TR

Şener Şen Filmlerindeki Yönetsel ve Toplumsal Gerçeklikler- 2

ŞENER ŞEN FİLMLERİNDEKİ YÖNETSEL VE TOPLUMSAL GERÇEKLİKLER-2

Zengin Mutfağı: “Peki Birader, Ne İstiyor Bu İşçiler?”

GİRİŞ

Şener Şen filmlerindeki yönetsel ve toplumsal gerçeklikleri incelediğim yazı dizisinin ikinci filmi Zengin Mutfağı’dır. Vasıf Öngören’in yazdığı bir tiyatro oyunu olan Zengin Mutfağı, beyaz perdeye de aktarılmıştır. Aynı zamanda bu oyun yıllar sonra tekrar 2018 yılında Şener Şen tarafından sahnelenmiştir. Zengin Mutfağı’nın Şener Şen filmlerindeki yeri oldukça farklıdır. Filmin kurgusu ve tekniği bakımından diğer Şener Şen filmlerinden ayrılan bazı yönleri bulunmaktadır. Bunlardan ilki diğer filmlere nazaran filmin oyuncu kadrosunun sadece beş kişiden oluşmasıdır. Diğer farklı yönü ise tüm film boyunca tek bir mekanın kullanılmasıdır. Dolayısıyla filmin tekniği açısından Zengin Mutfağı farklı bir yapıya sahiptir. Bu konu uzmanlık alanım olmadığı için değerlendirme dışında bırakıyorum.

Toplumsal ve yönetsel gerçeklikleri çözümlemek bazen tek tek olayların detaylı şekilde incelenmesi ile mümkün olabilirken; bazen de olaylar arasındaki ilişkileri kurmak gerekmektedir. Siyaset-ekonomi-sosyal yaşam gibi farklı dizgeler içerisindeki ilişkileri keşfetmek, toplumsal ve yönetsel gerçekleri anlamlandırabilmek için gerekli ön şarttır. Şener’in bazı filmlerinde bu ilişkiler oldukça güçlü şekilde işlenmiştir. Köy ağası- köylü, zengin- yoksul, kırsallık- kentlilik gibi farklı ikiliklerin işlendiği filmlerdeki toplumsal roller, siyasal tutumlar ve ekonomik durumlar birbirleriyle ilişkili şekilde sunulmaktadır. Zengin Mutfağı ise görece daha net bir tema ile bu gerçeklikleri ortaya koymaktadır. Bu filmde ise işçi ve işveren arasındaki ilişki anlatılmaktadır. Bir dönem filmi olarak da kabul edilebilen Zengin Mutfağı, doğrudan ideolojik diyalogların ve siyasi gelişmelerin yer verildiği bir filmdir. Şener Şen filmlerinde alışkın olduğumuz toplumsal ve yönetsel gerçekliliğin traji komik şekilde işlenmesi bu filmde daha doğrudan bir anlatıma yerini bırakmıştır.

FİLM KÜNYESİ

Filmin Adı: Zengin Mutfağı

Yönetmen: Başar Sabuncu

Oyuncular: Şener Şen, Nilüfer Açıkalın, Okday Korunan, Gökhan Mete, Osman Görgen.

Yapım: Erler Film, Arzu Film

Yapımcı: Türker İnanoğlu, Nahit Ataman

Senaryo: Başar Sabuncu

Eser: Vasıf Öngören

Yapım Yılı: 1988

Değerlendirme: “Peki Birader, Ne İstiyor Bu İşçiler”

Dar bir oyunca kadrosu bulunan filmin ana mekanı mutfaktır. Mutfağın sakinleri ise Lütfü Usta, hizmetçi genç kız, şoför Seyfi, örgütlü bir işçi olan ağabeyi Ahmet ve hizmetçi kızın nişanlısı Selim’dir. Pehlivan Lütfü, uzun yıllardır Kerim Bey’in köşkünde aşçılık yapmaktadır. Kerim Bey’in şoförü olan Seyfi ve onun kardeşi Ahmet ise gizli bir şekilde sendika faaliyetlerinde bulunmaktadır. Lütfü ustanın yanında çırak olarak çalışan hizmetçi kızın babası iş kazasında ölmüş, Lütfü usta kızı köşke yanına almıştır.  Filmde ismi söylenmeyen bu kız Selim ile nişanlanmaya karar vermiş, fakat maddi durumlar nedeniyle zorluklar yaşamışlardır. Bu zorlukları aşmak için gazetede işçi hareketlerine katılanları ihbar edenlere verilecek ödül haberini okuyan Selim, eylemlere karışanlardan birini ihbar etmesinin ardından eylemci grupların takibinden kaçmak için mutfağa sığınmıştır. Lütfü usta ise Selim’i patronu ile tanıştırmış ve kilerde kalmasını sağlamıştır.

Başlangıçta sakin bir üniversite öğrencisi olan Selim, eylemcileri ihbar ettiği için Kerim Bey’in aracılığı ile bir kampta eğitim görmüş ve işçi hareketlerine karışanlara yönelik eylemlerde bulunmaya başlamıştır. Giyim tarzı ve tavrı değişen Selim zamanla nişanlısını dahi karşıt olarak algılamaya başlamıştır. Tüm bu olaylar karışında ilgisiz olan aşçı Lütfü’nin  en büyük derdi ise Kerim Bey’in köpeğidir. Köpeğe yemek yapmanın zoruna gitmesinin yanında köpek yüzünden herkesle kavga eden Lütfü usta en sonunda köpeği zehirlemeye karar vermiş ve bunu başarmıştır. Fakat bu köpeğin komünistler tarafından zehirlendiğini düşünen Selim’in evin diğer üyelerinden şüphelenmesi üzerine mutfakta panik yaşanmıştır. Köpeklerle de uğraşmaktan bıkan Lütfü usta, 20 yıldır köşkten dışarı çıkmamış bu nedenle de ne yapacağını bilmemektedir. Lütfü usta bir gün gazetede miting alanında Selim ile eski nişanlısının kavga ederken çekilen resmini görmüş ve bir kız kadar yürekli olmadığını düşünmüştür. Filmin sonunda kameralara dönüp köşkten ayrılmalı mıdır? Yoksa kalmalı mı? şeklindeki ikilemini seyirciler ile paylaşmıştır. Filmin olay örgüsü kısaca bu şekildedir.

Filmde dönemsel olarak net ifadeler bulunmaktadır. 12 Mart muhtırası sonrası kuş uçurtulmadığından bahsedilirken,  1970 yılının haziran ayı net olarak belirtilmiştir. Dönemin en önemli olayı ise işçilerin İzmit’ten İstanbul’a kadar yürümesi ve bütün fabrikaların boşaltılmasıdır. Filmde bu olayların sonuçları “Hem onlardan hem bizden ölü yığınla”, “Senin anlayacağın Lütfü isçiler İstanbul’a şöyle bir el ense çekti.”, “Evlere baskınlar, bütün dükkanlar kapalı, korkudan kimse evlerinden çıkamıyor, devrilmiş otomobiller” gibi diyaloglar ile anlatılmıştır.

Filmdeki ilk toplumsal gerçeklik Lütfü ustanın yansıttığı birey profilidir. Lütfü ustanın hayatındaki tek keyfi yemek sonrası kendine sofra kurmak, yegane amacı ise patronunu memnun etmektir. Yaşanan olayların farkında olmayan, dolayısıyla toplumsal meseleler hakkında fikri bulunmayan Lütfü usta, karşılaştığı olaylar sonrası şaşırmakta kimin haklı kimin haksız olduğuna karar verememektedir. Evin basılacağından korkan Lütfü usta gelecek olan eylemcilere karşı provalar yaparken “Kerim Bey’in hizmetini gören çanak yalayıcı sensin”;  sıkıyönetim ilanına sevinirken “Herkes boyunun ölçüsünü alır şimdi”; öğrenci olayları karşısında  “Yine şu öğrenciler değil mi, basacaksın bunlara sopayı”; işçi hareketlerine karşı “peki, birader ne istiyor bu işçiler?”, “ Sen ne anlarsın Moskof ihtilalinden, kapıya kasketi asarlarsa gör” gibi ifadeler kullanmaktadır. Bu düşüncelerinin sebebi ise yanında çalıştığı patronun da işçiler çalıştırmasıdır.  Lütfü usta işlerle karşılaştıkça kafası karışmakta kime hak vereceğini şaşırmaktadır. Dolayısıyla bu karakterin özelliklerinden saptanabilecek gerçekliklerden biri her ne kadar bireysel kaygı ve amaçlar doğrultusunda yaşamımıza devam etsek de, toplumsal meseleler belli bir noktadan sonra yaşamımızı doğrudan etkilemektedir.

Yönetsel gerçekliklerden biri ise sendikalardır. İşçi hareketlerinin örgütlenmesinde sendikaların önemli olduğu dönemsel olarak anlatılmaktadır.  15-16 Haziran 1970 olaylarının temelinde sendikalara ilişkin kanunlarda yapılması planlanan değişiklikler bulunmaktadır. 15-16 Haziran 1970 tarihlerinde Türkiye’de İstanbul merkezli olarak başlayan ve yayılan Türkiye tarihindeki en büyük işçi eylemleri filmin temalarından biridir. Filmde bu olaylar aynı zamanda sınıfsal bir bakış açıcısı ile de işlenmektedir. “Sana bir şey olmaz sen Kerim Bey’in şoförüsün”, “Zengin aşçısı değil misin?” ,“Milletin kursağına et bayramdan bayrama giriyor”, “Haziran olaylarına karışan herkesi işten atıyorlar ne kanunu” gibi diyaloglarda toplumsal durum yansıtılmıştır. Ayrıca radyo ve gazetelerin önemli bir haber alma kaynağı olduğu da filmde  görülmektedir.

İdeolojilerin ve toplumsal meselelerin bireyler arasındaki ilişkileri yakından etkilediği filmdeki bir diğer toplumsal gerçekliktir. Bireylerin masum duyguların ideolojiler ile nasıl dönüştürüldüğü “Seni zengin mutfağından kurtarmak ve kendi mutfağının hanımı olasın diye yaptım” şeklinde başlayan bir sevginin zamanla nişanlısını öldürme boyutuna kadar gitmesi bu olay içerisinde işlenmiştir.

Film boyunca karakterlerin özelliklerinde dönüşümler yaşanmaktadır. Mutfağı dışındaki konulara ilgisiz olan Lütfi usta film sonunda duyarlılık kazanırken; Selim ise yapı ve tarz olarak zıt bir karaktere bürünür. “Bize karşı olan ya anarşist ya bozguncu ya da bölücü” , “Kerim beyin işçilerine çengel atanları yakalayıp içeri tıktırmak lazım” Örf ve adetleri hiçe sayarak yaşıyorlar onlar bu vatanı sattıktan sonra” gibi ifadeler ile farklı bir kişiliğe bürünmüştür.

Filmde vatanseverlik kavramına da sıkça sorgulanmaktadır Selim’in patronunu tam bir vatansever olarak görmesi, işçi hareketlerine katılanları ise yıkıcı ve bölücü olarak değerlendirmesi bu durumu yansıtmaktadır.  İşçilerin dışarıdan para aldıklarını, yaşam biçimlerinin örf ve adetlere uymadığını bu nedenle de mücadele edilmesi gereken kişisel olduğu görüşü toplumsal olarak bölünmeyi ifade etmesi bakımında önemlidir. Selim, sendika yöneticilerini elebaşı olarak değerlendirmekte, bozgunculuk çıkarttıklarını söylemekte, vatanını sattıklarını savunmaktadır.  “Son devletimizi yıkmaz isteyen yıkıcı ve bölücülere karşı” yürüttüğü mücadeleyi bir savaş olarak görmektedir.

Siyasi sistemin ve ideolojilerin bireyler üzerindeki etkilerini yansıtan, dönemsel olayları güçlü bir şekilde konu alan bu filmin değerlendirilmesini filmde yer alan şu ifade ile tamamlamak istiyorum:

 “İnsan ya bir taraftandır; ya öteki taraftan. Bunun ortası yok.”

18.03.2020

Çankaya/Ankara


AKADEMİK KAYNAK
 

 TR

blank