TR

Osmanlı Devleti’nden – Türkiye Cumhuriyeti’ne İdeolojilerin Etkileri

İktidar Olma Yolunda Mücadele ve Değişimler

Osmanlı Devletinde reform hareketleri uzun bir dönem yukarıdan gelen, yöneticilerin devletin bekasını sağlamaya yönelik almış olduğu tedbirlerdir. Toplumsal olarak bir hareketin varlığından bahsetmek adeta imkânsızdır. Ancak yöneticiler dışında Fransız ihtilalinden etkilenen Osmanlı aydınları, 1860-1870 yılları arasında mevcut siyasi düzen ve yöneticilere karşı ilk tepkileri vermeye başlamışlardır. Bu tepkiler Osmanlı Devletinden Türkiye Cumhuriyetine geçiş sürecinde çeşitli isimler altında yürütülen fikirlerin aslında iktidarı ele geçirme mücadelesinin başlangıcıydı. Hareket önce İstanbul’da görüldü. Sonrasında ise Avrupa’ya kaçanlar tarafından saraya karşı açılan bir basın ve propaganda mücadelesine dönüştü (Aydemir, 1970: 16-17). Bu faaliyetler öncekilerine göre toplumsal tabana daha yatkındı ama yeterli şekilde tabana yayılmamıştır. Sadece yöneticilere karşı bir kısım aydın tarafından başlatılmıştır. Bu mücadele içinde ilk teşkilatlanmalar ve karşı çıkışlar görülmüştür.

1859 yılında görülen Kuleli Vakası içeriği ve kadroları açısından farklı yapıya sahiptir. Kuleli vakasının meşruti bir idare isteyenler tarafından ya da gayrimüslim tebaaya verilen hakların şeriata aykırı olduğu iddiasında bulunanlar tarafından gerçekleştirildiği konusunda belirsizlik mevcuttur. Olayın başında bulunan Beyazıd Medresesinde ikamet eden Şeyh Ahmed’in kimliği ikinci ihtimali güçlendirirken, yabancı kaynaklarda birinci ihtimal olan meşruti yönetimi kurmak öne çıkmaktadır. İngiliz F. Millingen, isyancıların amacının meşruti hakları elde etmek olduğunu, yine Rusya Dışişleri Arşivinden elde edilen bilgilerde isyancıların millet meclisini kurmak niyetine oldukları yazılıdır (Sertoğlu, 1963: 3096; Pedrosyan, 1969: 588-590). Buna mukabil dönemin Genç Osmanlılar kadrosunda yer alan Namık Kemal Hürriyet gazetesinde isyancıların meşrutiyetin ilanını hedeflemediklerine dair açıklaması, yine Ebuzziya Tevfik Vakanın ülkedeki nizamı değiştirecek bir vasfının olmadığını belirtmesi ve A. Mithad’ın 1850-1870 yılları arasındaki Türkiye tarihini konu alan eserinde, isyancıların meşrutiyetle ilgili bir projelerinin olduğuna dair bilgi mevcut olmaması, Genç Osmanlıların bu Vakaya destek vermediklerini göstermekte ve Vakanın esas amacının meşrutiyet olmadığını ortaya çıkarmaktadır (Pedrosyan, 1969: 588-590).

Kuleli Vakasının kadrosu ile Genç Osmanlılar olarak adlandırılan ve bir kısmı yurt dışında olan grup arasında fikri açıdan farklılıklar mevcuttur. Genç Osmanlıların Kuleli Vakasına destekleri konusunda da farklı düşünceler mevcuttur. Ülkenin modernleşme sürecinde bu iki kimliğin farklı mecralarda mücadeleleri olacaktır.

Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı sonrasında Osmanlıcılık hareketinin ana temasını oluşturan Meşrutiyet inancı ve düşüncesi sonucunu Birinci Meşrutiyet’in ilanı ile vermiştir.

Osmanlı Devletinde Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı sonrası yaşanan gelişmeler ülkenin bekasının sağlanmasında soru işaretleri bırakmıştır. Osmanlı aydınları ve devlet adamlarından bazılarının devletin yıkılmasını önlemek amacıyla en iyi yönetim şeklinin meşrutiyet olduğu yönündeki düşüncesi Genç Osmanlılar adı verilen bir cemiyet tarafından savunulmuştur. Birinci Meşrutiyete kadar olan dönemde Osmanlı toplumundaki hakim siyasi fikir Osmanlıcılıktır. Buna mukabil İslamcılık düşüncesi de siyasi arenada boy göstermektedir. Kuleli Vakası aslında İslamcı düşünceye sahip, batılılaşmanın İslami değerlere zarar verebilecek yeniliklere karşı yapılan bir hareket olarak görülebilir.

Birinci Meşrutiyet’in ilanından sonra yaşanan siyasi gelişmelerin çok zorlu geçtiği söylenebilir. Birinci Meşrutiyeti ilan eden kadronun dağılışı ve lideri sayılabilecek olan Mithat Paşa’nın öldürülmesi ile birlikte Padişah Abdülhamit’e karşı girişilen birkaç başarısız girişimden sonra Genç Osmanlıların dağıldığı görülmektedir. Avrupa’ya kaçışlarla birlikte dışarıda meydana getirilen ve özellikte Selanik ve Makedonya’daki düşünsel ve eylemsel faaliyetler İkinci Meşrutiyet’e giden yolun kilometre taşlarıdır. Genç Türkler adı verilen yeni kimliklerin ideolojisini vatan fikri oluşturmaktadır.

Vatan fikri kaynağını Birinci Meşrutiyet’e giden yolda öncülük eden Namık Kemal’den almıştır. Namık Kemal’in şiirleri ve eserleri Genç Türklerin hürriyet yolunda ilerlemelerini sağlamıştır. Avrupa’ya giden ve orada mücadele eden kadro içinde fikri anlamda bazı ayrılıkların olduğu görülmüştür. Adem-i Merkeziyetçiliği savunan Prens Sabahattin ve arkadaşları ile daha çok Devletçiliği-Devleti düşünen Ahmet Rıza Bey ve arkadaşları olmak üzere ikiye ayrılmışlardır. 1902 yılında Genç Türkler tarafından toplanan kongre aslında birleşmenin ötesinde ayrılığın görüldüğü bir toplantı olmuştur. Ahmet Rıza Bey İttihat ve Terakki Cemiyeti adını feshederek Terakki ve İttihat Cemiyeti’ni kurarken, Prens Sabahattin ise Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’ni kurmuştur (Aydemir, 1970: 266).

Prens Sabahattin’in “………….İşte özel hayatta memur tipi yerine, kendi kendine yeten, üretici, kişisel girişkenlik (Teşebbüsü Şahsi) eğitimi almış, ekmeğini taştan çıkaran insanlar yetiştirmedikçe; genel hayatta da merkeziyetçilik yerine İl kurulları gibi bölge ile ilgili işleri yakından bilecek, az masrafla çok iş görecek,  yurdu geliştirecek merkez dışıcılığa (Adem-i Merkeziyet) dayanan yönetim kurmadıkça, Türkiye’nin içinde bulunduğu çöküntüden kurtulması mümkün değildir” şeklindeki sözleri, İttihat ve Terakki Fırkasının ideolojisinin odak noktasını oluşturan  devletin zarar görmemesi  ve devlet düşüncesinden ayrı yapıya sahip olduğunu göstermektedir (Aydemir, 1970: 274; Mardin, 1992; 301-304).

Bu gruplar yönetim anlayışı ve başarıya ulaşmada izleyecekleri politika ve yöntem konularında farklı görüşe sahip olsalar da muhalif oldukları ve savundukları konularda hemfikir kalmışlardır. Halktan kopuk bir şekilde mevcut iktidara karşı gelen siyasal yapılar olmuşlardır (Çaylak, 2012: 39).

1902 -1908 arasında Osmanlı yönetici kadrolarına karşı dışarıda ve içeride kurulan aleyhte cemiyetler sadece yukarıda belirtilenler değildir. Cenevre’de İttihat ve İnkılap, Kahire’de Cemiyeti Ahmediye-i Osmaniye kurulurken, İstanbul’da ise askeri öğrencilerin tarafından İhtilalci Askerler Cemiyeti ile Harbiye Yüksek Mektepler İttihadı ile sivil gençler tarafından Cemiyeti İnkılabiye ve Selameti Umumiye Kulübü kurulmuştur. Ayrıca 1905’te Şam’da Mustafa Kemal tarafından Vatan ve Hürriyet Cemiyeti ile 1906’da Selanik’te Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kurulmuştur (Aydemir, 1970: 268).

İkinci Meşrutiyete giden yolda en etkili yapı hiç kuşkusuz İttihat ve Terakki Fırkasıdır. İttihat ve Terakki Fırkası kadrosu içinde yer alan Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa Osmanlı siyasi tarihinin son dönemlerine etki eden en önemli şahsiyetlerdir. Bu kişilerin düşüncesinde Osmanlı Devletinin bulunduğu badireyi atlatıp eski gücüne kavuşması yer almaktadır. İttihat ve Terakki Fırkası 1908’de Selanik ve Manastır’da başlayan hürriyet hareketi sonunda meşrutiyeti ilan ettirmeyi başarmış ve iktidarı ele geçirmiştir.

İttihat ve Terakki Fırkasına karşı olan diğer siyasal yapılar Hürriyet ve İhtilaf Fırkası etrafında birleşmiştir. Bu dönemde 31 Mart olayı gibi amacı meşrutiyet aleyhine ya da İttihat ve Terakkinin tutum ve davranışlarına yönelik siyasal hareketler olmuştur. Bu siyasal yapıların ve hareketlerin ortak amacı İttihat ve Terakki iktidarını devirmektir. Ancak bu olaylar halk arasında kabul görmemiştir. Merkezin haricinde Çukurova’da çıkan Ermeni karışıklıkları dışında Osmanlı Vilayetlerinde İttihat ve Terakki iktidarına karşı herhangi bir karşı çıkış yaşanmamıştır (Aydemir, 1966: 166).

Enver Paşa yönetimindeki İttihat ve Terakki Fırkası iktidarı döneminde Osmanlı Devleti önce Balkan Savaşı sonrasında ise Birinci Dünya Savaşına girmiştir. İttihat ve Terakki Fırkasının lider kadrosu ülkeye İkinci Meşrutiyetle birlikte hürriyeti kazandırmış ve iktidarı ele geçirmiştir. Bu kadro ülkenin bekasını sağlamak ve eski gücüne kavuşturmak amacıyla yurtdışında çeşitli ittifaklara yönelmiştir. Bu ittifaklar Osmanlı Devletinin bekasını sağlamanın ötesinde ülkeyi tamamen yok etme safhasına getirmiştir.

YAZAR

Doç. Dr. Ali Fuat Gökçe/ Gaziantep Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Iletişim adresi: afgscem@gmail.com

İLETİŞİM


Akademik Kaynak
 

 TR