TR

Ortadoğu’da Uygulanan İktisadi Kalkınma Modellerinin Analizi

  1. Giriş

İktisadi kalkınma kavramının tanımı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. İktisadi kalkınma kavramının zaman içinde az gelişmiş kavramıyla özdeş kullanıldığını görmekteyiz. Bu yüzden iktisadi kalkınmanın tanımı yapıldıktan sonra az gelişmiş kavramı içindeki yeri ile az gelişmişliğin tanımı ve az gelişmişliğin özelliklerinden bahsedilmeye çalışılmıştır.

Ülkeler birbirine benzer beşeri ve doğal kaynaklara sahip olmalarına rağmen, iktisadi kalkınma düzeyleri açısından birbirlerinden farklı oldukları gözlenmektedir. Sanayi devrimi ile birlikte hızla gelişen teknoloji ile beraber aralarındaki farklılık daha da belirginleşmiştir. Gelişmiş ülkelerde bölgelerarası kalkınmışlık seviyeleri arasında farklar bulunmaktadır. Bu yüzden kalkınma sorunu yalnızca az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sorunu olarak görülmemelidir.

Klasik iktisat okuluna göre üretim faktörleri; emek, sermaye, müteşebbis ve doğal kaynaklardır. Ancak üretim faktörleri gelişmişlik düzeyini ve farkın nedenini yeterince net bir şekilde açıklayamamaktadır. Bundan ülkelerin kalkınma seviyelerinin ölçme ve değerlendirmede yalnızca fiziki sermaye birikimine bakmanın yanıltıcı olacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkeler arası gelişmişlik düzeylerinin farklılığı belirgin bir sorun haline gelince iktisadi kalkınmaya verilen önem artmıştır. Gelişmişlik düzeyi farklılığının nedeni ve bu sorunu çözmek adına başta geleneksel sermaye türleri kullanılmaya çalışılmıştır. Geleneksel sermaye türlerinin gelişmişlik düzeyindeki farklılığı çözmesi konusunda yetersiz kalması sonucu araştırmacılar farklı yönelmişler, özellikle sosyal sermaye konusuna dikkatlerini vermişlerdir. Literatürde Sosyal sermaye kavramının birden fazla tanımı mevcuttur. Sebebi sosyal sermayenin disiplinler arası bir niteliğe sahip olmasıdır. Diğer sermaye türlerine göre sosyal sermaye kullandıkça azalmayan ve oluşması maliyetli olmayan bir sermaye türüdür. Bunun sebebi güvene ve sosyal ilişkilere dayanır.

Çalışmada öncelikle belli başlı iktisadi kalkınma ile ilgili görüşler ele alınmış ve iktisadi kalkınmanın bugüne dek süregelen tarihi gelişimi ele alınmıştır. Akabinde Kuveyt, Suudi Arabistan ve İsrail’in günümüz koşullarında ki iktisadi yapıları hakkında bilgiler verilmiştir. Daha sonra bu ülkelerin gelişmişlik düzeyleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir.


  1. İktisadi Kalkınma Modelleri

İktisadi kalkınmanın ortaya çıkmasında en önemli düşünsel gelenekler, aydınlanma düşüncesi ve modernleşme teorisidir. Aydınlanma felsefesi tarihsel, toplumsal ve ekonomik dönüşüme paralel olarak ortaya çıkan; 18. ve 19. yüzyıllarda bilimsel düşünce ile birlikte iktisat bilimini de etkileyen bir düşüncedir. Modernleşme ise sanayileşme, kentleşme ve tarımda teknolojik dönüşümü ifade etmektedir. Toplumların, batı toplumunun izlediği yolu izleyerek modern olacaklarını varsayıyordu.[2]

1.Dünya Savaşı zamanında sömürge imparatorlukları parçalanmış ve çok sayıda ulusal devlet kurulmuştu. Bu devletler için kurtuluş, ekonomik kalkınma ile özdeşleşmiştir.[3]

Dünya ticaretinin hızla arttığı, özellikle gelişmekte olan ülkelerin hızla büyüdüğü ve modern altın çağ olarak nitelendirilen 1950-1970 dönemi, iktisadi kalkınmanın canlılık dönemidir. 1970’lerden itibaren ise iktisadi kalkınmanın gerileme dönemine girdiğini söyleyebiliriz. Üçüncü Dünya’nın birlikteliğinin zayıflaması ve sosyalist bloktaki gelişmeler sonucunda iktisadi kalkınma, küreselleşme ve piyasa çözümlemesi söylemi içinde ülkelerin dünya piyasalarıyla bütünleşmesinin hedeflendiği yeni bir ekonomik düzen içinde yerini almış olacaktı. Bu sayede iktisadi kalkınma terimi bir kez daha anlam değiştirmiş oluyordu.[4]

İktisadi kalkınma ile iktisadi büyüme kavramları birbirlerinden farklıdır. Aralarındaki farklılıklar ise genel olarak şöyledir:

  • Birincisi ülkelerin zengin ya da fakir olmalarıdır. Kalkınma fakir ülkeler için geçerliyken, büyüme zengin ülkeler için geçerlidir.
  • Kalkınma makro, büyüme ise hem makro hem mikro özelliklere sahiptir.
  • Kalkınma eksojen faktörlerin uyardığı bir süreç iken büyüme endojen faktörlerin etkisiyle gerçekleşen bir süreçtir.
  • Kalkınma iktisat politikası, büyüme iktisat teorisi kapsamındadır.[5]

Kapitalist sistemin ilk şekli olan merkantilizm, ulus devletlerin doğup gelişmesi ve milli iktisat politikalarının değişmesine bağlı olarak gelişmiştir. Bu düşünceyi etkileyen gelişmeler Haçlı Savaşları, milli devletlerin kurulması, işçi sınıfının doğması, ticaret ve kentleşme, ticari yolların değişmesi, paranın yaygınlaşması, rönesans ve reform hareketleri olmuştur. Temel ilkeleri ise: ihracatın arttırılması, altın ve gümüşün servet sayılması, sömürgeciliğin önemi, devlet müdahalesi, nüfus artışının gereği, milliyetçi politikalara ağırlık verilmesi ve güçlü merkezi devlet yaklaşımıdır.[6]

Merkantilistlerden sonra gelen Fizyokratlara göre ekonomik faaliyetleri düzenleyen doğal yasalar vardır. Yasaların devlet müdahalesi ile ihlali genel dengeyi bozacak ve iktisadi problemlere neden olacaktır. Üretken olan ve üretimi arttıran tek konu tarım sektörüdür. Esas servet mal üretimiyle elde edilir. Esas olan mal akışıdır. Para servetin dağıtılmasını sağlayan bir araçtır. Devlet müdahalesine karşıdırlar. Bireysel kararlar ile toplumun refahı arasında bağlantı olduğunu ortaya koymuşlardır.[7] Fizyokratlar, Merkantilistler ile Klasikler arasında bir geçiş dönemi düşüncesi olarak değerlendirilebilir.

Klasik okulda karşımıza çıkan ilk isim Adam Smith’tir. Smith’in en önemli kavramlarından biri olan “Görünmez el” yani, ilahi gücün sosyal yaşama yaptığı dolaylı müdahale, insanın tek başına toplumsal uyumu sağlamakta yetersiz olduğu görüşüne dayanmaktadır. [8] Smith bölüşüm konusunu fonksiyonel olarak ele alarak, ekonomik anlamda toplumu üç sınıfa bölmektedir; Toprak sahipleri, işçiler ve kapitalistler. Smith’e göre rant, faiz, kar ve ücretten oluşan üç çeşit gelir vardır. [9] Smith büyüme sürecini incelerken doğal kaynakları zengin bir ülke varsayımından hareket eder. ekonomi geliştikçe ücret haddi ile kar haddi arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Başta kaynaklara göre sermaye stoku az olduğundan kar haddi yüksektir. Bu durum sermaye stokunu yükseltir. Dolayısıyla işgücü talebi artar ve ücretler yükselir. Diğer yandan sermaye stoku yükseldikçe kar haddi azalır. O’na göre sermaye azalan verimler kanununa tabiidir.[10] Smith’in değindiği bir diğer konu işbölümüdür. Ona göre işbölümü ihtisaslaşmayı sağlar. Bu da verimliliği arttırır. Verimlilik yatırımları, yatırımlar ise kalkınmayı sağlar. Kalkınma teorisinde verimliliğin önemine dikkat çeker. Ona göre artan talep ihtisaslaşmaya neden olur. Bu da ekonominin büyüyerek daha verimli olmasını sağlar.[11]

Ricardo’da değişim değeri ile kullanım değeri ayrımı üzerinde durmuştur. Ancak o herhangi bir malın değerine sahip olabilmesi için kullanım değerine de sahip olması gerektiğini söylemiştir. Değişim değeri, üretimde harcanan emek ile kıtlık tarafından belirlenir. Ricardo karşılaştırmalı üstünlükler teorisinde; her ülkenin uluslar arası ticarette karşılaştırmalı olarak daha avantajlı olduğu ürünlerle katılması gerektiğini savunur. Bölüşüm kuramında ise kar ile ücret ters orantılıdır.[12] Ricardo’nun rant kuramına göre ise sanayide artan ya da sabit getiri varsa tarımsal üretimde azalan verimler yasası geçerlidir. Nüfus artışından dolayı gıda maddelerine olan talebin artması, az verimli ve pazara uzak toprakların üretime açılmasına neden olmaktadır. Birim üretim maliyeti daha yüksek fakat malın piyasa fiyatı aynı olacaktır. Verimli topraklarda düşük maliyetle üretim yapan çiftçiler rant elde edeceklerdir.[13] Son olarak Ricardo büyüme konusunu değil uzun dönemde üretim faktörlerinin paylarını yani gelir bölüşümünü incelemiştir. Yüksek kar oranları, sermaye ve tasarruf birikimi şartları altında üretim artışı yaşanacaktır. Kısa dönemde reel ücretler asgari ücretin üzerinde olacaktır. Sonuçta nüfus artar bu da tarım ürünleri talebini arttırır ve üretime teşvik eder. Ekonomi bu şekilde büyümüş olacaktır.[14]

Marx kapitalist sistem üzerinde durmuş ve bunu iki açıdan incelemiştir; öncelikle kapitalizmin insanın insanı sömürmesine neden olan bir sitem olduğunu, ikincisi sömürüye dayanan kapitalizmin, içsel çelişkilerinden dolayı çökmeye mahkum olduğunun kanıtlanmasıdır.[15]

1929 bunalımından sonra gündeme gelen Keynesyen düşünceyi inceleyeceksek olursak; öncelikle üretim artışı için efektif talebi arttıracak politikaları önermiştir. Bu politikalar kamu ve özel kesimin harcamalarını arttırmaktır. Bu durum hem gelir hem de istihdamda artışa neden olacak ve büyüme pozitif yönde etkilenmiş olacaktır.[16]

Keynes yatırımları ve büyümeyi hızlandırmanın temel yollarından biri olan tasarruf artırımına karşı çıkmıştır. Çünkü bu artış ödünç verilebilir fon piyasalarında karışıklığa neden olacaktır. Firmaların satışı ve yatırımında düşüş yaşanacaktır. Dolayısıyla resesyon artacaktır. Keynes’in dikkat çekmek istediği asıl nokta düzenlenmeyen piyasa ekonomisinin talebi sağlayamayacağıdır. Bu yüzden hükümet laissez-faire’den vazgeçmeli, toplam talebi kontrol etmek için para ve maliye politikalarını kullanarak piyasaya müdahale etmelidir.[17]

Bir diğer teoriye değinecek olursak Harrod ve Domar büyüme süreci konusunda Keynes’in teorisinin dinamikleştirilmesini hedeflemişler, bunun içinde çarpan ve hızlandıran ilkelerini kullanmışlardır. Milli gelir (Y), sermaye stoku (K) ve emek (L) arasındaki ilişkiyi analiz etmek için bir model geliştirmişlerdir. Modelin üretim fonksiyonu:[18]

Y= f (K, L)

Modelde milli gelir dengededir ve ex-ante yatırım – tasarruf eşitliği vardır. Model net yatırımın neden olduğu kapasite ve gelir artışını ele alır. Domar’a göre Keynes, yatırımların üretimi arttırıcı etkisini görmezden gelip sadece gelir etkisini incelemiştir. Domar, ekonominin dışa kapalı olduğunu, kamu harcamalarının olmadığını, üretim artışının harcamalara hemen yansıdığını ve tam istihdam denge düzeyinin olduğunu varsaymıştır. Ona göre ekonominin daimi olarak tam istihdamda olabilmesi için gereken büyüme hızına ulaşmanın şartı, yatırımlardan elde edilen gelir artışının kapasite artışına denk olmasıdır. Harrod da gerekli büyüme oranının yanı sıra ‘’doğal büyüme oran’’ ve ‘’fiili büyüme oran’’ kavramlarını dile getirmiştir. Doğal büyüme oranı, tam istihdam büyüme oranını ifade etmek için kullanılır. Fiili büyüme oranı ise toplam üretimin bir dönemdeki artış yüzdesidir. Harrod’a göre ideal olan, doğal büyüme oranı, gerekli büyüme oranı ve fiili büyüme oranının eşit olmasıdır.[19]

Başka bir bakış açısı ise Robert Solow’a aittir. Solow modeli sermaye birikim denkliği ve üretim fonksiyonu olmak üzere iki denklemden oluşmaktadır. Üretim fonksiyonu Y = f (K, L). Girdiler (K ve L) iki katına çıkarılırsa çıktıda (Y) iki kat artacaktır.[20]

Bir diğer görüş olan içsel (endojen) büyüme modellerini ele alacak olursak, öncelikle 1986 senesinde P. M. Romer, K Arrow’un öğrenme fikrinden yararlanarak kendi modelini ortaya koymuştur. [21] Büyümenin temel unsurlarının işleyişi şu şekildedir: sağlık, eğitim ve teknolojiye yapılan harcamalar beşeri sermayeyi akabinde AR-GE faaliyetlerine neden olmaktadır. Bunun sonucunda yeni mamüller bulunmakta, daha etkin üretim yöntemleri geliştirilmekte dolayısıyla ekonomik büyüme yaşanmaktadır.[22] Ayrıca içsel büyüme dış ticaretin serbestleşmesinin olumlu etkiler yaratacağını savunmaktadır. Dış ticaretteki engellerin kaldırılması ve teknoloji sayesinde gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerin sahip olduğu imkanları elde etme şansı yakalayacaklardır. [23]

Başka bir bakış açısı ise Rostow’a aittir. Rostow ekonominin gelişmesi açısından toplumların birbirini takip eden beş aşamadan geçtiğini ifade etmektedir. Bu aşamalar; geleneksel toplum aşaması, kalkınmaya hazırlık dönemi, kalkınma dönemi, olgunluk dönemi ve kitle tüketimi dönemidir. [24]Geleneksel toplum aşamasında tarımsal yapı egemendir. Egemenlik büyük toprak sahiplerinin elindedir. Ekonomi durgun bir yapıdadır. Düşük gelir seviyesi vardır dolayısıyla tasarruf yoktur. Kalkınmaya hazırlık döneminde toplumda ekonomik, siyasal ve kültürel değer yargılarında değişmeler başlamaktadır. Sermaye birikimi hız kazanır. Teknik ilerlemelerin ortaya çıkması ve üretimde kullanılması ile maddi altyapı yaratılmıştır. Kalkınma dönemi, kalkınmanın süreklilik göstermeye başladığı dönemdir. Rostow kalkınma döneminin yaşanması için üretken yatırım oranının yükselmesinin ve modern kesimdeki gelişmelere uygun ve dışsal tasarrufları etkin bir şekilde kullanacak siyasal, sosyal ve kurumsal bir yapının var olması gerektiğini savunur. Kalkınma döneminde devlet artık sosyal refah devletidir. Olgunluk döneminde topluma güvenlik, refah ve boş zaman temini alternatiflerden birisidir. Bu anlamda olgunluk dönemi yeni şeyler vaat etmekle birlikte yine de tehlikeli bir devre olarak kabul edilmektedir. [25]Son olarak kitle tüketimi döneminde hizmetler sektörü ile dayanıklı tüketim malları üreten sektörler ekonominin temel sektörleri durumundadır. Bu aşamada olan ülke; refah devleti, dayanıklı tüketim malları üretimi ve dış politika ile askeri alanda üstünlük sağlamak ve hakim duruma gelmek için üç amaç arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Rostow’a göre bu dönemden sonra ülkelerin nasıl bir yol izleyeceklerini önceden kestirmek mümkün değildir. [26]

Bir diğer teoriye değinecek olursak dengeli kalkınma, piyasa mekanizmasının özellikle az gelişmiş ülkelerin optimal kaynak dağılımını yeterli seviyede gerçekleştiremediği fikri ile ortaya çıkmıştır. Konuyu ilk olarak ele alan kişi Friedrich List olmakla beraber daha geniş kapsamda ele alınması Rosentein-Rodan, Nurkse gibi yazarlar tarafından yapılmıştır.[27] Rodan Doğu ve Güney-Doğu Avrupa’nın dışında kalan az gelişmiş ülkeleri çöküntü bölgeler olarak tanımlamaktadır. Ve bu bölgelerde sanayileşmeyi kalkınmanın temel şartı olarak ileri sürmüştür. Bu bölgelerde tarımda çalışan aşırı nüfus vardır. Bu işgücünün ya sermayenin olduğu yere doğru ya da sermayeyi işgücünün olduğu yere doğru taşınması gerekmektedir. Fakat iki durumda da taşıma maliyetleri çok yüksektir. Rodan’a göre iki çeşit sanayileşme vardır. Birincisi dışa kapalı Rusya modeli. İkincisi ise uluslararası iş bölümüne girerek sanayileşmedir. [28] Nurkse ise, çok sayıda kesime yatırım yapılmasını önermiştir. Model kısır döngülere dayanmaktadır. “Bir ülke fakir olduğu için fakirdir” görüşü Nurkse’ün modelinin başlangıç noktasını oluşturur. Kalkınma ile gelir büyümesini aynı anlamda kullanarak, sermaye oluşumunu kalkınmayı hızlandıracak ana unsur olarak görmüştür.[29]

Bir diğer görüş Hirschman’a aittir. Hirschman dengeli büyüme modelini eleştirmiş ve alternatif olarak, ekonominin kendini besleyen bir büyüme sürecine girmesi için uygulaması gereken düşüncenin, yatırımların sektörler arasında denge gözetilmeksizin gerçekleştirildiği dengesiz büyüme modeli olduğunu ileri sürmüştür. [30] Hirschman’ın modelinin dayandığı iki önemli nokta vardır: Birincisi az gelişmiş ülkelerin madde ve insan kaynağının ortaya çıkarılmaması ve kalkınmaya aktif olarak katılamamasıdır. İkincisi ise büyüme ve kalkınmanın dengesiz bir sürece göre oluşmasıdır. Diğer yandan fakir ülkeler her zaman ekonomik çözümleri seçebilme imkanına sahip değillerdir. Dolayısıyla az gelişmiş ülkelerde kaynakları işletme yeteneği eksiktir.[31]

Bir diğer görüş olan yapısalcı yaklaşıma değinecek olursak, Prebisch merkez ülkelerle kurulan dış ilişkilerin kalkınmayı engelleyen etkilerini ortadan kaldırmak için ithal ikamesine dayalı, içe dönük sanayileşme politikası uygulanması önermektedir. [32]Az gelişmiş ülkelerin sanayilerini mümkün olduğunca kısa zaman içerisinde başlatması gerektiğini savunur. Sebebi dış ticaret haddinde bozulmalar vardır ve her gecikme sanayileşmenin daha zor gerçekleşmesine neden olacaktır.[33]

Son olarak bağımlılık yaklaşımının savunucularından Baran’a göre az gelişmiş ülkelerin hızlı kalkınamamasının sebebi potansiyel ekonomik artığın büyüklüğü ve kullanılma biçimidir. Az gelişmişlik ülkeler gelişmiş ülkelerce sömürülmektedir. Bu durumdan kurtulmanın yolu artığın ülke içinde sanayide kullanılması ve üretim araçları mülkiyetinin toplumsallaştırılmasıdır. Yoksulluktan kurtulmak için ise ekonomiye kapsamlı müdahalelerle devlet kontrollü sanayileşme yönünde ilerlemenin teşvikidir. [34]S. Amin’e göre ise kapitalist dünya sistemi iki kutupludur ve arasında bir entegrasyon vardır. Yapısal olarak birbirine bağımlıdırlar ancak esas olarak çevre merkeze bağımlıdır. Sosyo-ekonomik yapının ortaya çıkmasının sebebi kapitalist ilişkilerin özgün biçimde bu bölgelere nüfuz etmesindendir.[35]


  1. Günümüzde Ortadoğu Bölgesinin Genel İktisadi Yapısı

Ortadoğu’nun nüfusu 1985 senesinde 230.000.000 civarında idi. 1990 senesinde bu sayı 250 milyon civarına ulaşmıştır. Dikkat edilmesi gereken nokta ise nüfusun bölgede dengeli bir şekilde dağılım göstermemesidir. Nüfusun önemli çoğunluğu sanayi merkezlerinde, verimli toprakların bulunduğu akarsu kenarlarında ve kültürel ve tarihi öneme sahip olan şehirlerdedir. Alan olarak küçük ve petrol zengini olan ülkelerde şehirleşme oranı yüksek iken, tarımla uğraşılan geniş topraklara sahip ülkelerde bu oran daha düşüktür.[36]

Ortadoğu’da dış ticaretin dikkat çeken başlıca özellikleri şöyle özetleyebiliriz; petrol bir yana bırakılırsa, Ortadoğu çeşitli tarım ve hayvan ürünleri ile madeni hammadde satar. [37]Ortadoğu dış güçlerin kontrolünden çıkıp bağımsızlığa geçtikten sonra ilk önce uzun zaman boyunca yabancı kuvvetlerin kontrolünde olan üretim faktörlerini millileştirme çalışmalarına başlamıştır. Başta hızlı ve istikrarlı ilerleyen bu süreç, sonraları yavaşlamış ve sona ermiştir. Sonucunda dış kuvvetler ve yabancı sermaye yeniden ve bölgeye sızmayı başarmıştır. Hükümetler petrol harici gelir elde etmek üzere, özel yatırımları teşvik etme konusunda yetersiz kalmışlardır. Petrol gelirlerinin azaldığı dönemlerde sosyo-ekonomik sorunlar artar ve sorunların çözümü zorlaşır. Zira Suudi Arabistan’da petrol fiyatlarındaki 1 dolarlık değişim 2,7 milyarlık kazanca veya kayba neden olmaktadır.[38]

Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi, gelişmekte olan ülkelerin büyüme ve kalkınma oranları ile karşılaştırıldığında Afrika kıtasından sonra en az ilerleme gösteren bölge konumundadır diyebiliriz. Bunun sebebi ekonomik ve siyasi nedenlerdir. Bölgede siyasi istikrarsızlık ve güvenlik problemleri bulunmaktadır. [39]Ortadoğu ülkelerinin gelişme programları milyarlarca doları aşan mali yardımlarla desteklenmektedir. Az gelişmiş ülkelerde gelir seviyesinin düşük olmasından dolayı yerli sermaye teşekkülü çok cepheli gelişme isteklerini karşılayamamaktadır. Hükümetler yatırım faaliyetlerini birkaç yıllık gelişme planı çerçevesinde bütçenin verdiği imkan doğrultusunda yürütmeye çabalamaktadırlar.[40]

Ortadoğu bölgesi enerji kaynaklarından dolayı büyük kuvvetlerin rekabetine ve mücadelesine sahne olmaktadır. I.Dünya Savaşı ile başlayan işgallerin altında yatan ana sebeplerin başında bölgedeki petrol rezervlerinin olduğu bugüne kadar pek çok araştırmada göz ardı edilmiştir.[41]

Arap ekonomisi, kamu hizmetlerinin yetersizliği, zayıf ve adaletsiz vergilendirme sistemi ve ödemeler dengesi açığı..gibi tipik  Üçüncü Dünya ekonomisi olarak tarif edilmektedir. IMF, Dünya Bankası ve özel bankalar, yerel ekonomilerin kapitalizasyonunu hızlandırma şartıyla Arap ülkelerine para veriyordu. Bu şartlar politikaya uygulandığında, Arap ülkelerinde ödeneklerin kesildiği, insanların işsiz kaldığı ve maaşların ödenmediği serbest piyasa ekonomisinin uygulanması gerekiyordu. Bu da karışıklık ve isyana neden oluyordu. Genel resme bakınca (petrol üreticisi olan ülkeler hariç) görülen karşılıklı bağımlılıktan çok bağımlılıktı.[42]

Suudi Arabistan ekonomisine genel olarak bakacak olursak; dünyadaki ispatlanmış petrol rezervinin %20’den fazlasına sahiptir. Ayrıca petrolün birinci sıradaki ihracatçısıdır ve Petrol İhraç Edenler Ülkeler Örgütü’nde lider rolü oynamaktadır. Petrol gelirleri yaklaşık olarak bütçe gelirlerinin %80’ine, ihracat kazanımlarının %90’ına, gayrisafi yurtiçi hasılanın %45’ine tekabül etmektedir. İşsizlik oranı yüksektir. Genç nüfus eğitimsiz olmakla beraber özel sektörün ihtiyacı olan teknik özelliklerden yoksundur. Özellikle yabancı yatırımı çekmek amacıyla 2005 senesinde Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmıştır. 2004-2009 yılları arasında yükselen petrol fiyatları, Suudi Arabistan’a ekonomik krizin üstesinden gelmesi için bol miktarda mali rezerv yapma imkanı tanımıştır. [43]Fakat 2009 senesinden bu yana dar uluslararası kredi ve küresel ekonomik yavaşlama ülkenin büyümesini yavaşlatmıştır.

Genel olarak Kuveyt ekonomisine bakacak olursak; sahil ülkesi olmanın avantajını kullanarak 18. Yüzyılda Ortadoğu ve Hindistan arasında ticaret merkezi olma özelliğini kazanmıştır.[44] 1934 senesinde Gulf Oil (Amerikan şirketi) ve BP (İngiliz şirketi) ile yapılan anlaşma ile Kuveyt’te ki petrol ayrıcalıkları bu şirketler tarafından kurulan Kuwait Oil Company’ye devredilmiştir.[45]Petrolden elde edilen gelir 1952 senesinde yükselmeye başlamış, özellikle 1973 senesinde ki petrol ambargosundan sonra oldukça yüksek bir rakama ulaşmıştır. Bu gelir o dönemde Kuveyt’i finansal bir güç haline getirmiştir.[46] Kuveyt’te özel sektörün ciddi oranda kamu ihalelerine bağlı olması ve kamu harcamalarının yüksek düzeyde gerçekleşmesi ekonominin büyüme trendi göstermesine neden olmaktadır. Ülkede imalat sektörü hemen hemen hiç gelişmemiştir. Hükümet limanların rolünü ön plana çıkararak ülkeyi bölgenin ticaret ve finans merkezi yapmayı hedeflemektedir. Ayıca değişken petrol fiyatlarından dolayı ekonominin dalgalanmasının engellenmesi, petrol dışı gelirlerin arttırılması ve daha fazla Kuveyt vatandaşına iş alanı yaratılması da üzerinde durduğu temel konulardandır.[47]

Genel olarak İsrail ekonomisine bakacak olursak; ekonominin temelleri 1880’li yıllarda Rusların katliamından kaçan Doğu Avrupalı Yahudilerin Filistin’e yerleşmelerine dayanır. Bölgede öncelikle tarıma dayalı komünal ekonomi uygulamışlardır. [48] İngiltere bu yönetimi 14.05.1948 senesinde saat 00.00’de sona erdirmiştir. Fakat aynı gün birkaç saat önce Tel Aviv’de Yahudi Ulusal Konseyi, İsrail Devleti’nin kurulduğunu açıklamıştır.[49] Devletin yapısı karma ekonomidir. Bazı sektörler devlet kontrolündedir. Ayrıca İsrail üretim ve hizmet sektörlerinde en fazla paya sahiptir.[50] Ekonomisinin temel karakteristiği ihracata dayalı büyüme, girişimcilik, yüksek teknoloji sektörünün hızlı gelişimi, ticarete uygun iklim, yatırım ve ar-ge kültürüdür. Bunun dışında İsrail nitelikli işgücü ile AB, EFTA, ABD ve diğer önde gelen ülkeler ve birlikle imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları sayesinde dünya ekonomisindeki yerini sağlamlaştırmıştır.[51] Ülke önemli miktarda tahıl ithal etmektedir. İsrail ekonomisi dışarıdan geniş transfer ödemeleri ve geniş kredilerle kapatılan büyük ticaret açıkları vermektedir.[52]


 

  1. Sonuç

Kalkınma terimi literatürde yeni kullanılan bir kavramdır. Az gelişmiş ülkelerle özdeşleştirilen bu terim büyüme kavramına yeni bir anlam getirmiştir. Bu terimden önce farklı iktisadi düşünceler ile kalkınmanın yapısal değişimine yorumlar yapılmıştır. Temel ekollere baktığımızda karşımıza çıkan ilk isim Smith’tir. Benzer düşünceler Merkantilist ve Fizyokrat ideolojide de karşımıza çıkar. Bu görüş işbölümünde ihtisaslaşmayı dolayısıyla verimliliği arttırmaktadır. Verimlilik yatırımları, yatırımlar da kalkınmayı sağlamaktadır. Artan talebin ihtisaslaşmaya neden olacağını savunurlar. Bu durumda ekonomi büyüyerek daha verimli hale gelecektir. Bir diğer isim Keynes’tir. Onun görüşüne göre ise hükümet para ve maliye politikalarını kullanarak piyasaya müdahale etmelidir. Benzer görüşlere Harrod-Domar’da da rastlarız. Başka bir bakış açısı ise Rostow’a aittir. Rostow ekonominin gelişmesi açısından toplumların birbirini takip eden beş aşamadan geçtiğini ifade etmektedir. Bu aşamalar; geleneksel toplum aşaması, kalkınmaya hazırlık dönemi, kalkınma dönemi, olgunluk dönemi ve kitle tüketimi dönemidir. Bir diğer teori dengeli kalkınmadır. Bu görüşe göre; iki çeşit sanayileşme vardır. Birincisi dışa kapalı Rusya modeli. İkincisi ise uluslararası iş bölümüne girerek sanayileşmedir. Bu görüşü eleştiren Hirschman’a göre ise; ekonominin kendini besleyen bir büyüme sürecine girmesi için uygulaması gereken düşünce, yatırımların sektörler arasında denge gözetilmeden gerçekleştirildiği dengesiz büyüme modeli uygulanmalıdır. Yapısalcı yaklaşım ise merkez ülkelerle kurulan dış ilişkilerin kalkınmayı engelleyen etkilerini ortadan kaldırmak için ithal ikamesine dayalı, içe dönük sanayileşme politikası uygulanması önermektedir. Son olarak bağımlılık yaklaşımına göre az gelişmiş ülkelerin hızlı kalkınamamasının sebebi potansiyel ekonomik artığın büyüklüğü ve kullanılma biçimidir. Bu durumdan kurtulmanın yolu artığın ülke içinde sanayide kullanılması ve üretim araçları mülkiyetinin toplumsallaştırılması ve devlet kontrollü sanayileşme yönünde ilerlemenin teşvikidir.

Zaman içinde yaşanan gelişmeler kalkınma terimini geliştirmiş ve sürdürülebilir kalkınma haline getirmiştir. Bu duruma paralel olarak Birleşmiş Milletler ülkeleri gelişmiş, az gelişmiş ve gelişmekte olan olarak değerlendirmiştir. Bu olumlu sayesinde ülkeler eğitim, sağlık gibi önemli konulara daha fazla önem vermek zorunda kalmışlardır.

Kalkınmanın ilk aşamasında olan ülkelerin stratejisi, sanayinin belli noktalarda kurulup yoğunlaşmasıdır. Literatürde dengesiz kalkınma modeli olarak geçen bu düşünce ülke düzeyinde bölgelerarası dengesizliğe neden olmaktadır. Bu durum kamu idarelerinin müdahale etmesi gereken bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Ortadoğu ülkelerinde son yılların en değerli maddeleri olan petrol ve türevi petrokimyanın çok miktarda bulunması dolayısıyla elde edilen yüksek gelirle halkın refah seviyesini yükseltmiştir. Ancak petrol dışı gelir kanalları ihmal edilmiş dolayısıyla istihdam alanı kısıtlanmıştır. Son zamanlarda petrolün sınırsız bir kaynak olmaması nedeniyle yeni gelir kaynakları arayışına girilmiştir. Bölge nüfusunun önemli miktarını Müslümanlar oluşturmaktadır. Her ne kadar İslam dini eğitime ve sağlığa önem verse de, bölge de durum bundan farklıdır. Bölgenin kalkınması için öncelikle beşeri sermaye geliştirilmeli buna bağlı olarak da savunma sorunlar çözüme ulaştırılmalıdır.


 

Kaynakça

Acar, Y., (2002). İktisadi Büyüme ve Büyüme Modelleri, 4.Baskı, Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Yayın No: 191, Bursa.

Arı, T. (2008). Geçmişten Günümüze Ortadoğu, Mkm Yayıncılık, 4.Basım, Bursa.

Ayhan, V. (2006). İmparatorluk Yolu, Nobel Yayınları, Ankara.

Başkaya, F., (2000). Kalkınma İktisadının Yükselişi ve Düşüşü, İmge Kitabevi, 3.Baskı, Ankara.

Berber, M., (2004). İktisadi Büyüme ve Kalkınma, 3.Baskı, Derya Kitabevi, Trabzon, 2004.

Charles I.Jones, (2001). İktisadi Büyümeye Giriş, çev.Şanlı Ateş, İsmail Tuncer, Literatür Yayınları, İstanbul.

Çağrıalp, E., (2006). Ortadoğu Ülkelerinde Sosyo-Ekonomik Gelişmeler ve Askeri Harcamalar, M.Ü. Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006.

Dursun, D., (2003). “Ortadoğu Neresi? Sübjektif Bir Kavramın Anlam Çerçevesi ve Tarihi”, Stradigma com. Aylık Strateji ve Analiz e-Dergisi, http:www.stradigma.com/turkce/kasim2003/makale_01.html.

Dülgeroğlu, E., (1988). Kalkınma Ekonomisi, Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Yayın No:14, Bursa.

Ersoy, A., (2008). İktisadi Teoriler ve Düşünceler Tarihi, Nobel Yayınları, 3.Basım, Ankara.

İlkin, A., (1988). Kalkınma ve Sanayi Ekonomisi, İstanbul Üniversitesi Yayın No: 3487, İstanbul.

İşgüden, T., Ercan,  F., Türkay, M., (1995). Gelişme İktisadı, Beta Basım, İstanbul.

Kaynak, M., (2009) Kalkınma İktisadı, Gazi Kitabevi, Ankara, 2005.

Michalis, A. (1962). Ortadoğu Kalkınma Meseleleri, çev.İbrahim Demir, Doğuş Matbaası, Ankara.

Orhan, O., Z., ve Erdoğan, S., (2008). İktisada Giriş, 3.Baskı, Palme Yayıncılık, Ankara.

Ölmezoğulları, N., (2003). Ekonomik Sistemler ve Küreselleşen Kapitalizm, 4.Baskı, Ezgi Kitabevi, Bursa.

Özey, R., (1997). Dünya Denkleminde Ortadoğu, Ülkeler-İnsanlar-Sorunlar, Öz Eğitim Yayınları, Konya.

Pappe, I., (2009). Ortadoğu’yu Anlamak, çev. Gül Atmaca, NTV Yayınları, İstanbul.

Savaş, V., F., (1999). İktisadın Tarihi, 3.Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara.

Sloman, J, (2004). Makro İktisat, çev.Ahmet Çakmak, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul.

Şenses, F., (2001) “Gelişme İktisadı ve İktisadi Gelişme:Nereden Nereye?”, Kalkınma İktisadı Yükselişi ve Gerilemesi, Yay. Haz.Fikret Şenses, 2.Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul.

Turanlı, R., (2005). İktisadi Düşünce Tarihi, 3.Baskı, Bilim Teknik Yayınevi, Kitabevi Yayınları, İstanbul.

Tüylüoğlu, Ş., ve Çeştepe, H. (2004). “Kalkınma Teorilerinin Temelleri ve Gelişimi”, Kalkınma Ekonomisi Seçme Konular, ed.Sami TABAN ve Muhsin KAR, Ekin Kitabevi, Bursa.

Uslu, K., (1998), Ortadoğu Ülkelerinin Genel Ekonomik Görünümü, Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırma Merkezi Yayın No:9, Birinci Baskı, İstanbul.

Usta, A. (2006). Büyük Ortadoğu Projesinin Bölge Ekonomilerine Etkisi, M.Ü. Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

Yılmaz, T., Şahin, M., Taştekin, M., (2005)., Ortadoğu Siyasetinde İsrail, Platin Yayınları, Ankara.

https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/sa.html, (Erişim Tarihi; 27.02.2017).

http://www.deik.org.tr/Lists/Bulten/Attachments/127/Kuveyt%20Ulke%20Bulteni%20Nisan%202008_TR.pdf, Kuveyt Ülke Raporu, Nisan 2008. (Erişim Tarihi; 01.02.2017)

http://www.musavirlikler.gov.tr/altdetay.cfm?AltAlanID=368&dil=TR&ulke=IL, İsrail’in Genel Ekonomik Durumu ve Türkiye ile Ekonomik-Ticari İlişkileri, Haziran 2007 Raporu, (Erişim Tarihi:01.02.2017)

[1] Hasan Kalyoncu Üniversitesi S.B.E. İktisat A.B.D. Tezli Yüksek Lisans Öğrencisi

Mail: b.dgn59@gmail.com                Tlf: 0.507 4844759

[2] Tüylüoğlu, Ş., ve Çeştepe, H. (2004). “Kalkınma Teorilerinin Temelleri ve Gelişimi”, Kalkınma Ekonomisi Seçme Konular, ed.Sami TABAN ve Muhsin KAR, Ekin Kitabevi, Bursa, s. 30-31.

[3] Kaynak, M., (2009) Kalkınma İktisadı, Gazi Kitabevi, Ankara, 2005, s. 16-18.

[4] Şenses, F., (2001) “Gelişme İktisadı ve İktisadi Gelişme:Nereden Nereye?”, Kalkınma İktisadı Yükselişi ve Gerilemesi, Yay. Haz.Fikret Şenses, 2.Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 107-114.

[5] Berber, M., (2004). İktisadi Büyüme ve Kalkınma, 3.Baskı, Derya Kitabevi, Trabzon, 2004, s. 9-12.

[6] Ersoy, A., (2008). İktisadi Teoriler ve Düşünceler Tarihi, Nobel Yayınları, 3.Basım, Ankara, s.149-165.

[7]  Ersoy, A., a.g.e., s. 244-245.

[8] Savaş, V., F., (1999). İktisadın Tarihi, 3.Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara, s.259

[9] Turanlı, R., (2005). İktisadi Düşünce Tarihi, 3.Baskı, Bilim Teknik Yayınevi, Kitabevi Yayınları, İstanbul, s. 71-72.

[10] Berber, M., (2004). İktisadi Büyüme ve Kalkınma, 3.Baskı, Derya Kitabevi, Trabzon, 2004, s. 47.

[11] Dülgeroğlu, E., (1988). Kalkınma Ekonomisi, Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Yayın No:14, Bursa, s.32.

[12] Ölmezoğulları, N., (2003). Ekonomik Sistemler ve Küreselleşen Kapitalizm, 4.Baskı, Ezgi Kitabevi, Bursa, s. 58-60.

[13] Ersoy, A., (2008). İktisadi Teoriler ve Düşünceler Tarihi, Nobel Yayınları, 3.Basım, Ankara, s. 334.

[14] Berber, M., (2004). İktisadi Büyüme ve Kalkınma, 3.Baskı, Derya Kitabevi, Trabzon, 2004, s. 63.

[15] Ölmezoğulları, N., a.g.e., s. 144.

[16] Orhan, O., Z., ve Erdoğan, S., (2008). İktisada Giriş, 3.Baskı, Palme Yayıncılık, Ankara, s. 574.

[17] Sloman, J, (2004). Makro İktisat, çev.Ahmet Çakmak, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul, s. 114-117.

[18] Orhan, O., Z., ve Erdoğan, S., (2008). İktisada Giriş, 3.Baskı, Palme Yayıncılık, Ankara, s. 574.

[19] Orhan, O., Z., ve Erdoğan, S., a.g.e., s. 574-578.

[20] Charles I.Jones, (2001). İktisadi Büyümeye Giriş, çev.Şanlı Ateş, İsmail Tuncer, Literatür Yayınları, İstanbul, s. 20-25.

[21] Acar, Y., (2002). İktisadi Büyüme ve Büyüme Modelleri, 4.Baskı, Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Yayın No: 191, Bursa, s. 127.

[22] Berber, M., (2004). İktisadi Büyüme ve Kalkınma, 3.Baskı, Derya Kitabevi, Trabzon, 2004, s. 174-175.

[23]  Acar, Y., a.g.e., s. 129.

[24] Acar, Y., a.g.e., s.93.

[25] Berber, M., (2004). İktisadi Büyüme ve Kalkınma, 3.Baskı, Derya Kitabevi, Trabzon, 2004, s. 322.

[26] Acar, Y., a.g.e., s.97-98.

[27] Acar, Y., a.g.e., s. 99.

[28] İşgüden, T., Ercan,  F., Türkay, M., (1995). Gelişme İktisadı, Beta Basım, İstanbul, s. 141.

[29] Acar, Y., a.g.e., s. 102.

[30] İşgüden, T., Ercan,  F., Türkay, M., (1995). Gelişme İktisadı, Beta Basım, İstanbul, s. 155.

[31] İlkin, A., (1988). Kalkınma ve Sanayi Ekonomisi, İstanbul Üniversitesi Yayın No: 3487, İstanbul, s. 101.

[32] İşgüden, T., Ercan,  F., Türkay, M., (1995). Gelişme İktisadı, Beta Basım, İstanbul, s. 158.

[33]Kaynak, M., (2009) Kalkınma İktisadı, Gazi Kitabevi, Ankara, 2005, s. 110.

[34] Kaynak, M., a.g.e., s. 116-118.

[35] Başkaya, F., (2000). Kalkınma İktisadının Yükselişi ve Düşüşü, İmge Kitabevi, 3.Baskı, Ankara, s. 86-89.

[36] Dursun, D., (2003). “Ortadoğu Neresi? Sübjektif Bir Kavramın Anlam Çerçevesi ve Tarihi”, Stradigma com. Aylık Strateji ve Analiz e-Dergisi, s. 17, http:www.stradigma.com/turkce/kasim2003/makale_01.html.

[37] Özey, R., (1997). Dünya Denkleminde Ortadoğu, Ülkeler-İnsanlar-Sorunlar, Öz Eğitim Yayınları, Konya, s. 93.

[38] Çağrıalp, E., (2006). Ortadoğu Ülkelerinde Sosyo-Ekonomik Gelişmeler ve Askeri Harcamalar, M.Ü. Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006, s. 82.

[39] Usta, A. (2006). Büyük Ortadoğu Projesinin Bölge Ekonomilerine Etkisi, M.Ü. Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s. 48.

[40] Michalis, A. (1962). Ortadoğu Kalkınma Meseleleri, çev.İbrahim Demir, Doğuş Matbaası, Ankara, s. 3.

[41] Ayhan, V. (2006). İmparatorluk Yolu, Nobel Yayınları, Ankara, s. 455.

[42] Pappe, I., (2009). Ortadoğu’yu Anlamak, çev. Gül Atmaca, NTV Yayınları, İstanbul, s. 383-384.

[43] https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/sa.html, (Erişim Tarihi; 27.02.2017).

[44] Arı, T. (2008). Geçmişten Günümüze Ortadoğu, Mkm Yayıncılık, 4.Basım, Bursa, s.488-489.

[45] Arı, T. (2008). Geçmişten Günümüze Ortadoğu, Mkm Yayıncılık, 4.Basım, Bursa, s.490.

[46] https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/sa.html, (Erişim Tarihi:27.02.2017)

[47] Kuveyt Ülke Raporu, Nisan 2008, http://www.deik.org.tr/Lists/Bulten/Attachments/127/Kuveyt%20Ulke%20Bulteni%20Nisan%202008_TR.pdf (Erişim Tarihi; 01.02.2017)

[48] Türel Yılmaz, Mehmet Şahin, Mesut Taştekin, Ortadoğu Siyasetinde İsrail, Platin Yayınları, Ankara, 2005, s.464

[49] Arı, T., a.g.e., s.226-227.

[50] Kamil Uslu, Ortadoğu Ülkelerinin Genel Ekonomik Görünümü, Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırma Merkezi Yayın No:9, Birinci Baskı, İstanbul, Nisan 1998.

[51] İsrail’in Genel Ekonomik Durumu ve Türkiye ile Ekonomik-Ticari İlişkileri, Haziran 2007 Raporu, http://www.musavirlikler.gov.tr/altdetay.cfm?AltAlanID=368&dil=TR&ulke=IL, (Erişim Tarihi:01.02.2017)

[52] https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/sa.html, (Erişim Tarihi:27.02.2017)


AKADEMİK KAYNAK
 

 TR