TR

Şener Şen Filmlerindeki Toplumsal ve Yönetsel Gerçeklikler- 3

Şener Şen Filmlerindeki Toplumsal ve Yönetsel Gerçeklikler- 3

“Değirmen: Buraları Sarsan Zelzele, Başka Zelzele”

GİRİŞ

Reşat Nuri Güntekin’in romanlarından biri olan Değirmen, 1986 yılında başrolünde Şener Şen’in yer aldığı bir sinema filmine uyarlanmıştır. Bu filmde incelenen diğer filmlerde olduğu gibi merkez-yerel, zengin- yoksul, klasik- modern gibi çeşitli karşıtlıklar ile yönetsel ve toplumsal gerçeklikler işlenmiştir. Filmde ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetsel yapısına ilişkin de çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Bu nedenle film hem öğretici hem de düşündürücü bir özelliğe sahiptir.  Aynı zamanda dönemin sosyal yaşamını da yansıtmaktadır. Hükümet ve onun temsilcisi olarak görülen kaymakam, otorite ve yetki bakımından kasabada önemli bir konuma sahiptir.Bu filmin  her sahnesinde bir kaymakamın karşı karşıya kaldığı zorluklar konu edilmiştir.

FİLM KÜNYESİ

Yönetmen: Atıf Yılmaz

Yapımcı:Cengiz Ergun

Senarist: Barış Pirhasan

Oyuncular: Şener Şen, Levent Yılmaz, Orhan Çağman, Serap Aksoy, Ali Erkazan, Dursun Sarıoğlu, Tarık Papuççuoğlu, Oktay Sözbir, Tamer Barlas, Ekrem Dümer

Yapım Yılı:1986

 

 

Değerlendirme

Film, 1914 yıllarında küçük bir Anadolu kasabasında geçmektedir. Bulgar kızı Nadya’nın oturak âlemlerine katılması, o yörede sorun haline gelmiştir. Bu nedenle de Kaymakam Halil Hilmi, Nadya’yı kasabadan sürdürmek istemektedir. Fakat düzenlenen eğlencelerde Nadya’nın da yer almasına ses çıkarılmamaktadır. Kasabanın etkin yerel eşraflarından biri olan Ömer Bey, kaymakamı ikna ederek evinde düzenlenen eğlenceye davet etmiştir. Yerel eşrafın da katıldığı eğlencede oynamaktan doğan sarsıntıyı deprem zannedip herkesin kaçışmasıyla olay başlamaktadır.

Ömer Bey’in oyunlarına yenilen kaymakamın kolu bu arbede içerisinde yaralanmıştır. Bu olay telgrafla merkeze bildirilmiş ve yararılar arasında kaymakamın da olduğundan bahsedilmiştir.  Mutasarrıfa ve gazetelere çekilen telgraf ile ortalık daha fazla karıştırmıştır. Dâhiliye Nazırı tarafından ilk olarak bir yardım parası kasabaya gönderilmiştir. Gönderilen bu para ise başka çekişmelere yol açmıştır. Paradan evkaf müdürü medreseye, belediye mühendisi ise mektebe harcama yapılmasını istemektedir. Bunun üzerine kaymakamın ifadesiyle Osmanlı tarihinde görülmemiş süratle gönderilen paranın harcanması üzerine komisyon oluşturulmasına karar verilmiştir. Diğer yandan Millet Gazetesi’nde yayınlanan haberlerde kaymakamın şehit olduğu yazısı yer almış, bunun üzerine kasabaya kaymakam vekili gönderilmiştir. Kasabaya mutasarrıfın denetim yapması için gönderilmesinin ardından gelişmelerin büyümesinin ile birlikte vali de kasabadaki durumu görmek için Sarıpınar’ı ziyarete gelmiştir.

Sarıpınar’da yaşanılan hadisenin yerel ve yabancı basında farklı şekillerde abartılarak yer almasının ardından başında Şehzade Şemseddin Efendi’nin bulunduğu,  İngiliz gazetecilerinin de içerisinde yer aldığı bir heyetin kasabaya geleceği telgrafı kasabaya ulaşmıştır. Vali bu durum karşısında telaşa düşmüştür. Çünkü zelzele nedeniyle köyde bir zarar oluşmamıştır.  Köyde zarar ve yararlı bulamayan komisyon üyeleri bu duruma çözüm aramaktadır. Bulunan çözüm ise eski evlerin boşaltılıp halkın yardım çadırlarına yerleştirilmesi ve evlerin tahrip edilmesidir. Nitekim bu plan işe yaramış, heyet zelzelenin kasabada önemli zararlara yol açtığına ikna olmuş ve gerekli yardımların yapılmasına karar vermiştir. Halil Hilmi Bey Sarıpınara rahmet yağdı diyerek bu duruma sevinirken, kendisi kötü bir sürpriz beklemektedir. Nitekim sağlanan para desteği vali tarafından seferberlik bağışı olarak kaydedilmek üzerine alınmıştır. Filmin olay örgüsü özetle bu şekildedir.

Değirmen, Sarı Pınar Kaymakamı Halil Hilmi Bey’in başından geçenler anlatmaktadır. Dönem olarak Birinci Dünya Savaşı yıllarıdır. 1914 yılı Osmanlı İmparatorluğu için değişimlerin ve önemli krizlerinin yaşandığı yıllardır. İttihatçılar ve klasik dönem yöneticileri arasındaki çekişmelere yönelik konular filmde yer almaktadır. Ayrıca gazetelerin arttığı ve ülke gündemini belirmeye başladığı, telgrafın önemli bir iletişim aracı olduğu da filmdeki anlatılan bir başka dönemsel özelliktir.

Filmde toplumsal yaşama ilişkin çıkarımlar yapabilme imkânı veren sahneler bulunmaktadır. Namahremlik, yerel adetler, kişilerin birbirine hitap etme şekilleri, giyim tarzları gibi unsurlar ile toplumsal hayat gözler önüne serilmektedir. Filmde kullanılan üslup ise dönemi oldukça net bir şekilde yansıtmaktadır.

Filmde vali, belediye reisi, kaymakam, mutasarrıf, mal müdürü, evkaf müdürü gibi çeşitli idareci tipleri bulunmaktadır. Bunlardan ilki  eski usulünün temsilcisi konumunda bulunan Kaymakam Halil Hilmi Bey’dir. Halil Bey, Babıali geleneğinin yetiştirdiği klâsik bir idare adamıdır. Halil Hilmi Efendi idare-i maslahatçı1 bürokrasi anlayışına sahiptir. “Halk memura vediatullahtır, ölmeyince hizmetinden ayrılmamalıdır.”yaklaşımıyla görevini yerine getirmeye çalışmaktadır. Bir diğer idareci ise Mutasarrıf Hamit Bey’dir. Hamit Bey, yaşlı, hasta valiye göre ne diriye hayrı olmayan kokmaz, bulaşmaz bir Babıali efendisidir. “Eski devir dökümlerinden ne beklenir.” şeklindeki sözü ile de bu düşüncesini belirtmektedir.  Vali ise mutasarrıfa göre sağı, solu belli olmayan ittihatçı bir kişidir. Dolayısıyla filmde dönemin siyasal düşüncesi ve olayları, değişim sürecindeki çekişmelerdeki ittihatçılar ve önceki devir yöneticileri arasındaki mücadele ironik bir şekilde anlatılmıştır.

Filmde dönemin yöneticilerinin yönetim zihniyetine ilişkin çarpıcı örnekler bulunmaktadır. Örneğin, Dâhiliye Nazırının iletilen her habere “Matbuat yasağı koyunuz efendim” diyerek karşılık vermesi, zelzele haberini yazan gazetelere “Bak şu münasebetsizlere nasıl da haber almışlar.” serzenişi dikkat çekicidir. Kasabada keşfe çıkan kaymakam ile yaveri Hurşit arasındaki diyalogda yönetim zihniyetine ilişkin bir diğer örnektir. Nitekim kaymakamın hasar tespiti yapabilmek için neden yakın mahaller yerine kasabanın uzak köylerine gittiklerini sorması üzerine Hurşit “Mahallede dolanıverirsek arabanın parası cebinden çıkar az köyleri dolaşırsak arabanın parasını hükümet verir.”şeklindeki cevabı bürokratik yozlaşmayı göstermektedir.

Filmlerdeki yönetsel gerçeklerden biri diğeri ise Selamsız Bandosu’nda olduğu gibi merkezin yerelden kopukluğu ve ilgisizliğidir. “Bir senedir buradayım merkezden telgraf geldiğini hiç duymadım”, “Merkez Sarıpınarı hatırladı.”gibi çarpıcı ifadeler ile yöneticilerin memleketine yabancı hale gelmesi anlatılmaktadır.Kaymakamlıktan uzaklaşan Halil Hilmi Bey, vatandaşın arasında girerek durumları hakkında izahat almaktadır. Açlık, yoksulluk karşısında gördüğü duruma şaşıran kaymakam, bu şaşkınlığını “Ya bu ne iştir, uyuyor mu bu memleketin…, “Ahali milli zelzele şuuruna sahiptir” , “Yer depremi değil, keyif depremi”, “Fakur fukaraya her gün deprem” şeklindeki sözler ile dile getirmektedir. Dolayısıyla Halil Hilmi Bey, yöneticilerin halktan kopukluğunu fark etmiştir.

Değirmende ele alınan zıtlıklardan biri diğeri de klasik ve çağdaş düşünce arasındadır. Bu zıtlık mühendis olan Kazım Bey tarafından temsil edilmektedir. Kazım Bey yerel otorite sahiplerine karşı sözünü esirgememektedir.  Bu nedenle de deli olarak tanıtılmaktadır.  “Dünya birbirine girmiş, memleket elden gidiyor bunlar hala nelerle uğraşıyorlar?,  “Ömer Bey biraz daha istifçilik yapıp altın küplerini artırırsın.”  Nitekim mühendisin bu tavrından rahatsız olanlar kaymakama şikayete gelmektedir. Yaralı kaymakamı ziyarete gelen Deli Kazım’ın halk tarafından zelzelenin nedenlerine yönelik rivayetlere yönelik “Efendim ne olacak ahlak bozuldu, kadınlar açıldı, mekteplerde ilahi yerine marş okutuluyor. Allah’ta zelzele afetiyle şehri cezalandırıyor.” sözleri oldukça dikkat çekicidir.

Kaymakamlık binasının yıkık dökük hali, kasaba halkının içerisinde bulunduğu yoksulluk durumu bir başka toplumsal gerçekliğin yansımasıdır. Yönetici ve halk ilişkisi de benzer şekilde işlenmektedir. Şikâyete gelen vatandaşlara ise bugün git yarın gel diyerek akıllara kazınmış ifadeye yer verilmiştir. Bu durum sorunlar arasından çıkamayan kaymakamın durumunu göstermektedir. Dönemin yönetim zihniyetine ve bürokratik yapıya ilişkin birçok diyaloglar bulunmaktadır. “Bugüne bugün koskoca devlet memurusun”, “Memuriyetin taşıdığı vakar uygun davranmayan eğlenceye düşkü” , “Hele devran değişsin yine el etek öper bunlar”gibi ifadeler adeta bürokrasinin durumunu anlatmaktadır.

Film, çeşitli diyaloglarda karşımıza çıkan bazı yönetsel kavramları araştırma merakı da ortaya çıkarıyor. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim ve toprak örgütlenmesine ilişkin bilgiler filmde sık sık yer almaktadır. Örneğin beylerbeyi- sancak- kaza /vali- mutassarıf- kaymakam gibi Osmanlı taşra idari sistemini ve yöneticilerine ilişkin  bilgiler daha detaylı araştırma merakı izleyenlerde oluşturmaktadır. Diğer yandan Mâbeyn-i Hümâyun3 gibi daha önce karşılaşmadığımız kurumlar hakkında araştırma yapma imkanı sağlamaktadır. Diğer yandan bu film incelerken özgün bir doktora tezi ile de karşılaştım. İçerisinde Değirmen’nin de yer aldığı bu incelemede romanlarda yer alan bürokratik yapılar özellikler incelenmiştir. 2 Netice itibariyle Değirmen, Osmanlı yönetim yapısını ve bürokrasisini, toplumsal yaşayışı, yönetim kademelerinde yaşanan çatışmaları bir bütün olarak ele alması nedeniyle incelenmesi gereken bir dönem filmdir.

Sonuç 

Şener Şen filmlerindeki toplumsal ve yönetsel gerçekliklere ilişkin Selamsız Bandosu, Zengin Mutfağı ve Değirmen filmlerinin incelenmesi tamamlanmıştır. Üç film de farklı dönemleri kısa bir zaman dilimde çarpıcı bir şekilde ele almaktadır. Bu üç film, merkez- yerel arasındaki kopuklu, yöneticilerin halka yabancılaşmasını yansıtmaktadır. Selamsız Bandosu ile bir dönemin siyasal ortamını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu tür filmler birkaç kez izlediğinde dahi yeni tespitler yapma zenginliğine sahiptir. Bu nedenle benim inceleme sonuçlarıma ilişkin çıkarımlar yetersiz veya eksiklikler taşımaktadır. Bu incelemelerde amaçlanan toplumsal ve yönetsel gerçekliklerin bilimsel bilgilerin yanında farklı inceleme araçları ile de keşfedilebileceğini ortaya koymaktır. Türk romanları ve sineması bu tür eşsiz eserlere sahiptir. Bu tür eserleri sosyolojik, siyasal ve yönetsel açılardan incelemek öğretici ve farklı bir bakış açısı kazandıran çabalardır.

1 İdare-i Maslahatçılık bir işi olması gerektiği gibi yapmak yerine günün şartlarına göre yapmaktır, ya da günü kurtarmaktır. Kısacası geçiştirmek ya da savuşturmaktır.

2 nye Bilgisi: Levent Ali Çanaklı, Türk Romanında Bürokrasi Ve Memur lar(1872-1950), Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Doktora Tezi, 2007.

Osmanlı sarayında padişahın özel kalem müdürlüğü işlevini gören kurum

21.03.2020/ Çankara- ANKARA

YAZAR

2016 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Yüksek lisans derecesini Ondokuz Mayıs Üniversitesi SBE Kamu Yönetimi Anabilim Dalında 2019 yılında tamamladı. Ankara Üniversitesi SBE Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında doktora eğitimine devam etmekte olup, uzman yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Çalışma Alanları: Göç Yönetim Politikaları, Kamu Politikası, Yönetim Bilimi

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR