﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sevil Erzincan | Akademik Kaynak</title>
	<atom:link href="https://www.akademikkaynak.com/yazar/akadem/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<description>Akademik Düşünce Enstitüsü yayın organı akademikkaynak.com - bilimin ışığıyla.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Dec 2021 21:22:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/04/cropped-akademikkaynak-fovicon-32x32.png</url>
	<title>Sevil Erzincan | Akademik Kaynak</title>
	<link>https://www.akademikkaynak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kitap Önerisi: Dilin En Güzel Tarihi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-dilin-en-guzel-tarihi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevil Erzincan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2020 10:27:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[#antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[#dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[#dilevrimi]]></category>
		<category><![CDATA[#kitapönerisi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=9317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Brendan Freely – John Freely Kitap Adı: Dilin En Güzel Tarihi Çeviren: Sema Rıfat Yayın evi: İş Bankası Kültür Yayınları Fiyatı: 12 TL Sayfa Sayısı: 137  &#8220;İnsan düşünen tek hayvan değildir. Ama hayvan olmadığını bir tek o düşünür.&#8221; İlk çağlardan bu güne kadar ,insanların birbirleri ile etkileşime geçebilmeleri, duyguları, düşünceleri, kültürleri, istekleri, bilgileri gibi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-dilin-en-guzel-tarihi.html">Kitap Önerisi: Dilin En Güzel Tarihi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Yazar</strong>: Brendan Freely – John Freely</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Kitap Adı</strong>: Dilin En Güzel Tarihi</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Çeviren</strong>: Sema Rıfat</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Yayın evi</strong>: İş Bankası Kültür Yayınları</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Fiyatı</strong>: 12 TL</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong>Sayfa Sayısı</strong>: 137</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><em> &#8220;İnsan düşünen tek hayvan değildir. Ama hayvan olmadığını bir tek o düşünür</em>.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">İlk çağlardan bu güne kadar ,insanların birbirleri ile etkileşime geçebilmeleri, duyguları, düşünceleri, kültürleri, istekleri, bilgileri gibi öğleleri gelecek kuşaklara aktarmaları dil aracılığı ile sağlanmaktadır. Dilin tarihi sürecine gittiğimizde kaynağı çok eskilere dayanmaktadır. Dil oluşumunun temel yapı taşı toplumundur? Peki, toplumun oluşturduğu dilin ortaya çıkışı ne zamandır? Bu süre zarfında dilin yapısında hangi değişiklikler olmuştur?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Bu kitap da Fransız gazeteci Cécile Lestienne, Paleantropolog Pascal Picq, Dil bilimci ve dillerin evrimi konusunda uzmanlaşmış Laurent Sagart ve bebek dili incelemesi uzamanı olan Ghislaine Dehaene ile yaptığı söyleşilerde dilin var oluş sürecini incelemiştir. İlk çağlardan bu güne kadar atalarımızın konuştuğu diller ile ilgili neler biliyoruz? Dilin genleri var mıdır? Bebekler konuşmayı nasıl öğrenir? Anne ve babasının sesini diğer sesler nasıl ayırt eder? Hiç kimse öğretmediği halde bebek söz dizimini nasıl öğrenir? İşte bu ve bunun gibi soruların cevaplarını bizlere aktaracak olan “Dilin En Güzel Tarihi” kitabı adıyla, çeviri sahibi Sema Rıfat’tır. Herkesin okuyabileceği ve anlayabileceği bir dille yazılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kitap 3 kısım ve 9 bölümden oluşmaktadır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">1.Kısım “DİLİN KAYNAĞINDA” (Başlangıçta Söz Vardı, Maymun Sözleri, Atanın Söylediği)</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">2. Kısım “DİLLERİN SAGASI”(Gizemli Anadil, Cilalı Taş Patlaması, Yarın-Diller)</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">3.Kısım “SÖZÜN YENİDEN DOĞUŞU”(Yeni-doğan ‘ın Bilgisi, Sözcükler, Dili Yeniden Yaratmak.</span></p>
<p><img title="kıtb Kitap Önerisi: Dilin En Güzel Tarihi  "fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-9320 alignleft" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/kıtb.jpg" alt="kıtb Kitap Önerisi: Dilin En Güzel Tarihi  " width="233" height="352" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/kıtb.jpg 397w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2020/01/kıtb-199x300.jpg 199w" sizes="(max-width: 233px) 100vw, 233px" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: 16px;">Dilin </span><span style="font-size: 16px;">Kaynağında </span></span></strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kitabın ilk kısmında Cécille Lestienne  söze şu soru ile başlar; “Çok eski zamanlarda ilk olarak değişik biçimde iletişim kurmaya başlayan şu gizemli primat kimdir?”. Homo sapiens ‘in beynine daha önce görülmemiş olan bu yetenek yani dil ancak çok uzun bir tarih, ağır ilerleyen bir evrim boyunca yerleşmiştir. Bunun sayesinde atalarımız hem geçmişe hem geleceğe kendilerini yansıtırlar; görevler, zorunluluklar üstlenirler ve dünyamızı dönüştürürler. Ayrıca bu kısımda Primatlar, fosiller, anatomi fosilleri ilgili araştırmalara dayanarak dilin kaynağına ilişkin bilgiler veriyor. Hayvanlar arasındaki iletişim ve dilden kendi aralarındaki dilsel özelliklerden bahsediyor. Hayvanlar hem dil hem de tür olarak ele alınıyor. Hayvanların iletişim kurduğu fakat o iletişimi kurduğu dil ile hangi noktalarda benzerlik gösteriyor? Evet, hayvanlar kendi türlerini olduğu ekosistem içerisinde birbirleri ile iletişim halindeler ve bilim hayvan davranışlarına giderek daha fazla gözlem sunsa da hayvan dilinin kendine özgü bir sınırları olduğunun ötesine geçemediği görülüyor bu bölümde. Bizim üzerinde düşünmemiz geren soru “Dilin Geni var mıdır?” Bunu tek bir sebeple açıklamak yerine birden fazla sebep birbiri ile ilişkilendirilerek farklı olgularla bu işin peşine düşülmesi gerektiğinden bahsediyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline; font-family: georgia, palatino, serif;"><em><strong><span style="font-size: 16px;">Dillerin Sagası</span></strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kitabın ikinci kısımda  insan türünün 200.000 yıl kadar önce küçük gruplar, klanlar halinde yaşadıklarını becerikli, akıllı ve yeni yeteneklerine güvendiklerini ve bu yeteneğin dil olduğu, daha iyi bir iletişim için dilin olağanüstü bir araç olduğundan bahsediliyor. İnsanlar gezegene yerleşip yayıldıkça anlatımlarda her hal ve durumda gerçek bir zenginlik halinde farklılık ve çeşitlilik göstereceği sorgulanıyor. İnsan anadili var olmuş mudur sorusu ile başlıyor. Homo Sapiens ve öncesini ele alarak fikirlerini dile getiriyor. Ayrına bu kısımda ki söyleşinin sonuna doğru Sagart şu anda var olan 3000 dilin %50’ sinin yüzyıl sonuna dek yok olacağı görüşünü dile getiriyor. Sagart belki de günümüzdeki bilginin dijital platformlarda paylaşılması ile bir dilin kaçınılmasından söz etmiş olabilir. Dillerin hızlı yok olmasında iki dilli insanların anadillerini çocuklarına öğretmede gösterdiği isteksizliği de önemli bir sorun olarak görüyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline; font-family: georgia, palatino, serif;"><em><strong><span style="font-size: 16px;">Yarın, Diller</span></strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kitabın üçüncü kısımda Cilalı taş çağındaki bütün olaylardan sonra dillerin çeşitlilik gösterdiği ve günümüzde globalleşmenin de etkisiyle 6000 ve 7000 civarı dil olduğu kabul ediliyor. Dil sayımı yapmanın zor olduğu ifade ediliyor. Ayrıca dil-bilimciler parlamış bir dili, başarıya ulaşmış bir lehçe olarak kabul ettikleri açıklanıyor. Öte yandan bir dilin yok olmasını dram olarak nitelendiriyorlar ve gelecekte 3000 dilin yok olacağı belirtiliyor. Dillerin neden bu derece yok olduğu şu şekilde açıklanıyor; onları konuşanlar kişiler asıl kendileri terk etmeyi seçiyor. İki dilli erkekler, iki dilli kadınlar ilk dillerini çocuklarına aktarmamaya karar veriyorlar. Çocukların yalnızca egemen dil konuşmaları ve topluma en iyi şanslarla girmeleri için böyle davrandıklarına dikkat çekiyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Her insanın doğumdan itibaren dili yeniden icat ettiği ve durmak bilmeyen bu yeniden doğuşun bir çocuğun beyninde nasıl gerçekleştiği konusunda bilgiler veriyor. Bebekler henüz doğduklarında 3-4 günlükken çok yetenekli oldukları ifade ediliyor. Bir bebeğin 9. Ayda bir ses bilgisi dâhisi olduğu ve anadilinin sesleri ile biçimlendirdiği anlatılıyor. Ancak dilin sadece ses bilimler dizisi olmadığı anlam taşıyan sesler olduğu ve bu anlamın çocuklara yavaş yavaş ulaştığı belirtiliyor. Çocuklarda dilin zekâyla bağlantılı olmadığı, konuşma güçlüğü çeken çocukların kimi zaman normalin üstünde bir zekâya sahip olabilecekleri Einstein örneğiyle sunuluyor. Ve buna zıt olarak Williams hastası çocukların konuşmadan edemediklerine değiniliyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Çevirisini Sema Rıfat&#8217;ın üstlendiği bu yapıt dilin evrimsel dönüşümünü anlamak açısından oldukça açıklayıcı ve bilgilendirici niteliktedir. Yüzyıllar öncesinden günümüze kadar geçen süre içerisinde dili farklı bakış açıları ile ve farklı bilim adamları tarafından ele alınması bilgiler arasındaki tutarsızlık sorununu ortaya çıkarmıştır. Fakat bu yapıtta bilgi bütünlüğü olduğunu görüyoruz. Sonuç olarak dilin diğer bilimlerle, teknoloji ile iç içe olduğu ve dili daha iyi anlayabilmek için ayrıntılı olarak incelenmesi gerekliliğini anlıyoruz.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Keyifli okumalar…</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-dilin-en-guzel-tarihi.html">Kitap Önerisi: Dilin En Güzel Tarihi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Siyasal Partiler ve Parti Sistemleri</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-siyasal-partiler-ve-parti-sistemleri.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevil Erzincan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jul 2019 22:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[#sıyasetbilimi #siyasalparti #partisistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Ecevit]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[DEVLET]]></category>
		<category><![CDATA[HALK]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=8204</guid>

					<description><![CDATA[<p>                                            TÜRKİYE&#8217;DE SİYASAL PARTİLER VE PARTİ SİSTEMLERİ  Giriş Türkiye de siyasal partiler açısından demokrasi tarihi incelendiğinde, özellikle 1970’ lerden başlayarak parti sistemi yapısında parçalanmaların ve kutuplaşmanın hız kazandığı görülmektedir. Ayrıca siyasal partilerin örgütsel gücü [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-siyasal-partiler-ve-parti-sistemleri.html">Türkiye’de Siyasal Partiler ve Parti Sistemleri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong><span style="font-size: 14px;"><img title="siyasi-miting-2 Türkiye&#039;de Siyasal Partiler ve Parti Sistemleri  "decoding="async" class="size-full wp-image-8208" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/06/siyasi-miting-2.jpg" alt="siyasi-miting-2 Türkiye&#039;de Siyasal Partiler ve Parti Sistemleri  " width="1024" height="560" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/06/siyasi-miting-2.jpg 1024w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/06/siyasi-miting-2-300x164.jpg 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2019/06/siyasi-miting-2-768x420.jpg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong><span style="font-size: 14px;">                                         <span style="font-family: georgia, palatino, serif;">   </span></span></strong><strong><span style="font-size: 14px;">TÜRKİYE&#8217;DE SİYASAL PARTİLER VE PARTİ SİSTEMLERİ</span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong> Giriş</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><span style="font-size: 14px;">Türkiye de siyasal partiler açısından demokrasi tarihi incelendiğinde, özellikle 1970’ lerden başlayarak parti sistemi yapısında parçalanmaların ve kutuplaşmanın hız kazandığı görülmektedir. Ayrıca siyasal partilerin örgütsel gücü ve halk desteği sağlama konusunda da düşme görülmektedir. Bu da, Türkiye&#8217;deki siyasal partilerin uzun süredir bir kurumsal gerileme yaşadığına işaret etmektedir. </span><span style="font-size: 14px;">Parti sistemindeki kurumsal gerileme yanında, partilerin halkın gözündeki saygınlıkları da gerileme göstermektedir. Yapılan anketlerde, siyasal partiler az güvenilen kurumlar olarak ortaya çıkmaktadır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 16px; font-family: georgia, palatino, serif;"><strong>Parti Sistemi: Kurumsallaşmanın Bozulması, Parçalanmışlık ve Kutuplaşma:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">Türk parti sistemi 1970 lerden bu yana uzun bir kurumsal bozulma sürecinden geçmektedir. Bu sürecin özellikleri, parti sisteminde artan parçalanma, ideolojik kutuplaşma ve oy davranışlarında oynaklık; partilerin örgütsel güçlerinin ve partilerde özdeşleşme duygularının zayıflaması ve partilere halk desteğinin azalmasıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">1946 ve 1960 arasında Türk parti sistemi, tipik bir iki-parti sistemi özellikleri göstermektedir. Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti.1960 darbesini izleyen 1961 seçimlerinde hiç bir parti, parlamento çoğunluğunu sağlayamamıştır. Sebebi ise, askeri rejimce yasaklanmış olan DP oylarının üç parti arasında bölünmüş olması, diğer sebebi de nispi temsil sisteminin kabul edilmiş bulunmasıdır. 1971 askeri müdahalesini izleyen 1973 ve ondan sonraki 1977 seçimleri, bir kez daha parçalanmış parlamentolar doğurmuştur. Her iki parlamentoda partilerden hiç biri çoğunluk sağlayamamıştır. Bununla birlikte, diğer partilerden çok daha güçlü olan iki büyük partinin (CHP ve AP) toplam oy oranları, 1973’te  63.1, 1977’de ise %78.8 idi. Nisbi temsilin büyük partileri kayıran D’Hondt versiyonunun uygulanması nedeniyle, bu iki partinin Millet Meclisindeki toplam sandalye oranları,1973’te % 74.2,1977’de % 89.3 olmuştur.[1]</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">Türk parti sisteminin 1970’lerdeki başlıca nitelikleri oynaklık, parçalanma ve ideolojik kutuplaşma olarak tanımlanabilir. Oynaklık (volatility), iki seçim arasında parti oylarında ani ve büyük değişikler anlamına gelmektedir. Parçalanma ise, parlamentoda temsil edilen partilerin sayısındaki artışta gözlenmektedir. 12 Eylül 1980 de iktidara gelen askeri rejim, seçim kanunları ile oynamak suretiyle, parti sistemini yeniden biçimlendirmeye çalışmıştır. 1983’te kabul edilen yeni seçim kanunu nispi temsil sistemini ilke olarak korumakla birlikte, yüzde 10’luk bir ülke barajı yüksek seçim çevresi barajları (bunlar, seçim çevresinin büyüklüğüne göre %14.2 ile %50 arasında değişmektedir) getirmiştir. Bundaki amaç daha ideolojik nitelikteki küçük partileri tasfiye etmek ve parti sistemini yönetilmesi daha kolay bir iki-parti ya da üç-parti sistemine dönüşmektir .[2]</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">1990’larda Türk Parti sistemi, her zamankinden daha fazla parçalanmış durumdaydı. Aralık 1995 parlamento seçimlerinde en çok oy alan refah partisinin (RF) oy oranı 21,4 idi ve TBMM&#8217;nde 5 parti temsil ediliyordu. Gene beş partinin temsil edilme imkanı bulduğu 1999 seçimlerinde ise en çok oy alan Demokrat Sol Partinin (DSP) oy oranı yüzde 22,2 idi. TBMM üyeliklerinin parçalanma endekslerine göre ölçülen parçalanma kat sayısı,1983’te 0.61,1987 de 0.51,1991’de 0.71, 1995’te 0.77 ve 1999’da 0.79 idi. Yüksek ülke ve seçim çevresi barajları nedeniyle, oylardaki parçalanma Meclis sandalyelerindeki parçalanmadan çok daha yüksekti..Buna ek olarak 1960 ve 1970’lerde parti sistemine bir ölçüde istikrar sağlanmış olan iki büyük partinin (merkez-sağ AP ve merkez-sol CHP) nisbi üstünlüklerinde bu yıllarda ortadan kalktı.1980 ve 1990’lı yıllarda her iki ana eğilim ikişer partiye bölünmüş durumdaydı. Merkez sağda ANAP ve DYP ile merkez-solda CHP ve DSP.[3]</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">Parti sisteminde gözlenen diğer bir değişimde, ılımlı merkez sol ve merkez –sol eğilimlerinin git gide zayıflamasıdır. Yakın zamanlara kadar Türk siyasal hayatına egemen olan bu iki eğilimden, merkez-sağın toplam oy oranı 1995 seçimlerinde yüzde 38.9, merkez-solu yüzde 25.4olmuştur. 1999 seçimlerinde iki merkez-sol partinin (DSP-CHP) toplam oy oranı yüzde 30.9, iki merkez sağ partinin (ANA-DYP) toplam oy oranı yüzde 25.2 olmuştur. Bu rakamlar merkezcil eğilimlerde ciddi bir zayıflamaya, merkezci olmayan partilerin oyda ise buna denk bir yükselmeye işaret etmektedir.[4]</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">Parti sisteminde ki diğer bir hastalık ise, partilerin örgütsel gücünün ve seçmenlerin partilerle olan özdeşleşme bağlarının zayıflamasıdır. Bu yeni demokrasilerin birçoğunda gözlemlenen ve Latin Amerika’da eldesencbanto (umut kırıklığı) olarak adlandırılan daha genel bir sorunun bir parçası gibi görünmektedir. Sorunların çözülemez görünen niteliği, artan ekonomik güçlükler, çok yüksek enflasyon, büyük iç ve dış kamu borcu, artan servet ve gelir eşitsizlikleri ve yaygın siyasal yolsuzluk, seçmenlerde derin bir kötümserlik ve umutsuzluk yaratmıştır. 1970‘lerdeki en önemli olumlu değişik elit ve kütle düzeyinde demokrasiye bağlılığının güçlenmiş görünmesidir. 1970‘lerin son bölümünde ki derin kriz ortamında bile belli başlı siyasi partilerin demokrasiye sadık kalmış olmalarına karşılık, sağda ve solda önemlice bazı gruplar demokrasinin meşruluğunu kabullenememiştir.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><span style="font-size: 14px;">2002 ve 2007 seçimlerinin getirdiği radikal değişimler, Türk parti sistemindeki önemli süreklilikleri gözden saklamaktadır. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><span style="font-size: 14px;"> 1946’da çok partili hayata geçilmesinden bu yana 15 genel parlamento seçimi yaşamıştır. Bütün bu seçimlerde sağ partiler 1977’de %55,7 ile 2007 de 71.7 arasında değişen oranlarla, açık çoğunluklar sağlamışlardır. Bu dönemde sağ partilerin ortalama oy oranı %63,5,sol partilerinki ise % 33,8’dir.[5]</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong><span style="font-size: 14px;">SİYASAL İSLAMIN YÜKSELİŞİ: REFAH PARTİSİ</span></strong></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">Cumhuriyet döneminde açık İslami referanslara sahip bir siyasal partinin kuruluşu,1970 yılında Necmettin Erbakan&#8217;ın liderliğinde Milli Nizam Partisinin (MNP) kuruluşuna kadar gitmektedir. Partinin kuruluşunda Nakşibendi tarikatının İskender paşa Dergahı şeyhi Mehmet Zahit Kotku’nun teşviklerinin büyük rolü olduğu, partilerin ileri gelen kurucu üyelerinin Nakşibendi veya Nurcu kökenli oldukları ifade edilmektedir. MNP,1971 askeri müdahalesini takiben Anayasa Mahkemesi tarafından laikliğe aykırı eylemleri gerekçesiyle kapatılmıştır. Bu partinin yerine. 1973 yılında yine Necmettin Erbakan’ın liderliğinde kurulan Milli Selamet Partisi almıştır. MSP,1973 seçimlerinde geçerli oyların yüzde 11.8’ini almak gibi oldukça büyük bir başarı göstermiş, Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel’in koalisyon hükümlerinde yer almıştır. 1977 seçimlerinde MSP oylarında önemli bir düşüş gözlemlenmiştir. Bunda, nurcuların partiden kopmuş olmalarının rolü olduğu iddia edilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><span style="font-size: 14px;">1980 askeri müdahalesi, bütün partiler gibi MSP’yide kapatmış, demokrasiye yenden geçiş sırasında İslami eğilim, Refah Partisi (RF) adı altında yeniden örgütlenmiştir.1983 parlamento seçimlerine katılmasına izin verilmeyen RF, 1984 yerel seçimleriyle mütevazı bir başlangıç yapmış(yüzde 4.4), 1987 parlamento seçimlerinde oyların 7.2’ye yükseltilmesine rağmen parlamentoya girememiştir. Parti, 1994 yerel seçimlerinde oyların yüzde 19’uyla Ankara ve İstanbul’da dahil olmak üzere birçok il merkezlerinin belediye başkanlıklarını kazanmıştır.28 Şubat süreci, önce hükumetin istifasına, 1998 yılında ise partinin anayasa mahkemesi tarafından kapatılmasına yol açmıştır. Pf yerini liderliğini, Erbakan’ın siyasal faaliyetlerden yasaklanmış olması nedeniyle Recai Kutan&#8217;ın yaptığı, Fazilet partisi almıştır. FP 2001 yılında da anayasa mahkemesi tarafından yine laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle kapatılmıştır. RF kapatılmasından sonra ise AKP ve SP kurulacaktır.</span><span style="font-size: 14px;">Bu İslami partiler zincirinin laik ve demokrat bak seslenirken dinsel temaların yanında, ağır sanayi hamlesi, sosyal adalet, temiz yönetim ve Türkiye&#8217;nin eski haşmetini geri getirmek gibi dinsel olmayan temalara yer verdikleri görülmektedir. Milli görüş partileri adı altında toplayabileceğimiz bu partilerin Türkiye’de gerçekten şeriata dayanan İslami bir devletini kurmak istedikleri, yoksa İslamiyet’in kamusal alandaki rolü ve görünürlüğünü arttıracak, çoğu sembolik nitelikte, bazı değişikliklerle mi yetinecekleri açık değildir. Aynı belirsizlik, milli görüş partilerinin demokrasiye ilişkin görüşleri bakımından da söz konusudur. RP’ye göre vicdan hürriyeti, kişinin inançlarına uygun olarak yaşama hakkını da içermektedir ki, bunun Türkiye&#8217;nin laik hukuk sistemi ile bazı çatışmalara yol açması kaçınılmazdır. Milli görüş partileri basiretli olarak, demokrasinin temel ilkelerine karşı çıkmaktan kaçınmışlar ve seçimleri, iktidara gelmenin tek yolu olarak gördüklerini belirtmişlerdir.[6]</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">Ekonomik alanda RP, İslami esaslardan esinlemiş görünen bir adil düzen projesi ortaya koymuştur. Faizin kaldırılması, onun yerine bir kar ortaklığı sisteminin geçirilmesi, tek bir verginin kabulü, sosyal güvenlik ve refah harcamalarının arttırılması, temel kamu hizmetlerinin devlet mülkiyetinde olması gibi unsurları vardır. RF’nin kendisini bütün diğer partilerden farklı gördüğü ve diğer partileri Türkiyeyi uydu haline getirmeyi amaçlayan batı taklitçisi partiler olarak nitelendirdiği bir gerçektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">1990 tarihli bir araştırmaya göre dindarlıkla parti tercihleri arasında güçlü bir ilişki vardır. Alt düzeydeki dindarlık sol partilere oy vermekle, yüksek düzeydeki dindarlık ise ANAP, DYP, RP, MHP yönündeki seçmen tercihleriyle korelasyon göstermektedir.1996 tarihli bir kamu oyu araştırması ise RP seçmenlerinin % 60.6’sının bazı İslami prensiplerinin Anayasaya geçirilmesine taraftar olduğunu ortaya koymuştur. RP‘nin şehirlerdeki düşük gelirli gruplardan önemli ölçüde destek gördüğü belediye seçimlerinin sonuçları ile kanıtlanmaktadır.[7]</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">RP kırsal bölgelerde şehirlere oranla daha güçlüdür. RP seçmenlerinin % 54.9’u kırsal, %45.1’i şehirsel seçmenlerdir. Türkiye’de İslami bir devlet görmeyi hiçbir şekilde istemeyen merkez oylarına hitap edebilmek için, RP tutumlarını ılımlılaştırmak ve merkeze yaklaşmak zorundadır. Ancak öte yandan parti, radikal İslamcı seçmenler arasındaki desteğinin sürdürebilmek için, laiklik dinsellik ekseni üzerinde diğer partilerle farkını vurmak gereğinin duymaktadır. Bu ikilem, RP’nin 1998 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından laikliğe aykırı eylemleri nedeniyle kapatılmasıyla sonuçlanmıştır[8]. Örgütsel açıdan RP, kütle partisi ya da sosyal bütünleşme partisi modeline yaklaşan tek Türk partisidir. Türkiye de İslamcılar, toplumun en iyi örgütlenmiş kesimini oluşturmaktadır. Bu örgütsel ağa, çok sayıda dernek, vakıf, gazete, dergi, yayın evleri, radyo ve televizyon kanalları, Kur’an kursları, öğrenci yurtları, üniversite hazırlık kursları, bir işçi sendikaları konfederasyonu (HAK-İŞ), bir iş adamları örgütü (MÜSİAD), çeşitli holdingler ve bunlara ek olarak tarikatlar ve cemaatler gibi gayrı resmi topluluklar dahildir. RP genellikle kütle partisi ile özdeşleştirilen parti-içi demokrasiden yoksun olmuştur. Üyelik haklarından çok, parti faaliyetlerine katılmak gibi yükümlülükler içermektedir. Parti politikaları, üye kütlesinin anlamlı bir katılımı olmaksızın, küçük bir liderler grubu tarafından yukarıdan aşağıya doğru oluşturulmuştur. Parti kongrelerinde gerçek bir tartışma ve rekabet yaşanmış, liderler ve politikaları alkışlarla onaylanmıştır. Bunun tek istisnası, 14 Mayıs 2000 tarihli Fp kongresinde Abdullah Gül’ün Recai Kutan&#8217;a karşı genel başkanlığa aday olması ve ancak küçük bir farkla kaybetmesidir. Zaten bu olay AKP-SP bölünmesinin habercisidir.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">Kısacası, RP’nin yükselen seçim performansı, bu partinin vaad ettiklerinden çok, merkez partilerinin vaatlerini gerçekleştirmek ve seçmenlere somut yararlar sunmaktaki başarısızlıklarının sonucu gibi görünmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong><span style="font-size: 14px;">ADALET VE KALKINMA PARTİSİ:</span></strong></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">Fazilet partisi içindeki yenilikçilerle gelenekçiler arasındaki ayrışmanın sonucu olarak 14 Ağustos 2001 de kurulan AKP,3 kasım 2002 parlamento seçimlerinde oyların % 34.3’ü ile TBMM üyeliklerinin yaklaşık üçte ikisini (363 sandalye)kazanmıştır. AKP,2004 yerel seçimlerinde oyların yüzde 41.2’ye çıkarmıştır. AKP’nin bu başarısına karşılık, gelenekçilerin topladığı Saadet Partisi (SP) 2002 seçimlerinde ancak %2.5 oy alabilmiştir. AKP, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde de oyların % 46.6’sını milletvekillerinin de % 62’sini kazanarak büyük bir başarı elde etmiştir.[9]</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">AKP’nin seçmen tabanı mili görüş partilerinden farklıdır. Ayrıca programı ve siyasal söylemi de daha önce milli görüş partileri ile ciddi farklıklılar göstermektedir. AKP’nin ‘Kalkınma Demokratikleşme Programı’, milli iradeyi, hukuk devletini, aklı, bilimi, deneyimi demokrasiyi, temel hak ve hürriyetleri ve ahlakı, yönetim anlayışının temel referansları olarak göstermektedir. AKP ye göre milli iradenin egemen olabilmesi ancak, ancak siyasal hakların serbestçe kullanılabilmesi ile mümkündür; siyasal haklar serbestçe kullanılabilmesi için ancak çoğulcu ve katılımcı bir demokratik toplumda gerçekleşebilir. AKP inanç, düşünce, ırk ve dil farklılıklarını bir ayrışma kaynağı olarak değil, dayanışmamızı güçlendirecek kültürel zenginliğimiz olarak görmekte; özellikle ifade hürriyeti, dernek kurma hürriyetini, yaşam hakkı ve herkesin inancına göre yaşama hakkını vurgulamaktadır. Ekonomik alanda da AKP, serbest piyasa ekonomisinin bütün kurum ve kurullarıyla yerleştirmeyi savunmakta ve devletin ekonomideki rolünü, düzenleme ve denetim fonksiyonuyla sınırlandırmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><span style="font-size: 14px;">AKP Programı, laiklik ilkesinde, milli görüş partilerinden çok daha açık biçimde desteklemektedir. Laiklik, bir hürriyet ve sosyal barış ilkesidir. </span><span style="font-size: 14px;">Programın temelinde AKP, bir muhafazakar, hatta liberal demokrat partiden farklı görünmemektedir. Zaten parti sözcükleri, kendilerini ‘Müslüman demokrat’ olarak tanımlamayı reddeder, ‘muhafazakar demokrat’ deyimini tercih etmektedirler. AKP, dini etnik ve bölgesel milliyetçiliği, partinin ‘kırmızı çizgileri’ olarak reddetmektedir. Parti programlarının ve diğer resmi parti belgelerinin o partinin gerçek mahiyetini yansıtmayabileceği iddiası, genelde doğrudur. Ancak, AKP yedi yılı aşkın tek başına iktidar döneminde bu programı ile uyumlu politikalar izlemiş, demokratikleşme ve Türkiye&#8217;nin AB üyeliği hedeflerini öncelikli hedefleri olarak kabul etmiştir. Bu dönemde, Kopenhag kriterlerine uyum sağlamak amacıyla iki anayasa değişikliği (2002-2004) ve altı uyum paketi kabul edilmiş; ayrıca Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu gibi temel kanunlarda demokratikleşme yönünde değişiklik yapılmıştır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong><span style="font-size: 14px;">MERKEZ SAĞ PARTİLER: ANAP VE DYP</span></strong></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">Çok partili hayata geçilmesinden bu yanan Türkiye, askeri yönetim dönemleri ve kısa CHP yönetimi dönemleri hariç, merkez-sağ hükümetlerce yönetilmiştir. Merkez –sağ 1950’lerde DP,1960ve 1970’lerde AP,1980’lerde ANAP, 1990’larda ANAP ve DYP tarafından temsil edilmiştir. 1970’lerin sonlarına doğru Türk Parti sistemi, esas itibariyle bir dört-parti sistemi görünümündeydi: Merkez-sağ AP, merkez-sol CHP, İslamcı MSP ve aşırı milliyetçi MHP.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">1980-1983 yılları arasında Türkiyeyi yöneten Milli Güvenlik Konseyi rejimi, bütün siyasal partileri kapatmış ve yenilerinin kurulmasına 1983 seçimlerinde az önce izin verilmiştir. Bu denetimli süreç, ancak askeri rejimce izin verilen üç partinin katılabildiği, sınırlı tercihli 1983 seçimlerine yol açmıştır. Turgut Özal&#8217;ın kurduğu ANAP, birçok kimseyi ve muhtemelen MGK üyelerini şaşırtacak bir biçimde, oylarının yüzde 45’i ile TBMM üyeliklerinin mutlak çoğunluğu elde etmiştir. ANAP,1987 seçimlerinde de azalan oy yüzdesine (yüzde 36.3) rağmen çoğunluğunu korumuş, hatta seçim kanununda yaptığı değişiklikler sayesinde bu çoğunluğu güçlendirmiştir. 1987 seçimleri,1982 anayasasının eski siyasal liderler ve milletvekilleri hakkında koyduğu siyaset yasağının halk oylaması ile kaldırılmasında az sonra gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bu seçimlere, dört eski siyasi lider (Ecevit, Demirel, Erbakan ve Türkeş) yeni partilerinin başında katılmışlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">1980’lerdeki partiler rejiminin en kayda değer özelliği, ANAP&#8217;ın hakimiyetidir. Bu, Türkiye’ye 1971 den bu yana ilk defa olarak, sekiz yıllık kesintisiz bir tek parti hükumeti sağlamıştır. ANAP, eski partilerden hiç birinin devamı olduğunu ileri sürmemiştir. Aksine Özal, sık sık dört eski siyasal eğilimi ANAP çatısı altında birleştirmiş olduğunu ifade etmiştir. ANAP&#8217;ı destekleyen seçmen kitlesi; Yukarıya doğru hareketli, girişimci zihniyetli, pragmatik, modernist ve kentlidir. ANAP&#8217;ın MGK döneminde özel şartları nazara aldığında ,büyük ölçüde Turgut Özal&#8217;ın eseri olan karizmatik lider partisi olduğu söylenebilir.Özal’ın dört eğilimi birleştirme söylemine uygun olarak ANAP içindeki her zaman liberal, milliyetçi ve ılımlı İslamcı unsurlar mevcut olmuştur.Ancak, bunlar Özal&#8217;ın hakim otoritesine karşı çıkabilecek örgütlenmiş hiziplere dönüşmemiştir. ANAP&#8217;ın 1980’lerdeki hakim konumundan küçük parti konumuna gerileyişi ve 2009 yılında DYP ile birleşerek siyasal varlığına son vermesi, tek bir sebebe bağlanamayacak karmaşık bir olgudur. ANAP&#8217;ın gerilemesindeki temel sebep, 1983 seçimlerinde kendi partileri seçime katılamadıkları için mecburen ANAP&#8217;a oy vermiş olan İslamcı, milliyetçi ve eski AP&#8217;li seçmenlerin, 1987 den itibaren kısmen eski partilerine dönmeleri gibi görünmektedir. Eski siyasetçiler üzerindeki siyaset yasağının 1987 halk oylamasıyla kaldırılmasından sonra, Demirel DYP liderliğine seçilmiştir. Onun enerjik liderliğinde DYP, 1989 yerel ve 1991 parlamento seçimlerinde ANAP&#8217;ı geçerek merkez-sağın en güçlü parti konumuna gelmiştir. Ap’nin doğrudan doğruya varisi gibi görünen DYP’nin, daha eski, daha güçlü ve yanaşmacılık bağlarıyla birbirlerine sıkıca bağlı bir yerel örgüt bağına sahip olmak gibi bir avantajı vardı. DYP ile kıyaslandığında ANAP, nispeten zayıf yerel örgütler ile bir kadro ya da komite partisi modeline daha yakındı. İdeolojik açıdan ANAP&#8217;ın yeni sağ, piyasa ekonomisi ağırlıklı söylemine karşılık DYP, DP ve AP geleneğinde daha muhafazakar, devletçi, popülist ve eşitlikçi bir politikayı temsil etmiştir. Her iki parti muhafazakar seçmenlere hitap etme isteğiyle dini ve milliyetçi sembollere başvurmakla birlikte, ANAP&#8217;ın söyleminde değişim ve modernleşme temaları daha ön plana çıkmıştır. Bu vurgu, Özal&#8217;ın dönüşüm ve çağ atlama sloganlarında ifadesini bulmuştur. Buna karşılık DYP, sosyal adalete, eşitlikçiliğe, dağıtımcı politikalara, paternalist ve koruyucu devlet anlayışına daha çok yer veren bir söylem benimsemiştir. 1993’te parti liderliğine seçilen Tansu Çiller açıkça piyasa ekonomisinden yana bir tavır almıştır. Buna karşılık Çiller, demokratikleşme ve silahlı kuvvetler üzerine sivil denetim güçlendirilmesi konularında Demirel den daha tutucu bir politika izlemiştir. 1996-1997 Refah yol (RP-DYP) koalisyonu ve bu hükumetin 28 Şubat süreci sonucunda istifaya mecbur kalması, Çiller ve DYP’nin laik çevreler gözündeki güvenirliğine büyük darbe indirmiş ve bu, partinin oylarını 1999 seçimlerinde % 12.0’ye,2002 seçimlerinde de %9.5‘e inmesinde yansımasını bulmuştur. Kısacası merkez-sağdaki bölünmenin derin ideolojik ya da sosyolojik farklardan değil 12 Eylül müdahalesi gibi tarihsel olgulardan ve liderler arasındaki kişisel rekabetten (Özal-Demirel, Yılmaz-Çiller) kaynaklandığı sonucuna varılır.[10]</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong><span style="font-size: 14px;">MERKEZ SOL PARTİLER: CHP VE DSP</span></strong></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">CHP’nin daha solcu bir konum almaya başlaması, 1965 seçimlerine İsmet İnönü liderliğinde ‘ortanın solu’ sloganı ile girilmesinde kendisini göstermiştir. Bülent Ecevit’in 1972 yılında parti liderliğine seçilmesiyle bu eğilim güçlenmiştir. CHP, 1969’da % 27,4 olan oyunu 1973’de % 33,1’e,1977’de ise % 41,4’e çıkarmıştır. Bu son rakam, CHP ‘nin demokrasi tarihimizde aldığı en yüksek oy oranıdır. Ancak 1979’da yapılan Senato üçte bir yenileme ve milletvekili ara seçimlerinde bu oran, yeniden %29 civarına düşmüştür. 1973 ve 1977 seçimleri siyasal sistemimizde bir ‘yeniden saflaşma’ ifadesi olarak kabul edilebilir. 1980 askeri müdahalesi, bütün partiler olduğu gibi, CHP’yi kapatmıştır. 1983 seçimlerinde sol kesimden sadece, MGK rejiminin izin verdiği Halkçı Parti katılmış ve geçerli oyların yüzde 30,5’ini kazanmıştır. Merkez-sol kesimdeki diğer bir gelişmede, SODEP’in (Sosyal Demokratik Parti) kurulması çalışmalarına katılmayı reddeden Bülent Ecevit’in inisiyatifi ile 1985 Aralığında Demokratik Sol Partinin kurulmasıdır. Bülent Ecevit ‘in siyasal faaliyetlerden yasaklı olması nedeniyle parti, eşi Rahşan Ecevit’in genel başkanlığında kurulmuş,1987 halk oylaması ile siyaset yasağı kalkan Bülent Ecevit, bu tarihte DSP’nin liderliğini üstlenmiştir. DSP 1987 seçimlerinde yüzde 22.2 oranında oy almış, fakat 2002 seçimlerinde oy oranı yüzde 2.2’ye düşmüştür. Ecevit, eski CHP’ni aşırı ölçüde elitist, yukarıdan aşağıya doğru değişimi savunan ‘halk için fakat halka karşı’ anlayışını temsil eden bir parti olarak tanımlamıştır. CHP’nin daha katı bir laiklik anlayışını benimsemesine karşılık, DSP’nin ‘dinsel inançlara saygılı’ laiklik anlayışını geliştirmeye çalışması da, dikkat çekici bir farktır. 1999 tarihli bir araştırmaya göre hiç okul görmemiş seçmenlerin ancak % 5’i CHP’ye oy verirken bu oran üniversite mezunlarında %17.6,üniversite öğrencilerinde %18.2’dir. DSP bütün eğitim kategorilerinde yaklaşık eşit güçte görünmekte, FP oyları ise eğitim düzeyi ile güçlü bir negatif korelasyon göstermektedir: Üniversite mezunlarının ancak % 3.9 u , FP’ne oy verdikleri söylenmiştir. 2002 yılındaki yapılan bir araştırmaya göre CHP yandaşları, çoğunlukla kentli, yüksek eğitim görmüş, beyaz yakalı ve çalışan kadınlardan oluşmaktadır. Gençler ve mavi yakalılar, CHP içinde göreli olarak daha az temsil edilmektedir. Alevilerin CHP yandaşlığı sürmektedir. Örgütsel açıdan DSP’nin, Bülent Ecevit’in karizmatik kişisel liderliğine dayanan tam bir lider partisi görünümünde olduğu kuşkusuzdur. Parti ülke düzeyinde demokratik standartlara bağlı olmakla beraber, parti içinde bunları uygulamaktan kaçınmış; parti örgütünün, merkez karar organlarının ve Meclis grubunun parti politikalarının oluşturulmasında ki rolü, asgari düzeyde kalmıştır. Ecevit’in siyaset sahnesinden ayrılacağının anlaşıldığı 2002 seçimlerinde partinin oylarının gösterdiği düşüş, DSP’nin lider partisi niteliğini kanıtlamaktadır. DSP,2007 milletvekili seçimlerine CHP listelerinde katılmış, 2009 yerel seçimlerinde ise yüzde 2.85 oy alabilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong><span style="font-size: 14px;">MİLLİYETÇİ SAĞ: MHP</span></strong></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">Türkiye’de aşırı milliyetçi sağ eğilim her zaman mevcut olmakla beraber, onun ilk defa bir siyasal parti olarak örgütlenmesi,1965 yılında eski MBK üyesi Alparslan Türkeş’in o zamana kadar muhafazakar bir parti olarak varlığını sürdüren Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin liderliğine seçilmesi ile başlamıştır. Türkeş’in liderliğinde parti, aşırı milliyetçi, anti-komünist ve anti-liberal bir söylem geliştirmiş; 1967’de ‘dokuz ışık doktrini’, ya da ‘milliyetçi toplumculuk’ adı verilen yeni parti programı kabul edilmiş; 1969 kongresinde de partinin adı, Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmiştir. Bu dönemde partinin Türkçülükle birlikte İslamcılığı da vurguladığı ve Türk-İslam sentezi adıyla bilinen düşünce akımına çok yakın olduğu gözlenmektedir. MHP, 1970 ortalarına kadar marjinal bir parti olarak kalmış,1965 seçimlerinde ise %2.2, 1969 seçimlerinde yüzde 3.0, 1973 seçimlerinde de % 3.4 oy elde etmiştir. MGK döneminde bütün diğer partiler gibi kapatılan ve yöneticileri yargılanan MHP,1983 yılında Milliyetçi Çalışma Partisi adı altında yeniden örgütlenmiştir.   parlamento seçimlerinde ancak  %2.9,1989 yerel seçimlerinde de % 4.1 oy alabilmiştir. RP ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak halinde girdiği 1991 seçimlerinde ittifak, oyların yüzde 8.2’ye, 1999 seçimlerinde ise tarihini en yüksek oyunu alarak %18&#8242; e çıkarmıştır. Bu sonuçla MHP, Türkiyeyi 1999-2002 yılları arasında yöneten üçlü (DSP-MHP-ANAP) hükumetine ortak olmuştur. 2002 seçimlerinde ise MHP oyları bu sefer hızlı bir düşüşle, % 8.4’e gerilemiştir. 1997 yılında Alparslan Türkeş’in ölümü üzerine parti liderliğine Devlet Bahçeli seçilmiştir. Bugün MHP’nin demokratik rejime bağlılığı 1970’lerdeki ile kıyaslanamayacak derecede açık olmakla birlikte, parti, özellikle Kürt sorunu ve Türkiye&#8217; nin AB üyeliği konularında katı milliyetçi bir tutum izlemeye devam etmektedir. Seçmen/yandaş profili açısından MHP, daha çok kırsal alanlarda yaşayan, genç, erkek, orta derece eğitimli, mavi yalı kesimlerden destek almaktadır. MHP yandaşları arasında Aleviler ve Kürtler, yok denilecek kadar azdır. 2002 yılında yapılan araştırmaya göre, 1999 seçimlerinde MHP’ne oy verenlerin önemli bir kesimi(%30.5) AKP’ye oy vereceklerini ifade etmişlerdir.[11]</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong><span style="font-size: 14px;">ETNİK PARTİLER: HEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP</span></strong></span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;">Türkiye’de Kürt etnik kimliğini temsil etmek üzere kurulan ilk parti, 1990’da kurulan Halk Emek Partisidir. Siyasi partiler kanununun etnik temelli partileri yasaklayan hükümleri nedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan bu partinin yerine, 1993’te Demokrasi partisi kurulmuştur. DEP 1994 yılında kapatılmış ve onun yerine aynı yılda Halkın Demokrasi Partidir. (HADEP) almıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;"> HADEP, 1995 ve 1999 parlamento seçimlerine katılmış ve ilkinde yüzde 4.2, ikincisinde de yüzde 4.7 oy elde etmiştir. HADEP, 2003 yılında Anayasa Mahkemesi kararı ile kapatılmış, ancak kapatılma ihtimaline karşı daha önce kurulan DEHAP 2002 seçimlerine katılarak yüzde 6.2 oranında oy almıştır. 2005 yılında DEHAP’ın yerini almak üzere, aynı çizgide Demokratik Toplum Partisi oluşmuştur. DTP, yüzde 10&#8217;luk ülke barajının olumsuz etkisini bertaraf etmek amacıyla, 2007 milletvekili seçimlerine bağımsız adaylarla katılmış ve kazanan 21 milletvekili seçimden sonra TBMM&#8217;nde DTP grubunu oluşturmuştur. DTP 11.12.2009 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış ve yerine Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) kurulmuştur. Tahmin edileceği gibi HADEP/DEHAP oyları, Güneydoğu Anadolu bölgesinde yoğunlaşmıştır. Mesela 2002 seçimlerinde DEHAP, Diyarbakır da yüzde 56, Hakkâri’de yüzde 45, Batman da yüzde 47, Şırnak’ta yüzde 46 oranında oy almış, ancak yüzde 10’luk ülke barajı nedeniyle parlamentoda temsil edilememiştir. Kürt kimliğini temsil eden bütün partilerin karşı karşıya bulunduğu ikilem, PKK yörüngesinde faaliyet göstermekte, Kürt sorununu Türkiye&#8217;nin bütünlüğü içinde barışçı ve demokratik bir çözüm bulma arasında tercih yapma zorunluluğudur. DTP eş başkanı Ahmet Türk’ün DTP uzaylıların partisi değil. PKK’da uzaylıların örgütü değil. PKK ile DTP‘nin tabanı ortak. En fazla oy aldığımız taban belli. Bana oy veren insanın çocuğu dağda. Bunu görerek gerçekleri tahlil etmemiz lazım’ yolundaki sözleri, bu ikilemin ifadesidir.[12]</span></p>
<hr />
<p><strong>KAYNAKÇA:</strong></p>
<p>[1]Prof. Dr. Ergun Özbudun, Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları, syf.98</p>
<p>[2]Prof.Dr. Ergun Özbudun, Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları, syf.99</p>
<p>[3]Prof.Dr. Ergun Özbudun , Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları,syf.101</p>
<p>[4] Prof.Dr. Ergun Özbudun ,Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları, syf.102</p>
<p>[5] Prof.Dr. Ergun Özbudun, Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları,  syf.103</p>
<p>[6]Prof.Dr. Ergun Özbudun, Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları, syf.111</p>
<p>[7]Prof.Dr. Ergun Özbudun ,Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları, syf.113</p>
<p>[8]Prof.Dr. Ergun Özbudun ,Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları, syf.115</p>
<p>[9]Prof.Dr. Ergun Özbudun, Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları, syf.115</p>
<p>[10]Prof.Dr. Ergun Özbudun, Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları, syf.120</p>
<p>[11]Prof.Dr. Ergun Özbudun, Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları, syf.122</p>
<p>[12] Prof.Dr. Ergun Özbudun, Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayınları, syf.123</p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-siyasal-partiler-ve-parti-sistemleri.html">Türkiye’de Siyasal Partiler ve Parti Sistemleri</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi: Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-galata-pera-beyoglu-bir-biyografi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevil Erzincan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Nov 2018 09:44:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[#beyoglu]]></category>
		<category><![CDATA[#biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[#galata]]></category>
		<category><![CDATA[#ıstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[#pera]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=6589</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Yazar: Brendan Freely – John Freely Kitap Adı: Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi Çeviren: Yelda Türedi Yayın evi: Yapı Kredi Yayınları Fiyatı: 19 TL Sayfa Sayısı: 263 “Sokak sokak Galata, adım adım Pera, karış karış Beyoğlu… Yüzyıllardır farklı kültürleri-kimlikleri kucaklayan, her gün biraz daha değişip dönüşen ama değerli özünü asla yitirmeyen caddeler, mahalleler, hanlar, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-galata-pera-beyoglu-bir-biyografi.html">Kitap Önerisi: Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Yazar</strong>: Brendan Freely – John Freely</em><br />
<em><strong>Kitap Adı</strong>: Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi</em><br />
<em><strong>Çeviren</strong>: Yelda Türedi</em><br />
<em><strong>Yayın evi</strong>: Yapı Kredi Yayınları</em><br />
<em><strong>Fiyatı</strong>: 19 TL</em><br />
<em><strong>Sayfa Sayısı</strong>: 263</em></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">“Sokak sokak Galata, adım adım Pera, karış karış Beyoğlu… Yüzyıllardır farklı kültürleri-kimlikleri kucaklayan, her gün biraz daha değişip dönüşen ama değerli özünü asla yitirmeyen caddeler, mahalleler, hanlar, geçitler: John Freely ve Brendan Freely’nin kaleminden sıra dışı bir “biyografi”…</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">İstanbul&#8217;a dair kitaplar hep yarımadaya odaklanır. Ama Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi, Konstantinopolis yarımadasının karşısındaki Beyoğlu bölgesine yoğunlaşıyor. Bölgenin gelişimini ve sosyal tarihini, Haliç’teki ilk yerleşimlerden Taksim ve çevresindeki son yerleşimlere kadar, sadece mimarisiyle değil, katillerinden mafyasına, bankerlerine, diplomatlarına, sosyetesine kadar, bütün sakinlerini de inceleyerek sokak sokak takip ediyor.”</span></p>
<p><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">                                                                                                *****</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">John ve Brenden Freely Türkiye&#8217; de yaşayan Amerikalı bir baba- oğuldur. Amerika, İrlanda, İtalya, Atina gibi ülkelerde yaşamış, daha sonra yerleşmek için İstanbul&#8217;u seçmiş bu iki Amerikalının gözünden Beyoğlu ve çevresi anlatılıyor bu kitapta.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Bu güne kadar İstanbul ile ilgili o kadar çok kitap ele alındı ki… İstanbul hakkındaki bu kitaplar Konstantinopolis olarak adı geçen ve Türkler&#8217;in 1453&#8242; deki fethine kadar Bizans İmparatorluğunun başkentliğini yapan tarihi yarımada üzerine bilgileri kapsamaktadır. Bu kitap ise Haliç’in kuzey kısmında yer alan Konstantinopolis yarımadasının karşısındaki Beyoğlu bölgesine yoğunlaşmıştır. Beyoğlu İstanbul’un eski bir liman bölgesi olan Galata’yı da kapsamaktadır. Bizans İmparatorluğunun son yüzyıllarında Galata Cenevizliler kontrolüne geçmiş ve Türk fethinden sonra da Ermeni, Yahudi, Türk, Yunan uyrukluların yanı sıra Fransız, İtalyan ve Maltalı sakinleri ile karma bir bölge haline gelmiştir. Grand Rue de Pera, bu gün ki adı ile İstiklal Caddesi boyunca İlk Avrupa Büyük elçilikleri ve kiliseler yapılmıştır… Ve nihayetinde Beyoğlu, şimdi yoğun şekilde Türklerden meydana geliyor olsa da farklı inançtan ibadethanelere yer vermektedir. Bu ibadethaneler Ermeni Katolik, Suriye Ortodoks, Yunan Ortodoks, Yunan Katolik, Roma Katolik, Ermeni Gregoryen, Türk Ortodoks olarak adı geçen muhalif mezhebin kiliseleri; Aşkenaz, Sefarad, Kara yit Yahudilerinin sinagogları, Türklere ait camiler, medreseler ve bir tanede Mevlevi tarikatı bir arada bulunur. O kadar güzel bilgiler var ki kitapta. Bunlar ana hatları ile en çok dikkatimi çekenler oldu. Sokak sokak, adım adım her şey mercek altına alınmış bu kitapta. Sanki iki arkadaş sohbet ederek bu sokaklarda yürüyormuşsun gibi bir hissiyat veriyor insana. Buralardaki eğlence anlayışları, ticari ve kültürel hayatta önemli olan insanlar ve binalar, yaşanan bazı olaylar –cinayetler,6-7 Eylül olayları, yağmalar- , şehrin yüzyıllık tarihine tanıklık etmiş semtlere ruhunu kazandıran her şeye değinilmiş. İstanbul hakkında yazılan en iyi kitaplar arasında gösterilebilir diye düşünüyorum.</span><br />
<span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Kitaptan birkaç hikâye paylaşmak istiyorum sizinle:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">*** Avrupa Senfoni Orkestraları ve opera kumpanyaları Sultan II. Mahmut’un 1828 de müzik yöneticisi olması için yaptığı daveti kabul eden ve daha sonra paşa yapılan Guiseppe Donizetti tarafından İstanbul&#8217;a getirilmişti. Donizetti paşa imparatorluk bandosuna alafranga müzik eğitimi vermiş ve Pera da İstanbul’un ilk opera evini kurmuş, yabancı müzisyenlerin ve ses sanatçılarının burada sahne almasını sağlamıştır. Şehirde ki ilk Avrupa tarzı tiyatro 1840’ta Osmanlı hükumetinin ve yabancı sefaretlerin desteği ile Pera da kurulmuştur. (Sayfa 109-110)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">***Cezayir Beylerbeyi iken, Kılıç Ali Paşa İnebahtı deniz savaşında esir düşürülerek buraya getirilen Miguel Cervantes ile tanıştı. Cezayir&#8217;e getirildikten 5 yıl sonra kaçmayı başaran Cervantes yakalanarak Kılıç Ali Paşanın huzuruna getirildi. Ali Paşa Cervantes den çok etkilenmiş olmalı ki onu azat etti ve İspanya ya dönmesine yetecek kadar para verdi. Cervantes Don Quixote’un “tutsağın hayatını ve maceralarını” anlattığı 32. Bölümde Ali Paşanın bu inceliğine minnetini gösterdi.( Sayfa 61.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Ve bunun gibi daha birçok hikâyenin ve ilginç bilgilerin altını çizerek okuduğum bu kitap mutlaka kütüphanenizde bulunmalı… Keyifli okumalar &#8230;</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/kitap-onerisi-galata-pera-beyoglu-bir-biyografi.html">Kitap Önerisi: Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü &#8211; Bölüm 2</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-tek-parti-iktidari-ve-donemin-siyasal-kulturu-bolum-2.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevil Erzincan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Oct 2018 11:08:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Menderes]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Bayar]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[Çok Partili Hayata Geçiş]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrat Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrat Parti Kurultayları]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Peker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=6380</guid>

					<description><![CDATA[<p>  B. Türkiye&#8217;de Çok Partili Siyasal Hayat          Milli Şeflik rejimi II. Dünya Savaşının başlamasıyla birlikte ortaya çıkan yeni uluslararası dengelere kayıtsız kalamamış, ülke içi muhalefetin uluslararası gelişmelerden -özellikle İkinci Dünya Savaşını demokrasi cephesinin kazanması ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının TBMM tarafından onaylanmasından- cesaret alarak etkili muhalefet yapmasıyla birlikte çözülme sürecine girmiştir. Ayrıca Türkiye&#8217;nin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-tek-parti-iktidari-ve-donemin-siyasal-kulturu-bolum-2.html">Türkiye’de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü – Bölüm 2</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12px;"><strong> </strong></span><span style="font-size: 16px;"><strong><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"> B. Türkiye&#8217;de Çok Partili Siyasal Hayat</span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12px;"><strong>       <span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">  </span></strong><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">Milli Şeflik rejimi II. Dünya Savaşının başlamasıyla birlikte ortaya çıkan yeni uluslararası dengelere kayıtsız kalamamış, ülke içi muhalefetin uluslararası gelişmelerden -özellikle İkinci Dünya Savaşını demokrasi cephesinin kazanması ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının TBMM tarafından onaylanmasından- cesaret alarak etkili muhalefet yapmasıyla birlikte çözülme sürecine girmiştir. Ayrıca Türkiye&#8217;nin siyasi ve ekonomik problemlerle iç içe olan toplumsal yapısı da zaten uzun yıllardan beri Tek Parti iktidarının yıpranmasına neden olmakta, dolayısıyla alternatif bir siyasi partinin varlığını gerektirmekteydi. Türkiye&#8217;de çok partili hayatın serbest bırakılmasına neden olan koşulları anlayabilmek için iç ve dış politikadaki gelişmelere kısaca değinmek yerinde olacaktır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">             I. Dünya Savaşının ilk yıllarında tarafsız bir politika takip ederek savaşa girmeme konusunda başarılı olan Türkiye&#8217;nin, savaşın sonlarına doğru Batı ittifakının bir parçası olabilme ümidiyle hareket ettiği, dış politikasının temeline &#8220;Batı ittifakına üye olma&#8221; stratejisini yerleştirdiği görülmektedir. Dış politikadaki bu dönüşüm savaş sonrasında ortaya çıkan &#8220;Sovyet Tehdidi&#8221; karşısında Batılı ülkelerle özellikle ABD ile sıkı dostluk ilişkileri kurmayı da beraberinde getirmiştir. Bu ilişkiler Türkiye&#8217;nin yalnızca dış politikasını değil, iç politikasını ve siyasal yapısını da önemli oranda etkilemiştir. Tek Parti yönetiminin aşınması, sivil muhalefetin örgütlenmeye başlaması ve nihayet çok partili siyasal hayatın serbest bırakılması bu etkileşimin ürünüdür. Kemal Karpat, savaş sonrası Tek Parti rejiminin zor duruma düşmesini şu sözlerle ifade etmektedir: &#8220;İtalya ve Almanya&#8217;da iktidarı elinde bulunduran tek-parti yönetimlerinin son bulması, Türkiye&#8217;nin Birleşmiş Milletlere üye olması ve Batılı devletlere yakınlaşması, Türkiye&#8217;de Tek Partili rejimin temellerini sarsan gelişmelerdendi<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>.Burada Batı ittifakına üye olma çabasının demokratikleşmenin tek öncüsü olduğu şeklinde bir düşüncenin yanlış olduğuna değinmek gerekmektedir. Her ne kadar büyük savaştan sonra Türkiye&#8217;nin Batı ile olan ilişkileri -özellikle ABD ile olan ilişkileri- Türkiyeyi siyasi ve ekonomik yönden yeni bir mecraya yönlendirmiş olsa da Türkiye&#8217;nin kendi iç dinamikleri de İkinci Dünya Savaşından sonra canlanmış, Tek Parti iktidarı ciddi şekilde sorgulanmaya başlanmıştır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">       İkinci Dünya Savaşından sonra özellikle ABD ve Birleşmiş Milletler ile olan ilişkileri siyasi rejimi de etkilemiştir. Bu dönemde ABD&#8217;nin Sovyetler Birliğinin yayılmasını önlemeye yönelik bir politika takip etmiş, bu maksatla dünyanın çeşitli bölgelerindeki ülkelerle siyasi, ekonomik ve askeri içerikli ittifaklar kurmuştur. ABD bu politikası ile dünya barışını korumayı amaçlıyor görünmesine rağmen bu siyasetin uzun vadede ABD&#8217;nin uluslararası çıkarını korumaya yönelik adımlara dönüştüğü görülmektedir. Sovyetler Birliğinin genişlemesini önlemek amacıyla başka ülkeleri güçlendirmiş, ama kendi politikasının dışına çıkılmasına müsaade etmemiştir. ABD&#8217;nin Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesinde oynadığı rol de bu politikası ile doğrudan ilgilidir. Siyasi iktidarın güçlü ve istikrarlı olduğu bir Türkiye, Sovyet yayılmacılığı karşısında daha sağlam durabilecek, bölgesel barışta daha etkin rol oynayabilecektir. Yoksa hiç yoktan bir demokrasi icat edilmiş değildir. Türkiye&#8217;nin o dönemdeki toplumsal yapısına baktığımız zaman CHP&#8217;ye muhalif bir siyasi partinin ortaya çıkmasını gerektiren birçok nedenin olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Özellikle büyük savaşın ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri ve CHP&#8217;nin kolluk kuvvetleri vasıtasıyla iktidarını meşrulaştırabilme çabası muhalefetin hangi ortamda doğduğunu göstermesi bakımından önemlidir: Bu dönemde savaş sürecinde alınan zorunlu ekonomik tedbirlerin sermaye birikimini belli ellerde toplanmasını netice verdiği görülmektedir. Ayrıca savaşın bazı mallarda yarattığı arz daralması sonucu karaborsacılık başlamış, böylece ticaretle uğraşanların eline büyük paralar geçmiştir. Ekonomiyi denetleyebilmek amacıyla çıkarılan Milli Korunma Kanun&#8217;unun sadece sanayi ve ticaret burjuvazisinden yana yorumlanarak uygulanması bu kesimlerin ellerindeki fonların büyüme hızını arttırmıştır. Bu durum savaş ekonomisinin kendi zenginlerini ortaya çıkarmasına neden olurken işçi, küçük üretici, küçük esnaf ve memurların iyice yoksullaşmasına da neden olmuştur. Yoksulluk hızla şekilde yayılırken hükumetin kolluk kuvvetleri ile baskısı devam etmiş, savaş döneminin hassasiyetinden de istifade edilerek hürriyetler kısıtlanmıştır. Tevfik Çavdar jandarma zulmünün o dönemin adeta &#8220;alamet-i farikası&#8221; olduğunu ifade etmektedir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>.Ayrıca halk yaklaşık 20 yıldan beri Tek Parti iktidarının kökten reformlarıyla muhatap olmaktadır. Özellikle kültürel alanda uygulanan politikalar iktidarla mahrem alanı bile karşı karşıya getirmiştir. Buna bürokratların baskısı, seçkinci yönetim geleneği gibi etkenler de katılmıştır. Bu toplumsal şartlar CHP&#8217; nin karşısına çıkma cesareti gösterecek örgütlü sivil muhalefetin doğmasını fazla geciktirmeyecektir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">         Netice itibariyle Türkiye&#8217;de Tek Parti iktidarının sona ermesi yalnızca Batı ittifakına üye olabilmenin zorunlu bir sonucu olarak değerlendirilmemelidir. Bu meselenin yalnızca dış politik dayatma sonucu olduğu anlamına gelir ki, bu Türk toplumunun demokratikleşme ihtiyacını ve iradesini görmezden gelme olur. Oysa uzun yıllardan beri CHP baskısı altında yaşayan insanların &#8220;Yeter, Söz Milletindir&#8221; sloganıyla ortaya çıkacak olan Demokrat Partiyi desteklemesi ve kısa sürede iktidara taşıması toplumun demokratikleşme eğiliminin ve iktidara katılabilme arzusunun da bir neticesidir. DP&#8217;nin kısa sürede kazandığı olağanüstü başarıdaki temel unsur aslında CHP&#8217;yi iktidardan indirmeyi tercih eden &#8220;milli irade&#8221;dir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">   Cumhuriyet tarihinde TCF ve SCF gibi başarısız demokrasi deneyimlerinden sonra ilk defa toplumsal bir taban oluşturarak siyasi iktidarı CHP&#8217;den devralan DP, CHP içinden çıkan muhalefet grubunun öncülüğünde kurulmuştur. Adnan Menderes, Celal Bayar, Refik Koraltan ve Fuat Köprülünün öncülüğünü yaptığı bu muhalefet grubunun 7.6.1945 tarihinde CHP Meclis Grup Başkanlığına sunmuş olduğu önerge ile CHP iktidarının temel hak ve özgürlükler üzerindeki baskısının sona erdirilmesi, parti içi demokrasinin hayata geçirilmesi ve Türkiye&#8217;nin anayasanın ruhuna ve Batılı ülkelerin demokrasi modellerine uygun şekilde yeniden yapılanması gerektiği öne sürmüşlerdi. Ancak CHP grubu bu önergeyi, önerge sahibi 4 milletvekili dışında oy birliği ile reddetti. Önergenin reddedilmesinden sonra Adnan Menderes ve Fuat Köprülü Vatan gazetesinde oldukça sert üsluplu yazılar yazmaya başladılar. Bu yazılardan dolayı Adnan Menderes ve Fuat Köprülü 21 Eylül 1945 tarihinde parti disiplinini bozdukları gerekçesiyle partiden ihraç edildiler. Refik Koral Tan&#8217;ın da arkadaşlarını desteklemesi O&#8217;nun parti ile olan ilişkisinin kesilmesine neden oldu. Celal Bayar da önce milletvekilliğinden, sonra da partiden istifa etti. Böylece DP&#8217;nin kurucusu olacak olan bu milletvekilleri CHP ile olan ilişkilerini bitirmiş oluyorlardı. 7 Ocak 1946 tarihinde de bu 4 milletvekili öncülüğünde DP kuruldu.</span></p>
<figure id="attachment_6395" aria-describedby="caption-attachment-6395" style="width: 340px" class="wp-caption alignleft"><a href="http://www.haberekspres.com.tr/kultur-sanat/menderes-dpnin-tohumlarini-burada-atmisti-h66353.html"><img title="menderes_dpnin_tohumlarini_burada_atmisti_h66353-300x156 Türkiye&#039;de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü - Bölüm 2  "decoding="async" class="wp-image-6395" src="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/10/menderes_dpnin_tohumlarini_burada_atmisti_h66353-300x156.jpg" alt="menderes_dpnin_tohumlarini_burada_atmisti_h66353-300x156 Türkiye&#039;de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü - Bölüm 2  " width="340" height="177" srcset="https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/10/menderes_dpnin_tohumlarini_burada_atmisti_h66353-300x156.jpg 300w, https://www.akademikkaynak.com/wp-content/uploads/2018/10/menderes_dpnin_tohumlarini_burada_atmisti_h66353.jpg 555w" sizes="(max-width: 340px) 100vw, 340px" /></a><figcaption id="caption-attachment-6395" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 12px;"><em>(Görsel; http://www.haberekspres.com.tr/kultur-sanat/menderes-dpnin-tohumlarini-burada-atmisti-h66353.html adresinden alınmıştır. )</em></span></figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">    DP kuruluşundan yaklaşık iki ay sonra 63 ilin ancak 16&#8217;sının il merkezinde örgütlenmeyi başarmıştı. DP&#8217;nin kurulması ilk anda tereddütle karşılanmıştı. Birçok kimse 1930&#8217;daki SCF tecrübesinden dolayı DP&#8217;yi de gerçek bir muhalefet partisi olarak görmüyordu. Nitekim Celal Bayar da DP&#8217;nin kurulduğu günde yapmış olduğu bir açıklamada &#8220;DP&#8217;nin muvazaa partisi olmadığını&#8221; ifade etme ihtiyacı hissetmişti<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">   CHP, DP&#8217;nin ilk günlerinde dostluk ve hoşgörü çizgisinde bir politika takip etmiştir. Bunda DP&#8217;nin yurt genelinde çok fazla örgütlenmemiş olması ve CHP iktidarı için fazla bir tehlike hissettirmiyor olması önemli rol oynamıştı. Gerek CHP&#8217;li parlamenterlerin söylemlerinde, gerekse basında DP&#8217;yi CHP ile özdeşleştiren, her iki partinin aynı değerleri benimsemiş parti oldukları vurgulayan beyanlara rastlanılmaktadır. Böylece DP&#8217;nin CHP&#8217;ye esaslı bir muhalefet yapması engellenmek isteniyor, dolayısıyla DP&#8217;ye göstermelik bir rol biçiliyordu. Akşam gazetesinde 9 Ocak 1946 tarihinde neşredilen &#8220;Demokrat Partiye Hoş geldin Deriz&#8221; başlıklı makalede Halk Partisi&#8217;nin 6 Okunun DP tarafından da benimsendiği, DP&#8217;nin CHP&#8217;ye aykırı bir sosyal ve politik mezhep gütmeden, tatbikatta bir kontrol vazifesi görmek gibi bir milli kaygı ile doğduğu ileri sürülüyordu<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>. Şüphesiz yaklaşık olarak yirmi yıl boyunca iktidarı elinde bulunduran CHP&#8217;nin muhalefeti birden bire içine sindirmesi kolay değildi. Bu yüzden basın ve CHP&#8217;li parlamenterler DP&#8217;yi CHP çizgisine yakınlaştırmaya gayret ediyorlardı. CHP&#8217;li parlamenterler de demokrasi karşıtı bir imaja bulaşmamak için DP&#8217;lilere hoşgörü ile yaklaşıyorlardı. Bu hoşgörü politikası DP&#8217;nin halk desteği kazanmaya başlamasıyla birlikte yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. İlk anda demokratik bir ortamın varlığından rahatsız olmadığını ispatlamaya çalışıyormuş gibi bir izlenim veren CHP, halkın DP&#8217;ye olan teveccühünden sonra hoşgörü politikasından vazgeçmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">      DP, örgütlenme ve sosyal taban oluşturma yönünden durgun geçen ilk üç ayından sonra yurt genelinde hızlı şekilde örgütlenmeye başlamıştır. Kasaba ve köylerde vatandaşlar bir araya gelip, DP şubelerini açmaya başlamışlardı. Kemal Karpat, kısa sürede halk desteği ile örgütlenmenin halkın DP&#8217;nin gerçek bir muhalefet partisi olduğuna inanmaya başlamasından kaynaklandığını ifade etmektedir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Böylece muhalefet sanal olmayan bir zeminde gelişmeye başlamış, DP de gerçek anlamda bir siyasal parti niteliğine kavuşmuştu. DP’nin hızlı şekilde güçlenmesinden endişe eden CHP, DP&#8217;nin örgütlenmeyi tam anlamıyla gerçekleştirememesinden ve meclis egemenliğini elinde bulundurmasından faydalanarak tek dereceli seçim yasasını ve genel seçimlerin 21 Temmuz 1946&#8217;da yapılmasını kabul etmiştir. Böylece şok bir genel seçimle DP&#8217;yi meclisten uzak tutmayı hedeflemiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">         21 Temmuz 1946 tarihinde yapılan genel seçim DP&#8217;nin katıldığı ilk sınavdır. DP&#8217;nin merkez karar organları başlangıçta CHP&#8217;lilerin genel seçimleri erkene almasından dolayı seçimleri boykot etme taraftarı görünmüştür. Ancak partinin taşra örgütlerinin seçime girilmesi yönünde baskı kurması, mecliste temsil edilmeme korkusu ve hükümetin seçimlerin tarafsız yapılacağı yönünde güvence vermesiyle seçimlere katılma kararı almıştır. Birçok tartışmalara konu olan bu seçimler sonucunda CHP 395, DP 64 milletvekili kazanmıştı. 6 da bağımsız milletvekili meclise girmeyi başarmıştı. Seçim sonuçları DP cephesi tarafından gerçeği yansıtmadığı, hükümetin ağır baskısı altında gerçekleştiği için milli iradeden uzak olduğu şeklinde değerlendirildi. Celal Bayar, seçim sonucunda seçimlere fesat karıştırıldığını, milli iradeyi yansıtmayan bir sonucun ortaya çıktığını ifade etmiştir. Bayar, hükümeti sahte evrak basmak ve oy pusulalarında tahrifat yapmakla suçlamış, halkın baskıya uğradığını ileri sürmüştür. Seçimden sonra DP taraftarları birçok yerde gösteri düzenleyerek durumu protesto etmişlerdir. CHP seçim sonuçlarını eleştiren gazetelere savaş açmış, İstanbul merkezli gazeteler İsmet İnönü&#8217;nün emriyle susturulmuştur. Bütün tartışmalar bir yana, seçim sonucunda DP 64 milletvekili ile meclise girmeyi başarmıştı. Böylece meclis sandalye sayısının yaklaşık olarak % 15&#8217;ine sahip olarak daha etkili muhalefet yapabilme imkanına kavuştu<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">       DP, 7 Ocak 1947 tarihinde 1. Kurultayını gerçekleştirmiştir. Bu kurultayda DP siyasi çizgisini net bir şekilde ortaya koymuş, CHP&#8217;ye karşı yapmış olduğu muhalefeti özellikle hürriyet, demokrasi ve fiili otoriterlik gibi kavramlar üzerine bina etmiştir. Kurultayın açılış konuşmasını yapan Celal Bayar, Türkiye&#8217;de demokrasinin gerçek anlamda yerleşebilmesi için üç şartın varlığının gerekli olduğunu vurgulamıştı. Buna göre kişi hürriyetini sınırlayan anti-demokratik kanunların kaldırılması, oy güvenliğini sağlayacak yeni bir seçim kanununun kabul edilmesi ve Cumhurbaşkanlığının parti başkanlığından ayrılması gerekli görülüyordu. Bayar bu önerisiyle hukuki olarak var gözüken demokratik rejimin fiiliyatta egemen olan CHP olgusundan ötürü gerçekleşmediğini ima ediyordu. Kurultayda yapılan görüşmeler de aşağı yukarı bu konular etrafında dönüyordu. Hürriyet meselesi, hükümetin kanunlarla ya da kolluk kuvvetleriyle temel hak ve özgürlükleri kısıtlaması, yoksulluk gibi konular DP&#8217;nin iktidarı eleştirdiği başlıklardı. Kurultayın sonunda &#8220;Hürriyet Misakı&#8221; olarak adlandırılan program kabul edildi. Bu misak Celal Bayar&#8217;ın açılış konuşmasındaki üç şartı içeriyordu: Anti-demokratik kanunların değiştirilmesi, mahkemeler tarafından uygulanacak bir seçim kanununun kabulü ve Cumhurbaşkanlığının parti başkanlığından ayrılması<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>.DP muhalefetinin ana temasını Hürriyet Misakı&#8217;nda ele alınan bu başlıkların oluşturduğu ifade edilebilir. Nitekim bu Kurultay’dan sonraki parti propagandalarında hükümetin genellikle Hürriyet Misakı&#8217;nda kabul edilen ilkeler çerçevesinde eleştirildiği görülmektedir. Özellikle Recep Peker hükümeti ile oldukça sert tartışmalar gerçekleşmiştir. DP Hürriyet Misakı&#8217;ndaki ilkeleri hükümete kabul ettirmeye çalışırken, Recep Peker, DP&#8217;yi zaman zaman devlet düşmanlarını tahrik eden bir siyasi oluşum olarak göstermeye çalışmıştır. İki parti arasındaki bu gerginlikler İsmet İnönü&#8217;nün 12 Temmuz Beyannamesini yayınlamasıyla bir süre askıya alınmıştır. Siyasi partilerin Türk demokrasisinin olmazsa olmaz şartı olduğunu ifade eden bu beyanname ile iki parti arasında karşılıklı güven ilişkisi temin edilmeye çalışılmış, muhalefet partisinin faaliyetleri güvence altına alınarak siyasi istikrar sağlanmaya çalışılmıştır. Bu beyannameden sonra ülke yönetiminde tek söz sahibi olan CHP, muhalefete tahammül göstermeyen geleneksel politikasından uzaklaşmaya başlamıştır. Partinin otoriter niteliği Türkiye&#8217;nin iç dinamiklerinin zorlaması ile aşınmaya başlamış, demokratikleşme eğilimi artmıştır. Bu dönüşümde DP&#8217;nin ülke genelinde etkili muhalefet yapması da önemli bir etkendir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">      DP&#8217;nin milli irade ile buluşarak hürriyet ve demokrasi eksenli bir politika geliştirmesi ve bunda başarılı olması otoriter CHP olgusunu da değişime zorlamıştır. Şüphesiz bu değişimde İkinci Dünya Savaşından sonra Türk dış politikasının Batı ittifakına üye olabilme şeklinde tecelli etmesi de bir hayli etkili olmuştu. Özellikle Birleşmiş Milletler Antlaşmasındaki demokratik, özgürlükçü hükümler bu dönüşüme neden olan dış nedenler arasında sayılabilir. Kısaca belirtmek gerekirse Soğuk Savaş dönemiyle birlikte ortaya çıkan iki kutuplu dünyada Batı ittifakının bir parçası olabilme politikasının benimsenmesi ve DP olgusu CHP&#8217;yi de demokratikleşmeye zorlamıştır. Bu dönemde yüzeysel de olsa CHP&#8217;nin kitlelere sevimli görünmeye çalıştığı, otoriter özelliklerinden sıyrılma gayretine giriştiği görülmektedir. CHP teşkilatları da seçkinci özelliğinden uzaklaşarak tabana eğilme yönünde adımlar atmaya başlamıştır. Bu değişim parti içinde otoriterlikte ısrarcı olan siyasilerin etkisinin azalmasına da neden olmuştur. Nitekim partinin otoriter niteliğinde direten ve DP muhalefetini bir türlü içine sindiremeyen Recep Peker bir süre sonra istifa etmek zorunda kalacak, yerini daha ılımlı olan Hasan Saka&#8217;ya bırakacaktır. Hasan Saka hükümetinin istifasından sonra da Şemsettin Günaltay Başbakan olmuştur. Güvenoyu aldığı gün yapmış olduğu konuşmada, &#8220;Bir tarihçi sıfatıyla sizi temin ederim ki, bu milletin istikbali için yegâne çare, sağlam esaslara müstenit bir demokrasinin kurulması ve işlemesidir&#8221; şeklinde konuşarak hem DP&#8217;ye güvence veriyor, hem de demokratikleşme sürecinin artık geri döndürülemez bir olgu olduğunu ima ediyordu. CHP milletvekili ve Başbakan olan Günaltay&#8217;ın bu görüşü CHP&#8217;nin kısa süre içinde nasıl dönüşüme uğradığının çarpıcı bir örneğidir. Bu dönüşüm yüzeysel ve yetersiz de olsa demokrasi rüzgarının kısa sürede neler yapabileceğini göstermesi bakımından anlamlıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">         1948 yılı içinde DP içinde yeni bir siyasi partinin kurulmasına neden olacak olan bir kırılma gerçekleşti. Bu grup parti politikasını benimsemeyen kimselerden oluşmaktaydı. Grubun önderi toplum üzerinde önemli ağırlığı olan asker kökenli bağımsız milletvekili Fevzi Çakmak&#8217;tı. Partinin kurucuları DP listesinden bağımsız milletvekili adayı olup seçilemeyen Hikmet Bayur, DP İstanbul İl Başkanlığından ayrılan Kenan Öner, DP&#8217;den ihraç edilen İstanbul milletvekili Osman Nuri Köni, yine DP&#8217;den ihraç edilen Afyon milletvekili Sadık Aldoğan ve DP müfettişi olan Osman Bölükbaşı idi. Partinin genel başkanı Hikmet Bayur 20.7.1948&#8217;de MP&#8217;nin resmen kurulduğunu ifade etmiş, partisinin temel özelliğini devletçilik yerine ekonomik liberalizmi benimseyen bir parti şeklinde duyurmuştur. Onursal başkan Fevzi Çakmak da DP&#8217;nin etkili muhalefet yapamadığını, halkı oyaladığını bu boşluğu doldurabilmek için MP&#8217;yi kurmaya karar verdiklerini vurgulamıştır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> Partinin amacını dürüst bir seçimle iktidarı yeni bir hükümete devretmek, devleti vatandaşın hizmetine koymak, devlet kapitalizmine son vermek, vatandaşa çalışma ve ticari teşebbüs imkanları sağlamak, hayat seviyesini yükseltmek, aile bağlarını kuvvetlendirip gençliğe milli ve dini eğitim vermek suretiyle ahlak seviyesini yükseltmek şeklinde özetlemiştir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> Millet Partisi her ne kadar yeni bir ümitmiş gibi ortaya çıkmış olsa da CHP ve DP kadar geniş bir sosyal taban oluşturamamıştır. Ancak çok partili hayata geçiş sürecinde CHP ve DP politikaları üzerinde önemli etkileri olmuştur. Kemal Karpat MP&#8217;nin varlığının DP&#8217;yi ekonomik ve kültürel meselelerde daha ihtiyatlı ve ılımlı politikaya yönelttiğini ifade etmektedir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a>CHP üzerindeki etkisi de olumludur denilebilir. Her ne kadar CHP politikalarını eleştiren bir çizgide dursa da MP aslında CHP&#8217;nin işine yarıyordu. Çünkü muhalefeti parçalıyordu, bu da güçlü bir DP muhalefetinin önünü kesiyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">         DP&#8217;nin ikinci kurultayı 20 Haziran 1949 tarihinde yapıldı. Genel seçimlerden yaklaşık 1 yıl önce yapılan bu kurultayda DP, o dönemki genel siyasi çizgisini ve hedeflerini ortaya koymuştur. DP Genel Başkanı Celal Bayar&#8217;ın kurultayda yaptığı konuşma ve kurultay sonunda kabul edilen &#8220;Milli And&#8221; DP&#8217;nin siyasetteki hedeflerini ve çizgisini göstermesi bakımından mühimdir. Celal Bayar kurultayda yaptığı konuşmada DP&#8217;nin hedefinin şiddete ve kavgaya bulaşmadan demokratik usullerle iktidara gelmek olduğunu vurgulamış, her türlü aşırı akıma mesafeli durduklarını, parti olarak aşırılıklara izin vermeyeceklerini ifade etmiştir. Temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınmasının DP&#8217;nin ana hedeflerinden birisi olduğunu söyleyen Bayar, din özgürlüğünün de diğer özgürlükler gibi kutsal olduğunu vurgulamıştır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Bayar&#8217;ın din özgürlüğüne ayrı bir parantez açması ilginçtir. Bilindiği gibi 1924 Anayasası din ve inanç özgürlüğüne aykırı herhangi bir hüküm taşımamaktadır. Ancak uygulamada egemen olan Tek Parti olgusu laikliğin tanımını genişletmiş, laiklik İslam&#8217;ın toplum üzerindeki etkisini de ortadan kaldırmaya yönelik politikaya dönüşmüştür. Bu da Tek Parti Döneminde egemen olan modernleşme anlayışının ana dinamiklerinden birisi olmuştur. Celal Bayar&#8217;ın kurultayda din ve inanç özgürlüğüne kasıtlı olarak değinmesi ve bunu laiklik politikası ile ilişkilendirmesi CHP&#8217;nin laiklik politikasına, dolaylı olarak da kökten modernleşme anlayışına bir tepki olarak yorumlanabilir. Ayrıca DP&#8217;nin kökten modernleşme politikası ile iktidar ve kişisel vicdanı karşı karşıya getiren bir çizgi yerine halkın değerleriyle barışık bir politika takip edeceğinin de bir işareti olarak yorumlanabilir. Nitekim Celal Bayar konuşmasının devamında laikliğin dinsizlik demek olmadığını, Türklerin Müslüman olduğunu ve bunun zorla değiştirilemeyeceğini vurgulamıştır. Kurultay sonunda demokrasiye aykırı yasaların değiştirilmesi, seçimlerin hakim güvencesine dayanması ve partinin oylarına vatandaşların katılımıyla birlikte sahip çıkılması kararlılığını gösteren maddelerin bulunduğu &#8220;Milli And&#8221; kabul edildi<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a>.</span></p>
<figure style="width: 266px" class="wp-caption alignleft"><a href="http://image.piri.net/resim/imagecrop/2017/04/01/02/21/resized_44874-3918929fresized_32b36d2c572e0turkiyedarbetarihinzk01oxs302esi0etfzkta.jpg"><img title="resized_44874-3918929fresized_32b36d2c572e0turkiyedarbetarihinzk01oxs302esi0etfzkta Türkiye&#039;de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü - Bölüm 2  "loading="lazy" decoding="async" style="text-align: justify;" src="http://image.piri.net/resim/imagecrop/2017/04/01/02/21/resized_44874-3918929fresized_32b36d2c572e0turkiyedarbetarihinzk01oxs302esi0etfzkta.jpg" alt="resized_44874-3918929fresized_32b36d2c572e0turkiyedarbetarihinzk01oxs302esi0etfzkta Türkiye&#039;de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü - Bölüm 2  " width="266" height="394" /></a><figcaption class="wp-caption-text"><span style="font-size: 12px;"><em>(Görsel;https://www.yenisafak.com/secim-1950 adresinden alınmıştır. )</em></span></figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; text-align: justify;">    1950 genel seçimleri öncesinde Seçim Kanunu üzerinde önemli tartışmalar yaşanmıştır. Bunda DP&#8217;nin şaibeli geçen 1946 seçimlerinden edinmiş olduğu tecrübe önemli rol oynamıştır. DP muhalefetinin ve kamuoyu baskısının etkisi ile gizli oy ve açık tasnif ilkelerini getiren, partilere radyodan propaganda amacıyla eşit ölçüde yararlanma hakkı sağlayan Seçim Kanunu kabul edilmiştir. Ayrıca seçimlerde mahkemelerin en yüksek denetleme organı olarak görev yapacağı da kanun ile getirilen düzenlemelerdedir<a style="font-family: georgia, palatino, serif; text-align: justify;" href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a>.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">    14 Mayıs Genel seçimleri öncesinde CHP, devletçiliğin sınırlandırılacağını, özel teşebbüsün teşvik edileceğini, kredilerde kolaylık sağlanacağını, yabancı sermayeye uygun ekonomik adımların atılacağını, vergi sisteminin ıslah edileceğini ve Türk parasının kıymetinin korunacağını vaat ediyordu. Köylünün yaşam koşullarını düzeltecek toprak dağıtımı, okul, su, kredi ve ziraat aletleri temini gibi adımlar atılacağı, Cumhurbaşkanın yetkilerinin yeniden düzenleneceği ve partinin 6 Okunun anayasadan çıkarılacağı sözü veriliyordu. Buna mukabil DP üretimi arttırıp vergileri indirme, devlet tekellerini ortadan kaldırma, özel ve yabancı sermaye için siyasi ve mali güvenliği sağlama sözü veriyordu. Siyasi yönden ise demokratik ilkeler ışığı altında rejimi yeni baştan düzenlemeyi, anayasayı demokratik ilkeler ışığı altında tadil etmeyi vaat ediyordu.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimleri DP ezici bir çoğunlukla kazandı. DP oyların yaklaşık olarak % 53&#8217;ünü alarak 408 milletvekili çıkarmayı başarırken, CHP 69 milletvekili çıkarabildi. Millet Partisi 1 milletvekilliği kazanırken, bağımsız milletvekillerinin sayısı 7 idi. Bu netice ile Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir siyasi parti milli irade ile iktidara gelmiştir. Yaklaşık çeyrek yüzyıllık Tek Parti hakimiyetini milli irade ile iktidardan düşürülmüştür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">       DP&#8217;nin kurulması ve kısa bir süre sonra iktidara gelmesi Türk siyasetinin bu yıllarda iki kutuptan oluştuğunu, CHP ve DP dışındaki partilerin tali parti niteliğinden kurtulamadığını ortaya koymuştur. Her ne kadar Millet Partisi gerek CHP&#8217;ye, gerekse DP&#8217;ye alternatif olabilme iddiası ile siyasete katılmışsa da geniş bir toplumsal taban oluşturamamış, halka yeterince inandırıcı görünmemiştir. Seçimlerde almış olduğu netice de bunun bir ifadesi olarak yorumlanabilir. Bu yüzden 1950&#8217;li yıllarda Türk siyasetinin Cumhuriyetin ilk çeyrek yüzyılında siyasi iktidarı elinde bulunduran, kökten reformlarla ülkeye yeni bir kimlik dayatan ve ekonomik kalkınma konusunda sınıfta kalan otoriter bir parti ile, bu otoriterliğe karşı çıkarak demokratikleşmenin ve özgürlüklerin savunuculuğunu yapan, halkın değerlerine yakın ve nispeten demokrat olan bir partiden oluştuğu, bunun dışındaki siyasi oluşumların itibar göreceği toplumsal tabanın olmadığı söylenebilir. Bunun yanında DP iktidarı siyasette egemen olan seçkinlerin yetkisinin halkın seçtiği parlamenterlere devredilmesine neden olmuştur. Böylece Tek Parti iktidarı içinde asker ve sivil bürokratların ve sayısı sınırlı girişimcilerin tekelindeki iktidar az da olsa tabana yayılmıştır. Devleti baba olarak gören zihniyet, merkezden kontrol, yukarıdan aşağıya dayatılan reformculuk reddedilirken pazar ekonomisinin önündeki engeller de kaldırılsın istenmiştir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a> Ayrıca DP, CHP içinden çıkan milletvekilleri tarafından kurulan bir siyasi parti olduğu için CHP içindeki bir kırılmanın da ifadesidir. Özellikle SCF ile siyasete atılan liberal eğilimli milletvekilleri -örneğin Adnan Menderes- CHP&#8217;nin siyasi ve ekonomik yönden toplumun taleplerini karşılamada yetersiz kaldığını fark etmişler ve DP&#8217;yi kurmuşlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">       DP iktidara geldikten sonra Celal Bayar Cumhurbaşkanı olmuş, Adnan Menderes&#8217;in Başbakanlığında da hükümet oluşturulmuştur. DP iktidar partisi olmasına rağmen CHP&#8217;ye, dolayısıyla İsmet İnönü&#8217;ye bağlı olan ordudan çekinmekteydi. Bu yüzden iktidarının ilk aylarında orduda önemli bir tasfiye hareketine girişmiş, askerler içinde seçilmiş iktidara problem çıkarmayacak bir kadro oluşturmuştur. DP&#8217;nin ilk olarak ordudaki CHP kökenli askerleri tasfiye etmesinin nedeni CHP&#8217;nin askeri DP aleyhine kışkırtması, dolayısıyla hükümeti tedirgin etmek istemesiydi. DP&#8217;nin yasal düzeyde yaptığı ilk icraat, ezanın Arapça okunmasını serbest bırakmak olmuştur. Tek Parti iktidarı döneminde Türkçe okunmaya zorlanan ezan böylece asli şekline kavuşmuştur. CHP&#8217;liler ve bazı aydınlar tarafından irticaya cesaret verme olarak yorumlanan bu düzenleme halkın takdirini toplamıştır. Arapça ezanın serbest bırakılmasının simgesel anlamı DP iktidarının laiklik anlayışının CHP&#8217;ninkinden farklı olduğudur. DP bu düzenlemesiyle siyasi iktidar ile ibadet alanı arasında bir çatışma yanlısı olmadığını, laikliğe ideolojik bir anlam yüklemediğini göstermiştir. Böylece dinin ve dini hayatın bürokratların kontrolüne alındığı, devletin dine müdahale ederek alternatif bir sentez meydana getirmeye çalıştığı laiklik politikalarına din ve inanç özgürlüğü güvencesiyle birlikte yeni bir açılım kazandırmıştır. Bu laiklik anlayışının temel özelliğinin din ve devlet işlerinin ayrılması ile din ve inanç özgürlüğünün aynı oranda güvence altına alınması olduğu söylenebilir. Ancak bu sentez CHP&#8217;lilerin ve aydınların yoğun &#8220;irtica&#8221; ithamından dolayı sağlıklı bir şekilde gelişememiş, DP laiklik ilkesini ihlal etmekle suçlanmıştır. CHP&#8217;nin irtica konusunda çıkardığı gürültü DP merkezli bir değişimi yavaşlatmak yani statükoyu olabildiğince uzun süre korumak arzusundan kaynaklanıyordu.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> CHP&#8217;nin bu siyaseti yaklaşık 10 yıl süren DP döneminin siyasal gerginliklerin üst düzeyde olduğu bir dönem olmasını da kaçınılmaz kılmıştı. Her ne kadar DP&#8217;nin de zaman zaman demokrasiden saptığı, basın, fikir ve ifade özgürlüğü konularında temel politikası ile çelişen icraatlara imza atmış olduğu görülse de bu sapma CHP&#8217;nin statükocu siyasetinden bağımsız değerlendirilmemelidir. Ayrıca 1945&#8217;ten sonra izin verilen çok partili siyasal hayatın sağlam bir demokratik zeminden yoksun oluşu ve yıllardan beri CHP&#8217;ye karşı biriken siyasi öfkenin payı da gözden uzak tutulmamalıdır.</span></p>
<figure style="width: 425px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://www.bizmilliyiz.com/wp-content/uploads/2016/12/Untitled-1.png" rel="https://www.bizmilliyiz.com/demokrat-parti-ve-turkiye-cumhuriyetinde-cok-partili-hayata-gecis/"><img title="Untitled-1 Türkiye&#039;de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü - Bölüm 2  "loading="lazy" decoding="async" src="https://www.bizmilliyiz.com/wp-content/uploads/2016/12/Untitled-1.png" alt="Untitled-1 Türkiye&#039;de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü - Bölüm 2  " width="425" height="137" /></a><figcaption class="wp-caption-text"><em><span style="font-size: 12px;">(Görsel; https://www.bizmilliyiz.com/demokrat-parti-ve-turkiye-cumhuriyetinde-cok-partili-hayata-gecis/ adresinden alınmıştır.)</span> </em></figcaption></figure>
<p><span style="font-family: georgia, palatino, serif; text-align: justify;">     DP iktidarının ilk yılları kalkınma ve refah payını yükseltme yönünden oldukça parlak geçmiştir. DP, geçmişin devletçilik politikasının sıkı denetimini gevşeterek ve özel girişimciliği özendirerek başarılacak hızlı bir ekonomik büyüme öngörmüştü. İktidarının ilk yıllarında da bunu büyük ölçüde başardı. Engellerin kaldırılması ile birlikte yatırımlar artmaya başladı, ekonomi hızlı bir büyüme sürecine girdi. Tarım sektörüne traktörlerin ve makinelerin girmesiyle birlikte toplam tarım üretimi iki katına çıktı. Karayolları kısa sürede gelişti, kömür üretimi arttı, küçük kent ve kasabalarda fabrika, konut ve diğer bina sayılarında büyük artışlar yaşandı.</span><a style="font-family: georgia, palatino, serif; text-align: justify;" href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a><span style="font-family: georgia, palatino, serif; text-align: justify;"> Okulların sayısında görülen artış okuma-yazma oranlarının da yükselmesine neden oldu. Bu büyük canlanmada Marshall Planı çerçevesinde alınan dış yardımlar ile borçlanma imkânının genişlemesi önemli rol oynamış, hükümetin rahat hareket etmesine imkân sağlamıştır. DP&#8217;nin ilk 4 yıllık dönemindeki bu başarılar 1954 seçimlerine DP&#8217;nin daha da güçlenmesi şeklinde yansımıştır. Seçimlerin sonucunda DP % 56.6 oy oranıyla 541 milletvekilliğinin 505&#8217;ine sahip olmuş, böylece 1950&#8217;lerdeki başarısının bile üzerine çıkmayı başarmıştır. DP&#8217;nin en büyük rakibi olan CHP&#8217;nin oy oranı ise % 34.8 idi. Meclis sandalye sayısı ise 31&#8217;di.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">       DP, 1954 seçimlerinden sonraki dönemde ekonomik açıdan oldukça büyük sıkıntılarla karşılaşmıştır. Geniş ölçüde ithalata dayanan ilk dönem DP ekonomi politikası ikinci döneminde birçok dezavantajla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bu düşüşte dış finansman kaynaklarının azalması ve dış borçlanmanın üst sınıra dayanması önemli rol oynamıştı. Ancak bu dönemde hizmet ve sanayi sektöründe önemli büyümelerin olduğu da bir gerçektir. DP&#8217;nin ilk iktidar döneminde attığı tohumlar büyük ölçekli fabrikaların ortaya çıkmasına, inşaat sektöründe büyük canlanmanın yaşanmasına neden olmuş, şehirleşmede gözle görülür bir artış yaşanmıştır. Nitekim 1950&#8217;lerde DP iktidarı ile birlikte başlatılan hareketlilik bugün Türkiye&#8217;nin en nüfuzlu sanayicilerinin iş dünyasına adım atmalarına veya temel birikimlerini bu dönemin iktisadi şartları altında elde etmelerine neden olmuştur.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">       Bu dönemde CHP&#8217;nin üniversite ve basın-yayın organlarının da desteğini arkasına alarak geniş çaplı muhalefet yaptığı, DP hükümetini oldukça zor durumlara düşürdüğü görülmektedir. Hükümetin buna tepkisi ise bazı öğretim üyelerinin görevden alınması, kısıtlamalar ve hapis cezası oldu. Bu dönemin fikir ve ifade özgürlüğü yönünden problemli olduğu, hükümetin temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan kanunları uygulamaya koyduğu muhakkaktır. Bu biraz siyasi düzenin çoğunlukçu yapıdan oluşması, biraz da demokratik kültürün zayıf olmasından kaynaklanıyordu. Ancak CHP&#8217;nin bu süreçte askeri hükümete karşı kışkırtma çabaları, üniversitelerin ve basın-yayın organlarının desteğiyle DP iktidarının gözden düşürülmesi ve iktidardan uzaklaştırılması gibi sert muhalefet izlemesi demokrasinin zayıflığına neden olan önemli bir olgu idi. Yoksa DP&#8217;nin tek başına demokratik yapılanmaya, fikir ve ifade hürriyetine karşı bir oluşum olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Zira DP&#8217;nin çıkış noktalarından birisi Tek Parti iktidarı döneminde fiili olarak kullandırılmayan temel hak ve hürriyetlerin devlet güvencesi altına alınması ve ülkenin demokratik Batılı devletler gibi yüksek yaşam standartlarına kavuşturulması idi. İktidarının ilk döneminde de bu çizgide ilerlemiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">       Bu siyasal kargaşa içinde yapılan Ekim 1957 seçimlerinde DP % 47.2 oy oranı ve 424 milletvekiliyle yine birinci parti olmayı başardı. Ancak CHP&#8217;nin oy oranında eski seçimlere göre bir artış olduğu görülmektedir. % 40.6 oy oranıyla ikinci parti olan ve 178 milletvekili çıkaran CHP ümit ve cesaret bulmuş oldu. Seçim sonuçları siyasi kargaşayı ve partiler arası çekişmeyi daha da yükseltti. CHP tekrar iktidar olabilme umuduyla sert muhalefetine devam etti. DP de bu tutuma karşılık verdi. CHP&#8217;nin üniversitedeki öğretim üyelerini ve öğrencileri hükümet aleyhine örgütlemesi, askeri kışkırtarak DP iktidarını zayıflatma çabası yavaş yavaş etkisini göstermeye başlamıştı. 10 yıllık DP dönemi antidemokratik ve dramatik şekilde sona erdi. 27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbe ile milli irade sonucu iş başına gelen iktidar partisi devrildi. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve hükümetin diğer üyeleri ile DP&#8217;li milletvekillerinin çoğu tutuklandı. Yassıada&#8217;da yargılanan Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a>.Cumhurbaşkanı Celal Bayar&#8217;ın idam cezası Milli Birlik Komitesi tarafından ömür boyu hapse çevrildi. Birçok DP&#8217;li de ömür boyu hapse mahkûm edilmekten kurtulamadı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">        Yaklaşık olarak 10 yıl süren DP iktidarının askeri darbe ile son bulması şüphesiz Türk demokrasisi açısından büyük bir ayıp olarak tarihe geçmiştir. Bu süreçte CHP&#8217;nin oynadığı negatif rol de gözden kaçmamaktadır. CHP&#8217;nin askeri siyasetin içine çekmesi, üniversitelerin CHP&#8217;nin arka bahçesi haline getirilmesi, basında DP aleyhine başlatılan yoğun saldırılar, üniversite gençliğinin hükumet aleyhine örgütlenmesi, DP&#8217;nin özellikle din özgürlüğünü düzenleyen politikalarının rejim tehdidi varmış gibi çarpıtılması siyasal gerginliklerin tırmanmasına yol açan CHP merkezli gelişmelerdi. Bu muhalefetin karşısında DP politikaları da sertleşiyor, ülke sürekli gergin kalıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">         Bütün bunlara rağmen DP, Türk demokrasi tarihinde geri döndürülemeyecek bir sürecin öncülüğünü yapmıştır. Kurulmasından kısa bir süre sonra elde ettiği büyük başarı Tek Parti iktidarının sona ermesine neden olmuş, Cumhuriyet tarihimizde ilk defa milli iradeyi temsil eden bir parti iktidar olmayı başarmıştır. DP, doğuşu, faaliyeti ve ruhu bakımından başlangıçta halkın isteklerine cevap vermiş ilk partidir, bunu da kamuoyunu daima dikkate alarak yapmıştır. Ancak CHP&#8217;nin sorunlu muhalefeti DP&#8217;nin halkçı politikasından sapmasına neden olmuştur. DP döneminde Tek Parti Döneminde radikal şekilde uygulanan laiklik, din ve inanç özgürlüğü ile birlikte değerlendirilmiş, devletin dine müdahalesi olarak görünüm kazanan laiklik politikaları biraz olsun demokratikleşmiştir. Ayrıca Türk demokrasisinin önemli zaaflarından birisi olan &#8220;seçkinci gelenek&#8221; DP iktidarı ile birlikte sarsılmış, halk kendi değerlerine yakın gördüğü DP&#8217;lileri destekleyerek modernleşme konusundaki tercihini de yapmıştır. Türk halkının kendi değerlerine sırt dönen ve toplum mühendisliği taslayan seçkinlere pek fazla itibar etmediğini ortaya koymuştur. DP iktidarı ekonomik yönden de Türkiye&#8217;nin yeni bir açılım, yeni bir vizyon kazanmasına sebep olmuştur. Partinin dinamik ruhu ve halkla bütünleşmesi bu başarıda önemli rol oynamıştır<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a>.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;">         Bunların yanında DP&#8217;nin soğuk savaş döneminin bir partisi olduğu da unutulmamalıdır. İkinci Dünya Savaşına kadar tarafsızlık ilkesi üzerine hareket eden Türkiye, büyük savaştan sonra  Birliği&#8217;nin yayılmacı siyaseti karşısında taraf tutma mecburiyetini hissetmişti. İkinci Dünya Savaşının müttefikler tarafından kazanılması ile Batının yeni gelişen siyasi felsefesi ve Türkiye&#8217;nin Birleşmiş Milletlere üye olması, Türk devletinin daha liberal ve demokratik olmasını gerektiren bir eğilimi doğurdu. İşte DP bu eğilimin Türkiye&#8217;deki yansımasıdır. Batı bloğunda meydana gelen demokratikleşme Türkiye&#8217;deki demokratikleşme talepleri ile birleşmiş, DP de bu değişimin uygulayıcısı olmuştur. Batı ittifakına üye olabilme stratejisi de büyük oranda Türkiye-ABD ilişkileri çerçevesinde gelişmiştir. Bu yüzden DP ABD ve NATO ile ilişkilerinin yönlendirmesiyle Sovyetler Birliğinin Ortadoğu&#8217;daki siyasal oluşumlarda belirleyici faktör olmasını önlemeye yönelik bir politikanın uygulayıcısı olmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><sup>           </sup>DP Türk siyaset tarihinde yalnızca dar anlamda bir siyasi parti olarak değerlendirilemez. Siyasi çizgisi itibariyle kendisinden sonra kurulan Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi gibi merkez sağ oluşumları da etkileyerek Türk siyasetine damgasını vurmuştur. Bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin de zaman zaman kendisini DP ile kıyaslaması, kendisine DP&#8217;nin devamı imiş gibi bir izlenim vermeye çalışması DP&#8217;nin siyasal kültür üzerindeki büyük etkisinden kaynaklanmaktadır. Aşağı yukarı bütün merkez sağ partilerin gerek ekonomik, gerekse siyasi programları DP çizgisinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Partinin halk tabanı ile bütünleşen bir niteliğe sahip olması, halkın değerlerine saygı duyarak seçkinci gelenekten uzaklaşması ve özel girişimciliği cesaretlendirmesi partinin Türkiye&#8217;deki sivilleşmeye yaptığı büyük katkılar arasındadır.</span></p>
<hr />
<p><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"> <strong>Kaynakça</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 16px;"><strong> </strong><span style="font-size: 12px;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <strong>Kemal Karpat,</strong> Türk Demokrasi Tarihi, İstanbul Matbaası, 1967, s. 126</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><strong><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=599</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> <strong>Nilgün Gürkan,</strong> Demokrasiye Geçişte Basın (1945-1950), İletişim Yayınları, İstanbul, 1998, s. 188.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> <strong>Nilgün Gürkan</strong>, Demokrasiye Geçişte Basın (1945-1950), İletişim Yayınları, İstanbul, 1998, s. 188.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a><strong>Kemal Karpat,</strong> Türk Demokrasi Tarihi, s. 136.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><strong><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a>http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=599</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> <strong>Kemal Karpat,</strong> Türk Demokrasi Tarihi, s.159</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> <strong>Mahmut Goloğlu,</strong> Demokrasiye Geçiş (1946-1950), s. 240.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a>  <strong>Kemal Karpat,</strong> Türk Demokrasi Tarihi, s. 191.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a>  A.g.e., s. 192<strong>.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> <strong>Mahmut Goloğlu</strong>, Demokrasiye Geçiş (1946-1950), s. 270-271.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> <strong>Mahmut Goloğlu,</strong> Demokrasiye Geçiş (1946-1950), s. 273.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> <strong>Kemal Karpat</strong>, Türk Demokrasi Tarihi, s. 204.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> A.g.e., s. 206.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> <strong>http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=599</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><strong><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=599</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><strong><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=599</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><strong><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=599</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><strong><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=599</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 12px;"><strong><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a>Kemal Karpat,</strong>Demokrasi Tarihi, s. 361<strong>.</strong></span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiyede-tek-parti-iktidari-ve-donemin-siyasal-kulturu-bolum-2.html">Türkiye’de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü – Bölüm 2</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü</title>
		<link>https://www.akademikkaynak.com/turkiye-de-tek-parti-iktidari-ve-donemin-siyasal-kulturu.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevil Erzincan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Sep 2018 09:43:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Bayar]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Şef]]></category>
		<category><![CDATA[siyasi kültür]]></category>
		<category><![CDATA[tek parti dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye'de tek parti iktidarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.akademikkaynak.com/?p=5977</guid>

					<description><![CDATA[<p>( Bu çalışma Türkiye&#8217;de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü adlı makalenin 1.kısmından oluşmaktadır.) Giriş ve Tarihsel Süreçlere Bir Bakış            Türkiye&#8217;de değişim, Batının gelişmişlik seviyesine ulaşabilmek amacıyla gerçekleştirilen siyasi, sosyal ve kültürel hareketleri ifade etmektedir. Osmanlı tarihi içinde &#8220;teceddüt&#8221;, &#8220;ıslahat&#8221; ve &#8220;Tanzimat&#8221; olarak adlandırılan yenileşme hareketleri Osmanlı Devletinin son yıllarında [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiye-de-tek-parti-iktidari-ve-donemin-siyasal-kulturu.html">Türkiye’de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>( Bu çalışma Türkiye&#8217;de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü adlı makalenin 1.kısmından oluşmaktadır.)</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Giriş ve Tarihsel Süreçlere Bir Bakış       </strong></p>
<p style="text-align: justify;">    <span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">T<span style="font-family: georgia, palatino, serif;">ürkiye&#8217;de değişim, Batının gelişmişlik seviyesine ulaşabilmek amacıyla gerçekleştirilen siyasi, sosyal ve kültürel hareketleri ifade etmektedir. Osmanlı tarihi içinde &#8220;teceddüt&#8221;, &#8220;ıslahat&#8221; ve &#8220;Tanzimat&#8221; olarak adlandırılan yenileşme hareketleri Osmanlı Devletinin son yıllarında ve Cumhuriyetin ilk yıllarında &#8220;muasırlaşma&#8221;, &#8220;muasır medeniyet seviyesine ulaşma&#8221;, Tek Parti İktidarı döneminde de &#8220;inkılâp&#8221; terimleriyle ifade edilmişti<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>.Bu kavramların siyasal iktidarın değişim anlayışını, usulünü ve şiddetini yansıtma gibi bir özelliği vardır. Örneğin, Osmanlı&#8217;da ıslahat dediğimizde devletin yetersiz olduğunu düşündüğü alanlarda yapmış olduğu ideolojik özellik göstermeyen teknik ve hukuki yenilikler anlaşılır. Aynı şekilde muasırlaşma deyimiyle de teknik, rasyonel ve ilk bakışta manevi bir anlamı olmayan, ilerlemeyi ve değişmeyi, çağa ayak uydurmayı öngören hareketler anlaşılır. İnkılâp deyimi ise var olan sosyal veya siyasal dokunun tamamıyla farklı bir başka doku ile yer değiştirmesini anlatır. Modernleşme sürecimizde yapılan yeniliklerin inkılâp veya devrim gibi köktenci kavramlarla karşılanabilmesi, aynı zamanda da inkılâp sözcüğünün siyasal iktidar tarafından bilinçli şekilde kullanılması Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonraki döneme rastlar. Cumhuriyet Halk Fırkasının siyasi iktidarı elinde tuttuğu bu devreye Tek Parti Dönemi adı verilmektedir. Tek Parti Dönemi yalnızca siyasal rejim değişikliği veya siyasi iktidar değişmesi gibi kısa süreli ve geçici bir süreci ifade etmez. Bu dönem iktidarın toplumsal dönüşümü bizzat yönlendirdiği, yeni bir siyasal rejimin yanında yeni bir hayat tarzının ve buna bağlı olarak yeni kimliklerin de inşa edildiği otoriter ve ideolojik bir süreçtir. Tek Parti ideolojisi iktidarda bulunduğu döneme mahsus kalmamış, Cumhuriyetten sonraki siyasal kültürümüzün de harcı olmuştur. Mete Tunçay’ın tabiriyle CHP&#8217;nin tarihi, Cumhuriyetin genel siyasal tarihinden ayrılamaz<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">       Gerek Osmanlı Devletinde, gerekse Cumhuriyet döneminde siyasi iktidarın tabana yayılmadığı, halkla bütünleşmediği bilinen bir gerçektir. Osmanlı Devletinde söz sahipleri genellikle saray ve çevresiydi. Her ne kadar padişah yönetimde mutlak otorite sahibi olmasa da &#8220;iktidarı&#8221; sorgulama özgürlüğüne sahip olan, sivil muhalefeti temsil eden güçlü siyasi örgütler yoktu. Bu yüzden muhalefet olgusu kurumsal değildi ve sarayın kendi iç bünyesi ile ilgili bir meseleydi. Bir Osmanlı bürokratının saray içinde kalmak şartıyla padişaha karşı gelmesine mani olacak kadar baskıcı mekanizma yoktu veya şeyhülislamlık makamı padişahın tasarruflarının meşruiyetini sorgulayabiliyordu. Ancak aynı görevlilerin siyasi bir örgüt oluşturup muhalefetini halk tabanına yayması gibi bir durum söz konusu bile olamazdı. Siyasal alana hâkim olan bu düzen, 19. yüzyıldan itibaren modernleşme süreci içinde ortaya çıkan muhalefet olgusuyla birlikte aşınmaya başlamıştı. Bölgesel nüfuz sahibi kişilerin padişah tarafından bir güç olarak tanındığı Senedi-i İttifak (1808), belli bir süre sonra da anayasal parlamenter rejim talebini dile getiren aydınların basın yoluyla muhalefet olgusunu güçlendirmesi Osmanlı yönetim sisteminin artık eskisi gibi olmayacağının işaretiydi. 1876&#8217;da Kanun-i Esasi&#8217;nin ilan edilmesiyle birlikte doğan anayasal parlamenter rejim kısa bir süre sonra askıya alınmış, 1908&#8217;de İttihat ve Terakki Partisi&#8217;nin baskıları sonucu Meşrutiyet tekrar ilan edilmiş ve bir daha parlamenter düzenden dönülmemiştir. Ancak anayasal parlamenter rejimin varlığına rağmen yönetimin tabana yayılmadığı da görülmektedir. Bunun anlamı seçkinci yönetim geleneğinin Meşrutiyete rağmen varlığını sürdürdüğüdür. Bu seçkinci gelenek saltanatın kaldırılmasına ve Cumhuriyetin ilan edilmesine rağmen ortadan kalkmamış, adeta siyasal bir gelenekmiş gibi Cumhuriyet dönemine de intikal etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">         İkinci Mahmut döneminden itibaren ıslah edilen ve fen bilimlerine açılan eğitim kurumlarında yetişen asker ve sivil bürokratların oluşturduğu yeni seçkin sınıf, aynı geleneğin bir uzantısı olarak Cumhuriyet döneminde de yönetimde etkili olmuştur. Asker ve sivil bürokratların, tüccarların oluşturduğu Tek Parti iktidarı &#8220;ilerlemenin ve çağa ayak uydurmanın&#8221; daha radikal politikalarla gerçekleşebileceğine inanmışlardır. Yalnızca rejim değişikliğinin yeterli olmayacağına inanan bu yeni seçkin sınıf, bütün toplumsal yapıyı yeni baştan inşa edecek olan inkılâplara yönelmişlerdir. Asker ve sivil bürokratların, kısmen de eşrafın oluşturduğu CHP iktidarı toplumsal dönüşümü tasarlayan, uygulayan ve koruma altına alan politikaların tek uygulayıcısı olmuştur. Bir başka ifade ile halk iradesi yerine seçkinlerin halkı terbiye etme ve toplumu dönüştürme ideolojisi devam etmiştir. İnkılâplarla birlikte günlük hayatın sınırlarına dâhil edilen modernleşme projesi sivil muhalefetin doğmasına da fırsat tanımamıştır. Cumhuriyet döneminde de muhalefet hoş karşılanmamış, zaman zaman rejim tehlikesi veya karşı devrim hareketi olarak algılanmıştır. Böylece seçkinci gelenek kendi modernleşme anlayışını tamamıyla gerçekleştirebileceği siyasal zemini oluşturmuştur. Sosyolog Ali Yaşar Sarı Bay Tek Parti iktidarının seçkinci tutumunu, &#8220;Halka dayandırılmak istenen egemenlik anlayışı devlet seçkinlerinin tanımladığı kesimlere inhisar ettirilmiş, bu da siyaseti dar bir çevrenin işi haline getirmiştir&#8221;<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> sözleriyle ifade etmektedir. İşte Tek Parti iktidarı bu dar seçkin çevreyi ifade etmektedir. Sina Akşın’ın deyimiyle CHP, yönetenler sınıfının partisidir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>.Tek Parti iktidarı da Osmanlı siyaset geleneğinden devralınan seçkinci geleneğin bir devamıdır. Farkı radikal modernleşme siyasetini benimsemiş sınıfların proje partisi olmasındadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">        Tek Parti Döneminde siyasi iktidar Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin tekelindedir. CHP kuruluşundan (11 Eylül 1923) 14 Mayıs 1950&#8217;de yapılan genel seçimleri Demokrat Parti&#8217;nin kazanmasına kadarki süreçte egemen parti konumunda kalmıştır. Klasik anlamda bir siyasal partiden çok devrimci karakteri ağır basan CHP, ideolojik niteliğinden dolayı Türk siyasal kültürünü derinden etkilemiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">       Kurtuluş Savaşında silahlı mücadelenin örgütlenmesini ve zaferin kazanılmasını başarıyla sağlayan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8217;nin Halk Fırkasına dönüştürülmesiyle ortaya çıkan CHP, ilerleyen zamanda devlet partisi olmuş, nihayetinde de devletle ve milletle özdeşleştirilmiştir<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>. CHP, 1945 yılında çok partili siyasal hayata müsaade edilmesine kadarki zaman zarfında Tek Parti olma niteliğinden iki defa sıyrılmış, iki defa sivil muhalefetle karşılaşmıştır. Bu muhalefet denemeleri Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924) ve güdümlü muhalefet örneği olarak bilinen Serbest Cumhuriyet Fırkasıdır. (1930). Her iki partinin de kısa bir süre sonra kapatılması Tek Parti Döneminde hâkim olan siyasal kültürü anlamak açısından önemlidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">     1930&#8217;ların ortalarına doğru Tek Parti iktidarının ülke üzerindeki egemenliği CHP tüzüklerine de yansıtılmış, hükümetle partinin ayrılmaz parçalar olduğunu düzenleyen madde ilan edilmiştir: “Parti, kendi bağrından doğan hükümet örgütü ile kendi örgütünü birbirini tamamlayan bir birlik tanır.&#8221; İsmet İnönü&#8217;nün 1 Haziran 1936 günlü genelgesiyle İçişleri Bakanı parti genel sekreteri, illerin valileri de parti il başkanı yapılmıştır. Böylelikle parti ve devlet iç içe geçmiş, siyasi iktidar aynı şeyi ifade eden parti-devletinin tekeline tabi kılınmıştır. 13 Şubat 1937 tarihinde CHP ilkelerinin (6 Ok) anayasaya girmesiyle birlikte de parti-devlet bütünleşmesi en yüksek seviyeye çıkarılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">        Mustafa Kemal&#8217;in ölümünden sonra &#8220;Milli Şef Dönemi&#8221; (1938-1945) olarak adlandırılan süreç başlamıştır. İsmet İnönü&#8217;nün Cumhurbaşkanlığı ve CHP genel başkanlığı görevini yürüttüğü bu dönemin ilk yıllarında siyasette değişen pek bir şey olduğu söylenemez. CHP çatısı dışında politika üretebilmek, muhalefette bulunmak yine mümkün olmamıştır. 26 Aralık 1938 tarihinde gerçekleştirilen CHP tüzük değişikliğiyle &#8220;partinin değişmez Genel Başkanı&#8221; ilan edilen İsmet İnönü siyasette doğrudan etkili ir role sahipti. İsmet İnönü&#8217;nün Milli Şef olduğu bu dönemde Türkiye&#8217;nin siyasi durumunu CHP&#8217;nin şu sloganı özetlemekteydi: &#8220;Tek Parti, tek millet, tek lider.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">     Milli Şef döneminde siyasal kültürün &#8220;şefe itaat etme, şefin göstermiş olduğu yoldan ilerleme&#8221; gibi antidemokratik ilkeler tarafından kuşatılmıştır. Bu dönemde CHP propagandalarıyla &#8220;Milli Şef&#8217;e itaat etmenin bir vatandaşlık borcu olarak sunulduğu, ilerlemenin ve ulusal bütünlüğün tek şartının şefin göstermiş olduğu yolda ilerlemek olduğu, milli şefin bütün ulusu temsil eden insanüstü bir karakter taşıdığı vurgulanmak istenmiştir. Bu siyasetin yine CHP&#8217;nin tekelinde olduğunu, siyasi iktidarın ise Milli Şef&#8217;in kutsallaştırılmış karakterinde toplandığını göstermektedir.</span></p>
<hr />
<p><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><strong>Kaynakça</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><strong>[1]</strong></a> <strong> Şükrü Hanioğlu,</strong> &#8220;Batılılaşma&#8221;, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 5, İstanbul, 1992, s. 149.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>  <strong>Mete Tuncay, </strong>&#8220;Cumhuriyet Halk Partisi (1923-1950)&#8221;, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1983, s. 2019</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> <strong>Ali Yaşar Sarı Bay</strong>, Postmodernite, Sivil Toplum ve İslam, İletişim Yayınları, İstanbul, 1995, s. 180.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> <strong>Sina Akşin,</strong> &#8220;Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin Siyasal, Toplumsal ve İdeolojik Kökenleri&#8221;, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, C. 8, İstanbul, 1983, s. 2037.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif; font-size: 14px;"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a>  <strong>Mete Tuncay,</strong> &#8220;Cumhuriyet Halk Partisi (1923-1950)&#8221;, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1983, s. 2019</span></p>The post <a href="https://www.akademikkaynak.com/turkiye-de-tek-parti-iktidari-ve-donemin-siyasal-kulturu.html">Türkiye’de Tek Parti İktidarı Ve Dönemin Siyasal Kültürü</a> first appeared on <a href="https://www.akademikkaynak.com">Akademik Kaynak</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
