikolojik boyutu var o da sadece sevgi bekledikleri sahipleri tarafından acımasızca sokağa terk edilmek. Hayvanları bekleyen tehlikeler ve içinde bulundukları zorlu yaşam koşulları bunlarla da sınırlı değildir. Her yıl çağdaş ülkeler olarak andığımız coğrafyalarda bile kaplanlar, rakunlar, foklar, vizonlar ve sincaplar hatta evcil dostlarımız kedi ve köpekler kürkleri için; timsahlar ve yılanlar derileri için, filler ve gergedanlar da dişleri için öldürülmektedir. Bu bir sessiz çığlıktır. İnsanlar bu masum canların çıkaramadıkları ses, savunamadıkları haklar olmak zorundadırlar. Adına medeniyet denilen döngü, buna sessiz kalmamalıdır. Projemiz, bu noktada MEB müfredatına hatta üniversite ders programlarına “hayvan hakları uygulamalı dersi”nin konması gerektiğini ifade etmektedir. TV ve kitle iletişim araçlarında hayvanlara ve haklarına yönelik programlar yapılmalı ve bunların sayısı artırılmalıdır. “<strong>5199 Sayılı Hayvan Hakları Kanunu”ndan yola çıkılarak hayvanlara yönelik suçların cezaları artırılmalıdır.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Öküzlük etme, tilki gibi kurnaz insanlardan korkulur, hayvanla hayvan olma, hayvan gibi gülme, eşek hoş laftan ne anlar, yılan gibi diliyle sokar insanı, ayı gibi bağırma vb.” bizler bu lafları kızdığımız insanlar için kullanıyoruz ancak işe hayvanları alet ediyoruz. Hayvanlar masumdur, üstelik bu özelliklerin hiçbiri onlarda yoktur dolayısıyla bu tarz söylemlerin toplum hafızasından çıkarılması adına farkındalık yaratılmalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Arthur Schopenhauer, “Hayvanlara karşı acımasız olan bir insan, iyi bir insan olamaz.” der; hayvana şiddetin hiçbir coğrafyada, kültürde, dilde ve dinde yeri yoktur. Hz. Muhammed’in, Merhamet edenlere Rahman da merhamet eder. Yeryüzündeki hayvanlara karşı merhametli olunuz ki, semadakiler de size merhamet etsin.” sözü hayvana sevgi ve onun yaşam hakkına saygının dini boyutunu ortaya koymaktadır. Onların bu dünya üzerinde kapladıkları küçük, ömürleri insan ömrüne oranla kısacaktır ancak bu kısacık ömürde yaşadıkları acılar bedenlerinden oldukça büyüktür. 21. yüzyılın teknolojisi düşünüldüğünde artık hiçbir hayvan üzerinde deney yapılması kabul edilemez. Çocukların hayvanları tanımaları için binlerce belgesel filmi ve doğal yaşam alanları varken hayvanları kafeslere, hayvanat bahçelerine kapatmak nedendir? İnsanoğlunun onlarca eğlence alanı varken doğasından koparılan bir aslan ateş çemberinden geçmeye, bir ayı iki ayağı üzerinde durmaya zorlanmamalıdır. Su parkları ve daha nicesi hiçbirinin “Evrensel Hayvan Hakları Bildirisi”nde yeri yoktur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Sirk, akvaryum ve yunus parkı tarzı sözde eğlence yerlerinde hayvanlar eğlencenin bir parçası kabul edilmektedir. İşin arka planı böyle değildir, o hayvanlar kendi doğal yaşamlarından koparılarak küçük kafeslerin içinde ne yazık ki kırbaç, elektro şok ve sopa gibi acı verici aletlerle yine sözde terbiye edilmektedir. Gösteri havuzlarında bize göre neşeyle ziyaretçilerini karşılayan yunuslar da birkaç saatlik gösterinin ardından günlerinin büyük bir bölümünü kendi boyutlarından daha küçük küvet tarzı yerlerde geçirmektedirler. Diğer bir acı boyutta ise şüphesiz endüstriyel hayvan çiftlikleri vardır. Buralarda da keçi, koyun, inek, tavuk vb. gıda üretimi için yetiştirilen pek çok hayvan kendi boyutlarından çok daha küçük kafeslerde, güneş ışığı görmeden, otlamadan, tek tip bir beslenme alışkanlığı ve çabuk büyümeleri adına dışarıdan yapılan takviye ilaçlarla yaşamaya mahkûm edilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong><u>Evrensel Hayvan Hakları Beyannamesi&#8217;nin Yükümlülükleri şu şekildedir:</u></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong><u>Hayvanların Temel Yaşam Hakkı</u></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde1-</strong> Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğar ve aynı var olmak hakkına sahiptir.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde2-1. </strong>Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde13-1. </strong>Hayvanın ölüsüne de saygı göstermek gerekir.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde13-2.</strong>Hayvan haklarına saldırıyı göstermek amacı gütseler bile hayvanların öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonlarda yasaklanmalıdır.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde14-1.</strong>Hayvanları savunma ve koruma kuruluşları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde14-2.</strong>Hayvan hakları da insan hakları gibi yasa ile korunmalıdır.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong><u>Hayvanların İnsanlar Tarafından </u></strong><strong><u>Korunma Hakkı</u></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde2-2. </strong>Bir tür hayvan olan insan, öbür hayvanları yok edemez, bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez, bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde2-3. </strong>Bütün hayvanların insanlarca gözetilme, bakılma ve korunma hakları vardır.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde3-1. </strong>Hiçbir hayvana kötü davranılmaz, acımasız ve zalimce işlem yapılamaz.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde3-2. </strong>Bir hayvan öldürülmesi zorunlu olursa; bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong><u>Avlanma Yasağı ve Avlanma Kapsamındaki Hayvanlar</u></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde4-1.</strong>Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel ve doğal çevrelerinde, karada, havada veya suda yaşama ve üreme hakkına sahiptir.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde4-2.</strong>Eğitim amacı ile olsa bile, özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde5-1.</strong>Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bütün hayvanlar uyumlu biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde5-2.</strong>İnsanların kendi çıkarları için bu uyumda ya da bu koşullarda yapacakları her türlü değişiklik bu haklara aykırıdır.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde11-1.</strong>Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış, bir &#8220;biocide&#8221; yani yaşama karşı suçtur.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde12-1.</strong> Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir &#8220;genocide&#8221; yani türe karşı suçtur.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde12-2.</strong>Doğal çevrenin kirletilmesi ve yıkılıp yok edilmesinin sonu &#8220;genocide&#8221;, soykırıma varır.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong> </strong><strong><u>Evcil Hayvanların Hakları</u></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde6-1.</strong>İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar, doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde6-2.</strong>Bir Hayvanı Terk Etmek Acımasızca ve insanlık dışı Bir Davranıştır.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong><u>Hayvanlar Üzerinde Yapılan Deneyler Hakkında</u></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde8-</strong> Hayvanlarda fiziksel ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak, hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi bilimsel, ticari ve başka biçimlerdeki her türlü deneyler için de böyledir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong><u>Üretim Çiftlikleri, Sirkler ve Eğlence Parkları Hakkında</u></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde10-1.</strong>Hayvanlardan insanın eğlencesi olsun diye yararlanılmaz.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde10-2.</strong>Hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde 9-</strong>Hayvan beslemek için yetiştirilmişse; bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de korkutmadan ve acı çektirmeden yapılmalıdır.</span></li>
<li><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong>Madde 7-</strong> Bütün çalışan hayvanlar iş süresinin yoğunluğunun sınırlandırılması, onarıcı ve güçlerini artırıcı beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong><u>Anayasadaki hayvanlarla ilgili maddelerden biri:</u></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong><u>MADDE 13 –</u></strong> <strong><u>5199 sayılı Kanuna</u></strong><u> aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</u></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">“Belediyelerin sorumluluğu,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;"><strong><u>EK MADDE 1</u></strong><u> –</u> Büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu yirmi beş bini aşan büyükşehir ilçe belediyeleri ile diğer belediyeler, sahipsiz veya güçten düşmüş ya da tehlike arz eden hayvanların korunması ve bakımının yapılması ile rehabilitasyonunun sağlanması amacıyla hayvan bakımevleri kurar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Birinci fıkrada belirtilen hayvanlar, ilgili belediyeler tarafından hayvan bakımevine götürülür. Hayvan bakımevi kurma zorunluluğu olmayan belediyeler ise sorumluluk alanındaki bu hayvanları en yakın hayvan bakımevine götürür. Rehabilite edilen hayvanlar Bakanlıkça oluşturulan veri tabanına kaydedilir. Rehabilitasyon süreci tamamlanan hayvanların, bakımevine getiren belediye tarafından öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">Rehabilite edilmemiş sahipsiz köpekler, belediyelerce hayvan bakımevlerinde veya geçici ünitelerde kısırlaştırılarak veri tabanına kaydedilir. Geçici ünitelerde yapılan kısırlaştırmalar sonrasında, köpekler alındıkları ortama bırakılmadan önce sağlıklarına kavuşmaları için gerekli tedbirler alınır. Bakanlık da bu kapsamdaki köpeklerin kısırlaştırılmasına her türlü yardımda bulunur.” (5199 Sayılı Hayvan Hakları Kanunu, Resmî Gazete, 2021).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">21. yüzyılda insanların ve toplumların haberleşmelerinin yanı sıra devletten ve toplumdan istek, beklenti ve şikâyetlerini dile getirdikleri platformlardan biri şüphesiz ki sosyal medya kanalları oluşmuştur. HAYTAP, HACİKO, DOHAYKO gibi dernekler ve CHANGE.ORG gibi sosyal medya platformları hayvanlara yönelik suçların duyurusunu kendi dijital kanalları aracılığıyla yapmakta, bağışçılarının destekleriyle sokak hayvanlarından binek hayvanlarına kadar ulaşabildikleri her hayvana maddi ve manevi destek olmaktadır. Bu sivil toplum kuruluşlarının ve onlara destek veren hayvanseverlerin son dönemde üzerinde hassasiyetler durdukları bir nokta 5199 Sayılı Kanun’unda tespit edilen eksiklerin ve bu eksiklerin giderilmesidir. Sosyal medyada coğrafya ve zaman sınırlaması olmadığı için farklı kültürel yapıdan pek çok insana aynı anda ulaşmak mümkün olabilmektedir. Porto Alegre’nin deyimiyle sosyal medya yeni bir toplumsal harekettir yani yeni dünyacılıktır. HAYTAP, birçok sivil toplum kuruluşunu bünyesinde birleştiren ve yürüttüğü kampanyalarla gündemine aldığı sorunları geniş kitlelere ulaştırabilme potansiyeli taşıyan bir kuruluş olma özelliği taşır. DOHAYKO, HAYTAP’ın bünyesinde bulunan bir sivil toplum kuruluşudur. ‘’Bir Yemek Bir Kap Su’’ kampanyası sokak hayvanlarının yiyecek ve içecek bulmadaki sorunlarına son vermek amacıyla başlatılmış bir kampanyadır. Bu kampanya ülke çapında ciddi bir yayılma göstermiş, başarılı bir kampanyadır. Ve bu kampanya hala özellikle yaz aylarında sosyal medyada dile getirilerek devam etmektedir. ‘’Beni Terk Etme’’ kampanyası hayvan sahiplenmenin ciddi bir durum olduğunu anlatmak ve insanların bir eşya gibi aldıkları hayvanları sokağa bırakmalarını önlemek amacıyla yapılmış bir kampanyadır. Bu kampanya ‘’Koruyucu Aile Olun’’ kampanyası sokakta yaşayan ve çeşitli nedenlerden dolayı zarar görmüş ve kendi başına yaşayamayacak olan hayvanların yuva bulmadan önce kalmaları için yürütülen bir kampanyadır. ‘’Bir Kulübe Bir Can’’ kampanyasında gönüllülerden alınan bağışlarla bir anne köpeğe yavrularını büyütmek için kulübe sağlanmaktadır. ‘’Pet shopta Hayvan Satışı Yapılamaz’’ adlı kampanyası ise hayvanların mal gibi alıp satılamayacağının altını çizmek olmuştur. HAYTAP ve HACİKO derneklerinin tüm bu kampanyaları ve daha fazlası söz konusu derneklerin sosyal medya ayağıyla da yürütülerek pek çok hayvansevere ve kamuoyuna ulaşmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 16px;">İnsanoğlu evrenin tek sahibi, her ne kadar öyle davransa da, değildir. Yaşadığımız dünyayı anlamlı kılanlar; sokağımızda, ocağımızda, köyümüzde, bizim yanı başımızda çoğu zaman en yakın yoldaşımız olan hayvanlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;">The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/evrensel-hayvan-haklari-beyannamesinden-hareketle-hayvanlarin-sahip-oldugu-haklar-ve-bu-noktada-insanlara-dusen-vicdani-yukumlulukler.html">Evrensel Hayvan Hakları Beyannamesi’nden Hareketle Hayvanların Sahip Olduğu Haklar ve Bu Noktada İnsanlara Düşen Vicdani Yükümlülükler</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
